Akşamdan Kalmalığa Çözüm İçin 4 Adım: İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: İçki öncesinden ertesi sabaha uzanan bilimsel öneriler yiyecek, su, ilaç, kahvaltı ve kişisel sınırları ele alır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “ixnay on the vomit.” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Pig Latin şakasını “kusmamak” diye anlayın, komik üslubu tanıyın ve ixnay sözcüğünü resmî dilde kullanmayın. 2. “has been shown to contribute to hangovers.” — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: etkeni sonuca ihtiyatla bağlayan kalıbı tanıyın; onu tek veya kesin neden gibi göstermeyin. 3. “on the road to avoiding” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: hedefe ilerleme mecazını ve to sözcüğünün avoiding alan bir ilgeç olduğunu anlayıp ilerlemeyi doğal biçimde anlatın.
Bu derste
a night out: eğlenmek için dışarıda geçirilen bir akşam
Bu cümlede a night out; parti, bar, restoran veya gösteri gibi yerlere giderek ev dışında sosyalleşip eğlenilen bir akşam anlamına gelir. Geceyi açık havada geçirmek anlamına gelmez. have a night out kalıbı bütün akşamı tek bir sosyal etkinlik olarak sunar. Burada ayrıca o akşam yapılanların kişinin ertesi sabah kendini kötü hissetmesini açıklayabileceğini ima eder.
Alıştırma
Ev dışında sosyalleşerek geçirilen bir akşam anlamına gelen ders ifadesiyle İngilizce cümleyi tamamlayın: After weeks of staying in, we finally had ____ with friends.
Cevabı göster
a night out
woke up feeling + sıfat yapısı
Bu cümlede woke up feeling not so great, kişinin uyandığı anda fiziksel veya duygusal açıdan hoş olmayan bir durumda olduğunu belirtir. Not so great, iyi hissetmediğini söylemenin yumuşak ve dolaylı bir yoludur. wake up + feeling + sıfat veya durum ifadesi yapısı, woke up feeling tired, better ya da anxious örneklerinde olduğu gibi bir durumu uyanma anına bağlar. Feeling öznenin durumunu açıklar; woke up ile birlikte sıralanan ayrı bir ana eylem değildir.
Alıştırma
Cümleyi wake up + feeling + sıfat yapısının gerektirdiği tek sözcükle tamamlayın: After a full night's sleep, Maya woke up ____ refreshed and ready to work.
Cevabı göster
feeling
not so great: hafifletilmiş olumsuz bir ifade
Burada not so great; “kötü”, “rahatsız” veya “berbat durumda” demenin hafifletilmiş bir yoludur. İçki içtikten sonra uyanma bağlamında, neredeyse iyi hissetmeyi değil, akşamdan kalmanın verdiği rahatsızlığı ima eder. not so + adjective kalıbı, olumsuz bir değerlendirmeyi doğrudan söylemek yerine yumuşatır. Dinleyen kişi, durumdan ve ses tonundan daha güçlü olumsuz anlamı çıkarır.
Alıştırma
I woke up feeling not so great. cümlesinde not so great büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Kendimi mükemmelden yalnızca biraz daha kötü hissediyordum.
- Kendimi rahatsız veya kötü hissediyordum.
- Kendimi alışılmadık derecede enerjik hissediyordum.
Cevabı göster
Kendimi rahatsız veya kötü hissediyordum.
Until next week when it happens all over again. Kalıp ifadeler
0:05En azından gelecek hafta her şey baştan yaşanana kadar.
all over again: en baştan tekrar etmek
All over again, aynı sürecin veya deneyimin yalnızca bir bölümünün değil, tamamının baştan tekrar yaşanması anlamına gelir. Burada içki içme ve akşamdan kalma döngüsünün gelecek hafta geri dönmesini anlatır. Bu ifade tam bir tekrarı vurgular ve bağlama göre hayal kırıklığı, kabullenmişlik veya yorgun bir mizah duygusu yansıtabilir.
Alıştırma
Tüm sürecin baştan tekrarlanması gerektiğini belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The update erased my settings, so I had to configure everything ____.
Cevabı göster
all over again
here are the actual scientifically proven tips to help handle your hangover.
0:11akşamdan kalma hâlinle başa çıkmana yardım edecek, bilimsel olarak gerçekten kanıtlanmış öneriler şunlar.
while there are ... here are: önce ödünleme, sonra ana nokta
Burada while, ödünleyici bir arka plan sunar: konuşmacı, işe yaradığını iddia eden birçok hap ve efsane bulunduğunu kabul eder. Bu bağlamda during the time that değil, although anlamındadır. Ardından ana cümledeki here are ... dikkati konuşmacının asıl sunmak istediği bilgiye yöneltir. Başka durumlara da aktarılabilen While there are X, here are Y kalıbı önce X'i kabul eder, sonra Y'yi ana odak yapar.
Alıştırma
Cümlede vurgulanan bölümlerin bilgiyi düzenleme işlevi nedir?
- Bilimsel olarak kanıtlanmış önerileri hap ve efsane örnekleri olarak sunar.
- Birbiriyle yarışan iddiaların varlığını kabul eder, ardından konuşmacının kanıta dayalı ana listesini sunar.
- Haplar ve efsanelerin önerilerle aynı anda etkili olduğunu söyler.
Cevabı göster
Birbiriyle yarışan iddiaların varlığını kabul eder, ardından konuşmacının kanıta dayalı ana listesini sunar.
do the job: yeterince etkili olmak
Burada do the job, gerekli sonucu üretmek veya yeterince etkili olmak anlamına gelir. The job, akşamdan kalmalığa yardımcı olmak şeklindeki amaçlanan sonuçtur; istihdamı veya gerçek anlamda mesleki bir görevi ifade etmez. Başka durumlara da aktarılabilen X does, will, or should do the job kalıbı, bağlamda amacı belli olan bir araç, yöntem veya çözümün yeterli olup olmadığını değerlendirir.
Alıştırma
Cümleyi “amaç için yeterli olmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We do not need the premium plan; the basic version should ____.
Cevabı göster
do the job
Sure you want to look slim on your night out,
0:18Elbette gece dışarı çıktığında ince görünmek istersin,
while carbs prevent low blood sugar and ease nausea. Anlatım akışı
0:26karbonhidratlar ise kan şekerinin düşmesini önleyip mide bulantısını hafifletir.
but the fact is: bir görüşü kabul edip sonra düzeltmek
Sure, ince görünme isteğinin anlaşılır olduğunu önce kısaca kabul eder. Ardından but the fact is, dinleyicinin dikkatini bu istekten uzaklaştırıp konuşanın daha önemli ve gerçeğe dayalı olarak sunduğu bilgiye yöneltir. Bu kalıp, bir görüşü düzeltmeden veya ondan daha önemli bir noktayı göstermeden önce o görüşü kabul eder: [kabul], but the fact is + yan cümle. Yalnızca karşıtlık bildirmez; sonraki yan cümlenin sonuç için temel dayanak olarak görülmesi gerektiğini belirtir.
Alıştırma
Bir ekip arkadaşı “Starting tomorrow seems faster.” diyor. Hangi devam cümlesi belirleyici bir olgusal soruna en doğrudan geçişi yapar?
- But the fact is that half the team will be away tomorrow.
- But I think half the team will be away tomorrow.
- Meanwhile, half the team will be away tomorrow.
Cevabı göster
But the fact is that half the team will be away tomorrow.
slow down: bir sürecin daha yavaş gerçekleşmesini sağlamak
Burada slow down geçişli bir öbek fiildir: yağlı yiyecekler neden, alkolün emilimi ise etkilenen süreçtir. Bu sürecin hızını veya ilerleme oranını azaltmak anlamına gelir; bir şeyi aşağı doğru hareket ettirmek anlamına gelmez. Aynı slow down + süreç kalıbı büyüme, trafik, üretim, bir makine veya bedensel bir süreçteki değişimi anlatabilir. Sürecin tamamen durduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “sürecin daha yavaş gerçekleşmesini sağlamak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Closing unused apps can ____ battery drain.
Cevabı göster
slow down
İki etki grubunu karşılaştıran while
Burada while bir karşıtlık bağlayıcısıdır: ilk yan cümle yağlı yiyeceklerin etkilerini, while’dan sonraki yan cümle ise karbonhidratların farklı etkilerini verir. “... sırasında” değil, whereas ya da “buna karşılık” anlamında anlaşılabilir. Bu kullanım, bir yazarın iki paralel bilgi grubunu tek cümlede sunmasını sağlar. Okurken yan cümlelerin farklı özneleri veya olguları karşılaştırıp karşılaştırmadığına bakın; karşılaştırıyorsa while eşzamanlı olayları anlatmak yerine bir karşıtlık düzenliyor olabilir.
Alıştırma
“The basic plan is cheaper, while the premium plan includes more support” cümlesinde while neyi gösterir?
- Premium planın daha pahalı olmasının nedeni
- İki plan arasındaki karşıtlık
- Aynı anda gerçekleşen iki olay
Cevabı göster
İki plan arasındaki karşıtlık
ixnay on the vomit: Pig Latin tarzı şakacı argo
Ixnay, “hayır”, “dur” veya “ortadan kaldır” anlamındaki nix sözcüğünün Pig Latin tarzında şakacı bir biçimde değiştirilmiş hâlidir. Ixnay on the ... kalıbında konuşan kişi, sonrasında gelen şeyi şaka yollu reddeder veya devre dışı bırakır. Burada ixnay on the vomit yaklaşık olarak “kusmak yok” veya “kusmaktan kaçınalım” demektir; ixnay adlı bir şeyle ilgili gerçek anlamlı bir talimat değildir. Bu kelime oyunu, mide bulantısını hafifletmeyle ilgili önceki iddiayı komik bir özete dönüştürür. Tıbbi bir terim veya kesin bir garanti değil, özellikle hafif ve şapşal bir ton bildirir.
Alıştırma
Bu cümlede ixnay on the vomit ne anlatıyor?
- “Kusmak yok” veya “kusmaktan kaçınalım” demenin şakacı bir yolu
- Yemek yerken aynı anda kusma talimatı
- Alkolün yol açtığı mide bulantısının tıbbi adı
Cevabı göster
“Kusmak yok” veya “kusmaktan kaçınalım” demenin şakacı bir yolu
This also gives your body more time to process the harmful byproducts of alcohol, Dilbilgisi
0:31Bu ayrıca vücuduna alkolün zararlı yan ürünlerini işlemesi için daha fazla zaman tanır;
gives your body more time to process: give + nesne + zaman + to-infinitive
gives your body more time to process ifadesinde gives, bir şeyi elden vermek değil, sağlamak veya olanak tanımak anlamındadır. your body alan taraftır, more time alınan şeydir ve to process ek zamanın ne için olduğunu belirtir. Buradaki process, bir maddeyi işlemek ve parçalamak anlamındaki bir fiildir. Yeniden kullanılabilir yapı give + kişi veya şey + more time + to-infinitive biçimindedir. Bir seçimin, ertelemenin veya daha yavaş bir temponun bir eylemi tamamlamak için nasıl ek zaman yarattığını açıklar.
Alıştırma
Hangi cümle bir faydayı açıklamak için give + nesne + more time + to-infinitive yapısını doğru kullanır?
- Starting early gave Maya more time to revise her essay.
- Starting early gave more time Maya to revise her essay.
- Starting early gave Maya more time for revise her essay.
Cevabı göster
Starting early gave Maya more time to revise her essay.
which can be explained in a previous video here,
0:35bunları buradaki önceki videomuzda açıklamıştık
which means you'll be peeing out more fluid than you're taking in. Öbek fiiller
0:45yani aldığından daha fazla sıvıyı idrarla atarsın.
diuretic: idrar üretimini artıran bir madde
Burada a diuretic, vücudun daha fazla idrar üretip atmasını sağlayan bir maddeyi ifade eder. Cümle alkolü bu etkisine göre sınıflandırır ve ardından gelen which means yan cümlesi bu etkiyi günlük dille hemen açıklar. Diuretic, a diuretic örneğindeki gibi sayılabilen bir isim veya a diuretic effect örneğindeki gibi bir sıfat olabilir. Anlam bakımından diet ya da digestion ile ilgili değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede diuretic doğru kullanılmıştır?
- This medicine is a diuretic, so it helps the body digest food.
- This medicine is a diuretic, so it prevents any fluid from leaving the body.
- This medicine is a diuretic, so it may increase urine production.
Cevabı göster
This medicine is a diuretic, so it may increase urine production.
Taking in: sıvıyı vücuda almak
Bu karşılaştırmada taking in, bir sıvıyı içerek veya başka bir şekilde tüketerek vücuda almak anlamına gelir. Karşılaştırma neyin kastedildiğini zaten açıkça gösterdiği için tekrarlanan fluid nesnesi taking in ifadesinden sonra söylenmemiştir. in parçacığı içeri doğru hareketi belirtir ve out ile karşıtlık oluşturur. Daha genel olarak take in, bir kişinin, vücudun veya sistemin su, hava ya da enerji gibi bir maddeyi almasını anlatabilir.
Alıştırma
'During the hike, Maya lost more water than she was taking in,' cümlesinde taking in ne anlama gelir?
- Su tüketmek veya emmek
- Ne kadar su olduğunu anlamak
- Su tarafından kandırılmak
Cevabı göster
Su tüketmek veya emmek
your other organs start to steal it from the brain,
0:49diğer organlar suyu beyninden çekmeye başlar,
Causing it to literally shrink: cause + nesne + to-infinitive
Causing it to literally shrink, çekimli olmayan bir sonuç yan cümlesidir. Önceki cümleciğe bağlanır ve önceki eylemin bu sonucu doğurduğunu belirtir; causing, start ile eş görevli yeni bir çekimli fiil değildir. Yapı cause + nesne + to-infinitive biçimindedir: causing + it + to shrink; literally ise shrink fiilinin önüne yerleştirilmiştir. Buradaki it, suyu değil beyni gösterir. Bu kalıp, etkilenen şeyi ve ortaya çıkan değişimi kısa biçimde belirtir.
Alıştırma
Cümleyi cause + nesne + to-infinitive sonuç kalıbıyla tamamlayın: A software error doubled every charge, ____ every customer ____ pay twice.
Cevabı göster
causing · to
And do yourself a favor by choosing lighter-colored liquors. Ton ve niyet
0:57Ayrıca kendine bir iyilik yap ve daha açık renkli içkileri tercih et.
do yourself a favor: kendi yararın için verilen tavsiye
Bu cümlede do yourself a favor, konuşanın dinleyiciye yarar sağlayacağına inandığı bir tavsiyeyi başlatır. Dinleyiciden konuşana yardım etmesini istemez. Ardından gelen by + -ing yapısı tavsiye edilen eylemi belirtir: by choosing lighter-colored liquors. Daha genel olarak do yourself a favor and + fiil, birini mantıklı bir adım atmaya teşvik etmenin yaygın bir yoludur.
Alıştırma
“Kendi yararın için bu mantıklı adımı at” anlamındaki ifadeyle tavsiyeyi tamamlayın: ____ and save a copy of your passport before the trip.
Cevabı göster
Do yourself a favor
Dark drinks like red wine, bourbon, brandy,
1:00Kırmızı şarap, burbon ve brendi gibi koyu renkli içkilerde,
These congeners act as extra toxic chemicals that your body has to eliminate.
1:06Bu konjenerler, vücudun ayrıca atmak zorunda olduğu zehirli kimyasallar gibi davranır.
congeners: alkolle birlikte bulunan bileşikler
Burada congeners, alkollü bir içecekte etanol ve suya ek olarak bulunan bileşikleri ifade eden çoğul bir teknik addır; bunların birçoğu fermantasyon, damıtma veya yıllandırma sırasında oluşur. Sonraki cümle, konuşanın terimin burada nasıl anlaşılmasını istediğini açıklar: vücudun atması gereken ek kimyasallar olarak. something called X ifadesini These X... yapısının izlemesi yararlı bir bağlamsal tanım ipucudur: ilk cümle bilinmeyen terimi tanıtır, sonraki cümle de onu tanımlar veya betimler.
Alıştırma
Cümleyi, etanolle birlikte bulunan bileşiklerin teknik çoğul adıyla tamamlayın: Darker spirits often contain more ____ than clear spirits.
Cevabı göster
congeners
fit in this category: sınıflandırma ölçütlerine uymak
Bu cümlede fit in this category, “ölçütleri karşılamak ve bu grupta sınıflandırılmak” anlamına gelir. Söz konusu grup, daha önce bahsedilen ve daha yüksek yoğunlukta konjener içeren koyu renkli alkollü içecekler kategorisidir. Burada fit in soyut anlamdadır: Bir nesne, durum veya fikir, özellikleri kategoriyle uyuştuğunda fit in a category olabilir. Bu kullanım, fiziksel olarak yeterli yer olup olmadığını ya da bir kişinin sosyal açıdan kabul edilip edilmediğini anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede fit in this category aynı soyut sınıflandırma anlamıyla kullanılmıştır?
- Maya moved schools but soon fit in.
- This suitcase will fit in this compartment.
- These reports fit in this category because they use the same method.
Cevabı göster
These reports fit in this category because they use the same method.
never been sicker does apply. Dilbilgisi
1:13en kötü hâlin kapıda” şeklindeki eski kafiyeli söz gerçekten geçerlidir.
does apply ifadesindeki vurgulu does
Olumlu does apply ifadesinde does, vurgu yapan bir yardımcı fiildir. Özne the age-old rhyme, apply ise yalın hâldeki ana fiildir; does, bu kafiyeli sözün burada gerçekten ilgili veya geçerli olduğu iddiasını güçlendirir. Olumlu bir cümlede kullanılan do/does/did + fiilin yalın hâli yapısı genellikle bir varsayımı düzeltmek, karşıtlığı belirtmek veya kesin bir doğrulama yapmak için kullanılır. Soru oluşturmaz ve does, apply fiilinin yerine geçmez.
Alıştırma
Şüpheye rağmen kuralın ilgili olduğunu doğal ve kesin biçimde doğrulayan cümle hangisidir?
- The rule applies here.
- Does the rule apply here?
- The rule does apply here.
Cevabı göster
The rule does apply here.
beer before liquor, never been sicker: geleneksel bir içki kafiyesi
Bu cümle, İngilizcedeki geleneksel bir içki kafiyesinden alıntı yapar. Kısaltılmış biçiminde beer before liquor, önce bira ve ardından damıtılmış sert içki içmek anlamına gelir; never been sicker ise bu sıranın kişiyi özellikle kötü hissettirebileceği konusunda uyarır. Konuşmacı, savını desteklemek için bu kafiyeyi tanıdık bir halk bilgeliği olarak kullanır. Bu söz, kesin bir tıbbi kural değil, akılda kalıcı bir deyiş olarak anlaşılmalıdır. Never been sicker, kafiye ve etki için dil bilgisel olarak kısaltılmıştır; normal düzyazıda düşünce “you have never felt sicker” ifadesine daha yakın olurdu.
Alıştırma
Konuşmacı “beer before liquor, never been sicker” sözünü alıntılayarak ne yapıyor?
- İçki içen herkesin uyması gereken kelimesi kelimesine bir dil bilgisi kuralı vermek.
- Bira ile sert içkinin tam olarak aynı kategoriye ait olduğunu söylemek.
- Tanıdık, kafiyeli bir uyarıyı halk bilgeliği olarak kullanmak; kesin bir tıbbi yasa ileri sürmemek.
Cevabı göster
Tanıdık, kafiyeli bir uyarıyı halk bilgeliği olarak kullanmak; kesin bir tıbbi yasa ileri sürmemek.
increases the rate of absorption of alcohol: alkolün emilim hızını artırmak
Increases the rate of absorption of alcohol, alkolün daha hızlı emilmesini sağlamak anlamına gelir. Yapı increase the rate of + isim/süreç şeklindedir; absorption of alcohol, hızı değişen süreci adlandırır. Burada rate, zaman içindeki hız anlamına gelir; fiyat, puan, oran veya sonunda emilen toplam miktar anlamına gelmez. Bu ayrım bilimsel, tıbbi ve beslenmeyle ilgili metinlerde yararlıdır.
Alıştırma
Nemin daha hızlı emildiği anlamına gelen hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: The new material ____.
Cevabı göster
increases the rate of absorption of moisture
but it's better than your head exploding tomorrow morning.
1:24ama bu, yarın sabah başın patlayacakmış gibi hissetmekten iyidir.
It's non-caffeinated and inhibits the release of something called prostaglandin,
1:29Kafein içermez ve prostaglandin denen bir maddenin salınımını engeller;
which has been shown to contribute to hangovers. Kalıp ifadeler
1:33bu maddenin akşamdan kalmaya katkıda bulunduğu gösterilmiştir.
has been shown to contribute to + sonuç
Has been shown to, kanıt bildirmek için kullanılan present perfect edilgen bir kalıptır. Mevcut araştırma veya gözlemlerin bir bulguyu ortaya koyduğunu söylerken araştırmacıları ya da çalışmaları adlandırmaz. Buradaki which, prostaglandin sözcüğüne gönderme yapar. Contribute to, bir sonucu tek başına mutlaka oluşturmak değil, o sonucu ortaya çıkaran etkenlerden biri olmak demektir. Bu kalıptaki to bir edattır; bu yüzden ardından isim, isim öbeği veya -ing biçimi gelir: has been shown to contribute to + sonuç.
Alıştırma
Hangi cümle, ekran parlamasının tek ve kesin neden değil, etkenlerden biri olduğunu kanıta dayanarak dikkatli biçimde bildirir?
- Screen glare may be unrelated to eye strain.
- Screen glare definitely causes all eye strain.
- Screen glare has been shown to contribute to eye strain.
Cevabı göster
Screen glare has been shown to contribute to eye strain.
stay away from + isim veya -ing biçimi
Stay away from, bir kişiden, yerden, şeyden veya etkinlikten bilinçli olarak kaçınmak demektir. Fiziksel uzaklığı anlatabilse de burada asetaminofen kullanmama yönünde doğrudan bir uyarıdır. Emir yapısı stay away from + nesne içinde you öznesi söylenmeden anlaşılır. Bu ifade, bir tavsiyeyi kararlı ve günlük bir sınıra ya da güvenlik uyarısına dönüştürür.
Alıştırma
‘Yaklaşma’ anlamındaki stay + away + edat yapısıyla doğrudan güvenlik uyarısını tamamlayın: Because the wires are exposed, ____ the panel.
Cevabı göster
stay away from
most commonly called Tylenol in North America. Kültür
1:37Kuzey Amerika'da genellikle Tylenol olarak bilinir.
Kuzey Amerika’da Tylenol: bölgesel bir marka adı
Bu cümlede Tylenol ikinci bir etkin madde değildir. İlgili etkin maddesi asetaminofen olan ürünlerde kullanılan bir marka adıdır; “in North America” ifadesi de bu adlandırma alışkanlığını belirli bir bölgeyle sınırlar. Başka durumlara aktarılabilecek nokta şudur: Sağlık bilgileri aynı ilaç için jenerik adı, bölgesel başka bir jenerik adı veya marka adını kullanabilir. Tanımadığınız adların farklı ilaçlara ait olduğunu varsaymak yerine etkin maddeyi kontrol edin.
Alıştırma
Cümledeki “Tylenol in North America” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Tylenol ve acetaminophen iki farklı etkin maddedir.
- Tylenol, Kuzey Amerika’da acetaminophen ile ilişkilendirilen bir marka adıdır.
- Tylenol dünyanın her yerinde kullanılan jenerik addır.
Cevabı göster
Tylenol, Kuzey Amerika’da acetaminophen ile ilişkilendirilen bir marka adıdır.
Acetaminophen is extremely harsh on your liver, Kalıp ifadeler
1:39Asetaminofen karaciğerini son derece zorlar
and in combination with alcohol can do some severe damage. Kalıp ifadeler
1:41ve alkolle birlikte alındığında ciddi hasara yol açabilir.
harsh on your liver: zararlı veya yıpratıcı bir etki
Burada “harsh on your liver”, karaciğer üzerinde güçlü biçimde zararlı, tahriş edici veya yıpratıcı bir etki oluşturmak demektir. Kalıp harsh on + etkilenen vücut bölümü, malzeme veya sistem şeklindedir; on, olumsuz etkiyi alan unsuru tanıtır. Başka bağlamlarda harsh; sert sözleri, muameleyi, havayı veya koşulları anlatabilir. Burada birinin karaciğere sert konuşması değil, fiziksel etki anlatılır.
Alıştırma
Hangi cümlede harsh, bir vücut bölümü üzerindeki olumsuz fiziksel etkiyi anlatmak için en doğal biçimde kullanılmıştır?
- This medicine can be harsh toward your stomach.
- This medicine can be harsh on your stomach.
- This medicine can be harsh with your stomach.
Cevabı göster
This medicine can be harsh on your stomach.
Do Some Severe Damage: Do + Damage Eşdizimi
Bu cümlede do some severe damage, “ciddi zarar vermek” anlamına gelir. Bu birleşimin karaciğere ağır zarar verebileceği belirtilir; some, zararın hafif olduğunu değil, miktarının belirtilmediğini gösterir. İngilizcede do, sayılamayan damage ismiyle yaygın olarak kullanılır: do damage, do serious damage veya do a lot of damage. Damage burada sayılamayan bir isim olduğu için normalde çoğul yapılmaz ve a damage şeklinde kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki dört sözcüklü do + damage ifadesiyle tamamlayın: Even a short electrical fire can ____ to the wiring.
Cevabı göster
do some severe damage
Make All the Difference: belirleyici bir etki
Make all the difference, “belirleyici etken olmak” veya “sonucu önemli ölçüde değiştirmek” anlamına gelen bir deyimdir. Burada kahvaltının sabahın nasıl geçeceğini güçlü biçimde etkileyebileceği vurgulanır; ifade, olası her farkı yaratmak anlamına gelmez. Kalıp make all the difference şeklindedir. Etkilenen kişi veya şeyi belirtmek için ardından to + isim, bağlamı belirtmek için de in + durum gelebilir. Bir seçimin, ayrıntının veya eylemin ilk bakışta göründüğünden çok daha büyük bir etkisi olduğunda kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “belirleyici etken olmak” anlamındaki dört sözcüklü deyimle tamamlayın: Bringing a printed copy of the address could ____ if your phone dies.
Cevabı göster
make all the difference
an amino acid which is required in the breakdown of alcohol to acetate.
1:48bu, alkolün asetata parçalanması için gerekli bir amino asittir.
“cysteine, an amino acid”: açıklayıcı eş görevli ad öbeği
“cysteine, an amino acid” ifadesinde “an amino acid” ad öbeği açıklayıcı bir eş görevli ögedir: cysteine sözcüğünü daha genel ve tanıdık bir kategoriyle yeniden adlandırır. Virgüller, bu öbeğin ek açıklama olduğunu; ikinci bir madde ya da başka bir özne olmadığını gösterir. Ardından gelen “which” yan cümlesi “an amino acid” ifadesine bağlanır ve onun rolünü açıklamayı sürdürür. Bilimsel metinlerde “özel terim+genel kategori” kalıbı, bilinmeyen bir terimi hemen tanımlamak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede “an amino acid” ifadesinin görevi nedir?
- Cysteine sözcüğünden ayrı yeni bir özne olur.
- Cysteine sözcüğünü yeniden adlandırır ve genel kategorisini belirtir.
- Yumurtada bulunan ikinci bir maddenin adını verir.
Cevabı göster
Cysteine sözcüğünü yeniden adlandırır ve genel kategorisini belirtir.
which is essential for brain, muscle, and body function,
1:53potasyum beynin, kasların ve vücudun işleyişi için gereklidir.
and fruit juice contains vitamins and fructose, Dilbilgisi
1:56Meyve suyu da vitaminler ve fruktoz,
“fructose, or fruit sugar”: açıklayıcı or
Burada “or fruit sugar”, “fructose” sözcüğünü daha tanıdık kelimelerle yeniden adlandırır. İki virgül arasında kullanılan “or”, “yani” veya “başka bir deyişle” anlamındadır; seçilecek iki ayrı bileşen sunmaz. Bu, yaygın bir açıklama kalıbıdır: teknik terim, or günlük ad, ... İkinci öbek birinciyle aynı şeyi ifade ederken okuyucunun onu anlamasına yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede “fructose, or fruit sugar,” ifadesinin doğru yorumu hangisidir?
- Okuyucu fructose ile fruit sugar arasında seçim yapmalıdır.
- “Fruit sugar”, “fructose” sözcüğünü açıklayan tanıdık bir addır.
- Fruit sugar, ayrı ve ek bir bileşen olarak listelenmiştir.
Cevabı göster
“Fruit sugar”, “fructose” sözcüğünü açıklayan tanıdık bir addır.
which gives you energy and increases the rate at which your body excretes toxins. Dilbilgisi
1:59bu da enerji verir ve vücudunun toksinleri atma hızını artırır.
the rate at which + yan cümle
the rate at which your body excretes toxins ifadesinde rate ölçülen hızı adlandırır, at which ise hangi sürecin ölçüldüğünü belirten yan cümleyi başlatır. İfade, “vücudunuzun toksinleri ne kadar hızlı attığı” anlamına gelir. at edatı, something happens at a rate kalıbından gelir. İlgi cümlesi yapısında at, which sözcüğünden önce yer alır: the rate + at which + özne + fiil.
Alıştırma
Cümleyi “ne kadar hızlı” anlamına gelen resmî yapıyla tamamlayın: Researchers tracked ____ the new cells grew.
Cevabı göster
the rate at which
perhaps the most important rule: belki de en önemli kural
Perhaps, konuşanın iddiaya bağlılık derecesini yumuşatır: sıralama, tartışılmaz bir gerçek yerine dikkatli bir değerlendirme olarak sunulur. Bu, üstünlük anlamını ortadan kaldırmaz. The most important rule, bu tavsiyeyi önceki ayrıntıların üstünde sıralar ve sonuç niteliğindeki ana mesajı belirtir. Birlikte kullanıldıklarında önerinin tonu ihtiyatlı, bilgi yapısındaki vurgusu ise güçlü olur.
Alıştırma
Bir konuşmada “perhaps the most important rule” neyi belirtir?
- Kuralın herhangi bir önem taşıyıp taşımadığı konusunda belirsizlik
- Bu kuralın en yüksek önceliği hak ettiğine dair ihtiyatlı bir değerlendirme
- Bütün kuralların aynı önceliğe sahip olduğu yönünde bir ifade
Cevabı göster
Bu kuralın en yüksek önceliği hak ettiğine dair ihtiyatlı bir değerlendirme
Know your limit: kişisel sınırı bilmek ve korumak
Know your limit, bir şeyin sizin için güvensiz, sağlıksız veya aşırı hâle geldiği noktayı anlamanızı ve bu noktayı aşmamanızı öğütleyen kısa bir ifadedir. Buradaki limit, herkes için geçerli tek bir sayı değil, kişinin kaldırabileceği alkol miktarıdır. İyelik bildiren your, sınırın kişisel olduğunu gösterir. Aynı kalıp egzersiz, iş yükü, harcama veya sosyal baskı karşısında öz denetimi teşvik etmek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Bir kişi bir içki daha içip içmemeye karar veriyor. Know your limit ona ne yapmasını öğütler?
- Yasaların izin verdiği en yüksek miktarı bulup her zaman o kadar içmek.
- Kendi güvenli eşiğini fark edip aşmadan önce durmak.
- Diğer herkesin kaldırabildiği miktarla aynı miktarı içmek.
Cevabı göster
Kendi güvenli eşiğini fark edip aşmadan önce durmak.
races, and individuals when it comes to alcohol. Kalıp ifadeler
2:07etnik kökenler ve bireyler arasında büyük farklar vardır.
Konu çerçevesi olarak when it comes to alcohol
When it comes to alcohol, konuyu belirleyen bir ifadedir. Alkol konusunda veya alkolü değerlendirirken anlamına gelir; böylece dinleyiciye büyük farklılıklarla ilgili yorumun bu konuyla sınırlı olduğunu bildirir. Sabit when it comes to + isim veya -ing biçimi yapısında it, belirli bir şeye gönderme yapmayan yapısal bir yer tutucudur. Ayrıca to ifadenin bir parçası olarak kalmalıdır.
Alıştırma
Konuyu belirleyen ifadeyi eksik sözcüklerle tamamlayın: The laptop is powerful, but ____ battery life, this model is average.
Cevabı göster
when it comes to
But by using these simple strategies in the right order, Dilbilgisi
2:10Ancak bu basit yöntemleri doğru sırayla uygularsan
you'll be on the road to avoiding those pounding hangovers. Deyimler
2:12başını zonklatan o akşamdan kalma hâllerinden kaçınma yoluna girersin.
By using ...: yöntemi sonuçtan önce sunmak
Cümle başındaki by + -ing öbeği, “Sonuç nasıl gerçekleşecek?” sorusunu yanıtlar. Burada by, “bir yöntem aracılığıyla” anlamına gelen bir edattır; bu yüzden ardından using gibi -ing biçimi gelir. Ana cümle beklenen sonucu belirtir. Yöntemi başa koymak düşünceyi “yöntem → sonuç” şeklinde düzenler. Bu yapı yönergelerde, tavsiyelerde ve süreç açıklamalarında kullanışlıdır. Yöntemi özellikle vurgulamak gerekmiyorsa aynı by öbeği sonuç cümleciğinden sonra da gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, sonucu vermeden önce yöntemi sunmak için by + -ing yapısını kullanır?
- Because the map was clear, we found the shortest route.
- By checking the map first, we found the shortest route.
- By noon, we found the shortest route.
- The map was checked by Elena before we left.
Cevabı göster
By checking the map first, we found the shortest route.
On the road to avoiding: kademeli ilerleme ve edat olan to
On the road to burada mecazi anlamdadır: gerçek bir yolda yolculuk etmeyi değil, bir sonuca doğru ilerleme kaydetmeyi ifade eder. Bu cümlede stratejilerin sizi ağır akşamdan kalma durumlarından kaçınmaya yaklaştırması beklenir, ancak sonuç garanti edilmez. Bu ifadede to bir edattır. Bir edattan sonra isim veya -ing biçimi gelebilir; bu nedenle avoiding doğrudur. On the road to recovery ve on the road to improving aynı kalıbı kullanır.
Alıştırma
Cümleyi, bir sonuca doğru kademeli ilerlemeyi ifade eden ders kalıbıyla tamamlayın: After three weeks of physical therapy, Lena is ____ full use of her shoulder.
Cevabı göster
on the road to regaining
Until next week, when you do it again: başa gönderme yapan bir final
“Until next week” ilk olarak “gelecek hafta görüşürüz” anlamına gelen alışılmış bir kapanış sözü gibi duyulur. Başlangıçta aynı döngünün sonraki hafta yeniden yaşanacağı zaten öngörüldüğü için bu ifade sonu tekrar başa bağlar. Ardından gelen “when you do it again”, tekrarın yalnızca mümkün değil, beklenen bir şey olduğunu gösterir. Buradaki do it, toparlanma adımlarını yeniden uygulamak değil, tekrar akşamdan kalacak kadar içmek anlamına gelir; bu ters köşe konuyu tamamlar ve kendisiyle alay eden, takılmacı bir final esprisi yaratır.
Alıştırma
Bu bağlamda “Until next week, when you do it again” şeklindeki final ne sağlar?
- İzleyicilere içkiyle ilgisi olmadan toparlanma talimatlarını her hafta tekrarlamalarını söyler.
- Daha önce sözü edilen yeni bir içki ve akşamdan kalma döngüsü öngörüsünü hatırlatır ve bu tekrarı final esprisine dönüştürür.
- Konuşanın zamanı kalmadığı için mevcut açıklamayı erteler.
Cevabı göster
Daha önce sözü edilen yeni bir içki ve akşamdan kalma döngüsü öngörüsünü hatırlatır ve bu tekrarı final esprisine dönüştürür.
Got a burning question you want answered? Notlar
2:18Yanıtını öğrenmek için can attığın bir soru mu var?
burning question: gerçek ateş değil, güçlü merak
burning question ifadesinde burning mecazidir: soru o kadar önemli veya ilginç gelir ki konuşan kişi cevabı öğrenmeyi çok ister. Gerçek bir yangını, tehlikeyi veya öfkeyi değil, güçlü ve ısrarlı bir merakı vurgular. Baştaki “Got a ...?” konuşma dilinde “Have you got a ...?” ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Burada tüm soru, izleyicileri özellikle anlamak istedikleri bir konuyu göndermeye davet eder.
Alıştırma
“Cevabını öğrenmeyi son derece istediğiniz bir soru” anlamındaki bu dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: “Before the interview ends, I have one ____ about your new discovery.”
Cevabı göster
burning question
question you want answered: düşürülmüş ilgi sözcüğü ve want + nesne + geçmiş zaman ortacı
question you want answered ifadesinin açık hâli question that you want answered biçimindedir. İlgi sözcüğü that düşürülmüştür; ilgi cümleciğinde eksik olan öge o cümleciğin öznesi olmadığında bu düşürme yaygındır. Yapı, want the question answered kalıbından gelir: question, answer eylemine maruz kalan ögedir; kimin cevap vereceği belirtilmez. Dolayısıyla “birinin cevaplamasını istediğiniz soru” veya “cevaplanmasını istediğiniz soru” anlamına gelir. Bu kalıp başka isimleri de niteleyebilir: isim + özne + want + geçmiş zaman ortacı, öznenin o isim için istediği sonucu anlatır.
Alıştırma
Birinin soruyu cevaplaması gerektiğini anlatmak için İngilizce cümleyi want ve answer fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: This is the question I ____ before the meeting.
Cevabı göster
want answered
Ask it in the comments or on Facebook and Twitter,
2:20Yorumlarda ya da Facebook ve Twitter'da sor,