Nasıl daha iyi bir insan olunur: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
576 kelime 171 kel/dk

Video özeti: Bu deneme, daha nazik ve dayanıklı olmak için on erdem sunar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. `drawn up` öbek fiilini liste hazırlamak anlamında kavramak ve belge, kural ya da önerilerdeki kullanımı gerçek çizmeden ayırmak. 2. Deyim ve mecazlı ifade `put a benevolent finger on` sözünü incelemek: “put one's finger on”, yani tam belirlemek ile bağ kurup benevolent sözcüğünün mizahı, isteklerle gerçeklik arasındaki boşluğu iyi niyetle görme yolu yaptığını anlamak. 3. `Pessimism isn't deep, nor optimism shallow.` içindeki Dilbilgisi ve Cümle Kalıplarını okumak: “is”i tamamlamak, nor olumsuzluğunu izlemek ve paralel yapının iki basmakalıp yargıyı da reddedişini anlamak.

Bu derste

Once we're over about 12 years old, Dilbilgisi

0:01

Yaklaşık 12 yaşını geçtikten sonra,

we're suddenly encouraged to be nice.

0:06

birdenbire nazik olmaya teşvik ediliriz.

Dilbilgisi

Once + yan cümle: bir aşamaya ulaşıldığında

Burada Once, we're over about 12 years old zaman koşulunu başlatır. “Bu yaş aşamasına ulaşıldığında” veya “ulaşıldıktan sonra” anlamına gelir; “bir kez” anlamında değildir. once yan cümlesi ana ifadenin geçerli olmaya başladığı noktayı belirler. O andan itibaren insanlar iyi davranmaya teşvik edilir. Genel olarak once + yan cümle, bir olay, koşul veya aşama gerçekleştiğinde sonucun geçerli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede once, bir sonucun geçerli olduğu aşamayı başlatmak için kullanılmıştır?

  1. Once Mia turns thirteen, she can join the teen program.
  2. Mia visited the teen program once last year.
  3. Please answer the question at once.
Cevabı göster

Once Mia turns thirteen, she can join the teen program.

We're expected to make efforts in all kinds of areas, Notlar

0:09

Her türlü alanda çaba göstermemiz beklenir,

chiefly around work.

0:11

çoğunlukla iş etrafında.

Dilbilgisi

We're expected to: bize yöneltilen bir beklenti

We're expected to make efforts ifadesinde be expected to + fiilin yalın hâli, başka insanlar, kurallar veya toplumsal normlar tarafından kişilere yöneltilen bir beklentiyi anlatır. Beklentinin kaynağı belirtilmez; bu nedenle yaklaşık olarak “İnsanlar genellikle çaba göstermemizi bekliyor” anlamındadır. Bu bir edilgen yapıdır: beklenti bize yöneltilir ve make beklenen eylemdir. Burada yalnızca gelecekte ne olacağına dair bir tahmin değil, görev veya standart ifade edilir.

Alıştırma

Bir iş yerinde biri “We're expected to answer customers politely.” diyor. Burada We're expected to ne anlama gelir?

  1. Başka insanlar veya ortak kurallar bunu yapmamızı bekliyor.
  2. Başka bir grubun bunu yapacağını tahmin ediyoruz.
  3. Bunu yapmayı zaten bitirdik.
Cevabı göster

Başka insanlar veya ortak kurallar bunu yapmamızı bekliyor.

Kalıp ifadeler

make efforts: doğal fiil-isim eşdizimi

Make efforts, “çok çabalamak” veya “bir şeyi başarmak için enerji harcamak” anlamına gelir. Bu cümlede ardından in all kinds of areas geldiği için çoğul efforts, tek bir girişimden ziyade çeşitli alanlara yayılan çabayı anlatır. Effort ile make kullanılır: Tek ve belirli bir girişim için make an effort, tekrarlanan, devam eden veya farklı yönlere yayılan çalışmalar için make efforts denir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan iki sözcüklü eşdizimle tamamlayın: The team must ____ in several areas before the next review.

Cevabı göster

make efforts

But the idea of expending energy Dilbilgisi

0:13

Ama enerji harcayıp

thinking about and then practicing the art of niceness

0:15

nezaket sanatını düşünmek ve ardından bunu pratik etmek fikri

sounds bizarre, even eerie. Anlatım akışı

0:18

tuhaf, hatta ürkütücü gelir.

Dilbilgisi

the idea of + isim veya -ing biçimi

The idea of, bir isim veya -ing öbeği getirerek bütün ifadenin tek bir şey olarak ele alınmasını ya da değerlendirilmesini sağlar. Burada expending, bütün etkinliği adlandıran uzun bir -ing öbeğini başlatır. the idea ile niceness arasındaki ifadenin tamamı sounds fiilinin öznesidir. Yeniden kullanılabilir kalıp The idea of + isim/-ing öbeği + bağlayıcı fiil veya başka bir ana fiildir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan yapıdaki edatla tamamlayın: The idea ____ moving to a new city excites Leo.

Cevabı göster

of

Anlatım akışı

bizarre, even eerie: even ile kademeli güçlendirme

bizarre, even eerie ifadesinde konuşmacı bir şeyi önce tuhaf olarak anlatır, ardından even kullanarak daha güçlü ve rahatsız edici bir tanım ekler. Eerie, bizarre sözcüğünün her zaman taşımadığı bir huzursuzluk veya korku duygusu katar. Sıfat, even + daha güçlü sıfat kalıbı değerlendirmeyi bir basamak yükseltir: ikinci sıfat yalnızca aynı düzeyde başka bir tanım olarak değil, daha şaşırtıcı veya daha yoğun bir tanım olarak sunulur.

Alıştırma

İkinci sıfatı daha güçlü gösteren sözcükle ifadeyi tamamlayın: The old tunnel felt strange, ____ frightening, after dark.

Cevabı göster

even

That's why we've drawn up a checklist of 10 virtues Notlar

0:21

İşte bu yüzden 10 erdemden oluşan bir kontrol listesi hazırladık;

that we think matter more than ever in the modern age. Kalıp ifadeler

0:24

modern çağda her zamankinden daha önemli olduğunu düşündüğümüz.

Anlatım akışı

That's why ile sonuç bildirme

That's why, daha önce söylenmiş bir nedene veya duruma gönderme yapar ve ardından gelen sonucu tanıtır: bu nedenle. Burada önceki gözlem, bir kontrol listesi hazırlama kararına yol açar. Bağlantıyı açıkça göstermek için neden veya sorun. That's why + sonuç söylem kalıbını kullanın. Bu ifade, açıklamayı yaşanan veya gözlemlenen durumdan bunun sonucunda yapılan işe ya da varılan sonuca taşır.

Alıştırma

Hangi devam cümlesi nedeni doğru biçimde sonuca bağlar? The roads were icy. ...

  1. That's because the school opened late.
  2. That's why the roads were icy.
  3. That's why the school opened late.
Cevabı göster

That's why the school opened late.

Öbek fiiller

draw up: yazılı bir plan veya liste hazırlamak

Bu cümlede drawn up, “yazılı olarak hazırlanmış ve düzenlenmiş” anlamındadır. Nesnesi a checklist olduğundan ifade, resim yapmayı değil, listede nelerin bulunacağına karar verdikten sonra listeyi oluşturmayı anlatır. Drawn, draw fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. We've drawn up, draw up öbek fiilinin present perfect biçimidir; kontrol listesinin zaten hazırlandığını ve sonucunun şu anla ilgili olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “yazılı olarak dikkatle hazırlanmış” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The class has ____ a list of rules for the science fair.

Cevabı göster

drawn up

Kalıp ifadeler

more than ever: şimdi geçmiştekinden daha yüksek derecede

More than ever, “şimdi geçmişteki herhangi bir zamandan daha yüksek derecede” anlamına gelir. Burada matter ifadesini güçlendirir: Konuşanlar bu erdemlerin modern çağda özellikle önemli olduğuna inanır. Geçmişle karşılaştırma örtük olduğu için belirli bir geçmiş zamanın söylenmesi gerekmez. Bu ifade, mevcut bir durum bir niteliği, eylemi veya ihtiyacı özellikle güçlü hâle getirdiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “şimdi geçmişteki herhangi bir zamandan daha yüksek derecede” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After the storm, the neighbors need to work together ____.

Cevabı göster

more than ever

Resilience.

0:27

Dayanıklılık.

This is the art of keeping going even when things are looking dark, Notlar

0:29

Bu, işler karanlık göründüğünde bile devam edebilme sanatıdır,

Öbek fiiller

Keeping going: zorluğa rağmen devam etmek

Keeping going, özellikle işler zorlaştığında bir faaliyeti ya da çabayı bırakmak yerine sürdürmek demektir. Burada anlatılan yalnızca yürümek veya hareket etmek değil, azimle devam etmektir. of edatından sonra -ing biçimi kullanılır; bu yüzden keep, keeping olur: the art of keeping going. İfadenin tamamı, bir aksiliğe rağmen devam etmeyi anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın zorluğa rağmen devam ettiğini doğal biçimde anlatır?

  1. The puzzle was hard, but Maya kept go.
  2. The puzzle was hard, but Maya kept going.
  3. The puzzle was hard, but Maya kept gone.
Cevabı göster

The puzzle was hard, but Maya kept going.

Dilbilgisi

Even when: gerçek veya tekrarlanan zor bir durum

Even when, gerçek kabul edilen, gerçekleşmesi beklenen veya tekrarlanan bir zamanı ya da koşulu anlatır. Vurgu ekler: ana cümledeki ifade, bu zor durum sırasında da geçerliliğini korur. Bu cümlede things are looking dark olumsuz durumdur ve keeping going böyle zamanlarda da geçerlidir. İfade çoğu zaman yalnızca tarafsız bir when değil, “... olan zamanlar da dâhil” anlamını taşır.

Alıştırma

Ava'nın sık sık yoğun günleri olur ve o günlerde de okumaya devam eder. Hangi cümle bu anlamı en iyi verir?

  1. Ava reads every night because she is busy.
  2. Ava will read tonight, even if she is busy.
  3. Ava reads every night, even when she is busy.
Cevabı göster

Ava reads every night, even when she is busy.

Deyimler

things are looking dark: durumun kötü görünmesi

Bu cümlede things fiziksel nesneleri değil, genel durumu anlatır. are looking “görünüyor” anlamındadır; dark ise sorunları veya azalan umudu anlatan bir mecazdır. İfadenin tamamı, durumun kötüye gitmesi muhtemelmiş gibi göründüğünü söyler. Bir planı, yarışmayı, birinin şansını veya geleceği anlatabilir.

Alıştırma

“Even when things are looking dark, we keep trying,” cümlesinde things are looking dark ifadesi ne anlama gelir?

  1. Durumun kötüye gitmesi muhtemel görünüyor.
  2. Birkaç nesnenin rengi değişti.
  3. Odadaki ışıklar yavaşça kararıyor.
Cevabı göster

Durumun kötüye gitmesi muhtemel görünüyor.

of accepting reversals as normal, Dilbilgisi

0:32

terslikleri normal olarak kabul edebilme,

Dilbilgisi

accepting reversals as normal: accept A as B kalıbı

accept A as B kalıbı, A’yı B tanımına, rolüne veya statüsüne sahip olarak kabul etmek ya da bu durumu kabullenmek anlamına gelir. Burada reversals aksilikleri veya kötüye doğru değişimleri anlatır; bu nedenle ifade, böyle aksilikleri ilerlemenin normal bir parçası olarak kabul etmek demektir. Reversals A’dır, normal ise B’dir. Normal, reversals sözcüğünü niteleyen bir nesne tamamlayıcısıdır; kabul etme eyleminin nasıl yapıldığını anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi accept A as B kalıbıyla tamamlayın: After the delay, we learned to ____ setbacks ____ a normal part of the process.

Cevabı göster

accept · as

of refusing to frighten others with one's own fears,

0:35

kendi korkularımızla başkalarını korkutmayı reddetme,

and of remembering that human nature

0:38

ve insan doğasının

is in the end reassuringly tough.

0:40

sonuçta güven verici derecede sağlam olduğunu hatırlama sanatıdır.

Empathy.

0:44

Empati.

The capacity to connect imaginatively Kalıp ifadeler

0:45

Hayal gücüyle bağlantı kurabilme kapasitesidir,

with the sufferings and unique experiences

0:47

başka bir insanın çektiği acılarla

of another person.

0:50

ve kendine has deneyimleriyle.

Kalıp ifadeler

Connect imaginatively with: hayal gücüyle anlamak

Bu cümlede connect imaginatively with, hayal gücünü kullanarak başka birinin bakış açısına girmek ve onun acılarının ve deneyimlerinin nasıl hissedilebileceğini anlamak demektir. Fiziksel, teknolojik veya sosyal bir teması değil, zihinsel ve duygusal anlayışı anlatır. Imaginatively, bu bağın nasıl kurulduğunu gösterir: hayal gücü kullanılarak. Diğer kişinin deneyiminin hayal ürünü veya gerçek dışı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede connect imaginatively with ne anlama geliyor?

  1. Başka birinin deneyimini kurmaca veya gerçek dışı hâle getirmek
  2. Başka birinin deneyimini anlamak için hayal gücünü kullanmak
  3. Başka biriyle tamamen aynı deneyimi yaşamak
  4. Bir cihaz aracılığıyla başka biriyle iletişim kurmak
Cevabı göster

Başka birinin deneyimini anlamak için hayal gücünü kullanmak

The courage to become someone else Deyimler

0:51

Başka biri olma

and look back at oneself with honesty.

0:53

ve geriye dönüp kendine dürüstçe bakabilme cesaretidir.

Deyimler

Become someone else ... look back at oneself: bakış açısını değiştirmek

İki eylem birlikte tek bir mecaz oluşturur. Become someone else, kimliği gerçekten değiştirmek değil, geçici olarak başka birinin bakış açısını benimsemek demektir. Bu hayalî konumdan look back at oneself, kişinin şimdiki hâlini başka biri görüyormuş gibi incelemesi anlamına gelir. Bağlanan eylemler bir sıra gösterir: önce bakış açısı değiştirilir, sonra bu dış bakış dürüst bir öz değerlendirme için kullanılır. Burada look back at öncelikle geçmişi hatırlamak anlamına gelmez; someone else dışarıdan bakma fikrini açık hâle getirir.

Alıştırma

Burada become someone else and look back at oneself ne anlama geliyor?

  1. Sahte bir kimlik uydurmak ve gerçek kişiliğini saklamak
  2. Yalnızca geçmişte kendi başına gelenleri hatırlamak
  3. Başka birinin bakış açısını benimsemek ve kendini dürüstçe incelemek
  4. Başka birinin dürüst bir görüş bildirmesini beklemek
Cevabı göster

Başka birinin bakış açısını benimsemek ve kendini dürüstçe incelemek

Patience.

0:58

Sabır.

We lose our temper Deyimler

0:59

Sabrımızı kaybederiz

because we believe that things should be perfect.

1:00

çünkü her şeyin mükemmel olması gerektiğine inanırız.

Deyimler

Lose our temper: öfkenin kontrolünü kaybetmek

To lose your temper, konuşma veya davranış biçiminizi kontrol edemeyecek kadar öfkelenmek demektir. Sakin olmaktan öfkeyi açıkça göstermeye geçişi anlatır; yalnızca rahatsız hissetmek değildir. Burada temper, sıcaklıkla değil öfke ve öz denetimle ilgilidir; ifade gerçek anlamıyla yorumlanmaz. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: I lose my temper, she loses her temper ve we lose our temper. Bu cümlede our, we ile uyumludur. because yan cümlesi bu tepkiye yol açan inancı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi lose one's temper ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: I tried to stay calm, but I ____ when they blamed my sister.

Cevabı göster

lost my temper

We've grown so good in some areas,

1:02

Bazı alanlarda o kadar iyi hale geldik ki,

like putting men on the moon,

1:04

aya insan göndermek gibi,

we're ever less able to deal with things Notlar

1:06

işlerle başa çıkma konusunda giderek daha yetersiz kalıyoruz,

that still insist on going wrong, Deyimler

1:07

hala inatla ters giden şeylerle,

Dilbilgisi

Ever less able to: becerinin sürekli azalması

Ever less able to, bir eğilim sürdükçe bir şeyi yapabilme becerisinin giderek azalması demektir. Ever burada karşılaştırma bildiren less'i güçlendirir; “geçmişte herhangi bir zaman” anlamına gelmez. Less, able sözcüğünü niteler; to'dan sonraki mastar ise yapma becerisi azalan eylemi belirtir: ever less able to deal with things. Bu ifade, less and less able to yapısının daha kısa bir alternatifidir.

Alıştırma

Becerinin giderek azaldığı anlamına gelen ifadeyi seçin: As the fog thickened, the hikers were ____ see the trail.

  1. ever more able to
  2. never able to
  3. ever less able to
Cevabı göster

ever less able to

Öbek fiiller

deal with: bir sorunu veya durumu ele almak

Deal with, bir sorun veya durumla ilgili harekete geçmek, onu ele almak ya da onunla başa çıkmak demektir. Burada konuşmacı, sürekli ters giden şeylerle başa çıkma becerimizin giderek azaldığını söylüyor. With, ifadenin ayrılmaz bir parçasıdır: deal with + isim veya zamir. Bir sorunla deal with etmek her zaman onu tamamen çözmek anlamına gelmez; sorunu mümkün olduğunca iyi yönetmek anlamına da gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrenilen ve “ele almak ya da yönetmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The printer keeps stopping, so I need to ____ the problem before class.

Cevabı göster

deal with

Deyimler

insist on going wrong: mizahi kişileştirme

Insist on + -ing genellikle bir eylemi sürdürmeye ya da seçmeye kesin kararlı olmak demektir. Bu cümlede things sözcüğünün belirttiği şeylerin iradesi yoktur; bu nedenle insist bir kişileştirmedir. Konuşmacı, sorunları inatla devam etmeyi seçiyormuş gibi anlatır. Go wrong başarısız olmak, bozulmak veya istenmeyen biçimde gelişmek demektir. Insist on going wrong bir bütün olarak hafif mizah ve bıkkınlık katar; bu şeylerin gerçekten konuşabildiği veya karar verebildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

"The old printer insists on jamming whenever we are busy," cümlesinde "insists on jamming" ne anlatır?

  1. Kâğıt sıkışmasını duyuracak şekilde programlanmış.
  2. Kâğıt sıkıştırmak için birinden kibarca izin istiyor.
  3. İnatçıymış gibi sürekli kâğıt sıkıştırıyor.
Cevabı göster

İnatçıymış gibi sürekli kâğıt sıkıştırıyor.

like traffic, government, other people.

1:09

trafik, hükümet, diğer insanlar gibi.

We should grow calmer and more forgiving

1:11

Daha sakin ve daha bağışlayıcı olmalıyız,

by getting more realistic Dilbilgisi

1:13

daha gerçekçi bir hale gelerek

about how things actually tend to go. Dilbilgisi

1:15

işlerin aslında nasıl gitme eğiliminde olduğu konusunda.

Dilbilgisi

by getting more realistic: yöntemi belirtme

by + -ing yapısı, ana cümledeki sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi gösterir. Burada by getting more realistic, “Nasıl daha sakin ve bağışlayıcı olabiliriz?” sorusunu yanıtlar: daha gerçekçi hâle gelmek bu değişime götüren yoldur. Bu ifadede getting, bir şeyi almak ya da elde etmek değil, “giderek ... hâle gelmek” demektir. Bu yapı, bir gelişmenin veya sonucun nasıl gerçekleştiğini açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Yöntemi göstermek için practice every day ifadesini by + -ing yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: You can become a clearer writer ____.

Cevabı göster

by practicing every day

Dilbilgisi

tend to: genel bir eğilimi anlatma

Tend to + fiilin yalın hâli, istisnalara yer bırakarak bir şeyin genellikle gerçekleştiğini veya çoğu zaman belirli bir biçimde geliştiğini anlatır. Cümlede how things actually tend to go, olayların gerçek hayatta genel olarak nasıl sonuçlandığı anlamına gelir. Kesin bir iddia değil, tekrarlanan bir örüntü anlatırken tend to kullanın. to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır: tend to go, tend to happen.

Alıştırma

Hangi cümle, istisnalara yer bırakarak genel bir eğilimi anlatır?

  1. Online meetings always start a few minutes late.
  2. One online meeting started a few minutes late yesterday.
  3. Online meetings tend to start a few minutes late.
Cevabı göster

Online meetings tend to start a few minutes late.

Sacrifice.

1:20

Fedakarlık.

We're hardwired to seek our own advantage, Deyimler

1:21

Kendi çıkarımızı aramaya programlanmışızdır,

Deyimler

hardwired to + fiilin yalın hâli: doğuştan gelen eğilim

Hardwired sözcüğü başlangıçta sabitlenmiş elektrik bağlantılarını anlatır. Burada bir mecazdır: Kendi çıkarımızı gözetmeye yönelik doğuştan gelen ve köklü bir eğilimimiz olduğu söylenir. Bu eğilimi bilinçli bir plan olarak değil, insan doğasının bir parçası olarak sunar. Kalıp be hardwired to + fiilin yalın hâlidir. İfade güçlüdür; ancak bunun gibi genel bir cümle, herkesin her zaman böyle davrandığının kesin bilimsel kanıtı olarak anlaşılmamalıdır.

Alıştırma

“Doğuştan gelen derin bir eğilime sahip olmak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: People are ____ notice faces quickly.

Cevabı göster

hardwired to

but also have this miraculous ability, very occasionally,

1:23

ama aynı zamanda çok nadiren de olsa şu mucizevi yeteneğe sahibizdir,

to forgo our own satisfactions Kelime

1:26

kendi tatminlerimizden vazgeçebilme yeteneğine

in the name of someone or something else. Deyimler

1:29

başka biri veya başka bir şey uğruna.

Kelime

forgo our own satisfactions: kendi tatmininden gönüllü olarak vazgeçmek

Forgo, elde edilebilecek bir şeye sahip olmamayı, onu kullanmamayı veya ondan yararlanmamayı bilinçli olarak seçmek demektir. Bu cümlede forgo our own satisfactions, başka biri ya da başka bir şey uğruna kişisel zevklerden veya isteklerden vazgeçmek anlamına gelir; bu, onları elde edememek değil, gönüllü bir fedakârlıktır. Forgo geçişli bir fiildir ve doğrudan nesne alır: forgo a reward, forgo comfort veya forgo taking a break.

Alıştırma

“They chose to forgo the bonus to help the charity,” cümlesinde forgo the bonus ne anlama gelir?

  1. Denemelerine rağmen ikramiye kazanamadılar.
  2. Bir ikramiye teklif edildiğini unuttular.
  3. İkramiyeyi almamayı gönüllü olarak seçtiler.
Cevabı göster

İkramiyeyi almamayı gönüllü olarak seçtiler.

Deyimler

in the name of someone or something else: başka biri veya bir amaç uğruna

Bu cümlede in the name of, başka bir kişi, değer veya amaç “uğruna” anlamına gelir. Kişinin kendi tatmininden vazgeçmesinin nedenini veya daha büyük amacını açıklar; birinin adını söylemek anlamına gelmez. Daha genel olarak in the name of, bir kişiyi, ilkeyi veya amacı bir eylemi haklı göstermek için kullanılan neden olarak sunabilir. Eylemin gerçekten o amaç için mi yapıldığını, yoksa yalnızca öyle olduğunun mu ileri sürüldüğünü bağlam belirler.

Alıştırma

Bu cümlede “in the name of someone or something else” ne anlama geliyor?

  1. Başka bir kişinin adını yüksek sesle söylerken
  2. Başka bir kişi veya amaç uğruna
  3. Başka bir kişinin resmî temsilcisi olarak
Cevabı göster

Başka bir kişi veya amaç uğruna

We won't ever manage to raise a family, Kalıp ifadeler

1:31

Asla bir aile kurmayı,

love someone else, or save the planet

1:34

başka birini sevmeyi veya gezegeni kurtarmayı başaramayız

Kalıp ifadeler

raise a family: çocuk yetiştirmek

Raise a family, uzun yıllar boyunca çocuklarla ilgilenmek ve onları yetiştirmek anlamına gelir. Burada raise, “çocukların büyümesine yardımcı olmak” demektir; “bir şeyi yukarı kaldırmak” değildir. Bu ifade, ebeveynliğin devam eden sorumluluğuna odaklanır. Genellikle çocukları içerdiği için yalnızca evlenmekten veya bir çift olmaktan daha geniş bir anlam taşır.

Alıştırma

Cümleyi “zaman içinde çocuk yetiştirmek” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: Maya and Lee hope to ____ in a small town.

Cevabı göster

raise a family

if we don't keep up with the art of sacrifice.

1:36

eğer fedakarlık sanatını sürdürmezsek.

Politeness.

1:41

Kibarlık.

Politeness has a bad name. Deyimler

1:43

Kibarlığın kötü bir adı vardır.

Deyimler

has a bad name: kötü bir üne sahip olmak

To have a bad name, “kötü bir üne sahip olmak” veya “genellikle olumsuz görülmek” anlamına gelir. Burada kibarlığın olumsuz görüldüğü söyleniyor; name bir kişinin gerçek adı anlamında kullanılmıyor.

Alıştırma

“Kötü bir üne sahip olmak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The neighborhood ____ because of old rumors, but local families say it is safe.

Cevabı göster

has a bad name

We often assume it's about being fake,

1:45

Çoğunlukla bunun sahte olmakla ilgili olduğunu varsayarız,

which is meant to be bad, Dilbilgisi

1:47

ki bunun kötü olduğu düşünülür,

as opposed to really ourselves, Kalıp ifadeler

1:48

gerçekten kendimiz olmanın aksine,

which is meant to be good.

1:50

ki bunun da iyi olduğu düşünülür.

Dilbilgisi

is meant to be bad/good: aktarılan genel beklenti

Burada is meant to be bad/good, “genellikle kötü ya da iyi sayılması beklenir” anlamına gelir. Bir şeyin hangi amaçla tasarlandığını değil, yaygın bir değer yargısını aktarır. Birbirine paralel iki which yan cümlesi alışılmış etiketleri gösterir: yapmacık olmak kötü, gerçekten kendimiz olmak ise iyi olarak etiketlenir. Konuşmacı bu inancı özetler; ona mutlaka katıldığını söylemez.

Alıştırma

“Sharing feelings is meant to be good, but some people find it difficult,” cümlesinde “is meant to be good” en muhtemel olarak ne anlama gelir?

  1. İyi hâle gelmesi için tasarlanmıştır.
  2. Her durumda iyi olduğu kanıtlanmıştır.
  3. Genellikle iyi olması beklenir veya iyi kabul edilir.
Cevabı göster

Genellikle iyi olması beklenir veya iyi kabul edilir.

Kalıp ifadeler

Açık karşıtlık için as opposed to kullanımı

“As opposed to”, açıkça karşılaştırılan iki düşünceden ikincisini tanıtır ve “... yerine” ya da “... ile karşıt olarak” anlamına gelir. Bu cümlede “being fake” ile “really ourselves” karşılaştırılır. Buradaki “to” bir edattır. Ardından normalde bir isim öbeği, zamir veya -ing biçimi gelir; bu nedenle iki taraf genellikle being fake as opposed to being ourselves örneğindeki gibi paralel yapılarda olur.

Alıştırma

Hangi cümlede as opposed to doğru kullanılmıştır?

  1. We discussed rent the equipment, as opposed to buy it.
  2. We discussed renting the equipment, as opposed to buying it.
  3. We discussed renting the equipment, as opposed with buying it.
Cevabı göster

We discussed renting the equipment, as opposed to buying it.

However, given what most of us are really like deep down, Notlar

1:51

Ancak çoğumuzun içten içe gerçekten nasıl biri olduğu düşünüldüğünde,

Kelime

Cümle başındaki given: göz önüne alındığında

Cümlenin başında given, “göz önüne alındığında” veya “dikkate alırsak” anlamına gelebilir. Ardından gelen sonuca temel oluşturan bilgiyi tanıtır. Burada given, “what most of us are really like deep down” adlı what yan cümlesini yönetir. Başlangıç ifadesinin tamamı konuşmacının sonraki düşüncesine bir gerekçe sunar; given burada “verildi” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede given “göz önüne alındığında” anlamındadır?

  1. Given what we know about the weather, we should leave early.
  2. She has given me helpful advice.
  3. The package was given to the receptionist.
Cevabı göster

Given what we know about the weather, we should leave early.

Deyimler

deep down: gizli duygular veya gerçek karakter

Deep down, “bir kişinin en özel ve dürüst duygularında ya da gerçek karakterinde” anlamına gelen bir deyimdir. Genellikle içteki gerçek ile dışarıya yansıyan davranış veya görünüşü karşılaştırır. Burada really like deep down, insanların daha az görünen gerçek karakterine işaret eder. Hafif alaycı ton, filtresiz iç yüzün pek de hoş olmayabileceğini düşündürür; fiziksel bir derinlik veya konum kastedilmez.

Alıştırma

“Onun özel ve dürüst iç duygularında” anlamındaki iki kelimelik deyimle cümleyi tamamlayın: He acts confident, but ____, he is worried.

Cevabı göster

deep down

we should spare others too much exposure Kalıp ifadeler

1:55

başkalarını çok fazla maruz bırakmaktan kaçınmalıyız

to our deeper selves.

1:57

daha derinlerdeki benliklerimize.

Kalıp ifadeler

spare others too much exposure: spare someone something kalıbı

spare someone something kalıbında spare, “birini istenmeyen veya rahatsız edici bir şeyi yaşamak zorunda bırakmamak” demektir. Önce kişi, ardından istenmeyen deneyim ya da bilgi gelir: spare + kişi + şey. Burada others korunan kişileri, too much exposure to our deeper selves ise onların katlanmak zorunda kalmaması gereken deneyimi belirtir. Buradaki spare, “kenara ayırmak” veya “fazladan zaman bulmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

“spare Lena the awkward details” ne anlama gelir?

  1. Utandırıcı ayrıntıları Lena’nın daha sonra duyması için saklamak.
  2. Lena’dan utandırıcı ayrıntıları açıklamasını istemek.
  3. Lena’nın utandırıcı ayrıntıları duymasına izin vermemek.
Cevabı göster

Lena’nın utandırıcı ayrıntıları duymasına izin vermemek.

We need to learn manners,

1:59

Görgü kurallarını öğrenmeliyiz,

which aren't evil.

2:00

ki bunlar kötü şeyler değildir.

They're the necessary internal rules of civilization.

2:01

Bunlar medeniyetin gerekli iç kurallarıdır.

Politeness is very linked to tolerance, Kalıp ifadeler

2:05

Kibarlık, hoşgörüyle çok bağlantılıdır,

Kalıp ifadeler

be linked to: bir ilişkiyi ifade etmek

Bu cümlede is linked to, “bağlantılı veya ilişkili olmak” anlamına gelir. Konuşmacı nezaket ve hoşgörüyü birbiriyle ilişkili fikirler olarak sunar; ancak bu ifade tek başına birinin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz. Buradaki to bir edattır, mastar işaretinin parçası değildir. Ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: linked to tolerance; linked to working together.

Alıştırma

Cümleyi “ilişkili olmak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: Regular reading is ____ a larger vocabulary.

Cevabı göster

linked to

to a capacity to live alongside people Kalıp ifadeler

2:07

insanlarla bir arada yaşama kapasitesiyle,

Kalıp ifadeler

live alongside: aynı fikirde olmadan bir arada yaşamak

Live alongside people, insanlarla aynı topluluk veya sosyal ortam içinde bir arada var olmak demektir. Alongside bir edattır ve people onun nesnesidir. Bu ifade insanların yakın arkadaş olmasını, aynı evi paylaşmasını veya aynı görüşlere sahip olmasını gerektirmez. Farklı insanların hayatlarını yan yana sürdürebilmesi için birbirlerine alan açmasını vurgular.

Alıştırma

Cümleyi barış içinde bir arada yaşamayı anlatan ders ifadesiyle tamamlayın: In this neighborhood, families from many cultures ____ one another.

Cevabı göster

live alongside

whom one won't necessarily agree with, Dilbilgisi

2:09

illa aynı fikirde olmadığımız,

but at the same time won't be able to avoid. Anlatım akışı

2:11

ama aynı zamanda kaçınamayacağımız insanlarla.

Dilbilgisi

whom ... agree with: nesne görevindeki ilgi zamiri ve sonda kalan with

whom one won't necessarily agree with ifadesinde whom, anlatılan kişilere gönderme yapar ve agree with someone kalıbındaki with edatının nesnesidir. Agree fiilinin öznesi one olduğundan, aynı fikirde olan kişiyi whom belirtmez. Whom nesne olduğu için edat ilgi cümleciğinin sonunda kalabilir: whom ... agree with. Günlük İngilizcede burada sıkça who kullanılır veya ilgi zamiri tamamen atılır. Daha resmî seçenekte edat öne alınır: with whom one won't necessarily agree.

Alıştırma

"whom one won't necessarily agree with," ifadesinde whom hangi dil bilgisel görevdedir?

  1. Necessarily sözcüğünü niteleyen bir zarftır.
  2. With edatının nesnesidir.
  3. One sözcüğünün nesnesidir.
  4. Agree fiilinin öznesidir.
Cevabı göster

With edatının nesnesidir.

Anlatım akışı

but at the same time: karşıt iki gerçeği birlikte korumak

But at the same time, önceki gerçeği ters yönde etkili olan başka bir gerçekle bağlar. Burada belirli kişilerle aynı fikirde olmamak ve onlardan kaçınamamak aynı anda geçerli iki gerçektir. Bu kullanımda at the same time esas olarak saat anlamında eş zamanlılıktan söz etmez. But ile birlikte ilk noktayı korurken ona zıt bir nokta eklemeyi söyler; birini seçip diğerini reddetmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, birbiriyle karşıt iki gerçeğin de doğru olduğunu en açık biçimde anlatır?

  1. The route is longer, so it is much safer.
  2. The route is longer, but at the same time it is much safer.
  3. The route is longer because it is much safer.
  4. The route is longer; meanwhile, the station closes at six.
Cevabı göster

The route is longer, but at the same time it is much safer.

Humor.

2:16

Mizah.

Seeing the funny sides of situations Deyimler

2:17

Durumların ve kendimizin komik yönlerini görmek

and of oneself doesn't sound very serious,

2:19

kulağa pek ciddi gelmez,

Deyimler

Seeing the funny sides of situations and of oneself: durumların ve insanın kendisinin komik yanlarını görmek

See the funny side of something, bir durum rahatsız edici olsa bile onun eğlenceli veya biraz absürt yanını fark etmek demektir. Bu cümlede konuşan kişi hem yaşamdaki olaylara hem de kendi davranışlarına mizahi bir açıdan bakmayı anlatıyor. Yaygın yapı see the funny side of + isim şeklindedir. Buradaki çoğul funny sides, farklı durumlarda ve kişinin kendisinde bulunan eğlenceli yanları bir arada ifade eder; bu, çoğul kullanımın her zaman zorunlu olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Eğlenceli yanı fark etmek anlamındaki hedef deyimle cümleyi tamamlayın: Even after the picnic was rained out, Leo could ____ the situation and laugh about it.

Cevabı göster

see the funny side of

but it's integral to wisdom Kalıp ifadeler

2:22

ancak bu, bilgeliğin ayrılmaz bir parçasıdır

Kalıp ifadeler

integral to: bütün için vazgeçilmez

Integral to, bir şeyin başka bir şeyin bütünlüğü veya düzgün çalışması için vazgeçilmez olduğunu belirtir. Bu cümlede mizah yalnızca yararlı olarak değil, bilgeliğin gerekli bir parçası olarak sunuluyor. Integral burada to edatını alan bir sıfattır: X is integral to Y. Burada genel sıfat anlamındadır ve matematikteki integral isim anlamıyla ilişkili değildir.

Alıştırma

Hangi cümle integral sözcüğünü standart edatıyla ve bütün için vazgeçilmez anlamında kullanıyor?

  1. Trust is integral to a successful partnership.
  2. Trust is integral for a successful partnership.
  3. The new calendar is integrated into the app.
Cevabı göster

Trust is integral to a successful partnership.

because it's a sign that one's been able

2:24

çünkü birinin yeteneğini gösteren bir işarettir,

to put a benevolent finger on the gap Notlar

2:25

iyiliksever bir şekilde şu aralığa parmak basabilme yeteneğinin:

between what we want to happen

2:28

olmasını istediğimiz şeylerle

and what life can actually provide.

2:30

hayatın aslında sunabildiği şeyler arasındaki.

Deyimler

put a benevolent finger on: bir deyimin iyi niyetli biçimde yeniden yazılması

Yerleşik put one's finger on deyimi, özellikle adlandırması zor bir sorunu, nedeni veya duyguyu tam olarak belirlemek ya da açıklamak anlamına gelir. Bu cümlede gap fiziksel bir boşluk değildir; umutlarımızla hayatın gerçekte verebilecekleri arasındaki uyuşmazlıktır. Yazar, alışılmış one's finger ifadesini a benevolent finger olarak değiştirir. Benevolent iyi kalpli ve iyi niyetli demektir; bu nedenle değiştirilen imge, söz konusu uyuşmazlığı doğru ama nazik biçimde, acımasızca alay etmeden fark etmeyi anlatır. Bu yaratıcı bir değişikliktir, ayrı bir kalıplaşmış deyim değildir.

Alıştırma

Bu cümlede put a benevolent finger on the gap ne anlama gelir?

  1. Fiziksel bir açıklığa tek parmakla dokunmak
  2. Uyuşmazlığı yarattığı için birini suçlamak
  3. Uyuşmazlığı doğru ve iyi niyetli biçimde belirlemek
Cevabı göster

Uyuşmazlığı doğru ve iyi niyetli biçimde belirlemek

Anlatım akışı

Karşılaştırma kalıbı olarak the gap between what ... and what ...

the gap between A and B isim öbeği iki durumu doğrudan karşılaştırır. Gap bir uyuşmazlığı veya mesafeyi ifade eder; dolayısıyla cümle umutlarımızı hayatın gerçekte sunabildikleriyle karşı karşıya getirir. between'den sonra gelen A ve B, and ile bağlanan paralel ögelerdir. Burada ikisi de isim görevi yapan what yan cümleleridir: what we want to happen ve what life can actually provide. Bu kalıp, konuşanın farkı açıklamadan veya değerlendirmeden önce açıkça adlandırmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak the gap between A and B kalıbıyla tamamlayın: The report explains ____ our original goal ____ what the team actually achieved.

Cevabı göster

the gap between · and

Like anger, humor springs from disappointment, Öbek fiiller

2:32

Öfke gibi, mizah da hayal kırıklığından doğar,

but it's disappointment optimally channeled. Deyimler

2:35

ancak en iyi şekilde yönlendirilmiş bir hayal kırıklığıdır.

Öbek fiiller

springs from: kaynak veya neden belirtmek

spring from ifadesinde spring, “kaynaklanmak” veya “bir şeyden doğmak” anlamına gelir. Bu ifade bir sonucu kaynağına bağlar: burada hayal kırıklığı hem mizahın hem de öfkenin kaynağı olarak sunulur; fiziksel olarak sıçrayan bir şey anlatılmaz. humor üçüncü tekil şahıs öznesi olduğu için geniş zamandaki fiil springs biçimini alır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp something springs from a source or cause şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle bir şeyin başka bir şeyden kaynaklandığını anlatır?

  1. Her confidence turns careful preparation into success.
  2. Her confidence springs from careful preparation.
  3. Her confidence hides careful preparation from view.
Cevabı göster

Her confidence springs from careful preparation.

Deyimler

disappointment optimally channeled: duyguyu en iyi biçimde yönlendirmek

Disappointment optimally channeled, sıkıştırılmış bir betimlemedir: hayal kırıklığının en iyi veya en yararlı çıkışa yönlendirilmesi anlamına gelir. Channeled, bir duyguyu yalnızca serbest bırakılan bir şey olarak değil, yön verilebilen bir enerji ya da akış olarak ele alır. it's disappointment optimally channeled ifadesinde it's, mizahı bu özellikle etkili biçimde ele alınmış hayal kırıklığıyla bir tutar. Optimally, channeled sözcüğünü niteler ve “mümkün olan en iyi biçimde” değerlendirmesini ekler; hayal kırıklığının kendisinin ideal olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede channel, bir duyguyu yapıcı bir etkinliğe yönlendirmek anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. Leah changed the channel when the concert began.
  2. Leah guided the boat through a narrow channel.
  3. Leah channeled her frustration into practicing the piano.
Cevabı göster

Leah channeled her frustration into practicing the piano.

It's one of the best things we can do with our sadness.

2:38

Hüznümüzle yapabileceğimiz en iyi şeylerden biridir.

Self-awareness.

2:43

Öz farkındalık.

To know oneself is to try not to blame others Notlar

2:44

Kendini bilmek, başkalarını suçlamamaya çalışmaktır

for one's troubles and moods,

2:46

insanın kendi dertleri ve ruh halleri için,

Dilbilgisi

To know oneself is to try...: To A is to B kalıbı

To A is to B kalıbı, is fiilinin iki yanına iki mastar öbeği yerleştirir. İlk öbek bir düşünceyi veya eylemi adlandırır, ikinci öbek ise bunun neyi içerdiğini açıklar; iki to da yön değil, mastar bildirir. Bu cümlede kişinin kendini bilmesi bir davranışla tanımlanır: kendi güçlükleri ve değişen duyguları için başkalarını sorumlu tutmamaya çalışmak. Bu kalıp, sözlük tanımı vermek yerine konuşanın gerçek öz farkındalık hakkındaki görüşünü sunar.

Alıştırma

Tanımı To A is to B kalıbıyla tamamlayın: To be a good teammate ____ listen as well as speak.

Cevabı göster

is to

Kalıp ifadeler

blame others for one's troubles and moods: blame someone for something kalıbı

blame someone for something kalıbında sorumlu tutulan kişi blame fiilinin hemen ardından gelir; for ise suçlamaya yol açan olay, sorun veya davranışı tanıtır. Cümlede others suçlanan kişileri, one's troubles and moods ise suçlama nedenlerini gösterir. Genel anlamdaki one's, oneself ile uyumludur ve kişinin kendisine ait olanı ifade eder; sıra tersine çevrilemez.

Alıştırma

blame someone for something kalıbını tamamlayın: Do not blame your teammate ____ a mistake the whole group made.

Cevabı göster

for

to have a sense of what's going on inside oneself Kalıp ifadeler

2:48

kendi içinde neler olup bittiğini

and what actually belongs to the world.

2:51

ve aslında neyin dünyaya ait olduğunu hissedebilmektir.

Kalıp ifadeler

have a sense of what's going on: neler olduğunu genel olarak anlamak

Have a sense of what's going on, “neler olduğuna dair genel bir fikre sahip olmak” demektir. Bir farkındalık bildirir, ancak bilginin eksiksiz veya bütünüyle doğrulanmış olduğu anlamına gelmez. Burada what's going on, of edatından sonra gelen gömülü bir yan cümledir. Anlaşılan durumun ne olduğunu belirtir; doğrudan bir soru ya da “What's going on?” selamlaşması değildir.

Alıştırma

Hangi cümle genel fakat tam olarak kesin olmayan bir anlayışı ifade eder?

  1. I have no idea what's going on.
  2. I have a sense of what's going on, but I still need more details.
  3. I know exactly what's going on, and every detail is confirmed.
Cevabı göster

I have a sense of what's going on, but I still need more details.

Forgiveness.

2:56

Bağışlayıcılık.

Forgiveness means a long memory

2:57

Bağışlayıcılık, uzun bir hafıza anlamına gelir,

of all the times

2:59

tüm o zamanlar için,

when we wouldn't have got through life Notlar

3:00

hayatı atlatamayacağımız

Öbek fiiller

got through life: hayatın zorluklarını aşmak

Bu cümlede got through life, hayatın zorluklarına rağmen bir şekilde devam edebildiğimiz anlamına gelir. Get through a hard time, zor bir dönem sona erene kadar ona dayanmak veya onunla başa çıkmak demektir. Life, anlamın kapsamını oldukça genişletir: konuşan kişi, fiziksel olarak bir yerden geçmekten ya da hayattaki her görevi tamamlamaktan değil, hayatın zorluklarıyla başa çıkmaktan söz eder.

Alıştırma

Cümleyi get through ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: With everyone's help, we ____ the hardest month of the project.

Cevabı göster

got through

without someone cutting us some slack. Deyimler

3:01

biri bize anlayış göstermemiş olsaydı.

Dilbilgisi

wouldn't have got through ... without ...: geçmişte gerçeğe aykırı sonuç

Wouldn't have got through ... without ... geçmişte gerçek olmayan olumsuz bir sonucu anlatır. wouldn't have + geçmiş zaman ortacı sonucu, without + isim veya -ing yan cümlesi ise eksik koşulu verir: kimse bize anlayış göstermeseydi hayatı atlatamazdık. Bu olumsuz sonuç gerçekte yaşanmadı. Dolayısıyla cümle, birinin bize gerçekten anlayış gösterdiğini—sabırlı veya hoşgörülü davrandığını—ve bu yardımın önemli olduğunu ima eder.

Alıştırma

Cümleyi wouldn't ve get through fiilinin İngiliz İngilizcesindeki perfect biçimiyle tamamlayın: They ____ the season without the coach cutting them some slack.

Cevabı göster

wouldn't have got through

Deyimler

cut someone some slack: birine karşı daha anlayışlı olmak

Cut someone some slack, bir kişinin durumu zor olduğu için ona karşı daha az katı olmak veya küçük bir hatasını hoş görmek anlamına gelir. cutting us some slack ifadesinde us, sabır ve anlayış gösterilen kişileri belirtir. Kalıp cut + kişi + some slack şeklindedir. Bu bir deyimdir; dolayısıyla slack fiziksel olarak kesilen bir şey değildir. İfadenin bütünü, birinin üzerindeki baskıyı veya ondan beklenenleri azaltmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi cut someone some slack ifadesiyle tamamlayın ve Mia için her kullanın: Mia is new to the team, so let's ____ while she learns.

Cevabı göster

cut her some slack

It's recognizing that living with others

3:04

Bu, başkalarıyla yaşamanın,

isn't possible without excusing errors. Dilbilgisi

3:06

hataları mazur görmeden mümkün olmadığını kabul etmektir.

Dilbilgisi

isn't possible without + -ing ile gereklilik anlatmak

“Isn't possible without + -ing” iki olumsuz öğeyle olumlu bir zorunluluk anlatır: sonuç, ancak without'tan sonraki eylem gerçekleşirse mümkün olur. Burada başkalarıyla yaşamak, onların hatalarını hoşgörmeyi gerektirir. without'tan sonra bir isim ya da -ing biçimi gelir; tam bir cümle doğrudan kullanılamaz. Bu cümlede excusing, başkalarının hatalarını bağışlamak veya anlayışla karşılamak demektir; her hatayı savunacak bahaneler bulmak değildir.

Alıştırma

without ve forgive fiilinin -ing biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: A lasting friendship isn't possible ____ mistakes.

Cevabı göster

without forgiving

Hope.

3:11

Umut.

The way the world is now

3:12

Dünyanın şimdiki hali

is only a pale shadow Deyimler

3:14

sadece soluk bir gölgesidir

of what it could one day be.

3:15

bir gün olabileceği şeyin.

Deyimler

a pale shadow of ile çok daha zayıf bir hâli anlatmak

“A pale shadow of”, bir şeyin çok daha zayıf, yetersiz veya eksik bir hâli anlamına gelir. Bu mecazi bir kullanımdır: pale ve shadow, ilk şeyin karşılaştırıldığı düzeye ne kadar uzak olduğunu vurgular. Bu cümlede bugünün dünyası, gelecekte var olabilecek daha iyi bir dünyayla karşılaştırılıyor. Bu nedenle ifade, bugünü idealin çok altında değerlendirirken gelecekteki olasılıklara dair umut da taşır.

Alıştırma

“The empty festival was a pale shadow of last year's celebration.” cümlesinde a pale shadow of ne anlama gelir?

  1. Daha karanlık bir alanda gerçekleşti.
  2. Önceki kutlamanın kusursuz bir kopyasıydı.
  3. Çok daha zayıf ve daha az etkileyici bir hâliydi.
Cevabı göster

Çok daha zayıf ve daha az etkileyici bir hâliydi.

We're still only at the beginning of history.

3:17

Tarihin hala sadece başındayız.

As you get older,

3:19

Yaşlandıkça,

despair becomes far easier,

3:20

umutsuzluğa kapılmak çok daha kolaylaşır,

almost reflex,

3:22

neredeyse bir refleks halini alır,

whereas in adolescence it was still cool and adventurous. Anlatım akışı

3:24

oysa ergenlikte bu hala havalı ve maceracı bir şeydi.

Anlatım akışı

whereas ile iki durumu karşılaştırmak

Whereas belirgin bir karşılaştırmanın ikinci tarafını sunar. Burada, yaş ilerledikçe umutsuzluğa kapılmanın kolaylaşması ile ergenlikle ilişkilendirilen daha umutlu ya da iyimser tutumu karşı karşıya getirir. Genellikle iki yan cümleyi bağlar ve okuyucuya bunları birbirine paralel fakat farklı gerçekler olarak karşılaştırmasını söyler. Bu cümlede yaş dönemlerini karşılaştırır; “olduğu sırada” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The library is quiet, whereas the cafeteria is lively,” cümlesinde whereas neyi gösterir?

  1. İki yer arasındaki karşıtlık
  2. Aynı anda gerçekleşen iki olay
  3. Neden-sonuç ilişkisi
Cevabı göster

İki yer arasındaki karşıtlık

Pessimism isn't deep, Dilbilgisi

3:27

Kötümserlik derin değildir,

nor optimism shallow.

3:29

iyimserlik de sığ değildir.

Dilbilgisi

Pessimism isn't deep, nor optimism shallow. cümlesindeki olumsuz paralel yapı

Bu cümle yaygın bir eşleştirmenin iki tarafını da reddeder: kötümserlik kendiliğinden derin, iyimserlik de kendiliğinden sığ değildir. Buradaki deep ve shallow fiziksel derinliği değil, düşünsel ya da duygusal içeriği değerlendirir. Nor olumsuz anlamı ikinci bölüme taşır. Kısa nor optimism shallow ifadesinde tekrarlanan is fiili çıkarılmıştır; genişletilmiş biçim nor is optimism shallow şeklindedir. Bu eksilti dengeli ve akılda kalıcı bir karşıtlık oluşturur.

Alıştırma

Bu kısa olumsuz paralel cümleyi tek sözcükle tamamlayın: The first plan isn't cheap, ____ the second practical.

Cevabı göster

nor

Confidence.

3:33

Özgüven.

The greatest projects and schemes die

3:34

En büyük projeler ve tasarılar ölür

for no grander reason Dilbilgisi

3:36

daha büyük bir sebepten değil,

than that we don't dare. Dilbilgisi

3:37

sadece cesaret edemediğimiz için.

Dilbilgisi

for no grander reason than that: hiç de yüce olmayan bir neden

Bu ifade, çok büyük planların tek ve basit bir gerçekten daha önemli ya da yüce olmayan bir nedenle başarısız olduğunu söyler: insanlar harekete geçmeye cesaret edemez. Karşılaştırmalı yapı, büyük sonucun yanında nedeni hayal kırıklığı yaratacak kadar küçük gösterir. Kalıp for + no + karşılaştırma derecesindeki sıfat + reason + than + that yan cümlesi şeklindedir. Burada that bir nesneyi işaret etmez; nedenin içeriği olan “we don't dare” cümlesini başlatır. Grander, greatest ile bağlantı kurarak projelerin büyüklüğü ile başarısızlık nedeninin küçüklüğü arasındaki karşıtlığı güçlendirir.

Alıştırma

Dersteki resmî kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: The ambitious plan collapsed ____ nobody was willing to speak up.

Cevabı göster

for no grander reason than that

Dilbilgisi

don't dare: anlaşılan eylemin çıkarılması

We don't dare ifadesinde dare, “bağlamdan anlaşılan eylemi yapacak kadar cesareti olmak” anlamına gelir. Daha önce projelerden söz edildiği için eylem çıkarılabilir: we don't dare [to pursue or act on them]. Burada dare sıradan bir ana fiil gibi kullanılır. Olumsuzluğu don't taşır ve dare yalın hâlde kalır. Eksik eylem açıkça anlaşılıyorsa don't dare tek başına eksiksiz ve doğal bir cevap ya da özet olabilir. Buradaki dare bir fiildir; “meydan okuma” anlamındaki a dare ismi değildir.

Alıştırma

Cümleyi dare fiilinin geçmiş zamandaki olumsuz biçimiyle tamamlayın ve tekrarlanan eylemi yazmayın: Leo considered crossing the shaky bridge, but he ____.

Cevabı göster

didn't dare

Confidence isn't arrogance, Kelime

3:39

Özgüven, kibir değildir,

it's based on a constant awareness

3:41

sürekli bir farkındalığa dayanır,

of how short life is Dilbilgisi

3:43

hayatın ne kadar kısa olduğu

and how little we ultimately lose

3:44

ve nihayetinde ne kadar az şey kaybettiğimiz konusunda,

from risking everything.

3:46

her şeyi riske atmaktan.

Kelime

Özgüven kibir değildir

Confidence, kişinin kendi yeteneğine veya yargısına güvenerek harekete geçmesini ifade eder. Arrogance ise kişinin kendi önemini ya da üstünlüğünü abartmasıdır ve çoğu zaman sınırları veya diğer insanları görmezden gelmekle kendini gösterir. “X isn't Y” kalıbı, iki düşüncenin otomatik olarak eşitlenmesini reddeder. Cesur davranış özgüvenden kaynaklanabilir; bu nedenle tutumda gerekçesiz bir üstünlük duygusu da yoksa davranış kibirli diye nitelenmemelidir.

Alıştırma

Bu olumlu tanımı tamamlayan sözcüğü seçin: Her ____ helped her explain the plan clearly without putting anyone down.

  1. overconfidence
  2. confidence
  3. arrogance
Cevabı göster

confidence

Dilbilgisi

hayatın ne kadar kısa olduğu... sonunda ne kadar az kaybettiğimiz

İki how yan cümlesi, dinleyiciye doğrudan soru sormak yerine derece bildirir. how short life is hayatın ne ölçüde kısa olduğunu, how little we ultimately lose ise sonunda kaybettiğimiz miktarın ne kadar az olduğunu belirtir. İki yan cümle awareness of ifadesinden sonra birbirine bağlanır. Gömülü yan cümle oldukları için is life veya do we lose değil, life is ve we lose şeklindeki bildirme cümlesi sırasını kullanırlar. Paralel how ... and how ... yapısı iki düşünceyi birbiriyle eşleşen nedenler olarak sunar.

Alıştırma

Her sözcük grubunu gömülü bir how yan cümlesi olacak şekilde sıralayın: I realized ____ (how / quiet / the room / was) and ____ (how / little time / we / had).

Cevabı göster

how quiet the room was · how little time we had

Let's try to keep these in mind Notlar

3:49

Bunları aklımızda tutmaya çalışalım

and practice them a little every day.

3:50

ve her gün biraz pratik edelim.

Ton ve niyet

Let's try to: gruba yönelik nazik bir öneri

Let's try to + fiilin yalın hâli, konuşan kişiyle dinleyenlerin birlikte yapacağı bir eylemi nazikçe önermenin bir yoludur. Let's, let us ifadesinin kısaltmasıdır; bu yüzden konuşan kişi de plana dahildir. Try to baskıyı azaltır: kusursuz bir sonuç sözü istemek yerine grubu çaba göstermeye çağırır. Burada konuşan kişi, herkesi bu fikirleri hatırlamaya ve her gün biraz uygulamaya davet eder.

Alıştırma

Hangi cümle konuşan kişiyi de içeren nazik ve iş birliğine dayalı bir öneridir?

  1. Let's try to clean up the room together.
  2. You must clean up the room now.
  3. Try to clean up the room before I return.
Cevabı göster

Let's try to clean up the room together.

Deyimler

keep these in mind: hatırlamak ve dikkate almak

Keep something in mind, bir şeyi hatırlamak ve karar verirken ya da harekete geçerken onu dikkate almaya devam etmek demektir. Bu cümlede these, az önce sözü edilen fikirlere gönderme yapar; dolayısıyla keep these in mind, herkesten bu fikirleri günlük uygulamalarında yol gösterici olarak kullanmasını ister. Kalıp keep + nesne + in mind şeklindedir. Nesneyi keep ile in mind arasına koyun: keep the rule in mind, keep it in mind ve keep these in mind. Bu ifade, bir şeyi fiziksel olarak zihnin içine koymak anlamına gelmez.

Alıştırma

keep, it, in ve mind sözcüklerini doğru sıraya koyarak boşluğu doldurun: This safety rule matters when you use the machine, so ____.

Cevabı göster

keep it in mind