Tamamen Yanlış Olan 10 "Gerçek": İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
768 kelime 224 kel/dk

Video özeti: Bu geri sayım Çin Seddi, beynin yüzde onu, mavi kan, vantilatör ve örümceklerle ilgili on yanılgıyı kanıt, benzetme ve ciddi mizahla çürütüyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. technically correct, but misleading. — Söylem, anlatı ve retorik: Dar bir gerçeği kabul edip genel sonucun yanıltıcı olduğunu göstererek basit iddiaları değerlendirin. 2. get blood withdrawn — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Başkasından alınan işlem için get + nesne + geçmiş zaman ortacını tıp, onarım ve hizmetlerde kullanın. 3. far too low an estimate. — Konuşma edimbilimi ve tutum: Efsaneyi destekler gibi görünen ama alay bildiren ciddi ters köşeyi fark edip ironiyi kanıt sanmayın.

Bu derste

Number 10:

0:04

Numara 10:

The Great Wall of China is the only man-made object visible from space.

0:04

Çin Seddi uzaydan görülebilen tek insan yapımı nesnedir.

To see something on Earth from space, it would have to be pretty big, Dilbilgisi

0:08

Dünyadaki bir şeyi uzaydan görebilmek için o şeyin oldukça büyük olması gerekir,

Dilbilgisi

would have to be: varsayımsal bir gerekli koşul

Would have to be, To see something on Earth from space ile kurulan varsayımsal durumda oldukça büyük olmayı gerekli bir koşul olarak sunar. Mantık şudur: Bu sonuç mümkün olsaydı, söz konusu koşulun gerçekleşmesi gerekirdi. Burada have to bir emir ya da gerçek hayattaki yükümlülüğü anlatmaz; would da olayı geçmiş zamana yerleştirmez. would have to birlikte, varsayılan bir sonuç için neyin zorunlu olduğuna dair çıkarım bildirir.

Alıştırma

Varsayımsal bir durumda gerekli koşulu göstermek için cümleyi bu dersteki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: For the plan to work, the instructions ____ much clearer.

Cevabı göster

would have to be

which the Great Wall of China,

0:11

ki Çin Seddi,

all 5,000 mi of it, certainly is.

0:12

5.000 millik uzunluğuyla kesinlikle öyledir.

But it's only 30 ft across at its widest. Kalıp ifadeler

0:14

Fakat en geniş yerinde bile sadece 30 fit genişliğindedir.

Kalıp ifadeler

at its widest: en büyük genişlik

At its widest, “en büyük genişliğine ulaştığı noktada” anlamına gelir. at + iyelik sözcüğü + en üstünlük derecesi yapısı, tek bir şeyin en uç durumunu anlatır. Bu nedenle ölçüm, her yerdeki genişliği değil, en büyük genişliği gösterir. Burada its, ölçülen nesneye gönderme yapar. widest sonrasında isim kullanılmamasının nedeni widest point ifadesinin anlamca tamamlanmasıdır. Aynı yapı at its highest veya at its deepest gibi başka uç değerleri de anlatabilir.

Alıştırma

On iki metrenin yolun en büyük genişliği olduğunu göstermek için cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: The road is twelve meters across ____.

Cevabı göster

at its widest

Here's a photo taken from the International Space Station 200 mi above Earth.

0:16

İşte Dünya'nın 200 mil yukarısındaki Uluslararası Uzay İstasyonu'ndan çekilmiş bir fotoğraf.

Can you spot the Great Wall amid the mountaintops?

0:20

Dağ zirvelerinin arasında Çin Seddi'ni bulabilir misiniz?

Here, right?

0:22

Burada, değil mi?

No, that's a river.

0:23

Hayır, o bir nehir.

The wall is actually here.

0:25

Duvar aslında burada.

Even if you guessed the right lines by pure luck, Notlar

0:26

Tamamen şans eseri doğru çizgileri tahmin etmiş olsanız bile,

Kalıp ifadeler

by pure luck: tamamen şans eseri başarı

By pure luck, başarıya bilgi, planlama veya beceri değil tamamen şansın yol açtığını anlatır. Bu cümlede pure, luck sözcüğünü güçlendirir; fiziksel olarak temiz değil, tamamen veya yalnızca anlamına gelir. Bu ifade genellikle bir sonucun nasıl ortaya çıktığını açıklar: biri bir şeyi by pure luck tahmin etmiş, bulmuş, seçmiş veya kazanmış olabilir.

Alıştırma

Burada by pure luck ne anlama geliyor? Leo chose the correct door by pure luck.

  1. Bildiği için değil, tamamen şans eseri
  2. Dikkatli bir plan kullanarak
  3. Sonuç iyi veya kötü olsun, istemeden
Cevabı göster

Bildiği için değil, tamamen şans eseri

this photo was taken with a zoom lens.

0:28

bu fotoğraf bir yakınlaştırma lensi ile çekilmiştir.

Dilbilgisi

Even if: sonucu değiştirmeyen bir koşul

Even if olası veya varsayımsal bir koşul sunar ve ana sonucun yine de geçerli kalacağını belirtir. Burada doğru çizgileri tahmin etmek, fotoğrafla ilgili sonucu değiştirmezdi. Yapı even if + koşul, ana sonuç şeklindedir. Bir olasılığı kabul ederken ana fikrinizden vazgeçmek istemediğinizde kullanın.

Alıştırma

Yedek planın değişmediğini gösteren iki sözcüklü bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ the store is closed, we can order the book online.

Cevabı göster

Even if

So from the window of the International Space Station,

0:30

Yani Uluslararası Uzay İstasyonu'nun penceresinden bakıldığında,

it would look more like this,

0:31

aslında daha çok şöyle görünür,

which pretty clearly makes the Great Wall count as not visible. Kalıp ifadeler

0:33

bu da Çin Seddi'nin görülmez sayılacağını oldukça net bir şekilde ortaya koyuyor.

Kalıp ifadeler

count as: bir şeyi ölçüte göre sınıflandırmak

Burada count as, bir ölçüte veya yargıya göre “öyle kabul edilmek ya da sınıflandırılmak” anlamına gelir. Konuşmacı count sözcüğünü bir sayıyı hesaplamak anlamında kullanmıyor. Yapı, özne + count as + kategori veya tanımlama şeklindedir. count as not visible ifadesinde not visible, Çin Seddi’ne verilen sınıflandırmadır. İfade, bir şeyin yalnızca ne olduğunu söylemek yerine onu bir kategoriye yerleştiren yargıyı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “olarak kabul edilmek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Under these rules, a digital signature can ____ written consent.

Cevabı göster

count as

As for the man-made part of this misconception, Anlatım akışı

0:36

Bu yanılgının insan yapımı kısmına gelince,

our glorious man-made cities blasting light into the void certainly are visible. Deyimler

0:38

karanlığa ışık saçan o muazzam insan yapımı şehirlerimiz kesinlikle görülebiliyor.

Anlatım akışı

As for: bağlantılı bir konuya geçmek

As for, zaten tartışmanın parçası olan bir konuyu sunar ve “Şimdi bu kısım hakkında yorum yapacağım” sinyalini verir. Burada başka bir yön tartışıldıktan sonra dikkati yanlış kanının insan yapımı kısmına çevirir. Yapı, As for + isim öbeği şeklindedir; ardından virgül ve bu konu hakkında tam bir yorum gelir. Bilgiyi düzenler; neden bildirmez ve because of anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi konuyu değiştiren iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ the delivery date, Friday works for us.

Cevabı göster

As for

Deyimler

Canlı bir abartı olarak “blasting light into the void”

Burada blasting, şehirlerin yapay ışığını büyük bir güçle dışarı fırlatılıyormuş gibi gösterir. Gerçekte fiziksel bir nesne fırlatılmaz; bu güçlü fiil, sıradan ışık kirliliğinin yoğun ve aşırı görünmesini sağlar. The void, dış uzayın karanlık ve boş enginliğini ifade eder. Sözcükler birlikte, aydınlık insan şehirleriyle çevredeki karanlık arasında büyük bir görsel karşıtlık kurar ve şehirlerin ne kadar dikkat çektiğini hafif alaycı bir tonla anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede “blasting light into the void” ne anlama geliyor?

  1. Şehirler hukuki bir anlaşmayı geçersiz kılıyor.
  2. Şehirler yoğun yapay ışığı karanlık ve boş uzaya gönderiyor.
  3. Şehirler uzaya katı nesneler fırlatıyor.
Cevabı göster

Şehirler yoğun yapay ışığı karanlık ve boş uzaya gönderiyor.

Number 9:

0:42

Numara 9:

Cracking your knuckles causes arthritis. Kalıp ifadeler

0:43

Parmak kütletmek kireçlenmeye neden olur.

Kalıp ifadeler

Parmak eklemlerini çıtlatmak için “Cracking your knuckles”

To crack your knuckles, parmak eklemlerini çıtlama sesi çıkaracak şekilde bükmek veya çekmek demektir. Burada crack, kemiğin kırılmasını değil, sesi çıkaran hareketi anlatır. Yapı crack + my, your veya her gibi bir sözcük + knuckles şeklindedir: crack my knuckles, crack your knuckles ve crack her knuckles. Cümledeki -ing öbeği Cracking your knuckles, hakkında konuşulan harekettir.

Alıştırma

Hangi cümle parmak eklemlerini çıtlatma hareketini doğal biçimde anlatır?

  1. Breaking your fingers can be noisy.
  2. Clapping your hands can be noisy.
  3. Cracking your knuckles can be noisy.
Cevabı göster

Cracking your knuckles can be noisy.

Socially obnoxious?

0:45

Sosyal açıdan rahatsız edici mi?

Yes.

0:46

Evet.

Gives you arthritis later in life as karmic punishment? Kalıp ifadeler

0:46

İlerleyen yaşlarda karmik bir ceza olarak kireçlenmeye mi yol açar?

Kalıp ifadeler

later in life: yaşamın daha ileri bir dönemi

Bu soruda later in life, bir kişinin yaşamının daha ileri bir dönemini, genellikle daha yaşlı olduğu zamanı ifade eder. Olası artriti aynı günün daha ilerisine veya kısa bir süre sonrasına değil, yıllar sonrasına yerleştirir. Bu ifade sağlık, iş, alışkanlıklar veya koşullardaki uzun vadeli değişimlerden söz etmek için kullanışlıdır. Burada artritin gelecekte karmik bir ceza olarak ortaya çıkacağına dair şakacı bir soru kurulmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi ifade açıkça “bir kişinin yaşamının daha ileri bir döneminde” anlamına gelir?

  1. in a moment
  2. later today
  3. later in life
Cevabı göster

later in life

No.

0:49

Hayır.

Number 8:

0:50

Numara 8:

People only use 10% of their brain.

0:50

İnsanlar beyinlerinin sadece %10'unu kullanır.

If you haven't seen a medical drama in the past,

0:52

Eğer geçmişte,

oh, 30 years,

0:54

diyelim ki son 30 yılda hiç medikal dizi izlemediyseniz,

you might not be aware that doctors now have machines that can see inside people's brains.

0:55

doktorların artık insanların beyinlerinin içini görebilen makinelere sahip olduğundan haberiniz olmayabilir.

And, contrary to popular belief, Anlatım akışı

0:59

Ve popüler inancın aksine,

90% of the neurons don't sit around all day doing nothing. Öbek fiiller

1:01

geriye kalan %90'lık nöronlar bütün gün hiçbir şey yapmadan öylece beklemezler.

Anlatım akışı

contrary to popular belief: bir düzeltme geleceğini belirtmek

Contrary to popular belief, dinleyiciye sonraki ifadenin birçok kişinin kabul ettiği bir düşünceye karşı çıkacağını veya onu düzelteceğini bildiren bir cümle başlangıcıdır. Contrary to “karşıt olarak”, popular belief ise kanıtlanmış bir gerçeği değil, yaygın biçimde kabul edilen bir düşünceyi ifade eder. Bilgiyi düzenleyen bir işaret olarak bu ifade, dinleyiciyi bilinen inanışın yerine ardından gelen iddiayı koymaya hazırlar. Virgül, bunun cümle başında kullanılan bir giriş ifadesi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle başlangıcı, sıradaki iddianın yaygın bir düşünceyi düzelttiğini en iyi biçimde gösterir?

  1. For example,
  2. Contrary to popular belief,
  3. According to popular belief,
Cevabı göster

Contrary to popular belief,

Öbek fiiller

sit around: boş boş durmak

Sit around ifadesindeki sit, esas olarak oturma pozisyonunu anlatmaz. İfade, çoğu zaman hafif eleştirel bir tonla, hareketsiz kalmak veya yararlı hiçbir şey yapmamak anlamına gelir. Nöronlar gerçek anlamda oturamaz; bu nedenle cümle mizah için onları insan gibi gösterir. Kullanılmayan bir şeyi, zamanını boşa harcayan bir insanmış gibi sunar.

Alıştırma

Cümleyi, yardım etmek yerine hareketsiz kalmak anlamına gelen dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Everyone else is packing, so don't ____ and watch.

Cevabı göster

sit around

While scientists don't yet know exactly what each part does, Anlatım akışı

1:04

Bilim insanları her bir bölümün tam olarak ne işe yaradığını henüz bilmeseler de,

they do know that all the bits matter. Dilbilgisi

1:06

her bir parçanın önemli olduğunu biliyorlar.

Anlatım akışı

While ..., they do know ...: belirsizlikten kesinliğe

Burada While bir sınırlamayı belirtir: Bilim insanları her parçanın tam işlevini henüz bilmiyor. Anlamı although, yani “-se de”, şeklindedir; during the time that gibi zaman bildirmez. Ana cümle güvenilir bir sonuç verir. Vurgulu yardımcı fiil do, know fiilini güçlendirip karşıtlığı öne çıkarır: Belirsizliğe rağmen bilim insanları bütün parçaların önemli olduğundan emindir. While X is uncertain, we do know Y kalıbı, yerleşik kanıtı sunmadan önce bilgi eksikliğini kabul eder.

Alıştırma

Karşıtlık kalıbını While ve vurgulu do ile tamamlayın: ____ we don't yet know why the lights failed, we ____ know that the backup battery worked.

Cevabı göster

While · do

Dilbilgisi

do know ifadesindeki vurgulu do

Yardımcı fiil do, olumlu cümledeki know fiiline vurgu katar. Bir şüpheye veya karşıt düşünceye rağmen ifadenin doğru olduğunu gösterir: her şeyi bilmiyor olabilirler, ancak bunu kesinlikle biliyorlar. Olumlu bir cümlede do/does/did ana fiilin yalın hâlinden önce gelir: I do know, she does know, they did know. Burada cümle soru değildir ve do, know fiilinin yerini almaz.

Alıştırma

Cümleyi özneye uyan vurgulu yardımcı fiille tamamlayın: She ____ understand the rule, even if she looks unsure.

Cevabı göster

does

So if you think that someone could scoop out 90% of your brain and you'd still be just fine, Öbek fiiller

1:08

Dolayısıyla, eğer birinin beyninizin %90'ını oyup çıkarsa bile hala iyi olacağınızı düşünüyorsanız,

Öbek fiiller

scoop out: iç kısımdaki malzemeyi çıkarmak

Scoop out, bir kabın, yiyeceğin veya başka bir oyuk alanın içinden bir şeyi çıkarmak anlamına gelir. Bu işlem genellikle kaşık benzeri bir hareketle yapılır. Out parçacığı, iç kısımdan dışarı çıkarma sonucunu vurgular ve çoğu zaman içerinin daha boş veya oyuk kaldığını düşündürür. Bu cümlede ifade, beyin dokusunun çıkarılmasını canlı ve abartılı bir görüntüyle anlatır. Bu, gerçek bir talimat değil, ironik bir varsayımdır. Aynı anlam yiyecek ve kaplarla ilgili sıradan durumlara da aktarılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede scoop out, bir şeyin içindeki malzemeyi çıkarma anlamında kullanılmıştır?

  1. Use a spoon to scoop out the avocado flesh.
  2. She scooped up the dropped beads.
  3. He poured the soup into a bowl.
Cevabı göster

Use a spoon to scoop out the avocado flesh.

then perhaps you really only do use 10% of it. Ton ve niyet

1:12

o zaman belki de siz gerçekten sadece %10'unu kullanıyorsunuzdur.

Ton ve niyet

then perhaps you really only do use 10% of it: alaycı bir karşılık

then ile başlayan yan cümle, yüzde 10 iddiasını kabul eden bir sonuç gibi görünür; ancak aslında alaycı bir karşılıktır. Konuşmacı bu iddiayı onaylamaz. Bunun yerine, saçma koşulu dinleyene karşı kullanır: Buna inanmak, özellikle o kişinin kendi beyninin çok azını kullandığını düşündürecektir. İroni, karşıt bir tutumu iletmek için görünürdeki bir onayı kullanabilir. Koşulu ve sonucunu birlikte okuyun; olumlu görünen sözler aslında bir fikri reddedip birinin muhakemesiyle alay ediyor olabilir.

Alıştırma

Son then yan cümlesi gerçekte ne yapıyor?

  1. Konuşmacı beynin büyük bölümünü kaybetmenin zararsız olduğunu söylüyor.
  2. Konuşmacı yüzde 10 iddiasını gerçek olarak kabul ediyor.
  3. Konuşmacı saçma bir iddiaya inandığı için dinleyenle alay ediyor.
Cevabı göster

Konuşmacı saçma bir iddiaya inandığı için dinleyenle alay ediyor.

Number 7:

1:15

Numara 7:

Eskimos have hundreds of words for snow.

1:15

Eskimoların kar için kullandığı yüzlerce kelime vardır.

This one is technically correct, Anlatım akışı

1:17

Bu teknik olarak doğrudur,

but misleading.

1:18

ancak yanıltıcıdır.

Anlatım akışı

technically correct, but misleading: iki adımlı bir değerlendirme

Technically correct, ilk değerlendirmenin kapsamını daraltır: İfade katı veya kelimesi kelimesine bir ölçütü karşılar. But ise daha önemli sınırı getirir: İfade, insanlarda genel olarak yanlış ya da abartılı bir izlenim oluşturur. Bu yapı, değerlendirmeyi iki adımda düzenler: Önce küçük bir gerçeği kabul eder, sonra bundan çıkarılan genel sonucu düzeltir. Bir başlık, istatistik veya iddia tamamen yanlış olmadığı hâlde önemli bağlamı dışarıda bıraktığında kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir grafik gerçek bir sayı kullanıyor, ancak örneklemin yalnızca üç kişiden oluştuğunu gizliyor. En kesin değerlendirme hangisidir?

  1. It is correct and accurate.
  2. It is incorrect.
  3. It is technically correct, but misleading.
Cevabı göster

It is technically correct, but misleading.

Some languages,

1:19

Bazı diller,

such as German,

1:20

örneğin Almanca,

like to make compound words by running several smaller ones together, Öbek fiiller

1:20

birkaç küçük kelimeyi bir araya getirerek bileşik kelimeler yapmayı sever,

Öbek fiiller

running several smaller ones together: küçük kelimeleri tek kelimede birleştirmek

Bu cümlede running several smaller ones together, birkaç küçük kelimeyi birleştirerek tek bir birleşik kelime yapmak demektir. Run geçişli bir fiil olarak kullanılır; together ise sonucu, yani ayrı parçaların birleştiğini gösterir. run + nesne + together kalıbı, kelimelerin, seslerin veya başka parçaların tek bir dizi ya da birim hâlinde birleştirilmesini de anlatabilir. Buradaki ones, daha önce sözü edilen küçük kelimeleri ifade eder.

Alıştırma

Şu yeni cümleyi okuyun: A game creates the name Sunstone by running sun and stone together. running the words together ne anlama gelir?

  1. Tek bir kelime oluşturacak şekilde birleştirilirler
  2. Aralarında uzun bir duraklama bulunan ilgisiz kelimeler olarak söylenirler
  3. Alfabetik sıraya konurlar
Cevabı göster

Tek bir kelime oluşturacak şekilde birleştirilirler

which is why German words are sometimes absurdly long.

1:23

ki Almanca kelimelerin bazen saçma derecede uzun olmasının nedeni de budur.

Inuit languages use compound words as well,

1:26

İnuit dilleri de bileşik kelimeler kullanır,

so rather than say yellow snow, Dilbilgisi

1:28

bu yüzden sarı kar (yellow snow) demek yerine,

as you would in English,

1:29

İngilizcede yapacağınız gibi,

Dilbilgisi

rather than: reddedilen seçeneği sunmak

Rather than, seçilmeyen veya kullanılmayan bir seçeneği belirtir. Burada rather than say yellow snow, yerine başka bir ifade kullanılacak olan İngilizce tarzı söyleyişi gösterir; sonraki bölüm farklı seçimi açıklar. Rather than, cümlenin başında reddedilen eylemden önce gelebilir: Rather than drive, we walked. İki seçenek arasında da kullanılabilir: We decided to walk rather than drive. Mümkün olduğunda karşılaştırılan biçimleri dengeli tutun.

Alıştırma

Seçilen eylem ile yalın fiille ifade edilen reddedilmiş seçeneği karşılaştıran bağlayıcıyı yazın: We decided to take the train ____ drive.

Cevabı göster

rather than

an Inuit speaker combines the two words into one.

1:30

İnuitece konuşan biri iki kelimeyi tek bir kelimede birleştirir.

But it's not really a new word, Anlatım akışı

1:33

Fakat bu gerçekten yeni bir kelime değildir,

just a quirk of grammar.

1:34

sadece gramerin bir özelliğidir.

Anlatım akışı

not really A, just B ile nazikçe yeniden tanımlama

not really A, just B kalıbı önce A tanımını yumuşatır veya düzeltir, ardından onun yerine daha doğru olan B tanımını getirir. Böylece bilgi sert bir karşı çıkışla değil, nazik bir düzeltmeyle sunulur. Burada konuşmacı, bunun gerçekten yeni bir kelime olmadığını, yalnızca dil bilgisine özgü sıra dışı bir özellik olduğunu söylüyor. Bu kullanımda just, “adil” değil, “sadece” veya “yalnızca” anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi not really A, just B kalıbıyla tamamlayın: It is ____ a new invention, ____ a small change to an old design.

Cevabı göster

not really · just

So technically Eskimos do have hundreds of ways to describe snow,

1:35

Yani teknik olarak Eskimoların karı tanımlamak için yüzlerce yolu vardır evet,

but then so does every language. Dilbilgisi

1:38

ama bunu zaten her dil yapar.

Dilbilgisi

so does every language: so + yardımcı fiil + özne

so does every language yan cümlesi, önceki olumlu ifadenin yeni bir özne için de geçerli olduğunu göstermek amacıyla so + yardımcı fiil + özne yapısını kullanır. Böylece yüklemin tamamı tekrar edilmez. Burada does, tekil özne every language ile uyumludur ve daha önceki have hundreds of ways to describe snow yükleminin yerini tutar. Bu yapıda so, “bu yüzden” değil, “o da” veya “aynı şekilde” anlamına gelir.

Alıştırma

Erkek kardeşinin de kelime oyunlarından hoşlandığını göstermek için cümleyi so + yardımcı fiil + özne ile tamamlayın: Lena enjoys word games, and ____.

Cevabı göster

so does her brother

Number 6:

1:40

Numara 6:

You need eight glasses of water a day.

1:41

Günde sekiz bardak su içmeniz gerekir.

While doubtless some people would benefit from drinking more water and drinking less crap, Kalıp ifadeler

1:43

Bazı insanların daha fazla su ve daha az çöp içmekten fayda göreceği şüphesiz olsa da,

Kalıp ifadeler

benefit from + isim veya -ing biçimi

benefit from + isim veya -ing biçimi, bir şey ya da eylem sayesinde avantaj veya gelişme elde etmek demektir. from, faydanın kaynağını gösterir. Bu cümlede from sözcüğünden sonra and ile bağlanan iki eylem gelir: drinking more water ve drinking less crap. İkisi de -ing grubudur. Bu kalıp sağlık, öğrenme, iş ve daha pek çok konuda kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi benefit from kullanarak tamamlayın: Young athletes ____ regular rest days.

Cevabı göster

benefit from

there's no scientific evidence that eight glasses of water a day is the required amount Kalıp ifadeler

1:46

günde sekiz bardak suyun gerekli miktar olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur,

Kalıp ifadeler

no scientific evidence that + yan cümle

no scientific evidence that + yan cümle kalıbı, güvenilir bilimsel araştırmaların that yan cümlesindeki iddiayı şu anda desteklemediğini belirtir. that yan cümlesi değerlendirilen iddianın tam olarak ne olduğunu gösterir. Bu cümlede desteklenmeyen iddia, her gün sekiz bardağın gerekli miktar olduğudur. Bu ifade tek başına iddianın yanlış olduğunu kanıtlamaz ve su içmenin faydalı olabileceğini de reddetmez.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: “There is no scientific evidence that the bracelet works”, bilimin bilekliğin işe yaramadığını kanıtladığı anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

and some evidence that it might be too much. Dilbilgisi

1:50

aksine bunun çok fazla olabileceğine dair bazı kanıtlar vardır.

Dilbilgisi

might be too much: temkinli bir sonuç

might be too much ifadesinde might, sonucun kesin değil olası olduğunu gösterir. Konuşanın elinde bazı kanıtlar vardır, ancak miktarın kesinlikle fazla olduğunu söylemeye yetecek kadar değildir. Too much, “uygun, güvenli veya gerekli olandan daha fazla” demektir. Yalnızca “büyük bir miktar” anlamına gelmez. İfade bütünüyle, bir şeyin kanıtlandığını iddia etmeden dikkatli bir uyarı verir.

Alıştırma

Küçük bir araştırma dört saatlik ekran süresinin aşırı olabileceğini gösteriyor, ancak sonuç kesin değil. Hangi cümle bu kanıt düzeyine uygundur?

  1. Four hours of screen time is too much.
  2. Four hours of screen time is a lot.
  3. Four hours of screen time might be too much.
Cevabı göster

Four hours of screen time might be too much.

And while we're talking about water, Anlatım akışı

1:52

Ve sudan bahsetmişken,

number 5:

1:53

Numara 5:

Anlatım akışı

while we're talking about water: ilgili bir konuya geçiş

Bu cümlede while we're talking about water, konuyu düzenleyen bir ifadedir. Konuşan kişi mevcut konu olan suyu, başka bir ilgili maddeyi tanıtmak için köprü olarak kullanır. Burada while esas olarak iki eylemin aynı anda gerçekleştiğini anlatmaz. İfadenin bütünü yaklaşık olarak “su zaten konumuzken” anlamına gelir ve yeni noktayı önceki bilgilerle bağlantılı tutar.

Alıştırma

Konuşan kişi tren biletlerini açıkladıktan sonra tren saatleriyle ilgili bir bilgi eklemek istiyor. Hangi cümle mevcut konuyu bir köprü olarak kullanır?

  1. While we're talking about trains, check the weekend timetable too.
  2. While we're talking about trains, my favorite dessert is cake.
  3. While we're waiting for the train, check the weekend timetable too.
Cevabı göster

While we're talking about trains, check the weekend timetable too.

Tap water is bad,

1:54

Musluk suyu kötüdür,

but bottled water is good.

1:55

ama şişe su iyidir.

If you live in a paradise free from government regulations,

1:57

Eğer hükümet denetimlerinden uzak bir cennette yaşıyorsanız,

like say Somalia,

1:59

mesela Somali diyelim,

then you might have good reason to prefer bottled water over tap. Kalıp ifadeler

2:00

o zaman şişelenmiş suyu musluk suyuna tercih etmek için iyi bir nedeniniz olabilir.

Kalıp ifadeler

have good reason to: yapmak için geçerli bir nedeni olmak

have good reason to + fiilin yalın hâli yapısında good reason, yalnızca bir şeyi yapmak istemeyi değil, harekete geçmek için sağlam ve açıklanabilir bir gerekçeyi ifade eder. Burada önceki koşul doğruysa şişe suyu seçmenin makul olabileceği temkinli biçimde söyleniyor. Bu yapı, bir eylemin gerekçeli olduğunu kabul eder ancak onun her zaman doğru olduğunu iddia etmez. Might, sonucu koşula bağlar ve daha az kesin hâle getirir.

Alıştırma

“Bir şeyi yapmak için sağlam bir dayanağa sahip olmak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After seeing smoke under the door, we ____ call for help.

Cevabı göster

have good reason to

Kalıp ifadeler

prefer A over B: B yerine A’yı tercih etmek

Prefer A over B, iki seçenek karşılaştırılırken A’yı seçmek veya daha çok beğenmek anlamına gelir. Over, daha az tercih edilen B seçeneğini tanıtır; burada “üstünde” anlamına gelmez. Cümlede A bottled water, B ise tap water ifadesidir. Karşılaştırmadan kolayca anlaşılabildiği için tap sözcüğünden sonra water kullanılmamıştır.

Alıştırma

prefer A over B yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: For quick questions, I ____ texting ____ calling.

Cevabı göster

prefer · over

But modern functioning countries have something called health regulations,

2:03

Ancak modern ve işleyen ülkelerin sağlık düzenlemeleri diye bir şeyleri vardır,

which cover both kinds of water.

2:06

ve bu her iki su türünü de kapsar.

Also,

2:08

Ayrıca,

water is extremely dense,

2:09

su son derece yoğundur,

making transporting it from those pristine mountaintops and glaciers enormously expensive, Dilbilgisi

2:10

bu da onu o el değmemiş dağ zirvelerinden ve buzullardan taşımayı son derece pahalı hale getirir,

Dilbilgisi

making transporting it ... enormously expensive yapısı

Virgülden sonra gelen making yan cümleciği, önceki ifadenin tamamının sonucunu gösterir: su son derece yoğun olduğu için onu bu kadar uzağa taşımak çok pahalıdır. making ile bağlantılı örtük neden, mountaintops and glaciers değil, önceki durumun tamamıdır. Sonuç yan cümleciğinde transporting it from ..., değerlendirilen eylemi adlandıran bir gerund, yani -ing öbeğidir. make + nesne + sıfat yapısında bu öbek nesne konumundadır ve enormously expensive tarafından nitelenen şey de bu eylemdir. Yeniden kullanılabilecek biçim şudur: gerçek, making + -ing öbeğiyle ifade edilen eylem + sıfat.

Alıştırma

Hangi seçenek ikinci kısmı birinci kısmın sonucu olarak sunar ve eylemi adlandırmak için bir -ing öbeği kullanır?

  1. The machine is very heavy, to make carrying it upstairs difficult.
  2. The machine is very heavy, making carry it upstairs difficult.
  3. The machine is very heavy, making carrying it upstairs difficult.
Cevabı göster

The machine is very heavy, making carrying it upstairs difficult.

which is why bottled water companies don't bother. Kalıp ifadeler

2:13

işte bu yüzden şişe su şirketleri bu zahmete girmez.

Kalıp ifadeler

don't bother: zahmet etmemek

Burada companies don't bother, suyu taşımanın maliyeti çok yüksek olacağı için şirketlerin bu zahmete girmemeyi seçtiği anlamına gelir. Eksik bırakılan eylem önceki bağlamdan anlaşılır; bother burada birini rahatsız etmekle ilgili değildir. Yeniden kullanılabilecek kalıp özne + do/does not bother biçimindedir ve ardından isteğe bağlı olarak to + fiil, bir -ing biçimi veya with + isim gelebilir. Bu yapı, eylemin yalnızca gerçekleşmediğini söylemek yerine onun zaman, para veya zahmete değmediği yargısını da ekler.

Alıştırma

Hangi cümle bir eylemin zahmete değmediğini doğal biçimde anlatır?

  1. The queue is two hours long, so we don't mind going inside.
  2. The queue is two hours long, so we won't disturb going inside.
  3. The queue is two hours long, so we won't bother going inside.
Cevabı göster

The queue is two hours long, so we won't bother going inside.

Bottled water is often just local tap water with a fancy label and an enormous markup. Kelime

2:16

Şişe su çoğu zaman sadece süslü bir etiket yapıştırılmış ve muazzam bir kâr marjı eklenmiş yerel musluk suyudur.

Kelime

Fiyatlandırmada an enormous markup ifadesinin anlamı

Fiyatlandırmada markup, satış fiyatını belirlemek için bir ürünün maliyetine eklenen tutar veya yüzdedir. an enormous markup ifadesi bu eklemenin çok büyük olduğunu söyler. Buradaki ifade eleştireldir: ucuz bir ürün ambalajlanıp etiketlendikten sonra çok daha yüksek bir fiyata satılmaktadır. Kesin bir oran vermez ve satıcının başka maliyetleri olabileceği için markup doğrudan kârla aynı şey değildir.

Alıştırma

Bir mağaza bir şişeyi £1'e alıp £6'ya satıyor. Bu bağlamda an enormous markup ne anlama gelir?

  1. Satış fiyatı maliyetin çok üzerine çıkarılmıştır.
  2. Şişenin satılması uzun sürecektir.
  3. Mağaza etikete küçük bir yazım notu koymuştur.
Cevabı göster

Satış fiyatı maliyetin çok üzerine çıkarılmıştır.

Number 4:

2:21

Numara 4:

Gum takes 7 years to pass through your digestive system. Dilbilgisi

2:21

Sakızın sindirim sisteminizden geçmesi 7 yıl sürer.

Dilbilgisi

takes + süre + to pass through yapısı

take + bir süre + to + fiil yapısı, bir eylem veya sürecin ne kadar zaman gerektirdiğini anlatır. Bu cümlede Gum öznedir, 7 years süreyi belirtir ve to pass through mastar grubudur; your digestive system ise içinden geçilen sistemdir. Pass through, bir yere veya sisteme girmek, onun içinde ilerlemek ve dışına çıkmak anlamına gelir. Bu dil bilgisi yapısı yalnızca iddiada belirtilen süreyi aktarır; iddianın doğru olduğunu kanıtlamaz. Bağlamda yedi yıl düşüncesi, düzeltilmek üzere sunulan bir efsanedir.

Alıştırma

Cümleyi take fiilinin doğru biçimiyle ve mastarı başlatan sözcükle tamamlayın: The train ____ 20 minutes ____ reach the airport.

Cevabı göster

takes · to

This is pretty easy to disprove yourself,

2:24

Bunu kendi kendinize çürütmeniz oldukça kolaydır,

but it's understandable why most people don't try the experiment. Dilbilgisi

2:26

ancak çoğu insanın deneyi neden yapmadığı da anlaşılabilir bir durum.

Dilbilgisi

understandable why most people don't try...: onaylamadan nedeni anlamak

“it's understandable why...” ifadesindeki understandable, bir davranışın nedenini anlamanın kolay olduğunu belirtir. Davranışın ya da düşüncenin doğru olduğunu söylemez. it is understandable why + yan cümle yapısı, bir seçimi değerlendirirken aynı zamanda anlayış göstermeyi sağlar. Burada konuşan kişi, denemek kanıt sağlayabilecek olsa da insanların bu rahatsız edici deneyi neden yapmadığını anlayabiliyor.

Alıştırma

“it's understandable why most people don't try the experiment” burada ne anlama geliyor?

  1. Deneyden kaçınmak ideal olmasa bile insanların neden kaçındığını anlamak kolaydır.
  2. Deney, çoğu insanın denemesi için fazla zordur.
  3. Çoğu insan deneyin nasıl işlediğini doğru şekilde anlamıştır.
Cevabı göster

Deneyden kaçınmak ideal olmasa bile insanların neden kaçındığını anlamak kolaydır.

Number 3:

2:29

Numara 3:

Blood in your veins is blue.

2:30

Damarlarınızdaki kan mavidir.

The idea here is that blood in veins is blue

2:32

Buradaki fikir, damarlardaki kanın mavi olduğu

and it only turns red when exposed to the oxygen in the air. Dilbilgisi

2:34

ve sadece havadaki oksijene maruz kaldığında kırmızıya döndüğüdür.

Dilbilgisi

when exposed to: kısaltılmış edilgen yan cümle

When exposed to, kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Tam biçimi when it is exposed to şeklindedir: örtük özne blood sözcüğüdür ve exposed, oksijenle temas ettirilmek anlamına gelir. when + geçmiş zaman ortacı yapısı, belirli bir koşulda ana cümlenin öznesine ne olduğunu anlatır. Atılan özne ile be biçiminin cümleden açıkça anlaşılması gerekir; burada “kanın başka bir şeyi açığa çıkarması” gibi etken bir anlam yoktur.

Alıştırma

Cümleyi “when it is exposed to” ifadesinin kısaltılmış edilgen biçimiyle tamamlayın: The paint fades ____ direct sunlight.

Cevabı göster

when exposed to

Thinking this isn't unreasonable.

2:37

Böyle düşünmek mantıksız değildir.

After all, Anlatım akışı

2:38

Sonuçta,

your veins look blue and medical diagrams show arteries as red and veins as blue, Dilbilgisi

2:38

damarlarınız mavi görünür ve tıbbi şemalarda atardamarlar kırmızı, toplardamarlar mavi olarak gösterilir,

Anlatım akışı

Destekleyici gerekçe bağlacı olarak After all

After all, önceki ifadenin makul veya kabul edilmesi kolay görünmesini sağlayan destekleyici bir gerekçe sunar. Burada toplardamarların görünen rengi ve şemalarda kullanılan renkler, yanlış düşüncenin neden ikna edici gelebileceğine gerekçe olarak verilir. Bilgiyi düzenleyen bir bağlaç olarak after all genellikle bir iddianın ardından gelir ve dinleyicinin muhtemelen zaten bildiği ya da kolayca kabul edeceği bir olguya işaret eder. Anlamı ‘bu destekleyici olguyu göz önünde bulundur’ şeklindedir; ‘her şey olduktan sonra’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Açık bir destekleyici gerekçe sunan bağlacı seçin: The plan seems safe. ___, it has already passed three independent checks.

  1. Afterward
  2. At last
  3. After all
Cevabı göster

After all

Dilbilgisi

Temsil bildiren show A as B yapısı

show arteries as red and veins as blue ifadesindeki yapı show + nesne + as + betimleme şeklindedir. Birbirine paralel iki çift arteries + red ve veins + blue biçimindedir. Bu yapı, bir şemanın bir şeyi nasıl temsil ettiğini veya etiketlediğini anlatır. Tek başına, temsil edilen şeyin gerçekte bu özelliğe kelimenin tam anlamıyla sahip olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi show A as B yapısını kullanarak tamamlayın: The safety map ____ high-risk areas ____ red.

Cevabı göster

shows · as

but it's the same mistake as thinking that Mountain Dew is green because it's in a green bottle. Dilbilgisi

2:42

ancak bu Mountain Dew'un yeşil bir şişede olduğu için yeşil olduğunu düşünmekle aynı hatadır.

Dilbilgisi

the same mistake as thinking that: iki akıl yürütme hatasını karşılaştırmak

X is the same mistake as thinking that Y kalıbı, iki akıl yürütmenin aynı biçimde hatalı olduğunu belirtir. Bu cümlede bir yanlış sonuç, şişesi yeşil olduğu için Mountain Dew'ın da yeşil olması gerektiği inancıyla karşılaştırılır. same mistake as ifadesinden sonra, karşılaştırılan hatayı belirtmek için bir isim öbeği veya -ing yan cümlesi kullanılabilir. Bu yapıda as karşılaştırma bildirir; ‘-iken’ ya da ‘çünkü’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tam karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: Assuming one high score proves a method always works is ____ one lucky result proves a rule.

Cevabı göster

the same mistake as thinking that

Pour it out and you discover that Mountain Dew is really piss yellow,

2:46

Dışarı dökerseniz Mountain Dew'un aslında sidik sarısı olduğunu keşfedersiniz,

which is probably why it's in a green bottle to begin with. Kalıp ifadeler

2:49

ki muhtemelen en başından beri yeşil bir şişede olmasının nedeni de budur.

Kalıp ifadeler

to begin with: başlangıçtaki duruma dönmek

Bu cümlenin sonunda to begin with, ‘başlangıçtan beri’ veya ‘en başta’ anlamına gelir. Konuşmacı başlangıçtaki duruma döner: şişe başından beri yeşildi ve bunun nedeni muhtemelen az önce belirtilen noktadır. Bu kullanım, birine bir eyleme başlamasını söylemez. Özellikle mevcut durumun neden şaşırtıcı olmadığını açıklarken, başlangıçtan beri var olan bir koşulu veya nedeni gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede to begin with, altyazıdaki gibi ‘başlangıçtan beri’ veya ‘en başta’ anlamına gelir?

  1. To begin with, I have two reasons for disagreeing.
  2. To begin with, open your notebook and write the date.
  3. The room was too small to begin with, so adding another desk made it worse.
Cevabı göster

The room was too small to begin with, so adding another desk made it worse.

The next time you get blood withdrawn from a vein, Dilbilgisi

2:52

Bir dahaki sefere damarınızdan kan alındığında,

Dilbilgisi

get blood withdrawn: get + nesne + geçmiş zaman ortacı

get blood withdrawn ifadesinde get fiilinden sonra blood nesnesi ve withdrawn geçmiş zaman ortacı gelir. Nesne eyleme maruz kalır; yani kan alınır. get + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı genellikle öznenin başka biri tarafından yapılan bir işi ayarladığını veya bu işleme maruz kaldığını anlatır. Burada you, işlemi yaptıran hastadır; kanı alan kişi ise bir sağlık çalışanıdır.

Alıştırma

it ve fixed sözcüklerini kullanarak cümleyi get + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısıyla tamamlayın: I can't repair the laptop myself, so I'll ____ tomorrow.

Cevabı göster

get it fixed

take a look.

2:53

bir bakın.

What color is it?

2:54

Rengi ne?

Red.

2:55

Kırmızı.

How much oxygen is inside a good syringe?

2:55

İyi bir şırınganın içinde ne kadar oksijen vardır?

None.

2:57

Hiç yok.

Unless you're a horseshoe crab or Plavalaguna, Notlar

2:58

At nalı yengeci ya da Plavalaguna değilseniz,

your blood isn't blue.

3:00

kanınız mavi değildir.

Dilbilgisi

Unless you're a horseshoe crab or Plavalaguna: bir istisnayı belirtmek

Unless, bir istisnayı gösteren koşul başlatır. Unless you're a horseshoe crab or Plavalaguna, bu iki istisnadan biri değilseniz anlamına gelir. Bu nedenle ana ifade olan your blood isn't blue, adı geçen grubun dışında kalan herkes için doğru olarak sunulur. unless yan cümlesinde not yoktur, ancak unless zaten if ... not anlamını taşır.

Alıştırma

'If you do not wear a helmet, you cannot join the ride' anlamına gelen cümle hangisidir?

  1. Unless you wear a helmet, you cannot join the ride.
  2. If you wear a helmet, you cannot join the ride.
  3. Even if you wear a helmet, you cannot join the ride.
Cevabı göster

Unless you wear a helmet, you cannot join the ride.

Kültür

At nalı yengeci veya Plavalaguna: tek şakada bilim ve sinema

Bu ifade gerçek bir hayvanı kurgusal bir karakterin yanına koyar. At nalı yengecinin oksijenlenmiş kanı mavi görünebilir; çünkü oksijen taşıyan proteini bakır içerir. İnsan hemoglobini ise demir içerdiği için kanımız kırmızıdır. Plavalaguna, Beşinci Element filmindeki mavi uzaylı opera sanatçısıdır. Bilimsel bir istisna ile popüler kültür göndermesini yan yana getirmek şakayı oluşturur. Bunların hiçbiri sıradan bir insanın kanının mavi olduğunu göstermez.

Alıştırma

Cümle neden at nalı yengeci ile Plavalaguna'yı birlikte anıyor?

  1. İkisi de insan kanını maviye dönüştüren hastalıkların tıbbi adıdır.
  2. At nalı yengeci mavi kanlı gerçek bir hayvandır; Plavalaguna ise mavi, kurgusal bir karakterdir.
  3. İkisi de kanı doğal olarak mavi olan gerçek hayvanlardır.
Cevabı göster

At nalı yengeci mavi kanlı gerçek bir hayvandır; Plavalaguna ise mavi, kurgusal bir karakterdir.

Number 2:

3:01

Numara 2:

Fan death. Kültür

3:02

Vantilatör ölümü.

This misconception is a specialty of South Korea.

3:03

Bu yanılgı Güney Kore'ye özgüdür.

Kültür

Fan death: Güney Kore'ye ait bir şehir efsanesi

Fan death, Güney Kore'ye ait bir şehir efsanesinin adıdır: Kapalı bir odada elektrikli vantilatörü açık bırakmanın, özellikle biri uyurken, o kişinin ölümüne yol açabileceği inancı. Konuşmacı bunu açıkça yanlış bir inanış olarak adlandırır; yani cümle bu inancı aktarırken aynı zamanda reddeder. Fan death tıbben kabul edilmiş bir ölüm nedeni değildir. Buradaki fan, hayran değil, havayı hareket ettiren makine anlamındadır.

Alıştırma

Güney Kore'nin elektrikli vantilatörlerle ilgili şehir efsanesinin yerleşmiş adıyla cümleyi tamamlayın: The documentary examines the belief known as ____.

Cevabı göster

fan death

Here,

3:06

Orada,

the belief is that if you spend too much time with a rotating fan in a confined space,

3:06

kapalı bir alanda dönen bir vantilatörle çok fazla zaman geçirirseniz,

it will use up all your oxygen and you'll asphyxiate to death. Öbek fiiller

3:10

vantilatörün tüm oksijeninizi tüketeceğine ve boğularak öleceğinize inanılır.

Öbek fiiller

use up: sınırlı bir kaynağı tamamen tüketmek

Use up, sınırlı bir kaynağı geriye hiçbir şey kalmayacak şekilde tamamen tüketmek demektir. Burada bu inanış, vantilatörün odadaki bütün oksijeni tüketeceğini iddia eder. Up parçacığı tamamlanmış bir sonuç anlamı katar. Use yalnızca bir şeyi kullanmayı veya tüketmeyi anlatır; use up ise kaynağın sonuna ulaşılmasına odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi use up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: By Friday, the class had ____ all the blue paint.

Cevabı göster

used up

Exactly how the fan, Anlatım akışı

3:13

Vantilatörün,

made of a lifeless anaerobic plastic,

3:14

ki kendisi cansız ve oksijen sevmeyen bir plastikten yapılmıştır,

competes for your oxygen is unclear,

3:15

sizinle oksijen için tam olarak nasıl rekabet ettiği belirsizdir,

Anlatım akışı

Retorik bir itiraz olarak Exactly how ... is unclear

Exactly how ... is unclear yapısının tamamında how yan cümlesi dil bilgisel özne olarak kullanılır ve ardından is unclear yüklemi gelir. Önce vantilatörün oksijen için nasıl rekabet ettiği şeklindeki sözde süreç sunulur, sonunda da bu mekanizmanın açıklanamadığı söylenir. Böylece cümle, yalnızca konuşanın karşı çıkışı etrafında değil, eksik mekanizma etrafında düzenlenir. Burada Exactly özellikle vurguludur. Made of a lifeless anaerobic plastic ifadesiyle birlikte retorik bir şüphe bildirir: konuşan kişi gerçekten teknik ayrıntıları beklemiyordur. Yanıtlanması imkânsız gibi duran how sorusu, önceki inanışın saçmalığını ortaya çıkarır.

Alıştırma

“Exactly how a magnet on the case is supposed to double the phone's battery life is unclear,” cümlesinde konuşan kişi esas olarak ne yapıyor?

  1. İnanılır bir mekanizmanın olup olmadığını sorgulamak
  2. Mekanizmayı ayrıntılı biçimde açıklamaya söz vermek
  3. Batarya iyileşmesinin kanıtlandığını belirtmek
Cevabı göster

İnanılır bir mekanizmanın olup olmadığını sorgulamak

but hilariously South Korean fan manufacturers,

3:17

ama komik olan şu ki, Güney Koreli vantilatör üreticileri,

who surely must know better, Ton ve niyet

3:20

ki kesinlikle doğrusunu biliyorlardır,

Ton ve niyet

Surely must know better: eleştiri içeren güçlü çıkarım

Burada surely, konuşanın sonucu apaçık gördüğünü; must ise güçlü bir çıkarımı ifade eder: üreticilerin gerçeği anlaması beklenmektedir. Know better yalnızca “daha fazla bilgi sahibi olmak” demek değildir. Bir düşüncenin veya davranışın yanlış olduğunu fark edecek kadar sağduyuya ya da deneyime sahip olmak demektir. Surely must know better bir bütün olarak eleştiri ve ironi katar. Konuşan, üreticilerin sorunu anladığını varsaydığı için onların bu korkuya uygun davranma kararı özellikle saçma görünür.

Alıştırma

“The experienced engineers surely must know better, yet they approved the unsafe shortcut.” cümlesinde konuşan nasıl bir tutum sergiliyor?

  1. Konuşan, mühendislerin daha önce güvenlik konusunda eğitim alıp almadığından emin değildir.
  2. Konuşan yalnızca mühendislerin herkesten daha fazla teknik bilgiye sahip olduğunu söyler.
  3. Konuşan, mühendislerin durumu anladığını güçlü biçimde varsayar ve seçimlerini eleştirir.
Cevabı göster

Konuşan, mühendislerin durumu anladığını güçlü biçimde varsayar ve seçimlerini eleştirir.

include timers on fans to prevent them from running too long. Dilbilgisi

3:21

çok uzun süre çalışmalarını önlemek için vantilatörlere zamanlayıcı koyuyorlar.

Dilbilgisi

Prevent them from running: prevent + nesne + from + -ing

Prevent + nesne + from + -ing yapısı, birinin veya bir şeyin bir eylemi gerçekleştirmesini engellemek anlamına gelir. Burada them, vantilatörlere gönderme yapar; running ise “koşmak” değil, bir makinenin “çalışması” demektir. Zamanlayıcılar vantilatörlerin hiç çalışmamasını sağlamaz; güvenli veya istenen süreden daha uzun çalışmasını önler. Bu yapı güvenlik özelliklerinin, kuralların ve kontrol mekanizmalarının amacını açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hedef yapıdaki eksik sözcükle cümleyi tamamlayın: The safety cover prevents children ____ touching the moving parts.

Cevabı göster

from

Number 1:

3:24

Numara 1:

People swallow eight spiders a year while sleeping. Dilbilgisi

3:25

İnsanlar uyurken yılda sekiz örümcek yutarlar.

Dilbilgisi

while sleeping: kısaltılmış bir while yan cümlesi

while sleeping ifadesinde sleeping fiilinin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan People ile aynıdır. Bu ifade while they are sleeping yapısının kısaltılmış hâlidir ve iki durumun aynı anda gerçekleştiğini gösterir. Bu kısaltmayı yalnızca eksik özne ana cümleden açıkça anlaşılıyorsa kullanın. Bu bağlamda cümle, daha sonra çürütülecek bir efsaneyi aktarır; yapının kısaltılması iddiayı gerçek yapmaz.

Alıştırma

Cümleyi "while she was waiting" ifadesinin kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: Nora read a book ____ for the bus.

Cevabı göster

while waiting

Supposedly, Anlatım akışı

3:28

Söylentiye göre,

while you're in bed helplessly unconscious with your gob wide open, Kelime

3:28

siz yatakta çaresizce bilinçsiz yatarken ve ağzınız sonuna kadar açıkken,

Anlatım akışı

Supposedly: bir iddiayla araya mesafe koymak

Supposedly, başka insanların söylediği veya inandığı bir bilgiyi aktarır; ancak konuşan kişi bunun doğru olduğunu onaylamaz. Bu cümlenin başında, hikâyenin tamamını doğrulanmamış bir iddia olarak çerçeveler. Dinleyicilerin aktarılan iddia ile konuşanın kendi görüşünü ayırmasını sağlar. Burada ayrıca anlatımı kesin bir gerçek ifadesi olmaktan çıkarıp kuşkucu ve mizahi bir aktarıma dönüştürür.

Alıştırma

Elinizde hiçbir kanıt yok ve bu fikri onaylamadan yalnızca insanların söylediği bir şey olarak göstermek istiyorsunuz. Hangi cümle bu tutuma en uygundur?

  1. Definitely, the old tunnel leads to the castle.
  2. Apparently, the old tunnel leads to the castle.
  3. Supposedly, the old tunnel leads to the castle.
Cevabı göster

Supposedly, the old tunnel leads to the castle.

Kelime

your gob wide open ifadesindeki gayriresmî İngiliz sözcüğü gob

Gob, İngiliz İngilizcesinde mouth, yani “ağız” anlamına gelen gayriresmî bir kelimedir. your gob wide open ifadesinde wide “tamamen” anlamındadır; dolayısıyla ifade “ağzın tamamen açık” demektir. Nötr mouth yerine gob seçilmesi, görüntüyü daha kaba ve alaycı ya da komik gösterir. Bu bir özel ad veya farklı bir vücut bölümü değildir.

Alıştırma

Resmî bir otel ortamında bir çalışan müşteriye Please keep your gob closed during the safety demonstration. diyor. Burada gob kullanmak uygun mudur?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

each year eight spiders find their way into your mouth Kalıp ifadeler

3:31

her yıl sekiz örümcek ağzınıza girmenin bir yolunu bulur

Kalıp ifadeler

find their way into: sonunda dolaylı bir yoldan girmek

Find their way into, genellikle dolaylı, kazara oluşmuş veya açıklanamayan bir yolu izleyerek “sonunda bir yere girmek” anlamına gelir. Burada their, spiders sözcüğünü gösterir; into ise varış yerini, yani your mouth ifadesini başlatır. Kalıp find + iyelik sözcüğü + way into + yer şeklindedir: find my way into, found its way into gibi. Bu kalıp varış yoluna veya sürecine odaklanırken enter yalnızca bir şeyin içeri girdiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi find one's way into ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: Yesterday, a tiny leaf ____ my lunch bag.

Cevabı göster

found its way into

and you reflexively swallow them.

3:33

ve siz de onları refleks olarak yutarsınız.

This is plainly ridiculous.

3:36

Bu tamamen saçmalıktır.

Spiders love warm,

3:37

Örümcekler sıcak

moist places,

3:38

ve nemli yerleri severler,

so eight is far too low an estimate. Ton ve niyet

3:39

yani sekiz çok ama çok düşük bir tahmindir.

Ton ve niyet

“far too low an estimate” ifadesindeki ciddi tonlu ironi

Bu bağlamda “far too low an estimate”, ciddi bir tonla söylenen ironidir: sözler ciddi görünür, ama şaka yapmak için kullanılır. Kelime anlamıyla ifade, sekiz örümcek tahmininin çok düşük olduğunu ve gerçek sayının daha yüksek olması gerektiğini söyler. Ancak konuşmacı az önce bu iddiayı saçma bulduğunu belirtmiştir. Bu yüzden burada gerçek bir bilgiyi düzeltmiyor; saçma bir tersine dönüşle şakayı sürdürüyor. Cümle ile yakın bağlam arasındaki çatışmaya dikkat edin. Resmî görünen bir tahmin, makulmüş gibi sunulurken aslında iddianın tamamıyla alay edebilir.

Alıştırma

Konuşmacı önce iddiayı saçma bulduğunu söylüyor, ardından “eight is far too low an estimate.” diyor. Aslında ne yapıyor?

  1. Sayıyı ciddi biçimde düzeltmek
  2. Ciddi görünen saçma bir tersine dönüşle şakayı sürdürmek
  3. İlk iddianın muhtemelen doğru olduğunu kabul etmek
  4. Konuyu örümceklerin yaşadığı yerlere çevirmek
Cevabı göster

Ciddi görünen saçma bir tersine dönüşle şakayı sürdürmek