Dünyanın En Sevilesi İnsanlarını Nasıl Tanırsınız?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
374 kelime 160 kel/dk

Video tanıtımı: Acısıyla yüzleşip normal görünme çabasını bırakan kişiler umutsuzluğa yargılamadan veya zoraki iyimserlik dayatmadan eşlik edebilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. haven't really heard of - Eşdizimler: hear of birinin ya da bir şeyin varlığından haberdar olmayı anlatır; really olumsuzluğu yumuşatıp az tanınırlık bildirir, işitmemeyi değil. 2. don't give a jot about - Deyimler ve mecazlı dil: Bu gündelik ifade hiç önemsememek demektir; jot gerçek anlamlı değildir ve eski tınlar. 3. let their humor get very dark - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: let + nesne + yalın fiil değişime izin verir; get + sıfat yeni durumu göstererek tonun veya üslubun kararmasını anlatır.

Bu derste

Who are the loveliest people in the world? Anlatım akışı

0:04

Dünyadaki en sevimli insanlar kimlerdir?

Anlatım akışı

Retorik bir açılış olarak Who are the loveliest people in the world?

Bu açılış sorusu retorik bir sorudur: Konuşmacı, dinleyicilerden hemen bir insan listesi istemek yerine bunu konuşmanın ana sorusu olarak ortaya koyar. Bu soru merak uyandırır ve dinleyicilere bundan sonra neye dikkat etmeleri gerektiğini gösterir. Ardından konuşmacı, akla ilk gelen cevapları reddedip loveliest sözcüğüne yeni bir anlam verebilir.

Alıştırma

Bir konuşmanın başında “Who are the loveliest people in the world?” sorusunun temel amacı nedir?

  1. Konuşmacının cevaplayacağı bir soruyu ortaya koyup merak uyandırmak
  2. Dinleyicilerin loveliest sözcüğünü bilip bilmediğini ölçmek
  3. Dinleyicilerden hemen belirli kişilerin adlarını söylemelerini istemek
Cevabı göster

Konuşmacının cevaplayacağı bir soruyu ortaya koyup merak uyandırmak

They're not the famous ones or the respected ones, Dilbilgisi

0:07

Onlar ünlü ya da saygıdeğer olanlar,

the worthy ones,

0:10

üstün nitelikli olanlar,

and the powerful ones.

0:11

ve güçlü olanlar değildir.

Dilbilgisi

İnsan grupları için the + sıfat + ones yapısı

Burada ones, bağlamdan bilinen sayılabilen people isminin yerine kullanılan çoğul bir sözcüktür. The famous ones, the famous people anlamına gelir ve diğer ones kullanımları da aynı şekilde çalışır; bir sayısını ifade etmez. Tekrarlanan the + sıfat + ones kalıbı, people sözcüğünü tekrar etmeden grupları paralel biçimde sıralar. Tek bir şey için one, birden fazla şey için ones kullanın.

Alıştırma

Backpacks sözcüğünü tekrarlamadan cümleyi tamamlayan çoğul sözcüğü yazın: I don't want the heavy backpacks; I want the light ____.

Cevabı göster

ones

They're the ones you haven't really heard of Kalıp ifadeler

0:13

Onlar, adını hiç duymadığınız,

Kalıp ifadeler

haven't really heard of: adı neredeyse hiç tanımamak

To hear of someone or something, o kişinin ya da şeyin var olduğunu bilmek veya adını tanımak anlamına gelir. Gerçekten bir ses duymak anlamına gelmez. Burada haven't really heard of, dinleyenin bu kişileri büyük ölçüde tanımadığını anlatır. not really ifadesi, sözü never heard of kadar kesin olmaktan çıkarır: dinleyen bir isme rastlamış olabilir ama onu net biçimde tanımıyordur.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın yazarın adını tanıdığını ancak eserleri hakkında çok az şey bildiğini anlatır?

  1. I heard about that author speaking at the library yesterday.
  2. I've heard of that author, but I haven't read any of her books.
  3. I listened to that author for an hour.
Cevabı göster

I've heard of that author, but I haven't read any of her books.

who long ago shed their pride, Deyimler

0:15

gururlarından çoktan vazgeçmiş,

Deyimler

shed their pride: gururu bırakmak

Shed sözcüğü gerçek anlamıyla saç, deri veya giysi gibi bir dış katmanın dökülmesini ya da çıkarılmasını anlatır. Soyut pride adıyla kullanıldığında bir benzetme oluşturur: gurur, çıkarılabilen bir katman gibi ele alınır. Bu cümlede shed their pride, gururlarına tutunmayı bıraktıkları ve zayıflıklarıyla dürüstçe yüzleşmeye istekli oldukları anlamına gelir. Eylem isteyerek yapılmıştır; başka birinin onları küçük düşürdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu İngilizce cümlede shed his pride ne anlama gelir? After weeks of struggling alone, Leo shed his pride and asked for help.

  1. Sorunu tek başına çözdüğü için daha da gururlandı.
  2. Yardım istemesini engelleyen gururunu bıraktı.
  3. Kendisine ait bir nesneyi düşürdü.
Cevabı göster

Yardım istemesini engelleyen gururunu bıraktı.

who can tell you frankly how lonely and sad they are, Dilbilgisi

0:17

ne kadar yalnız ve üzgün olduklarını size açıkça söyleyebilen,

Dilbilgisi

how lonely and sad they are ifadesindeki bildirme söz dizimi

“how lonely and sad they are” ifadesinde how, tell fiilinin aktardığı içeriği başlatır ve yalnızlık ile üzüntünün derecesini vurgular. Bu, doğrudan bir soru değildir. Bu yan cümle daha büyük bir cümlenin içine gömülü olduğu için bildirme cümlesi söz dizimini korur: how + sıfat(lar) + özne + fiil. “how lonely and sad they are” denir; “how lonely and sad are they” denmez.

Alıştırma

Hangi cümle derece belirtmek için gömülü bir how yan cümlesini doğru kullanıyor?

  1. Emma realized how difficult the decision was.
  2. Emma realized how difficult was the decision.
  3. Emma asked, “How difficult was the decision?”
Cevabı göster

Emma realized how difficult the decision was.

who can face their self-hatred and accept their regrets. Kalıp ifadeler

0:21

kendilerinden nefret etmeleriyle yüzleşebilen ve pişmanlıklarını kabullenebilen insanlardır.

Kalıp ifadeler

face their self-hatred ... accept their regrets: kendine duyulan nefretle yüzleşmek ve pişmanlıkları kabullenmek

Burada face, “yüzünü bir şeye dönmek” değil, “dürüstçe yüzleşmek” anlamına gelir. Face their self-hatred, kişinin kendisine yönelik yoğun olumsuz duygularını fark edip doğrudan ele alması demektir. Accept their regrets, pişmanlıkları inkâr etmek yerine onların varlığını kabul etmek demektir. Bu, pişmanlığa yol açan geçmiş davranışları onaylamak anlamına gelmez. Paralel kullanılan iki fiil birlikte iki hareketi gösterir: acı veren bir duyguyla yüzleşmek ve değiştirilemeyecek olanı kabul etmek.

Alıştırma

face ve accept kelimelerini birer kez kullanın. Önce “utançla doğrudan yüzleşmek”, sonra “pişmanlıkları inkâr etmeden kabul etmek” anlamını verin: We need to ____ our shame and ____ our regrets.

Cevabı göster

face · accept

They aren't just unhappy.

0:25

Sadece mutsuz değildirler.

There're plenty of boring and frightening ways to be that.

0:27

Mutsuz olmanın pek çok sıkıcı ve korkutucu yolu vardır.

They've come to an optimal perspective on their unhappiness.

0:30

Kendi mutsuzluklarına karşı en uygun bakış açısına ulaşmışlardır.

You could tell them about the strangest,

0:34

Onlara kendinizle ilgili en garip,

oddest, most lamentable things about you,

0:36

en tuhaf, en acınası şeyleri anlatabilirsiniz,

and know that they understood it all at once Kelime

0:40

ve hepsini anında içselleştirerek anlayacaklarını

from the inside. Deyimler

0:43

bilirsiniz.

Kelime

“Birdenbire” anlamındaki all at once

Bu cümlede all at once, “birdenbire” veya “tek bir anda” anlamına gelir. Anlayışın hemen oluştuğunu gösterir. Bu ifade, birkaç şeyin aynı anda gerçekleşmesini de anlatabilir. Ancak burada anlamamaktan anlamaya geçiş şeklinde tek bir değişim vardır; bu yüzden kastedilen hızlılık anlamıdır.

Alıştırma

Burada all at once ne anlama geliyor? “After one clear example, Maya understood the rule all at once.”

  1. Başka birkaç eylemle aynı anda
  2. Birdenbire, tek bir anda
  3. Birçok tekrardan sonra yavaşça
Cevabı göster

Birdenbire, tek bir anda

Deyimler

Yaşanmış deneyim bakışını anlatan from the inside

Burada from the inside bir mecazdır. Bir deneyimi yalnızca dışarıdan gözlemlemek yerine, benzer bir şeyi yaşamış biri olarak anlamak demektir. İfade, anlayışın kaynağını ve bakış açısını anlatır. Fiziksel olarak bir yerin içinde olmak anlamına gelmez ve yalnızca gizli bilgilere sahip olmayı da anlatmaz.

Alıştırma

Burada from the inside ne anlama geliyor? “After recovering from the same illness, Dr. Lee understood her patient's fear from the inside.”

  1. Hastanenin içindeki bir odadan
  2. Benzer bir kişisel deneyim yoluyla
  3. Gizli bilgiler öğrenerek
Cevabı göster

Benzer bir kişisel deneyim yoluyla

There are no follies around sex or status,

0:45

Cinsellik veya statü,

love or money,

0:48

aşk veya para etrafındaki hiçbir çılgınlık yoktur ki,

that they aren't fully acquainted with. Kalıp ifadeler

0:49

tamamen aşina olmasınlar.

Kalıp ifadeler

fully acquainted with: deneyimle bütünüyle aşina olmak

Be acquainted with, temas, çalışma veya deneyim yoluyla birini tanımak ya da bir şeye aşina olmak anlamına gelir. Fully ifadeyi güçlendirir: bu kişiler söz konusu budalalıkları bütünüyle bilir. Buradaki nesne insanlar değil, insanlara özgü çeşitli budalalıklardır. İfade, yalnızca haberdar olmayı değil, doğrudan ve zor deneyimlerle kazanılmış bir aşinalığı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “çok iyi bilmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After years of maintaining the network, Leo is ____ its weak points.

Cevabı göster

fully acquainted with

They want to get to the howl inside you Deyimler

0:52

İçinizdeki o çığlığa ulaşmak isterler

because they're so familiar with the howl inside them.

0:55

çünkü kendi içlerindeki çığlığa çok tanıdıktırlar.

Deyimler

the howl inside you ... the howl inside them: içte saklı duygusal acı

Howl sözcüğü kelime anlamıyla uzun ve yüksek bir ulumayı ya da çığlığı anlatır. Burada ise kişinin dışarıdan görünen davranışlarının altında saklanan yoğun acı, özlem, öfke veya başka bir duygunun benzetmesidir. the howl inside you ... the howl inside them şeklindeki tekrar, dinleyiciyle anlatılan kişileri birbirine bağlar: başka birindeki gizli duyguya ulaşmaya çalışırlar, çünkü aynı tür duyguyu kendilerinde de tanırlar. Kimse gerçekten bir ses çıkarmamaktadır.

Alıştırma

"His jokes could not silence the howl inside him," cümlesinde "the howl inside him" ne anlama gelir?

  1. Gizli ve yoğun bir duygusal acı ya da ihtiyaç
  2. Vücudundan gelen gerçek bir hayvan sesi
  3. Kimseyle paylaşmadığı sakin bir plan
Cevabı göster

Gizli ve yoğun bir duygusal acı ya da ihtiyaç

They aren't remotely attached to seeming sane. Kelime

0:59

Akıl sağlığı yerinde görünmek gibi bir dertleri uzaktan yakından yoktur.

Kelime

aren't remotely attached to seeming sane: aklı başında görünmeye hiç önem vermemek

Burada aren't remotely, hiç ama hiç anlamına gelir. Remotely olumsuzluğu çok daha güçlü yapar; uzaktan anlamında değildir. Be attached to something, bir şeyi önemsemek veya ona bağlılık duymak anlamına gelebilir. -ing yapısındaki seeming sane, önemsemedikleri şeydir: aklı başında ya da normal görünme imajını korumakla hiç ilgilenmezler. Bu söz, tıbbi bir teşhis değil, söz sanatına dayalı bir ifadedir.

Alıştırma

Burada aren't remotely attached to seeming sane ne anlama geliyor?

  1. Fiziksel olarak bağlılar ama birbirlerinden çok uzaktalar.
  2. Tıbben sağlıklı olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlar.
  3. Aklı başında görünmeye hiç önem vermiyorlar.
Cevabı göster

Aklı başında görünmeye hiç önem vermiyorlar.

They long ago ceased attempting to appear normal. Dilbilgisi

1:03

Normal görünmeye çalışmayı çok uzun zaman önce bırakmışlardır.

Dilbilgisi

ceased attempting to appear normal: normal görünmeye çalışmayı bırakmak

Ceased, bıraktılar anlamına gelir ve burada ardından -ing biçimi attempting gelir. Attempting ise ardından to'lu mastar olan to appear yapısını alır. İç içe geçmiş kalıp cease + -ing fiil + to'lu mastardır: ceased attempting to appear. Appear normal, normal olduğu izlenimini vermek anlamına gelir. Cümle, bu dış görünüşü korumaya çalışmayı bıraktıklarını söyler; normal bir hayat sürmeyi bıraktıklarını değil.

Alıştırma

Hangi cümle cease + attempting + to appear kalıbını doğru kullanıyor?

  1. They ceased to attempting appear calm.
  2. They ceased attempting to appear calm.
  3. They ceased attempt appearing calm.
Cevabı göster

They ceased attempting to appear calm.

They know that life is mostly pain,

1:07

Hayatın çoğunlukla acı,

mystery, and error,

1:09

gizem ve hata olduğunu bilirler,

and they'll never try to persuade you otherwise. Kalıp ifadeler

1:11

ve sizi asla aksine ikna etmeye çalışmazlar.

Kalıp ifadeler

persuade you otherwise: karşıt inancın yerini alma

Burada persuade you otherwise, seni önceki iddianın doğru olmadığına ikna etmek demektir. Otherwise, life is mostly pain, mystery, and error ifadesinin karşıtını temsil eder; böylece düşüncenin tamamı tekrarlanmaz. persuade + person + otherwise yapısında otherwise, kişinin ikna olduktan sonra benimsediği karşıt görüşü belirtir. Burada aksi halde anlamına gelmez.

Alıştırma

Karşıt inancın yerini alan tek sözcükle cümleyi tamamlayın: The data shows the bridge is safe, and no one has persuaded me ____.

Cevabı göster

otherwise

They will never be so mean Dilbilgisi

1:15

Sizi neşelendirmeye çalışacak kadar

as to try to cheer you up. Öbek fiiller

1:17

acımasız olmazlar.

Dilbilgisi

so mean as to try to cheer you up: eyleme yol açan derece

so + adjective + as to + base verb kalıbı, bir niteliğin kişinin o eylemi yapmasına yol açacak kadar yüksek bir dereceye ulaştığını belirtir. Bu nedenle so mean as to try, deneyecek kadar kötü demektir. Mean değerlendirmesini, bu dereceyi gösteren veya bu dereceden doğan eyleme bağlar. Cümle ironiktir: cheer someone up normalde nazik bir davranıştır, ancak burada istenmeyen bir biçimde kişiyi neşelenmeye zorlama girişimi duyarsızlık olarak sunulur. Yapı karşılaştırma değil, güçlü bir değerlendirme ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi so + adjective + as to kalıbındaki resmî bağlantıyla tamamlayın: The editor was so careless ____ publish the private address.

Cevabı göster

as to

Öbek fiiller

cheer you up: anlamı ve zamirin yeri

Cheer someone up, üzgün, endişeli veya hayal kırıklığına uğramış birinin kendini daha iyi hissetmesini sağlamak demektir. Bu cümlede cheer you up, denemenin amaçlanan sonucudur. Bu, ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim olan bir nesne up sözcüğünden önce veya sonra gelebilir, ancak zamir cheer ile up arasına yerleştirilmelidir: cheer you up denir, cheer up you denmez.

Alıştırma

Cheer up kullanarak ve zamiri doğru yere yerleştirerek cümleyi tamamlayın: Maya felt disappointed, so I told a joke to ____.

Cevabı göster

cheer her up

They can be trusted because they've had the courage

1:20

Onlara güvenilebilir çünkü kendi korkaklık

to fathom their full propensities Kalıp ifadeler

1:23

ve yozlaşma eğilimlerini

to cowardice and corruption.

1:25

tüm boyutlarıyla kavrama cesaretini göstermişlerdir.

Kalıp ifadeler

propensities to cowardice and corruption: eylemler değil, eğilimler

Propensities, güçlü veya kişiye özgü eğilimler anlamına gelir. Buradaki propensities to cowardice and corruption, korkakça ya da yozlaşmış biçimde davranma eğilimlerini belirtir; bu davranışların gerçekleşmiş olduğunu söylemez. Bu ifadede to, cowardice and corruption isim öbeğini getiren bir edattır. Çoğul propensities biçimi, korkaklık ve yozlaşmayı birden fazla olası eğilim olarak sunar.

Alıştırma

Örnekteki propensities to cowardice and corruption ne anlama gelir?

  1. gerçekleştiği doğrulanmış korkaklık ve yozlaşma eylemleri
  2. korkakça veya yozlaşmış davranışlara yönelik uzun süreli eğilimler
  3. korkaklık ve yozlaşma için verilen cezalar
Cevabı göster

korkakça veya yozlaşmış davranışlara yönelik uzun süreli eğilimler

They don't give a jot about your reputation Deyimler

1:28

İtibarınız umurlarında bile değildir

Deyimler

don't give a jot about: hiç umursamamak

don't give a jot about ifadesinde a jot, mümkün olan en küçük miktar demektir. don't give ile birlikte bütün ifade, hiç umursamamak anlamına gelir. Bu cümlede onlar karşılarındaki kişiyi değerlendirirken o kişinin itibarını tamamen göz ardı ediyorlar. Yeniden kullanılabilen kalıp özne + don't/doesn't give a jot about + isim veya -ing grubudur. Bu güçlü bir ifadedir; bir şeyi vermek ya da yazmakla ilgili gerçek anlamlı bir cümle değildir.

Alıştırma

Cümleyi hiç umursamamak anlamındaki güçlü ve biraz eski moda deyimle tamamlayın: Leo ____ celebrity gossip.

Cevabı göster

doesn't give a jot about

because they know enough about what people in general are like. Dilbilgisi

1:30

çünkü insanların genelde nasıl olduğu hakkında yeterince bilgi sahibidirler.

Dilbilgisi

what people in general are like: insanların özelliklerini anlatmak

Burada what people in general are like, about sözcüğünün nesnesi olarak kullanılan bir dolaylı soru yan tümcesidir. İnsanların genel olarak nasıl bir karaktere, hangi özelliklere veya ne tür tipik davranışlara sahip olduğunu anlatır. what + özne + be + like kalıbında like, özellikleri sorar. Soru daha büyük bir cümlenin içine yerleştiği için what are people like değil, düz cümle sırasındaki what people are like kullanılır. Buradaki like, hoşlanmak anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Özelliklerle ilgili dolaylı soruyu parantezdeki sözcüklerle tamamlayın: Tell me ____. (what / your new teacher / be / like)

Cevabı göster

what your new teacher is like

They combine a thorough misanthropy for the group Anlatım akışı

1:34

Topluluğa karşı duydukları derin insan nefretiyle,

with a deep love and tenderness

1:38

bireye duydukları derin sevgi ve şefkati

for the individual.

1:40

harmanlarlar.

Anlatım akışı

combine X with Y: karşıt tutumları birlikte sunmak

combine X with Y kalıbı, iki unsuru tek bir genel betimleme içinde bir araya getirir. Burada X, bir grup olarak insanlığa duyulan nefret; Y ise belirli bireylere duyulan sevgi ve şefkattir. Paralel yapı, görünürdeki çelişkiyi bir arada tutar: anlatılan kişiler soyut anlamda insanlıktan hoşlanmayıp belirli insanlara yine de derinden değer verebilir. Bu yapı, iki seçenekten birini zorunlu kılmak yerine incelikli bir görüş sunar.

Alıştırma

Cümleyi combine X with Y kalıbıyla tamamlayın: The coach combines high expectations ____ genuine care for every player.

Cevabı göster

with

They've been through their obsessions with love, Öbek fiiller

1:42

Aşk,

public esteem, career triumph, and positivism,

1:45

toplumsal saygınlık, kariyer zaferi ve pozitivizm gibi takıntılarından geçmiş,

Öbek fiiller

have been through: yoğun bir dönemden geçmek

Have been through, genellikle zor, yoğun veya duygusal açıdan yıpratıcı bir dönemi ya da durumu yaşamış olmak anlamına gelir. Nötr experience fiiline göre daha güçlü bir kişisel katılım hissi verir. Bu cümlede takıntılar, kişilerin yalnızca karşılaştığı konular değil, daha önce bizzat yaşayıp geride bıraktığı hayat evreleri olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümlede been through, “zor bir dönem yaşamak” anlamında kullanılmıştır?

  1. Leo has been to Canada twice.
  2. Leo has been through a stressful year.
  3. Leo has been through the tunnel twice.
Cevabı göster

Leo has been through a stressful year.

and they've come out the other side. Deyimler

1:48

ve tüm bunlardan sıyrılmışlardır.

Deyimler

come out the other side: zor bir dönemi geride bırakmak

Come out the other side, zor bir dönemi tamamlayıp ondan sonraki aşamaya ulaşmayı anlatan bir mecazdır. Bu cümlede grup, aşka, toplumun takdirine, kariyer başarısına ve pozitivizme duyduğu yoğun bağlılığı geride bırakmıştır; “the other side” gerçek bir yer değildir. Bu ifade, sonrasında her şeyin kusursuz olacağını vaat etmekten çok sürecin atlatılmış olmasını vurgular. Hayatta kalmayı, değişimi veya yeni bir bakış açısı kazanmayı ima edebilir.

Alıştırma

Burada “came out the other side” ne anlama geliyor? “After a year of therapy, Maya came out the other side with a new outlook.”

  1. Bir odadan çıkıp uzak tarafta yürüdü.
  2. Zor dönemi tamamen önledi.
  3. Zor bir dönemden geçtikten sonra yeni bir aşamaya ulaştı.
  4. Tam olarak aynı duruma geri döndü.
Cevabı göster

Zor bir dönemden geçtikten sonra yeni bir aşamaya ulaştı.

They can let their humor get very dark Dilbilgisi

1:51

Mizahlarının çok karanlıklaşmasına izin verebilirler

Dilbilgisi

let their humor get very dark: mizahlarının çok karanlıklaşmasına izin vermek

“Let their humor get very dark” ifadesinde let, izin veya ettirgenlik yapısında kullanılır: let + nesne + fiilin yalın hâli. Their humor nesnedir ve get burada “hâle gelmek” anlamına gelir. Bu nedenle ifade, mizah tarzlarının çok karanlık ya da kasvetli bir hâle gelmesine izin vermeleri anlamındadır. Dark humor, acı verici, korkutucu veya ciddi konuları komik bir etki için kullanan kara mizahtır. Cümle, tonla ilgili bir tercihi anlatır; bir odayı ya da ışığı karartmak anlamına gelmez ve konuşanın bu tercihi onayladığını da zorunlu olarak göstermez.

Alıştırma

let fiilinden sonra doğru gelen ve bir değişime izin verme anlamını koruyan seçenek hangisidir? “The writers let the story ___ before the hopeful ending.”

  1. getting very dark
  2. gets very dark
  3. to get very dark
  4. get very dark
Cevabı göster

get very dark

because the gap between their hopes and their experience is Kalıp ifadeler

1:53

çünkü umutları ile tecrübeleri arasındaki uçurum

so wide.

1:57

çok büyüktür.

Kalıp ifadeler

umutları ile yaşadıkları arasındaki uçurum

The gap between A and B, özellikle iki şey birbiriyle uyuşmadığında, aralarındaki farkı veya uzaklığı anlatır. Burada bir tarafta umutları, diğer tarafta gerçek deneyimleri vardır; dolayısıyla gap fiziksel bir boşluğu değil, soyut bir uyuşmazlığı anlatır. Kalıp the gap between A and B şeklindedir. The gap is so wide demek, bu uyuşmazlığın çok büyük olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak the gap between A and B kalıbıyla tamamlayın: The survey shows ____ what employees expect ____ what they experience at work.

Cevabı göster

the gap between · and

They've gone into the weirdest bits of themselves Öbek fiiller

1:59

Kendi içlerindeki en tuhaf noktalara inmişlerdir

and will therefore understand the oddest bits about you.

2:01

ve bu yüzden sizinle ilgili en garip şeyleri de anlayacaklardır.

Öbek fiiller

gone into: derinlemesine incelenmiş

They've gone into ifadesinde gone into, go into fiilinin present perfect yapısının bir parçasıdır. Burada go into bir yere girmek anlamına gelmez; bir şeyi derinlemesine araştırmak veya incelemek anlamına gelir. İfade, kendi zihinlerinin ya da kişiliklerinin en tuhaf yanlarıyla yüzleşip onları araştırdıklarını anlatır. Bir kişi bir konuyu, soruyu, ayrıntıyı veya deneyimin bir bölümünü derinlemesine incelerken ya da tartışırken go into + o içerik yapısı kullanılabilir. Have gone into biçimi, bu araştırmanın şimdiyle ilgili olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede go into “ayrıntılı biçimde incelemek veya tartışmak” anlamındadır?

  1. Maya went into the library to return a book. — Bir yere girdi.
  2. The report goes into the reasons for the sudden price increase. — Nedenleri ayrıntılı biçimde inceler.
  3. After college, Luis went into teaching. — Bir meslek seçti.
Cevabı göster

The report goes into the reasons for the sudden price increase. — Nedenleri ayrıntılı biçimde inceler.

They don't expect life as a whole to go right, Kalıp ifadeler

2:05

Hayatın bütünüyle yolunda gitmesini beklemezler,

Kalıp ifadeler

as a whole: tüm parçaları birlikte değerlendirmek

Bu cümlede as a whole, hayatı bütün parçalarıyla birlikte genel olarak ele almayı anlatır. Söylenen şey tek tek her olay değil, hayatın genel gidişatıdır. Bu ifade genellikle kapsamını belirlediği isimden sonra gelir: life as a whole, the team as a whole veya the system as a whole. Bir değerlendirmenin kapsamını gösterir; süre bakımından “hayatın tamamı” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Bir bütün olarak birlikte ele alınan” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The team ____ responded calmly.

Cevabı göster

as a whole

Kalıp ifadeler

go right: başarılı şekilde gelişmek

Burada go right, “beklendiği gibi gelişmek” veya “iyi bir sonuç vermek” anlamındadır. Özne life olduğunda, hayatın genel olarak nasıl ilerlediğini anlatır. Go burada bir değişimi ya da olayların gidişini gösteren bağlayıcı fiildir; right ise iyi bir sonucu anlatır. Sağa doğru hareket etmekten ya da ahlaken doğru olmaktan söz etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede go right, “başarılı şekilde gelişmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Your final answer is right.
  2. Go right at the next traffic light.
  3. If everything goes right, we will open the store on Monday.
Cevabı göster

If everything goes right, we will open the store on Monday.

and against a backdrop of despair, Deyimler

2:08

ve çaresizlik tablosunun önünde,

they can laugh with exceptional richness and glee.

2:10

olağanüstü bir zenginlik ve neşeyle gülebilirler.

Deyimler

against a backdrop of despair: bir olayı daha geniş bir durum içinde çerçevelemek

against a backdrop of despair ifadesinde backdrop mecaz anlamda kullanılır. Ana eylemi çevreleyen ve onu yorumlamamıza yardım eden, devam eden bir durumu anlatır. Gülüş ön plandadır; umutsuzluk ise bu gülüşü daha çarpıcı hâle getiren karanlık arka plandır. Buradaki against, “karşı çıkmak” değil, “karşıtlık oluşturmak” anlamına gelir. against a backdrop of + isim öbeği yapısı, bir olayın daha geniş bir toplumsal, duygusal veya tarihî ortam içinde gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede against a backdrop of, bir olayı onunla karşıtlık oluşturan daha geniş bir durum içine yerleştirmek için kullanılmıştır?

  1. The town held a joyful parade to protest economic uncertainty.
  2. The town held a joyful parade against a backdrop of economic uncertainty.
  3. The town painted a backdrop for the joyful parade.
Cevabı göster

The town held a joyful parade against a backdrop of economic uncertainty.

These are the sort of people you want in the prison cell Anlatım akışı

2:14

İşte bunlar, hapishane hücresinde,

or on the way to the scaffold,

2:16

ya da darağacına giden yolda,

in the trenches,

2:18

siperlerde,

or in the bed next to you on the cancer ward.

2:19

veya onkoloji koğuşunda yanınızdaki yatakta olmasını isteyeceğiniz türden insanlardır.

Anlatım akışı

in the prison cell ... on the cancer ward: paralel bir ortam listesi kurmak

Vurgulanan bölüm, farklı ortamları anlatan paralel edat öbeklerinden oluşan bir listedir. Her öbek, bu insanların nerede veya hangi ağır koşulda yanınızda olmasını isteyeceğinizi gösterir: in..., on..., in... ya da in.... Aynı dil bilgisi kalıbını tekrarlamak, ana cümlenin tamamını yinelemeden tek bir yargıyı birkaç canlı sahneye yaymayı sağlar. Sahneler hapis, idam, savaş ve ağır hastalık üzerinden ilerler. Birlikte, “zor zamanlarda güvenilir bir yol arkadaşlığı” şeklindeki soyut düşünceyi somutlaştırırlar. Bunlar gerçek bir yolculuk değil, etkili anlatım için seçilmiş örneklerdir. Burada scaffold, geçmişte idam için kullanılan yüksek bir platform anlamındadır; inşaat iskelesi değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, tek bir yargıyı daha canlı kılmak için paralel ortam öbeklerini en iyi biçimde kullanır?

  1. Nora is the teacher you want beside you in the classroom, at a parent meeting, or on a difficult field trip.
  2. Nora is the teacher you want in difficult situations.
  3. Nora is the teacher you want because she is patient, helpful, and in the classroom.
Cevabı göster

Nora is the teacher you want beside you in the classroom, at a parent meeting, or on a difficult field trip.

These are the kinds of people we need so many more of in our lives Anlatım akışı

2:23

Hayatımızda bunlardan çok daha fazlasına ihtiyaç duyduğumuz

and should try so hard

2:27

ve başkaları için o insan olmaya

to be for others.

2:29

var gücümüzle çabalamamız gereken insanlar işte bunlardır.

Anlatım akışı

we need ifadesinden we should try ... to be for others ifadesine geçiş

These sözcüğü, daha önce anlatılan insan türünü işaret eder. İlk bölüm, kendi hayatımızda böyle çok daha fazla insana ihtiyaç duyduğumuzu söyler. we öznesi should try için de geçerlidir. be ifadesinden sonra these kinds of people sözleri açıkça söylenmez çünkü okuyucu bunları bağlamdan tamamlayabilir. Bu nedenle son bölüm, hayatımızda böyle insanların olmasını istemekten başkaları için böyle biri olmaya çalışmaya geçer. Bu, etkili bir sonuç kalıbıdır: Önce insanların neye ihtiyaç duyduğu yeniden belirtilir, sonra bu ortak bir eylem hedefine dönüştürülür.

Alıştırma

we need ifadesinden we should try ... to be for others ifadesine geçişin temel etkisi nedir?

  1. Yalnızca böyle daha fazla insan bulma isteğini tekrarlar.
  2. Çevremizde böyle daha fazla insan olmasını istemeyi, başkaları için böyle insanlar olmamız yönünde bir çağrıya dönüştürür.
  3. Destek sunma sorumluluğunun bize değil, başka insanlara ait olduğunu söyler.
Cevabı göster

Çevremizde böyle daha fazla insan olmasını istemeyi, başkaları için böyle insanlar olmamız yönünde bir çağrıya dönüştürür.