Ölümsüz olma şansınız olsaydı, bunu değerlendirir miydiniz? - Sarah Stroud ve Michael Vazquez: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
705 kelime 136 kel/dk

Video özeti: Ölümsüzlük iksiri üzerine kurulu bir düşünce deneyi; öğrenmek, haz almak ve hedeflerin peşinden gitmek için sınırsız zamanı, can sıkıntısı ve kimlik değişimiyle karşılaştırırken, hayata anlam kazandıran şeyin zamanın sınırlılığı olabileceğini sorguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. heat death of the universe. — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: Bu kozmoloji terimini, kullanılabilir enerjinin artık kalmadığı varsayımsal nihai durum olarak anlayabilirsiniz. Böylece “en azından” o ana kadar var olma vaadinin yalnızca çok uzun bir insan ömrünü değil, kavranması neredeyse imkânsız bir zaman ölçeğini anlattığını fark edebilirsiniz. 2. And not only would this be profoundly destabilizing — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Cümle başına getirilen not only ifadesinin devrik yapıyı tetiklediğini ve bu nedenle would sözcüğünün this öznesinden önce geldiğini ayırt edebilirsiniz. Bu resmî kalıbı, bir tartışmaya ciddi bir sonuç ekleyip ardından bağlantılı başka bir sonucu sunarken anlayabilir ve kullanabilirsiniz. 3. temporal scarcity, meaning the lack of time, — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: temporal scarcity ifadesini zamanın sonlu olmasıyla ilgili felsefi bir kavram olarak anlayıp hemen arkasındaki bölümün teknik terimi açıkladığını görebilirsiniz. Böylece sınırlı zamanın insanları öncelik belirlemeye, değerlerini oluşturmaya ve neyin yapılmaya değer olduğuna karar vermeye zorladığı savını doğru yorumlayabilirsiniz.

Bu derste

While cleaning out your eccentric uncle's attic, Öbek fiiller

0:07

Eksantrik amcanızın tavan arasını temizlerken,

Öbek fiiller

cleaning out (clean out): bir alanın içindekileri boşaltmak

cleaning out ifadesindeki clean out, bir yerin içindeki istenmeyen eşyaları çıkararak orayı boş ya da çok daha düzenli hâle getirmek anlamına gelen, nesne alan ve ayrılabilen bir öbek fiildir. out, içindekilerin dışarı çıkarılması sonucunu anlatır; açık havada temizlik yapmak anlamına gelmez. Nesne, temizlenen alanı belirtir: clean out the attic. Nesne bir isimse clean the attic out da denebilir; zamirse araya yerleştirilir: clean it out.

Alıştırma

Cümleyi clean out ve it zamirini kullanarak tamamlayın: This storage room is full of junk, so let's ____.

Cevabı göster

clean it out

you find a chest with a sparkling potion.

0:10

içinde ışıl ışıl parlayan bir iksir olan bir sandık buluyorsunuz.

The attached tag declares drinking this liquid will make you immortal. Notlar

0:14

Üzerindeki etiket, bu sıvıyı içmenin sizi ölümsüz yapacağını ilan ediyor.

Kelime

declares: yazılı bir iddiayı resmî biçimde sunmak

Burada declares, “bir şeyi açık ve resmî biçimde belirtir” anlamındadır. Etiket gerçekten konuşmaz; iddiayı etiketteki yazı dile getirir. says ile karşılaştırıldığında declares, iddiaya daha güçlü, daha resmî veya daha dramatik bir ton verir. Ayrıca iddianın doğru olduğunu kanıtlamadan büyük bir kesinlik izlenimi yaratabilir.

Alıştırma

Yazılı mesajı resmî ve güçlü bir duyuru olarak sunan cümle hangisidir?

  1. The notice says that the area is closed.
  2. The notice declares that the area is closed.
  3. The notice mentions that the area is closed.
Cevabı göster

The notice declares that the area is closed.

Dilbilgisi

make you immortal: make + nesne + sıfat

Bu yan cümlede drinking this liquid, sonucu ortaya çıkaran eylemi belirtir. will make you immortal, make + nesne + sıfat yapısını kullanır: you nesnedir ve immortal eylemin oluşturduğu durumu anlatır. Burada make, 'üretmek' değil, 'bir duruma getirmek' anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle bir sonucu anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını doğru kullanır?

  1. The warm sunlight made the room brightly.
  2. The warm sunlight made the room to be brighter.
  3. The warm sunlight made the room brighter.
Cevabı göster

The warm sunlight made the room brighter.

Your body will be frozen at its current age Kelime

0:20

Vücudunuz şu anki yaşınızda dondurulacak

Kelime

be frozen at its current age: değişmesi duran bir durum

Burada be frozen, 'artık değişmeyecek şekilde sabitlenmek' anlamındadır. Vücut gerçekten buza dönüştürülmez. at its current age, değişimin durduğu noktayı belirtir. İfade bütünüyle, vücudun yaşının aynı kalacağını anlatır.

Alıştırma

Burada be frozen at its current age ne anlama gelir?

  1. Vücut hızla gençleşecek.
  2. Vücudun yaşı değişmeyi bırakacak.
  3. Vücut fiziksel olarak buz içinde tutulacak.
Cevabı göster

Vücudun yaşı değişmeyi bırakacak.

and you'll become immune to disease and serious injuries. Kalıp ifadeler

0:23

ve hastalıklara, ciddi yaralanmalara karşı bağışıklık kazanacaksınız.

Kalıp ifadeler

immune to disease and serious injuries: immune to kalıbı

Immune to + isim, bir şeyden etkilenmemek veya ona karşı duyarlı olmamak anlamına gelir. Bu hayalî iddiada become immune to disease and serious injuries, vücudun artık hastalıklar veya ciddi yaralanmalar nedeniyle zarar görmeyeceğini anlatır. To edatı, be/become immune to something kalıbının bir parçasıdır. Ardından immune to being criticized örneğindeki gibi bir ulaç da gelebilir.

Alıştırma

Sabit eşdizimi doğru edatla tamamlayın: Some tomato plants are naturally immune ____ this disease.

Cevabı göster

to

These effects would be final and irreversible, Kalıp ifadeler

0:28

Bu etkiler kesin ve geri döndürülemez olacak,

Kalıp ifadeler

final and irreversible: kesinleşmiş ve değiştirilemez bir sonuç

Final and irreversible, aynı etkileri anlatan iki sıfatı birleştirir. Final, sonucun kesinleştiğini; irreversible ise tersine çevrilemeyeceğini veya önceki durumuna döndürülemeyeceğini belirtir. Bu sözcükler birlikte, geri dönüş olmadığını anlatan güçlü bir uyarı oluşturur. Irreversible, bir değişikliğin ne kadar ciddi ya da fark edilir olduğunu değil, geri alınıp alınamayacağını anlatır.

Alıştırma

Irreversible sözcüğünü en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Değişiklik ciddi ama geçicidir.
  2. Değişikliği fark etmek zordur.
  3. Değişiklik geri alınamaz.
Cevabı göster

Değişiklik geri alınamaz.

guaranteeing your existence

0:31

varlığınızı garanti altına alacak

at least until the heat death of the universe. Kültür

0:33

en azından evrenin ısı ölümüne kadar.

Kültür

evrenin ısıl ölümü: hayal edilemeyecek kadar uzak bir son nokta

Evrenin ısıl ölümü, son derece uzak bir gelecekte evrende yeni etkinlikleri sürdürecek kullanılabilir enerjinin neredeyse hiç kalmayacağı öne sürülen bir durumdur. Bu cümlede ifade, esas olarak hayal edilmesi zor derecede uzak bir zamanı belirtir. “En azından o zamana kadar” demek süreyi abartır ve “neredeyse sonsuza kadar” anlamını verir.

Alıştırma

Bu cümlede the heat death of the universe esas olarak neyi vurguluyor?

  1. Evrenin geleceğinde, hayal edilemeyecek kadar uzak bir son nokta
  2. Uzayın ısındığı kısa bir dönem
  3. Sıcak bir günün sonu
Cevabı göster

Evrenin geleceğinde, hayal edilemeyecek kadar uzak bir son nokta

So, the instructions are clear.

0:36

Yani, talimatlar açık.

The only question is, Anlatım akışı

0:38

Tek soru şu,

do you drink the potion?

0:40

iksiri içecek misiniz?

Anlatım akışı

The only question is: tartışmayı tek bir noktaya odaklamak

The only question is kalıbı, dinleyenlere önceki ayrıntıları bir kenara bırakıp sıradaki soruya odaklanmalarını söyler. Burada iksirle ilgili tüm bilgileri tek bir temel karara indirger: onu içip içmemek. Konuşmada bu kalıbın ardından The only question is, can we afford it? örneğindeki gibi doğrudan bir soru gelebilir. whether ile kurulan dolaylı soru yan cümlesi de yaygındır ve resmî yazıda çoğu zaman daha akıcıdır: The only question is whether we can afford it.

Alıştırma

Bu bölümde The only question is ne işe yarıyor?

  1. Konuşanın hiçbir arka plan bilgisi olmadığını bildirir.
  2. Önceki bilgileri tek bir temel karara indirger.
  3. İlgisiz bir konuya geçer.
Cevabı göster

Önceki bilgileri tek bir temel karara indirger.

Generally, people consider death to be bad. Dilbilgisi

0:43

Genellikle, insanlar ölümü kötü bir şey olarak kabul ederler.

Dilbilgisi

consider death to be bad: consider + nesne + to be + sıfat

consider + nesne + to be + sıfat yapısında nesne, değerlendirilen kişiyi veya şeyi belirtir; to be + sıfat ise değerlendirmeyi verir. Burada death nesnedir ve bad insanların ona yüklediği niteliktir. To be amaç bildirmez. bad ile birlikte nesne tamamlayıcısı olarak çalışır ve insanların death hakkında nasıl bir yargıya vardığını tamamlar. Bu yapı özellikle özenli ve çözümleyici yazılarda yaygındır.

Alıştırma

Resmî yargı yapısı consider + nesne + to be + sıfat ifadesini tamamlayın: Many experts consider the plan ____ unrealistic.

Cevabı göster

to be

So bad, in fact, Dilbilgisi

0:46

Hatta o kadar kötü ki,

that our lives are filled with precautions against it. Kalıp ifadeler

0:47

hayatlarımız ona karşı alınan önlemlerle doludur.

Dilbilgisi

So bad, in fact, that: so + sıfat + that ile sonuç

Temeldeki sonuç yapısı so + sıfat + that yan cümlesidir. So, bad sıfatının derecesini güçlendirir; that yan cümlesi ise bu derecenin sonucunu veya kanıtını gösterir: insanlar hayatlarını önlemlerle doldurur. Bu altyazıda So bad ... önceki ifadenin eksiltili bir devamıdır; önceki özne ve bağlayıcı düşünce bağlamdan anlaşılır. In fact, vurgu yapan bir ara sözdür. Çıkarıldığında temel so bad that yapısı kalır. Buradaki that bir sonuç yan cümlesi başlatır, ilgi cümlesi değil.

Alıştırma

Sonuç yapısını tamamlayın: The backpack was ____ heavy, in fact, ____ I had to leave some books at home.

Cevabı göster

so · that

Kalıp ifadeler

filled with precautions against: bağlantılı iki kalıbın birleşimi

Be filled with + isim, “bir şeyle dolu olmak” veya “bir şeyden çok miktarda içermek” anlamına gelir. Burada precautions bu kalıbın içindeki isimdir. Precautions against + isim, bir tehlikeye veya soruna karşı korunmak için alınan önlemleri belirtir. Bu cümlede it, death sözcüğüne gönderme yapar; dolayısıyla tüm ifade, hayatlarımızda bizi ölümden korumaya yönelik birçok önlem bulunduğunu söyler.

Alıştırma

İki edatı doldurun: The guide is filled ____ precautions ____ extreme heat.

Cevabı göster

with · against

We often avoid overtly dangerous activities

0:51

Çoğu zaman açıkça tehlikeli aktivitelerden kaçınırız

and we willingly accept inconveniences Kalıp ifadeler

0:54

ve seve seve rahatsızlıklara katlanırız

to further reduce our chances of dying. Kalıp ifadeler

0:57

ölme ihtimalimizi daha da azaltmak için.

Kalıp ifadeler

willingly accept inconveniences to further reduce: gönüllü seçim ve amaç

Willingly accept inconveniences, zorluklara veya ek çabaya katlanmayı bilinçli olarak seçmek demektir. Burada accept, “bir daveti kabul etmek” değil, “bir yükü üstlenmeyi kabul etmek” anlamındadır; willingly seçimin gönüllü olduğunu gösterir, rahatsızlığın hoş olduğu anlamına gelmez. to ile kurulan mastar, bu seçimin amacını belirtir. Further, reduce fiilini niteler ve genellikle belirli bir azalma zaten gerçekleşmişken veya beklenirken “ek olarak azaltmak” anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıbın iki bölümüyle tamamlayın: Hospital visitors ____ small inconveniences to ____ the risk of infection.

Cevabı göster

willingly accept · further reduce

Kalıp ifadeler

reduce our chances of dying: chances of + -ing ile olasılık anlatımı

reduce our chances of dying ifadesinde chances, yararlanılabilecek uygun fırsatlar değil, olasılık anlamına gelir. İfade, ölmenin daha düşük bir olasılık hâline geldiğini anlatır. Aktarılabilir kalıp reduce someone's chances of + isim veya -ing biçimidir. İyelik sözcüğü kimin olasılığının değiştiğini gösterir; of ise olayı tanıtır. Olayın daha olası hâle geldiğini belirtmek için reduce yerine increase kullanılabilir.

Alıştırma

Olasılık kalıbını tamamlayın: Wearing a helmet can reduce your chances ____ getting hurt.

Cevabı göster

of

But if you were immortal, Dilbilgisi

1:00

Ancak ölümsüz olsaydınız,

you could live as dangerously as you like. Dilbilgisi

1:02

istediğiniz kadar tehlikeli yaşayabilirdiniz.

Dilbilgisi

if you were ..., you could ...: gerçek dışı bir şimdiki zaman koşulu

if you were ..., you could ... kalıbı, hayal edilen bir şimdiki zaman durumunu ve bu hayalî dünyadaki olası bir sonucu sunar. Were biçim olarak geçmiş zamandadır, ancak burada geçmiş zamanı anlatmaz; şimdiki gerçeklikle arasına mesafe koyar. Bu cümlede ölümsüz olmak bir düşünce deneyidir; dinleyicinin gerçekten ölümsüz olduğu iddia edilmez. Yapı if + geçmiş zaman biçimi, ... could + fiilin yalın biçimidir. Özenli standart İngilizcede bu gerçek dışı kalıpta I, he, she ve it ile de were yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Standart gerçek dışı şimdiki zaman koşulunu tamamlayın. Yetenek belirten bir kiplik kullanın: If I ____ invisible, I ____ explore the museum unseen.

Cevabı göster

were · could

Dilbilgisi

as dangerously as you like: dereceyi özgürce seçmek

As dangerously as you like, kişinin dereceyi özgürce seçebildiğini anlatan as + zarf + as you like kalıbını kullanır. Burada dangerously, live eyleminin nasıl yapıldığını belirtir ve bu yaşam biçiminin ne kadar tehlikeli olabileceğine dair sabit bir sınır olmadığını anlatır. Bu kalıpta like, bir şeyi beğenmek değil, istemek veya dilemek anlamındadır. Aynı kalıp başka bir eylemin derecesinin özgürce seçilebildiğini de gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak as + zarf + as you like kalıbıyla tamamlayın: You can walk ____.

Cevabı göster

as slowly as you like

You could pursue any goal on as long a timeline as you need. Dilbilgisi

1:05

İstediğiniz kadar uzun bir zaman diliminde herhangi bir hedefi kovalayabilirdiniz.

Dilbilgisi

as long a timeline as you need: sıfatın a önünde kullanılması

As long a timeline as you need, as + sıfat + a/an + tekil sayılabilen isim + as + yan cümle kalıbını izler. Zaman planının gerektiği ölçüde uzun olabileceğini belirtir. Bu yapıda long, timeline sözcüğünü niteler; ancak artikel sıfattan sonra gelir: as long a timeline. Bu, normal isim öbeği sırası olan a long timeline biçiminden farklıdır. Dereceyi ihtiyaçla bağlamak için ikinci as korunmalıdır.

Alıştırma

Resmî as + sıfat + a + isim + as kalıbını tamamlayın: It was ____ we expected.

Cevabı göster

as difficult a task as

You'd be free to enjoy a boundless horizon Notlar

1:10

Sınır tanımayan bir ufkun tadını çıkarmakta özgür olurdunuz

Kalıp ifadeler

You'd be free to enjoy: be free to + fiil

You'd, you would ifadesinin kısaltmasıdır. Buradaki would, varsayımsal bir koşulu sürdürür: o durumda bir şeyin tadını çıkarma fırsatın olurdu. Be free to + fiilin yalın hâli, hiçbir kuralın, sorumluluğun veya engelin eylemi önlemediğini anlatır. Bu cümlede free, kısıtlama olmadan hareket edebilmek demektir; keyif alınan şeyin ücretsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be free to + fiil yapısıyla tamamlayın: After you finish your chores, you'll be ____ enjoy the rest of the day.

Cevabı göster

free to

of exploration,

1:13

keşfetmenin,

pleasure, fulfillment, and novelty,

1:14

zevkin, tatminin ve yeniliğin ufku,

Deyimler

a boundless horizon of exploration, pleasure, fulfillment, and novelty: sınırsız bir deneyim ufku

Bu cümlede horizon, gökyüzüyle yeryüzünün birleşiyor gibi göründüğü gerçek çizgiyi değil, geleceğin sunabileceği deneyimlerin kapsamını anlatan bir benzetmedir. Boundless, bu kapsamın sonu yokmuş gibi hissedilmesini sağlar. Of ile başlayan ifade, hayal edilen geleceği dolduran şeyleri sıralar: exploration, pleasure, fulfillment ve novelty; yani keşif, haz, tatmin ve yenilik. Bu liste, sonu olmayan bir yaşamı olası deneyimlerle dolu geniş ve çekici bir alan olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede a boundless horizon ne anlama geliyor?

  1. Gelecekteki deneyimlerin görünüşte sınırsız kapsamı
  2. İnsanların yeni şeyler denemesini engelleyen bir kural
  3. Yeryüzü ile gökyüzü arasındaki çizginin gerçek görüntüsü
Cevabı göster

Gelecekteki deneyimlerin görünüşte sınırsız kapsamı

all without the fear of death hanging over you. Deyimler

1:17

üstelik hepsi ölüm korkusu üzerinizde asılı kalmadan.

Deyimler

the fear of death hanging over you: süren psikolojik baskı

Bu ifadede the fear of death, üzerinizde asılı duran bir şey gibi tasvir edilir. Mecazi anlamda hang over someone, bir tehdit ya da kaygının varlığını sürdürmesi ve kişinin düşüncelerini veya seçimlerini etkilemesi demektir. hanging over you biçimindeki -ing öbeği fear sözcüğünü niteler. Gerçekten birinin üstünde asılı duran fiziksel bir nesneyi değil, devam eden psikolojik baskıyı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için hang over ifadesinin -ing biçimini kullanın: I couldn't relax with the final exam ____ me.

Cevabı göster

hanging over

Despite this, Anlatım akışı

1:22

Buna rağmen,

Anlatım akışı

Despite this: karşıtlığa geçmeden önce bir noktayı kabul etmek

Buradaki this, hemen önce anlatılan ölümsüzlüğün yararlarına gönderme yapar. Despite this bu yararları kabul eder ve konuşmacının, dinleyicinin bekleyebileceği sonuca ters düşen bir fikir sunmak üzere olduğunu belirtir. Dil bilgisi bakımından despite bir edattır ve this onun nesnesidir. Bu ifade düşüncenin akışını düzenler, ancak karşıt görüşü tek başına vermez; o görüş virgülden sonra gelir.

Alıştırma

Despite sözcüğünün doğru kullanıldığı cümleyi seçin.

  1. Despite of the heavy rain, the match continued.
  2. Despite the heavy rain, the match continued.
  3. Despite it was raining heavily, the match continued.
Cevabı göster

Despite the heavy rain, the match continued.

British ethicist Bernard Williams

1:23

İngiliz etik uzmanı Bernard Williams

thinks there are plenty of reasons not to drink. Kalıp ifadeler

1:26

içmemek için birçok neden olduğunu düşünüyor.

Kalıp ifadeler

plenty of reasons not to drink: bir eylemi yapmamak için birçok neden

Burada plenty of reasons “birçok neden” anlamına gelir; not to drink ise bu nedenlerin neyi desteklediğini, yani içmemeyi, gösterir. Mastar grubu reasons sözcüğünü niteler; dinleyiciye yöneltilmiş ayrı bir emir değildir. Birden fazla değerlendirme bir eylemin yapılmaması gerektiğini gösterdiğinde plenty of reasons not to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanabilirsiniz. Bu kalıp tavsiye, risk analizi ve gerekçelendirme için uygundur.

Alıştırma

Teklifi reddetmeyi destekleyen birçok neden olduğunu anlatmak için cümleyi tamamlayın. plenty of reasons not to ve accept fiilini kullanın: There are ____ the offer today.

Cevabı göster

plenty of reasons not to accept

Most notably, Anlatım akışı

1:29

En önemlisi,

Anlatım akışı

Most notably: en dikkat çekici noktayı vurgulamak

Most notably, daha geniş bir bilgi grubundan bir öğeyi seçip onu en önemli veya en dikkat çekici öğe olarak gösteren bir söylem belirtecidir. Burada, sıradaki nedenin özel ilgiye değer olduğunu belirtir. Dinleyici için bilgiler arasında önem sırası kurar: Konuşan kişi yalnızca başka bir nokta eklemez, diğerlerinden ayrılan noktayı vurgular.

Alıştırma

Bir okulda çeşitli iyileştirmeler yapıldı ve yeni fen laboratuvarı bunların en büyüğüydü. Hangi cümle bunu en iyi şekilde vurgular?

  1. Most notably, the school opened a new science lab.
  2. For example, the school opened a new science lab.
  3. Meanwhile, the school opened a new science lab.
Cevabı göster

Most notably, the school opened a new science lab.

because an immortal life would be unbearably boring. Kalıp ifadeler

1:30

ölümsüz bir hayatın dayanılmaz derecede sıkıcı olacağından dolayı.

Kalıp ifadeler

unbearably boring: dayanma sınırını aşan sıkıcılık

Unbearably, “dayanılması imkânsız ya da son derece zor bir derecede” anlamına gelen bir derece zarfıdır. boring sıfatının derecesini artırır; bu nedenle unbearably boring, simply very boring ifadesinden çok daha güçlüdür ve sıkıntının katlanılmaz olduğunu anlatır. Yeniden kullanılabilen yapı unbearably + sıfat biçimindedir. Genellikle unbearably hot veya unbearably painful örneklerinde olduğu gibi aşırı ve rahatsız edici bir niteliği vurgular.

Alıştırma

unbearable sözcüğünü zarf biçimine dönüştürün: By midafternoon, the attic was ____ hot.

Cevabı göster

unbearably

Think of how your favorite things Anlatım akışı

1:35

En sevdiğiniz şeylerin

can become less enjoyable with frequent repetition.

1:37

sık tekrarlarla nasıl daha az keyifli hale gelebileceğini düşünün.

Anlatım akışı

Think of how + yan cümle: dinleyicinin dikkatini yönlendirme

Think of how tam bir yan cümle başlatır ve dinleyiciyi tanıdık bir düzeni veya deneyimi aklına getirmeye çağırır. Burada genel bir düşüncenin günlük deneyimle karşılaştırılarak anlaşılmasına yardımcı olur. Yapı, Think of how + bildirme cümlesi sözcük dizilişindeki yan cümle biçimindedir. Bu yan cümlede bir zarf özneden önce gelebilir: Think of how quickly children learn doğrudur; Think of how quickly do children learn doğru değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, dinleyiciyi bir süreci düşünmeye çağırmak için Think of how ifadesini doğru kullanır?

  1. Think of how quickly can a small plant grow.
  2. Think of how quickly a small plant can grow.
  3. Think of how can a small plant grow quickly.
Cevabı göster

Think of how quickly a small plant can grow.

Your 16th chocolate truffle

1:40

16'ncı çikolatalı trüfünüz

doesn't bring as much pleasure as the first, Dilbilgisi

1:43

size ilki kadar zevk vermez,

Dilbilgisi

doesn't bring as much pleasure as the first: not as much ... as ile daha düşük miktarı karşılaştırma

Doesn't bring as much pleasure as, olumsuz bir fiilin ardından as much + sayılamayan isim + as yapısını kullanır. Öznenin sağladığı miktar veya derecenin karşılaştırılan unsurdan daha düşük olduğunu belirtir. Burada pleasure sayılamayan bir isimdir; bu nedenle many değil, much kullanılır. The first, the first chocolate truffle ifadesinin eksiltili biçimidir. Bağlam açık olduğunda İngilizcede first, second, next veya last sözcüklerinden sonra tekrarlanan isim sık sık söylenmez.

Alıştırma

Devam filminin ilk filmden daha az heyecan verdiğini doğru ifade eden cümle hangisidir?

  1. The sequel didn't bring as many excitement as the first film.
  2. The sequel didn't bring as much excitement as the first film.
  3. The sequel didn't bring as much exciting moments as the first film.
Cevabı göster

The sequel didn't bring as much excitement as the first film.

and you might grow sick of truffles altogether Kalıp ifadeler

1:46

ve trüflerden tamamen iğrenebilirsiniz

if you ate them every day.

1:48

eğer onları her gün yerseniz.

Kalıp ifadeler

might grow sick of truffles: bir şeyden zamanla bıkmak

Might grow sick of truffles, kişinin zamanla trüflerden zevk almamaya ve onlardan bıkmaya başlayabileceği anlamına gelir. Grow burada zaman içinde bir duruma gelmek anlamındaki bağ fiildir; sick of + isim ise bir şeyden bıkmak veya usanmak demektir. Might bunun kesin bir sonuç değil, bir olasılık olduğunu belirtir. Sick of burada mecazidir; fiziksel olarak hastalanmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyden zamanla bıkmak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: You may ____ this game if you play it for hours every day.

Cevabı göster

grow sick of

Following this logic, Anlatım akışı

1:51

Bu mantıktan yola çıkarak,

Anlatım akışı

Following this logic: aynı akıl yürütmeyi sürdürmek

Following this logic, cümle başında kullanılan ve az önce kurulan akıl yürütmenin uygulanmaya devam edeceğini gösteren bir geçiş ifadesidir. Önceki bir ilke ya da benzetmeyi sonraki sonuca bağlar; yeni bir konu açmaz. Burada following, fiziksel olarak bir şeyin arkasından gitmek değil, “uymak” veya “temel almak” anlamındadır. This logic önceki akıl yürütmeye gönderme yapar.

Alıştırma

Öğrenci sayısı az olduğunda öğretmen her öğrenciye daha fazla zaman ayırabilir. Hangi cümle aynı akıl yürütmeyi sürdürür?

  1. By contrast, a smaller class should also allow more individual attention.
  2. Following this logic, a smaller class should also allow more individual attention.
  3. Meanwhile, a smaller class should also allow more individual attention.
Cevabı göster

Following this logic, a smaller class should also allow more individual attention.

Williams argues that repeating the same activities

1:52

Williams aynı aktiviteleri tekrarlamanın

for all eternity would be horribly monotonous. Notlar

1:55

tüm sonsuzluk boyunca korkunç derecede monoton olacağını savunuyor.

Kalıp ifadeler

for all eternity: sonu olmayan bir süre

for all eternity, “sonsuz zamanın tamamı boyunca”, yani “sonsuza dek” anlamına gelir. Yalnızca çok uzun ama sınırlı bir dönemi değil, sonu olmayan bir süreyi anlatır. Bu cümlede aynı etkinliklerin sınırsız biçimde tekrarlanacağını belirtir; bu yüzden etkinlikler tekdüze olarak tanımlanır.

Alıştırma

Bir efsaneye göre bir yemin asla sona ermez. Hangi cümle bu düşünceyi en iyi ifade eder?

  1. The ancient oath bound the kingdom for several years.
  2. The ancient oath will bind the kingdom for all eternity.
  3. The ancient oath may bind the kingdom from time to time.
Cevabı göster

The ancient oath will bind the kingdom for all eternity.

Kelime

be horribly monotonous: değişikliksiz ve rahatsız edici tekrar

Monotonous, aynı biçimde tekrarlanan ve çok az çeşitlilik içeren bir şeyi anlatır. Burada hayal edilen etkinlikler, yeterli değişiklik olmadan sonsuza kadar devam edecektir. Horribly olumsuz değerlendirmeyi güçlendirir. Be horribly monotonous, yalnızca “eğlenceli olmamak” değil, “çok tekrarlı ve değişmez olduğu için son derece rahatsız edici derecede tekdüze olmak” demektir.

Alıştırma

Bir görevin değişiklik olmadan tekrarlanması nedeniyle rahatsız edici olduğunu en doğru biçimde hangi cümle anlatır?

  1. Entering the same data for eight hours was highly flexible.
  2. Entering the same data for eight hours was briefly exciting.
  3. Entering the same data for eight hours was horribly monotonous.
Cevabı göster

Entering the same data for eight hours was horribly monotonous.

On the other hand, Anlatım akışı

2:00

Öte yandan,

Anlatım akışı

On the other hand: karşıt bir yönü tanıtmak

On the other hand, aynı konu hakkında farklı ve karşıt bir değerlendirmeye geçildiğini bildiren bir söylem belirtecidir. Burada Williams’ın itirazından Fischer’ın yanıtına geçişi gösterir. İkinci tarafın ilk tarafla tamamen çelişmesi gerekmez. Önceki düşünceyi dengeleyebilir ya da aynı konuyu farklı değerlendirmek için bir neden ekleyebilir.

Alıştırma

Karşıt bir avantajı tanıtan bu dersteki dört sözcüklü söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: The apartment is small. ____, it is close to my office.

Cevabı göster

On the other hand

philosopher John Martin Fischer

2:01

filozof John Martin Fischer

argues that while some pleasurable experiences do have diminishing returns, Notlar

2:03

bazı zevkli deneyimlerin gerçekten de azalan getirileri olsa da,

Kelime

diminishing returns: giderek küçülen ek yararlar

Diminishing returns, aynı tür girdiyi artırmaya veya bir deneyimi tekrarlamaya devam ettikçe eklenen her miktarın sağladığı ek yararın küçülmesi demektir. İfade ekonomiden gelir, ancak günlük analizlerde de kullanılır. Burada haz duygusunu anlatır: keyifli bir deneyimi tekrarlamak hâlâ iyi hissettirebilir, fakat sonraki tekrar bir öncekinden daha az ek haz verebilir. Bu, bütün yararın ortadan kalktığı veya toplam yararın hemen azaldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Daha fazla zaman eklendikçe ek yararın küçülmesini anlatan iki kelimelik İngilizce terimle cümleyi tamamlayın: After four hours of practice, we began to see ____.

Cevabı göster

diminishing returns

others don't.

2:08

diğerlerinin olmadığını savunuyor.

Dilbilgisi

while some..., others don't: iki grubu karşılaştırma

Burada while zaman ilişkisi değil, karşıtlık kurar. while some..., others... kalıbı daha büyük bir grubu ikiye ayırır: bazı haz verici deneyimlerde belirli bir sonuç görülürken diğerlerinde görülmez. do have içindeki yardımcı fiil do, durumun gerçekten geçerli olduğunu vurgular. others don't içindeki don't, don't have diminishing returns ifadesinin yerini tutar ve aynı sözlerin tekrarlanmasını önler.

Alıştırma

while some..., others don't kalıbını kullanarak karşıtlığı tamamlayın: ____ people enjoy working in silence, ____.

Cevabı göster

While some · others don't

Surely watching a beautiful sunset

2:10

Kesinlikle güzel bir gün batımını izlemek

would remain fresh even after thousands of years. Kalıp ifadeler

2:12

binlerce yıl sonra bile taze kalacaktır.

Kalıp ifadeler

would remain fresh: yeni hissettirmeye devam etmek

Remain + sıfat, öznenin aynı durumda kalmaya devam ettiğini belirtir. Burada would remain fresh, güzel bir gün batımını izleme deneyiminin çok uzun zaman geçtikten sonra bile yeni hissettirmeye devam edeceğini öngörür. Fresh burada mecaz anlamdadır. Yeni yapılmış veya bozulmamış demek değil, hâlâ yeni, canlı ya da ilgi çekici hissettirmek demektir. Would, bu durumun sürmesini hayal edilen koşullarda beklenen bir sonuç olarak sunar.

Alıştırma

Bir hikâyenin birçok kez okunduktan sonra hâlâ yeni hissettirdiğini anlatmak için remain + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The story remains fresh even after many rereadings.
  2. The story remains freshness even after many rereadings.
  3. The story remains freshly even after many rereadings.
Cevabı göster

The story remains fresh even after many rereadings.

And since we already tend to forget things Dilbilgisi

2:16

Ve zaten insan ömrümüz boyunca

in our human lifespan,

2:18

bir şeyleri unutmaya meyilli olduğumuzdan,

Dilbilgisi

since we already tend to forget: genel bir eğilime dayanan neden

Since burada bir neden sunar ve because ya da given that anlamına gelir. İnsanların unutkanlığıyla ilgili yan cümleyi, ardından gelen sonucun dayanağı yapar. Bu cümlede since bir başlangıç zamanı belirtmez. Tend to + fiilin yalın hâli, her seferinde olanı değil, genellikle veya sıkça olanı anlatır. Already, unutma eğiliminin normal bir insan ömrü içinde bile zaten var olduğunu vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle neden belirtmek için since ve genel bir eğilimi anlatmak için tend to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır?

  1. Since people are tend to forget details, written reminders are useful.
  2. Since people tend to forget details, written reminders are useful.
  3. Since people tend forgetting details, written reminders are useful.
Cevabı göster

Since people tend to forget details, written reminders are useful.

it seems reasonable Kalıp ifadeler

2:20

makul görünüyor ki

that after several centuries,

2:21

birkaç yüzyıl sonra,

you could enjoy a previously exhausted experience. Kelime

2:23

daha önce tüketilmiş bir deneyimin keyfini yeniden çıkarabilirsiniz.

Kalıp ifadeler

it seems reasonable that: temkinli bir çıkarım yapmak

it seems reasonable that... kalıbı, ardından gelen that yan cümlesini mevcut gerekçelerin desteklediği bir sonuç olarak sunar. Buradaki it biçimsel öznedir; değerlendirilen asıl düşünce that yan cümlesinde yer alır. Seems, yargıyı kesin olmaktan çıkarıp temkinli hâle getirir. Konuşan kişi sonucun akla yatkın ve tartışmaya açık olduğunu söyler; kanıtlandığını ileri sürmez.

Alıştırma

Hangi cümle temkinli ve dil bilgisi açısından doğru bir çıkarım yapıyor?

  1. It is certain that the repairs might take several days.
  2. It seems reasonable that the repairs will take several days.
  3. It seems reasonably that the repairs will take several days.
Cevabı göster

It seems reasonable that the repairs will take several days.

Kelime

a previously exhausted experience: exhausted sözcüğünün tükenmiş anlamı

Bu ifadede exhausted, tekrarlanma nedeniyle yeniliği veya çekiciliği daha önce tüketilmiş bir deneyimi niteler. Previously bu tükenmiş durumu geçmişe yerleştirir; böylece cümle, deneyimin daha sonra yeniden keyifli hâle gelebileceği olasılığını açık bırakır. Burada exhausted, deneyimi sınırlı bir kaynak gibi ele alan mecazlı bir kullanımdır. Deneyimin kendisinin fiziksel olarak yorgun hissettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede a previously exhausted experience ne anlama geliyor?

  1. kişiyi fiziksel olarak yoran bir deneyim
  2. yeniliği veya çekiciliği daha önce tükenmiş bir deneyim
  3. daha önce hiç yaşanmamış bir deneyim
Cevabı göster

yeniliği veya çekiciliği daha önce tükenmiş bir deneyim

Besides,

2:27

Ayrıca,

even if some pleasures fade, Dilbilgisi

2:28

bazı zevkler solsa bile,

Dilbilgisi

even if some pleasures fade: ödünleme bildiren koşul

Even if, ödünleme bildiren bir koşul getirir: bazı hazların azalması bir olasılık olarak kabul edilir, ancak bu gerçekleşse de gerçekleşmese de ardından gelen ana düşünce geçerliliğini korur. Tekrar kullanılabilecek yapı even if + yan cümle, ana cümle şeklindedir. Burada fade, bir anda tamamen yok olmak değil, giderek zayıflamak veya daha az keyif vermek demektir.

Alıştırma

Yağmur yağsa da yağmasa da planın değişmeyeceğini gösteren iki kelimelik koşul ifadesiyle cümleyi tamamlayın: I'll go for a walk ____ it rains.

Cevabı göster

even if

the pursuit of certain goals could last forever. Kalıp ifadeler

2:30

belirli hedeflerin peşinde koşmak sonsuza dek sürebilir.

Kalıp ifadeler

the pursuit of certain goals: resmî bir isim öbeği

the pursuit of certain goals, belirli hedeflere ulaşmak için sürekli çaba göstermek anlamına gelir. Pursuit, pursue fiilinin isim biçimidir ve yaygın yapı the pursuit of + isim şeklindedir. Bu isim öbeği resmî ve soyut bir anlatıma sahiptir. Hedefin zaten başarılmış olmasına değil, hedefe doğru çalışma sürecine odaklanır; bu nedenle pursuit süren bir şey olarak anlatılabilir.

Alıştırma

Cümleyi pursuit ve onun gerektirdiği edatla tamamlayın: The ____ knowledge can last a lifetime.

Cevabı göster

pursuit of

Fischer and Benjamin Mitchell-Yellin

2:34

Fischer ve Benjamin Mitchell-Yellin

point out that Öbek fiiller

2:36

şuna dikkat çekiyor:

Öbek fiiller

point out that: bir gerçeğe dikkat çekmek

Point out, bir gerçeğe, ayrıntıya veya soruna dikkat çekip onu açık hâle getirmek demektir. Burada Fischer and Benjamin Mitchell-Yellin point out that, yazarların okuyucunun fark etmesini istediği iddiayı getirir. Kalıp point out that + cümlecik şeklindedir. Point fiildir ve zamana ya da özneye göre point out, points out, pointed out biçimlerini alır. İsim nesnesiyle point out the problem veya point the problem out denebilir. Zamir ise point it out örneğindeki gibi mutlaka ortaya gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede bir gerçeği vurgulamak için point out doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The guide pointed at that the road was closed.
  2. The guide said out that the road was closed.
  3. The guide pointed out that the road was closed.
Cevabı göster

The guide pointed out that the road was closed.

even an immortal couldn't read every novel ever written

2:37

bir ölümsüz bile şimdiye kadar yazılmış her romanı okuyamaz

while keeping up with new releases. Öbek fiiller

2:41

bir yandan da yeni çıkanları takip ederken.

Öbek fiiller

while keeping up with new releases: aynı anda yeni çıkanları takip etmek

Keep up with, bir şey değişirken aynı düzeyde kalmak veya güncel durumu takip etmek demektir. Keeping up with new releases, geride kalmamak için yeni yayımlanan kitapları sürekli takip etmek anlamına gelir; kitapların fiziksel olarak arkasından gitmek anlamında değildir. While + -ing, aynı anda gerçekleşen bir etkinlik ekler ve örtük eylemi yapan kişi normalde ana cümlenin öznesiyle aynıdır. Burada keeping up eylemini yapan kişi de an immortal olarak anlaşılır: yeni çıkanları takip ederken bile bu kişi daha önce yazılmış her romanı okuyamazdı.

Alıştırma

Nora'nın çalışırken okulda geride kalmadığını göstermek için cümleyi keep up with ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: Nora worked weekends while ____ her classes.

Cevabı göster

keeping up with

And J.J. Wisnewski imagines an immortal musician

2:44

Ve J.J. Wisnewski ölümsüz bir müzisyen hayal ediyor

who learns all existing instruments Dilbilgisi

2:48

var olan tüm enstrümanları öğrenen

and any new ones that are invented.

2:50

ve yeni icat edilen herhangi bir enstrümanı da.

Dilbilgisi

any new ones that are invented ifadesindeki ones

Burada ones, çoğul instruments isminin yerine geçer; böylece new instruments tekrar edilmez. that are invented sözleri, hangi yeni enstrümanların kastedildiğini açıklayan bir ilgi cümleciği oluşturur. Bu ifade iki grubu birleştirir: hâlihazırda var olan tüm enstrümanlar ve gelecekte icat edilebilecek yeni enstrümanlar. Bu cümlede ones, instruments sözcüğüne gönderme yaptığı için insanları değil, nesneleri anlatır.

Alıştırma

Çoğul devices isminin yerine geçen sözcükle cümleyi tamamlayın: The lab tests all existing devices and any new ____ that are developed.

Cevabı göster

ones

And those are just personal goals. Anlatım akışı

2:53

Ve bunlar sadece kişisel hedefler.

Anlatım akışı

And those are just personal goals: özetleme ve kapsamı genişletme

Those sözcüğü, az önce belirtilen hedeflere gönderme yapar. Just bu hedefleri kişisel düzeyle sınırlar; hedeflerin önemsiz ya da zaten tamamlanmış olduğunu söylemez. Tartışmada bu cümle, kişisel örneklerin listesini kapatır ve tek bir kişinin ötesindeki daha geniş hedeflere geçileceğini bildirir. And bu özeti sonraki bölüme bağlar.

Alıştırma

Bu cümlenin tartışmadaki temel işlevi nedir?

  1. Önceki hedefleri önemsiz oldukları gerekçesiyle reddeder.
  2. Önceki kişisel hedefleri özetler ve daha geniş hedeflere geçişi hazırlar.
  3. Her kişisel hedefin zaten gerçekleştirildiğini söyler.
Cevabı göster

Önceki kişisel hedefleri özetler ve daha geniş hedeflere geçişi hazırlar.

An immortal dedicated to advancing various social causes Kalıp ifadeler

2:55

Çeşitli sosyal amaçları ilerletmeye kendini adamış bir ölümsüz

Kalıp ifadeler

dedicated to advancing: dedicated to + V-ing yapısı

Dedicated to advancing various social causes, an immortal ifadesini niteleyen geçmiş zaman ortacı yapısında bir söz öbeğidir. Dedicated to uzun süreli ve ciddi bir bağlılık anlatır; advancing social causes ise desteklenen toplumsal davaların ilerlemesine yardım etmek demektir. dedicated to + etkinlik yapısında to bir edattır. Bu nedenle ardından bir eylem gelirse -ing biçimi kullanılır: dedicated to advancing; dedicated to advance değil. Yeniden kullanılabilecek kalıp be dedicated to + isim veya V-ing şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için advance fiilinin doğru biçimini kullanın: The organization is dedicated to ____ social causes.

Cevabı göster

advancing

would likely find their hands busy Deyimler

2:58

muhtemelen ellerini oldukça meşgul bulacaktır

navigating a constantly shifting cultural landscape. Deyimler

3:00

sürekli değişen bir kültürel manzarada gezinirken.

Deyimler

find their hands busy navigating: mecazlı biçimde meşgul olmak

find their hands busy navigating ifadesi, kişinin sonunda zor bir durumu yönetmekle meşgul olacağını canlı ve mecazlı biçimde anlatır. Hands kişinin pratik çabasını ve iş yükünü temsil eder; navigating ise gerçekten bir rota izlemek değil, değişen bir ortamla dikkatle başa çıkmak demektir. Yapı find + nesne + tümleç şeklindedir: their hands nesneyi oluşturur, busy onun durumunu açıklar ve navigating çabanın neye harcandığını belirtir. Başka durumlara aktarılabilen anlam, kişinin kendini bir şeyle uğraşırken meşgul bulmasıdır.

Alıştırma

Bu cümlede find their hands busy navigating ne anlama geliyor?

  1. Elleri fiziksel bir navigasyon cihazını kullanırdı.
  2. Karmaşık ve değişen bir durumu yönetmekle meşgul olurlardı.
  3. Değişen kültürel ortamda yapacak hiçbir işleri olmazdı.
Cevabı göster

Karmaşık ve değişen bir durumu yönetmekle meşgul olurlardı.

Deyimler

navigating a constantly shifting cultural landscape: değişen bir kültürel ortamla başa çıkmak

Burada ifade, yolculuk ve arazi üzerinden bir mecaz kurar. Navigating, karmaşık bir durumda dikkatli seçimler yapıp uyum sağlamak demektir; a cultural landscape ise fiziksel bir manzara değil, ortak değerlerin, normların ve eğilimlerin oluşturduğu genel kültürel ortamdır. Constantly shifting, bu ortamın sürekli değiştiğini vurgular; bu yüzden kararların ve davranışların da devamlı ayarlanması gerekir. navigate a changing or shifting X landscape kalıbı, gelişmeye devam eden herhangi bir karmaşık ortamla başa çıkmayı anlatabilir.

Alıştırma

Vurgulanan ifade burada ne anlama geliyor?

  1. Kültürel etkinliklerin yapıldığı yerlerin haritasını çıkarmak
  2. Sürekli değişen sosyal ve kültürel bir ortamla dikkatli biçimde başa çıkmak
  3. Kültürel yapılarla dolu fiziksel bir bölgede yolculuk etmek
Cevabı göster

Sürekli değişen sosyal ve kültürel bir ortamla dikkatli biçimde başa çıkmak

Alternatively, Anlatım akışı

3:04

Alternatif olarak,

Anlatım akışı

Alternatively: başka bir seçenek sunmak

Alternatively, okura sırada başka bir olası açıklama, plan ya da ilerleme yolu bulunduğunu bildirir. Cümle zarfı ve söylem belirleyicisi olarak çalıştığı için sonraki düşünce, az önce belirtilen düşüncenin bir alternatifi olarak anlaşılmalıdır. Burada, durumu açıklamanın başka bir olası yoluna geçildiğini gösterir. İlk düşüncenin yanlış olduğu anlamına gelmez ve bir sonuç bildirmez. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir.

Alıştırma

Cümleyi ‘başka bir seçenek olarak’ anlamındaki hedef bağlayıcı zarfla tamamlayın: We could walk to the museum. ____, we could take the bus.

Cevabı göster

Alternatively

perhaps the novelty sustaining your immortal life Kalıp ifadeler

3:05

belki de ölümsüz hayatınızı ayakta tutan yenilik

could come from within,

3:09

içeriden gelebilir,

Kalıp ifadeler

Ölümsüz yaşamını sürdüren yenilik ... kendi içinden gelebilir

the novelty sustaining your immortal life isim öbeğinde sustaining, novelty sözcüğünü niteleyen -ing biçimidir. Burada sustain, «bir şeyi uzun süre devam ettirmek» anlamına gelir: Bu yenilik duygusu, ölümsüz bir yaşamın ilgi çekici veya anlamlı kalmasını sağlayabilir. could come from within, bu yeniliğin kaynağının dışarıdaki yeni şeylerden ziyade kişinin değişen düşünceleri, değerleri veya ilgi alanları gibi kendi içinde olabileceğini anlatır. Within burada soyut anlamdadır; bir odayı veya fiziksel bir iç alanı belirtmez.

Alıştırma

Vurgulanan sözlere en uygun yorum hangisidir?

  1. Bedenin seni ölümsüz yapmak için gereken yiyeceği üretebilir.
  2. Kapalı bir mekân seni dış dünyadaki bütün değişimlerden koruyabilir.
  3. Sonsuz bir yaşamı ilgi çekici tutan yenilik, kendi içsel değişimlerinden gelebilir.
Cevabı göster

Sonsuz bir yaşamı ilgi çekici tutan yenilik, kendi içsel değişimlerinden gelebilir.

as you change what you value and pursue. Dilbilgisi

3:11

değer verdiğiniz ve peşinden koştuğunuz şeyleri değiştirdikçe.

Dilbilgisi

Değer verdiğin ve peşinden gittiğin şeyler değiştikçe

Burada as, «bir değişim olurken» ya da «o değişimle birlikte» anlamına gelir. Önceki yan cümledeki olasılığı, kişinin değer verdiği ve peşinden gittiği şeylerdeki süregelen değişime bağlar. Bir rolü (as a teacher) veya karşılaştırmayı (as tall as) göstermez. what you value and pursue, change fiilinin nesnesidir. Burada what, «... olan şeyler» anlamına gelir ve isim gibi işleyen bir yan cümle başlatır. Aynı zamanda hem value hem de pursue fiillerinin ortak nesnesidir; bu yüzden pursue sonuna them eklenmez.

Alıştırma

Cümleye en uygun çözümleme hangisidir?

  1. as bir gelişmeyi aynı anda gerçekleşen bir değişime bağlar; what ise «... olan şeyler» anlamına gelir.
  2. as bir rolü belirtir; what ise doğrudan bir soru başlatır.
  3. as eşitlik karşılaştırması kurar; what ise daha önce adı verilmiş tek bir nesneyi gösterir.
Cevabı göster

as bir gelişmeyi aynı anda gerçekleşen bir değişime bağlar; what ise «... olan şeyler» anlamına gelir.

After decades of painting, Kalıp ifadeler

3:14

Onlarca yıl resim yaptıktan sonra,

Kalıp ifadeler

After decades of painting: uzun süreli bir zaman arka planı kurmak

After decades of painting, bir kişinin onlarca yıl resim yapmasının ardından bir şeyin gerçekleştiğini anlatan giriş niteliğinde bir zaman ifadesidir. Decades, önceki dönemin kısa bir hobi ya da geçici bir aşama değil, özellikle uzun bir süre olduğunu vurgular. Yapı after + bir zaman dilimi + of + etkinlik adı veya -ing biçimidir. Ana cümleden önce kullanıldığında önce uzun süreli deneyimi arka plan olarak verir, ardından sonraki bir seçimi, olayı veya değişimi tanıtır.

Alıştırma

Uzun süreli zaman ifadesini tamamlamak için teach fiilinin doğru biçimini kullanın: After decades of ____, Mr. Lee wrote his first novel.

Cevabı göster

teaching

you might decide to become an astronaut

3:15

astronot olmaya karar verebilirsiniz

or a chef or a farmer.

3:17

veya bir şef ya da bir çiftçi.

Each transformation

3:19

Her bir dönüşüm

opening up new experiences. Öbek fiiller

3:21

yeni deneyimlere kapı açar.

Öbek fiiller

opening up new experiences: onları mümkün kılmak

opening up new experiences ifadesinde open up mecaz anlamda kullanılır. “Yeni deneyimleri mümkün veya erişilebilir hâle getirmek” demektir. Dönüşüm, kişinin daha önce yaşayamadığı şeylere erişmesini sağlar; fiziksel olarak bir şey açılmaz. opening, open up öbek fiilinin -ing biçimidir. Burada yeni deneyimleri her dönüşümün sonucu olarak sunar. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı, bir şey + opens up + yeni bir olasılık şeklindedir; ardından opportunities, choices, paths veya experiences gelebilir.

Alıştırma

Açıklamada geçen ve “mümkün kılmak” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: A school exchange can ____ new experiences for young travelers.

Cevabı göster

open up

However, Anlatım akışı

3:23

Ancak,

Anlatım akışı

However: savı sorgulamaya yöneltmek

However, okuyucuya savın yön değiştirdiğini bildiren bir geçiş ifadesidir. Burada önce olası bir çözüm sunulur; ardından However, böyle bir hayatı gerçekten isteyen biri olup olmadığı konusunda Williams’ın kuşkusunu ortaya koyar. Bu ifadenin görevi savı düzenlemektir: devamındaki bölüm önceki olasılığı desteklemeyi sürdürmek yerine onu sınırlayacak veya sorgulayacaktır.

Alıştırma

Savın bu noktasında However, neyin sinyalini verir?

  1. Yazar önceki düşüncenin kanıtlandığını duyurmak üzere.
  2. Yazar önceki düşünceyi sorgulamak veya sınırlamak üzere.
  3. Yazar önceki düşünceyi destekleyen başka bir örnek eklemek üzere.
Cevabı göster

Yazar önceki düşünceyi sorgulamak veya sınırlamak üzere.

Williams questions Kelime

3:24

Williams sorguluyor

if anyone would actually want to live such an ever-changing lifestyle. Dilbilgisi

3:25

birinin böylesine sürekli değişen bir yaşam tarzını gerçekten yaşamak isteyip istemeyeceğini.

Kelime

Williams questions if: tarafsızca sormak değil, kuşku belirtmek

Williams questions if... ifadesinde questions, bir düşünceden kuşku duymak veya ona karşı çıkmak anlamında kullanılan bir fiildir. if yan cümlesi kuşku duyulan olasılığı, yani böyle bir yaşam tarzını gerçekten isteyen biri olup olmadığını belirtir. Bu, bilgi istemek için sorulan tarafsız bir soru değildir. İfade, Williams’ın kuşkucu olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: The researcher questions whether the assumption is correct. questions whether nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Varsayımın tamamen kabul edilmesi
  2. Varsayımı yeniden duymak için tarafsız bir istek
  3. Varsayımın doğru olup olmadığına dair kuşku
Cevabı göster

Varsayımın doğru olup olmadığına dair kuşku

Dilbilgisi

such an ever-changing lifestyle: such + a/an + sıfat + tekil isim

Such an ever-changing lifestyle, such + a/an + sıfat + tekil sayılabilen isim kalıbını izler. Such, bu yaşam tarzını az önce anlatılan türün bir örneği olarak sunar ve ever-changing özelliğini vurgular. Lifestyle tekil ve sayılabilen bir isim olduğu için tanımlık atılamaz. Ever-changing ünlü bir sesle başladığından an kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi such + tekil sayılabilen isim kalıbıyla tamamlayın: We had never received ____ unusual request before.

Cevabı göster

such an

Sampling every experience life has to offer Kalıp ifadeler

3:30

Hayatın sunduğu her deneyimi tatmak

Kalıp ifadeler

Sampling every experience life has to offer: hayatın sunduklarını deneyimlemek

Sampling burada çeşitli şeyleri denemek veya deneyimlemek anlamına gelir; bilimsel bir örnek almak ya da yalnızca yiyeceklerin tadına bakmak anlamında değildir. Every experience life has to offer, hayatın sağlayabileceği her deneyim demektir. Life has to offer, every experience ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Offer fiilinin nesnesi olan that ilgi zamiri düşürülmüştür: every experience (that) life has to offer. Buradaki has ... to offer, “bir şey sağlayabilmek” anlamındaki have something to offer kalıbıdır; has to zorunluluk bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi “hayatın sağlayabileceği” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: He wants to enjoy every opportunity ____.

Cevabı göster

life has to offer

would require living untethered Kelime

3:33

bağlı olmadan yaşamayı gerektirir

to a core set of values or ambitions.

3:35

temel bir değerler veya hırslar bütününe.

Kelime

living untethered to a core set of values or ambitions: temel değerlere veya hedeflere bağlı olmadan yaşamak

Burada untethered mecazi anlamdadır. Bir tether bir şeyi bağlı tutar; dolayısıyla living untethered to a core set of values or ambitions, bu ilkeler veya hedefler istikrarlı bir bağ ve yön sağlamadan yaşamak demektir. Bu ifade yalnızca “özgürce yaşamak” anlamına gelmez. Bu bağlamda kimlik, seçimler ve uzun vadeli amaçlar için istikrarlı bir dayanak noktasının bulunmadığını düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede living untethered to a core set of values or ambitions ne anlama geliyor?

  1. Başka bir kişiye fiziksel olarak bağlı olmadan yaşamak
  2. Yön verecek istikrarlı ilkeler veya hedefler olmadan yaşamak
  3. Her durumda değişmeyen tek bir hedefin peşinden gitmek
Cevabı göster

Yön verecek istikrarlı ilkeler veya hedefler olmadan yaşamak

And not only would this be profoundly destabilizing Dilbilgisi

3:38

Ve bu sadece derinden istikrarsızlaştırıcı olmakla kalmaz

Dilbilgisi

not only would this be: yan tümce başındaki not only sonrasında devrik yapı

Not only bir yan tümcenin başına geldiğinde özne ile yardımcı fiilin yeri değişir. Normal sıra this would be iken yapı not only would this be olur: would kiplik fiili this öznesinin önüne geçer, be ise yalın hâlinde kalır. Bu resmî ve vurgulu kalıp, bunun tek sonuç olmayacağını belirtir. Genellikle but veya but also ile sunulan başka bir sonucun geleceğini haber verir. Yalnızca ilk yan tümcede devrik yapı kullanılır; sonraki yan tümce normalde olağan söz dizimine döner.

Alıştırma

Not only, would, this ve be ifadelerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: ____ expensive, but it would also take months.

Cevabı göster

Not only would this be

to your sense of self, Kelime

3:42

benlik duygunuz için,

Kelime

your sense of self: kim olduğunu anlamak

Your sense of self, kim olduğuna dair genel anlayışındır. Kimliğini, önemli değerlerini ve hayatın değişirken aynı kişi olarak kaldığın hissini içerir. Tek bir beceriye duyulan güvenden daha geniş bir kavramdır. Bu parçada to, etkilenen şeyi gösterir: bir şey your sense of self üzerinde etki yaratır. Bu ifade, bir kişinin kimliğini güçlendiren, değiştiren veya sarsan deneyimlerden söz ederken kullanışlıdır.

Alıştırma

sense of self ifadesinin en doğru anlamı hangisidir?

  1. belirli bir beceriyi yapma konusunda güven
  2. bir kişinin kim olduğuna dair genel anlayışı
  3. seslerin ve fiziksel hislerin farkında olma
Cevabı göster

bir kişinin kim olduğuna dair genel anlayışı

over a long enough timeline, Kalıp ifadeler

3:43

yeterince uzun bir zaman çizelgesinde,

Kalıp ifadeler

over a long enough timeline: yeterince uzun bir zaman diliminde

Burada over, uzamsal olarak bir şeyin üzerinde anlamına değil, bir zaman dilimi boyunca anlamına gelir. A long enough timeline, bir sonuç veya eğilimin ortaya çıkması için yeterli olan zaman aralığıdır. Sıralama sıfat + enough şeklindedir: long enough doğrudur, enough long değildir. İfadenin tamamı, yalnızca uzun vadede fark edilir hâle gelen etkiler hakkında bir sonucu sunmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi birikimli bir sonucun ortaya çıkmasına yetecek kadar uzun bir süre anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: ____, small daily savings can grow into a large amount.

Cevabı göster

Over a long enough timeline

you'd probably come into conflict with your past selves. Kalıp ifadeler

3:45

muhtemelen geçmiş benliklerinizle çatışmaya girersiniz.

Kalıp ifadeler

come into conflict with your past selves: geçmişteki benliklerinle çatışmaya girmek

Come into conflict with, “bir şeyle çatışmaya başlamak” veya “iki tarafın bağdaşmadığı bir noktaya gelmek” anlamına gelir. İki şeyin çatıştığını doğrudan söylemekle karşılaştırıldığında come into, çatışmanın ortaya çıkmasını veya gelişmesini vurgular; bu, bir tartışmanın mutlaka aniden başladığı anlamına gelmez. Your past selves, hayatının farklı dönemlerindeki eski hâllerin anlamına gelir. Cümle, şimdiki inançlarının veya seçimlerinin başka insanlarla değil, geçmişteki hâllerinin inandığı ya da istediği şeylerle çatışacağını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyle çatışmaya başlamak” anlamındaki kalıpla tamamlayın: The field trip plan may ____ the school's safety rules.

Cevabı göster

come into conflict with

In such a situation, Anlatım akışı

3:49

Böyle bir durumda,

Anlatım akışı

In such a situation: önceki duruma gönderme yapmak

In such a situation ifadesindeki such, daha önce anlatılmış bir duruma gönderme yapar. Burada şimdiki benliğinizin geçmişteki benliklerinizle çatışma olasılığını anlatır; konuyla ilgisiz yeni bir durum başlatmaz. Cümlenin başına yerleştirilen bu edat öbeği, o durumu sonraki ifadenin çerçevesi yapar. Virgül, başlangıç öbeğinin bittiğini gösterir ve ardından normalde bir ana cümle gelir. Böylece önceki ayrıntıların hepsini tekrarlamadan açıklama ilerletilebilir.

Alıştırma

In such a situation burada temel olarak ne yapar?

  1. Situation sözcüğünün şimdi tanımlanacağını belirtir.
  2. Önceki içerikle tamamen ilgisiz bir durum başlatır.
  3. Az önce anlatılan duruma gönderme yapar ve sonraki içeriğin çerçevesini oluşturur.
Cevabı göster

Az önce anlatılan duruma gönderme yapar ve sonraki içeriğin çerçevesini oluşturur.

would you even care about your continued survival? Ton ve niyet

3:51

hayatta kalmaya devam etmeyi umursar mıydınız ki?

Ton ve niyet

Would you even care...?: bir varsayımı sorgulayan even

Bu soru, hayatta kalmaya devam etmeyi önemseme durumunu varsayımsal bir koşula yerleştirir. Would hayal edilen bu koşulu belirtirken even, hayatta kalmayı o kadar temel bir şey olarak sunar ki onu önemsememek şaşırtıcı olur. Bu bağlamda konuşan kişi yalnızca bilgi istemez. Soru bir varsayıma meydan okur ve cevabın “hayır” olabileceğini düşündürür: O koşullarda yaşamaya devam etmek artık önemsemeye değer görünmeyebilir.

Alıştırma

Bu soruda even sözcüğünün temel etkisi nedir?

  1. Hayatta kalmaya devam etmenin hâlâ önemli olacağı varsayımını sorgular.
  2. Kişinin kesinlikle sonsuza dek yaşamak istediğini doğrular.
  3. Kişinin şu anda güvende olup olmadığını tarafsız biçimde sorar.
Cevabı göster

Hayatta kalmaya devam etmenin hâlâ önemli olacağı varsayımını sorgular.

Immortality skeptics often cite the painful prospect Notlar

3:54

Ölümsüzlük şüphecileri genellikle acı verici olasılığı gösterirler

Kelime

Immortality skeptics: ölümsüzlükten kuşku duyan insanlar

Immortality skeptics, ölümsüzlük hakkındaki iddialardan kuşku duyan veya sonsuza dek yaşamanın mümkün, yararlı ya da istenmeye değer olup olmadığını sorgulayan kişilerdir. Skeptic, belirli bir fikri hemen kabul etmeyen veya ona meydan okuyan kişiyi adlandırır; yalnızca kötü şeyler bekleyen biri anlamına gelmez. Burada immortality, kuşkunun konusunu belirleyen bir isim niteleyicisi olarak kullanılır. Hangi iddianın sorgulandığı bağlamdan anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Hangi kişi en doğru biçimde immortality skeptic olarak tanımlanır?

  1. Sonsuza dek yaşamanın mümkün veya istenmeye değer olup olmadığını sorgulayan biri.
  2. Zaten sonsuza dek yaşamış biri.
  3. Her sıradan olayın kötü biteceğini düşünen biri.
Cevabı göster

Sonsuza dek yaşamanın mümkün veya istenmeye değer olup olmadığını sorgulayan biri.

of outliving loved ones

3:58

sevdiklerinden daha uzun yaşama ihtimalini

Kalıp ifadeler

the painful prospect of outliving loved ones: sevdiklerinden daha uzun yaşamanın acı verici ihtimali

The prospect of doing something, gelecekte bir olayın gerçekleşme ihtimalini önceden düşünmek anlamına gelir. Painful, bu belirli ihtimalin duygusal acı verdiğini gösterir. Outlive someone, o kişiden daha uzun süre hayatta kalmak demektir. Bu nedenle outliving loved ones, sevilen kişiler öldükten sonra hâlâ hayatta olmak anlamına gelir; out, onlardan uzakta ya da dışarıda yaşamak demek değildir.

Alıştırma

“Maya feared the prospect of outliving her sister” ne anlama gelir?

  1. Maya, kız kardeşinin kendisinden daha uzun yaşayabileceğinden korkuyordu.
  2. Maya, kız kardeşinden daha uzun yaşayabileceğinden korkuyordu.
  3. Maya, kız kardeşinden uzakta yaşamak zorunda kalabileceğinden korkuyordu.
Cevabı göster

Maya, kız kardeşinden daha uzun yaşayabileceğinden korkuyordu.

as a reason to remain mortal.

4:00

ölümlü kalmak için bir neden olarak.

Kalıp ifadeler

cite X as a reason to do Y: X'i Y yapmak için gerekçe göstermek

cite X as a reason to do Y kalıbı, X'i Y'yi seçmenin veya yapmanın dayanağı olarak sunmak demektir. Bu cümlede X, sevilen insanlardan daha uzun yaşamanın acı verici ihtimali; Y ise ölümlü kalmaktır. as a reason ifadesi, X'in argümandaki işlevini gösterir: X, bu seçim için bir gerekçe sayılır. Buradaki as, “-iken” ya da “-dığında” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi cited ve as a reason to ile tamamlayın: The council ____ safety concerns ____ delay the bridge repair.

Cevabı göster

cited · as a reason to

But what about knowing that the current version of yourself Notlar

4:02

Fakat kendinizin şu anki versiyonunun

Anlatım akışı

But what about knowing: gözden kaçan bir konuyu gündeme getirmek

But, önceki noktadan farklı bir noktaya geçildiğini gösterir. What about ... henüz ele alınmamış başka bir konuyu gündeme getirir. Bu nedenle But what about knowing, bir tercih sormak yerine “Peki, ... bilme gerçeğini nasıl değerlendirmeliyiz?” anlamına gelir. about sözcüğünden sonra gelen knowing, konu olarak kullanılan bir -ing biçimidir. Cümle, neyin bilindiğini belirtmek üzere knowing’den sonra devam eder; bu parça o içeriğin çerçevesini kurar ve tartışmayı ona yöneltir.

Alıştırma

But what about knowing bu cümlede ne işlev görüyor?

  1. Son yanıtı özetleyerek tartışmayı bitiriyor.
  2. Önceki tartışmada gözden kaçmış olabilecek başka bir konuyu gündeme getiriyor.
  3. Önceki görüşe tamamen katılındığını gösteriyor.
Cevabı göster

Önceki tartışmada gözden kaçmış olabilecek başka bir konuyu gündeme getiriyor.

could effectively die

4:06

fiilen ölebileceğini bilmeye ne dersiniz

Kelime

the current version of yourself could effectively die: mevcut kimliğin fiilen yok olması

The current version of yourself, şu anki kişiliğini, değerlerini, anılarını ve kimlik algını zamanla değişebilen bir “sürüm” gibi ele alır. Buradaki version mecazdır; yazılım terimi değildir. Could effectively die fiziksel ölümü öngörmez. Effectively, “pratikte veya anlamlı bir bakımdan” demektir: beden yaşamaya devam edebilir, ancak benliğin şu anki biçimi o kadar derinden değişebilir ki anlamlı biçimde artık var olmayabilir.

Alıştırma

Bu cümle burada ne anlama geliyor?

  1. Kişi bedenen yaşamaya devam edebilir, ancak şu anki kimliği anlamlı biçimde artık var olmayabilir.
  2. Kişi daha verimli yaşamayı öğrenecek.
  3. Kişi kesinlikle çok yakında fiziksel olarak ölecek.
Cevabı göster

Kişi bedenen yaşamaya devam edebilir, ancak şu anki kimliği anlamlı biçimde artık var olmayabilir.

by morphing into someone totally different? Kelime

4:08

tamamen farklı birine dönüşerek?

Kelime

by morphing into someone totally different: zamanla tamamen farklı birine dönüşerek

Morph into, bir süreç sonunda belirgin biçimde farklı bir şekle, duruma veya kimliğe dönüşmek demektir. Burada kişinin karakterinde ve kimliğinde büyük bir değişimi anlatır; ani ve sihirli bir dönüşümden söz edilmez. By edatından sonra gelen -ing biçimi, bir sonucun hangi yolla gerçekleştiğini gösterir. Bu bağlamda by morphing into... ifadesi, “zamanla ... hâline gelerek” anlamındadır.

Alıştırma

Bir şeyin başka bir şeye morph into etmesine hangi durum iyi bir örnektir?

  1. Küçük bir çevrim içi grup zamanla büyük bir gönüllü ağına dönüşür.
  2. Mavi bir defter kırmızı bir defterin yanına konur.
  3. Bir tren aynı istasyona zamanında varır.
Cevabı göster

Küçük bir çevrim içi grup zamanla büyük bir gönüllü ağına dönüşür.

Williams argues that

4:11

Williams savunuyor ki

living within the constraints of our own individual character Kalıp ifadeler

4:12

kendi bireysel karakterimizin kısıtlamaları içinde yaşamak

is part of what makes life meaningful. Dilbilgisi

4:17

hayatı anlamlı kılan şeyin bir parçasıdır.

Kalıp ifadeler

living within the constraints of our own individual character: kendi bireysel karakterimizin sınırları içinde yaşamak

Within the constraints of X, X'in oluşturduğu sınırların içinde kalmak demektir. Burada our own individual character bir sınır olarak ele alınır: nispeten kalıcı eğilimlerimiz, değerlerimiz ve benlik algımız, nasıl insanlar olabileceğimizi sınırlar. Living within... biçimindeki -ing yan cümlesinin tamamı, that ile başlayan yan cümlede is fiilinin öznesidir. Böylece eylem tek bir fikir olarak sunulur ve hayatı anlamlı kılmaya katkıda bulunduğu söylenir.

Alıştırma

Cümleyi “…… tarafından sınırlandırılmış olarak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: We redesigned the event ____ a very small budget.

Cevabı göster

within the constraints of

Dilbilgisi

is part of what makes...: katkıda bulunan etkenlerden biri

is part of what makes life meaningful ifadesinde what makes life meaningful, of sözcüğünden sonra isim cümleciği olarak görev yapar. “Hayatı anlamlı kılan şeyler veya etkenler” anlamına gelir; doğrudan bir soru sormaz. X is part of what makes Y + adjective kalıbı, X’in Y’ye o özelliği kazandıran etkenlerden biri olduğunu, tek etken olmadığını anlatır. what yan cümleciğinde what, makes fiilinin öznesidir.

Alıştırma

Cümleyi is part of what makes kalıbıyla tamamlayın: Kindness ____ a community strong.

Cevabı göster

is part of what makes

Thinking about what makes life meaningful Dilbilgisi

4:21

Hayatı neyin anlamlı kıldığını düşünmek

is very relevant here.

4:23

burada çok önemlidir.

Dilbilgisi

Cümlenin öznesi olarak Thinking about...

Thinking about what makes life meaningful, thinking üzerine kurulu bir -ing öbeğidir. Öbeğin tamamı cümlenin öznesidir; is ise ana fiildir. Öbeğin içinde what makes life meaningful, about sözcüğünün nesnesidir. Etkinliğin tamamını tek bir düşünce olarak ele almak, cümlenin bu etkinlikten söz etmesini sağlar; bu tür -ing özneleri genellikle tekil fiil alır.

Alıştırma

Etkinliği özne yapmak için think about ifadesinin -ing biçimini kullanın: ____ the plan helps us spot problems.

Cevabı göster

Thinking about

After all, Anlatım akışı

4:24

Sonuçta,

Anlatım akışı

After all: önceki görüşü destekleyen bir neden sunmak

Burada After all, hemen önce söylenen görüşü destekleyen veya açıklayan bir neden sunar. Ardından gelen bilginin ilgili olduğunu ve dikkate alınması gerektiğini belirtir. Bir söylem bağlayıcısı olarak bilgiyi geriye dönük biçimde düzenler: önce bir görüş, ardından da onu destekleyen neden gelir.

Alıştırma

Hangi cümle çifti after all ifadesini ilk cümleyi destekleyen bir neden sunmak için kullanıyor?

  1. We should leave early. However, traffic is usually heavy on Fridays.
  2. We should leave early. Meanwhile, traffic is usually heavy on Fridays.
  3. We should leave early. After all, traffic is usually heavy on Fridays.
Cevabı göster

We should leave early. After all, traffic is usually heavy on Fridays.

the ideal outcome of immortality Kalıp ifadeler

4:25

ölümsüzlüğün ideal sonucu

is the ability to maximize life

4:28

hayatı en üst düzeye çıkarma yeteneğidir

Kalıp ifadeler

the ideal outcome of X is the ability to...: mümkün olan en iyi sonucu belirtmek

the ideal outcome of X is the ability to do Y kalıbı önce X'in mümkün olan en iyi sonucunu belirtir, ardından bu sonucu bir yeti olarak tanımlar. outcome of sonucu kaynağına bağlar; ability to ifadesinden sonra fiilin yalın biçimi gelir. Burada maximize life geniş ve soyut bir anlam taşır. Ayrı ayrı yaşamların sayısını artırmak değil, yaşamı uzatmak ve yaşam içinde deneyimlenebilecek ya da başarılabilecek şeyleri artırmak demektir.

Alıştırma

Hangi cümle ideal bir sonucu bir yeti olarak anlatan kalıbı doğru kullanıyor?

  1. The ideal outcome of the training is the ability for respond quickly in an emergency.
  2. The ideal outcome of the training can responding quickly in an emergency.
  3. The ideal outcome of the training is the ability to respond quickly in an emergency.
Cevabı göster

The ideal outcome of the training is the ability to respond quickly in an emergency.

and the good things it contains.

4:30

ve içerdiği iyi şeyleri.

But philosopher Samuel Scheffler argues

4:33

Ancak filozof Samuel Scheffler savunuyor ki

that temporal scarcity, Kelime

4:36

zamansal kıtlık,

meaning the lack of time,

4:38

yani zamanın eksikliği,

is essential to our valuing anything. Dilbilgisi

4:39

herhangi bir şeye değer vermemiz için elzemdir.

Kelime

temporal scarcity, meaning the lack of time: hemen açıklanan bir terim

Temporal scarcity, zamanın sınırlı ya da yetersiz olması demektir. Bu felsefi savda yalnızca meşgul olmaktan daha geniş bir anlam taşır: zamanın kendisini, insanların neye değer verdiğini etkileyen sınırlı bir kaynak olarak ele alır. Virgüller arasındaki meaning the lack of time ifadesi, temporal scarcity terimini hemen daha basit sözlerle yeniden açıklar. Terim, meaning + açıklama kalıbı, konuşan ya da yazan kişinin yeni bir cümleye başlamadan bilinmeyen bir ifadeyi tanımlamasını sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede meaning the lack of time ifadesinin görevi nedir?

  1. Daha sonra gerçekleşen bir sonucu tanıtır.
  2. Temporal scarcity ile karşıt olan farklı bir düşünceyi belirtir.
  3. Temporal scarcity ifadesini daha basit sözlerle açıklar.
Cevabı göster

Temporal scarcity ifadesini daha basit sözlerle açıklar.

Dilbilgisi

is essential to our valuing anything: essential to + iyelik + -ing biçimi

Be essential to + isim veya -ing biçimi, bir şeyin belirli bir nesne ya da süreç için gerekli olduğu anlamına gelir. Burada to bir edattır; bu nedenle valuing bir isim-fiildir. Bu to, to value ifadesindeki mastar işareti değildir. Our valuing anything, valuing anything bölümünü bir etkinlik olarak ele alır ve bu etkinliği yapan kişileri our ile belirtir. İyelik + isim-fiil yapısı özellikle resmî İngilizcede yaygındır.

Alıştırma

Resmî cümleyi essential to, iyelik belirten our ve understand fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Careful listening is ____ one another.

Cevabı göster

essential to our understanding

It's precisely the fact Dilbilgisi

4:43

Tam olarak şu gerçektir

that our time on Earth is limited

4:44

Dünya'daki zamanımızın sınırlı olduğu gerçeği

that forces us to form our values Kalıp ifadeler

4:47

bizi değerlerimizi oluşturmaya zorlar

Dilbilgisi

It's precisely X that...: kesin nedeni vurgulamak

Bu, It is X that... yapısında bir vurgu cümlesidir. the fact that our time on Earth is limited bölümünü odağa yerleştirerek, ardından gelen sonucun kesin nedeninin bu olduğunu gösterir. Precisely odağı güçlendirir: başka bir şey değil, tam olarak bu gerçek. İki that farklı görevler üstlenir. İlki the fact ifadesinin içeriğini, yani Dünya'daki zamanımızın sınırlı olduğunu açıklar. İkincisi vurgu yapısını tamamlayıp forces sözcüğüne bağlanır; bu yüzden yapı limited sözcüğünde bitmez.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak It is precisely X that vurgu yapısıyla tamamlayın: ____ your careful planning ____ prevents delays.

Cevabı göster

It is precisely · that

Kalıp ifadeler

force someone to do: forces us to form our values yapısı

Force someone to do something, baskı, kurallar veya koşullar kişiye çok az gerçek seçim bıraktığında ya da hiç bırakmadığında onu bir eyleme zorlamak anlamına gelir. Yapı force + nesne + to + fiilin yalın hâli şeklindedir: forces + us + to form. Buradaki form our values, neyin önemli olduğuna dair düşüncelerimizi zamanla geliştirmek anlamına gelir. Yalnızca bir değerler listesi yazmak demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi force + us + to take ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The road closure ____ a different route.

Cevabı göster

forced us to take

and determine what things are worth doing Dilbilgisi

4:49

ve nelerin yapılmaya değer olduğunu belirlemeye

Dilbilgisi

what things are worth doing: worth + V-ing yapısı

What things are worth doing, “hangi eylemlerin zamanımıza veya çabamıza değeceği” anlamına gelir. Wh yan cümlesinin tamamı determine fiilinin nesnesidir; yani doğrudan soru sormak yerine seçenekleri değerlendirmekten söz edilir. Tekrar kullanılabilen yapı something + be worth + V-ing şeklindedir. Worth sözcüğünden sonra -ing biçimi kullanılır: things are worth doing. Özne bir nesne olduğunda -ing fiili, birinin o nesneye yapabileceği eylemi anlatır. Örnek: A book is worth reading.

Alıştırma

Belgeselin ayırdığınız zamana değdiğini söylemek için worth + V-ing kullanarak cümleyi tamamlayın: The documentary is ____.

Cevabı göster

worth watching

with the time we have. Kalıp ifadeler

4:52

sahip olduğumuz zamanla.

Kalıp ifadeler

with the time we have: eldeki zamanı kullanmak

With the time we have, “elimizdeki zamanı kullanarak” veya “zamanımızın sınırlı olduğunu göz önünde bulundurarak” anlamına gelir. Burada with, zamanı yapılabilecekleri şekillendiren bir kaynak veya kısıtlama olarak gösterir; “birlikte” anlamına gelmez. the time we have ifadesinde we have, time sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümlesidir. Yapı, the time that we have ile aynıdır. That, have fiilinin nesnesi olduğu için çıkarılabilir.

Alıştırma

“Elimizdeki zamanı kullanarak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: We cannot do everything, so let's do the most important work ____.

Cevabı göster

with the time we have

For Scheffler, Anlatım akışı

4:54

Scheffler için,

Anlatım akışı

For Scheffler: Scheffler'ın bakış açısını belirtmek

Bir tartışmanın başında For Scheffler, “Scheffler'ın bakış açısından” veya “Scheffler'ın yaklaşımı içinde” anlamına gelir. Ardından gelen yargının Scheffler'ın görüşü olarak sunulduğunu gösterir. Bu kısa ifade, sıradaki düşünceyi adı belirtilen bir düşünüre bağlayarak bilgiyi düzenler; düşünceyi doğrudan mevcut yazarın ya da konuşmacının kendi iddiası olarak sunmaz.

Alıştırma

Bu cümlede For Lena ne işe yarar? “For Lena, a good leader listens first.”

  1. Bir liderin doğrudan Lena'yla konuştuğunu söyler.
  2. Ardından gelen düşünceyi Lena'nın görüşü olarak sunar.
  3. Birinin Lena'ya iyilik yaptığını söyler.
Cevabı göster

Ardından gelen düşünceyi Lena'nın görüşü olarak sunar.

immortality undermines the very possibility Kelime

4:55

ölümsüzlük o olasılığı baltalar

of a meaningful life.

4:58

anlamlı bir hayatın ta kendisini.

Kelime

undermines the very possibility: anlamlı bir yaşamın temelini tehdit etmek

Burada undermines mecazi anlamdadır: Bir şeyin var olmasını sağlayan temeli zayıflatmak veya ona zarar vermek demektir. İddia, ölümsüzlüğün yaşamı biraz daha az anlamlı kılacağını söylemekten daha güçlüdür; ölümsüzlüğün anlamlı bir yaşamın temel koşullarını tehdit ettiğini söyler. the very possibility içindeki very, ismi vurgular ve “olasılığın kendisi” ya da “tam da o olasılık” anlamına gelir. “Olasılığın çok yüksek olması” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The new evidence undermines the very possibility that the claim is true” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Kanıt, iddianın doğru olmasının çok muhtemel olduğunu gösteriyor.
  2. Kanıt, iddiayı biraz daha az ilgi çekici hâle getiriyor.
  3. Kanıt, iddianın doğru olabileceğini düşünmenin temelini zedeliyor.
Cevabı göster

Kanıt, iddianın doğru olabileceğini düşünmenin temelini zedeliyor.

For these reasons and many more, Anlatım akışı

5:01

Bu nedenler ve daha birçoğundan dolayı,

Anlatım akışı

For these reasons and many more: sonuçtan önce nedenleri bir araya getirmek

For these reasons, daha önce verilmiş birden fazla nedene gönderme yapar ve bunları sonraki ifadeyi destekleyen dayanaklar olarak bir araya getirir. And many more, önceki listenin eksiksiz olmadığını belirtir. İfadenin tamamı bir sonuç cümleciğinin başında kullanıldığında anlatımı nedenleri sıralamaktan sonuç bildirmeye taşır.

Alıştırma

Bir paragrafta maliyet, takvim ve güvenlik kaygıları zaten sıralanmış ve başka kaygıların da bulunduğu belirtilmiştir. Sonuçtan önce bu nedenleri en iyi hangi başlangıç ifadesi bir araya getirir?

  1. For these reasons and many more, we decided to revise the plan.
  2. For this reason, we decided to revise the plan.
  3. Despite these reasons, we decided to revise the plan.
Cevabı göster

For these reasons and many more, we decided to revise the plan.

some theorists consider eternal life Dilbilgisi

5:03

bazı teorisyenler sonsuz yaşamı

more of a curse than a blessing.

5:05

bir lütuftan çok bir lanet olarak görürler.

Dilbilgisi

consider ... more of a curse than a blessing: bir şeyi B’den çok A’ya yakın sınıflandırmak

Burada consider, yargılamak veya olarak görmek anlamındadır. Önce eternal life nesnesini alır; hemen ardından gelen more of a curse than a blessing tamamlayıcısı, kuramcıların bu nesneyi nasıl sınıflandırdığını belirtir. More of A than B niteliksel bir karşılaştırma yapar: bir şey B etiketinden çok A etiketine uyar. Lanetlerin ve nimetlerin sayısını karşılaştırmaz.

Alıştırma

Cümleyi more of A than B yapısıyla tamamlayın: Many employees consider the new rule ____ a burden ____ a benefit.

Cevabı göster

more of · than

Then again, Anlatım akışı

5:08

Öte yandan,

Anlatım akışı

Then again: Başka bir düşünceyi devreye sokmak

Then again, az önce söylenene ters yönde ikinci bir düşünceyi devreye sokan bir söylem belirtecidir. Burada konuşmacı, olumsuz bir yargının ardından durup yaşamı sınırlı bir süre uzatmanın yine de cazip gelebileceğini kabul eder. “Sonra, bir kez daha” anlamına gelmez. Önceki sonucu tamamen iptal etmek yerine yumuşatarak düşünce akışını düzenler.

Alıştırma

Hangi seçenek Then again ifadesini gerçek bir yeniden değerlendirmeyi anlatmak için kullanıyor?

  1. I packed the food. Then again, I put it in the car.
  2. I was ready to cancel the picnic. Then again, the rain might stop soon.
  3. The field was flooded. Then again, the picnic was canceled because of the flooding.
Cevabı göster

I was ready to cancel the picnic. Then again, the rain might stop soon.

a couple of centuries of learning, Kelime

5:09

birkaç yüzyıl öğrenmek,

Kelime

a couple of centuries: Yaklaşık bir miktar

a couple of centuries ifadesinde couple, a couple of + çoğul sayılabilen isim miktar kalıbının bir parçasıdır. İfade iki yüzyıl anlamına gelir; çoğu zaman kesin bir sayıdan çok gündelik bir “yaklaşık iki” anlamı taşır. Bazı gündelik bağlamlarda a couple of, “iki ya da birkaç” anlamına kadar genişleyebilir; bu nedenle ne kadar kesin olduğu bağlama bağlıdır. Burada couple bir miktarı belirtir, romantik bir çifti anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrenilen, “yaklaşık iki” anlamındaki üç sözcüklü gündelik miktar ifadesiyle tamamlayın: We'll stay for ____ days.

Cevabı göster

a couple of

loving, and chocolate truffles

5:11

sevmek ve çikolatalı trüfler yemek

doesn't sound that bad, Ton ve niyet

5:13

kulağa o kadar da kötü gelmiyor,

does it?

5:14

değil mi?

Ton ve niyet

doesn't sound that bad, does it?: olumsuz ifade + olumlu soru eklentisi

Doesn't sound that bad, bir şeyin beklenenden daha az kötü bir izlenim verdiğini anlatır. Burada sound, bir şeyin bıraktığı izlenimi ifade eder. That bad içindeki that bir derece zarfıdır ve “o kadar” ya da “o derece” anlamına gelir; işaret sözcüğü değildir. Cümle, “olumsuz ifade + olumlu soru eklentisi” yapısını kullanır. İfadede doesn't bulunduğu ve anlaşılmasına rağmen söylenmeyen özne it olduğu için sondaki soru does it? olur. Konuşan kişi hafifçe olumlu bir değerlendirme sunar ve dinleyiciyi cevap vermeye ya da katılmaya çağırır. Bu nedenle ton, doğrudan bir ifadeden daha yumuşaktır.

Alıştırma

Soru eklentisini tamamlayın: The plan doesn't sound that bad, ____?

Cevabı göster

does it

So,

5:15

Öyleyse,

will you drink your uncle's potion?

5:16

amcanızın iksirini içecek misiniz?

If you love learning,

5:20

Eğer öğrenmeyi seviyorsanız,

subscribe to our channel.

5:21

kanalımıza abone olun.

Every week,

5:23

Her hafta,

we publish new videos

5:24

yeni videolar yayınlıyoruz

on everything from the history of the world

5:26

dünya tarihinden tutun da

according to cats

5:28

kedilere göre olanlara kadar

to how to be a better listener.

5:30

nasıl daha iyi bir dinleyici olunacağına dair her şey hakkında.

Stay tuned

5:32

Takipte kalın

and stay curious.

5:33

ve meraklı kalın.