hobiler neden önemlidir: İngilizce çalışma notları

Life Of Riza

Öğrenme zorluğu
503 kelime 194 kel/dk

Video özeti: Bir içerik üreticisi, sinemaya duyduğu ilginin hobiden mesleğe dönüştüğünü fark ediyor; her tutkuyu paraya çevirmenin yol açabileceği tükenmişliği düşünüyor ve odaklanma ile fiziksel çaba gerektiren bir mola olarak kapalı alanda tırmanışı deneyip bunu yeniden yapmak istediğine karar veriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. leaving that tap running too long. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Yaratıcı tutkuyu açık bırakılmış bir musluk gibi anlatan imgeyi kavrayın: aynı enerji kaynağını dinlenmeden akıtmaya devam etmek insanı tüketip tükenmişliğe götürebilir. Böylece musluğu gerçek anlamda düşünmeden, uzun süreli zihinsel veya yaratıcı aşırı kullanımı tanıyabilir ve anlatabilirsiniz. 2. The white tape is easy. What's the green tape? — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Tırmanış salonlarında rotaları ve bazen zorluk derecelerini göstermek için farklı renklerde bantların ya da tutamakların kullanıldığını öğrenin. Bu bağlam, konuşanların sıradan bir bandı değerlendirdiğini sanmak yerine hangi tırmanış rotasını seçeceklerini konuştuklarını anlamanızı sağlar. 3. to throw myself into something — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Yeni bir deneyime kendi isteğinizle bütünüyle ve etkin biçimde dahil olmayı anlatmayı öğrenin. İfade, tam bir adanmışlık ve yoğunlaşma hissi taşır; bedeni gerçekten fırlatmayı değil, tüm dikkatinizi ve çabanızı isteyen bir etkinliğe kendinizi vermeyi belirtir.

Bu derste

I'm in a predicament. Kalıp ifadeler

0:30

Zor bir durumdayım.

Kalıp ifadeler

in a predicament: zor bir durumda olmak

Be in a predicament, kolay bir cevabın veya seçeneğin olmadığı zor ya da sıkıntılı bir durumda bulunmak demektir. Örnekte konuşan kişi sıkışıp kaldığını ve ne yapacağından emin olmadığını söylüyor. Buradaki in gerçek bir yeri değil, bir durumu belirtir. İngilizcede in trouble ve in danger gibi ifadelerde de in bu şekilde kullanılır.

Alıştırma

Kolay bir seçeneği olmayan zor bir durumu anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Both options will disappoint someone, so I'm ____.

Cevabı göster

in a predicament

I realize that I don't have any hobbies.

0:34

Hiçbir hobim olmadığını fark ettim.

When I was a kid,

0:41

Çocukken,

I feel like all I ever had were hobbies. Notlar

0:42

sanki tek sahip olduğum şey hobilerimdi.

Ton ve niyet

I feel like + yan cümle: öznel bir izlenim belirtmek

I feel like ifadesinden sonra tam bir yan cümle geldiğinde, konuşanın izlenimini veya yargısını belirtir: bence ya da bana öyle geliyor ki. Böylece ifade kesin bir gerçekten çok öznel bir görüş gibi duyulur. Bu cümlede all I ever had were hobbies, like sözcüğünden sonra gelen yan cümledir. Konuşan kişi geçmişe bakıyor ve bu özeti kesin bir gerçek olarak değil, kişisel bir his olarak sunuyor.

Alıştırma

Hangi cümlede I feel like öznel bir görüş belirtmek için kullanılmıştır?

  1. I feel like we're missing an important detail.
  2. I feel like taking a walk after dinner.
  3. I feel like some hot chocolate.
Cevabı göster

I feel like we're missing an important detail.

Dilbilgisi

all I ever had were hobbies: hatırlanan geçmişteki tek şeyler

all I ever had, “geriye dönüp baktığım geçmiş dönemde sahip olduğum şeylerin tamamı” anlamına gelir. Bu parçanın bütünü bir isim öbeği olarak kullanılır. Bu cümlede were hobbies, bu bütünün hobilerden oluştuğunu belirtir; yani konuşan kişi hayatında neredeyse yalnızca hobiler varmış gibi hissettiğini anlatır. ever zaman aralığını “hatırlanan o geçmişte herhangi bir zaman” anlamına gelecek şekilde genişletir. Bütünlük hissini güçlendirir; “sonsuza kadar” demek değildir. Bu ifade, yalnızca I had many hobbies demekten daha dışlayıcı ve vurguludur.

Alıştırma

“All I ever had were a few old books” cümlesi neyi vurgular?

  1. Sık sık birkaç eski kitap ödünç alırdım ama başka birçok şeye de sahiptim.
  2. O birkaç eski kitabı sonsuza kadar saklayacağım.
  3. O birkaç eski kitap, söz edilen geçmişte sahip olduğum neredeyse tek şeydi.
Cevabı göster

O birkaç eski kitap, söz edilen geçmişte sahip olduğum neredeyse tek şeydi.

And for the past several years,

0:48

Ve son birkaç yıldır,

I dedicated my time to learning about film and video and editing. Kalıp ifadeler

0:49

tüm zamanımı film, video ve kurgu öğrenmeye adadım.

Kalıp ifadeler

dedicated my time to learning: dedicate time to + -ing ile zaman ayırmak

dedicate one’s time to something, bir amaca zaman ve sürekli dikkat ayırmak anlamına gelir. Burada konuşan kişi zamanını bilinçli olarak sinema, video ve kurgu öğrenmek için kullanmıştır; ifade yalnızca etkinliğin yapıldığını değil, odaklanmış bir bağlılığı anlatır. Bu yapıda to bir edattır. Ardından isim veya -ing biçimi gelir: dedicate time to a project; dedicate time to learning. Buradaki to, to learn içindeki mastar işareti gibi değerlendirilmemelidir.

Alıştırma

Cümleyi rehearse fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Last year, Maya dedicated her afternoons to ____ for the school play.

Cevabı göster

rehearsing

And now it's really cool

0:56

Ve şimdi

that I get to earn a living from that through freelance and now sort of YouTube. Notlar

0:58

serbest çalışarak ve şimdilerde biraz da YouTube üzerinden bundan hayatımı kazanabilmek gerçekten harika.

Kalıp ifadeler

get to earn a living: geçimini sağlama fırsatı bulmak

Bu cümlede get to earn a living, kişinin kendini geçindirecek kadar para kazanma fırsatına sahip olması anlamına gelir. Earn a living günlük yaşam için gereken parayı kazanmayı anlatırken get to bu sonucu sevindirici bir fırsat olarak sunar. Get to + fiilin yalın hâli çoğu zaman birinin bir şeyi yapmasına izin verildiğini, bunu yapacak kadar şanslı olduğunu veya fırsat bulduğunu gösterir. Burada, daha tarafsız olan can earn a living ifadesinde bulunması gerekmeyen olumlu bir tutum ekler.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşan kişinin yaratıcı bir işten para kazanmayı sevindirici bir fırsat olarak gördüğünü en iyi gösterir?

  1. I get to earn a living by making music.
  2. I have to earn a living by making music.
  3. I can earn a living by making music.
Cevabı göster

I get to earn a living by making music.

Kalıp ifadeler

earn a living from that: gelir kaynağını belirtmek

Earn a living from something, günlük yaşam için gereken parayı belirli bir etkinlikten, beceriden veya kaynaktan kazanmak anlamına gelir. From edatı gelirin kaynağını belirtir. Buradaki that, daha önce adı geçen bir şeye gönderme yapar. Öncesinde bağlam olmayan bir cümlede kaynak, earn a living from writing örneğindeki gibi doğrudan belirtilmelidir.

Alıştırma

Cümleyi earn a living from ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya ____ teaching piano online.

Cevabı göster

earns a living from

Ton ve niyet

now sort of YouTube: sort of ile bir etiketi yumuşatmak

Burada sort of, YouTube etiketini yumuşatır. Konuşmacı, YouTube'un artık geçimini sağlama biçiminin bir parçası olduğunu anlatır; ancak YouTube bu iş veya gelir kaynağı için yalnızca yaklaşık bir tanımdır. now sort of YouTube, konuşma dilindeki kısaltılmış bir ifadedir. Önceki through freelance ifadesi, atlanan şu fikri tamamlar: ve şimdi bir bakıma YouTube aracılığıyla.

Alıştırma

Özgün cümlede sort of ne işe yarıyor?

  1. YouTube'u konuşmacının gelirinin bir kısmı için yaklaşık ve tamamen kesin olmayan bir etiket olarak sunar.
  2. Özel bir YouTube türünü adlandırır.
  3. YouTube'un konuşmacının tek ve tamamen tanımlanmış gelir kaynağı olduğunu söyler.
Cevabı göster

YouTube'u konuşmacının gelirinin bir kısmı için yaklaşık ve tamamen kesin olmayan bir etiket olarak sunar.

But

1:02

Ama

But then now that means that um

1:04

Ama şimdi bu şu anlama geliyor ki, hımm,

I don't have a hobby cuz that was my hobby Anlatım akışı

1:06

hobim yok çünkü o benim hobimdi

and then now it's a career.

1:09

ve şimdi bir kariyer oldu.

Anlatım akışı

that was my hobby ... now it's a career: geçmişten şimdiye bir dönüş

İki yan cümle aynı etkinliği bir zaman çizgisine yerleştirir: that was my hobby geçmişteki rolünü, now it's a career ise şimdiki rolünü verir. Tekrarlanan X was ... now it's ... kalıbı, değişikliği izlemeyi kolaylaştırır. Geçmiş ile şimdi arasındaki bu karşıtlık, anlatının dönüm noktasıdır. Hobi işe dönüşünce artık işten ayrı bir hobi rolünü yerine getirmez; bu da konuşmacının neden artık hobisi olmadığını söylediğini açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle bilgiyi geçmişteki rolden şimdiki role geçiş biçiminde düzenliyor?

  1. Painting used to help me relax, but now it's my full-time job.
  2. I bought new brushes because the old ones were worn out.
  3. My job gives me enough time to paint on weekends.
Cevabı göster

Painting used to help me relax, but now it's my full-time job.

And so that means that I don't have a hobby.

1:12

Ve bu yüzden, bir hobim yok demek.

You know how creative types are. Ton ve niyet

1:14

Yaratıcı insanların nasıl olduğunu bilirsiniz.

Ton ve niyet

You know how creative types are: ortak bir izlenimi kabul etmeye çağırmak

Buradaki You know how ... are gerçek bir soru değildir. Bir davranış biçimini iki tarafın da bildiği bir şey gibi sunar ve dinleyeni onaylamaya çağırır: “Böyle insanların genelde nasıl olduğunu bilirsin.” Creative types, yaratıcı insanları veya yaratıcı alanlarda çalışan kişileri anlatır. Konuşan kişi davranışı bu grubun bilinen bir özelliği gibi sunarak yakınlık kurar; kendisi de bu gruptaysa hafifçe kendisiyle dalga geçiyor gibi duyulabilir.

Alıştırma

Konuşan kişi You know how creative types are ifadesiyle esas olarak ne yapıyor?

  1. Dinleyenin belirli bir kişi hakkındaki bilgisini test ediyor.
  2. Dinleyeni, gruba ait bilinen bir davranış biçimini tanımaya çağırıyor.
  3. Creative kelimesinin tanımını soruyor.
Cevabı göster

Dinleyeni, gruba ait bilinen bir davranış biçimini tanımaya çağırıyor.

Passions,

1:16

Tutkular,

life.

1:18

hayat.

Literally my whole life.

1:19

Kelimenin tam anlamıyla bütün hayatım.

Dedicated, committed,

1:20

Adanmış, kararlı,

for life.

1:23

ömür boyu.

Um and that can get a little intense, Ton ve niyet

1:24

Hımm ve bu biraz yoğunlaşabiliyor,

Ton ve niyet

that can get a little intense: olumsuz bir değerlendirmeyi yumuşatmak

Can get, bir şeyin bazı durumlarda bu hâle gelebileceğini anlatır; bunun her zaman olduğunu söylemez. get + sıfat yapısı durum değişimini gösterir; intense burada çok güçlü, gergin, zorlayıcı ya da başa çıkması güç demektir. A little olumsuz değerlendirmeyi yumuşatır. Bütün ifade, It is too intense. demeden durumun bazen aşırıya kaçabileceğini nazikçe sezdirir.

Alıştırma

Hangi cümle toplantıların gerginleşebileceğini söylerken eleştiriyi yumuşak tutar?

  1. The meetings can get a little longer near a deadline.
  2. The meetings can get a little intense near a deadline.
  3. The meetings are always extremely intense near a deadline.
Cevabı göster

The meetings can get a little intense near a deadline.

you know.

1:27

bilirsiniz.

I'm not saying that's a bad thing, Ton ve niyet

1:27

Bunun kötü bir şey olduğunu söylemiyorum,

but

1:28

ama

Ton ve niyet

I'm not saying that's a bad thing: karşıt görüşü yumuşatmak

I'm not saying that's a bad thing olası bir yanlış anlamayı önceden fark edip reddeder: konuşan kişi durumun tamamının kötü olduğunu söylemiyordur. Ardından gelen but, yine de bir kaygı, sınırlama veya farklı görüş belirtileceğini gösterir. Bu kalıp karşıtlığı daha dengeli gösterir, ancak sonrasında gelen eleştiriyi ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Hangisi bir kaygı belirtmeden önce olumlu bir görüşe doğal biçimde yer bırakır?

  1. I'm not saying remote work is a bad thing, but it can feel isolating.
  2. Remote work is a bad thing, and there is nothing good about it.
  3. I'm saying remote work is a bad thing, but it can feel isolating.
Cevabı göster

I'm not saying remote work is a bad thing, but it can feel isolating.

good or bad,

1:29

iyi ya da kötü,

that's what makes us who we are. Dilbilgisi

1:30

bizi biz yapan şey bu.

Dilbilgisi

that's what makes us who we are: kimliği neyin şekillendirdiğini belirtmek

That's what makes us who we are daha önce sözü edilen bir özelliğe, deneyime veya değere gönderme yapar ve bunun grubun kimliğini şekillendirdiğini belirtir. What, "... olan şey" anlamındaki bir isim cümleciğini başlatır. Bu cümlecikte makes, make + kişi + tamamlayıcı yapısını izler: us etkilenen kişileri, who we are ise adlarımızı soran bir soruyu değil, kimliğimizi veya karakterimizi ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi "kimliğimizi şekillendiren şey" anlamındaki hedef yapıyla tamamlayın: This shared history is ____.

Cevabı göster

what makes us who we are

But there can be hazards when leaving that tap running too long. Deyimler

1:32

Ancak o musluğu çok uzun süre açık bırakmanın tehlikeleri olabilir.

Deyimler

leaving that tap running too long: aralıksız yaratıcı üretim metaforu

Bu cümlede leaving that tap running too long bir metafordur. That tap, akan bir su kaynağı gibi düşünülen tutkuya veya yaratıcı güdüye gönderme yapar. Bu yüzden ifade, gerçek bir musluğu açık bırakmak değil, yaratıcı enerjinin çok uzun süre akmasına izin vermek anlamına gelir. Bu görüntü, durmadan üretmenin sınırlı bir kaynağı tüketebileceğini anlatır. Daha genel olarak enerji, fikir veya para önceden bir akışa benzetilmişse leaving the tap running, o kaynağı durmadan kullanmaya devam etmek anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bu cümlede leaving that tap running too long ne anlama geliyor?

  1. Yaratıcı fikirlerin yalnızca akan suyun yakınında ortaya çıktığı anlamına gelir.
  2. Bozuk bir musluğun tamir edilmesi gerektiği konusunda uyarı verir.
  3. Yaratıcı enerjinin yeterince dinlenmeden sürekli kullanılması anlamına gelir.
Cevabı göster

Yaratıcı enerjinin yeterince dinlenmeden sürekli kullanılması anlamına gelir.

Basically,

1:35

Temelde,

it can lead to burnout Kalıp ifadeler

1:36

tükenmişliğe yol açabilir

Kalıp ifadeler

can lead to burnout: olası bir sonucu ifade etmek

Lead to, bir sonuca neden olmak veya o sonucu ortaya çıkarmak anlamına gelir. Ardından bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelir: lead to burnout; lead to losing motivation. can lead to burnout ifadesinde burnout olası sonuçtur. Can kesinlik değil, olasılık bildirir. Burnout, uzun süren stres veya aşırı çalışma nedeniyle oluşan kalıcı zihinsel, duygusal ve fiziksel tükenmedir; yalnızca yoğun bir günün ardından yorulmak değildir.

Alıştırma

Sonuç bildiren ifadeyi eksik edatla tamamlayın: Constant overwork can lead ____ burnout.

Cevabı göster

to

and I don't want to I don't wanna be like that.

1:37

ve ben öyle olmak istemiyorum, öyle olmak istemiyorum.

So

1:40

Bu yüzden

I gotta figure that out. Öbek fiiller

1:42

bunu çözmem lazım.

Öbek fiiller

gotta figure that out: onu anlamak veya çözmek zorunda olmak

Gündelik konuşmada I gotta, “I have got to” veya “I need to”, yani “yapmam gerekiyor” anlamına gelir. Figure something out, düşünerek bir şeyi anlamak veya onu çözmenin bir yolunu bulmak demektir. Burada tüm ifade, konuşanın that ile belirtilen konuyu anlaması ya da ele alması gerektiğini anlatır. Figure out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne that veya it gibi bir zamirse figure ile out arasına gelir: figure that out veya figure it out.

Alıştırma

Hangi cümle, problemi anlamanız gerektiğini gündelik ifadeyle doğal biçimde anlatır?

  1. I gotta figured it out.
  2. I gotta figure out it.
  3. I gotta figure it out.
Cevabı göster

I gotta figure it out.

Nowadays,

1:46

Bugünlerde,

if someone has an inkling of an affinity towards something, Kalıp ifadeler

1:47

birisinin bir şeye zerre kadar ilgisi varsa,

Kalıp ifadeler

has an inkling of: belli belirsiz ve kesin olmayan bir his taşımak

Have an inkling of + isim, bir şeyin var olduğuna veya doğru olabileceğine dair yalnızca hafif ve belirsiz bir his taşımak demektir. Bu cümlede has an inkling of an affinity, kişinin olası bir hoşlanma veya doğal yakınlığa dair yalnızca küçük bir işaret fark ettiğini anlatır. An inkling kesin bilgi veya güçlü bir ilgi değil, henüz netleşmemiş bir sezgidir. Bu fikir, emin olmaya yetecek kanıt bulunmadan sezgiden veya küçük bir ipucundan doğabilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “belli belirsiz bir his” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: When the lights flickered, I had ____ trouble.

Cevabı göster

an inkling of

Kalıp ifadeler

an affinity towards: doğal bir eğilim

An affinity towards something, bir şeye yönelik doğal bir çekim, bağ veya eğilim anlamına gelir. Bu cümlede kişi, bir şeyi yalnızca bir kez istemekten ziyade onu doğal olarak sevebileceğini veya kendisine uygun bulabileceğini sezer. Affinity tek bir duygu veya bağ olarak sunulduğu için an kullanılır; towards ise eğilimin yöneldiği şeyi belirtir. Bu ifade like kelimesinden daha resmî ve soyuttur.

Alıştırma

Cümleyi doğal eğilim anlamındaki üç kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: Maya feels ____ designing tiny models.

Cevabı göster

an affinity towards

there's this pressure to leverage and monetize. Notlar

1:51

bunu değerlendirme ve paraya çevirme baskısı var.

Kalıp ifadeler

there's this pressure to: bir beklentiyi odağa taşımak

There's this pressure to do something, insanların hissettiği bir beklentiyi veya talebi gündeme getirir. Bu baskı çoğu zaman bir kişinin doğrudan emir vermesinden değil; toplumdan, akranlardan, işten ya da durumdan kaynaklanır. Konuşmada this, bu baskıyı mevcut konuda tanınabilir bir olgu olarak odağa taşır; fiziksel veya daha önce adı geçen bir şeye işaret etmesi gerekmez. To sonrasındaki mastar, insanların yapmalarının beklendiğini düşündüğü eylemi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hedef konuşma kalıbıyla tamamlayın: At work, ____ answer emails late at night.

Cevabı göster

there's this pressure to

Kelime

leverage and monetize: bir avantajı kullanarak gelir oluşturmak

Birbirine bağlanan iki fiil, ticari açıdan iki adımı anlatır. Leverage, mevcut bir kaynağı, beceriyi, kitleyi veya avantajı daha fazla etki yaratacak şekilde stratejik olarak kullanmak demektir. Monetize ise bir etkinliğin, içeriğin ya da varlığın gelir getirmesini sağlayacak bir yöntem oluşturmak demektir. Cümlede iki fiilin ortak nesnesi, önceki bağlamdan anlaşıldığı için söylenmemiştir. Burada insanlar bir ilgi alanını stratejik biçimde kullanıp gelir kaynağına dönüştürmeleri gerektiğini hissedebilir. Monetize, gelir elde etme yöntemi oluşturmayı anlatır; kârı garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki iş dünyası fiiliyle tamamlayın: The studio wants to ____ its loyal fan base and ____ its behind-the-scenes videos.

Cevabı göster

leverage · monetize

But I think that it's okay and actually healthy

1:57

Ama bence asıl işinizin veya günlük koşturmacanızın dışında

to have hobbies outside your main hustle or grind, Kelime

1:59

hobilerinizin olması sorun değil ve aslında sağlıklı bir şey,

Kelime

outside your main hustle or grind: ana işin dışında

Outside burada soyut bir sınır belirtir: Hobiler, kişinin ana işi ve işe yönelik çabasından ayrı bir yaşam alanına aittir; fiziksel bir dış mekândan söz edilmez. Main hustle, kişinin başlıca gelir getirici uğraşını anlatan, günümüz çalışma kültürüne ait gayriresmî bir ifadedir. Grind ise çalışmanın tekrarlanan ve zorlayıcı çabasını vurgular. Or ile bağlandıklarında, yaşamın iş ve başarı peşinde koşulan bölümünü genel olarak kapsarlar.

Alıştırma

Bu bağlamda having hobbies outside your main hustle or grind ne anlama gelir?

  1. İş zorlaştığında ana işi açık havada yapmak.
  2. Bazı ilgi alanlarını ana işten ve sürekli çalışma çabasından ayrı tutmak.
  3. Her hobiyi ek bir gelir kaynağına dönüştürmek.
Cevabı göster

Bazı ilgi alanlarını ana işten ve sürekli çalışma çabasından ayrı tutmak.

whether they relate to it in some way or not. Dilbilgisi

2:03

bununla bir şekilde bağlantılı olsun ya da olmasın.

Dilbilgisi

whether ... or not: iki olasılık, aynı sonuç

whether A or not iki olasılık sunar: A doğrudur ya da A doğru değildir. Bu yan cümledeki olasılıklar, insanların onunla bir şekilde bağ kurması ve kurmamasıdır. Bu yapı çoğu zaman daha geniş bir iddianın her iki durumda da değişmediğini belirtir. Buradaki relate to it, bir şeyle bağ hissetmek veya onda kendi deneyiminden bir şey görmek anlamına gelir; yalnızca nesnel olarak bağlantılı olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, olup olmadığına bakılmaksızın anlamındaki iki parçalı yapıyla tamamlayın: The outdoor concert will continue ____ it rains ____.

Cevabı göster

whether · or not

I've tried a couple of things in the past, Kelime

2:07

Geçmişte birkaç şey denedim,

Kelime

a couple of: az ve yaklaşık bir sayı

a couple of, sayılabilen çoğul bir isimden önce gelir. Günlük İngilizcede çoğunlukla yaklaşık iki anlamına gelir; daha esnek kullanımda ise kesin bir sayı yerine az sayıda şeyi belirtebilir. a couple of things ifadesinde önemli olan yalnızca az sayıda şeyin denenmiş olmasıdır. Bu ifade miktarı anlatır; şeylerin bir çift oluşturduğunu söylemez.

Alıştırma

Az ve yaklaşık bir sayı belirtmek için derste öğrendiğiniz günlük ifadeyi kullanın: I need ____ minutes to check the form.

Cevabı göster

a couple of

but lately I've just been needing to channel my creativity into something else, Notlar

2:09

ama son zamanlarda yaratıcılığımı başka bir şeye yönlendirme ihtiyacı hissediyordum,

Dilbilgisi

I've just been needing to: yakın zamanda başlayıp süren bir ihtiyaç

lately ile birlikte kullanılan I've been needing to, ihtiyacı yakın zamanda başlayıp bugüne uzanan bir dönem boyunca tekrar tekrar ya da sürekli hissedilen bir durum olarak sunmak için present perfect continuous yapısını kullanır. Yalnızca tek bir andaki ihtiyacı anlatmaz. Buradaki just ifadeyi yumuşatır veya ona odak kazandırır; yaklaşık olarak “yalnızca sürekli ... yapmam gerektiğini hissediyorum” anlamındadır. “Az önce” anlamına gelmez. I need to ile karşılaştırıldığında bu yapı, yakın zamanda devam eden dönemi daha belirgin hâle getirir.

Alıştırma

Yakın zamandaki bir dönem boyunca süren ihtiyacı göstermek için cümleyi need fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: Lately, I ____ take more breaks.

Cevabı göster

have been needing to

Kalıp ifadeler

channel my creativity into: bir kaynağı belirli bir çıkışa yönlendirmek

Channel my creativity into ifadesinde channel mecaz anlamda kullanılır: yaratıcılık, seçilen bir etkinliğe veya çıkış yoluna yönlendirilebilen bir enerji gibi ele alınır. Bu cümlede something else, yaratıcılığın yeni yönünü belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp channel + kaynak veya duygu + into + isim ya da -ing biçimidir. into öncesindeki sözler yönlendirilen şeyi, sonrasındaki sözler ise onun nereye gittiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi channel A into B kalıbını kullanarak tamamlayın: She learned to ____ her frustration ____ painting.

Cevabı göster

channel · into

something different.

2:14

farklı bir şeye.

Something that I can allow myself to

2:16

Kendime izin verebileceğim bir şeye

Yo.

2:18

Hey.

Switch gears for a while. Deyimler

2:20

Bir süreliğine vites değiştirmeye.

Deyimler

Switch gears: farklı bir odağa geçmek

Switch gears kelimesi kelimesine bir aracın vitesini değiştirmek demektir. Bu cümlede ise mevcut etkinlikten, konudan veya düşünme biçiminden farklı birine geçmeyi anlatan bir mecazdır. For a while, bu değişikliğin geçici olduğunu gösterir. Konuşan kişi her şeyi tamamen bırakmayı veya asıl plandan vazgeçmeyi değil, odağı ya da tempoyu değiştirmeyi önerir.

Alıştırma

Ekip tasarımı tartışmayı bitirdi ve şimdi lansmanı konuşmak istiyor. Bu odak değişikliğini en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Let's change our minds and cancel the launch.
  2. Let's switch gears and plan the launch.
  3. Let's take a break before we continue discussing design.
Cevabı göster

Let's switch gears and plan the launch.

What are you doing tomorrow?

2:22

Yarın ne yapıyorsun?

Ready?

2:34

Hazır mısın?

Guys,

2:44

Çocuklar,

we did an orientation before getting on this thing Kalıp ifadeler

2:45

bu şeye binmeden önce bir oryantasyon aldık

Kalıp ifadeler

did an orientation: başlangıç bilgilendirmesine katılmak

Orientation, ne bekleneceğini, ne yapılacağını ve çoğu zaman nasıl güvende kalınacağını açıklayan bir başlangıç bilgilendirmesidir. Burada did an orientation, etkinlikten önce gerekli bilgilendirmeye katılıp bunu tamamlamak anlamına gelir. Do, orientation etkinliğini yapılan bir faaliyet olarak sunar. Günlük konuşmada yaygındır ancak tek başına kişinin rolünü açıkça belirtmez; kişinin bilgilendirmeye katılıp katılmadığı veya onu yönetip yönetmediği bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Hangi cümlede do an orientation, konuşan kişilerin oturuma katıldığı anlamında kullanılmıştır?

  1. We conducted a safety orientation for the new staff.
  2. We repaired the equipment before the orientation.
  3. We did a safety orientation before using the equipment.
Cevabı göster

We did a safety orientation before using the equipment.

and like bro,

2:48

ve resmen abi,

we're gonna die. Ton ve niyet

2:50

öleceğiz.

Ton ve niyet

we're gonna die: korkuyu şakacı bir abartıyla anlatmak

Bu cümlede we're gonna die, gerçekten öleceklerine dair ciddi bir tahmin değildir. Dramatik bir abartıdır: Konuşan kişi güçlü korku veya gerginliğini göstermek için aşırı bir sonuçtan söz eder. Gonna, going to'nun konuşma dilindeki gayriresmî biçimidir. Böyle bir cümle duyduğunda gerçek bir tehlike mi yoksa şakacı bir panik mi anlatıldığını anlamak için duruma ve ses tonuna bak.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Güvenli fakat korkutucu bir etkinlikte We're gonna die!, gerçek bir tahminden çok şakacı bir abartı olabilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

It was rough. Kelime

2:51

Çok zordu.

It was brutal.

2:51

Acımasızdı.

Kelime

It was rough: zor bir deneyimi anlatmak

Burada rough, pürüzlü bir yüzeyi anlatmaz. Yaşanan deneyimi zor, tatsız veya atlatılması güç olarak değerlendirir. It was rough, deneyimin tamamını özetler. Zorluk fiziksel, duygusal veya uygulamayla ilgili olabilir. Sonraki cümle olan It was brutal, bu anlatımı daha da güçlendirir.

Alıştırma

Zor geçen ilk haftadan sonra biri It was rough. diyor. Ne demek istiyor?

  1. Yüzey dokununca pürüzlü geliyordu.
  2. Hafta kolay ve rahattı.
  3. Deneyim zor veya tatsızdı.
Cevabı göster

Deneyim zor veya tatsızdı.

Like I don't even know where I'm supposed to go. Dilbilgisi

2:53

Nereye gitmem gerektiğini bile bilmiyorum sanki.

Dilbilgisi

don't even know where I'm supposed to go: nereye gitmesi gerektiğini bile bilmemek

don't even know ifadesinde even olumsuzluğu güçlendirir: konuşan kişi gideceği yer gibi temel bir bilgiyi bile bilmiyordur. Bu, I don't know ifadesinden daha güçlü bir kafa karışıklığı anlatır. where I'm supposed to go, know fiilinden sonra gelen dolaylı sorudur. Be supposed to, bir şeyin beklendiğini, talimatla belirtildiğini veya planlandığını anlatır. Dolaylı sorularda düz cümle sırası—where + özne + fiil—kullanılır; bu nedenle where I'm supposed to go denir, where am I supposed to go denmez.

Alıştırma

Where am I supposed to wait? doğrudan sorusunu doğru dolaylı soru biçimine çevirerek cümleyi tamamlayın: The sign is missing, so I don't even know ____.

Cevabı göster

where I'm supposed to wait

Okay, you got it. Ton ve niyet

2:56

Tamam, başardın.

Ton ve niyet

Teşvik anlamında You got it

Burada you got it, biri bir görevi yapmaya çalışırken verilen anlık bir teşviktir. “Doğru, devam et; yapabilirsin” anlamına gelir; kişinin gerçekten bir nesneyi aldığı anlamına gelmez. Aynı sözler bir isteği kabul ederek “Elbette” veya “Ben yaparım” anlamına gelebilir ya da birinin anladığını doğrulayabilir. Hangi işlevin amaçlandığını etkinlik ve ses tonu gösterir.

Alıştırma

Bir çocuk bisiklete binmeyi öğreniyor ve az önce dengesini sağlamaya başladı. Hangi cümlede you got it teşvik amacıyla kullanılmıştır?

  1. Yes, you got the package.
  2. Keep looking ahead—you got it!
  3. You got it—I'll bring the book tomorrow.
Cevabı göster

Keep looking ahead—you got it!

Okay, jump.

2:57

Tamam, zıpla.

Just jump.

2:58

Sadece zıpla.

Yeah, let go. Öbek fiiller

2:58

Evet, bırak gitsin.

Just push off. Öbek fiiller

2:59

Sadece kendini it.

Öbek fiiller

let go: tuttuğun şeyi bırakmak

Bu hareket komutunda let go, “tutmayı bırak” veya “elini çekip bırak” anlamına gelir. Tutulan şey durumdan zaten anlaşıldığı için tek başına kullanılabilir. Nesneyi açıkça söylemek için let go of + isim yapısını kullan: Let go of the rope. Adı belirtilen nesneden önce of zorunludur.

Alıştırma

Bir tırmanıcı bir barı tutuyor. Hangi komut ona tutmayı bırakmasını söyler?

  1. Let go.
  2. Hold on.
  3. Pick it up.
Cevabı göster

Let go.

Öbek fiiller

push off: bir yüzeyden güç alıp uzaklaşmak

Push off, elleri veya ayakları kullanarak bir yüzeye kuvvet uygulayıp vücudu o yüzeyden uzaklaştırmak anlamına gelir. off parçacığı, yüzeyden ya da başlangıç konumundan ayrılma sonucunu ekler. Kısa bir fiziksel komut olarak Push off, birine bu hareketi yapmasını söyler. Yüzey, push off the wall veya push off from the wall gibi ifadelerde belirtilebilir.

Alıştırma

“Bir yüzeye kuvvet uygulayıp uzaklaşmak” anlamındaki öbek fiille komutu tamamla: At the pool wall, ____ with both feet.

Cevabı göster

push off

Yep.

3:00

Evet.

Let go, bro.

3:04

Bırak, abi.

All right,

3:08

Pekala,

you got this. Ton ve niyet

3:09

bunu halledersin.

Ton ve niyet

You got this: samimi bir cesaretlendirme ifadesi

“You got this”, birine “Bunu yapabileceğine inanıyorum” demenin konuşma dilindeki çok yaygın bir yoludur. Buradaki this, kişinin sahip olduğu bir nesneyi değil, karşısındaki görevi veya zorluğu belirtir. Bu ifade, özellikle zor bir şeyin hemen öncesinde veya sırasında güven ve destek verir. Cesaretlendirir; başarı sözü vermez.

Alıştırma

Bir arkadaşınız sunumdan önce gergin. Hangi yanıt onu doğal biçimde cesaretlendirir?

  1. I understand what you said.
  2. You got this. Take a slow breath.
  3. This result is guaranteed.
Cevabı göster

You got this. Take a slow breath.

Shit.

3:10

Kahretsin.

Shit.

3:12

Kahretsin.

How about that one? Ton ve niyet

3:13

Peki ya şu?

Ton ve niyet

How about that one? ile bir seçenek önermek

“How about + isim öbeği?” bir şeyi öneri veya olası seçenek olarak sunar ve karşıdaki kişiden bunu değerlendirmesini ister. Buradaki that one, iki kişinin de belirleyebildiği belirli bir seçeneği gösterir. One, bağlamdan zaten anlaşılan tekil ve sayılabilen bir ismin yerini alır; böylece ismi tekrar etmek gerekmez. Soru, seçeneği değerlendirmeyi önerir; nasıl çalıştığını sormaz.

Alıştırma

Bir sırt çantası seçiyorsunuz ve kırmızı seçeneği önermek istiyorsunuz. Hangi cümle doğaldır?

  1. How is the red one?
  2. Where is the red one?
  3. How about the red one?
Cevabı göster

How about the red one?

You think that one would be...?

3:13

Sence o olur mu...?

Do you see how scarce Dilbilgisi

3:15

Taşların ne kadar az

the rocks are?

3:17

olduğunu görüyor musun?

Dilbilgisi

how scarce the rocks are: iç içe how yan cümlesinde söz dizimi

how scarce the rocks are ifadesinde how, “ne ölçüde” anlamına gelir. how + sıfat + özne + fiil yapısı bir özelliğin derecesini belirtir. Burada tırmanma tutamaklarının çok az ve birbirinden uzak olduğu vurgulanır. Bu how yan cümlesi Do you see ifadesinden sonra geldiği için the rocks are şeklindeki düz cümle sırasını korur. Tüm cümle soru olduğu için içteki yan cümleyi are the rocks biçimine çevirmeyin; soru söz dizimi yalnızca dıştaki Do you see bölümünde kullanılır.

Alıştırma

Do you realize ifadesinden sonra doğru söz dizimini kullanan cümleyi seçin.

  1. Do you realize how difficult is the route?
  2. Do you realize how is the route difficult?
  3. Do you realize how difficult the route is?
Cevabı göster

Do you realize how difficult the route is?

The white tape is easy. Kültür

3:18

Beyaz bant kolay.

What's the green tape?

3:19

Yeşil bant ne?

Kültür

The white tape ... the green tape: renklerle işaretlenmiş tırmanış rotaları

Bir tırmanış salonunda renkli bantlar, hangi tutamakların bir rotaya ait olduğunu gösterebilir. Tırmanıcı aynı renkle işaretlenmiş tutamakları takip eder. Renk sistemleri salona özeldir: bir renk bir rotayı belirtebilir ve bazı salonlarda zorluk derecesiyle de ilişkili olabilir, ancak renklerin anlamı her yerde aynı değildir. Burada the white tape ve the green tape, bu renklerle işaretlenmiş rotaları temsil eder. Easy, bandın kendisini değil, beyazla işaretlenmiş rotayı tanımlar. What's the green tape? bu konuşmada yeşille işaretlenmiş rotanın zorluk derecesini veya seviyesini sorar.

Alıştırma

Bu sahnede the white tape ve the green tape neyi ifade ediyor?

  1. Bu renklerdeki bantlarla işaretlenmiş tırmanış rotalarını ifade ederler.
  2. Bandın ne kadar kolay yırtıldığını anlatırlar.
  3. Tırmanıcıların kıyafet renklerini belirtirler.
Cevabı göster

Bu renklerdeki bantlarla işaretlenmiş tırmanış rotalarını ifade ederler.

Hard as fuck. Kelime

3:20

Lanet olasıca zor.

Kelime

Hard as fuck: kaba bir derece pekiştiricisi

Hard as fuck ifadesinde as fuck, hard sıfatından sonra gelir ve “extremely hard” anlamını veren çok güçlü bir derece pekiştiricisidir. Bu, as ... as karşılaştırma yapısı değildir ve fuck burada gerçek anlamıyla kullanılmaz. Bu ifade dereceyi artırmanın yanı sıra güçlü bir duygu da katar. Gayriresmî konuşmalarda ve medya içeriklerinde onu tarafsız bir very yerine küfürlü bir vurgu olarak anlamak gerekir.

Alıştırma

Durumu değerlendirin: Bir öğrenci öğretmenlere yaptığı resmî sunum sırasında “The assignment was hard as fuck.” diyor. Bu uygun mu?

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

She's doing a lot better than I did. Dilbilgisi

3:22

O benden çok daha iyi yapıyor.

Dilbilgisi

doing a lot better than I did: did ile anlaşılan eylemin yerini tutma

doing a lot better ifadesinde better daha yüksek bir performans düzeyini gösterir; a lot ise farkı güçlendirir: onun performansı çok daha iyidir. than I did bölümünde did, fiil grubunun tamamını tekrarlamak yerine zaten anlaşılan geçmiş eylemin yerini tutar. Ayrıca konuşan kişiyle ilgili karşılaştırmayı geçmişe yerleştirir: o, bu işi şimdi konuşan kişinin daha önce yaptığından daha iyi yapmaktadır.

Alıştırma

Tekrarlanan geçmiş eylem finished the race yerine tek bir sözcük kullanın: Nina finished the race a lot faster than I ____.

Cevabı göster

did

Are you really gonna try to reach for that black one? Notlar

3:24

Gerçekten şu siyah olana uzanmaya mı çalışacaksın?

Ton ve niyet

really gonna try to: Bir plan karşısında şaşkınlık veya kuşku

Are you really gonna try to ...? yapısında really yalnızca planın gerçek olup olmadığını sormaz. Şaşkınlık, kuşku veya endişe de gösterir: konuşan kişi bu girişimin zor ya da beklenmedik olabileceğini düşünür. gonna, going to ifadesinin gayriresmî konuşma biçimidir; try to ifadesinden sonra fiilin yalın biçimi gelir. gonna try to + fiil birlikte “bir şeyi yapmayı denemeyi planlamak” anlamına gelir.

Alıştırma

Bu soruda really nasıl bir tutum katıyor?

  1. Konuşan kişi, dinleyenin bunu denemeyi planlamasına şaşırıyor veya bundan kuşku duyuyor.
  2. Konuşan kişi dinleyenin çoktan başarılı olduğundan emin.
  3. Konuşan kişi yalnızca dinleyenin hangi rengi tercih ettiğini soruyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi, dinleyenin bunu denemeyi planlamasına şaşırıyor veya bundan kuşku duyuyor.

Kalıp ifadeler

reach for: Eli bir hedefe doğru uzatmak

reach for something, bir şeye dokunmak, onu almak veya tutmak için elini ya da kolunu o şeye doğru uzatmak demektir. for, hareketin hedefini gösterir. Bu ifade uzanma hareketine ve niyete odaklanır; kişinin nesneye gerçekten dokunduğunu veya onu aldığını söylemez.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz, “elini bir şeye doğru uzatmak” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: When the bus moved suddenly, Maya had to ____ the rail.

Cevabı göster

reach for

Go for it. Ton ve niyet

3:28

Göreyim seni.

Ton ve niyet

Go for it: Birini denemeye teşvik etmek

Go for it, birini düşündüğü bir eyleme geçmesi için cesaretlendiren kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. “Dene” veya “Yap, seni destekliyorum” anlamına gelir. Buradaki it, daha önce konuşulan planı, fırsatı veya zorluğu ifade eder. Bu söz normalde bir yere gitme talimatı değildir.

Alıştırma

Arkadaşınız "I'm thinking about trying out for the school play." diyor. Hangi yanıt onu denemeye en iyi şekilde teşvik eder?

  1. Leave it alone!
  2. I doubt it.
  3. Go for it!
Cevabı göster

Go for it!

As long as you I will catch you. Dilbilgisi

3:29

Sen yeter ki... ben seni tutacağım.

Dilbilgisi

As long as: Bir koşul belirtmek

As long as bir koşul belirtir. “Şu koşulla” veya “yeter ki” anlamına gelir: koşul karşılanırsa ana cümledeki sonuç, izin veya söz geçerli olur. Yaygın yapı as long as + özne + fiil şeklindedir ve ardından ana cümle gelir. Koşul bölümünün tam bir yan cümle olması gerekir; bu yapı izinler, sözler ve sınırlar için sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve “şu koşulla” anlamına gelen üç kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: You can borrow my tablet ____ you handle it carefully.

Cevabı göster

as long as

Shit, no you won't. Ton ve niyet

3:32

Kahretsin, hayır tutmayacaksın.

Ton ve niyet

No, you won't: bir sözü doğrudan reddetmek

“No, you won't”, karşıdaki kişinin az önce dile getirdiği geleceğe yönelik bir iddiayı veya verdiği sözü doğrudan reddeder. Hangi eylemden söz edildiğini iki taraf da bildiği için won't ifadesinden sonraki ana fiil öbeği söylenmez. Buradaki hızlı itiraz, konuşanın karşısındaki kişinin sözünü yerine getireceğine inanmadığını gösterir. Yakın bir ilişkide ve hafif bir tonla söylendiğinde takılma gibi duyulabilir; sert bir tonla söylendiğinde meydan okuma gibi duyulur.

Alıştırma

Bir arkadaş “I’ll remember this time.” diyor. “No, you won’t” ne anlatır?

  1. Arkadaşının hatırlayıp hatırlamayacağını kibarca sorar.
  2. Konuşanın, arkadaşının hatırlayacağına inanmadığını doğrudan söyler.
  3. Arkadaşına hatırlatacağına söz verir.
Cevabı göster

Konuşanın, arkadaşının hatırlayacağına inanmadığını doğrudan söyler.

I will try to catch you. Ton ve niyet

3:33

Seni tutmaya çalışacağım.

Ton ve niyet

I will try to catch: sonuca değil, girişime söz vermek

“I will try to catch you”, will + try to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Konuşan, karşısındaki kişiyi yakalamak için çaba göstereceğine söz verirken girişimin başarısız olabileceği ihtimalini de açık bırakır. Gerçekten harekete geçmek istediğiniz ancak sonucu kontrol edemediğiniz durumlarda bu yapı kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle çaba gösterme sözü verir, ancak başarıyı garanti etmez?

  1. I have already fixed the bike.
  2. I will definitely fix the bike.
  3. I will try to fix the bike.
Cevabı göster

I will try to fix the bike.

All right,

3:46

Pekala,

so this is actually proving to be a lot harder than I thought. Notlar

3:47

yani bu aslında düşündüğümden çok daha zor olduğunu kanıtlıyor.

Kalıp ifadeler

proving to be: zamanla ortaya çıkan bir sonuç

Proving to be, deneyim veya kanıt biriktikçe “giderek … olduğu anlaşılmak” anlamına gelir. be proving to be + sıfat ya da isim kalıbında, durum hâlâ devam ederken değerlendirme giderek netleşir. Burada konuşan kişi zorluk düzeyini deneyim yoluyla keşfediyor. be fiilinin basit bir biçimi yalnızca durumu doğrudan belirtirdi; proving to be ise resmî bir kanıtlama eylemini değil, sonucun nasıl yavaş yavaş ortaya çıktığını vurgular.

Alıştırma

Cümleyi proving to be ile tamamlayın: After three days of testing, the new plan is ____ more expensive than expected.

Cevabı göster

proving to be

Dilbilgisi

harder than I thought: gerçeği beklentiyle karşılaştırmak

Harder than I thought, karşılaştırma derecesindeki sıfat + than + yan cümle yapısını kullanır. Gerçek zorluğun, konuşan kişinin deneyimden önce beklediğinden daha fazla olduğunu anlatır. Bu yaygın kısaltılmış karşılaştırmada, thought sözcüğünden sonra it would be ifadesi anlaşılır fakat söylenmez: harder than I thought (it would be). Aynı kalıp better than I thought ve longer than I thought gibi başka karşılaştırmalarla da kullanılabilir.

Alıştırma

Gerçek zorluğun beklentinizi aştığını göstermek için cümleyi harder than I thought ile tamamlayın: The math problem was ____.

Cevabı göster

harder than I thought

Understatement. Ton ve niyet

3:51

Hafif kalır.

Ton ve niyet

Tek kelimelik yanıt olarak Understatement.

“Understatement.” tek başına bir yanıt olarak kullanıldığında “That's an understatement.” ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Önceki sözün gerçeği olduğundan daha az uç, yoğun veya ciddi gösterdiğini belirtir. Konuşan kişi durumu yeniden anlatmak yerine önceki sözü değerlendirir. Bu çok kısa yanıt, karşı çıkışı güçlendirir ve sakin bir mizah etkisi yaratabilir.

Alıştırma

Bir kar fırtınası bütün yolları kapatmıştır. Biri “The weather is a little inconvenient.” diyor. Hangi yanıt bu tanımın gerçeğe göre fazlasıyla hafif kaldığını belirtir?

  1. That's accurate.
  2. Understatement.
  3. That's an exaggeration.
Cevabı göster

Understatement.

The amount of upper body strength Kalıp ifadeler

3:52

Gereken üst vücut gücü

Kalıp ifadeler

upper body strength: üst vücut kaslarının ürettiği güç

“Upper body strength”, kollar, omuzlar, göğüs ve sırtın üst kısmındaki kaslarla üretebildiğiniz kuvvettir. Fitness, spor ve fiziksel görevlerin anlatımında kullanılan yaygın bir ad öbeğidir. İngilizcede “strength” burada sayılamayan bir addır. Bu yüzden “the amount of upper body strength”, ne kadar gücün söz konusu olduğunu anlatır. Normalde “an upper body strength” denmez.

Alıştırma

Kolların, omuzların, göğsün ve sırtın üst kısmının gücünü anlatan üç kelimelik fitness ifadesini kullanın: Pull-ups help build ____.

Cevabı göster

upper body strength

None on my part. Ton ve niyet

3:53

Bende hiç yok.

Ton ve niyet

None on my part: kişinin kendisiyle dalga geçtiği kısaltılmış bir yanıt

None, az önce sözü edilen özelliğin yerini tutar; burada bu özellik upper-body strength, yani üst vücut gücüdür. On my part, “benim durumumda” veya “benim tarafımda” anlamına gelir. Bu nedenle konuşmacı, kendisinde bu güçten hiç olmadığını söyler. Konu zaten açık olduğu için tam bir cümle söylenmez. Doğrudan none demek yanıtı kısaltır ve kişinin kendisiyle hafifçe dalga geçtiği bir hava katar.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “We need some artistic talent for this poster.” diyor. Sizde bu yetenekten hiç olmadığını esprili biçimde anlatan yanıt hangisidir?

  1. None on my part.
  2. Not on my part.
  3. All on my part.
Cevabı göster

None on my part.

She is surprisingly good.

3:55

Şaşırtıcı derecede iyi.

There's no one really on the harnesses Kültür

4:02

Emniyet kemerlerinde gerçekten kimse yok

right now.

4:03

şu anda.

Kültür

on the harnesses: emniyet kemeri sistemini kullanmak

Harness, tırmanış veya yüksekte yapılan etkinliklerde vücudun çevresine takılan bir güvenlik donanımıdır. Kişiyi bir ipe veya başka bir destek sistemine bağlar. Bu cümlede on the harnesses, etkinlik alanındaki emniyet kemeri sistemini kullanmak veya bu sisteme bağlı olmak anlamına gelir. Kayışların üstünde durmak anlamına gelmez. Konuşmacı, şu anda bu sistemi kullanan neredeyse hiç kimse olmadığını söylüyor.

Alıştırma

Bir tırmanış merkezinde “There's no one really on the harnesses right now” cümlesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Şu anda emniyet kemeri sistemini kullanan kimse yok.
  2. Bazı kayışların üstünde duran kimse yok.
  3. Yanında tırmanış ayakkabısı getiren kimse yok.
Cevabı göster

Şu anda emniyet kemeri sistemini kullanan kimse yok.

You totally got this.

4:07

Bunu kesinlikle halledersin.

Okay.

4:08

Tamam.

Shoot, dude. Kelime

4:09

Haydi, dostum.

Kelime

Shoot, dude: hafif ünlem ve samimi hitap

Burada Shoot!, şaşırma, endişe veya hayal kırıklığı gibi ani bir tepkiyi gösteren hafif ve samimi bir ünlemdir. “Silahla ateş et” anlamına gelmez. Dude, bir arkadaşa veya akrana samimi biçimde seslenmenin bir yoludur. Shoot, dude. bir bütün olarak karşıdaki kişiye yöneltilen hızlı bir duygusal tepkidir; tam olarak hangi duyguyu anlattığı duruma ve ses tonuna bağlıdır.

Alıştırma

“Shoot, dude.” cümlesinde konuşan kişi büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Başka birini resmî biçimde selamlamak
  2. Başka birine silahla ateş etmesini söylemek
  3. Şaşırma veya endişeyi hafif ve samimi biçimde ifade etmek
Cevabı göster

Şaşırma veya endişeyi hafif ve samimi biçimde ifade etmek

She knows what she's doing. Kalıp ifadeler

4:10

Ne yaptığını biliyor.

Kalıp ifadeler

She knows what she's doing: yetenek ve deneyim

Bu cümlede knows what she's doing, yalnızca o anda yaptığı hareketin farkında olmak anlamına gelmez. Onun yetenekli veya deneyimli olduğunu ve işi doğru biçimde nasıl yapacağını bildiğini anlatır. Bu tekrar kullanılabilen yapı özneye göre değişir: He knows what he's doing; They know what they're doing. Genellikle endişelenen birini rahatlatmak veya başka birinin muhakemesine güvenildiğini göstermek için kullanılır.

Alıştırma

Onun deneyimli olduğunu ve işi yapabildiğini anlatmak için cümleyi dersteki yapıyla tamamlayın: The mechanic has repaired this model for years, so he ____.

Cevabı göster

knows what he's doing

All right.

4:13

Pekala.

Just jump.

4:17

Sadece zıpla.

Yeah.

4:27

Evet.

Well, it's raining outside,

4:35

Şey, dışarıda yağmur yağıyor,

but that was fun.

4:38

ama eğlenceliydi.

And

4:39

Ve

I would totally do that again. Dilbilgisi

4:40

bunu kesinlikle tekrar yaparım.

Dilbilgisi

I would totally do that again: bir deneyimi tekrarlamaya güçlü istek

Bu cümlede would, örtük bir gelecek koşulu altında isteklilik bildirir: başka bir fırsat çıkarsa konuşan kişi aynı etkinliği tekrar yapar. Bu, kişinin etkinliği zaten tekrarladığı veya bunun geçmişte bir alışkanlık olduğu anlamına gelmez. Totally burada definitely anlamına yakın, gündelik bir güçlendiricidir. Bu sözcükler birlikte deneyimin çok olumlu değerlendirildiğini gösterir.

Alıştırma

Deneyimi tekrarlamaya güçlü bir istek gösteren ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The escape room was so much fun. I ____.

Cevabı göster

would totally do that again

That was great.

4:41

Harikaydı.

It's been a while since I've tried something new Dilbilgisi

4:42

Yeni bir şey denemeyeli uzun zaman olmuştu

Dilbilgisi

It's been a while since...: son seferden bu yana geçen zaman

It's been a while since + yan cümle kalıbı, bir şeyin en son gerçekleşmesinden bu yana dikkate değer bir zaman geçtiğini anlatır. Burada konuşan kişi yakın zamanda yeni bir şey denemediğini söylemektedir. It's been, It has been ifadesinin kısaltılmış hâlidir. since ile başlayan yan cümle, zaman açısından referans alınan önceki olayı belirtir. Günlük İngilizcede hem since I tried... hem de since I've tried... kullanılır; bu cümlede present perfect biçimi vardır.

Alıştırma

Son ziyaretten bu yana uzun zaman geçtiğini anlatan ders kalıbıyla cümleyi tamamlayın: It's ____ I visited the science museum.

Cevabı göster

been a while since

and it was nice to throw myself into something Deyimler

4:45

ve kendimi böyle bir şeye atmak güzeldi,

Deyimler

to throw myself into something: kendimi bir şeye bütünüyle vermek

Throw oneself into something, bir etkinliğe büyük enerji, dikkat ve bağlılıkla başlamak veya onu bu şekilde yapmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede to, it was nice ifadesinden sonraki mastar öbeğini başlatır; myself ise özne olan I ile uyumludur. Bu ifade, bedeni gerçekten bir yere fırlatmak anlamına gelmez. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir; she threw herself into the work ve they threw themselves into rehearsing örneklerinde olduğu gibi. into sonrasında etkinliği adlandırmak için bir isim veya -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi throw oneself into ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After weeks of hesitation, Maya decided to ____ organizing the school festival.

Cevabı göster

throw herself into

that required a lot of focus and physicality. Kalıp ifadeler

4:47

çok fazla odaklanma ve fiziksel güç gerektiren bir şeye.

Kalıp ifadeler

required a lot of focus and physicality: bir etkinliğin gerekliliklerini belirtmek

Burada required, etkinliğin yapılabilmesi için bir şeyin gerekli olduğu anlamını verir. Ardından a lot of focus and physicality isim öbeği gelir; dolayısıyla yan cümle, birine dayatılan kuralı değil etkinliğin gerekliliklerini anlatır. Focus, dikkatin sürdürülmesi demektir. Buradaki physicality; hareket, koordinasyon, efor veya fiziksel varlık dâhil olmak üzere bedenin güçlü ya da becerikli biçimde kullanılmasıdır. İfade bir bütün olarak etkinliğin hem zihinsel hem de fiziksel açıdan zorlayıcı olduğunu söyler.

Alıştırma

Zorlayıcı bir dans rutininin nelere ihtiyaç duyduğunu hangi cümle doğal biçimde anlatır?

  1. The routine requires to focus and physicality.
  2. The routine is requiring focused and physical.
  3. The routine requires focus and physicality.
Cevabı göster

The routine requires focus and physicality.

And also I just wanna say thank you so much Ton ve niyet

4:50

Ve ayrıca çok teşekkür etmek istiyorum

Ton ve niyet

I just wanna say thank you so much: içten bir teşekkürü dile getirmek

I just wanna say... dinleyicilere kişisel bir mesajın geleceğini bildiren, gündelik bir giriş ifadesidir. Bu cümlede mesaj thank you so much sözüdür ve güçlü, içten bir teşekkür ifade eder. Buradaki just, girişi yumuşatıp daha doğal hâle getirir; teşekkürün önemini azaltmaz. İfadenin tamamı sıcak bir kapanış için özellikle uygundur.

Alıştırma

Bu dersteki ifadeyi aynen kullanarak gündelik kapanışı tamamlayın: Before we finish, I just ____ thank you so much.

Cevabı göster

wanna say

to like all the support on my first few vlogs.

4:53

ilk birkaç vlog'umdaki tüm destekleriniz için.

Like that is so insane. Kelime

4:56

Bu gerçekten inanılmaz.

Kelime

that is so insane: hayranlık belirten gündelik bir tepki

Çok gündelik konuşmalarda that is so insane, “bu son derece şaşırtıcı, inanılmaz veya etkileyici” anlamına gelebilir. Bu cümlede ruhsal bir hastalık hakkında gerçek anlamda bir ifade değil, olumlu bir hayranlık tepkisidir. So, insane sözcüğünün derecesini güçlendirir. Bu ifade her zaman olumlu değildir; bağlam ve ses tonu aynı sözleri şaşkınlık, endişe veya eleştiriye dönüştürebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız size harika bir numara gösteriyor ve siz “That is so insane!” diye karşılık veriyorsunuz. Bu cevabınız büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Son derece etkileyici ve şaşırtıcıdır.
  2. Tıbbi bir tanı koyuyorum.
  3. Sıradan ve beklenen bir şeydir.
Cevabı göster

Son derece etkileyici ve şaşırtıcıdır.

You guys killed it Deyimler

4:57

Harika bir iş çıkardınız

Deyimler

You guys killed it: coşkulu bir övgü

Burada You guys killed it, “Hepiniz harika bir iş çıkardınız” anlamına gelen coşkulu bir övgüdür. Kill it, bir performansı veya görevi son derece iyi yapmayı anlatan samimi bir deyimdir; gerçekten bir şeyi öldürmekten söz etmez. You guys gruba hitap eder, it ise yeni tamamlanan performansı, görevi veya sonucu genel olarak gösterir. Bu nedenle konuşanın onu özel olarak yeniden adlandırması gerekmez.

Alıştırma

Bir okul gösterisinden sonra güçlü ve samimi bir övgüyü doğal biçimde ifade eden cümle hangisidir?

  1. You killed it on stage tonight!
  2. You hurt it on stage tonight!
  3. You ended it on stage tonight!
Cevabı göster

You killed it on stage tonight!

and I'm excited to continue doing the weekly vlog Kalıp ifadeler

4:58

ve haftalık vlog'a devam edeceğim için heyecanlıyım.

Kalıp ifadeler

I'm excited to continue doing: devam etmeyi heyecanla beklemek

I'm excited to continue doing ..., başlamış olan bir etkinliği sürdürmeye yönelik olumlu bir beklentiyi ifade eder. Altyazıda bu etkinlik haftalık vlog'dur; yani konuşan kişi bu projeyi devam ettirmeyi heyecanla beklemektedir. Yapı be excited + to-infinitive şeklindedir ve burada arkasından continue + -ing gelir: I'm excited + to continue + doing. Birçok bağlamda continue fiilinden sonra to-infinitive de gelebilir; ancak odak devam eden etkinlik olduğunda continue doing doğaldır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için train fiilini continue + -ing yapısıyla kullanın: I'm excited to ____ with the swim team next season.

Cevabı göster

continue training

So, thanks Anlatım akışı

5:00

Öyleyse, teşekkürler

and I love you guys.

5:01

ve sizi seviyorum arkadaşlar.

Anlatım akışı

“So, thanks and I love you guys.” ile sıcak bir kapanış

Bu cümlenin başındaki So, konuşanın ana içerikten kapanışa geçtiğini dinleyiciye bildirir. Dil bilgisi açısından burada bir söylem belirleyicisidir; kesin bir neden-sonuç ilişkisi kuran bir sözcük değildir. thanks izleyicilere teşekkür anlamı taşır, I love you guys ise sıcaklık ve yakınlık katar. İzleyiciye yönelik bu kullanımda love genellikle romantik aşkı değil, güçlü bir sevgi ve minnettarlığı anlatır; you guys izleyicilerin tamamını bir grup olarak ifade eder. Bu parçalar birlikte mesajı bitirirken samimi bağı da korur.

Alıştırma

Bu cümlenin samimi bir videonun sonunda nasıl işlediğini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. So kesin bir neden verir, geri kalan kısım ise yeni bir konu açar.
  2. So anlaşmazlık belirtir ve I love you guys tek bir izleyiciye yapılan romantik bir aşk ilanıdır.
  3. So kapanışa geçildiğini belirtir, thanks minnettarlığı ifade eder ve I love you guys izleyiciye yönelik sıcaklık katar.
Cevabı göster

So kapanışa geçildiğini belirtir, thanks minnettarlığı ifade eder ve I love you guys izleyiciye yönelik sıcaklık katar.