Korsanların Hakları Senin İşinden Daha İyiydi: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
1.205 kelime 180 kel/dk

Video özeti: Bu sahte iş dersi korsanların sözleşme, seçim ve kâr paylaşımını, ayrıca onarım ve yaralanma maliyetlerinin çatışmayı neden caydırdığını anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. serves at the pleasure of the crew. — Kültür ve gerçek yaşam bağlamı: kaptan mürettebat destekledikçe görevde kalır; pleasure onları eğlendirmek demek değildir. 2. not only paid much more, but has a share in the ship's profits, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: not only ... but ... daha güçlü ikinci yararı eklerken ögeleri paralel tutar. 3. a roll of the cosmic dice — Deyimler ve mecazlı ifadeler: etkilenen kişi ve zararın öngörülemediği rastlantısal sonuçları anlatan benzetmeyi tanıyın.

Bu derste

So, how does this work exactly?

0:00

Peki, bu tam olarak nasıl çalışıyor?

If you'd like to be a pirate,

0:01

Eğer bir korsan olmak istiyorsan,

you need understand it is a business.

0:03

bunun bir iş olduğunu anlaman gerekir.

You can't have a crew or a ship

0:05

Bir mürettebatın veya bir gemin olamaz

or a brand without a business model to support them. Kelime

0:07

veya onları destekleyecek bir iş modeli olmadan bir markan.

Kelime

business model: bir faaliyetin kendini sürdürme biçimi

Business model, bir kuruluşun değer yaratma, gelir elde etme ve faaliyetlerini mali açıdan sürdürülebilir kılma biçimidir. Burada mürettebatı, gemiyi ve markayı finanse edip destekleyebilecek sistemi ifade eder; fiziksel bir maket ya da yalnızca bir fikir değildir. Bu ifade, konuşmacının korsan mürettebatını modern bir şirketmiş gibi anlatmasını sağlar ve eğlenceli bir iş analizi havası yaratır.

Alıştırma

Bu cümlede business model ne anlama geliyor?

  1. Mürettebatın yapacağı işlerin listesi
  2. Bir faaliyetin değer yaratma, para kazanma ve işleyişini sürdürme biçimi
  3. Bir geminin küçük fiziksel maketi
Cevabı göster

Bir faaliyetin değer yaratma, para kazanma ve işleyişini sürdürme biçimi

But pirate business is like any other.

0:10

Ancak korsan işi de diğerleri gibidir.

Make a product or provide a service to your customers in exchange for money, Kalıp ifadeler

0:12

Müşterilerine para karşılığında bir ürün yap veya bir hizmet sun,

Kalıp ifadeler

in exchange for: karşılık olarak alınanı belirtme

In exchange for, bir tarafın başka bir şey vermesinin koşulu veya karşılığı olarak ne aldığını belirtir. Yapı do, give ya da provide X in exchange for Y şeklindedir. Burada müşteriler para verir ve bir ürün ya da hizmet alır. Değiş tokuşun para içermesi şart değildir: Y yardım, bilgi, izin veya başka bir fayda olabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste vurgulanan üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Leo repaired his neighbor's bike ____ a homemade cake.

Cevabı göster

in exchange for

then spend that money on equipment and personnel

0:16

sonra o parayı ekipman ve personele harca

to make more product for more customers for more money.

0:18

daha fazla müşteri için daha fazla ürün yapıp daha fazla para kazanmak için.

The difference with piracy incorporated is our customers don't wish to be serviced.

0:21

Korsanlık A.Ş.'nin farkı, müşterilerimizin hizmet almak istememesidir.

No matter,

0:27

Fark etmez,

with the correct spending on equipment and personnel,

0:27

ekipman ve personele yapılan doğru harcamalarla,

the business will service them regardless.

0:30

iş ne olursa olsun onlara hizmet edecektir.

Do you have to?

0:33

Mecbur musun?

My boy,

0:34

Evlat,

if we don't service our customers,

0:35

eğer müşterilerimize biz hizmet etmezsek,

someone else will.

0:37

başkası edecektir.

And the reward for our abstemiousness will be poverty.

0:38

Ve bizim çekimserliğimizin ödülü yoksulluk olacaktır.

In our societal and technological environment

0:42

İçinde bulunduğumuz toplumsal ve teknolojik ortamda

an economic niche exists, Kelime

0:45

ekonomik bir boşluk var,

Kelime

an economic niche: ekonomik bir niş

Ekonomik niş, belirli bir faaliyetin ekonomide işgal edebileceği belirli bir alan veya fırsattır. Niche, bütün bir pazarı ya da sektörü değil, çevreye uyan sınırlı bir konumu vurgular. Bu cümlede ifade, toplumsal ve teknolojik koşulların korsan faaliyetlerinin doldurabileceği bir alan oluşturduğunu anlatır. Buradaki niche, çevrenin mümkün kıldığı bir rol veya boşluk anlamında mecazlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede an economic niche ne anlama geliyor?

  1. Her tür işletmeyi kapsayan bütün bir sektör
  2. Ekonomide geçici bir düşüş
  3. Duvardaki küçük bir oyuk
  4. Belirli bir faaliyetin işgal edebileceği özel bir fırsat veya rol
Cevabı göster

Belirli bir faaliyetin işgal edebileceği özel bir fırsat veya rol

and this incorporation of pirates fills its shape

0:47

ve bu korsanlık kurumu o boşluğu dolduruyor

as whiskey fills a barrel. Deyimler

0:51

tıpkı viskinin bir fıçıyı doldurması gibi.

Deyimler

as whiskey fills a barrel: viski bir fıçıyı doldurur gibi

as whiskey fills a barrel yan cümlesi bir karşılaştırma başlatır. Buradaki as, aynı şekilde anlamına gelir; öznesi ve çekimli fiili olan tam bir cümleciği arkasına getirerek ekonomik alanı doldurma eylemini, bir sıvının kabı yavaş yavaş doldurması imgesiyle bağlar. Cümlenin tamamında bu imge soyut iddiayı somutlaştırır: önceki eylem, kullanılabilir alanı doğal ve eksiksiz biçimde dolduruyormuş gibi sunulur. Bu yan cümle viski veya fıçı hakkında yeni bir olay anlatmaz; önceki eylemin nasıl tasavvur edildiğini açıklar.

Alıştırma

Karşılaştırmayı tek bir kelimeyle tamamlayın: The new routine spread through the office ____ sunlight fills a room.

Cevabı göster

as

Such is life,

0:53

Hayat böyledir,

the motions we choose but the sum of forces upon us.

0:54

seçtiğimiz hareketler üzerimizdeki güçlerin toplamından ibarettir.

I became a pirate as the gold in this grail chose its form.

0:57

Bu kadehteki altının şeklini seçmesi gibi ben de korsan oldum.

The both of us now cogs of this machine that profits on the high seas or perishes. Deyimler

1:01

İkimiz de artık açık denizlerde kar eden ya da yok olan bu makinenin dişlileriyiz.

Deyimler

cogs of this machine: sistemin parçaları olarak insanlar

cogs of this machine ifadesi iki kişiyi çok daha büyük bir sistemin içindeki küçük dişlilere benzetir. Her biri sistemin işlemesine yardım eder, fakat ikisinin de sistem üzerinde fazla kontrolü yoktur. Buradaki makine gerçek bir cihaz değil, kâr amacıyla işleyen korsan ticaret düzenidir. Bu benzetme, insanları hayatta kalmak için para kazanmak zorunda olan bir sistemin küçük ve işlevsel parçaları olarak gösterir.

Alıştırma

cogs of this machine ifadesi iki kişi hakkında ne anlatır?

  1. Ticari sistemin tamamına sahip olup onu yönetirler.
  2. Daha büyük bir sistemin küçük çalışan parçalarıdır ve kontrolleri sınırlıdır.
  3. Birlikte gerçek bir makineyi tamir ederler.
Cevabı göster

Daha büyük bir sistemin küçük çalışan parçalarıdır ve kontrolleri sınırlıdır.

Okay,

1:07

Tamam,

profit is income minus expenses, Kelime

1:08

kar, gelirden giderlerin çıkarılmasıdır,

Kelime

profit is income minus expenses: işletme formülü

Bu, basitleştirilmiş bir işletme formülüdür. Minus, kârı hesaplamak için giderlerin gelirden çıkarılması gerektiğini belirtir. Burada income içeri giren para, expenses maliyetler, profit ise geriye kalan tutardır. Profit, income tutarının tamamı değildir; giderler gelirden fazlaysa işletme zarar eder.

Alıştırma

Basitleştirilmiş formülü doğru ifade eden cümle hangisidir?

  1. Income is profit minus expenses.
  2. Profit is expenses minus income.
  3. Profit is income minus expenses.
Cevabı göster

Profit is income minus expenses.

and for a pirate company income means seizing the biggest booty.

1:10

ve bir korsan şirketi için gelir, en büyük ganimeti ele geçirmek demektir.

Seizing the biggest treasure while provoking the least cost-inducing resistance. Kalıp ifadeler

1:15

En az maliyetli direnişe yol açarak en büyük hazineyi ele geçirmek.

Kalıp ifadeler

provoking the least cost-inducing resistance: en az maliyete yol açan direnişi tetiklemek

Provoke resistance ifadesinde provoke “yol açmak veya tetiklemek”, resistance ise karşı koyma ya da muhalefet anlamına gelir. -ing yapılı ifade, hazine ele geçirilirken en aza indirilmek istenen bir sonucu anlatır. Cost-inducing, “maliyete yol açan” anlamında, kısa çizgiyle oluşturulmuş birleşik bir sıfattır. Least sözcüğü cost-inducing ifadesini niteler; bu nedenle yine de bir miktar direniş olabilir. Amaç direniş miktarını değil, direnişin oluşturduğu maliyeti en aza indirmektir.

Alıştırma

Bu cümlede provoking the least cost-inducing resistance ifadesine en uygun açıklama hangisidir? The plan seeks the greatest benefit while provoking the least cost-inducing resistance.

  1. Tüm muhalefetten ve bütün maliyetlerden kaçınmak
  2. En düşük maliyeti oluşturan bir muhalefete yol açmak
  3. Mümkün olan en güçlü muhalefete yol açmak
  4. Hazine için en düşük fiyatı ödemek
Cevabı göster

En düşük maliyeti oluşturan bir muhalefete yol açmak

The captain is more than happy to explain how we accomplish that through branding. Kalıp ifadeler

1:20

Kaptan, bunu marka bilinci oluşturma yoluyla nasıl başardığımızı açıklamaktan büyük mutluluk duyacaktır.

Kalıp ifadeler

more than happy to explain: açıklamaktan son derece memnun olmak

More than happy to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapmaya çok istekli veya bundan çok memnun olmak” anlamını vurgulu biçimde anlatır. Burada kaptan açıklama yapmayı hemen ve isteyerek teklif eder. More than, happy sözcüğünün derecesini güçlendirir; gerçek anlamda bir karşılaştırma değildir. To sözcüğünden sonra fiilin yalın hâlini kullanın: more than happy to explain/help/answer.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “çok istekli” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: I'm ____ help you prepare for the interview.

Cevabı göster

more than happy to

Branding built on the foundation of a solid business, mind you. Ton ve niyet

1:25

Markalaşmanın sağlam bir iş temeli üzerine inşa edildiğini unutma.

Ton ve niyet

Parantez içi bir hatırlatma olarak mind you

mind you, parantez işlevi gören bir söylem belirtecidir. Burada dinleyiciye az önce belirtilen koşulu gözden kaçırmamasını hatırlatır: markalaşma sağlam bir işletmeye dayanmalıdır. Bu hatırlatmayı vurgular; düşüncelerinizi kontrol etmenizi isteyen bir emir değildir. Ayrıca bir sınırlama veya karşıt nokta ekleyebilir. Çevresindeki sözlerin nasıl anlaşılacağını etkileyen bir ayrıntıya dikkat çekme işlevi görür.

Alıştırma

“The plan is cheap; it may take twice as long, mind you,” cümlesinde mind you neyi belirtir?

  1. Düşüncelerinizi kontrol etme emri
  2. Gözden kaçırılmaması gereken önemli bir sınırlama
  3. Planın iptal edildiğini belirten bir ifade
Cevabı göster

Gözden kaçırılmaması gereken önemli bir sınırlama

Brands are memorable and battles flashy,

1:28

Markalar akılda kalıcı, savaşlar gösterişlidir,

but they don't happen without contracts and spreadsheets.

1:31

ama sözleşmeler ve elektronik tablolar olmadan gerçekleşmezler.

Thus, before we set sail, Kalıp ifadeler

1:34

Bu nedenle, yelken açmadan önce,

there will be a contract for the voyage.

1:35

yolculuk için bir sözleşme yapılacak.

Kalıp ifadeler

set sail: yolculuğa başlamak

set sail, tekne veya gemiyle bir yolculuğa başlamak anlamına gelen kalıplaşmış bir fiil öbeğidir. Bu cümlede gerçek anlamıyla kullanılmıştır: sözleşme hazırlandıktan sonra yolculuk başlayacaktır. Bu ifadede set sözcüğünü artikelsiz olarak doğrudan sail izler: set sail denir, set a sail denmez. Özellikle yolculuk imgesi verilmek istendiğinde bir projeye veya yeni bir aşamaya başlamak anlamında mecazen de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi deniz yolculuğuna başlamak anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: At sunrise, the expedition will ____ for the northern islands.

Cevabı göster

set sail

Though we choose not to live under the empire's law,

1:37

İmparatorluğun kanunları altında yaşamamayı seçsek de,

we still have rules of our own

1:39

yine de kendi kurallarımız var

to which all men have input and to which all men must agree before setting sail. Dilbilgisi

1:41

tüm adamların katkıda bulunduğu ve yelken açmadan önce hepsinin kabul etmesi gereken.

Dilbilgisi

to which all men must agree: edatın resmî olarak öne alınması

Bu cümlede which daha önce sözü edilen kuralları gösterir; agree to ise “kabul etmek veya onay vermek” anlamındadır. to sözcüğünü which’in önüne almak, resmî ilgi cümleciği to which all men must agree yapısını oluşturur: herkes bu kuralları kabul etmelidir. Kalıp “edat + which/whom + cümlecik” biçimindedir. Resmî yazılarda yaygındır; günlük konuşmada edat çoğunlukla sonda bırakılır: which all men must agree to.

Alıştırma

Cümleyi “şartları kabul etmek” anlamındaki iki sözcüklü resmî ilgi ifadesiyle tamamlayın: The terms, ____ every signer must agree, are listed below.

Cevabı göster

to which

The contract sets the voting methods, codes of conduct,

1:46

Sözleşme oylama yöntemlerini, davranış kurallarını,

punishments for violating those codes,

1:49

bu kuralları ihlal etmenin cezalarını,

distribution of pay, workman's compensation, etc.

1:51

maaş dağılımını, işçi tazminatını vb. belirler.

Each pirate enterprise is a bit different,

1:54

Her korsan girişimi biraz farklıdır,

but in general it works thusly.

1:56

ama genel olarak bu şekilde işler.

There are two elected offices,

1:59

Seçimle gelinen iki ofis vardır,

the captain and the quartermaster.

2:00

kaptan ve levazım subayı.

The captain is not our boss but serves at the pleasure of the crew. Kültür

2:02

Kaptan patronumuz değildir, mürettebatın arzusuna hizmet eder.

Kültür

serves at the pleasure of the crew: mürettebatın seçimine bağlı olarak görevde kalmak

Burada serves, “görevi yürütür” anlamındadır; at the pleasure of the crew ise “yalnızca mürettebat kaptanı görevde tutmayı seçtiği sürece” demektir. Mürettebat kaptanı görevden alma yetkisine sahiptir, dolayısıyla kaptanın konumu onların devam eden onayına bağlıdır. At the pleasure of resmî ve kurumsal bir ifadedir. Pleasure burada eğlence ya da birini memnun etme görevi anlamına gelmez; yetkili kişinin veya kurumun kararını ve takdir yetkisini ifade eder.

Alıştırma

“The director serves at the pleasure of the board,” cümlesindeki ifade ne anlama gelir?

  1. Yönetici, yalnızca kurul onu görevde tutmayı seçtiği sürece görevde kalır.
  2. Yönetici yalnızca kurul eğlenirken çalışır.
  3. Yöneticinin işi kurulu eğlendirmektir.
Cevabı göster

Yönetici, yalnızca kurul onu görevde tutmayı seçtiği sürece görevde kalır.

If they are unhappy with his strategic decisions,

2:06

Eğer onun stratejik kararlarından memnun değillerse,

the crew can replace him at any time by a majority vote. Kalıp ifadeler

2:08

mürettebat onu istediği zaman oy çokluğuyla değiştirebilir.

Kalıp ifadeler

by a majority vote: çoğunluk oyuyla

Burada by, “aracılığıyla” veya “kullanarak” anlamına gelir. Onun yerine başka birinin getirilmesinde kullanılan prosedürü, yani oylamayı belirtir; bir son tarihi veya eylemi yapan kişileri göstermez. A majority vote, geçerli kurallara göre ilgili oyların yarısından fazlasının desteklediği bir karardır. by a majority vote ifadesi, bir grup kararının nasıl alındığını kısa ve resmî bir şekilde belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “ilgili oyların yarısından fazlasının desteklediği bir oylama yoluyla” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The committee removed its chair from office ____.

Cevabı göster

by a majority vote

There is no term length with one exception.

2:12

Bir istisna dışında görev süresi yoktur.

Battle is no time for democracy. Anlatım akışı

2:14

Savaş zamanı demokrasi zamanı değildir.

Anlatım akışı

Battle is no time for democracy: X, Y için uygun bir zaman değildir

Bu cümlede no time for, “uygun bir zaman veya durum değil” anlamına gelir; “kullanılabilecek hiç dakika yok” demek değildir. Konuşan kişi savaşı demokratik tartışmanın veya oylamanın durması gereken bir durum olarak sunar. X is no time for Y kalıbı önce X durumunu öne çıkarır, ardından Y etkinliğini bu durumda uygunsuz bularak kesin biçimde dışlar. Bu kısa yapı, başka zamanlarda kabul edilebilecek davranışlarla güçlü bir karşıtlık oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümle X is no time for Y kalıbını kullanarak kriz sırasında suçlamanın uygunsuz olduğunu belirtir?

  1. There is no time for blame in a crisis.
  2. A crisis is no time for blame.
Cevabı göster

A crisis is no time for blame.

Amidst pandemonium,

2:17

Kargaşanın ortasında,

the decider must be free to decide.

2:18

karar veren kişi karar vermekte özgür olmalıdır.

But this is the only time the captain cannot be removed.

2:20

Ancak kaptanın görevden alınamayacağı tek an budur.

And though our branding may give you the impression the captain is in charge of all things, Kalıp ifadeler

2:23

Ve markamız sana kaptanın her şeyden sorumlu olduğu izlenimini verse de,

Kalıp ifadeler

give you the impression: birinin belirli bir düşünce oluşturmasını sağlamak

Give someone the impression, bir kişinin gördüğü, duyduğu veya fark ettiği şeylerden belirli bir kanıya varmasına yol açmak demektir. Burada marka kimliği, izleyicilerin kaptanın her şeyi kontrol ettiğini düşünmesine neden olabilir. Kalıp give + kişi + the impression + (that) cümleciğidir. Akıcı konuşmada that atılabilir; burada da the captain is in charge ifadesinden önce atılmıştır. İzlenim yanlış olabilir, dolayısıyla bu ifade bir gerçeğin kanıtını değil, birinin yargısı üzerindeki etkiyi anlatır. Buradaki impression, fiziksel bir iz veya taklit değil, bir düşünce ya da genel algı anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi sana düşündürmek anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Her confident tone may ____ that she has done this many times.

Cevabı göster

give you the impression

the quartermaster keeps the ship running, Dilbilgisi

2:28

levazım subayı geminin çalışmasını sağlar,

Dilbilgisi

keeps the ship running ifadesinde keep + nesne + -ing

Keep + nesne + -ing, nesnenin bir faaliyeti veya çalışma durumunu sürdürmesini sağlamak demektir. Keeps the ship running ifadesindeki running, çalışmak anlamındadır: levazım subayı geminin günlük işleyişini sürdürür; geminin ayaklarıyla koştuğu anlamına gelmez. Sözcük sırası yapıyı oluşturur: önce keep gelir, etkilenen nesne ortaya yerleşir ve -ing biçimi devam eden faaliyeti veya durumu anlatır. Bu kalıp, sürmekte olan bir durumu korumaya odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi keep ve run fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: A backup generator ____ the hospital ____ during a power cut.

Cevabı göster

keeps · running

overseeing the men, their quarters, their rations,

2:30

adamları, onların mahallelerini, erzaklarını,

their agreed-upon privileges, and punishments executed for contract violations.

2:33

kabul edilen ayrıcalıklarını ve sözleşme ihlalleri için uygulanan cezaları denetler.

Everything needed to keep the ship effective and profitable.

2:38

Gemiyi etkili ve karlı tutmak için gereken her şey.

Quartermaster, Battle master. crew.

2:41

Levazım subayı, savaş ustası. Mürettebat.

Now, at the dawn of this new century, Deyimler

2:44

Şimdi, bu yeni yüzyılın şafağında,

Deyimler

at the dawn of this new century: yeni yüzyılın başlangıcında

At the dawn of this new century, bu yeni yüzyılın en başında demektir. Burada dawn mecaz olarak kullanılır: Şafak bir günü başlattığı gibi bu an da tarihsel bir dönemi başlatır. Bu ifade, ardından gelenleri büyük bir dönüşümün parçası olarak çerçeveler ve cümleye resmî, tarihsel bir ton verir. at the dawn of + dönem kalıbı bir çağın, dönemin, hareketin veya teknolojinin başlangıç aşamasını anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede at the dawn of altyazıdakiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. We left the hotel at dawn to catch the first train.
  2. At the dawn of the space age, engineers faced many unknowns.
  3. The sky became brighter after dawn.
Cevabı göster

At the dawn of the space age, engineers faced many unknowns.

a lot of men are qualified to be crew,

2:46

pek çok erkek mürettebat olma niteliklerine sahip,

which means the cost of their labor is low.

2:48

bu da onların emek maliyetinin düşük olduğu anlamına geliyor.

So, you're not going to pay me much?

2:50

Yani bana çok para ödemeyecek misiniz?

You misunderstand.

2:52

Yanlış anlıyorsun.

That you are here tells me you are not interested in traditional employment,

2:54

Burada olman bana geleneksel istihdamla ilgilenmediğini söylüyor,

working 9 to 5 on a ship of the empire for minimum wage, Kültür

2:57

imparatorluğun bir gemisinde asgari ücretle sabah 9 akşam 5 çalışmak,

Kültür

9 to 5: düzenli gündüz işi

9 to 5 genellikle düzenli bir gündüz çalışma programını veya daha geniş anlamıyla geleneksel bir tam zamanlı işi ifade eder. Bir çalışma düzenini özetler; kişinin tam olarak 9:00'da başlayıp tam olarak 5:00'te ayrılacağını garanti etmez. Bu cümlede modern iş hayatına ait bu ifade, imparatorluğun gemisindeki işi mizahi biçimde sıradan, maaşlı bir iş gibi gösterir. Söyleyiş tonuna bağlı olarak 9 to 5 rutin, istikrar ve bazen heyecan eksikliği çağrıştırabilir.

Alıştırma

Bu cümlede 9-to-5 büyük olasılıkla ne anlama gelir: 'Leo left his 9-to-5 to start a bakery'?

  1. Düzenli gündüz işi
  2. Geçici bir akşam vardiyası
  3. Hafta sonları yaptığı bir hobi
Cevabı göster

Düzenli gündüz işi

staying out of trouble and saving for retirement Kalıp ifadeler

3:01

beladan uzak durup emeklilik için para biriktirmek

Kalıp ifadeler

Staying out of trouble: sorunlar başlamadan önce onlardan kaçınmak

Stay out of trouble, cezaya, çatışmaya, tehlikeye veya başka sorunlara yol açabilecek davranışlardan ve durumlardan kaçınmak demektir. Daha önce ortaya çıkmış bir sorunu çözmeyi değil, sorunun oluşmasını önlemeyi anlatır. Burada staying, devam eden bir yaşam biçimini adlandıran -ing biçimidir. “staying out of trouble and saving for retirement” ifadesinde saving ile paraleldir ve iki temkinli, geleneksel alışkanlık sunar.

Alıştırma

“Mia is staying out of trouble by following the school rules.” cümlesinde staying out of trouble ne anlama gelir?

  1. Sorun çıkarabilecek davranışlardan kaçınıyor.
  2. Bilerek çatışma yaratıyor.
  3. Daha önce yaşanmış bir sorun yüzünden verilecek cezadan kaçmaya çalışıyor.
Cevabı göster

Sorun çıkarabilecek davranışlardan kaçınıyor.

as banal days pass eroding the dreams and aspirations of your younger self,

3:03

sıradan günler geçip giderken gençliğinin hayallerini ve özlemlerini aşındırarak,

leaving you at the end to wonder how it all slipped away. Öbek fiiller

3:08

sonunda her şeyin nasıl kayıp gittiğini merak etmene neden oluyor.

Öbek fiiller

Slipped away: yavaş ve fark edilmeden gerçekleşen kayıp

Burada slipped away, değerli bir şeyin tam olarak fark edilmeden veya durdurulamadan önce yavaş yavaş yok olması ya da kaybedilmesi anlamına gelir. Away, öbeksi fiilin bir parçasıdır; burada fiziksel olarak kaymaktan söz edilmez. it zamiri, daha önce anlatılan zamanı, hayalleri, hedefleri ve yaşam olasılıklarını topluca karşılar. Bu yüzden slipped away geç gelen bir fark ediş ve pişmanlık duygusu taşır: Kişi geriye bakar ve hayatın artık ulaşılamayacak biçimde geçtiğini görür.

Alıştırma

“By the time Nora checked the listing again, the chance to rent the flat had slipped away,” cümlesinde slipped away ne anlama gelir?

  1. Fırsat artık mevcut değildi.
  2. Nora ilanı yeniden incelememeye karar vermişti.
  3. Nora daireyi başarıyla ayırtmıştı.
Cevabı göster

Fırsat artık mevcut değildi.

No, your personality matrix,

3:11

Hayır, senin kişilik matrisin,

shaped entirely by your genetics and your environment,

3:13

tamamen genetiğin ve çevren tarafından şekillenmiştir,

tend you to engage in risk-taking.

3:16

seni risk almaya eğilimli kılıyor.

What's genetics?

3:18

Genetik nedir?

Doesn't matter.

3:19

Önemli değil.

Given your situation,

3:20

Durumun göz önüne alındığında,

you find being an outlaw with the possibility of great riches under the threat of the empire's noose, Deyimler

3:21

imparatorluğun ilmeği tehdidi altında büyük zenginliklere ulaşma ihtimali olan bir kanun kaçağı olmayı,

Deyimler

imparatorluğun ilmiği tehdidi altında

Under the threat of, bir tehlikenin mevcut olduğunu ve durumu ya da insanların seçimlerini etkilediğini anlatır. The empire's noose, imparatorluğun sahip olduğu sıradan bir ip anlamına gelmez. İlmek, asılarak idam edilmeyi temsil eder. Bu bir ad aktarmasıdır: cezayla ilişkili bir nesne, cezanın kendisini temsil eder.

Alıştırma

Bu bağlamda under the threat of the empire's noose ne anlama gelir?

  1. imparatorluğun yasaları tarafından korunurken
  2. imparatorluk tarafından idam edilme tehlikesiyle karşı karşıyayken
  3. imparatorluktan hediye olarak bir ip alırken
Cevabı göster

imparatorluk tarafından idam edilme tehlikesiyle karşı karşıyayken

a risk worth considering. Dilbilgisi

3:27

düşünmeye değer bir risk olarak görüyorsun.

Dilbilgisi

değerlendirmeye değer bir risk

a risk worth considering ifadesinde worth considering, risk isminden sonra gelen kısaltılmış bir niteleyicidir. Dikkate alınmayı hak eden bir risk anlamına gelir. -ing biçimi etken görünür, ancak mantıksal olarak insanların değerlendirdiği şey risktir. Bir şeyi bir eylem açısından değerlendirmek için isim + worth + -ing yapısını kullanın: an idea worth trying, a problem worth discussing. Burada worth sözcüğünden sonra isim veya -ing biçimi gelir; to + fiil gelmez.

Alıştırma

Cümleyi worth ve consider fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The idea could save us money, so it is an option ____.

Cevabı göster

worth considering

If the riches are large enough, which they are. Dilbilgisi

3:28

Eğer zenginlikler yeterince büyükse, ki öyledir.

Dilbilgisi

If ..., which they are: koşulun doğru olduğunu onaylamak

If yan cümlesi bir koşul sunar: servetin yeterince büyük olması gerekir. Ardından gelen which they are, bu koşulun gerçekten sağlandığını hemen doğrular. Burada which yalnızca riches ismine değil, the riches are large enough yargısının tamamına gönderme yapar. Bu yan cümle aynı açıklamayı tekrarlamayı önler ve söze kendinden emin, hafif nükteli bir bitiş verir.

Alıştırma

Koşulun gerçekten sağlandığını doğrulayan ek yan cümleyle cümleyi tamamlayın: We can hold the event there if the meeting room is large enough, ____.

Cevabı göster

which it is

As a crewman on a pirate ship,

3:31

Bir korsan gemisinde mürettebat olarak,

you are not paid in wages but with one share of the profit, Dilbilgisi

3:32

sana maaş ödenmez, kardan bir pay verilir,

Dilbilgisi

not paid in wages but with one share of the profit: ücret değil, kârdan bir pay

not A but B kalıbı A'yı reddeder ve onun yerine B'yi koyar. Burada paid iki seçenekle de anlaşılır: you are not paid in wages değil, bunun yerine paid with one share of the profit söz konusudur. Edatların farklı olmasının nedeni, her ifadenin ödeme biçimini kendi yoluyla anlatmasıdır: in wages, ücret biçiminde; with one share ise bir pay verilerek anlamına gelir. Burada share bir isimdir ve kârın bir bölümünü ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle, ödeme biçimi olarak ücretin yerini kârdan bir payın aldığını söylüyor?

  1. They are paid neither in wages nor with a share of the profit.
  2. They are paid both in wages and with one share of the profit.
  3. They are not paid in wages but with one share of the profit.
Cevabı göster

They are not paid in wages but with one share of the profit.

same as every crewman.

3:36

her mürettebatla aynı.

The captain gets two shares for the strategic decisions he makes,

3:37

Kaptan aldığı stratejik kararlar için iki pay alır,

the quartermaster one and one half for his labors,

3:40

levazım subayı emeği için bir buçuk,

the surgeon one and one fourth,

3:43

cerrah bir ve çeyrek,

same for the carpenter.

3:45

marangoz için de aynısı.

Though we do often have difficulty finding surgeons with the right personality matrix, Dilbilgisi

3:46

Doğru kişilik matrisine sahip cerrahlar bulmakta sıklıkla zorluk çeksek de,

Dilbilgisi

have difficulty finding: have difficulty + -ing kalıbı

have difficulty finding ifadesinde difficulty sözcüğünden sonra fiilin -ing biçimi olan finding gelir. have difficulty + -ing kalıbı, bir eylemi yapmanın zor olduğu anlamına gelir. Burada finding fiilinin nesnesi surgeons sözcüğüdür: uygun kişiliğe sahip cerrahları bulmakta sık sık zorlanırlar. Bu kalıpta -ing biçimi yerine to mastarı kullanmayın.

Alıştırma

Cümleyi open fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The team had difficulty ____ the locked file.

Cevabı göster

opening

so if there is no surgeon,

3:51

bu yüzden cerrah yoksa,

the carpenter will be surgeon.

3:52

marangoz cerrah olur.

Shocking, I know. Ton ve niyet

3:54

Şok edici, biliyorum.

Ton ve niyet

“Shocking, I know.”: tepkiyi önceden sezen ironi

Shocking kısa bir değerlendirme parçasıdır; örtük anlam “That is shocking.” şeklindedir. Bu bağlamda içten bir şaşkınlık ifadesi değildir. Eklenen I know, dinleyicinin muhtemel tepkisini önceden sezer ve dinleyici karşılık vermeden bu tepkiyi kabul eder. Kuru bir tonla söylendiğinde cümlenin tamamı, durumun kulağa ne kadar saçma geldiğiyle dalga geçer ve bilinçli bir ironi katar.

Alıştırma

“Shocking, I know,” sözünde konuşan kişi esas olarak ne yapıyor?

  1. Dinleyiciden durumun neden şaşırtıcı olduğunu açıklamasını istemek
  2. Konuşanın şaşırtıcı bir şeyi henüz öğrendiğini kabul etmek
  3. Dinleyicinin tepkisini önceden sezmek ve kuru bir ironiyle yorumlamak
Cevabı göster

Dinleyicinin tepkisini önceden sezmek ve kuru bir ironiyle yorumlamak

Such flat and equal compensation is not what you'll find on empire and merchant ships,

3:55

Böylesine düz ve eşit bir tazminat, imparatorluk ve ticaret gemilerinde bulabileceğin bir şey değildir,

where captains and officers are compensated richly and get special quarters and privileges over the crew.

3:59

kaptanların ve subayların zengin bir şekilde ödüllendirildiği ve mürettebata kıyasla özel odalar ve ayrıcalıklar aldığı yerler.

On a pirate ship,

4:05

Bir korsan gemisinde,

we are all equals achieving a common goal.

4:06

ortak bir hedefe ulaşan hepimiz eşitiz.

Wow, what great guys pirates are.

4:09

Vay canına, korsanlar ne harika adamlar.

Such camaraderie.

4:11

Ne kadar da büyük bir yoldaşlık.

No, this is not because we are better and the empire worse, Dilbilgisi

4:14

Hayır, bu bizim daha iyi, imparatorluğun daha kötü olmasından değil,

but again, economic inevitability.

4:17

ama yine ekonomik kaçınılmazlık.

Dilbilgisi

not because ... but ... ile bir nedeni başka bir nedenle değiştirme

not because A, but B kalıbı, açıklama olarak A’yı reddeder ve dinleyicinin dikkatini gerçek neden olan B’ye yöneltir. Bu cümlede konuşmacı, imparatorluktan ahlaken daha iyi olmalarını neden olarak reddedip bunun yerine ekonomik kaçınılmazlığı gösterir. but sonrasında eksiltili bir anlatım vardır: ifade but, again, this is because of economic inevitability gibi tamamlanarak anlaşılabilir. Yeniden kullanılabilen tam biçimler, yan cümlelerden önce not because A, but because B; ad öbeklerinden önce ise not because of A, but because of B şeklindedir.

Alıştırma

not because ... but ... kalıbını kullanın ve her iki ad öbeğinin önüne because of getirin. Tamamlayın: The picnic moved indoors ____ the cold, ____ the rain.

Cevabı göster

not because of · but because of

Empire and merchant ships are not owned by the men who sail them,

4:20

İmparatorluk ve ticaret gemileri onları yüzdüren adamlara ait değildir,

but by monarchs or investors who hire captains and officers to run them.

4:23

onları yönetmeleri için kaptanları ve subayları kiralayan hükümdarlar veya yatırımcılarındır.

To ensure loyalty to the owners above crew,

4:27

Sahiplerine karşı sadakati mürettebattan daha üstün tutmak için,

the captain is not only paid much more, Dilbilgisi

4:30

kaptana sadece çok daha fazla ödeme yapılmaz,

but has a share in the ship's profits,

4:32

aynı zamanda geminin karından da pay alır,

Dilbilgisi

not only ... but ... ile vurgulanan ikinci bir nokta ekleme

Not only ... but ... birbiriyle uyumlu iki doğru noktayı bağlar ve ikinci noktaya daha fazla vurgu yapar. Burada iki yüklem de kaptanı anlatır: kaptana çok daha fazla ödeme yapılır ve kaptan geminin kârından pay alır. But bilgi ekler; ilk noktayı geçersiz kılmaz. Ortak öznenin tekrarlanması gerekmez. Genellikle benzer sözcükleri, öbekleri veya yan cümleleri eşleştirerek iki tarafı kolayca karşılaştırılabilir tutun. But also yaygındır, ancak burada also kullanılmayabilir.

Alıştırma

İkinci bir fayda eklemek için also olmadan not only ... but ... kalıbını kullanın. Tamamlayın: The internship ____ teaches practical skills ____ gives students useful contacts.

Cevabı göster

not only · but

which the men do not,

4:34

adamların sahip olmadığı,

and may be granted titles and land upon his successful return.

4:35

ve başarılı bir şekilde döndüğünde unvanlar ve toprak verilebilir.

Meanwhile, the crew, hired from the mass of men with lives of quiet desperation Kültür

4:39

Bu arada, sessiz çaresizlik hayatları yaşayan insan kitlesi içinden kiralanan mürettebat

and personality matrices constraining them inside the law,

4:44

ve onları yasaların içinde tutan kişilik matrisleri,

have only the low price of their undifferentiated labor to offer.

4:47

sunabilecekleri sadece farklılaşmamış emeklerinin düşük fiyatıdır.

Kültür

Thoreau göndermesi olarak lives of quiet desperation

Bu ifade, Henry David Thoreau'nun sıradan insanların yaşamına ilişkin ünlü betimlemesine gönderme yapar. Dışarıdan sakin ve alışılmış görünen, fakat içinde uzun süren hayal kırıklığı, gerçekleşmemiş umutlar ve çıkış yolu bulamama hissi barındıran yaşamları anlatır. Burada quiet, çaresizliğin dile getirilmediğini veya toplum içinde gizli kaldığını belirtir; çaresizliğin hafif olduğu anlamına gelmez. Bu gönderme, mürettebatın toplumsal durumuna ciddi ve eleştirel bir bakış kazandırır.

Alıştırma

Bu cümlede lives of quiet desperation mürettebat hakkında ne anlatıyor?

  1. Huzurlu bir yaşamın tadını çıkarırlar ve ciddi kaygıları yoktur.
  2. Her gün açıkça paniğe kapılırlar ama hızla toparlanırlar.
  3. Dışarıdan sıradan görünen yaşamlar sürerken içten içe kendilerini kapana kısılmış ve tatminsiz hissederler.
Cevabı göster

Dışarıdan sıradan görünen yaşamlar sürerken içten içe kendilerini kapana kısılmış ve tatminsiz hissederler.

And being inside the law,

4:51

Ve kanunların içinde oldukları için,

their captains can threaten them with corporal punishment on board,

4:52

kaptanları onları gemide bedensel cezalarla tehdit edebilir,

with prison or treason offboard,

4:56

karada ise hapis veya vatana ihanetle,

backed by the empire and her resources to track down traitors and deserters. Öbek fiiller

4:58

hainleri ve kaçakları bulmak için imparatorluk ve onun kaynakları tarafından desteklenir.

Öbek fiiller

track down: aradıktan sonra birini veya bir şeyi bulmak

Track down, bilinçli bir aramadan sonra bir kişiyi veya şeyi bulmak anlamına gelen, ayrılabilen geçişli bir öbek fiildir. Burada hainler ve firariler, imparatorluğun bulana kadar peşinden gidebileceği hedeflerdir. İsim türündeki nesne, ifadenin tamamından sonra veya ortasında kullanılabilir: track down the deserters ya da track the deserters down. Zamir normalde ortaya gelir: track them down.

Alıştırma

track down ifadesini doğru biçimde kullanın: After three weeks of investigation, the team finally managed to ____ the source of the leak.

Cevabı göster

track down

But for us pirates,

5:02

Ama biz korsanlar için,

captain's orders are but the words of one man. Kelime

5:03

kaptanın emirleri sadece bir adamın sözleridir.

Kelime

are but the words of one man: “yalnızca” anlamındaki but

Bu cümlede but, only ya da merely, yani “yalnızca” veya “sadece” anlamına gelir. Konuşan kişi kaptanın emirlerini tek bir kişinin sözlerine indirger; onları sorgulanamaz bir yasa gibi sunmak yerine otoritelerini zayıflatır. Burada but, the words of one man isim öbeğini doğrudan sınırlar. Karşıtlık bildiren iki yan cümleyi birbirine bağlamaz.

Alıştırma

'The warning was but the opinion of one person' cümlesindeki but ne anlama gelir?

  1. hariç
  2. ancak, bir karşıtlık başlatarak
  3. yalnızca veya sadece
Cevabı göster

yalnızca veya sadece

Outside the law,

5:06

Kanunların dışında,

a majority can take control at any time by force.

5:07

bir çoğunluk kontrolü istediği an zorla ele geçirebilir.

It is only our contract that eases this transition. Dilbilgisi

5:11

Bu geçişi kolaylaştıran tek şey sözleşmemizdir.

Dilbilgisi

It is only our contract that...: dışlayıcı odaklı bir yarık cümle

It is X that Y kalıbı bir yarık cümledir: X'i özel bir odak konumuna taşır. Burada X, only our contract olduğu için cümle, kontrol değişimini daha az zorlaştıran şeyin sözleşme —ve başka hiçbir etken değil— olduğunu söyler. Baştaki it herhangi bir şeyi göstermez. Odaklama kalıbının bir parçasıdır. Yarık yapı olmadan temel ifade Our contract eases this transition. olur.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak It is only ... that kalıbını kullanarak tamamlayın: '____ our safety checklist ____ prevents mistakes.'

Cevabı göster

It is only · that

And at every port,

5:14

Ve her limanda,

if a man trust not the contract or the crew,

5:15

eğer bir adam sözleşmeye veya mürettebata güvenmiyorsa,

he can just leave.

5:18

sadece gidebilir.

There is no pirate empire to track him down.

5:19

Onun peşine düşecek bir korsan imparatorluğu yoktur.

We have a ship and a business only by our cooperation Dilbilgisi

5:22

Bizim bir gemimiz ve işimiz sadece bizim işbirliğimiz sayesindedir

and only if we can keep it.

5:25

ve ancak onu elimizde tutabilirsek.

Dilbilgisi

only by ... ve only if ...: gerekli yöntem ve koşul

Bu cümlede only by our cooperation gerekli yöntemi belirtir: Gemiye ve işe sahip olabilmelerinin yolu iş birliğidir. by edatından sonra our cooperation isim öbeği gelir. Only if we can keep it gerekli bir koşulu belirtir. Buradaki it, gemi ile işten oluşan ortak girişimi ifade eder. İki only öbeğinin yan yana kullanılması hem yöntemin hem de koşulun vazgeçilmez olduğunu vurgular.

Alıştırma

Önce gerekli yöntemi, ardından gerekli koşulu gösteren iki yapıyla cümleyi tamamlayın: The team can finish on time ____ sharing the work and ____ everyone follows the plan.

Cevabı göster

only by · only if

But the incentive is great.

5:27

Ama teşvik büyüktür.

We are not here to sell our labor to distant and disinterested owners,

5:28

Biz buraya emeğimizi uzak ve ilgisiz sahiplere satmak için gelmedik,

but to taste the fruit of our labors directly, Deyimler

5:32

emeklerimizin meyvesini doğrudan tatmak için,

to make money,

5:35

para kazanmak için,

a lot of money for all of us.

5:36

hepimiz için çok para.

Deyimler

taste the fruit of our labors: emekle kazanılan ödüllerden yararlanmak

Taste the fruit of our labors bir benzetmedir. Fruit, çalışmanın ürettiği değerli sonucu temsil ederken labors uzun süreli çalışma ve çabayı ifade eder. Burada gerçek meyveden söz edilmez. Konuşanlar, ortak çalışmalarının kazandırdığı para başta olmak üzere bu ödülleri uzaktaki sahiplere göndermek yerine doğrudan kendileri yaşamak isterler. Başka durumlara aktarılabilecek düşünce, çabanın meyve gibi sonuç vermesi ve çalışan kişilerin bu sonuçlardan doğrudan yararlanabilmesidir.

Alıştırma

“After years of training, she finally tasted the fruit of her labors,” cümlesindeki vurgulanan benzetme ne anlama gelir?

  1. Çalışmasının bütün faydalarını başka birine verdi.
  2. Eğitimin gereksiz olduğuna karar verdi.
  3. İşine ara verdiğinde meyve yedi.
  4. Yoğun çalışmasının ödüllerinden doğrudan yararlandı.
Cevabı göster

Yoğun çalışmasının ödüllerinden doğrudan yararlandı.

The only thing standing in our way, Deyimler

5:38

Önümüzde duran tek şey,

aside from our customers occasionally,

5:40

arada bir karşımıza çıkan müşterilerimiz dışında,

is the subtractor of costs.

5:42

maliyetlerin azaltıcı etkisidir.

Deyimler

standing in our way: ilerlememizi engellemek

To stand in someone's way, bir kişinin veya grubun bir hedefe doğru ilerlemesini engellemek demektir. Burada standing in our way, maliyetleri kâr elde edip paylaşmanın önündeki bir engel olarak anlatır; bir şeyin gerçekten yolun ortasında durduğu anlamına gelmez. Kalıp stand in + iyelik sıfatı + way şeklinde, örneğin stand in our way olarak kullanılabilir. Ayrıca stand in the way of + isim veya -ing biçimi kullanılabilir. Hem fiziksel engeller hem de soyut engeller için uygundur.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz, ilerlememizi engellemek anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The outdated software is ____.

Cevabı göster

standing in our way

If it grows too large,

5:44

Eğer çok büyürse,

the business will inevitably dissolve

5:45

iş kaçınılmaz olarak dağılacaktır

and we won't get paid.

5:47

ve paramızı alamayız.

These costs come in mostly two forms, Kalıp ifadeler

5:49

Bu maliyetler çoğunlukla iki şekilde gelir,

Kalıp ifadeler

come in mostly two forms: çoğunlukla iki biçimde ortaya çıkmak

Come in + forms, belirli türlerde var olmak veya ortaya çıkmak anlamına gelir. Bu cümlede maliyetlerin iki yaygın türe ayrılacağını önceden bildirerek açıklamayı düzenler. Mostly, iddianın kapsamını sınırlar: iki biçim çoğu durumu kapsar, ancak başka biçimler de olabilir. Mostly olmadan come in two forms, iki parçalı daha kesin bir sınıflandırma gibi duyulur.

Alıştırma

Cümleyi come in ... forms kalıbını kullanarak tamamlayın: The course ____: online and face-to-face.

Cevabı göster

comes in two forms

ship repairs and people repairs.

5:51

gemi onarımları ve insan onarımları.

For the ship,

5:53

Gemi için,

the rules of supply and demand work against us. Kültür

5:54

arz ve talep kuralları aleyhimize işliyor.

Kültür

Arz ve talep

Arz, bir ürün veya hizmetten ne kadar bulunduğunu; talep ise insanların ondan ne kadar istediğini ya da ona ne kadar ihtiyaç duyduğunu ifade eder. Birlikte bulunabilirliği ve fiyatı açıklamaya yardımcı olurlar. Burada korsanlara uygun onarım hizmetleri azdır, ancak onarım ihtiyacı devam etmektedir. Bu nedenle the rules of supply and demand work against us, piyasa koşullarının onarım bulmayı zorlaştırdığı veya daha pahalı hâle getirdiği anlamına gelir; yazılı kuralların onlara saldırdığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede arz ve talep neden konuşanların aleyhine işliyor?

  1. Yazılı iki liman yönetmeliğini ihlal etmişlerdir.
  2. Müşteriler artık hiçbir onarım hizmeti istememektedir.
  3. Uygun onarım hizmetleri sınırlıdır, ancak onarım ihtiyaçları devam etmektedir.
Cevabı göster

Uygun onarım hizmetleri sınırlıdır, ancak onarım ihtiyaçları devam etmektedir.

We can't sail into a port of the empire seeking repairs without raising questions. Kalıp ifadeler

5:57

Soru işareti yaratmadan imparatorluğun bir limanına tamir için yanaşamayız.

Kalıp ifadeler

Raise questions: kuşku veya şüphe uyandırmak

Raise questions ifadesinde özne genellikle insanlarda merak, kuşku veya inceleme ihtiyacı uyandıran bir olay, olgu ya da durumdur. İnsanların bu soruları sesli olarak sorması gerekmez. Bu nedenle without raising questions, “şüphe veya sorgulama yaratmadan” demektir. Bu cümlede onarım için bir imparatorluk limanına girmek, görevlilerin denizcilerin kim olduğunu ve neden yardıma ihtiyaç duyduklarını sorgulamasına yol açacaktır.

Alıştırma

Derste geçen ve “kuşku veya inceleme yaratmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyi kullanın: The unexplained payment could ____ about the report's accuracy.

Cevabı göster

raise questions

So, we must only visit pirate-friendly ports with pirate-friendly dockworkers,

6:02

Yani, sadece korsan dostu tersane işçilerinin olduğu korsan dostu limanları ziyaret etmeliyiz,

mostly far away in the new world,

6:06

çoğunlukla yeni dünyada çok uzaklarda,

which raises repair costs considerably.

6:09

bu da onarım maliyetlerini önemli ölçüde artırır.

For pirates,

6:11

Korsanlar için,

each broken mast or cannon hole is more costly than for the empire.

6:12

kırılan her direk veya açılan top deliği, imparatorluk için olduğundan daha maliyetlidir.

So, for business reasons,

6:16

Bu yüzden, iş nedenleriyle,

we prefer not to fight. Dilbilgisi

6:18

savaşmamayı tercih ediyoruz.

Dilbilgisi

prefer not to fight: bir eylemden kaçınmayı seçmek

prefer not to + fiil yapısında not, mastar hâlindeki eylemi olumsuzlar: tercih edilen seçenek o eylemi yapmamaktır. Burada grup sonuçları değerlendirip savaşmaktan kaçınmayı seçiyor; bu, hiçbir tercihlerinin olmadığı anlamına gelmez. Bu yapı, eylemsizliği sert bir ret yerine tercih olarak sunar. Böylece kaçınılan belirli eyleme odaklanırken düşünülmüş ve nispeten kibar bir karar ifade edebilir.

Alıştırma

Notta verilen kibar tercih yapısıyla cümleyi tamamlayın: For privacy reasons, I ____ share my phone number.

Cevabı göster

prefer not to

Also, fighting incurs personnel costs, Kalıp ifadeler

6:19

Ayrıca, savaşmak personel maliyetlerine yol açar,

since we know that some crew will be injured in battle,

6:22

çünkü bazı mürettebatın savaşta yaralanacağını biliyoruz,

Kalıp ifadeler

incurs personnel costs: resmî bir maliyet eşdizimi

Incur costs, maliyet yükümlülüğü altına girmek veya bir sonuç olarak maliyet doğurmak anlamına gelen resmî bir eşdizimdir. Bir faaliyet de özne olabilir: fighting incurs costs, savaşmanın mali yükümlülükler oluşturduğu anlamına gelir; incur, paranın ödendiği ayrı anı anlatmaz. Personnel costs genellikle çalışanlar veya mürettebatla bağlantılı maliyetleri ifade eder. Burada yalnızca normal ücretleri değil, tazminat gibi mürettebat yaralanmalarının mali sonuçlarını özellikle belirtir.

Alıştırma

Notta verilen resmî maliyet eşdizimiyle cümleyi tamamlayın: Unexpected delays may ____ additional costs for the company.

Cevabı göster

incur

permanently,

6:25

kalıcı olarak,

and it's just a roll of the cosmic dice as to who and to what. Notlar

6:26

ve kimin ne olacağı tamamen kozmik zarların atılmasına bağlı.

Deyimler

a roll of the cosmic dice: kozmik ölçekte şans

Bu cümlede a roll of the cosmic dice, sonucun herhangi birinin seçimi ya da kontrolüyle değil, şansla belirlenmesini anlatan bir mecazdır. Zar atıldığında öngörülemeyen bir sonuç çıkması fikrine dayanan a roll of the dice ifadesinden türetilmiştir. Cosmic, büyük ve kişisel olmayan bir kader duygusunu dramatik biçimde güçlendirir. Gerçekte zar atılmamaktadır; ifade, kimin yaralanacağının ve ne tür ya da ne ölçüde zarar göreceğinin korkutucu derecede rastlantısal olduğunu söyler.

Alıştırma

Bu cümlede a roll of the cosmic dice neyi ima eder?

  1. Sonuç, dikkatle planlanmış bir kurala uyar.
  2. Birisi gerçekten uzayda zar atar.
  3. Sonuç, büyük ve kişisel olmayan ölçekte şans tarafından belirlenir.
Cevabı göster

Sonuç, büyük ve kişisel olmayan ölçekte şans tarafından belirlenir.

Kalıp ifadeler

as to who and to what: belirli bilinmeyenleri tanıtmak

As to, daha genel bir ifadenin ilgili olduğu belirli soruyu ya da ayrıntıyı tanıtır. Burada genel rastlantısallık fikrini iki bilinmeyene indirger: kimin yaralanacağı ve o kişinin ne tür ya da ne ölçüde zarar göreceği. Who ve to what doğrudan soru değildir. As to sonrasında sıralanan gömülü soru ögeleridir. İkinci bölüm eksiltilidir; bağlam what injury ya da what loss gibi bir anlamı tamamlar. Bu nedenle to what tek başına değişmez tek bir anlama sahip değildir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen iki sözcüklü resmî bağlayıcıyla tamamlayın: There is still disagreement ____ how the rule should be applied.

Cevabı göster

as to

The contract we decide on lists generous compensation for lost legs, arms, hands, eyes.

6:30

Karar verdiğimiz sözleşmede, kaybedilen bacaklar, kollar, eller ve gözler için cömert tazminatlar listeleniyor.

Thus, after the treasure is seized,

6:36

Böylece, hazine ele geçirildikten sonra,

the injured are compensated,

6:39

yaralılara tazminat ödenir,

the ship is repaired,

6:40

gemi tamir edilir,

supplies replenished,

6:41

erzaklar yenilenir,

the remainder is profit,

6:43

geri kalanı kardır,

the glorious glorious profit.

6:44

o şanlı şanlı kar.

And your one share,

6:47

Ve senin tek bir payın,

after one successful voyage with us,

6:48

bizimle yaptığın başarılı bir yolculuktan sonra,

will be worth years of labor with the empire.

6:50

imparatorlukla yıllarca sürecek çalışmaya değecektir.

So, are you compelled to join?

6:53

Yani, katılmak zorunda hissediyor musun?

I'd like to hear from the captain. Ton ve niyet

6:57

Kaptanı dinlemek isterim.

Ton ve niyet

Kararı nazikçe ertelemek için I'd like to hear from the captain kullanmak

Bu yanıtta I'd like to temelde I want to, yani “istiyorum” anlamına gelir; ancak would kullanılan biçim daha yumuşak ve naziktir. hear from the captain, kaptanın ne söyleyeceğini dinlemek ya da görüşünü öğrenmek demektir. Konuşan kişi hemen kabul ya da ret cevabı vermek yerine bir sonraki adımı değiştirir: önce kaptanın görüşünü duymak ister. Böylece karar vermeyi erteler ve nihai karar için seçeneklerini açık tutar.

Alıştırma

Bir komite Maya'dan bir planı hemen onaylamasını istiyor, ancak Maya önce direktörün görüşünü almak istiyor. Hangi yanıt kararını nazikçe açık bırakır?

  1. I'd like to hear from the director before I decide.
  2. I approve the plan right now.
  3. I'd like the director to hear from me after I decide.
Cevabı göster

I'd like to hear from the director before I decide.