Nasıl daha iyi bir insan olunur: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Bu deneme, daha nazik ve dayanıklı olmak için on erdem sunar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. `drawn up` öbek fiilini liste hazırlamak anlamında kavramak ve belge, kural ya da önerilerdeki kullanımı gerçek çizmeden ayırmak. 2. Deyim ve mecazlı ifade `put a benevolent finger on` sözünü incelemek: “put one's finger on”, yani tam belirlemek ile bağ kurup benevolent sözcüğünün mizahı, isteklerle gerçeklik arasındaki boşluğu iyi niyetle görme yolu yaptığını anlamak. 3. `Pessimism isn't deep, nor optimism shallow.` içindeki Dilbilgisi ve Cümle Kalıplarını okumak: “is”i tamamlamak, nor olumsuzluğunu izlemek ve paralel yapının iki basmakalıp yargıyı da reddedişini anlamak.
Bu derste
Once + yan cümle: bir aşamaya ulaşıldığında
Burada Once, we're over about 12 years old zaman koşulunu başlatır. “Bu yaş aşamasına ulaşıldığında” veya “ulaşıldıktan sonra” anlamına gelir; “bir kez” anlamında değildir. once yan cümlesi ana ifadenin geçerli olmaya başladığı noktayı belirler. O andan itibaren insanlar iyi davranmaya teşvik edilir. Genel olarak once + yan cümle, bir olay, koşul veya aşama gerçekleştiğinde sonucun geçerli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede once, bir sonucun geçerli olduğu aşamayı başlatmak için kullanılmıştır?
- Once Mia turns thirteen, she can join the teen program.
- Mia visited the teen program once last year.
- Please answer the question at once.
Cevabı göster
Once Mia turns thirteen, she can join the teen program.
We're expected to: bize yöneltilen bir beklenti
We're expected to make efforts ifadesinde be expected to + fiilin yalın hâli, başka insanlar, kurallar veya toplumsal normlar tarafından kişilere yöneltilen bir beklentiyi anlatır. Beklentinin kaynağı belirtilmez; bu nedenle yaklaşık olarak “İnsanlar genellikle çaba göstermemizi bekliyor” anlamındadır. Bu bir edilgen yapıdır: beklenti bize yöneltilir ve make beklenen eylemdir. Burada yalnızca gelecekte ne olacağına dair bir tahmin değil, görev veya standart ifade edilir.
Alıştırma
Bir iş yerinde biri “We're expected to answer customers politely.” diyor. Burada We're expected to ne anlama gelir?
- Başka insanlar veya ortak kurallar bunu yapmamızı bekliyor.
- Başka bir grubun bunu yapacağını tahmin ediyoruz.
- Bunu yapmayı zaten bitirdik.
Cevabı göster
Başka insanlar veya ortak kurallar bunu yapmamızı bekliyor.
make efforts: doğal fiil-isim eşdizimi
Make efforts, “çok çabalamak” veya “bir şeyi başarmak için enerji harcamak” anlamına gelir. Bu cümlede ardından in all kinds of areas geldiği için çoğul efforts, tek bir girişimden ziyade çeşitli alanlara yayılan çabayı anlatır. Effort ile make kullanılır: Tek ve belirli bir girişim için make an effort, tekrarlanan, devam eden veya farklı yönlere yayılan çalışmalar için make efforts denir.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan iki sözcüklü eşdizimle tamamlayın: The team must ____ in several areas before the next review.
Cevabı göster
make efforts
thinking about and then practicing the art of niceness
0:15nezaket sanatını düşünmek ve ardından bunu pratik etmek fikri
the idea of + isim veya -ing biçimi
The idea of, bir isim veya -ing öbeği getirerek bütün ifadenin tek bir şey olarak ele alınmasını ya da değerlendirilmesini sağlar. Burada expending, bütün etkinliği adlandıran uzun bir -ing öbeğini başlatır. the idea ile niceness arasındaki ifadenin tamamı sounds fiilinin öznesidir. Yeniden kullanılabilir kalıp The idea of + isim/-ing öbeği + bağlayıcı fiil veya başka bir ana fiildir.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan yapıdaki edatla tamamlayın: The idea ____ moving to a new city excites Leo.
Cevabı göster
of
bizarre, even eerie: even ile kademeli güçlendirme
bizarre, even eerie ifadesinde konuşmacı bir şeyi önce tuhaf olarak anlatır, ardından even kullanarak daha güçlü ve rahatsız edici bir tanım ekler. Eerie, bizarre sözcüğünün her zaman taşımadığı bir huzursuzluk veya korku duygusu katar. Sıfat, even + daha güçlü sıfat kalıbı değerlendirmeyi bir basamak yükseltir: ikinci sıfat yalnızca aynı düzeyde başka bir tanım olarak değil, daha şaşırtıcı veya daha yoğun bir tanım olarak sunulur.
Alıştırma
İkinci sıfatı daha güçlü gösteren sözcükle ifadeyi tamamlayın: The old tunnel felt strange, ____ frightening, after dark.
Cevabı göster
even
that we think matter more than ever in the modern age. Kalıp ifadeler
0:24modern çağda her zamankinden daha önemli olduğunu düşündüğümüz.
That's why ile sonuç bildirme
That's why, daha önce söylenmiş bir nedene veya duruma gönderme yapar ve ardından gelen sonucu tanıtır: bu nedenle. Burada önceki gözlem, bir kontrol listesi hazırlama kararına yol açar. Bağlantıyı açıkça göstermek için neden veya sorun. That's why + sonuç söylem kalıbını kullanın. Bu ifade, açıklamayı yaşanan veya gözlemlenen durumdan bunun sonucunda yapılan işe ya da varılan sonuca taşır.
Alıştırma
Hangi devam cümlesi nedeni doğru biçimde sonuca bağlar? The roads were icy. ...
- That's because the school opened late.
- That's why the roads were icy.
- That's why the school opened late.
Cevabı göster
That's why the school opened late.
draw up: yazılı bir plan veya liste hazırlamak
Bu cümlede drawn up, “yazılı olarak hazırlanmış ve düzenlenmiş” anlamındadır. Nesnesi a checklist olduğundan ifade, resim yapmayı değil, listede nelerin bulunacağına karar verdikten sonra listeyi oluşturmayı anlatır. Drawn, draw fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. We've drawn up, draw up öbek fiilinin present perfect biçimidir; kontrol listesinin zaten hazırlandığını ve sonucunun şu anla ilgili olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “yazılı olarak dikkatle hazırlanmış” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The class has ____ a list of rules for the science fair.
Cevabı göster
drawn up
more than ever: şimdi geçmiştekinden daha yüksek derecede
More than ever, “şimdi geçmişteki herhangi bir zamandan daha yüksek derecede” anlamına gelir. Burada matter ifadesini güçlendirir: Konuşanlar bu erdemlerin modern çağda özellikle önemli olduğuna inanır. Geçmişle karşılaştırma örtük olduğu için belirli bir geçmiş zamanın söylenmesi gerekmez. Bu ifade, mevcut bir durum bir niteliği, eylemi veya ihtiyacı özellikle güçlü hâle getirdiğinde kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi “şimdi geçmişteki herhangi bir zamandan daha yüksek derecede” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After the storm, the neighbors need to work together ____.
Cevabı göster
more than ever
This is the art of keeping going even when things are looking dark, Notlar
0:29Bu, işler karanlık göründüğünde bile devam edebilme sanatıdır,
Keeping going: zorluğa rağmen devam etmek
Keeping going, özellikle işler zorlaştığında bir faaliyeti ya da çabayı bırakmak yerine sürdürmek demektir. Burada anlatılan yalnızca yürümek veya hareket etmek değil, azimle devam etmektir. of edatından sonra -ing biçimi kullanılır; bu yüzden keep, keeping olur: the art of keeping going. İfadenin tamamı, bir aksiliğe rağmen devam etmeyi anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın zorluğa rağmen devam ettiğini doğal biçimde anlatır?
- The puzzle was hard, but Maya kept go.
- The puzzle was hard, but Maya kept going.
- The puzzle was hard, but Maya kept gone.
Cevabı göster
The puzzle was hard, but Maya kept going.
Even when: gerçek veya tekrarlanan zor bir durum
Even when, gerçek kabul edilen, gerçekleşmesi beklenen veya tekrarlanan bir zamanı ya da koşulu anlatır. Vurgu ekler: ana cümledeki ifade, bu zor durum sırasında da geçerliliğini korur. Bu cümlede things are looking dark olumsuz durumdur ve keeping going böyle zamanlarda da geçerlidir. İfade çoğu zaman yalnızca tarafsız bir when değil, “... olan zamanlar da dâhil” anlamını taşır.
Alıştırma
Ava'nın sık sık yoğun günleri olur ve o günlerde de okumaya devam eder. Hangi cümle bu anlamı en iyi verir?
- Ava reads every night because she is busy.
- Ava will read tonight, even if she is busy.
- Ava reads every night, even when she is busy.
Cevabı göster
Ava reads every night, even when she is busy.
things are looking dark: durumun kötü görünmesi
Bu cümlede things fiziksel nesneleri değil, genel durumu anlatır. are looking “görünüyor” anlamındadır; dark ise sorunları veya azalan umudu anlatan bir mecazdır. İfadenin tamamı, durumun kötüye gitmesi muhtemelmiş gibi göründüğünü söyler. Bir planı, yarışmayı, birinin şansını veya geleceği anlatabilir.
Alıştırma
“Even when things are looking dark, we keep trying,” cümlesinde things are looking dark ifadesi ne anlama gelir?
- Durumun kötüye gitmesi muhtemel görünüyor.
- Birkaç nesnenin rengi değişti.
- Odadaki ışıklar yavaşça kararıyor.
Cevabı göster
Durumun kötüye gitmesi muhtemel görünüyor.
accepting reversals as normal: accept A as B kalıbı
accept A as B kalıbı, A’yı B tanımına, rolüne veya statüsüne sahip olarak kabul etmek ya da bu durumu kabullenmek anlamına gelir. Burada reversals aksilikleri veya kötüye doğru değişimleri anlatır; bu nedenle ifade, böyle aksilikleri ilerlemenin normal bir parçası olarak kabul etmek demektir. Reversals A’dır, normal ise B’dir. Normal, reversals sözcüğünü niteleyen bir nesne tamamlayıcısıdır; kabul etme eyleminin nasıl yapıldığını anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi accept A as B kalıbıyla tamamlayın: After the delay, we learned to ____ setbacks ____ a normal part of the process.
Cevabı göster
accept · as
of refusing to frighten others with one's own fears,
0:35kendi korkularımızla başkalarını korkutmayı reddetme,
is in the end reassuringly tough.
0:40sonuçta güven verici derecede sağlam olduğunu hatırlama sanatıdır.
The capacity to connect imaginatively Kalıp ifadeler
0:45Hayal gücüyle bağlantı kurabilme kapasitesidir,
Connect imaginatively with: hayal gücüyle anlamak
Bu cümlede connect imaginatively with, hayal gücünü kullanarak başka birinin bakış açısına girmek ve onun acılarının ve deneyimlerinin nasıl hissedilebileceğini anlamak demektir. Fiziksel, teknolojik veya sosyal bir teması değil, zihinsel ve duygusal anlayışı anlatır. Imaginatively, bu bağın nasıl kurulduğunu gösterir: hayal gücü kullanılarak. Diğer kişinin deneyiminin hayal ürünü veya gerçek dışı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede connect imaginatively with ne anlama geliyor?
- Başka birinin deneyimini kurmaca veya gerçek dışı hâle getirmek
- Başka birinin deneyimini anlamak için hayal gücünü kullanmak
- Başka biriyle tamamen aynı deneyimi yaşamak
- Bir cihaz aracılığıyla başka biriyle iletişim kurmak
Cevabı göster
Başka birinin deneyimini anlamak için hayal gücünü kullanmak
Become someone else ... look back at oneself: bakış açısını değiştirmek
İki eylem birlikte tek bir mecaz oluşturur. Become someone else, kimliği gerçekten değiştirmek değil, geçici olarak başka birinin bakış açısını benimsemek demektir. Bu hayalî konumdan look back at oneself, kişinin şimdiki hâlini başka biri görüyormuş gibi incelemesi anlamına gelir. Bağlanan eylemler bir sıra gösterir: önce bakış açısı değiştirilir, sonra bu dış bakış dürüst bir öz değerlendirme için kullanılır. Burada look back at öncelikle geçmişi hatırlamak anlamına gelmez; someone else dışarıdan bakma fikrini açık hâle getirir.
Alıştırma
Burada become someone else and look back at oneself ne anlama geliyor?
- Sahte bir kimlik uydurmak ve gerçek kişiliğini saklamak
- Yalnızca geçmişte kendi başına gelenleri hatırlamak
- Başka birinin bakış açısını benimsemek ve kendini dürüstçe incelemek
- Başka birinin dürüst bir görüş bildirmesini beklemek
Cevabı göster
Başka birinin bakış açısını benimsemek ve kendini dürüstçe incelemek
because we believe that things should be perfect.
1:00çünkü her şeyin mükemmel olması gerektiğine inanırız.
Lose our temper: öfkenin kontrolünü kaybetmek
To lose your temper, konuşma veya davranış biçiminizi kontrol edemeyecek kadar öfkelenmek demektir. Sakin olmaktan öfkeyi açıkça göstermeye geçişi anlatır; yalnızca rahatsız hissetmek değildir. Burada temper, sıcaklıkla değil öfke ve öz denetimle ilgilidir; ifade gerçek anlamıyla yorumlanmaz. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: I lose my temper, she loses her temper ve we lose our temper. Bu cümlede our, we ile uyumludur. because yan cümlesi bu tepkiye yol açan inancı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi lose one's temper ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: I tried to stay calm, but I ____ when they blamed my sister.
Cevabı göster
lost my temper
Ever less able to: becerinin sürekli azalması
Ever less able to, bir eğilim sürdükçe bir şeyi yapabilme becerisinin giderek azalması demektir. Ever burada karşılaştırma bildiren less'i güçlendirir; “geçmişte herhangi bir zaman” anlamına gelmez. Less, able sözcüğünü niteler; to'dan sonraki mastar ise yapma becerisi azalan eylemi belirtir: ever less able to deal with things. Bu ifade, less and less able to yapısının daha kısa bir alternatifidir.
Alıştırma
Becerinin giderek azaldığı anlamına gelen ifadeyi seçin: As the fog thickened, the hikers were ____ see the trail.
- ever more able to
- never able to
- ever less able to
Cevabı göster
ever less able to
deal with: bir sorunu veya durumu ele almak
Deal with, bir sorun veya durumla ilgili harekete geçmek, onu ele almak ya da onunla başa çıkmak demektir. Burada konuşmacı, sürekli ters giden şeylerle başa çıkma becerimizin giderek azaldığını söylüyor. With, ifadenin ayrılmaz bir parçasıdır: deal with + isim veya zamir. Bir sorunla deal with etmek her zaman onu tamamen çözmek anlamına gelmez; sorunu mümkün olduğunca iyi yönetmek anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrenilen ve “ele almak ya da yönetmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The printer keeps stopping, so I need to ____ the problem before class.
Cevabı göster
deal with
insist on going wrong: mizahi kişileştirme
Insist on + -ing genellikle bir eylemi sürdürmeye ya da seçmeye kesin kararlı olmak demektir. Bu cümlede things sözcüğünün belirttiği şeylerin iradesi yoktur; bu nedenle insist bir kişileştirmedir. Konuşmacı, sorunları inatla devam etmeyi seçiyormuş gibi anlatır. Go wrong başarısız olmak, bozulmak veya istenmeyen biçimde gelişmek demektir. Insist on going wrong bir bütün olarak hafif mizah ve bıkkınlık katar; bu şeylerin gerçekten konuşabildiği veya karar verebildiği anlamına gelmez.
Alıştırma
"The old printer insists on jamming whenever we are busy," cümlesinde "insists on jamming" ne anlatır?
- Kâğıt sıkışmasını duyuracak şekilde programlanmış.
- Kâğıt sıkıştırmak için birinden kibarca izin istiyor.
- İnatçıymış gibi sürekli kâğıt sıkıştırıyor.
Cevabı göster
İnatçıymış gibi sürekli kâğıt sıkıştırıyor.
about how things actually tend to go. Dilbilgisi
1:15işlerin aslında nasıl gitme eğiliminde olduğu konusunda.
by getting more realistic: yöntemi belirtme
by + -ing yapısı, ana cümledeki sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi gösterir. Burada by getting more realistic, “Nasıl daha sakin ve bağışlayıcı olabiliriz?” sorusunu yanıtlar: daha gerçekçi hâle gelmek bu değişime götüren yoldur. Bu ifadede getting, bir şeyi almak ya da elde etmek değil, “giderek ... hâle gelmek” demektir. Bu yapı, bir gelişmenin veya sonucun nasıl gerçekleştiğini açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Yöntemi göstermek için practice every day ifadesini by + -ing yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: You can become a clearer writer ____.
Cevabı göster
by practicing every day
tend to: genel bir eğilimi anlatma
Tend to + fiilin yalın hâli, istisnalara yer bırakarak bir şeyin genellikle gerçekleştiğini veya çoğu zaman belirli bir biçimde geliştiğini anlatır. Cümlede how things actually tend to go, olayların gerçek hayatta genel olarak nasıl sonuçlandığı anlamına gelir. Kesin bir iddia değil, tekrarlanan bir örüntü anlatırken tend to kullanın. to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır: tend to go, tend to happen.
Alıştırma
Hangi cümle, istisnalara yer bırakarak genel bir eğilimi anlatır?
- Online meetings always start a few minutes late.
- One online meeting started a few minutes late yesterday.
- Online meetings tend to start a few minutes late.
Cevabı göster
Online meetings tend to start a few minutes late.
We're hardwired to seek our own advantage, Deyimler
1:21Kendi çıkarımızı aramaya programlanmışızdır,
hardwired to + fiilin yalın hâli: doğuştan gelen eğilim
Hardwired sözcüğü başlangıçta sabitlenmiş elektrik bağlantılarını anlatır. Burada bir mecazdır: Kendi çıkarımızı gözetmeye yönelik doğuştan gelen ve köklü bir eğilimimiz olduğu söylenir. Bu eğilimi bilinçli bir plan olarak değil, insan doğasının bir parçası olarak sunar. Kalıp be hardwired to + fiilin yalın hâlidir. İfade güçlüdür; ancak bunun gibi genel bir cümle, herkesin her zaman böyle davrandığının kesin bilimsel kanıtı olarak anlaşılmamalıdır.
Alıştırma
“Doğuştan gelen derin bir eğilime sahip olmak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: People are ____ notice faces quickly.
Cevabı göster
hardwired to
but also have this miraculous ability, very occasionally,
1:23ama aynı zamanda çok nadiren de olsa şu mucizevi yeteneğe sahibizdir,
forgo our own satisfactions: kendi tatmininden gönüllü olarak vazgeçmek
Forgo, elde edilebilecek bir şeye sahip olmamayı, onu kullanmamayı veya ondan yararlanmamayı bilinçli olarak seçmek demektir. Bu cümlede forgo our own satisfactions, başka biri ya da başka bir şey uğruna kişisel zevklerden veya isteklerden vazgeçmek anlamına gelir; bu, onları elde edememek değil, gönüllü bir fedakârlıktır. Forgo geçişli bir fiildir ve doğrudan nesne alır: forgo a reward, forgo comfort veya forgo taking a break.
Alıştırma
“They chose to forgo the bonus to help the charity,” cümlesinde forgo the bonus ne anlama gelir?
- Denemelerine rağmen ikramiye kazanamadılar.
- Bir ikramiye teklif edildiğini unuttular.
- İkramiyeyi almamayı gönüllü olarak seçtiler.
Cevabı göster
İkramiyeyi almamayı gönüllü olarak seçtiler.
in the name of someone or something else: başka biri veya bir amaç uğruna
Bu cümlede in the name of, başka bir kişi, değer veya amaç “uğruna” anlamına gelir. Kişinin kendi tatmininden vazgeçmesinin nedenini veya daha büyük amacını açıklar; birinin adını söylemek anlamına gelmez. Daha genel olarak in the name of, bir kişiyi, ilkeyi veya amacı bir eylemi haklı göstermek için kullanılan neden olarak sunabilir. Eylemin gerçekten o amaç için mi yapıldığını, yoksa yalnızca öyle olduğunun mu ileri sürüldüğünü bağlam belirler.
Alıştırma
Bu cümlede “in the name of someone or something else” ne anlama geliyor?
- Başka bir kişinin adını yüksek sesle söylerken
- Başka bir kişi veya amaç uğruna
- Başka bir kişinin resmî temsilcisi olarak
Cevabı göster
Başka bir kişi veya amaç uğruna
love someone else, or save the planet
1:34başka birini sevmeyi veya gezegeni kurtarmayı başaramayız
raise a family: çocuk yetiştirmek
Raise a family, uzun yıllar boyunca çocuklarla ilgilenmek ve onları yetiştirmek anlamına gelir. Burada raise, “çocukların büyümesine yardımcı olmak” demektir; “bir şeyi yukarı kaldırmak” değildir. Bu ifade, ebeveynliğin devam eden sorumluluğuna odaklanır. Genellikle çocukları içerdiği için yalnızca evlenmekten veya bir çift olmaktan daha geniş bir anlam taşır.
Alıştırma
Cümleyi “zaman içinde çocuk yetiştirmek” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: Maya and Lee hope to ____ in a small town.
Cevabı göster
raise a family
has a bad name: kötü bir üne sahip olmak
To have a bad name, “kötü bir üne sahip olmak” veya “genellikle olumsuz görülmek” anlamına gelir. Burada kibarlığın olumsuz görüldüğü söyleniyor; name bir kişinin gerçek adı anlamında kullanılmıyor.
Alıştırma
“Kötü bir üne sahip olmak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The neighborhood ____ because of old rumors, but local families say it is safe.
Cevabı göster
has a bad name
We often assume it's about being fake,
1:45Çoğunlukla bunun sahte olmakla ilgili olduğunu varsayarız,
is meant to be bad/good: aktarılan genel beklenti
Burada is meant to be bad/good, “genellikle kötü ya da iyi sayılması beklenir” anlamına gelir. Bir şeyin hangi amaçla tasarlandığını değil, yaygın bir değer yargısını aktarır. Birbirine paralel iki which yan cümlesi alışılmış etiketleri gösterir: yapmacık olmak kötü, gerçekten kendimiz olmak ise iyi olarak etiketlenir. Konuşmacı bu inancı özetler; ona mutlaka katıldığını söylemez.
Alıştırma
“Sharing feelings is meant to be good, but some people find it difficult,” cümlesinde “is meant to be good” en muhtemel olarak ne anlama gelir?
- İyi hâle gelmesi için tasarlanmıştır.
- Her durumda iyi olduğu kanıtlanmıştır.
- Genellikle iyi olması beklenir veya iyi kabul edilir.
Cevabı göster
Genellikle iyi olması beklenir veya iyi kabul edilir.
Açık karşıtlık için as opposed to kullanımı
“As opposed to”, açıkça karşılaştırılan iki düşünceden ikincisini tanıtır ve “... yerine” ya da “... ile karşıt olarak” anlamına gelir. Bu cümlede “being fake” ile “really ourselves” karşılaştırılır. Buradaki “to” bir edattır. Ardından normalde bir isim öbeği, zamir veya -ing biçimi gelir; bu nedenle iki taraf genellikle being fake as opposed to being ourselves örneğindeki gibi paralel yapılarda olur.
Alıştırma
Hangi cümlede as opposed to doğru kullanılmıştır?
- We discussed rent the equipment, as opposed to buy it.
- We discussed renting the equipment, as opposed to buying it.
- We discussed renting the equipment, as opposed with buying it.
Cevabı göster
We discussed renting the equipment, as opposed to buying it.
However, given what most of us are really like deep down, Notlar
1:51Ancak çoğumuzun içten içe gerçekten nasıl biri olduğu düşünüldüğünde,
Cümle başındaki given: göz önüne alındığında
Cümlenin başında given, “göz önüne alındığında” veya “dikkate alırsak” anlamına gelebilir. Ardından gelen sonuca temel oluşturan bilgiyi tanıtır. Burada given, “what most of us are really like deep down” adlı what yan cümlesini yönetir. Başlangıç ifadesinin tamamı konuşmacının sonraki düşüncesine bir gerekçe sunar; given burada “verildi” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede given “göz önüne alındığında” anlamındadır?
- Given what we know about the weather, we should leave early.
- She has given me helpful advice.
- The package was given to the receptionist.
Cevabı göster
Given what we know about the weather, we should leave early.
deep down: gizli duygular veya gerçek karakter
Deep down, “bir kişinin en özel ve dürüst duygularında ya da gerçek karakterinde” anlamına gelen bir deyimdir. Genellikle içteki gerçek ile dışarıya yansıyan davranış veya görünüşü karşılaştırır. Burada really like deep down, insanların daha az görünen gerçek karakterine işaret eder. Hafif alaycı ton, filtresiz iç yüzün pek de hoş olmayabileceğini düşündürür; fiziksel bir derinlik veya konum kastedilmez.
Alıştırma
“Onun özel ve dürüst iç duygularında” anlamındaki iki kelimelik deyimle cümleyi tamamlayın: He acts confident, but ____, he is worried.
Cevabı göster
deep down
we should spare others too much exposure Kalıp ifadeler
1:55başkalarını çok fazla maruz bırakmaktan kaçınmalıyız
spare others too much exposure: spare someone something kalıbı
spare someone something kalıbında spare, “birini istenmeyen veya rahatsız edici bir şeyi yaşamak zorunda bırakmamak” demektir. Önce kişi, ardından istenmeyen deneyim ya da bilgi gelir: spare + kişi + şey. Burada others korunan kişileri, too much exposure to our deeper selves ise onların katlanmak zorunda kalmaması gereken deneyimi belirtir. Buradaki spare, “kenara ayırmak” veya “fazladan zaman bulmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
“spare Lena the awkward details” ne anlama gelir?
- Utandırıcı ayrıntıları Lena’nın daha sonra duyması için saklamak.
- Lena’dan utandırıcı ayrıntıları açıklamasını istemek.
- Lena’nın utandırıcı ayrıntıları duymasına izin vermemek.
Cevabı göster
Lena’nın utandırıcı ayrıntıları duymasına izin vermemek.
They're the necessary internal rules of civilization.
2:01Bunlar medeniyetin gerekli iç kurallarıdır.
be linked to: bir ilişkiyi ifade etmek
Bu cümlede is linked to, “bağlantılı veya ilişkili olmak” anlamına gelir. Konuşmacı nezaket ve hoşgörüyü birbiriyle ilişkili fikirler olarak sunar; ancak bu ifade tek başına birinin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz. Buradaki to bir edattır, mastar işaretinin parçası değildir. Ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: linked to tolerance; linked to working together.
Alıştırma
Cümleyi “ilişkili olmak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: Regular reading is ____ a larger vocabulary.
Cevabı göster
linked to
to a capacity to live alongside people Kalıp ifadeler
2:07insanlarla bir arada yaşama kapasitesiyle,
live alongside: aynı fikirde olmadan bir arada yaşamak
Live alongside people, insanlarla aynı topluluk veya sosyal ortam içinde bir arada var olmak demektir. Alongside bir edattır ve people onun nesnesidir. Bu ifade insanların yakın arkadaş olmasını, aynı evi paylaşmasını veya aynı görüşlere sahip olmasını gerektirmez. Farklı insanların hayatlarını yan yana sürdürebilmesi için birbirlerine alan açmasını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi barış içinde bir arada yaşamayı anlatan ders ifadesiyle tamamlayın: In this neighborhood, families from many cultures ____ one another.
Cevabı göster
live alongside
but at the same time won't be able to avoid. Anlatım akışı
2:11ama aynı zamanda kaçınamayacağımız insanlarla.
whom ... agree with: nesne görevindeki ilgi zamiri ve sonda kalan with
whom one won't necessarily agree with ifadesinde whom, anlatılan kişilere gönderme yapar ve agree with someone kalıbındaki with edatının nesnesidir. Agree fiilinin öznesi one olduğundan, aynı fikirde olan kişiyi whom belirtmez. Whom nesne olduğu için edat ilgi cümleciğinin sonunda kalabilir: whom ... agree with. Günlük İngilizcede burada sıkça who kullanılır veya ilgi zamiri tamamen atılır. Daha resmî seçenekte edat öne alınır: with whom one won't necessarily agree.
Alıştırma
"whom one won't necessarily agree with," ifadesinde whom hangi dil bilgisel görevdedir?
- Necessarily sözcüğünü niteleyen bir zarftır.
- With edatının nesnesidir.
- One sözcüğünün nesnesidir.
- Agree fiilinin öznesidir.
Cevabı göster
With edatının nesnesidir.
but at the same time: karşıt iki gerçeği birlikte korumak
But at the same time, önceki gerçeği ters yönde etkili olan başka bir gerçekle bağlar. Burada belirli kişilerle aynı fikirde olmamak ve onlardan kaçınamamak aynı anda geçerli iki gerçektir. Bu kullanımda at the same time esas olarak saat anlamında eş zamanlılıktan söz etmez. But ile birlikte ilk noktayı korurken ona zıt bir nokta eklemeyi söyler; birini seçip diğerini reddetmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, birbiriyle karşıt iki gerçeğin de doğru olduğunu en açık biçimde anlatır?
- The route is longer, so it is much safer.
- The route is longer, but at the same time it is much safer.
- The route is longer because it is much safer.
- The route is longer; meanwhile, the station closes at six.
Cevabı göster
The route is longer, but at the same time it is much safer.
Seeing the funny sides of situations and of oneself: durumların ve insanın kendisinin komik yanlarını görmek
See the funny side of something, bir durum rahatsız edici olsa bile onun eğlenceli veya biraz absürt yanını fark etmek demektir. Bu cümlede konuşan kişi hem yaşamdaki olaylara hem de kendi davranışlarına mizahi bir açıdan bakmayı anlatıyor. Yaygın yapı see the funny side of + isim şeklindedir. Buradaki çoğul funny sides, farklı durumlarda ve kişinin kendisinde bulunan eğlenceli yanları bir arada ifade eder; bu, çoğul kullanımın her zaman zorunlu olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Eğlenceli yanı fark etmek anlamındaki hedef deyimle cümleyi tamamlayın: Even after the picnic was rained out, Leo could ____ the situation and laugh about it.
Cevabı göster
see the funny side of
integral to: bütün için vazgeçilmez
Integral to, bir şeyin başka bir şeyin bütünlüğü veya düzgün çalışması için vazgeçilmez olduğunu belirtir. Bu cümlede mizah yalnızca yararlı olarak değil, bilgeliğin gerekli bir parçası olarak sunuluyor. Integral burada to edatını alan bir sıfattır: X is integral to Y. Burada genel sıfat anlamındadır ve matematikteki integral isim anlamıyla ilişkili değildir.
Alıştırma
Hangi cümle integral sözcüğünü standart edatıyla ve bütün için vazgeçilmez anlamında kullanıyor?
- Trust is integral to a successful partnership.
- Trust is integral for a successful partnership.
- The new calendar is integrated into the app.
Cevabı göster
Trust is integral to a successful partnership.
put a benevolent finger on: bir deyimin iyi niyetli biçimde yeniden yazılması
Yerleşik put one's finger on deyimi, özellikle adlandırması zor bir sorunu, nedeni veya duyguyu tam olarak belirlemek ya da açıklamak anlamına gelir. Bu cümlede gap fiziksel bir boşluk değildir; umutlarımızla hayatın gerçekte verebilecekleri arasındaki uyuşmazlıktır. Yazar, alışılmış one's finger ifadesini a benevolent finger olarak değiştirir. Benevolent iyi kalpli ve iyi niyetli demektir; bu nedenle değiştirilen imge, söz konusu uyuşmazlığı doğru ama nazik biçimde, acımasızca alay etmeden fark etmeyi anlatır. Bu yaratıcı bir değişikliktir, ayrı bir kalıplaşmış deyim değildir.
Alıştırma
Bu cümlede put a benevolent finger on the gap ne anlama gelir?
- Fiziksel bir açıklığa tek parmakla dokunmak
- Uyuşmazlığı yarattığı için birini suçlamak
- Uyuşmazlığı doğru ve iyi niyetli biçimde belirlemek
Cevabı göster
Uyuşmazlığı doğru ve iyi niyetli biçimde belirlemek
Karşılaştırma kalıbı olarak the gap between what ... and what ...
the gap between A and B isim öbeği iki durumu doğrudan karşılaştırır. Gap bir uyuşmazlığı veya mesafeyi ifade eder; dolayısıyla cümle umutlarımızı hayatın gerçekte sunabildikleriyle karşı karşıya getirir. between'den sonra gelen A ve B, and ile bağlanan paralel ögelerdir. Burada ikisi de isim görevi yapan what yan cümleleridir: what we want to happen ve what life can actually provide. Bu kalıp, konuşanın farkı açıklamadan veya değerlendirmeden önce açıkça adlandırmasına yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak the gap between A and B kalıbıyla tamamlayın: The report explains ____ our original goal ____ what the team actually achieved.
Cevabı göster
the gap between · and
Like anger, humor springs from disappointment, Öbek fiiller
2:32Öfke gibi, mizah da hayal kırıklığından doğar,
but it's disappointment optimally channeled. Deyimler
2:35ancak en iyi şekilde yönlendirilmiş bir hayal kırıklığıdır.
springs from: kaynak veya neden belirtmek
spring from ifadesinde spring, “kaynaklanmak” veya “bir şeyden doğmak” anlamına gelir. Bu ifade bir sonucu kaynağına bağlar: burada hayal kırıklığı hem mizahın hem de öfkenin kaynağı olarak sunulur; fiziksel olarak sıçrayan bir şey anlatılmaz. humor üçüncü tekil şahıs öznesi olduğu için geniş zamandaki fiil springs biçimini alır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp something springs from a source or cause şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle bir şeyin başka bir şeyden kaynaklandığını anlatır?
- Her confidence turns careful preparation into success.
- Her confidence springs from careful preparation.
- Her confidence hides careful preparation from view.
Cevabı göster
Her confidence springs from careful preparation.
disappointment optimally channeled: duyguyu en iyi biçimde yönlendirmek
Disappointment optimally channeled, sıkıştırılmış bir betimlemedir: hayal kırıklığının en iyi veya en yararlı çıkışa yönlendirilmesi anlamına gelir. Channeled, bir duyguyu yalnızca serbest bırakılan bir şey olarak değil, yön verilebilen bir enerji ya da akış olarak ele alır. it's disappointment optimally channeled ifadesinde it's, mizahı bu özellikle etkili biçimde ele alınmış hayal kırıklığıyla bir tutar. Optimally, channeled sözcüğünü niteler ve “mümkün olan en iyi biçimde” değerlendirmesini ekler; hayal kırıklığının kendisinin ideal olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede channel, bir duyguyu yapıcı bir etkinliğe yönlendirmek anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?
- Leah changed the channel when the concert began.
- Leah guided the boat through a narrow channel.
- Leah channeled her frustration into practicing the piano.
Cevabı göster
Leah channeled her frustration into practicing the piano.
It's one of the best things we can do with our sadness.
2:38Hüznümüzle yapabileceğimiz en iyi şeylerden biridir.
To know oneself is to try...: To A is to B kalıbı
To A is to B kalıbı, is fiilinin iki yanına iki mastar öbeği yerleştirir. İlk öbek bir düşünceyi veya eylemi adlandırır, ikinci öbek ise bunun neyi içerdiğini açıklar; iki to da yön değil, mastar bildirir. Bu cümlede kişinin kendini bilmesi bir davranışla tanımlanır: kendi güçlükleri ve değişen duyguları için başkalarını sorumlu tutmamaya çalışmak. Bu kalıp, sözlük tanımı vermek yerine konuşanın gerçek öz farkındalık hakkındaki görüşünü sunar.
Alıştırma
Tanımı To A is to B kalıbıyla tamamlayın: To be a good teammate ____ listen as well as speak.
Cevabı göster
is to
blame others for one's troubles and moods: blame someone for something kalıbı
blame someone for something kalıbında sorumlu tutulan kişi blame fiilinin hemen ardından gelir; for ise suçlamaya yol açan olay, sorun veya davranışı tanıtır. Cümlede others suçlanan kişileri, one's troubles and moods ise suçlama nedenlerini gösterir. Genel anlamdaki one's, oneself ile uyumludur ve kişinin kendisine ait olanı ifade eder; sıra tersine çevrilemez.
Alıştırma
blame someone for something kalıbını tamamlayın: Do not blame your teammate ____ a mistake the whole group made.
Cevabı göster
for
to have a sense of what's going on inside oneself Kalıp ifadeler
2:48kendi içinde neler olup bittiğini
and what actually belongs to the world.
2:51ve aslında neyin dünyaya ait olduğunu hissedebilmektir.
have a sense of what's going on: neler olduğunu genel olarak anlamak
Have a sense of what's going on, “neler olduğuna dair genel bir fikre sahip olmak” demektir. Bir farkındalık bildirir, ancak bilginin eksiksiz veya bütünüyle doğrulanmış olduğu anlamına gelmez. Burada what's going on, of edatından sonra gelen gömülü bir yan cümledir. Anlaşılan durumun ne olduğunu belirtir; doğrudan bir soru ya da “What's going on?” selamlaşması değildir.
Alıştırma
Hangi cümle genel fakat tam olarak kesin olmayan bir anlayışı ifade eder?
- I have no idea what's going on.
- I have a sense of what's going on, but I still need more details.
- I know exactly what's going on, and every detail is confirmed.
Cevabı göster
I have a sense of what's going on, but I still need more details.
got through life: hayatın zorluklarını aşmak
Bu cümlede got through life, hayatın zorluklarına rağmen bir şekilde devam edebildiğimiz anlamına gelir. Get through a hard time, zor bir dönem sona erene kadar ona dayanmak veya onunla başa çıkmak demektir. Life, anlamın kapsamını oldukça genişletir: konuşan kişi, fiziksel olarak bir yerden geçmekten ya da hayattaki her görevi tamamlamaktan değil, hayatın zorluklarıyla başa çıkmaktan söz eder.
Alıştırma
Cümleyi get through ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: With everyone's help, we ____ the hardest month of the project.
Cevabı göster
got through
wouldn't have got through ... without ...: geçmişte gerçeğe aykırı sonuç
Wouldn't have got through ... without ... geçmişte gerçek olmayan olumsuz bir sonucu anlatır. wouldn't have + geçmiş zaman ortacı sonucu, without + isim veya -ing yan cümlesi ise eksik koşulu verir: kimse bize anlayış göstermeseydi hayatı atlatamazdık. Bu olumsuz sonuç gerçekte yaşanmadı. Dolayısıyla cümle, birinin bize gerçekten anlayış gösterdiğini—sabırlı veya hoşgörülü davrandığını—ve bu yardımın önemli olduğunu ima eder.
Alıştırma
Cümleyi wouldn't ve get through fiilinin İngiliz İngilizcesindeki perfect biçimiyle tamamlayın: They ____ the season without the coach cutting them some slack.
Cevabı göster
wouldn't have got through
cut someone some slack: birine karşı daha anlayışlı olmak
Cut someone some slack, bir kişinin durumu zor olduğu için ona karşı daha az katı olmak veya küçük bir hatasını hoş görmek anlamına gelir. cutting us some slack ifadesinde us, sabır ve anlayış gösterilen kişileri belirtir. Kalıp cut + kişi + some slack şeklindedir. Bu bir deyimdir; dolayısıyla slack fiziksel olarak kesilen bir şey değildir. İfadenin bütünü, birinin üzerindeki baskıyı veya ondan beklenenleri azaltmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi cut someone some slack ifadesiyle tamamlayın ve Mia için her kullanın: Mia is new to the team, so let's ____ while she learns.
Cevabı göster
cut her some slack
isn't possible without excusing errors. Dilbilgisi
3:06hataları mazur görmeden mümkün olmadığını kabul etmektir.
isn't possible without + -ing ile gereklilik anlatmak
“Isn't possible without + -ing” iki olumsuz öğeyle olumlu bir zorunluluk anlatır: sonuç, ancak without'tan sonraki eylem gerçekleşirse mümkün olur. Burada başkalarıyla yaşamak, onların hatalarını hoşgörmeyi gerektirir. without'tan sonra bir isim ya da -ing biçimi gelir; tam bir cümle doğrudan kullanılamaz. Bu cümlede excusing, başkalarının hatalarını bağışlamak veya anlayışla karşılamak demektir; her hatayı savunacak bahaneler bulmak değildir.
Alıştırma
without ve forgive fiilinin -ing biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: A lasting friendship isn't possible ____ mistakes.
Cevabı göster
without forgiving
a pale shadow of ile çok daha zayıf bir hâli anlatmak
“A pale shadow of”, bir şeyin çok daha zayıf, yetersiz veya eksik bir hâli anlamına gelir. Bu mecazi bir kullanımdır: pale ve shadow, ilk şeyin karşılaştırıldığı düzeye ne kadar uzak olduğunu vurgular. Bu cümlede bugünün dünyası, gelecekte var olabilecek daha iyi bir dünyayla karşılaştırılıyor. Bu nedenle ifade, bugünü idealin çok altında değerlendirirken gelecekteki olasılıklara dair umut da taşır.
Alıştırma
“The empty festival was a pale shadow of last year's celebration.” cümlesinde a pale shadow of ne anlama gelir?
- Daha karanlık bir alanda gerçekleşti.
- Önceki kutlamanın kusursuz bir kopyasıydı.
- Çok daha zayıf ve daha az etkileyici bir hâliydi.
Cevabı göster
Çok daha zayıf ve daha az etkileyici bir hâliydi.
whereas in adolescence it was still cool and adventurous. Anlatım akışı
3:24oysa ergenlikte bu hala havalı ve maceracı bir şeydi.
whereas ile iki durumu karşılaştırmak
Whereas belirgin bir karşılaştırmanın ikinci tarafını sunar. Burada, yaş ilerledikçe umutsuzluğa kapılmanın kolaylaşması ile ergenlikle ilişkilendirilen daha umutlu ya da iyimser tutumu karşı karşıya getirir. Genellikle iki yan cümleyi bağlar ve okuyucuya bunları birbirine paralel fakat farklı gerçekler olarak karşılaştırmasını söyler. Bu cümlede yaş dönemlerini karşılaştırır; “olduğu sırada” anlamına gelmez.
Alıştırma
“The library is quiet, whereas the cafeteria is lively,” cümlesinde whereas neyi gösterir?
- İki yer arasındaki karşıtlık
- Aynı anda gerçekleşen iki olay
- Neden-sonuç ilişkisi
Cevabı göster
İki yer arasındaki karşıtlık
Pessimism isn't deep, nor optimism shallow. cümlesindeki olumsuz paralel yapı
Bu cümle yaygın bir eşleştirmenin iki tarafını da reddeder: kötümserlik kendiliğinden derin, iyimserlik de kendiliğinden sığ değildir. Buradaki deep ve shallow fiziksel derinliği değil, düşünsel ya da duygusal içeriği değerlendirir. Nor olumsuz anlamı ikinci bölüme taşır. Kısa nor optimism shallow ifadesinde tekrarlanan is fiili çıkarılmıştır; genişletilmiş biçim nor is optimism shallow şeklindedir. Bu eksilti dengeli ve akılda kalıcı bir karşıtlık oluşturur.
Alıştırma
Bu kısa olumsuz paralel cümleyi tek sözcükle tamamlayın: The first plan isn't cheap, ____ the second practical.
Cevabı göster
nor
for no grander reason than that: hiç de yüce olmayan bir neden
Bu ifade, çok büyük planların tek ve basit bir gerçekten daha önemli ya da yüce olmayan bir nedenle başarısız olduğunu söyler: insanlar harekete geçmeye cesaret edemez. Karşılaştırmalı yapı, büyük sonucun yanında nedeni hayal kırıklığı yaratacak kadar küçük gösterir. Kalıp for + no + karşılaştırma derecesindeki sıfat + reason + than + that yan cümlesi şeklindedir. Burada that bir nesneyi işaret etmez; nedenin içeriği olan “we don't dare” cümlesini başlatır. Grander, greatest ile bağlantı kurarak projelerin büyüklüğü ile başarısızlık nedeninin küçüklüğü arasındaki karşıtlığı güçlendirir.
Alıştırma
Dersteki resmî kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: The ambitious plan collapsed ____ nobody was willing to speak up.
Cevabı göster
for no grander reason than that
don't dare: anlaşılan eylemin çıkarılması
We don't dare ifadesinde dare, “bağlamdan anlaşılan eylemi yapacak kadar cesareti olmak” anlamına gelir. Daha önce projelerden söz edildiği için eylem çıkarılabilir: we don't dare [to pursue or act on them]. Burada dare sıradan bir ana fiil gibi kullanılır. Olumsuzluğu don't taşır ve dare yalın hâlde kalır. Eksik eylem açıkça anlaşılıyorsa don't dare tek başına eksiksiz ve doğal bir cevap ya da özet olabilir. Buradaki dare bir fiildir; “meydan okuma” anlamındaki a dare ismi değildir.
Alıştırma
Cümleyi dare fiilinin geçmiş zamandaki olumsuz biçimiyle tamamlayın ve tekrarlanan eylemi yazmayın: Leo considered crossing the shaky bridge, but he ____.
Cevabı göster
didn't dare
Özgüven kibir değildir
Confidence, kişinin kendi yeteneğine veya yargısına güvenerek harekete geçmesini ifade eder. Arrogance ise kişinin kendi önemini ya da üstünlüğünü abartmasıdır ve çoğu zaman sınırları veya diğer insanları görmezden gelmekle kendini gösterir. “X isn't Y” kalıbı, iki düşüncenin otomatik olarak eşitlenmesini reddeder. Cesur davranış özgüvenden kaynaklanabilir; bu nedenle tutumda gerekçesiz bir üstünlük duygusu da yoksa davranış kibirli diye nitelenmemelidir.
Alıştırma
Bu olumlu tanımı tamamlayan sözcüğü seçin: Her ____ helped her explain the plan clearly without putting anyone down.
- overconfidence
- confidence
- arrogance
Cevabı göster
confidence
hayatın ne kadar kısa olduğu... sonunda ne kadar az kaybettiğimiz
İki how yan cümlesi, dinleyiciye doğrudan soru sormak yerine derece bildirir. how short life is hayatın ne ölçüde kısa olduğunu, how little we ultimately lose ise sonunda kaybettiğimiz miktarın ne kadar az olduğunu belirtir. İki yan cümle awareness of ifadesinden sonra birbirine bağlanır. Gömülü yan cümle oldukları için is life veya do we lose değil, life is ve we lose şeklindeki bildirme cümlesi sırasını kullanırlar. Paralel how ... and how ... yapısı iki düşünceyi birbiriyle eşleşen nedenler olarak sunar.
Alıştırma
Her sözcük grubunu gömülü bir how yan cümlesi olacak şekilde sıralayın: I realized ____ (how / quiet / the room / was) and ____ (how / little time / we / had).
Cevabı göster
how quiet the room was · how little time we had
Let's try to: gruba yönelik nazik bir öneri
Let's try to + fiilin yalın hâli, konuşan kişiyle dinleyenlerin birlikte yapacağı bir eylemi nazikçe önermenin bir yoludur. Let's, let us ifadesinin kısaltmasıdır; bu yüzden konuşan kişi de plana dahildir. Try to baskıyı azaltır: kusursuz bir sonuç sözü istemek yerine grubu çaba göstermeye çağırır. Burada konuşan kişi, herkesi bu fikirleri hatırlamaya ve her gün biraz uygulamaya davet eder.
Alıştırma
Hangi cümle konuşan kişiyi de içeren nazik ve iş birliğine dayalı bir öneridir?
- Let's try to clean up the room together.
- You must clean up the room now.
- Try to clean up the room before I return.
Cevabı göster
Let's try to clean up the room together.
keep these in mind: hatırlamak ve dikkate almak
Keep something in mind, bir şeyi hatırlamak ve karar verirken ya da harekete geçerken onu dikkate almaya devam etmek demektir. Bu cümlede these, az önce sözü edilen fikirlere gönderme yapar; dolayısıyla keep these in mind, herkesten bu fikirleri günlük uygulamalarında yol gösterici olarak kullanmasını ister. Kalıp keep + nesne + in mind şeklindedir. Nesneyi keep ile in mind arasına koyun: keep the rule in mind, keep it in mind ve keep these in mind. Bu ifade, bir şeyi fiziksel olarak zihnin içine koymak anlamına gelmez.
Alıştırma
keep, it, in ve mind sözcüklerini doğru sıraya koyarak boşluğu doldurun: This safety rule matters when you use the machine, so ____.
Cevabı göster
keep it in mind