ABD Nasıl Sihirli Bir Şekilde Para Yaratıyor?: İngilizce çalışma notları
Primal Space
Video özeti: Bu anlatım, parayı takastan dijital bakiyelere, kredilere, tahvillere, enflasyona ve borca kadar izler. Yeni para üretimi destekleyebilir, ancak verimsiz de dağıtılabilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “typed into existence” — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: bir eylemin yeni durum yarattığı sonuç yapısını anlayın; burada dijital para rezervden taşınmaz, tuşlamayla oluşturulur. 2. “as good as gold.” — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: aynı ölçüde güvenilir veya kullanışlı benzetmesini tanıyın ve makbuzların neden altın gibi işlediğini kavrayın. 3. “running low on” — Öbek Fiiller: para, yakıt, zaman, stok veya başka bir kaynağın azalıp yetersiz kalmaya başladığını anlatın.
Bu derste
Every hour of every day, this government facility in Washington DC turns paper into money.
0:00Her günün her saati, Washington DC'deki bu hükümet tesisi kağıdı paraya dönüştürüyor.
In order to: amaç belirtmek
“In order to”, bir eylemin amacını belirtir. Kalıp in order to + fiilin yalın hâli şeklindedir; burada keep fiilinden önce gelir ve makinelerin durmadan çalışmasının amacını açıklar. İfadenin tamamı, amaç bildiren yalın to kullanımının daha açık ve biraz daha resmî bir biçimidir. Burada order kelimesini “emir” veya “sipariş” anlamındaki ayrı bir isim olarak değil, ifadenin parçası olarak anlayın.
Alıştırma
Amacı belirtmek için yukarıda öğretilen üç kelimelik ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ reduce waste, we reuse the boxes.
Cevabı göster
In order to
keep up with demand: devam eden ihtiyaca yetişmek
“Keep up with demand”, insanların sürekli ihtiyaç duyduğu miktar veya hıza yetişecek kadar üretmek ya da hizmet sunmak demektir. Keep up with, büyüyen veya hızla ilerleyen bir şeyle aynı seviyede kalmayı ifade eder. Buradaki demand, sert bir emir değil, ürüne yönelik ihtiyaç anlamındadır. İfade, makinelerin üretiminin bu devam eden ihtiyaca yetişmesi gerektiğini anlatır.
Alıştırma
İngilizce durumu okuyun: A meal-delivery service hires more drivers to keep up with demand. Hizmet ne yapmaya çalışıyor?
- Sipariş veren herkesle iletişimde kalmak.
- Müşterilere teslimat konusunda sert talimatlar vermek.
- Geride kalmadan devam eden siparişleri karşılamak.
Cevabı göster
Geride kalmadan devam eden siparişleri karşılamak.
pumping out more than $500 million into the US economy every day. Öbek fiiller
0:10ABD ekonomisine her gün 500 milyon dolardan fazla para pompalıyor.
pumping out: sürekli olarak büyük miktarlarda üretmek
Burada pumping out, çok büyük bir miktarı sürekli üretip dışarı vermek anlamına gelir. Hızlı ve mekanik biçimde çalışan makineler görüntüsü yaratır; makinelerin gerçekten sıvı pompaladığı anlamına gelmez. Kalıp pump out + ürün veya çıktı şeklindedir. out parçacığı, kaynaktan çıkan şeye dikkat çeker. Bu nedenle fabrika ürünleri, enerji, veri, medya içeriği ve diğer yüksek hacimli çıktılar için yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede pump out, “büyük miktarda bir şeyi hızlı ve tekrarlı biçimde üretmek” anlamında kullanılmıştır?
- The factory pumps out thousands of glass bottles every day.
- The charity pumps money into local schools.
- The mechanic pumps up the bicycle tyre.
Cevabı göster
The factory pumps out thousands of glass bottles every day.
But this is only a tiny fraction of how much money is really made.
0:15Ancak bu, gerçekte ne kadar para üretildiğinin sadece küçük bir kısmı.
and this number currently goes up by more than $4 billion every day.
0:22ve bu rakam şu anda her gün 4 milyar dolardan fazla artıyor.
passing through people, governments, and businesses,
0:34insanlardan, hükümetlerden ve işletmelerden geçti,
all after being simply typed into existence on a computer. Dilbilgisi
0:36tüm bunlar sadece bir bilgisayarda yazılarak var edildikten sonra oldu.
changed hands: bir sahipten veya elde bulundurandan diğerine geçmek
Changed hands, change hands deyiminin geçmiş zaman biçimidir. Para veya bir nesne changes hands olduğunda, genellikle ödeme, satış ya da devir yoluyla bir sahipten veya elde bulundurandan diğerine geçer. Devredilen şey özne olur: it changed hands. Burada countless times, paranın dinleyicinin hesabına ulaşmadan önce birçok kişinin veya kurumun elinden geçtiğini gösterir. İfade, birinin ellerindeki gerçek bir değişikliği değil, sahiplik veya elde bulundurma değişikliğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “bir sahipten diğerine geçti” anlamındaki iki sözcüklü deyimle tamamlayın: Over the next century, the painting ____ several times.
Cevabı göster
changed hands
typed into existence: yazarak bir şeyi var etmek
Bu cümlede typed into existence, “yazma işlemiyle var edilmek” anlamına gelir. Burada fiziksel banknotların basılmasından değil, paranın dijital bir muhasebe kaydı olarak oluşturulmasından söz edilir. Yapı, fiil + nesne + into + sonuç durumu biçimindedir: eylem, nesneyi yeni bir duruma getirir. Buradaki being typed into existence edilgen yapıdadır; bu nedenle yazma işlemini yapan kişi veya kurum belirtilmeden para ve sonuç öne çıkarılır.
Alıştırma
Cümleyi “yazılarak oluşturuldu” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: With a few commands, the new virtual room was ____.
Cevabı göster
typed into existence
We modeled the entire thing to show you how money really works
0:40Paranın gerçekten nasıl çalıştığını size göstermek için tüm süreci modelledik
and how it drives the country, inflates prices,
0:44ve ülkeyi nasıl yönlendirdiğini, fiyatları nasıl şişirdiğini,
puts you in debt: birini borca sokmak
Put someone in debt, “bir kişinin borçlanmasına neden olmak” anlamına gelir. Bu cümlede puts you in debt, para sisteminin bu mali sonucu doğurduğunu söyler. You genel anlamlıdır ve yalnızca videoyu izleyen tek kişiyi değil, genel olarak insanları ifade eder. Yapı, put + kişi + in + durum biçimindedir. Buradaki put ettirgendir: özneyi, kişinin yeni mali durumunun nedeni olarak gösterir; fiziksel olarak bir yere koyma anlamı taşımaz.
Alıştırma
Hangi cümle çatı onarımının ailenin borçlanmasına neden olduğunu söylüyor?
- The roof repair put the family in debt.
- The family paid for the roof repair from their savings.
- The family was in debt before the roof needed repairs.
Cevabı göster
The roof repair put the family in debt.
But in order to fully understand how we got to this point,
0:49Ancak bu noktaya nasıl geldiğimizi tam olarak anlamak için,
If a farmer thousands of years ago needed a new tool,
0:55Binlerce yıl önce bir çiftçinin yeni bir alete ihtiyacı olsaydı,
The farmer didn't have anything to give him in return,
1:02Çiftçinin ona karşılık olarak verecek hiçbir şeyi yoktu,
so instead, they both just agreed that he owed him something in the future.
1:04bu yüzden bunun yerine, ikisi de gelecekte ona bir şey borçlu olduğu konusunda anlaştılar.
his promise of future value was an acceptable form of payment.
1:11gelecekteki değer vaadi kabul edilebilir bir ödeme şekliydi.
the farmer came back and gave him some food from his farm.
1:16çiftçi geri geldi ve ona çiftliğinden biraz yiyecek verdi.
Sure enough: bir beklentinin doğrulandığını belirtmek
Sure enough, daha önceki bir beklentiyi, sözü, tahmini veya şüpheyi doğrulayan bir olayı anlatır. Bu cümlede çiftçinin yiyecekle geri dönmesi, önceki sözünü tuttuğunu gösterir. Bir söylem belirteci olarak hazırlık ile sonucu birbirine bağlar: önce bir şeyi beklemek için neden verilir, ardından sure enough beklenen sonucun gerçekten gerçekleştiğini bildirir. Yaklaşık olarak “beklendiği gibi” veya “tahmin edildiği üzere” anlamına gelir; “yeterince emin” demek değildir.
Alıştırma
Cümleyi okuyun: The shop warned that the popular trainers would sell out quickly. ____, none were left by lunchtime. Sonucun uyarıyla örtüştüğünü en iyi hangi ifade gösterir?
- By the way
- Sure enough
- On the other hand
Cevabı göster
Sure enough
people started to pay using more commonly used items like cattle, grain, and salt.
1:22insanlar sığır, tahıl ve tuz gibi daha yaygın kullanılan öğeleri kullanarak ödeme yapmaya başladı.
but they were hard to come by, and that's what made them valuable. Deyimler
1:29ancak bulmaları zordu ve onları değerli kılan da buydu.
hard to come by: elde edilmesi zor
Hard to come by, bir şey kıt olduğu için onu bulmanın, edinmenin veya temin etmenin zor olması demektir. Bu cümlede mallar değerliydi; çünkü birçok kişinin onlara ihtiyacı vardı ama onları kolayca elde edemiyordu. Buradaki come by, bir yerin yanından geçme hareketini anlatmaz. be hard to come by kalıbının tamamı sınırlı bulunabilirliği anlatır ve nesneler, bilgiler, fırsatlar veya nadir bir beceriye sahip kişiler için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi okuyun: The island has only one weekly delivery, so fresh fruit is often difficult to obtain. Hangi ifade difficult to obtain yerine anlamı değiştirmeden kullanılabilir?
- hard to come by
- hard to get to
- hard to get by
Cevabı göster
hard to come by
The farmer could now buy a tool and pay for it right away
1:32Çiftçi artık bir alet alıp hemen ödemesini yapabilirdi
using a precise amount of grain that seemed like a fair exchange.
1:36adil bir değiş tokuş gibi görünen kesin miktarda tahıl kullanarak.
and both parties would leave with something valuable to them.
1:42ve her iki taraf da kendileri için değerli bir şeyle ayrılırdı.
But eventually, the demand for trade was too much,
1:46Fakat nihayetinde, ticarete olan talep çok fazlaydı,
and paying with a random mix of bulky objects wasn't good enough.
1:49ve hacimli nesnelerin rastgele karışımıyla ödeme yapmak yeterince iyi değildi.
People eventually settled on using metal coins, like gold and silver, Öbek fiiller
1:54İnsanlar sonunda altın ve gümüş gibi metal paralar kullanmaya karar verdi,
since they were small, extremely valuable, and would last forever,
1:58çünkü küçük, son derece değerli ve sonsuza kadar dayanacaklardı,
settled on: son bir seçime varmak
Bu cümlede settled on, “alternatifleri değerlendirdikten sonra sonunda seçmek” anlamındadır. İnsanlar farklı para biçimlerini denemiş veya değerlendirmiş, ardından metal paraları kullanmaya karar vermiştir. Kalıp settle on + isim veya -ing biçimidir. Bir yerde yaşamaya başlamak değil, bir karara varmak vurgulanır. Burada on, seçilen seçeneği tanıtır: using metal coins.
Alıştırma
“Birkaç seçeneği değerlendirdikten sonra sonunda seçmek” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: After comparing three designs, the team ____ the simplest one.
Cevabı göster
settled on
and things were being bought and sold all the way from China to Europe. Kalıp ifadeler
2:07ve Çin'den Avrupa'ya kadar her şey alınıp satılmaya başlandı.
all the way from X to Y: bütün kapsamı vurgulamak
Bu cümlede all the way from China to Europe, ticaretin birbirinden uzak iki uç nokta arasındaki bütün coğrafi alana yayıldığını vurgular. From ... to ... uç noktaları belirler; all the way ise kapsamın eksiksiz ve etkileyici görünmesini sağlar. Aynı all the way from X to Y kalıbı, bir mesafenin, dönemin veya aralığın tamamını vurgulayabilir. Yol tarifi sormak için değil, kapsamı güçlü biçimde belirtmek için kullanılır.
Alıştırma
Kapsamı vurgulayan kalıbı tamamlayın: The cycle path stretches ____ the station ____ the beach.
Cevabı göster
all the way from · to
But traveling with so much gold became heavy and dangerous.
2:11Ancak bu kadar çok altınla seyahat etmek ağır ve tehlikeli hale geldi.
This was when the whole idea of money started to change.
2:15İşte bu, tüm para fikrinin değişmeye başladığı zamandı.
trusted goldsmiths started to take in people's gold coins,
2:20güvenilir kuyumcular insanların altın sikkelerini almaya başladı,
promising to look after them for a small fee. Öbek fiiller
2:24küçük bir ücret karşılığında onlara bakma sözü vererek.
look after: ilgilenmek veya bir şeyi güvende tutmak
Burada look after, bir şeyin sorumluluğunu üstlenip onu güvende tutmak demektir. Kuyumcular yalnızca bir yöne bakmıyor; paraları korumayı kabul ediyorlar. Look after, ardından nesnesi gelen ve ayrılamayan bir öbek fiildir: look after the coins veya look after a child. Nesneyi look ile after arasına koymayın.
Alıştırma
En uygun ifadeyi seçin: “While Sam is away, Priya will ___ his dog and make sure it is safe.”
- look at
- look for
- look after
Cevabı göster
look after
a promise note, that allowed them to retrieve their gold at any time.
2:29altınlarını istedikleri zaman geri almalarını sağlayan bir senet.
was that the customer could go to any goldsmith in any town and claim back that exact amount of gold.
2:35müşterinin herhangi bir kasabadaki herhangi bir kuyumcuya gidip tam olarak o miktarda altını geri talep edebilmesiydi.
intrinsic value: şeyin kendisinden gelen değer
Intrinsic value ifadesinde intrinsic, değerin şeyin kendisine ait olduğu anlamına gelir. Bu ifade, bir söze, simgeye veya başkalarının o nesneyi kabul etmesine bağlı olmayan değeri anlatır. Bu cümlede kâğıt, altın gibi işlev görebilse de kendi malzemesinden kaynaklanan bir değere sahip değildir. Intrinsic value yalnızca yüksek fiyat demek değildir; önemli olan değerin nereden geldiğidir.
Alıştırma
Şeyin kendisinden gelen değer anlamındaki resmî ifadeyi kullanın: “The token works only because the arcade accepts it; the plastic has no ____.”
Cevabı göster
intrinsic value
As good as gold: pratik eşdeğerlik
Burada as good as gold, kâğıdın malzemesini veya görünüşünü anlatmaz. Kâğıdın alışverişte altın kadar güvenilir ve kabul edilir hâle geldiğini belirtir. Daha genel olarak as good as X, pratik eşdeğerliği gösterebilir: İki şey fiziksel olarak farklı olsa da önemli olan amaç için aynı ölçüde etkili olabilir.
Alıştırma
Altyazıdaki cümlede as good as gold ne anlama geliyor?
- Kâğıt, altınla aynı renge ve parlaklığa sahipti.
- Kâğıt altından yapılmıştı.
- Kâğıt, alışverişte altın kadar güvenilir ve kullanılabilirdi.
Cevabı göster
Kâğıt, alışverişte altın kadar güvenilir ve kullanılabilirdi.
that people started simply exchanging them to buy and sell things.
2:49insanlar bir şeyler alıp satmak için sadece onları takas etmeye başladılar.
So convenient that: derece ve sonuç
so convenient that yapısında so, convenient sıfatının derecesini artırır; that ise bu derecenin yol açtığı sonucu tanıtır. Banknotlar, insanların onları doğrudan değiş tokuş etmeye başlamasını sağlayacak kadar kullanışlıydı. Aktarılabilir kalıp so + sıfat/zarf + that + sonuç cümleciği biçimindedir. Önce dereceyi, ardından sonucu sunar.
Alıştırma
Cümleyi so ... that sonuç kalıbıyla tamamlayın: The suitcase was ____ heavy ____ I had to ask for help.
Cevabı göster
so · that
The goldsmiths realized that most people weren't actually coming to retrieve their gold,
2:53Kuyumcular, çoğu insanın aslında altınlarını geri almaya gelmediğini fark ettiler,
and so they started loaning out fake promise notes to customers,
2:57ve bu yüzden müşterilere sahte senetler ödünç vermeye başladılar,
instant money that had to be paid back with interest, Öbek fiiller
3:01faiziyle geri ödenmesi gereken anında para,
paid back: Ödünç alınan parayı geri ödemek
Pay back, ödünç alınmış veya borç olarak kalmış parayı geri vermek demektir. Nesnesi pay back the loan örneğindeki gibi para ya da pay her back örneğindeki gibi alacaklı kişi olabilir. had to be paid back yapısında para eylemden etkilendiği için İngilizcede had to + be + geçmiş zaman ortacı biçimindeki edilgen yapı kullanılır. İfade, hemen kullanılabilen bu paranın faizle geri ödenmesi gerektiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi pay back ifadesinin iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: The bank loan must be ____ by Friday.
Cevabı göster
paid back
This was fake money that didn't actually come out of their gold supply.
3:06Bu, aslında altın stoklarından çıkmayan sahte paraydı.
They'd simply write the customer a fake note that was worth 100 coins,
3:15Müşteriye 100 sikke değerinde sahte bir not yazarlardı,
the customer would spend their money by paying someone for goods,
3:30müşteri parasını mallar için birine ödeyerek harcayacak,
On top of that: Destekleyen ek bir nokta eklemek
On top of that, daha önce verilmiş bilgiye bir olgu daha ekleyen bir bağlama ifadesidir. Yeni olgu genellikle aynı sonucu destekler veya genel savı güçlendirir. Burada önceki bir noktadan sonra ek bir ekonomik etkiyi belirtir. İfadeyi fiziksel bir konum olarak değil, “buna ek olarak” anlamında okuyun.
Alıştırma
Bir planın ucuz olduğunu söylediniz. Hangi cümle bunu destekleyen ikinci bir avantajı doğal biçimde ekler?
- However, it is easy to organize.
- Instead, it is easy to organize.
- On top of that, it is easy to organize.
Cevabı göster
On top of that, it is easy to organize.
This meant that more money was in people's hands than actually existed.
3:43Bu, insanların elinde gerçekte var olandan daha fazla para olduğu anlamına geliyordu.
Koşul bildiren as long as
Burada as long as, “şu koşulla ki” anlamına gelir. Sonucun geçerli olması için yeterli olan bir koşulu belirtir: senet sahiplerinin hepsi senetlerini aynı anda bozdurmazsa sistem işlemeye devam edebilir. Bu, as long as ifadesinin koşul bildiren kullanımıdır; sürenin uzunluğundan söz edilmez. Yeniden kullanılabilen yapı şöyledir: as long as + koşul, sonuç.
Alıştırma
Örnekte As long as ne anlama geliyor?
- Herkes senetleri bozdurmadığı için
- Herkesin senetleri bozdurmadığı tüm süre boyunca
- Herkesin senetleri aynı anda bozdurmaması koşuluyla
Cevabı göster
Herkesin senetleri aynı anda bozdurmaması koşuluyla
cash in: bir şeyi değeri karşılığında bozdurmak
Burada cash in, “mali bir belgeyi temsil ettiği para veya değerle değiştirmek” anlamına gelir. Bu senetler bozdurulabilir vaat belgeleridir; dolayısıyla sahipleri bunları sunup karşılığında altın alabilirdi. Bu kullanımda cash in, ayrılabilen geçişli bir öbek fiildir. İsimle hem cash in the notes hem de cash the notes in kullanılabilir. Zamir, fiil ile parçacığın arasına gelir: cash them in.
Alıştırma
Cümleyi “bozdurmak” anlamındaki hedef öbek fiille tamamlayın: After the game, Leo went to the counter to ____ his winning chips for cash.
Cevabı göster
cash in
replace A with B: eski öğe önce, yeni öğe with'ten sonra
Replace A with B, A'yı kaldırmak, artık kullanmamak ya da B'yi A'nın yerini alan unsur olarak görmek demektir. A asıl öğe, B ise onun yerine geçen öğedir. Bu cümlede goldsmiths eski rolü, banks ise modern rolü temsil eder. Bu kalıp bir if yan cümlesinde benzetme kurabilir: tarihsel parçalar değiştirilir ve modelin hangi modern sistemi anlattığı görülür. Aynı yapı süreçleri, modelleri ve açıklamaları anlatırken de kullanılabilir.
Alıştırma
Eski malzeme olarak butter, yeni malzeme olarak olive oil kullanıp cümleyi tam replace A with B kalıbıyla tamamlayın: To make the sauce dairy-free, ____.
Cevabı göster
replace the butter with olive oil
almost everything is bought and sold digitally.
4:01neredeyse her şey dijital olarak alınıp satılıyor.
But did you know that data brokers buy and sell your own personal data?
4:04Ancak veri komisyoncularının kendi kişisel verilerinizi alıp sattığını biliyor muydunuz?
This could be used against you for things like scams, identity theft, stalking, and harassment.
4:08Bu, dolandırıcılık, kimlik hırsızlığı, gizlice takip ve taciz gibi şeyler için size karşı kullanılabilir.
when marketing agencies get a hold of your data,
4:15pazarlama ajansları verilerinizi ele geçirdiğinde,
they start sending you a never-ending supply of spam.
4:17size bitmek bilmeyen spam göndermeye başlarlar.
The good news is that you have the right to protect and remove your personal info.
4:21İyi haber şu ki, kişisel bilgilerinizi koruma ve silme hakkına sahipsiniz.
All you need to do is sign up with DeleteMe today's sponsor,
4:26Tek yapmanız gereken bugünün sponsoru DeleteMe'ye kaydolmak,
and they start searching and removing your personal details from hundreds of data brokers.
4:29ve yüzlerce veri komisyoncusundan kişisel bilgilerinizi aramaya ve silmeye başlarlar.
DeleteMe will work continually throughout the year to keep your data away from these data brokers.
4:39DeleteMe, verilerinizi bu veri komisyoncularından uzak tutmak için yıl boyunca sürekli olarak çalışacaktır.
They also have a family plan to protect your loved ones from the same problems.
4:44Sevdiklerinizi aynı sorunlardan korumak için bir aile planları da var.
and use the code space at checkout to get 20% off.
4:55ve %20 indirim almak için ödeme sırasında space kodunu kullanın.
When the 17th century goldsmiths started handing out fake money,
4:5917. yüzyıl kuyumcuları sahte para dağıtmaya başladığında,
it had a profound effect on the economy. Kalıp ifadeler
5:03bunun ekonomi üzerinde derin bir etkisi oldu.
a profound effect on: büyük ve geniş kapsamlı bir etki
To have a profound effect on something, bir şeyde çok önemli ve geniş kapsamlı bir değişikliğe yol açmak demektir. Profound, etkinin sıradan veya küçük bir etkiden daha güçlü olduğunu gösterir; bu cümlede etkilenen şey ekonomidir. Dil bilgisi açısından effect, have a profound effect on + isim yapısında bir isimdir. Effect sözcüğünden önce a gelir; on ise etkilenen kişiyi, sistemi veya konuyu tanıtır.
Alıştırma
Hangi cümlede effect ismi büyük bir etkiyi anlatmak için doğru kullanılmıştır?
- The policy had a profound affect on small businesses.
- The policy had a profound effect on small businesses.
- The policy profoundly effect on small businesses.
Cevabı göster
The policy had a profound effect on small businesses.
and so the money that did exist was simply passed around in a cycle
5:08ve bu yüzden var olan para, her bir işlem yapıldığında
Imagine a group of four people who have a total of $100 between them.
5:16Aralarında toplam 100 dolar olan dört kişilik bir grup düşünün.
If person one pays person two for some food,
5:20Eğer birinci kişi yiyecek için ikinci kişiye ödeme yaparsa,
Then person two pays person four for a service,
5:26Sonra ikinci kişi bir hizmet için dördüncü kişiye ödeme yapar,
Note that every time money is passed around, Anlatım akışı
5:31Paranın el değiştirdiği her seferde,
value is made and productivity grows.
5:34değerin yaratıldığına ve üretkenliğin arttığına dikkat edin.
Dikkat yönlendiricisi olarak Note that
Bu cümlede Note that, dikkati yönelten emir biçimli bir söylem işaretidir. Dinleyiciye that sonrasındaki ifadenin akılda tutulması gereken önemli bir nokta olduğunu bildirir; note burada fiildir, yazılı not anlamındaki isim değildir. Ayrıca önemli bir kuralı veya sonucu tanıtarak açıklamayı düzenler. Dinleyiciden bir şeye bakmasını istemez.
Alıştırma
Verilen olgunun açıklamadaki önemli bir nokta olduğunu en iyi hangi cümle belirtir?
- Note that the deadline is based on local time.
- I wrote down the deadline in my notebook.
- Can you see the deadline on the screen?
Cevabı göster
Note that the deadline is based on local time.
the money supply becomes uneven and less people can participate,
5:37para arzı eşitsiz hale gelir ve daha az insan katılabilir,
This system only works if everyone pays each other the exact same amount at the exact same time, Dilbilgisi
5:44Bu sistem ancak herkes aynı anda birbirine tam olarak aynı miktarı öderse çalışır,
Gerekli koşul bildiren only works if
Only works if, if sonrasındaki koşulun gerekli olduğu anlamına gelir: herkes birbirine tam olarak aynı miktarı tam olarak aynı anda ödemezse sistem çalışmaz. Only, works ifadesinin doğru olduğu durumları sınırlar. Bir yöntem, cihaz, plan veya kurala yönelik kesin bir gerekliliği belirtmek için X only works if Y yapısını kullanın. X'in çalışması için Y doğru olmalıdır, ancak Y tek başına X'in çalışmasını garanti etmeyebilir.
Alıştırma
Güvenlik kilidinin çalışması için iki sensörün de gerekli olduğunu söyleyen cümleyi seçin.
- The safety lock works even if both sensors are inactive.
- The safety lock works better if both sensors are active.
- The safety lock only works if both sensors are active.
Cevabı göster
The safety lock only works if both sensors are active.
By adding more money into the system: öznesi belirsiz bir niteleyiciden kaçınmak
By + -ing yapısı, ana cümledeki eylemin hangi yöntemle gerçekleştirildiğini gösterir. Normalde -ing eylemini yaptığı anlaşılan kişi veya şey, ana cümlenin öznesi olmalıdır. Burada ana cümle it speeds up... diye başlar, ancak it, adding eylemini kimin gerçekleştirdiğini açıkça belirtmez. Amaçlanan neden-sonuç ilişkisi anlaşılır olsa da giriş ifadesi öznesi belirsiz, boşta kalan bir niteleyicidir. Özenli yazıda Adding more money into the system speeds up the economy biçimini kullanın veya eylemi yapanı belirtin: By adding more money into the system, we speed up the economy.
Alıştırma
Kontrolü yapan kişi veya grubu ana cümlenin öznesi olarak doğru biçimde gösteren cümle hangisidir?
- By checking the figures twice, it prevented an error.
- By checking the figures twice, the team avoided an error.
- By checking the figures twice, an error was avoided.
Cevabı göster
By checking the figures twice, the team avoided an error.
speeds up: bir süreci hızlandırmak
Speeds up, speed up öbek fiilinin üçüncü tekil kişi biçimidir. Burada geçişli kullanılmıştır: the economy nesnesi, daha hızlı işlemesi veya gelişmesi sağlanan şeydir. Up, öbek fiili oluşturan bir parçacıktır; yukarı yönde hareket anlamına gelmez. Aynı fiil geçişsiz de kullanılabilir: The economy speeds up, ekonominin kendisinin daha hızlı işlemeye veya gelişmeye başladığı anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi, bu notta yer alan ve “bir şeyin daha hızlı gerçekleşmesini sağlamak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The new tool should ____ the approval process.
Cevabı göster
speed up
a constant flow of new money is crucial in our current system.
6:03yeni paranın sürekli akışı mevcut sistemimizde çok önemlidir.
We think of banks as places that store our money and keep it safe, Dilbilgisi
6:09Bankaları paramızı depolayan ve güvende tutan yerler olarak düşünüyoruz,
think of banks as places: bankaları belirli türde yerler olarak görmek
think of A as B yapısında B, A'yı sınıflandırma veya anlama biçimi olarak kullanılır. Burada think of banks as places, bankaların paramızı saklayan ve koruyan yerler olduğu yönündeki yaygın zihinsel resmi sunar. as ile başlayan bölüm A'ya bir rol veya kategori verir; burada as «-dığında» anlamına gelmez. Cümlenin devamı, bu tanıdık görüşün sorgulanacağını belirtir.
Alıştırma
A'nın nasıl anlaşıldığını veya sınıflandırıldığını göstermek için think of A as B kullanan cümleyi seçin.
- We think of teamwork as a shared responsibility.
- We work with our team on the project.
- We think about teamwork before the meeting.
Cevabı göster
We think of teamwork as a shared responsibility.
what's going on: ne oluyor veya gerçek durum nedir
What's going on, ne olduğu veya gerçek durumun ne olduğu anlamına gelir. Bu cümlede that's not really what's going on, az önce belirtilen basit görüşü reddeder ve onun arkasındaki gerçek sürece işaret eder. Bu ifade bir durum hakkında soru sormak için kullanılabilir, ancak burada bir soru değil, bildirimin parçasıdır. Bu ifadede go on, ilerlemek veya devam etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı? "That's not really what's going on," cümlesinde what's going on, ilerlemeyi değil gerçek durumu veya süreci ifade eder.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
be in debt to someone: birine borçlu olmak
Be in debt to someone, “o kişiye veya kuruma para borçlu olmak” demektir. be fiilinden önceki özne borçludur; to’dan sonraki kişi veya kurum ise alacaklıdır. Burada they bankayı ifade eder. Bu nedenle hesap sahibi olarak sana borçlu olan taraf bankadır; senin bankaya borçlu olduğun anlamına gelmez.
Alıştırma
“The company is in debt to its suppliers,” cümlesi için hangi ifade doğrudur?
- Şirket ve tedarikçileri birbirlerine aynı miktarda borçludur.
- Şirket tedarikçilerine para borçludur.
- Tedarikçiler şirkete para borçludur.
Cevabı göster
Şirket tedarikçilerine para borçludur.
The numbers you see in your bank account aren't real wads of cash sitting in a vault. Kelime
6:19Banka hesabınızda gördüğünüz sayılar bir kasada oturan gerçek nakit balyaları değildir.
wads of cash: kalın banknot desteleri
Wad, kalın bir kâğıt destesi veya rulosudur. Wads of cash, birkaç kalın fiziksel banknot destesi anlamına gelir ve çoğu zaman göze çarpan miktarda parayı düşündürür. Cümlede bu canlı ifade, hesapta sayı olarak görünen parayla kasada aynı miktarda banknot destesinin saklandığı yönündeki yanlış görüntüyü karşılaştırır.
Alıştırma
Hangi durum en iyi “wads of cash” olarak tanımlanır?
- Birkaç kalın banknot destesi bir bavula yerleştirilmiştir.
- Bir kavanoz dağınık bozuk paralarla doludur.
- Bir banka uygulaması beş bin sterlinlik bakiye gösterir.
Cevabı göster
Birkaç kalın banknot destesi bir bavula yerleştirilmiştir.
They're simply promise notes showing that the bank owes you money
6:24Bunlar, bankanın size para borçlu olduğunu gösteren basit senetlerdir
the exact same, but in the opposite direction: aynı mekanizma, ters yön
Bu ifade önce yeni durumu öncekiyle aynı çerçeveye yerleştirir: kredide de aynı borçlu-alacaklı ilişkisi vardır. But bir sınırlama getirir; in the opposite direction ise kimin kime borçlu olduğunu tersine çevirir. Burada banka müşteriye değil, müşteri bankaya borçludur. Bu kalıp karşıtlığı kısa ve etkili biçimde düzenler: X is the same, but in the opposite direction aynı mekanizmayı koruyup yönü veya rolleri zihinde tersine çevirmeyi söyler. Durumun hangi kısmının tersine döndüğünü açıkça belirtin.
Alıştırma
Karşılaştırmayı dersteki ifadeyle tamamlayın: The refund follows the exact same process, but ____.
Cevabı göster
in the opposite direction
They simply type new money into your bank account.
6:48Banka hesabınıza yeni parayı basitçe yazarlar.
and that money eventually made its way to the employees of the dealership. Deyimler
7:03ve o para sonunda bayinin çalışanlarına ulaştı.
made its way to: sonunda veya dolaylı biçimde ulaşmak
Made its way to, bir şeyin sonunda bir hedefe ulaştığı anlamına gelir. Burada para, çalışanlara ulaşmadan önce araba satın alma işlemi ve bayi üzerinden geçer. Bu nedenle ifade, tek bir doğrudan aktarımdan çok bir zinciri veya aşamalı süreci vurgular. Make one's way bir kişinin yolculuğunu anlatabilir; ancak its, para, haber veya bir nesne gibi cansız bir öznenin bir yol boyunca ilerliyormuş gibi anlatılmasını sağlar. Bu, paranın kendi başına bilinçli şekilde rota seçtiği veya bulduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki deyimle tamamlayın: After being forwarded twice, the email finally ____ the right department.
Cevabı göster
made its way to
and it continued to create hundreds of new transactions,
7:09ve yüzlerce yeni işlem yaratmaya devam etti,
powering businesses, creating new technologies,
7:12işletmelere güç verdi, yeni teknolojiler yarattı,
All of this value and productivity would never have happened if new money hadn't entered the system. Dilbilgisi
7:16Sisteme yeni para girmeseydi tüm bu değer ve üretkenlik asla gerçekleşmezdi.
would never have happened if ... hadn't entered: gerçekleşmemiş bir geçmiş
Bu, geçmişe yönelik bir karşıt gerçeklik anlatımıdır ve üçüncü koşul cümlesi olarak da adlandırılır. Sisteme yeni para girmediği bir durumu hayal eder ve bu durumda değer ile üretkenliğin ortaya çıkmayacağını söyler. Kalıp, sonuç + would have + geçmiş zaman ortacı ve ardından if + had + geçmiş zaman ortacı biçimindedir. Burada never olumsuz sonucu güçlendirir, hadn't entered ise koşulu olumsuz yapar. Cümle geçmişe yönelik karşıt gerçeklik bildirdiği için yeni paranın aslında sisteme girdiğini ve sonuçların gerçekleştiğini ima eder.
Alıştırma
Geçmişe yönelik karşıt gerçeklik cümlesini find ve share ile tamamlayın. Sonuç bölümünde never kullanın ve if yan cümlesini olumsuz yapın: The hikers ____ the trail if Lena ____ the map.
Cevabı göster
would never have found · hadn't shared
The problem is that productivity doesn't necessarily increase when we create new money, Dilbilgisi
7:22Sorun şu ki, yeni para yarattığımızda üretkenlik illa ki artmaz,
doesn't necessarily increase: kesinliği reddetmek
Doesn't necessarily increase, artışın mümkün olduğunu ancak garanti olmadığını belirtir. Olumsuzluk doğrudan increase sözcüğüne değil, necessarily sözcüğüne uygulanır; yani artışın mutlaka gerçekleşmesi gerektiği iddiasını reddeder. do/does not necessarily + fiil kalıbı, aşırı genellemeyi sınırlayan ihtiyatlı bir ifadedir. Her iki sonuca da yer bıraktığı için bir şeyin does not increase olduğunu doğrudan söylemekten daha zayıf ve temkinlidir.
Alıştırma
Bu cümlede doesn't necessarily increase ne anlama gelir? Productivity doesn't necessarily increase when new money is created.
- Üretkenlik artabilir ancak artış garanti değildir.
- Üretkenlik her seferinde mutlaka artmalıdır.
- Üretkenlik kesinlikle artmaz.
Cevabı göster
Üretkenlik artabilir ancak artış garanti değildir.
since there is more competition for fewer goods.
7:37çünkü daha az mal için daha fazla rekabet vardır.
fewer goods: çoğul sayılabilen isimlerle fewer
Fewer, tek tek sayılabilen şeylerin sayısının daha az olduğunu belirtmek için kullanılır. fewer goods ifadesinde goods çoğul sayılabilen bir isimdir; bu nedenle ifade, ürün sayısının daha az olduğu anlamına gelir. fewer + çoğul sayılabilen isim kalıbını kullanın: fewer people, fewer attempts, fewer mistakes.
Alıştırma
Sayılabilen şeylerin sayısının daha az olduğunu belirten standart karşılaştırma sözcüğüyle cümleyi tamamlayın: After the update, the app had ____ errors.
Cevabı göster
fewer
banks have to limit how much money they create.
7:41bankalar ne kadar para yaratacaklarını sınırlamak zorundadır.
they could only lend out a portion of the actual cash they had in their backup supply.
7:45yedek arzlarında sahip oldukları gerçek nakdin sadece bir kısmını ödünç verebiliyorlardı.
banks have almost complete freedom to create as much money as they like. Dilbilgisi
7:51bankalar istedikleri kadar para yaratma konusunda neredeyse tam bir özgürlüğe sahiptir.
as much money as they like: yan cümlenin belirlediği miktar
as much + sayılamayan isim + as + yan cümle kalıbında miktar, sondaki yan cümlenin belirttiği sınıra göre belirlenir. Burada money sayılamayan bir isimdir ve as they like, miktarı onların seçtiği anlamına gelir. Bu bağlamda miktar, sabit bir dış sınırı yokmuş gibi sunulur. Bu, kelimenin tam anlamıyla sonsuz bir miktar demek değildir; durum içinde seçtikleri herhangi bir miktar demektir.
Alıştırma
İki parçalı miktar yapısını tamamlayın: The workshop gives you ____ clay ____ you need.
Cevabı göster
as much · as
they can simply go to the central bank and ask for more money.
7:57sadece merkez bankasına gidip daha fazla para isteyebilirler.
running low on: bir kaynak yetersiz hâle geliyor
Be running low on + isim, kullanılabilir miktarın azaldığını ve yakında yetersiz kalabileceğini belirtir. Bu cümlede bankaların hâlâ bir miktar yedek parası vardır, ancak rezervleri azalmaktadır. Yapı be + running low on + kaynak şeklindedir; We are running low on time. buna bir örnektir. Kaynağın tamamen bittiğini değil, yakında yetersiz kalacağını anlatır.
Alıştırma
Hâlâ biraz yakıt var, ancak miktarı azalıyor. Hangi cümle uygundur?
- We are running fuel low.
- We are running low on fuel.
- We have run out of fuel.
Cevabı göster
We are running low on fuel.
which is essentially a loan that provides a steady income.
8:07bu aslında sabit bir gelir sağlayan bir kredidir.
Bond: yatırımcılara satılan devlet borçlanma aracı
Burada bond, bir hükümetin ihraç ettiği borçlanma aracını ifade eder. Yatırımcının tahvili satın alması, hükümete borç para vermesi demektir; karşılığında yatırımcı faiz veya üzerinde anlaşılmış başka bir getiri ile tahvil şartlarına göre anaparanın geri ödenmesini bekler. Buna "esasen bir kredi" demek yararlı bir basitleştirmedir, ancak tahvil çoğu zaman alınıp satılabilen resmî bir finansal araçtır. Finans haberlerinde issue a bond hükümetin eylemini, buy veya hold a bond ise yatırımcının eylemini anlatır.
Alıştırma
Finans haberlerinde "The government issued a bond" ne anlama gelir?
- Hükümet başka bir ülkeyle siyasi ittifak kurdu.
- Hükümet borç almak yerine yatırımcılara kısmi mülkiyet sattı.
- Hükümet bir borçlanma aracı satarak yatırımcılardan borç para aldı.
Cevabı göster
Hükümet bir borçlanma aracı satarak yatırımcılardan borç para aldı.
Banks, corporations, and foreign countries buy these bonds from the US government,
8:10Bankalar, şirketler ve yabancı ülkeler bu tahvilleri ABD hükümetinden satın alır,
and this influx of money goes toward the government's budget. Öbek fiiller
8:14ve bu para akışı hükümetin bütçesine gider.
goes toward: bir kaynağın neyi finanse ettiğini göstermek
Bu cümlede goes toward, “gerekli paranın bir parçası olarak kullanılır” veya “finanse edilmesine katkıda bulunur” anlamındadır. Tahvil alımlarından gelen para hükümet bütçesinde kullanılabilir hâle gelir; fiziksel olarak o yöne doğru hareket etmez. X goes toward Y kalıbı bir kaynağı kullanım amacıyla veya gideceği yerle ilişkilendirir. X para, zaman ya da emek olabilir; Y ise bu kaynağın desteklediği masraf, proje veya hedeftir.
Alıştırma
Cümleyi “finanse edilmesine katkıda bulunur” anlamındaki vurgulanan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Part of every ticket sale ____ the school library.
Cevabı göster
goes toward
The government uses this money to pay companies and people,
8:18Hükümet bu parayı şirketlere ve insanlara ödeme yapmak için kullanır,
the US government almost always spends more money than it makes,
8:25ABD hükümeti neredeyse her zaman kazandığından daha fazla para harcar,
so it is constantly in debt to those that buy bonds.
8:29bu nedenle tahvil alanlara sürekli borçludur.
but your tax money wasn't enough to pay for this,
8:41ancak vergi paranız bunu ödemek için yeterli değildi,
and so the government had to create new bonds to receive more money,
8:44ve bu yüzden hükümet daha fazla para almak için yeni tahviller yaratmak zorunda kaldı,
this system of adding more money through debt is how most of the world operates.
8:53borç yoluyla daha fazla para ekleme sistemi, dünyanın büyük bölümünün çalışma şeklidir.
As crazy as it sounds: şaşırtıcı bir noktayı kabul ederek sunmak
As crazy as it sounds, cümlenin başında kullanılan bir ödünleme ifadesidir. Konuşan kişi önce iddianın inanılmaz veya mantıksız görünebileceğini kabul eder, ardından yine de doğru olduğunu söyler. Buradaki as + sıfat + as it sounds kalıbı sıradan bir eşitlik karşılaştırması yapmaz. “Sıfat gibi gelse de” anlamına gelir ve dinleyicinin şüphesini önceden karşılayıp yumuşatmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan ödünleme ifadesiyle tamamlayın: ____, the tiny café became the city's most popular restaurant.
Cevabı göster
As crazy as it sounds
It's just not running anywhere near maximum efficiency. Deyimler
9:01Sadece maksimum verimlilikle hiçbir alakası yok.
not running anywhere near maximum efficiency: azami verimliliğin çok altında çalışmak
Bir ölçütle kullanılan olumsuz not ... anywhere near yapısı, “o ölçüte ulaşmaktan çok uzak olmak” anlamına gelir. Burada anywhere near maximum efficiency, sistemin çalışma biçiminin mümkün olan en yüksek verimliliğe ne kadar yaklaştığını ölçer; olumsuzluk ise hiç yaklaşmadığını belirtir. Running burada ayakla “koşmak” değil, “çalışmak veya işletilmek” anlamındadır. Konuşan kişi sistemin tamamen kötü olduğunu söylemez; mevcut işleyişinin potansiyelinin çok altında kalmasını eleştirir.
Alıştırma
Hangi cümle performansın hedefin biraz değil, çok altında olduğunu açıkça belirtir?
- The new engine is running at slightly less than its target efficiency.
- The new engine is running close to its target efficiency.
- The new engine is not running anywhere near its target efficiency.
Cevabı göster
The new engine is not running anywhere near its target efficiency.
If banks created money for more productive things,
9:04Eğer bankalar işletmeler, eğitim ve altyapı gibi
all of this money going into the system could give us higher returns in the long run. Deyimler
9:11sisteme giren tüm bu para uzun vadede bize daha yüksek getiriler sağlayabilirdi.
in the long run: uzun vadeli sonuç
In the long run, yalnızca hemen gerçekleşenlere değil, “etkiler uzun bir dönem boyunca değerlendirildiğinde” ortaya çıkan sonuca odaklanır. Bu cümlede daha yüksek getiriler, parayı üretken alanlara yönlendirmenin olası uzun vadeli sonucu olarak sunulur. İfade kesin bir süre belirtmez. İlgili dönem konuya göre aylar, yıllar, hatta onlarca yıl olabilir. Ayrıca uzun vadeli bir faydayı kısa vadeli bir maliyet veya gecikmeyle karşılaştırmak için sık kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede in the long run, hemen değil uzun bir dönem boyunca ortaya çıkan bir faydayı anlatır?
- Installing solar panels has been expensive for a long time.
- Installing solar panels costs a lot now, but they can save money in the long run.
- Installing solar panels will save money immediately.
Cevabı göster
Installing solar panels costs a lot now, but they can save money in the long run.
we'll be giving away this space shuttle LEGO set to one lucky winner.
9:23bu uzay mekiği LEGO setini şanslı bir kazanana hediye edeceğiz.
All you need to do is sign up at the link below,
9:27Tek yapmanız gereken aşağıdaki bağlantıdan kaydolmak,
and leave a comment saying which part of the money system shocks you the most.
9:30ve para sisteminin hangi bölümünün sizi en çok şok ettiğini söyleyen bir yorum bırakmak.