Özgürlük Heykeli'nin Gerçek Sahibi Kim?: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
1.339 kelime 194 kel/dk

Video özeti: İmtiyaznameler ve toprak anlaşmaları, Liberty Island ile Ellis Island çevresindeki tuhaf New York-New Jersey sınırlarını açıklar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. minding her own business — Deyimler ve mecazlı ifadeler: kişileştirmeyi “kimseye karışmamak” olarak anlayın ve deyimi kendi işiyle ilgilenen biri için kullanın. 2. "Why don't we split the river?" / "Why don't you make me?" — Konuşma edimbilimi ve tutum: iş birliği önerisini meydan okuyan karşı çıkıştan tonla ayırın. 3. if below became above, new New Jersey it would be. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: koşulu ve devrikliği tanıyın; alışılmadık dizilişin hukuk diliyle masal sonunu birleştiren mizahını kavrayın.

Bu derste

Who owns the Statue of Liberty, New York or New Jersey?

0:00

Özgürlük Heykeli kime ait, New York'a mı yoksa New Jersey'ye mi?

It should be straightforward,

0:03

Aslında basit olmalıydı,

but the island upon which the statue stands, Dilbilgisi

0:04

ama heykelin üzerinde durduğu ada,

Dilbilgisi

Resmî ilgi yapısı upon which

upon which ifadesindeki which, the island ifadesine gönderme yapan bir ilgi zamiridir; soru sözcüğü değildir. Burada upon “üzerinde” anlamına gelir, dolayısıyla yan cümle heykelin üzerinde durduğu adayı belirtir. Edatı which sözcüğünden önce kullanmak, edat + which + özne + fiil biçimindeki resmî yapıyı oluşturur. Daha konuşma diline yakın bir biçim the island which the statue stands on olur.

Alıştırma

Hangi cümle “konuşmacının üzerinde durduğu sahne” anlamını resmî edat + which yapısıyla verir?

  1. The stage where the speaker stood on was small.
  2. The stage upon which the speaker stood was small.
  3. The stage which the speaker stood was small.
  4. The stage which upon the speaker stood was small.
Cevabı göster

The stage upon which the speaker stood was small.

Liberty Island,

0:06

yani Özgürlük Adası,

has been part of a long fight between the states over their river border and the islands between them,

0:08

iki eyalet arasında nehir sınırları ve aradaki adalar yüzünden yaşanan uzun soluklu savaşın bir parçası oldu,

with rounds in the '90s,

0:13

bu savaş 90'larda,

the '80s,

0:15

80'lerde,

the '30s,

0:15

30'larda,

the 1830s,

0:16

1830'larda yapıldı

and possibly more beyond 2000.

0:17

ve muhtemelen 2000'lerden sonra bile sürecek.

But to understand,

0:19

Ancak bunu anlamak için,

we must first go back to the 1600s.

0:20

önce 1600'lere dönmeliyiz.

New Netherland was minding her own business when England, Deyimler

0:23

Yeni Hollanda kendi halindeyken İngiltere,

Deyimler

Minding her own business deyimi

Mind your own business, kişinin kendi işleriyle ilgilenmesi ve başkalarının işine karışmaması anlamına gelen bir deyimdir. was minding her own business ifadesindeki sürerlik biçimi, New Netherland’ı bir kesintiden önce kendi hâlinde işleriyle uğraşırken gösterir. Her, anlatıcının New Netherland’ı kadın olarak kişileştirmesine uyar. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I mind my own business, he minds his own business ve they mind their own business.

Alıştırma

Cümleyi dersteki deyimle tamamlayın: Leo was not interfering with anyone; he was just ____ when the door opened.

Cevabı göster

minding his own business

using bigger navy diplomacy,

0:25

daha büyük donanma diplomasisini kullanarak

made the Dutch colony hers.

0:27

Hollanda kolonisini kendi topraklarına kattı.

Here the trouble begins,

0:29

İşte sorun burada başlıyor,

for England split New Netherland in twain, Kelime

0:30

çünkü İngiltere Yeni Hollanda'yı ikiye böldü,

Kelime

Edebî ifade in twain

In twain, “iki parçaya” veya “ikiye” anlamına gelir. Burada İngiltere’nin Yeni Hollanda’yı iki parçaya böldüğünü anlatır. Twain, two ile bağlantılı eski bir biçimdir. Anlatıcı, tarihî anlatıma kasıtlı olarak eski tarz ve edebî bir hava vermek için bu ifadeyi seçer.

Alıştırma

Kasıtlı olarak eski tarz cümleyi “iki parçaya” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The legendary sword split the stone ____.

Cevabı göster

in twain

but not cleanly.

0:32

ama hiç de temiz bir şekilde değil.

The mess wasn't entirely England's fault.

0:34

Bu karmaşa tamamen İngiltere'nin suçu değildi.

She was far away and maps in the 1600s,

0:36

İngiltere çok uzaktaydı ve 1600'lerdeki haritalar

while they weren't bad, Dilbilgisi

0:38

kötü olmasalar da,

they weren't good either.

0:40

iyi de sayılmazlardı.

Dilbilgisi

Ödünleme bildiren while ... not ... either

Burada while, zaman ilişkisi değil, ödünleme ve karşıtlık bildirir. Konuşan kişi önce sınırlı bir olumlu noktayı —haritaların kötü olmadığını— kabul eder, ardından asıl çekincesini belirtir: haritalar iyi değildi. Either ikinci olumsuz yan cümleden sonra gelir ve olumsuz bağlamda “de/da” anlamı verir: they were not good either. while ... not ... either birlikte dengeli ama çekinceli bir değerlendirme oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümle while ve either kullanarak aynı tür çekinceli değerlendirmeyi verir?

  1. The plan wasn't terrible, and it was very practical too.
  2. While the plan wasn't terrible, it wasn't very practical either.
  3. While I reviewed the plan, the others waited outside.
Cevabı göster

While the plan wasn't terrible, it wasn't very practical either.

Thus, the charter splitting New Netherland reads,

0:42

Dolayısıyla, Yeni Hollanda'yı bölen tüzük şöyle diyordu:

"This indenture made the 4 and 20th day of June in the 16th year of

0:45

"Büyük İngiltere Mührü beratları altında 12'si sularında tarihlendirilen mektup uyarınca

whereas by letter under patents of the Great Seal of England bearing date on or about the 12th day of

0:49

16. yılın Haziran ayının 24. gününde yapılan bu sözleşmeyle...

okay okay

0:55

tamam tamam

did give and grant all that tract of land belonging to the westward of Long Island Kalıp ifadeler

0:56

Long Island'ın batısına ait tüm toprak parçasını

Kalıp ifadeler

Hukuki eş anlamlı ikilisi olarak “give and grant”

Bu imtiyaz belgesinde “give and grant”, araziyi resmen devretmek veya tahsis etmek anlamına gelir. Give ve grant burada fiildir; grant, maddi destek anlamındaki bir isim değildir. Anlamca yakın bu iki sözcük hukuki bir eş anlamlı ikilisi oluşturur. Eski hukuk belgelerinde ciddiyet ve kapsamlılık sağlamak için benzer sözcükler sıklıkla birlikte kullanılırdı. Bunlar iki ayrı eylemi değil, tek bir hukuki işlemi anlatır.

Alıştırma

Bu tarihî imtiyaz belgesinde “give and grant” neyi ifade eder?

  1. Arazi veya hakların tek bir resmi devri
  2. İki ayrı eylem: önce vermek, sonra tahsis etmek
  3. Bir projeyi desteklemek için verilen para
Cevabı göster

Arazi veya hakların tek bir resmi devri

and Manhatas Island and bounded on the east part by the main sea

1:00

ve Manhatas Adası'nı vermiş ve bağışlamış olup, doğu kısmında açık denizle

and part by Hudson's River,

1:04

ve bir kısmı da Hudson Nehri ile sınırlandırılmıştır,

which said tract of land is hereafter to be called by the name of New Caesarea Kelime

1:06

söz konusu bu toprak parçası bundan böyle Yeni Caesarea

Kelime

Bir imtiyaz belgesinde “hereafter to be called by the name of”

Hereafter, “bu zamandan itibaren” anlamına gelir. Edilgen to be called by the name of ifadesi araziye resmî olarak bir ad verir; dolayısıyla ifadenin tamamı, o andan itibaren arazinin adının bu olacağını belirtir. Bu, eski bir hukuk üslubudur. Cümle, gelecekte de devam edecek resmî bir değişiklik etrafında düzenlenmiştir. Günümüz İngilizcesinde will be called veya will now be called genellikle daha açıktır.

Alıştırma

“The island is hereafter to be called Haven,” cümlesinde hereafter ne anlama gelir?

  1. Daha batıdaki bir yerde
  2. Bu belgenin ilerleyen kısmında
  3. Bu zamandan itibaren
Cevabı göster

Bu zamandan itibaren

or New Jersey, you pick.

1:11

ya da New Jersey adıyla anılacaktır, siz seçin."

Uh, hoo boy, Ton ve niyet

1:13

Ah, aman tanrım,

is this not an easy read.

1:14

bunu okumak hiç de kolay değil.

Ton ve niyet

Bunalmış bir tepki olarak “hoo boy”

“Hoo boy”, güçlü bir tepkiyi gösteren samimi bir ünlemdir. Burada konuşanın zor bir metin karşısında bunalmış ve hayal kırıklığına uğramış olduğunu gösterir; bir çocuğa seslenme veya sevinç çığlığı değildir. Bu ifade, ardından gelen “is this not an easy read” sözünü alaycı biçimde anlamaya hazırlar: konuşan aslında metnin okunmasının çok zor olduğunu söylemektedir.

Alıştırma

“Hoo boy, this homework is harder than I expected,” cümlesinde “hoo boy” neyi gösterir?

  1. Konuşan, yardım istemek için bir çocuğa sesleniyor.
  2. Konuşan, zorluk karşısında bunalmış veya şaşırmış hissediyor.
  3. Konuşan, ödevin kolay ve eğlenceli olduğunu düşünüyor.
Cevabı göster

Konuşan, zorluk karşısında bunalmış veya şaşırmış hissediyor.

Paragraph breaks, England,

1:15

Paragraf boşlukları, İngiltere,

you should try them.

1:16

bunları bir denemelisin.

This charter has uncertainty about the names of everything,

1:17

Bu tüzükte her şeyin adı belirsiz,

wrong latitude and longitude numbers,

1:21

enlem ve boylam sayıları yanlış,

and incomplete descriptions of the rivers.

1:23

ve nehirlerin tasvirleri eksik.

It's all a vague mess.

1:26

Tamamen belirsiz bir karmaşa.

For example,

1:27

Örneğin,

is this part of the Hudson River or not?

1:28

burası Hudson Nehri'nin bir parçası mı, değil mi?

The charter doesn't say.

1:30

Tüzük bunu söylemiyor.

And bounded on the east,

1:31

Ve doğuyla sınırlandırılmış,

but where?

1:33

ama neresiyle?

And there's another part about several other islands,

1:34

Ve diğer birkaç ada hakkında da başka bir bölüm var,

but which islands exactly?

1:37

ama tam olarak hangi adalar?

Like, say, Ellis Island and Liberty Island?

1:38

Mesela, Ellis Adası ve Özgürlük Adası gibi mi?

England said whatever, your problem now, Ton ve niyet

1:42

İngiltere aman neyse, artık sizin sorununuz dedi

Ton ve niyet

Baştan savan “whatever, your problem now”

Bu cümlede “whatever”, konuşmayı umursamazca kapatan bir söylem belirtecidir: “Umurumda değil” veya “Bu kadar yeter” gibi bir tavır gösterir. Burada “herhangi bir şey” anlamına gelmez ve “ne olursa olsun” anlamında bir yan cümle başlatmaz. “Your problem now”, “it is your problem now” cümlesinin samimi ve kısaltılmış hâlidir. Bu iki parça birlikte İngiltere'yi meseleyi başından savıp sorumluluğu başka birine yüklerken gösterir. Bu, anlatıcının modern ve mizahi bir açıklamasıdır; tarihî bir alıntı değildir.

Alıştırma

“Whatever, your problem now” en doğal olarak hangi tavrı ifade eder?

  1. Konuşan olası her sorunun kabul edilebilir olduğunu söylüyor.
  2. Konuşan diğer kişinin sorununu çözmeyi dikkatle teklif ediyor.
  3. Konuşan meseleyi başından savıyor ve sorumluluğu diğer kişiye yüklüyor.
Cevabı göster

Konuşan meseleyi başından savıyor ve sorumluluğu diğer kişiye yüklüyor.

and left the young colonies to 300 years of squabbling.

1:44

ve genç kolonileri 300 yıllık bir kavgaya terk etti.

New Jersey said the Hudson flowed out to sea

1:48

New Jersey, Hudson'ın denize döküldüğünü

and her border ran down the middle of the river,

1:50

ve sınırının diğer tüm sömürge tüzüklerinde olduğu gibi

like it does in every other colonial charter.

1:52

nehir ortasından geçtiğini söyledi.

And thus the islands, Staten, Ellis, and Liberty, were hers.

1:55

Ve böylece Staten, Ellis ve Özgürlük adaları onundu.

But New York, the Empire State, disagreed. Kültür

1:59

Ancak İmparatorluk Eyaleti New York, buna katılmadı.

Kültür

New York eyaletinin lakabı olarak the Empire State

the Empire State, New York eyaletinin iyi bilinen bir lakabıdır. Burada New York yalnızca New York şehrini değil, eyaleti ifade eder. Virgüller arasındaki the Empire State açıklayıcı bir appozisyondur: New York’u başka bir adla yeniden belirtir ve kimlik bilgisi ekler. Başka bir siyasi oluşumu ifade etmez; Empire da burada gerçek anlamında kullanılmaz.

Alıştırma

“New York, the Empire State, disagreed” cümlesinde the Empire State neyi adlandırır?

  1. Empire State adlı ayrı bir ülke
  2. New York eyaleti
  3. Yalnızca New York şehri
Cevabı göster

New York eyaleti

The Hudson River flows roundward, then onward.

2:02

Hudson Nehri önce dolambaçlı akar, sonra ileriye gider.

These islands, New York,

2:05

Bu adalar, New York,

and also the river, the whole river,

2:06

ve ayrıca nehir, nehrin tamamı,

and the piers you've built into the river,

2:09

ve nehrin içine inşa ettiğiniz iskeleler,

all New York, all belong to us.

2:11

hepsi New York, hepsi bize ait.

New Jersey didn't agree,

2:14

New Jersey aynı fikirde değildi,

but when borders are vague, bigger stick diplomacy rules. Kültür

2:16

ancak sınırlar belirsiz olduğunda, büyük sopa diplomasisi (güçlünün sözü) geçer.

Kültür

Big Stick diplomacy üzerine bir kelime oyunu olarak bigger stick diplomacy

bigger stick diplomacy, Big Stick diplomacy ifadesinin esprili bir biçimde değiştirilmiş hâlidir. Big Stick diplomacy, genellikle Theodore Roosevelt’un müzakereyi güç kullanma tehdidiyle destekleme düşüncesiyle ilişkilendirilen addır. big yerine karşılaştırma biçimi bigger kullanıldığında gönderme bir güç karşılaştırmasına dönüşür: sınır belirsizse daha güçlü taraf daha zayıf tarafa baskı yapıp istediğini elde edebilir. İfade gerçek sopalarla ilgili değildir ve Bigger Stick diplomacy adlı resmî bir doktrini belirtmez; mecazi ve hicivli bir kullanımdır.

Alıştırma

Cümlede “big stick diplomacy” ifadesini “bigger stick diplomacy” olarak değiştirmek nasıl bir etki yaratır?

  1. Daha büyük gerçek sopaların kullanıldığı bir yarışmayı anlatır.
  2. Her iki tarafın da aynı resmî diplomasi doktrinini izlediğini söyler.
  3. İki tarafı karşılaştırır ve daha güçlü olanın üstün geldiğini belirtir.
Cevabı göster

İki tarafı karşılaştırır ve daha güçlü olanın üstün geldiğini belirtir.

And with the wealthy and powerful city of New Amster or New York at the heart of the conflict, Deyimler

2:18

Ve zengin ve güçlü Yeni Amster... ya da New York şehri çatışmanın merkezindeyken,

Deyimler

at the heart of the conflict: çatışmanın merkezinde

At the heart of, “bir şeyin merkezinde veya en önemli konumunda” anlamına gelir. Burada şehir, çatışmadaki önemli bir güç merkezi olarak sunulur; bir vücut organından veya mutlaka tam coğrafi orta noktadan söz edilmez. Y'yi güçlü biçimde etkileyen bir kişiyi, yeri, sorunu veya düşünceyi belirtmek için X is at the heart of Y kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

“Trust is at the heart of our partnership,” cümlesinde at the heart of ne anlama gelir?

  1. Güven, ortaklığın yarısında ortaya çıkmıştır.
  2. Güven, ortaklığın merkezi ve vazgeçilmez bir parçasıdır.
  3. Güven, ortaklığın fiziksel merkezinde bulunur.
Cevabı göster

Güven, ortaklığın merkezi ve vazgeçilmez bir parçasıdır.

New York got what New York wanted.

2:23

New York istediğini aldı.

When New Caesarea or New Jersey asked, "Why don't we split the river?" Ton ve niyet

2:25

Yeni Caesarea veya New Jersey, "Neden nehri paylaşmıyoruz?" diye sorduğunda,

New York asked, "Why don't you make me?"

2:29

New York, "Beni mecbur bıraksana?" diye sordu.

Ton ve niyet

Why don't we ...? ile Why don't you make me? arasındaki fark

“Why don't we split the river?” cümlesindeki Why don't we + fiilin yalın hâli, ortak bir öneri sunar. We, konuşan kişiyi de kapsadığı için cümle iş birliği önerir. “Why don't you make me?” cümlesinde ise benzer Why don't ...? kalıbı bir öneri sunmaz. Make me, “beni bunu yapmaya zorla” demektir; önceki eylem bağlamdan anlaşıldığı için söylenmez. Bir talebe yanıt olarak kullanıldığında cümle, “Beni zorlayamazsın” anlamındaki meydan okuyan bir karşılıktır.

Alıştırma

Birisi Alex'e gitmesini emrediyor. Alex öneri sunmak yerine emre meydan okumak istiyor. Hangi yanıt uygundur?

  1. Why don't you take the next train?
  2. Why don't you make me?
  3. Why don't we leave together?
Cevabı göster

Why don't you make me?

And also, where are my taxes from those piers?

2:31

"Ayrıca, o iskelelerden alacağım vergiler nerede?"

And also, this island is a smallpox quarantine now.

2:33

"Bir de, bu ada artık bir çiçek hastalığı karantina bölgesi."

And also, stop hitting yourself.

2:37

"Ayrıca, kendine vurmayı kes."

By 1832, New Jersey had enough and called in the teacher or Supreme Court. Anlatım akışı

2:39

1832'ye gelindiğinde New Jersey'nin canına tak etti ve öğretmeni, yani Yüksek Mahkeme'yi çağırdı.

Anlatım akışı

called in the teacher or Supreme Court: düzeltme yapan or

Anlatıcı okul ortamına dayanan benzetmeyi sürdürür: New Jersey ile New York tartışan çocuklar gibi gösterilir, Yüksek Mahkeme de öğretmen rolüne yerleştirilir. To call someone in, bir kişiden veya yetkili kurumdan araya girip bir sorunla ilgilenmesini istemek demektir. Burada or bir düzeltme veya açıklama getirir. “The teacher” esprili tanımdır; “Supreme Court” ise gerçek kurumun adıdır. New Jersey birbirinden farklı iki tarafı çağırmamıştır.

Alıştırma

Bu cümlede “or Supreme Court” nasıl bir işlev görüyor?

  1. Supreme Court'un esprili “teacher” sözcüğünün arkasındaki gerçek kurum olduğunu belirtir.
  2. New Jersey'nin kiminle iletişim kurduğundan emin olmadığını gösterir.
  3. Bir öğretmenin ardından Supreme Court'u ikinci bir taraf olarak ekler.
Cevabı göster

Supreme Court'un esprili “teacher” sözcüğünün arkasındaki gerçek kurum olduğunu belirtir.

New York didn't show up,

2:43

New York ise hiç ortaya çıkmadı,

saying the court had no authority to settle a disagreement between the states,

2:45

ve mahkemenin eyaletler arasındaki bir anlaşmazlığı çözme yetkisinin olmadığını söyledi,

which sounds crazy now, but was kind of an unsettled question at the time

2:48

bu şimdi kulağa çılgınca geliyor ama o dönemde Amerika asi eyaletlerle

because America was having power struggles with unruly states then.

2:52

güç mücadelesi yaşadığından biraz çözümsüz bir sorundu.

And New York blowing off the Supreme Court wasn't helping. Öbek fiiller

2:56

Ve New York'un Yüksek Mahkeme'yi sallamaması da pek yardımcı olmuyordu.

Öbek fiiller

blowing off: bilerek görmezden gelmek

Blowing off, resmî olmayan blow off öbek fiilinin -ing biçimidir. Burada Yüksek Mahkemeyi bilerek görmezden gelmek veya ciddiye almamak anlamına gelir. blowing off eylemini yapan New York, eylemin nesnesi ise the Supreme Court'tur. Anlamı havayı hareket ettirmekle ilgili değildir. İfade, New York'un davranışını küçümseyici gösterir; wasn’t helping ise bu davranışın sorunu çözmek yerine anlaşmazlığı kötüleştirdiğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede blow off doğal biçimde “bilerek görmezden gelmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. He blew off the safety warning and kept climbing.
  2. He blew over the safety warning and kept climbing.
  3. He blew out the safety warning and kept climbing.
Cevabı göster

He blew off the safety warning and kept climbing.

Worse, if the Supreme Court ruled New York must share her borders,

2:59

Daha da kötüsü, eğer Yüksek Mahkeme New York'un sınırlarını paylaşması gerektiğine hükmetseydi,

which seemed likely, New York would comply.

3:02

ki bu muhtemel görünüyordu, New York buna uyacak mıydı?

Whoops, no. Anlatım akışı

3:04

Hoppala, hayır.

Anlatım akışı

Komik bir düzeltme olarak “Whoops, no.”

Bu anlatımda “Whoops, no.”, dinleyiciye az önce bekletilen sonucu bir anda geçersiz kılar. “No” bu sonucu reddederken “Whoops” düzeltmeyi dikkatli bir bilgi düzeltmesinden çok şakacı bir sürpriz gibi sunar. Bu çok kısa ara söz bilgi akışını yönetir: anlatıyı duraklatır, yönünü tersine çevirir ve beklenmedik sonucu öne çıkarır. Burada “Whoops”, anlatıcının gerçekten dilinin sürçtüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bölümde “Whoops, no.” ne işe yarıyor?

  1. Beklenen sonucu şakacı biçimde geçersiz kılar ve bir sürpriz olduğunu gösterir.
  2. Ciddi bir bilgi hatası için özür diler.
  3. Önceki sonucun doğru olduğunu onaylar.
Cevabı göster

Beklenen sonucu şakacı biçimde geçersiz kılar ve bir sürpriz olduğunu gösterir.

New York was going to tell the court to get bent. Kelime

3:05

New York mahkemeye canı cehenneme diyecekti.

Kelime

Kaba ve meydan okuyan bir ret olarak get bent

“Get bent”, birini aşağılayarak başından savmak için kullanılan hakaret içeren bir argo ifadedir. Bu cümlede “tell the court to get bent”, mahkemenin yetkisini veya emrini meydan okurcasına reddetmek, yani “Size itaat etmeyeceğiz, gidin” demek anlamına gelir. Bu ifade bir deyimdir; kimseden fiziksel olarak eğilmesini istemez. Anlatıcı, reddedişi dramatikleştirmek için modern ve saldırgan bir dil kullanır.

Alıştırma

“Get bent” bir öğretmene verilecek uygun ve kibar bir yanıt mıdır?

  1. Hayır. Kaba ve düşmanca bir başından savma ifadesidir.
  2. Evet. Tarafsız bir şekilde görüş ayrılığı belirtir.
Cevabı göster

Hayır. Kaba ve düşmanca bir başından savma ifadesidir.

America trying to grow up to be a powerful federal government did not want this.

3:08

Güçlü bir federal hükümet olarak büyümeye çalışan Amerika ise bunu istemiyordu.

So the Supreme Court decided to not take the case right now, maybe later.

3:13

Bu yüzden Yüksek Mahkeme davayı şimdi değil, belki sonra almaya karar verdi.

And then America used some political leverage to get New York to agree to settle the matter privately with New Jersey. Kelime

3:16

Sonra Amerika, New York'un konuyu New Jersey ile özel olarak çözmeyi kabul etmesi için biraz siyasi baskı kullandı.

Kelime

political leverage: müzakeredeki etki gücü

Bu cümlede political leverage, karşı tarafı belirli bir karara yöneltebilen siyasi etki ya da pazarlık gücü demektir. Amerika, kabul etmeyi daha cazip veya reddetmeyi daha maliyetli kılabilecek bir araca sahipti. Buradaki leverage mecazidir: Bir kaldıraç nasıl daha az doğrudan güçle bir şeyi hareket ettirmeye yardım ederse political leverage da mutlaka hukuki bir emir vermeden veya açıkça tehdit etmeden sonucu etkilemeye yardım eder.

Alıştırma

“The small country used trade access as political leverage during the talks.” cümlesinde political leverage ne anlama gelir?

  1. Başka bir tarafın kararını etkileyebilecek nüfuz
  2. Devlet çalışanlarının kullandığı mekanik bir alet
  3. Uyulması zorunlu resmî bir mahkeme emri
Cevabı göster

Başka bir tarafın kararını etkileyebilecek nüfuz

Look, this is your decision.

3:22

"Bak, bu senin kararın."

No need to get that Supreme Court involved in all of this, Dilbilgisi

3:24

"Tüm bunlara şu Yüksek Mahkeme'yi dahil etmeye gerek yok,"

Dilbilgisi

No need to + fiilin yalın hâli: bir eylemin gereksiz olduğunu söylemek

No need to + fiilin yalın hâli, There is no need to + fiilin yalın hâli yapısının kısa ve konuşma diline özgü biçimidir. Bu cümlede Yüksek Mahkemeyi işe dâhil etmek gereksiz olarak sunuluyor. Bu ifade genellikle birini rahatlatmak, bir eylemden vazgeçirmek veya daha basit bir yol önermek için kullanılır. Tek başına eylemin yasak olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Eylemin gereksiz olduğunu belirten, bu nottaki üç sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: '____ bring an umbrella; the event is indoors.'

Cevabı göster

No need to

and no need for me to enforce their ruling.

3:26

"ve onların kararını zorla uygulamama da gerek yok."

Isn't that better for everyone?

3:28

"Herkes böylesi daha iyi değil mi?"

So the two states haggled.

3:30

Böylece iki eyalet pazarlık yaptı.

New Jersey gave up her claims to Staten Island and in return New York agreed New Jersey's northern border extended into the river and down the middle, Kalıp ifadeler

3:31

New Jersey Staten Adası üzerindeki iddialarından vazgeçti ve karşılığında New York, New Jersey'nin kuzey sınırının nehrin içine ve ortasına uzanmasını kabul etti,

Kalıp ifadeler

gave up her claims to: ileri sürülen bir haktan vazgeçmek

Give up one's claims to something, bir şey üzerinde hukuki veya siyasi hak sahibi olunduğunu ileri sürmekten resmî olarak vazgeçmek demektir. Burada New Jersey her zamiriyle kişileştirilir; Staten Island ise to edatının nesnesi, yani üzerindeki hak iddiasından vazgeçilen topraktır. Bu yapıda claim, doğru ya da yanlış olabilecek sıradan bir iddia değil, ileri sürülen bir hakkı ifade eder. Aktarılabilir yapı give up + iyelik + claim(s) + to + mülk, toprak, statü veya başka bir haktır.

Alıştırma

give up + iyelik + claims to yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: In the settlement, the heirs ____ the disputed estate.

Cevabı göster

gave up their claims to

past Ellis Island, past Liberty Island,

3:39

Ellis Adası'nı geçip, Özgürlük Adası'nı geçip,

squeezing around Staten Island before going back out to sea.

3:43

Staten Adası'nın etrafından sıkışarak geçip tekrar denize açılacak şekilde.

Aha, so the Statue of Liberty is in New Jersey.

3:46

Aha, demek Özgürlük Heykeli New Jersey'de.

No, New Jersey also gave up Ellis Island and Liberty Island, too,

3:48

Hayır, New Jersey Ellis Adası ve Özgürlük Adası'ndan da vazgeçti,

which seems like giving up a lot,

3:52

bu çok şeyden vazgeçmek gibi görünüyor olabilir,

but look, river access in the age of steamboats was a big deal.

3:54

ama bakın, buharlı gemi çağında nehre erişim çok büyük bir olaydı.

And sacrificing a couple islands to get her piers back was worth it.

3:58

Ve iskelelerini geri almak için birkaç adayı feda etmeye değerdi.

And America was happy because a power struggle between her and the states was averted, Kalıp ifadeler

4:01

Ve Amerika da mutluydu çünkü eyaletlerle kendisi arasındaki bir güç mücadelesi önlenmişti,

Kalıp ifadeler

a power struggle ... was averted: çatışmayı başlamadan önlemek

A power struggle, kararları veya yetkiyi kimin kontrol edeceği üzerine yaşanan çatışmadır. Burada America kişileştirilir ve her, tek tek eyaletlerin karşısındaki federal hükûmeti ifade eder. a power struggle between X and Y was averted yapısında edilgen was averted, gerçekleşme tehdidi bulunan çatışmanın tam olarak gelişmeden önce önlendiğini gösterir. Edilgen yapı, kimin veya hangi eylemin önlediğini belirtmeden önlenen krize odaklanır.

Alıştırma

Çatışmanın tam olarak gelişmeden önce önlendiğini hangi cümle gösterir?

  1. A power struggle was resolved after both sides had fought for control.
  2. A power struggle was averted, so it never developed into an actual conflict.
  3. A power struggle intensified as each side demanded more authority.
Cevabı göster

A power struggle was averted, so it never developed into an actual conflict.

and everything was going to be smooth sailing. Deyimler

4:05

ve her şey yolunda gidecekti.

Deyimler

smooth sailing: kolay ve sorunsuz ilerleme

Smooth sailing, bir durumun ciddi sorunlar veya gecikmeler olmadan kolayca ilerlediğini anlatan bir deyimdir. Burada gerçek bir tekne yolculuğundan söz edilmez. Bu ifade içtenlikle kullanılabilir; ancak bu cümledeki iyimser tahmin kasıtlı olarak ironiktir. Hemen ardından gelen sorun, işlerin aslında sorunsuz ilerlemeyeceğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi smooth ile başlayan ve kolay, sorunsuz ilerleme anlamına gelen iki kelimelik deyimle tamamlayın: Once we fixed the last error, it was ____.

Cevabı göster

smooth sailing

Oh.

4:08

Oh.

Uh, anyway, both islands are New York enclaves inside New Jersey's border, Kelime

4:10

Eee, neyse, iki ada da New Jersey'nin sınırları içindeki New York ekslavları (toprak parçaları) oldu,

Kelime

enclaves: başka bir yetki alanıyla çevrili topraklar

Enclave, siyasi olarak bir yetki alanına ait olan ancak başka bir yetki alanı tarafından tamamen çevrelenen topraktır. Çoğul biçim enclaves, bu tür birden fazla toprağı ifade eder. Burada New York enclaves, adaların New Jersey sınırlarının çevrelediği alan içinde bulunmalarına rağmen New York eyaletine ait olduğu anlamına gelir. Sözcük yalnızca izole bir yeri değil, siyasi ve mekânsal ilişkiyi anlatır.

Alıştırma

Country A, topraklarının tamamı Country B tarafından çevrelenen bağımsız bir devlettir. Country A için en uygun terim hangisidir?

  1. a peninsula
  2. an exclave
  3. an enclave
Cevabı göster

an enclave

which does make answering the question, "Where is the Statue of Liberty?"

4:14

bu da "Özgürlük Heykeli nerede?" sorusuna

with in New Jersey technically correct in the most pointless kind of way. Kelime

4:18

"New Jersey'de" diye cevap vermeyi teknik olarak en anlamsız şekilde doğru kılıyor.

Kelime

technically correct: kesin anlamda doğru, fakat pek yararlı değil

Burada technically correct, katı bir kurala, sınıra veya dar bir tanıma göre doğru demektir. Birinin teknik uzmanlığı olduğu için doğru olması anlamına gelmez. Bu ifade, verilen onayı sınırlar: Bir iddia ayrıntılarda savunulabilir olsa da insanların normalde önem verdiği noktayı kaçırabilir veya yararlı bir cevap vermeyebilir. Bu karşıtlık çoğu zaman kuru bir mizah ya da eleştiri yaratır.

Alıştırma

Hangi durum technically correct ifadesine en iyi uyar?

  1. Bir cevap ileri düzey bilgisayar sözcükleri kullanır.
  2. Bir cevap her makul tanıma göre yanlıştır.
  3. Bir cevap tam kurala uyar ama gerçek sorunu çözmez.
Cevabı göster

Bir cevap tam kurala uyar ama gerçek sorunu çözmez.

Now, in the midst of all this, America noticed Liberty Island's rather strategic position,

4:22

Şimdi, tüm bunların ortasında, Amerika Özgürlük Adası'nın oldukça stratejik konumunu fark etti,

and she took it for herself as federal land and built a pretty star fortress upon it that could shoot in every direction. Kültür

4:27

ve onu federal arazi olarak kendine aldı ve üzerine her yöne ateş edebilecek güzel bir yıldız kalesi inşa etti.

Kültür

federal land: eyalet değil ulusal hükümet mülkiyeti

Federal land, bir eyalet yönetimine veya özel bir mülk sahibine değil, Amerika Birleşik Devletleri federal hükümetine ait ya da onun tarafından yönetilen arazidir. Bu cümlede kişileştirilen she, Amerika’yı, yani araziyi ulusal kullanım için alan federal hükümeti temsil eder. Arazi mülkiyeti ile eyalet sınırları farklı sorulara cevap verir. Bir yer federal land olup coğrafi olarak yine de bir eyaletin içinde bulunabilir; bu adlandırma tek başına eyalet sınırlarını değiştirmez veya yakındaki suların denetimini belirlemez.

Alıştırma

Bir orman bir eyalete değil, Amerika Birleşik Devletleri ulusal hükümetine ait ve onun tarafından yönetiliyor. Hangi terim en uygundur?

  1. private land
  2. federal land
  3. state land
Cevabı göster

federal land

Look familiar?

4:36

Tanıdık geldi mi?

Later, when France sent America the Statue of Liberty as a symbol of their eternal friendship,

4:37

Daha sonra, Fransa Amerika'ya sonsuz dostluklarının bir sembolü olarak Özgürlük Heykeli'ni gönderdiğinde,

a bond forged side by side in the heat of the young rebels' battle for freedom from the empire,

4:41

bu, genç isyancıların imparatorluktan özgürlüklerini almak için verdikleri mücadelenin sıcağında yan yana dövülmüş bir bağdı,

a bond America would surely hashtag never forget. Kültür

4:47

Amerika'nın hashtag asla unutmayacağı türden bir bağ.

Kültür

Hashtag never forget ifadesinde sesli söylenen hashtag

Bu cümlede hashtag sözcüğü sesli olarak söylenip never forget ifadesini bir sosyal medya etiketi gibi sunar: #NeverForget. Anlatıcı gerçekten bir etiket yazmıyor. Modern internet dilini tarihî anlatıma yerleştirerek kendi sözleriyle eğlenir ve dönemlerin çarpışmasından doğan bir ironi yaratır. Etiket biçimindeki ifade, bu bağı Amerika’nın herkese ilan edip sonsuza kadar hatırlayacağı bir şey gibi gösterir. Abartılı ve modern çerçeve, bu sözün göründüğü kadar kalıcı olmayabileceğini de ima eder.

Alıştırma

Bu cümlede sesli söylenen hashtag ne işe yarıyor?

  1. never forget ifadesini bir sosyal medya etiketi gibi sunar ve eğlenceli bir ironi katar.
  2. Amerika’nın never forget adlı bir şifreyi yazması gerektiğini söyler.
  3. Tarihî antlaşmalarda kullanılan resmî bir terimi belirtir.
Cevabı göster

never forget ifadesini bir sosyal medya etiketi gibi sunar ve eğlenceli bir ironi katar.

America said, "I will put it right here,

4:51

Amerika şöyle dedi: "Onu tam buraya koyacağım,

where it will be the first thing everyone coming to the United States will see.

4:53

Amerika Birleşik Devletleri'ne gelen herkesin göreceği ilk şey olacağı yere.

BFFs, France, BFFs forever."

4:57

En iyi dostuz, Fransa, sonsuza dek."

So the statue was put atop an old federal fort on federal land,

4:59

Böylece heykel, federal arazideki eski bir federal kalenin tepesine yerleştirildi,

and pow, made a national monument.

5:03

ve güm, ulusal bir anıt oldu.

So America owns the statue?

5:05

Yani heykelin sahibi Amerika mı?

This opens a book titled, "What is federal land?

5:07

Bu da "Federal arazi nedir?

Like, what does it mean for real, though?"

5:09

Yani, harbiden ne anlama geliyor?" başlıklı bir kitabı açıyor,

which will be firmly closed as a story for another time, Kalıp ifadeler

5:11

ki bu kitap başka bir zaman anlatılmak üzere sıkıca kapatılacak,

Kalıp ifadeler

Bir konuyu erteleyen a story for another time ifadesi

A story for another time, bir konunun açıklanabileceğini fakat konuşanın onu şimdi açıklamayacağını belirtir. Burada yan bir soruyu kapatır ve anlatının ana konuyla devam etmesini sağlar. Bu ifade genellikle söz vermekten çok ertelemeyi anlatır. Konuşan konuyu daha sonra ele alabilir, ancak gelecekte kesinlikle açıklayacağına dair bir garanti yoktur.

Alıştırma

Yan bir konuyu erteleyen sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: How we found the hidden key is ____; right now, we need to open the door.

Cevabı göster

a story for another time

otherwise we will never finish this.

5:14

yoksa bunu asla bitiremeyiz.

It's still only the '60s and we have yet to talk about the squabble over the land below the water. Dilbilgisi

5:16

Hala 60'lardayız ve suyun altındaki topraklar üzerindeki kavgadan henüz bahsetmedik.

Dilbilgisi

have yet to talk about: henüz ele alınmamış ama beklenen konu

Have yet to + fiilin yalın hâli, bir eylemin şu ana kadar gerçekleşmediğini, ancak hâlâ yapılması beklenen veya tamamlanmayı bekleyen bir iş olarak görüldüğünü anlatır. Burada have yet to talk about, zaman çizelgesi hâlâ 1860'larda olsa da arazi anlaşmazlığının anlatıcının ileride ele alacağı önemli bir konu olduğunu bildirir. Özne, have veya has kullanılmasını belirler: we have yet to talk; the report has yet to explain.

Alıştırma

Şu ana kadar gerçekleşmemiş ancak hâlâ beklenen bir şeyi anlatan üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: We ____ decide where the class trip will go.

Cevabı göster

have yet to

Yes, really.

5:20

Evet, gerçekten.

So, back to Ellis Island for a moment, Anlatım akışı

5:21

O yüzden, bir anlığına Ellis Adası'na geri dönelim,

Anlatım akışı

back to Ellis Island for a moment: önceki konuya kısa süreliğine dönmek

Back to Ellis Island, konuyu yönetmeye yarayan bir ifadedir: dinleyicinin dikkatini daha önce sözü edilen bir konuya yeniden yöneltir. Fiziksel bir hareketi anlatmaz. For a moment, dinleyiciye bu dönüşün kısa süreceğini bildirir. Yeniden kullanılabilen kalıp Back to + konu + for a moment biçimindedir; so ise konuşmada geçişi çoğu zaman daha akıcı hâle getirir.

Alıştırma

Bir sunumda Back to the budget for a moment en doğal olarak neyi bildirir?

  1. Konuşmacı bütçe hakkındaki tartışmayı kalıcı olarak bitirdi.
  2. Konuşmacı kısa süreliğine bütçe konusuna dönüyor.
  3. Konuşmacı bütçenin saklandığı yere fiziksel olarak geri dönüyor.
Cevabı göster

Konuşmacı kısa süreliğine bütçe konusuna dönüyor.

which 150 years after borders were supposedly settled,

5:23

ki sınırların sözde çözülmesinden 150 yıl sonra,

New Jersey claimed as hers again.

5:26

New Jersey adanın tekrar kendisine ait olduğunu iddia etti.

partly.

5:28

kısmen.

See, in the 1800s, the island was yay big, Kelime

5:29

Bakın, 1800'lerde ada bu kadardı,

Kelime

yay big: el hareketiyle “yaklaşık bu kadar büyük”

Burada yay bir sevinç ünlemi değil, “hareketle gösterilen boyutta” demektir. Konuşan kişi genellikle elleriyle bir ölçü gösterir; big de gösterilen özelliğin büyüklük olduğunu belirtir. Bu yüzden yay big, “yaklaşık bu kadar büyük” anlamına gelir. Bu ifade gösterimseldir: anlamının bir bölümü konuşanın işaret ettiği ya da gösterdiği şeyden gelir. Kesin bir ölçü değil, yaklaşık bir boyut verir.

Alıştırma

Konuşan kişi ellerini birbirinden ayırıp “The box was yay big.” diyor. Yay big ne anlama gelir?

  1. yaklaşık olarak el hareketiyle gösterilen boyutta
  2. aşırı büyük
  3. konuşanı mutlu edecek kadar büyük
Cevabı göster

yaklaşık olarak el hareketiyle gösterilen boyutta

but by the 1990s it was yay big.

5:32

ama 1990'lara gelindiğinde şu kadardı.

And because the rivalries of youth never really end,

5:34

Ve gençlik rekabetleri asla gerçekten bitmediğinden,

New Jersey again brought in the Supreme Court.

5:38

New Jersey konuyu tekrar Yüksek Mahkeme'ye taşıdı.

This time New York showed up promptly.

5:40

Bu sefer New York derhal oradaydı.

The added land, New Jersey said, was hers.

5:42

New Jersey, eklenen toprağın kendisine ait olduğunu söyledi.

New York disagreed, saying the embiggened island was still her island. Kelime

5:44

New York ise büyüyen adanın hala kendi adası olduğunu söyleyerek buna katılmadı.

Kelime

embiggened: “daha büyük hâle getirilmiş” demenin şakacı yolu

Embiggened, şakacı embiggen fiilinin geçmiş ortaç biçimidir ve “daha büyük hâle getirilmiş” demektir. Burada island sözcüğünü niteler: the embiggened island, büyütüldükten sonraki adadır. Sözcüğün anlamını çıkarmak kolaydır; çünkü big temel alınarak “daha büyük hâle getirmek” anlamında oluşturulmuştur. -ed biçimi, adayı bu değişimin sonucu olarak gösterir.

Alıştırma

Resmî bir mühendislik raporu için en uygun cümle hangisidir?

  1. Engineers enlarged the reservoir to increase its capacity.
  2. Engineers made the reservoir way bigger to increase its capacity.
  3. Engineers embiggened the reservoir to increase its capacity.
Cevabı göster

Engineers enlarged the reservoir to increase its capacity.

Now, how did Ellis Island get bigger?

5:49

Peki, Ellis Adası nasıl büyüdü?

Well, New York claimed while digging up the subways,

5:51

Şey, New York metroları kazarken çıkardığı toprağı,

she dumped the dirt uh here, in New Jersey's half of the river.

5:53

ee... buraya, nehrin New Jersey tarafındaki yarısına döktüğünü iddia etti.

But her dirt, her new land. Anlatım akışı

5:57

Ancak onun toprağı, onun yeni arazisi demekti.

Anlatım akışı

Her dirt, her new land: paralel eksilti

Bunlar, fiili atılmış iki paralel isim öbeğidir. Mantık şöyle okunabilir: “Toprak ona ait; dolayısıyla bu topraktan oluşan yeni arazi de ona ait olmalı.” her sözcüğünün tekrarı ve eşleşen yapı, iddiayı kısa ve slogan gibi duyurur. Bu parça, New York’un savını vurgulu ve hafif alaycı bir biçimde sunar. Akıl yürütmeyi düzenler; mahkemenin bu iddiayı kabul ettiğini söylemez.

Alıştırma

Anlatıcı her dirt, her new land ifadesiyle ne yapıyor?

  1. Onun toprağıyla yeni arazisinin ilgisiz olduğunu söylemek
  2. Onun toprağından oluşan arazinin de ona ait sayılması gerektiği iddiasını kısaltmak
  3. Bir mahkemenin yeni araziyi resmen ona verdiğini bildirmek
Cevabı göster

Onun toprağından oluşan arazinin de ona ait sayılması gerektiği iddiasını kısaltmak

which is an interesting territorial acquisition strategy.

5:58

ki bu ilginç bir toprak edinme stratejisidir.

But neither New York nor New Jersey could find any paperwork for the court to prove where the land came from.

6:01

Ancak ne New York ne de New Jersey mahkemeye toprağın nereden geldiğini kanıtlayacak herhangi bir evrak bulamadı.

So how Ellis Island grew three sizes is just lost to history. Notlar

6:07

Böylece Ellis Adası'nın nasıl üç kat büyüdüğü tarihe karıştı.

Kültür

Grew three sizes: Grinch’e şakacı bir gönderme

Bu ifade, Dr. Seuss’un How the Grinch Stole Christmas! eserindeki ünlü bir cümleye şakacı biçimde gönderme yapar. Eserde Grinch’in kalbi “grew three sizes” diye anlatılır. Anlatıcı burada kalp için kullanılan bu sözleri Ellis Adası’na aktararak adanın büyük ölçüde genişlemesini komik ve tanıdık hâle getirir. Three sizes bir ölçü birimi değildir ve adanın tam olarak üç kat büyüdüğü anlamına gelmez. Adanın çok büyüdüğünü anlatan kasıtlı bir abartıdır.

Alıştırma

Bu cümlede grew three sizes ne anlatıyor?

  1. Ellis Adası'nın üç resmî boyut kategorisine ayrıldığını anlatıyor
  2. Ellis Adası'nın tam olarak ilk yüzölçümünün üç katına çıktığını anlatıyor
  3. Ellis Adası'nın büyük ölçüde genişlemesini şakacı bir Grinch göndermesiyle anlatıyor
Cevabı göster

Ellis Adası'nın büyük ölçüde genişlemesini şakacı bir Grinch göndermesiyle anlatıyor

Deyimler

lost to history: artık öğrenilemeyecek şekilde geçmişte kalmış

Lost to history, kayıtlar, kanıtlar veya cevabı bilen kişiler artık olmadığı için bir gerçeğin ya da açıklamanın bir daha öğrenilememesi demektir. Yalnızca olayın çok uzun zaman önce gerçekleştiği anlamına gelmez. Burada belgelerin eksik olması, adanın büyümesiyle ilgili ayrıntıların doğrulanmasını imkânsız kılıyor; bu nedenle anlatıcı cevabın artık geri getirilemeyeceğini söylüyor.

Alıştırma

Geçmişteki bir cevabın artık bulunamayacağını anlatan, lost ile başlayan üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The original notes were destroyed, so the reason for the change is now ____.

Cevabı göster

lost to history

But whatever, the court ruled everything above the water was New York, Kelime

6:12

Fakat her neyse, mahkeme suyun üzerindeki her şeyin New York'a,

Kelime

the court ruled + kararın içeriği

Hukuk İngilizcesinde ruled, rule fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve resmî bir yargı kararı vermek anlamına gelir. the court ruled everything above the water was New York ifadesinde ruled sonrasındaki yan cümle kararın içeriğini belirtir: suyun üstündeki her şey New York'a aitti. Kalıp the court ruled (that) + yan cümle şeklindedir. Buradaki gibi that kullanılmayabilir. Bu cümlede ruled, “kural” anlamındaki isim veya “yönetmek” anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Hangi cümle mahkemenin kararını ruled sözcüğünün hemen ardından gelen bir yan cümleyle belirtir?

  1. The court heard arguments about the search.
  2. The court ruled on whether the search was lawful.
  3. The court ruled that the search was unlawful.
Cevabı göster

The court ruled that the search was unlawful.

and everything below the water was New Jersey.

6:15

ve suyun altındaki her şeyin New Jersey'ye ait olduğuna karar verdi.

But if below became above, new New Jersey it would be. Dilbilgisi

6:17

Ama eğer alt, üst olursa, orası yeni bir New Jersey olacaktı.

Dilbilgisi

if below became above ... new New Jersey it would be ifadesinde şiirsel öne alım

if yan cümlesi hayalî bir koşul kurar: aşağıda olan şey yukarıda olur. Sıradan düzyazıda sonuç cümlesi “it would be new New Jersey” şeklinde olurdu. Burada özne tamamlayıcısı “new New Jersey” başa alınmıştır: “new New Jersey it would be”. Özne “it” hâlâ “would”dan önce geldiği için bu, sorulardaki standart özne-yardımcı fiil devrikliği değil, şiirsel bir tamamlayıcı öne alımıdır. Alışılmadık sıra ifadeyi vurgular ve masalsı, kafiyeli bir hava yaratır.

Alıştırma

Hangi cümle, anlamı değiştirmeden bu sözü normal İngilizce sırasıyla yeniden ifade eder?

  1. If below became above, it would make New Jersey new.
  2. If below became above, it would be new New Jersey.
  3. If below became above, New Jersey would become new.
Cevabı göster

If below became above, it would be new New Jersey.

And thus this island belongs to New Jersey with just this little original part being New York,

6:20

Ve böylece bu ada, sadece şu küçük orijinal parçası New York olacak şekilde New Jersey'ye aittir,

which is a sublime and ridiculous border that opens the door to one squabble remaining. Deyimler

6:26

bu da son bir kavgaya kapı açan harika ve gülünç bir sınır çizgisidir.

Deyimler

opens the door to ifadesinin mecaz anlamı

Bu cümlede opens the door to mecaz anlamda kullanılır. Sınır, başka bir anlaşmazlığın çıkması için bir olasılık yaratır; anlaşmazlığın kesinlikle çıkacağını söylemez. Buradaki to bir edattır. Ardından “one squabble remaining” isim öbeği gelir. Yeni cümlelerde “opens the door to changing the rule” örneğindeki gibi -ing biçimi de gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi “daha sonraki bir sonucun olasılığını yaratmak” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The agreement could ____ closer cooperation.

Cevabı göster

open the door to

Liberty Island was originally yay, but now it's yay,

6:32

Özgürlük Adası başlangıçta bu kadardı, ama şimdi şu kadar,

which means this part should be New Jersey, not New York.

6:35

bu da bu kısmın New York değil, New Jersey olması gerektiği anlamına geliyor.

Though it hasn't been fought over yet, possibly because neither state has noticed.

6:39

Gerçi ikisi de fark etmemiş olabileceğinden, bunun için henüz savaşılmadı.

And while it would still leave Lady Liberty on the New York side, Kültür

6:43

Ve bu durum Leydi Özgürlük'ü hala New York tarafında bıraksa da,

Kültür

Lady Liberty: Özgürlük Heykeli'nin bir adı

Lady Liberty, Özgürlük Heykeli'ni kişileştiren bir takma addır. Lady sözcüğü anıtı kadın bir figür olarak sunar; bu, heykelin kadın biçimiyle ve özgürlüğü simgeleyen bir figür olma rolüyle uyumludur. Bu cümlede ad, New York tarafında kalacak olan heykelin kendisini ifade eder. Gerçek bir kadını veya özgürlükle ilişkili herhangi bir kadını anlatmaz.

Alıştırma

Bir gezi yazısında “At sunset, Lady Liberty stood above the harbor” cümlesindeki Lady Liberty neyi ifade eder?

  1. Özgürlük Heykeli
  2. Liberty adlı bir kadın
  3. Özgürlüğü simgeleyen herhangi bir kadın figürü
Cevabı göster

Özgürlük Heykeli

you know what would be on the New Jersey side?

6:47

New Jersey tarafında ne olurdu biliyor musunuz?

The gift shop.

6:49

Hediyelik eşya dükkanı.

And the only thing more important than who owns the monument is who owns the gift shop for the monument. Dilbilgisi

6:50

Ve anıtın kime ait olduğundan daha önemli olan tek şey, anıtın hediyelik eşya dükkanının kime ait olduğudur.

Dilbilgisi

The only thing more important than X is Y kalıbı

The only thing more important than X is Y kalıbı, Y'yi X'in üstüne yerleştirir. Only karşılaştırmayı daha yüksek önceliğe sahip tek bir şeyle sınırlar, more important than X'i tanıtır ve is Y'yi belirtir. X ile Y aynı bağlam içinde karşılaştırılabilecek düşünceler olmalıdır. Burada X anıtın kime ait olduğu, Y ise anıtın hediyelik eşya dükkânının kime ait olduğudur. Hediyelik eşya dükkânını daha önemli olan tek mesele gibi sunmak tarafsız bir olgu ifadesi değil, kasıtlı bir komik abartıdır. Başka bağlamlarda aynı kalıp samimi bir öncelik sıralaması da ifade edebilir.

Alıştırma

Güvenliği hızdan daha önemli gösterecek şekilde hedef kalıbı tamamlayın: ____ finishing quickly ____ finishing safely.

Cevabı göster

The only thing more important than · is

We will see.

6:57

Göreceğiz.

But as it is,

6:58

Ancak şu haliyle,

within the waters of New Jersey, there's an island of New York that's federal land atop which the national monument of the Statue of Liberty stands.

6:59

New Jersey sularında, üzerinde Özgürlük Heykeli ulusal anıtının durduğu, federal bir arazi olan bir New York adası bulunuyor.

Oh, there's also Shooters Island.

7:20

Ha, bir de Shooters Adası var.

The state border runs right through it.

7:21

Eyalet sınırı tam ortasından geçiyor.

I'm not sure anyone noticed.

7:23

Bunu kimsenin fark ettiğinden emin değilim.

Uh, it's a bird sanctuary run by New York.

7:24

Ee, orası New York tarafından işletilen bir kuş cenneti.

So whatever.

7:27

Yani, her neyse işte.