Regé-Jean Page'in Bridgerton Rolü The Gray Man'de Rol Almasını Sağladı | The Tonight Show: İngilizce çalışma notları

The Tonight Show Starring Jimmy Fallon

Öğrenme zorluğu
1.084 kelime 245 kel/dk

Video özeti: Regé-Jean Page, Dungeons & Dragons’ı Comic-Con’da tanıtmasını, Harry Potter setini arka plan oyuncusu olarak gözlemlemesini ve The Gray Man’de canlandırdığı CIA yöneticisini anlatıyor; ardından filmden bir sahne gösteriliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Hall H. — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Bunun Comic-Con’daki büyük tanıtımlara ve hayran etkinliklerine ayrılan ünlü salonun adı olduğunu öğrenerek sahneye çıkmanın neden yoğun baskı yarattığını ve izleyici kararının niçin önemli olduğunu anlayabilirsiniz. 2. just a couple of little indie films. — Konuşma edimi ve tutum: Russo kardeşlerin dev Marvel filmlerinin “birkaç küçük bağımsız film” diye küçümsenerek anlatılmasındaki ironiyi fark edin. Amaç gerçek bir tanım yapmak değil, gerçekle söz arasındaki karşıtlıktan mizah üretmektir. 3. anything on his person? — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Hukuk ve polis dilindeki bu resmî ifadenin kişinin üzerinde taşıdığı herhangi bir eşyayı sorduğunu anlayın; sorgu veya raporlarda bunu daha gündelik anything on him? seçeneğinden ayırın.

Bu derste

It is so good to see you buddy.

0:00

Seni görmek ne güzel, dostum.

Uh you look fantastic.

0:02

Harika görünüyorsun.

It is your

0:03

Bu senin

Thank you so much.

0:03

Çok teşekkür ederim.

It's your first time here in person. Kalıp ifadeler

0:04

Buraya şahsen ilk gelişin.

Kalıp ifadeler

in person: uzaktan değil, fiziksel olarak orada

In person, çevrim içi, telefonla veya ekran aracılığıyla katılmak yerine aynı yerde fiziksel olarak bulunmak demektir. Burada kişinin orada nasıl bulunduğunu, yani mekâna kendisinin geldiğini anlatır. Bu ifade genellikle meet, talk, attend veya see gibi fiillerden sonra gelir. Buradaki gibi bir cümlenin sonunda da yer alarak temas ya da katılım biçimini belirtebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede in person, uzaktan değil fiziksel olarak aynı yerde bulunmak anlamında kullanılmıştır?

  1. We finally met in person after months of video calls.
  2. I personally think the plan is too expensive.
  3. They discussed the issue in private.
Cevabı göster

We finally met in person after months of video calls.

Yeah.

0:06

Evet.

Yeah, but no, which is a huge relief 'Cause last time we did this Kalıp ifadeler

0:07

Evet, ama hayır, bu büyük bir rahatlama, çünkü bunu en son yaptığımızda

Kalıp ifadeler

a huge relief: endişe bittikten sonra büyük rahatlama

A huge relief, endişe, baskı veya korku sona erdiğinde hissedilen çok güçlü bir rahatlama duygusudur. Burada konuşan kişi, durumun büyük bir kaygıyı ortadan kaldırdığını ve bu yüzden rahatlayabildiğini söylüyor. Relief bir isimdir; huge ise derecesini güçlendirir. Bir durum, sonuç veya haber a huge relief olabilir.

Alıştırma

Hearing that everyone was safe was a huge relief cümlesinde a huge relief ne anlama gelir?

  1. Daha fazla endişelenmek için yeni bir neden
  2. Küçük ve beklenmedik bir sorun
  3. Endişe sona erdikten sonra hissedilen güçlü rahatlık
Cevabı göster

Endişe sona erdikten sonra hissedilen güçlü rahatlık

and I was in my living room and I got torrents of abuse from the public for my cushions. Deyimler

0:09

oturma odamdaydım ve kırlentlerim yüzünden halktan bir ton küfür yemiştim.

Deyimler

torrents of abuse: sel gibi gelen düşmanca sözler

Bu cümlede torrents of abuse, çok büyük miktarda hakaret içeren veya düşmanca sözün güçlü biçimde gelmesi demektir. Torrents mecazdır: saldırılar gerçek su olarak değil, güçlü bir akıntı olarak betimlenir. Burada abuse, “yanlış kullanım” değil, zalimce veya hakaret içeren sözler anlamındaki bir isimdir. İfade hem çokluğu hem de yoğunluğu aktarır.

Alıştırma

Bu cümlede torrents of abuse ne anlama geliyor?

  1. Çok miktarda sert ve hakaret içeren söz
  2. Gerçek bir su baskını
  3. Birkaç yararlı öneri
Cevabı göster

Çok miktarda sert ve hakaret içeren söz

Yeah, your couch cushions they didn't enjoy.

0:13

Evet, kanepenin kırlentlerinden hoşlanmamışlardı.

They were not up to scratch. Deyimler

0:14

Standartlara uygun değillerdi.

Deyimler

not up to scratch: gereken standardın altında

Not up to scratch, bir kişinin veya şeyin kalite, beceri ya da hazırlık bakımından beklenen standardı karşılamadığını belirten bir deyimdir. Bu cümlede söz konusu şeylerin bu standardın altında olduğu değerlendiriliyor. Olumlu biçim olan up to scratch, kabul edilebilir veya standardı karşılayan demektir. Scratch burada gerçek anlamında kullanılmaz.

Alıştırma

“Gereken standardı karşılamak” anlamındaki deyimi tamamlayın: The final design is not ____ yet.

Cevabı göster

up to scratch

Everyone was shocked that I was not actually British royalty

0:15

Herkes benim aslında bir İngiliz kraliyet mensubu olmadığıma şok olmuştu

and it's like no this is what poor LA actors look like. Dilbilgisi

0:18

ve ben de, hayır, Los Angeles'taki fakir oyuncular böyle görünür dedim.

Dilbilgisi

This is what ... look like: gerçek bir örnek sunmak

This is what poor LA actors look like, görülen kişileri veya sahneyi o grubun görünüşünün ya da durumunun gerçek bir örneği olarak sunar. Bu ifade onları yalnızca parasız Los Angeles oyuncuları olarak tanımlamaz; o kategorideki insanların gerçekte böyle göründüğünü anlatır. what poor LA actors look like yan cümlesi, is fiilinden sonra gelen tamamlayıcıdır. Görülebilen bir örneği veya fark edilebilir bir sonucu göstermek için This is what + özne + look(s) like yapısını kullanın. Çoğul özneyle look, tekil özneyle looks kullanılır.

Alıştırma

what ... looks like yapısını ve a safe bike lane sözcüklerini kullanarak tamamlayın: This is ____.

Cevabı göster

what a safe bike lane looks like

We're dirty.

0:21

Pis durumdayız.

We're broke.

0:21

Meteliksiziz.

That couch has ramen on it.

0:21

O kanepede ramen var.

That's how that works. Anlatım akışı

0:23

İşler böyle yürüyor.

Anlatım akışı

That's how that works: açıklamayı sonuçlandırmak

That's içindeki ilk That, az önce anlatılan sürece, kurala veya mantığa gönderme yapar; how that works ise bunun işleyiş biçimini belirtir. Cümle, önceki açıklamayı bir sonuç hâline getirir: işte böyle işler. Konuşmada bu kısa ve kesin ifade konuyu kapatabilir. Şakacı veya aşırı emin bir tonla söylendiğinde, uydurulmuş ya da tartışmalı bir kuralı apaçık bir gerçekmiş gibi sunarak mizah etkisi de yaratabilir.

Alıştırma

Bir konuşmada That's how that works. açıklamadan sonra genellikle ne yapar?

  1. Önceki açıklamayı, bir kuralın veya sürecin işleyiş biçimi olarak özetleyip bitirir.
  2. Konuşan kişinin o anda bir iş yaptığını söyler.
  3. Dinleyiciden yeni bir süreci açıklamasını ister.
Cevabı göster

Önceki açıklamayı, bir kuralın veya sürecin işleyiş biçimi olarak özetleyip bitirir.

That's the way it works.

0:24

Gerçekler böyle.

Yeah.

0:25

Evet.

Pretty much. Ton ve niyet

0:25

Aşağı yukarı.

Ton ve niyet

Pretty much: pay bırakan bir onay

Pretty much. tek başına bir yanıt olarak kullanıldığında “Evet, temelde öyle” veya “Büyük ölçüde doğru” anlamına gelir. Karşıdaki kişinin özetini kabul ederken küçük istisnalar ya da tamamlanmamış ayrıntılar için pay bırakır. Burada pretty, “güzel” anlamındaki bir sıfat değil, derece bildiren bir zarftır. İfade büyük bir miktardan da söz etmez; rahat ve kesinliği biraz yumuşatılmış bir evet işlevi görür.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “So the room is clean except for a few small things?” diye soruyor. Siz “Pretty much.” diye yanıtlıyorsunuz. Yanıtınız ne anlama gelir?

  1. Hayır, oda hiç temiz değil.
  2. Evet, ana fikir doğru ama küçük istisnalar olabilir.
  3. Evet, her ayrıntı tamamen ve kesin olarak doğru.
Cevabı göster

Evet, ana fikir doğru ama küçük istisnalar olabilir.

I know you were just at Comic-Con.

0:26

Daha yeni Comic-Con'da olduğunu biliyorum.

This is your first time at Comic-Con.

0:28

Comic-Con'a ilk katılışın.

Yep.

0:30

Evet.

Yep.

0:30

Evet.

Nerd Mecca. Deyimler

0:30

İneklerin Mekke'si.

Deyimler

Nerd Mecca: hayranların gitmek istediği merkez

Nerd Mecca ifadesinde Mecca, özellikle önemli bir varış noktası ve buluşma merkezi için kullanılan bir benzetmedir. Comic-Con; çizgi roman, oyun, bilim kurgu ve bunlarla bağlantılı popüler kültür alanlarının tutkulu hayranlarının gitmeyi çok istediği bir yer olarak sunulur. Bu benzetme, Mekke’nin İslam’ın en kutsal şehri ve bir hac merkezi olmasından kaynaklanır; ancak ifade Comic-Con’ın nerede düzenlendiğini belirtmez. Nerd, belirli konulara büyük ilgi duyan biri için kullanılan gündelik bir etikettir; burada hayran kültürüne özgü şakacı bir ton taşır.

Alıştırma

Comic-Con’ın bu tanımında Nerd Mecca ne anlama gelir?

  1. çizgi romanlardan ve hayran etkinliklerinden hoşlanmayan biri
  2. popüler kültür hayranları için önemli bir varış noktası ve buluşma merkezi
  3. Comic-Con’ın düzenlendiği gerçek Mekke şehri
Cevabı göster

popüler kültür hayranları için önemli bir varış noktası ve buluşma merkezi

It was amazing.

0:31

Muhteşemdi.

Yeah.

0:32

Evet.

Absolutely incredible.

0:32

Kesinlikle inanılmazdı.

It really is.

0:33

Gerçekten öyle.

And but you were in Hall H. Kültür

0:34

Bir de H Salonu'ndaydın (Hall H).

Kültür

Comic-Con'daki Hall H

Hall H, San Diego Comic-Con'un önemli salonlarından birinin adıdır. Yüksek profilli film ve televizyon panelleri ile büyük hayran kitlesiyle tanınır. Bu cümlede Hall H adının söylenmesi yalnızca bir salonu belirtmez; izleyici tepkilerinin özellikle önemli olabileceği, yoğun ilgi gören bir ortamı anlatır. Bu arka plan, orada bulunmanın yarattığı baskıyı veya heyecanı anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu bağlamda Hall H'den söz edilmesi neyi ifade eder?

  1. Kalabalık ve etkin bir izleyici kitlesine sahip önemli bir Comic-Con ortamıydı.
  2. Etkinlikten sonra kullanılan çevrim içi bir sohbet odasıydı.
  3. Yalnızca özel bir otel odasının alfabetik adıydı.
Cevabı göster

Kalabalık ve etkin bir izleyici kitlesine sahip önemli bir Comic-Con ortamıydı.

Yes.

0:36

Evet.

For the first time anyone has been there in three years.

0:36

Üç yıldır kimsenin olmadığı bir yerde ilk defa.

Yeah, it was the first Hall H in three years.

0:39

Evet, üç yıl sonraki ilk H Salonu'ydu.

Everyone was super hyped and we were going to Hall H Kelime

0:41

Herkes aşırı heyecanlıydı ve H Salonu'na gidiyorduk

Kelime

super hyped: aşırı heyecanlı ve beklenti dolu

Super hyped, aşırı derecede heyecanlı ve beklenti dolu olmak anlamına gelir. Super, gündelik dilde kullanılan bir güçlendiricidir; hyped ise insanların beklediği veya hakkında çok şey duyduğu bir olay öncesindeki yüksek enerjili hissi anlatır. Burada Everyone was super hyped insanların ruh hâlini anlatır; bir etkinliğin abartıldığını söylemez. Hyped insanları tanımladığında çoğunlukla onların çok heyecanlı ve enerji dolu olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “çok heyecanlı” anlamına gelen iki sözcüklü gündelik ifadeyle tamamlayın: We're ____ for the concert tonight.

Cevabı göster

super hyped

with Dungeons and Dragons,

0:43

Zindanlar ve Ejderhalar (Dungeons and Dragons) ile birlikte,

which is pretty much the heart of all things Comic-Con and nerd and stuff. Deyimler

0:44

ki bu, Comic-Con ve ineklerle ilgili her şeyin kalbi gibidir.

Deyimler

The heart of all things Comic-Con and nerd and stuff: merkezi bir odak

The heart of something ifadesinde heart mecazdır; bir şeyin merkezini ya da en önemli veya en hareketli bölümünü anlatır. Burada ifade, söz konusu yeri Comic-Con ve nerd kültürünün merkezi olarak sunar. Burasının coğrafi olarak tam ortada olması gerekmez. All things + konu, o konuyla bağlantılı her şey demektir. Comic-Con and nerd and stuff şeklindeki rahat sıralama, adı verilmeyen benzer ilgi alanlarını da kapsar ve cümleye geniş, konuşma diline özgü bir hava verir.

Alıştırma

"The main stage is the heart of the festival," cümlesinde "the heart" ne anlama gelir?

  1. Bir insan vücudu organı
  2. Merkezî veya en önemli bölüm
  3. Haritadaki tam orta nokta
Cevabı göster

Merkezî veya en önemli bölüm

Congratulations.

0:48

Tebrikler.

Yes.

0:48

Evet.

Congratulations.

0:49

Tebrikler.

By the way, Kalıp ifadeler

0:49

Bu arada,

Kalıp ifadeler

By the way: bir yan not eklemek

By the way, ek bir yorum, yeni hatırlanan bir ayrıntı veya ilgili bir soru eklemek için kullanılan bir söylem belirtecidir. Dinleyiciye sıradaki bilginin önceki söylenenlerin doğrudan sonucu değil, kısa bir konu değişimi olduğunu bildirir. Genellikle eklenen sözün başında gelir ve yazıda ardından virgül konur. Anlamı kalıplaşmıştır; buradaki way bir yol veya güzergâh anlamına gelmez.

Alıştırma

Hedef konuşma belirteci By the way ile tamamlayın: ____, your package arrived this morning.

Cevabı göster

By the way

so you played that trailer.

0:50

o fragmanı yayınladınız.

By the way, it has over like 16 million hits, Kelime

0:51

Bu arada, 16 milyondan fazla izlendi,

Kelime

over like 16 million hits: gündelik ve yaklaşık çevrim içi sayılar

Burada hits, çevrim içi içeriğin kaydedilmiş ziyaret veya tıklanma sayısını belirtir; bir videodan söz edilirken konuşmacı genel anlamda izlenme sayısını kasteder. Over bir alt sınır koyar: sayı 16 milyondan fazladır. Bir sayıdan önce kullanılan like, gündelik dilde yaklaşık değer belirtir. Bu nedenle over like 16 million hits, sayının 16 milyonu geçtiğini, ancak konuşmacının bunu dikkatle ifade edilmiş kesin bir istatistik olarak değil, sohbet sırasında yaklaşık bir rakam olarak verdiğini anlatır.

Alıştırma

“over like 16 million hits” ifadesinde like ne işe yarar?

  1. 16 milyonu gündelik dille verilmiş yaklaşık bir sayı olarak gösterir.
  2. Konuşmacının tıklanma almaktan hoşlandığını söyler.
  3. Tam olarak 16 milyon, ne daha fazla ne de daha az demektir.
Cevabı göster

16 milyonu gündelik dille verilmiş yaklaşık bir sayı olarak gösterir.

so congratulations on that. Kalıp ifadeler

0:53

bunun için de tebrikler.

Kalıp ifadeler

congratulations on that: kutlanan şeyi on ile belirtmek

Congratulations on + isim öbeği, kutlanan olayı veya başarıyı belirtir. Bu cümlede that, hemen önce söz edilen başarıya gönderme yapar; dolayısıyla konuşmacı diğer kişiyi bu başarıdan dolayı kutlamaktadır. On sözcüğünden sonra bir isim öbeği veya -ing biçimi gelebilir: Congratulations on your promotion. Congratulations on winning the final. Bu ifadede congratulations ismi normalde çoğul biçimde kullanılır.

Alıştırma

Standart tebrik kalıbını tamamlayın: Congratulations ____ your promotion.

Cevabı göster

on

But the Dungeons and Dragons trailer,

0:54

Fakat Zindanlar ve Ejderhalar fragmanının

you premiere it Hall H

0:57

prömiyerini H Salonu'nda yapıyorsunuz

And what do you see and what do they do?

0:59

Ve ne görüyorsun, onlar ne yapıyor?

You don't see a damn thing cuz you black out. Notlar

1:01

Gözün karardığı için hiçbir halt göremiyorsun.

Kelime

a damn thing: olumsuz cümlede güçlü vurgu

Olumsuz bir cümlede a damn thing, “hiçbir şey” veya “tek bir şey bile” anlamına gelerek olumsuzluğu güçlendirir. Bu yüzden You don't see a damn thing, hiçbir şey görmediğin anlamına gelir. Buradaki damn belirli bir şeyi tanımlamaz. Olumsuz ifadeye hayal kırıklığı, şaşkınlık veya güçlü bir duygu katar.

Alıştırma

Kullanımı değerlendirin: Bir müşteriye gönderilen resmî e-postada “I couldn't understand a damn thing in your report.” yazmak uygundur.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

Öbek fiiller

black out: algıyı veya hafızayı geçici olarak kaybetmek

Black out, geçici olarak bilinci, çevrede olanları algılama yetisini veya hafızayı kaybetmek anlamına gelen bir deyimsel fiildir. Bu cümlede, kişinin aşırı baskı altında kalıp olanları artık algılayamamasını veya sonradan açıkça hatırlayamamasını anlatır. Cümlede black out dramatik biçimde kullanılmıştır; çevrenin gerçekten siyaha dönmesi anlamına gelmez.

Alıştırma

“You don't see a damn thing cuz you black out,” cümlesinde black out ne anlama gelir?

  1. Aşırı baskı altında kalıp algıyı veya hafızayı kısa süreliğine kaybetmek
  2. Bir şeyin üzerini siyah boyayla kaplamak
  3. Odadaki bütün ışıkları kapatmak
Cevabı göster

Aşırı baskı altında kalıp algıyı veya hafızayı kısa süreliğine kaybetmek

This thing's terrifying.

1:02

Bu çok korkutucu bir şey.

Terrifying.

1:03

Korkutucu.

Like I tried to ask like Chris Evans and Ana de Armas because they've done this before. Dilbilgisi

1:04

Bunu daha önce yaptıkları için Chris Evans ve Ana de Armas'a sormayı denedim.

Dilbilgisi

they've done this before: deneyim anlatan present perfect

They've, they have ifadesinin kısaltmasıdır; they've done ise have + fiilin geçmiş zaman ortacıyla kurulan present perfect yapısıdır. Burada they've done this before, Chris Evans ve Ana de Armas'ın şu andan önce bir zamanda bu tür bir deneyim yaşamış olduklarını anlatır. Geçmişteki kesin zaman belirtilmez, çünkü önemli olan deneyimin şu anla bağlantısıdır: önceki deneyimleri onları tavsiye istenecek uygun kişiler yapar. Geçmiş bir deneyim şu anda önem taşıdığında have veya has + geçmiş zaman ortacı + before yapısını aynı şekilde kullanabilirsin.

Alıştırma

İlgili bir önceki deneyimi anlatmak için cümleyi do fiilinin present perfect biçimiyle tamamla: They ____ this before, so let's ask them for advice.

Cevabı göster

have done

I was like, "Hey, I'm going to Hall H. Kelime

1:07

Dedim ki, "Hey, H Salonu'na gidiyorum.

Kelime

I was like, ...: gündelik alıntı aktarma ifadesi

I was like, “Hey...” ifadesinde be like, gündelik bir alıntı aktarma işaretidir. Konuşanın o anda ne söylediğini veya nasıl tepki verdiğini aktarır; burada “... kişisine benziyordum” anlamına gelmez. Ardından gelen sözler birebir alıntı yerine yaklaşık bir canlandırma olabilir. Gündelik hikâye anlatımında bu yapı, geçmişteki konuşma, düşünce veya tepkileri o anda oluyormuş gibi canlı hissettirir.

Alıştırma

Burada I was like, “Hey...” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Konuşanın Hall H'ye gitmekten hoşlandığı anlamına gelir.
  2. Konuşanın o anda söylediği şeyi veya tepkisini gündelik bir biçimde aktarır.
  3. Konuşanın Hey adında birine benzediğini söyler.
Cevabı göster

Konuşanın o anda söylediği şeyi veya tepkisini gündelik bir biçimde aktarır.

You got any survival tips." Kalıp ifadeler

1:08

Bana verebileceğiniz hayatta kalma tüyoları var mı?"

Kalıp ifadeler

any survival tips: zorluğu aşmak için esprili biçimde tavsiye istemek

Burada survival tips, gerçek anlamda hayatta kalma becerileri demek değildir. Zor, stresli ya da alışılmadık bir durumla başa çıkmaya yönelik pratik tavsiyeleri, o durumdan “sağ çıkma” tavsiyeleriymiş gibi esprili biçimde sunar. any, isteği açık uçlu hâle getirir: tek bir yararlı öneri bile iş görür. Başka durumlara aktarılabilen kalıp any survival tips for + zorlayıcı bir durum şeklindedir.

Alıştırma

Soruyu, zor bir durumla başa çıkmaya yönelik pratik tavsiye anlamındaki esprili ifadeyle tamamlayın: Do you have any ____ for finals week?

Cevabı göster

survival tips

And they were like, "Oh my God, Hall H?

1:09

Onlar da, "Aman Tanrım, H Salonu mu?

No man.

1:11

Yok dostum.

That's and I was like, "Yeah, thank you.

1:12

Orası..." dediler ve ben de, "Evet, sağ olun.

Survival tips."

1:13

Hayatta kalma tüyoları." dedim.

They were like, "Man, that's a lot. Ton ve niyet

1:14

"Dostum, orası çok kalabalıktır.

Ton ve niyet

that's a lot: ağır bir yükü kabul etmek

That's a lot miktarı anlatabilir, ancak burada az önce sözü edilen durumun tamamını büyük, zor veya duygusal açıdan ağır olarak değerlendirir. İma edilen anlam kesin bir sayı değil, “Başa çıkılması gereken çok şey var”dır. Bir yanıt olarak şaşkınlık gösterebilir ve başka birinin yükünün ağır olduğunu kabul edebilir. a lot ifadesinin iş, stres, maliyet, bilgi veya aynı anda yaşanan birkaç olayı mı anlattığını bağlam belirler.

Alıştırma

Bu konuşmada That's a lot ne anlama geliyor? Friend: I have three exams and two projects due this week. You: That's a lot.

  1. Kesin bir toplam söyledin.
  2. Haftan kolay görünüyor.
  3. Başa çıkman gereken ağır bir iş yükün var.
Cevabı göster

Başa çıkman gereken ağır bir iş yükün var.

You're going to get overwhelmed." Kalıp ifadeler

1:15

Bunaltıcı olacak." dediler.

Kalıp ifadeler

get overwhelmed: başa çıkılamaz bir duruma geçmek

Burada get overwhelmed, “çok fazla baskı, bilgi, iş veya duygu yüzünden kolayca başa çıkamaz hâle gelmek” demektir. get + sıfat veya geçmiş zaman ortacı kalıbı bir durum değişikliğini gösterir. Bu nedenle to get overwhelmed o duruma girmeye, be overwhelmed ise o durumda bulunmaya odaklanır. Going to bu değişimin gerçekleşeceğini öngörür. Aynı get kalıbı get tired, get confused ve get worried ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Hedef get ifadesiyle cümleyi tamamlayın: When too many messages arrive at once, I start to ____.

Cevabı göster

get overwhelmed

I got nothing from these people. Deyimler

1:16

Bu insanlardan hiçbir şey alamadım.

Deyimler

I got nothing from these people: yararlı hiçbir yardım alamamak

Bu yakınmada I got nothing from these people, “bu insanlar bana yararlı hiçbir yardım, bilgi, tavsiye veya sonuç sağlamadı” anlamına gelir. Nothing, yararlı kazanımın sıfır olduğunu vurgular; konuşan kişinin aldığı fiziksel bir nesne değildir. get something from someone or something kalıbı, bir kişiden veya kaynaktan fayda, ders, bilgi ya da değer edinmek anlamına gelebilir. Something yerine nothing kullanmak çoğu zaman hayal kırıklığını ifade eder: bu etkileşim konuşan kişiye hiçbir değer katmamıştır.

Alıştırma

Bu yakınmada I got nothing from these people. büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bana yararlı hiçbir yardım veya bilgi vermediler.
  2. Onlardan hiçbir fiziksel eşya almadım.
  3. Bu insanların kim olduğunu bilmiyorum.
Cevabı göster

Bana yararlı hiçbir yardım veya bilgi vermediler.

I got nothing from these people.

1:17

Onlardan hiçbir şey koparamadım.

They told you nothing.

1:18

Sana hiçbir şey söylememişler.

And so they play it and then everyone loved it.

1:19

Sonra fragmanı gösteriyorlar ve herkes bayılıyor.

That's got to feel that's got to feel good. Dilbilgisi

1:21

Bu, bu gerçekten çok iyi hissettirmeli.

Dilbilgisi

That's got to feel good: güçlü bir çıkarım

That's got to feel good ifadesinde 's, has anlamındadır: That has got to + fiilin yalın hâli. Burada has got to, duruma dayanan güçlü bir sonucu ifade eder. Konuşan kişi bu deneyimin iyi hissettirdiğinden emindir. Aynı yapı gereklilik de ifade edebilir, ancak bu cümle kimseye nasıl hissetmesi gerektiğini söylemiyor. Özne That olduğunda ve feel + sıfat bir deneyimi anlattığında, amaçlanan anlam That must feel good ifadesine yakındır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız "I finally paid off all my debt." diyor. Yanıttaki "That's got to feel good" ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi bu deneyimin tatmin edici olduğuna kesinlikle inanıyor.
  2. Arkadaş başka birini iyi hissettirmek zorundadır.
  3. Arkadaş mutlu hissetmek zorundadır.
Cevabı göster

Konuşan kişi bu deneyimin tatmin edici olduğuna kesinlikle inanıyor.

It felt great.

1:23

Harika hissettirdi.

It was the hugest relief cuz like the unofficial tagline of Dungeons and Dragons is Kelime

1:24

Büyük bir rahatlamaydı çünkü Zindanlar ve Ejderhalar'ın resmi olmayan sloganı şudur

Kelime

unofficial tagline: resmî statüsü olmayan kısa bir ifade

Tagline; bir marka, eser, grup veya etkinlikle ilişkilendirilen kısa ve akılda kalıcı bir ifadedir. Unofficial, hayranlar veya daha geniş bir topluluk ifadeyi iyi bilse bile, ilgili kuruluşun onu resmen benimsemediğini ya da yayımlamadığını belirtir. Bu cümlede konuşan kişi, bilinen tek cümlelik bir özeti tanıtmak için the unofficial tagline of Dungeons and Dragons ifadesini kullanıyor. Bunun resmî bir tanıtım metni olduğunu iddia etmiyor.

Alıştırma

Şu cümlede unofficial tagline ne anlama gelir: "Check twice, send once" became our team's unofficial tagline.?

  1. Ekibin resmî adı
  2. Ekibin yasal olarak basmak zorunda olduğu bir uyarı
  3. Ekip resmen benimsememiş olsa da ekiple ilişkilendirilen kısa bir ifade
Cevabı göster

Ekip resmen benimsememiş olsa da ekiple ilişkilendirilen kısa bir ifade

Dungeons and Dragons

1:28

Zindanlar ve Ejderhalar

No, no, wait.

1:29

Hayır, hayır, bekle.

Hear me out. Öbek fiiller

1:29

Beni dinle.

Öbek fiiller

Hear me out: yargılamadan önce sonuna kadar dinlemek

Hear me out, “karar vermeden veya itiraz etmeden önce açıklamamı sonuna kadar dinle” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. out, yalnızca birinin sesini duymayı değil, sonuna kadar dinlemeyi anlatır. Konuşan kişi bu ifadeyi genellikle tuhaf gelebilecek veya kolayca reddedilebilecek bir fikirden önce kullanır. Karşısındaki kişiden yargısını ertelemesini ve kendisine açıklama fırsatı vermesini ister.

Alıştırma

hear ile başlayan ve karşı taraftan sonuna kadar dinlemesini isteyen üç kelimelik kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Before you reject the plan, ____.

Cevabı göster

hear me out

No, it is really good.

1:31

Hayır, gerçekten çok iyi.

Yeah.

1:32

Evet.

No, and like this is it. Deyimler

1:32

Hayır, işte tam olarak buydu.

Deyimler

this is it: belirleyici an

Bu bağlamda this is it, belirleyici anın geldiğini veya gerçek sınavın şimdi başladığını ifade eder. This mevcut duruma işaret ederken it bu durumu herkesin beklediği önemli olay olarak sunar. Hikâye anlatımında veya heyecanlı konuşmada bu ifade bir dönüm noktasını belirtir: hazırlık bitmiştir ve sonuç artık bundan sonra olacaklara bağlıdır. Bağlam önemlidir; çünkü aynı sözcükler This is it—the file I needed. örneğinde olduğu gibi bir şeyi tanımlamak için de kullanılabilir.

Alıştırma

“The doors are opening for the championship match. This is it.” cümlesinde “This is it.” ne anlama gelir?

  1. Aradığım nesne bu.
  2. Belirleyici an geldi.
  3. Etkinlik zaten iptal edildi.
Cevabı göster

Belirleyici an geldi.

We walked in and it's like bringing this movie to meet mom and dad Deyimler

1:33

İçeri girdik ve sanki bu filmi anne ve babayla tanıştırmaya getirmiş gibiydik

Deyimler

bringing this movie to meet mom and dad mecazı

Konuşmacı bringing this movie to meet mom and dad sözünü mecaz olarak kullanıyor. Film, anne babayla tanıştırılan romantik bir partner gibi ele alınıyor; sadık Dungeons & Dragons hayranları ise onayı çok önemli olan kişiler olarak düşünülüyor. Asıl nokta, değer verilen bir eseri önemli ve talepkâr bir izleyici kitlesine sunmanın yarattığı baskıdır. Gerçek bir aile buluşmasından söz edilmiyor.

Alıştırma

bringing this movie to meet mom and dad burada ne anlama geliyor?

  1. Özellikle anne babalar için bir film yapmak
  2. Değerli bir eseri onayı önemli olan kişilere sunmak
  3. Bir filmi aile toplantısına götürmek
Cevabı göster

Değerli bir eseri onayı önemli olan kişilere sunmak

because this is the judge and jury of Dungeons and Dragons Deyimler

1:36

çünkü onlar Zindanlar ve Ejderhalar'ın yargıcı ve jürisi konumundalar

Deyimler

Son karar mercii olarak the judge and jury

Burada the judge and jury, görüşü en fazla ağırlık taşıyan grup için kullanılan bir mahkeme metaforudur. Konuşmacı, sadık Dungeons & Dragons hayranlarının film hakkında en önemli hükmü verebileceğini söylüyor; onların gerçek hukuk rolleri olduğunu kastetmiyor. Grubu hem judge hem de jury olarak adlandırmak otoritelerini güçlendirir: Eseri değerlendiren ve eserin temel kitlesi nezdinde başarılı olup olmadığına fiilen karar veren kişiler olarak sunulurlar.

Alıştırma

Bu cümlede the judge and jury ne anlama geliyor?

  1. Oyunun kurallarını yazan kişiler
  2. Kararı en fazla önem taşıyan izleyici kitlesi
  3. Film için işe alınan hukuk görevlileri
Cevabı göster

Kararı en fazla önem taşıyan izleyici kitlesi

and they all went, "Oh my God, it doesn't suck." Kelime

1:39

ve hepsi, "Aman Tanrım, bu berbat değilmiş." dediler.

Kelime

it doesn't suck: gündelik ve ölçülü bir övgü

it doesn't suck, olumlu bir değerlendirmeyi olumsuz biçimle verir: “kötü değil” ya da “sonuç oldukça iyi oldu” demektir. Bu cümlede tepki, insanların sonucun kötü olmasından kaygılanmış olabileceği için şaşkınlık veya rahatlama da anlatır. Övgü bilerek ölçülü tutulur. It's great demekten daha zayıf ve kabadır; suck sözcüğü de dobra ve şakacı bir ton katar.

Alıştırma

Resmî bir iş e-postasında “The proposal doesn't suck” yazmak uygun mudur?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

We were like, "Yes."

1:40

Biz de, "Evet!" dedik.

Yeah.

1:42

Evet.

Exactly.

1:42

Kesinlikle.

And so, congratulations.

1:43

O halde, tebrikler.

That's a lot of pressure. Kalıp ifadeler

1:44

Bu çok büyük bir baskı.

Kalıp ifadeler

a lot of pressure: büyük miktarda baskı

A lot of pressure, çok miktarda stres, beklenti veya sorumluluk için kullanılan doğal ifadedir. Bu anlamda pressure genellikle sayılamaz; bu yüzden many pressure veya very pressure değil, a lot of pressure kullanılır. That's a lot of pressure, bir durumun biri için ne kadar zorlayıcı olduğunu belirtir. Aynı ifade be under a lot of pressure ve put a lot of pressure on someone yapılarında da görülür.

Alıştırma

Hangi cümle bir durumun çok fazla stres veya beklenti yarattığını en doğal biçimde anlatır?

  1. That's a lot of pressure.
  2. That's very pressure.
  3. That's many pressure.
Cevabı göster

That's a lot of pressure.

It's right.

1:45

Haklısın.

But

1:47

Fakat

It's not your first turn in a fantasy movie. Kelime

1:50

Bu senin bir fantastik filmdeki ilk rolün değil.

Kelime

turn in a fantasy movie: bir oyunculuk deneyimi

Burada isim olan turn, bir oyunculuk performansı, rol veya oyuncu olarak görünme anlamına gelir. Cümle, bu kişinin bir fantastik filmde ilk kez yer almadığını söyler. Eğlence dünyasıyla ilgili yazılarda a turn, özellikle a turn in a film veya a turn as a character gibi yapılarda, bir performansı oyuncunun kariyerindeki bir aşama olarak sunabilir. in a fantasy movie sözleri bu anlamı açık hâle getirir; turn burada yön değiştirme anlamında değildir.

Alıştırma

"It's not your first turn in a fantasy movie," cümlesinde turn ne anlama gelir?

  1. bir filmi teslim etme eylemi
  2. yön değiştirme
  3. bir oyunculuk performansı veya görünme
Cevabı göster

bir oyunculuk performansı veya görünme

Of course, yeah.

1:53

Elbette değil, evet.

Let me jog your memory. Deyimler

1:55

Hafızanı tazeleyeyim.

Deyimler

Let me jog your memory: birinin hatırlamasına yardım etmek

Jog your memory, birinin zaten bildiği bir şeyi hatırlaması için ona ipucu veya hatırlatıcı vermek anlamındaki bir deyimdir. Jog burada mecazidir: koşuya çıkmak yerine hafızaya küçük bir itme verme fikrini taşır. Let me jog your memory, konuşanın birazdan bir ayrıntı, örnek, görüntü veya başka bir ipucu vereceğini belirtir. Yeni bilgi öğretmeye değil, mevcut bir anıyı geri getirmeye odaklanır.

Alıştırma

“Zaten bildiğin bir şeyi hatırlamana yardım etmek” anlamındaki deyimi tamamlayın: Let me ____.

Cevabı göster

jog your memory

Of course, we all remember you from Harry Potter.

1:56

Tabii ki hepimiz seni Harry Potter'dan hatırlıyoruz.

Oh, yeah.

2:00

Ah, evet.

Yeah, you were uh

2:01

Evet, sen şeydin

there's a thing online.

2:03

internette dönen bir şey var.

They said, "Oh my gosh, Regé-Jean Page is a background actor in Harry Potter

2:04

Diyorlar ki, "Aman Tanrım, Regé-Jean Page, Harry Potter'da arka plan oyuncusuymuş"

Was it seven maybe?

2:10

Yedi miydi acaba?

Maybe.

2:11

Olabilir.

Yeah, maybe.

2:12

Evet, belki.

Well, you know what?

2:13

Peki, biliyor musun?

Let's just show a clip cuz we have one. Ton ve niyet

2:15

Elimizde bir klip var, hadi onu gösterelim.

Ton ve niyet

Let's just show a clip: rahat bir geçiş

Let's just show a clip, konuşmayı bir sonraki aşamaya taşıyan bir öneridir: konuşmacı, konu hakkında konuşmaya devam etmek yerine bir video kesiti göstermeyi önerir. Let's, önerilen eyleme konuşmacıyı ve genellikle grubu da dahil eder. Burada just, bu eylemi en basit ve pratik sonraki adım olarak sunar; böylece geçiş rahat ama kararlı duyulur. Bu, yalnızca klip göstermeye izin verildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu konuşmada Let's just show a clip ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Herkese hemen konuşmayı bırakmalarını emreder.
  2. Gösterilebilecek bir video klibi olmadığını söyler.
  3. Rahat bir şekilde bir video klibine geçmeyi önerir.
Cevabı göster

Rahat bir şekilde bir video klibine geçmeyi önerir.

Here we go. Kalıp ifadeler

2:16

İşte başlıyoruz.

Kalıp ifadeler

Here we go: başlangıcı bildirmek

Here we go, bir eylem, gösterim veya süreç başlarken kullanılan kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Bu cümlede klibin başlamak üzere olduğunu belirtir ve “Şimdi başlıyoruz” anlamına yakındır. Buradaki Here fiziksel bir yeri göstermez. İfadenin tamamı, konuşmacıyı ve dinleyicileri sonraki eyleme hazırlayarak o anı düzenler.

Alıştırma

Sınıfta bir gösterime başlamak üzeresiniz. Eylemin başladığını doğal biçimde bildiren ifade hangisidir?

  1. Here we are.
  2. Here we go.
  3. Here you go.
Cevabı göster

Here we go.

That's the scene.

2:24

İşte o sahne.

Did you enjoy doing that?

2:36

Bunu yapmaktan keyif aldın mı?

Yeah, no, hugely. Ton ve niyet

2:37

Evet, hayır, çok fazla.

Ton ve niyet

Yeah, no, hugely: konuşma dilinde güçlü bir olumlu yanıt

Yeah, no konuşma dilinde yanıt verirken kullanılan yaygın bir giriş ifadesidir. Bu yanıtta konuşanın önce evet deyip ardından fikri reddettiği anlamına gelmez. Soruyu kabul eder ve asıl yanıta zemin hazırlar. Asıl yanıtı hugely verir. Bu sözcük, “çok büyük ölçüde” demenin eksiltili bir yoludur; dolayısıyla yanıtın tamamı güçlü biçimde olumludur. Yeah, no ifadesinde konuşanın gerçek tutumunu belirlemek için her zaman devamındaki sözlere ve bağlama bakın.

Alıştırma

Bir arkadaş "Did the extra practice help?" diye soruyor. Yanıt "Yeah, no, hugely." oluyor. Bu yanıt ne anlama gelir?

  1. Konuşan, yardımcı olup olmadığından emin değil.
  2. Hiç yardımcı olmadı.
  3. Çok büyük ölçüde yardımcı oldu.
Cevabı göster

Çok büyük ölçüde yardımcı oldu.

I mean, the best thing about like background acting, particularly on big movies like that, Kelime

2:38

Demek istediğim, figüranlık yapmanın en iyi yanı, özellikle de böyle büyük filmlerde,

Kelime

background acting: sahnenin merkezde olmayan arka planında oynama

Background acting, bir film veya televizyon sahnesinin arka planında yoldan geçen biri, müşteri ya da kalabalığın bir üyesi gibi merkezde olmayan kişilerden biri olarak görünme işidir. Bu oyunculuk ortamı gerçekçi gösterir ve kişinin genellikle kendisine özel önem taşıyan bir repliği olmaz. Burada acting yapılan etkinliği adlandırırken background bu etkinliğin ana aksiyona göre konumunu belirtir. İfade, bir oyuncunun kişisel geçmişini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi, bir sahnenin arka planında merkezde olmayan bir kişi olarak oynamayı anlatan iki sözcüklü terimle tamamlayın: Working in crowd scenes gave Leo experience in ____.

Cevabı göster

background acting

and I recommend it to every actor out there Kalıp ifadeler

2:41

ki bunu dışarıdaki her oyuncuya tavsiye ederim,

Kalıp ifadeler

recommend it to every actor out there: recommend A to B kalıbı

Burada it tavsiye edilen şeyi, to every actor ise tavsiyenin ulaştığı kişileri gösterir. Başka bağlamlarda da kullanılabilen recommend A to B kalıbı “A’yı B’ye tavsiye etmek” demektir; yani B’ye A’nın denenmeye, kullanılmaya veya değerlendirilmeye değer olduğunu söylemektir. Out there, every actor ifadesinin kapsamını ilgili tüm oyuncuları veya bu alanda çalışan kişileri içerecek şekilde genişletir. Burada sözcüğü sözcüğüne “dışarıda” anlamına gelmez.

Alıştırma

recommend A to B kalıbını geniş zamanda tamamlayın: This study guide is useful, so I ____ it ____ every new student.

Cevabı göster

recommend · to

is essentially no one pays attention to you in the background, Kalıp ifadeler

2:44

temel olarak arka planda kimsenin size dikkat etmemesidir,

Kalıp ifadeler

pays attention to: kalıplaşmış pay attention to ifadesi

pay attention to, dikkati bir kişiye, şeye veya etkinliğe yöneltmek ya da dikkati o noktada tutmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. to edatı, dikkatin yöneldiği hedefi tanıtır. no one pays attention to you ifadesinde dikkatin hedefi you sözcüğüdür. no one dil bilgisi açısından tekil olduğu için pays fiili -s ile biter.

Alıştırma

Kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: During the demonstration, pay ____ the final step.

Cevabı göster

attention to

So you get to be the best actor spy. Dilbilgisi

2:46

Böylece en iyi oyuncu casusu olabilirsiniz.

Dilbilgisi

you get to be: fırsat veya ayrıcalık

Bu cümlede you get to be, “olma fırsatına veya ayrıcalığına sahip olmak” anlamına gelir. Get to ifadesinden sonra be fiilinin yalın biçimi geldiği için burada bir yere gitmekten değil, fırsat veya izinden söz edilir. Bu ifade, rolü çoğu zaman ilginç, keyifli ya da özel bir şey olarak sunar. Burada konuşan kişi “oyuncu casusu” olmayı bu durumun eğlenceli bir avantajı gibi gösterir; yalnızca kişinin rolünü tarafsız biçimde belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle sunucu olmayı bir fırsat olarak gösteriyor?

  1. You get to be the host tonight.
  2. You have to be the host tonight.
  3. You are the host tonight.
Cevabı göster

You get to be the host tonight.

I was just watching like how these directors work with these actors,

2:48

Sadece bu yönetmenlerin bu oyuncularla nasıl çalıştığını izliyordum,

where Emma Watson hides her phones between takes. Kelime

2:50

Emma Watson'ın çekim aralarında telefonlarını nereye sakladığını falan.

Kelime

between takes: kayıt denemeleri arasındaki süre

Bir film veya video setinde a take, bir planı ya da sahneyi kaydetmek için yapılan tek bir denemedir. Aynı içerik birden fazla kez çekilebilir ve böylece birkaç take ortaya çıkar. Between takes, bir çekim denemesinin bitmesinden sonraki ve bir sonrakinin başlamasından önceki kısa süre anlamına gelir. Cümlede telefonları saklama eyleminin ne zaman gerçekleştiğini belirtir, nerede gerçekleştiğini değil.

Alıştırma

Bir kayıt denemesinden sonra ve bir sonrakinden önceki arayı belirten film yapımı ifadesini kullanın: The makeup artist made quick changes ____.

Cevabı göster

between takes

Like it was just and this is the valuable stuff.

2:53

İşte bu gibi değerli şeyler.

It was under the tablecloths at the wedding, by the way.

2:55

Bu arada düğündeki masa örtülerinin altındaydı.

Oh, that's where they do it.

2:57

Demek bunu orada yapıyorlar.

Wow.

2:58

Vay canına.

Sorry, Emma.

2:59

Kusura bakma, Emma.

Yeah.

2:59

Evet.

Uh can we talk about The Gray Man?

3:00

Öhöm, The Gray Man hakkında konuşabilir miyiz?

Yeah.

3:02

Evet.

Yeah, all day long. Deyimler

3:02

Evet, bütün gün konuşabiliriz.

Deyimler

all day long: süreyi coşkuyla abartmak

All day long, kelime anlamıyla bir etkinliğin bütün gün devam ettiğini anlatır. Bu kısa yanıtta ise şakacı bir abartmadır: konuşan kişi, istendiği kadar uzun süre konuşmaya memnuniyetle devam edebileceğini söylüyor. Bu ifade, basit bir yes yanıtına daha fazla coşku katar. Sürenin kesin mi yoksa abartılı mı olduğunu bağlam belirler.

Alıştırma

“Yeah, all day long,” yanıtında all day long öncelikle ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi heveslidir ve uzun süre konuşmaya devam etmek ister.
  2. Konuşan kişi yalnızca gündüz saatlerinde müsaittir.
  3. Konuşan kişi tam olarak yirmi dört saat konuşacağına söz verir.
Cevabı göster

Konuşan kişi heveslidir ve uzun süre konuşmaya devam etmek ister.

You guys so this is an action movie and it's action packed. Kalıp ifadeler

3:03

Millet, bu bir aksiyon filmi ve aksiyon dolu.

Kalıp ifadeler

it's action packed: birleşik sıfat action-packed

Action-packed, “sık ve heyecan verici aksiyonla dolu” anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Burada is fiilinden sonra gelir ve filmin yalnızca aksiyon türüne ait olduğunu değil, çok sayıda aksiyon sahnesi içerdiğini vurgular. Düzenlenmiş yazıda bu sıfat, isimden önce veya bağ fiilinden sonra geldiğinde genellikle action-packed biçiminde kısa çizgiyle yazılır: an action-packed film; the film is action-packed. Eleştiri, öneri ve tanıtım metinlerinde kısa ve doğal bir seçenektir.

Alıştırma

“Heyecan verici aksiyonla dolu” anlamındaki birleşik sıfatı yazın: The final episode is ____ from start to finish.

Cevabı göster

action-packed

It is fantastic.

3:06

Fantastik.

There's a lot of action.

3:07

Çok fazla aksiyon var.

It's huge.

3:08

Devasa bir iş.

Yeah, and this is the Russo Brothers who are known for their huge Marvel films. Kalıp ifadeler

3:08

Evet ve devasa Marvel filmleriyle tanınan Russo Kardeşler'in işi.

Kalıp ifadeler

are known for: bir ünün kaynağını belirtmek

Be known for + isim veya -ing biçimi, bir özellik, başarı ya da davranış nedeniyle geniş çevrelerce tanınmak anlamına gelir. Burada are known for, Russo Kardeşleri insanların onları tanımasını sağlayan dev Marvel filmleriyle ilişkilendirir. Be fiilinin biçimi özneye ve zamana göre değişir. For'dan sonra, ünün nedenini belirtmek için bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Hedef ifadeyi tamamlayın: The bakery is ____ its sourdough bread.

Cevabı göster

known for

I mean, just a couple of little indie films. Ton ve niyet

3:12

Yani, sadece birkaç küçük bağımsız film işte.

Ton ve niyet

just a couple of little indie films: ironik küçümseme

Bağlamda bu parça gerçek bir açıklama değil, ironik bir küçümsemedir. Önceki cümle Russo Kardeşlerin Marvel çalışmalarını dev olarak nitelerken just, a couple of, little ve indie sözcükleri bu başarıyı kasıtlı olarak küçük gösterir. Açık uyumsuzluk şakayı oluşturur: Konuşan kişi filmlerin gerçekte ne kadar büyük ve ünlü olduğunu vurgulamak için gerçeğinden daha küçük bir ifade kullanır. Mütevazı bir tanım, herkesin bildiği gerçeklerle çelişiyorsa her sözcüğü gerçek anlamıyla okumak yerine bunun şakacı bir ironi olup olmadığına bakın.

Alıştırma

Bağlamda “just a couple of little indie films” ne işe yarıyor?

  1. Yönetmenlerin gerçekten yalnızca birkaç küçük bağımsız film yaptığını söyler.
  2. Bağımsız filmin ne olduğunu tanımlar.
  3. Yönetmenlerin çok büyük filmlerini şaka yollu küçümser.
Cevabı göster

Yönetmenlerin çok büyük filmlerini şaka yollu küçümser.

Yeah, the biggest movies in the world.

3:14

Evet, dünyanın en büyük filmleri.

Yeah, of all time. Kalıp ifadeler

3:16

Evet, tüm zamanların.

Kalıp ifadeler

of all time: sıralamanın kapsamını tüm tarihe genişletmek

Of all time, söz konusu alanın başlangıcından bugüne kadarki tüm tarihi boyunca anlamına gelir. Genellikle the best, the worst veya one of the greatest gibi üstünlük ya da uç sıralama ifadelerinden sonra kullanılır. Buradaki Yeah, of all time eksiltili bir cevaptır: açıklamanın tamamını tekrarlamadan, önceki sıralamanın bütün tarihsel dönemleri kapsadığını doğrular.

Alıştırma

Cümleyi “alanın tüm tarihi boyunca” anlamındaki kalıpla tamamlayın: Many critics call it one of the greatest films ____.

Cevabı göster

of all time

Yeah.

3:17

Evet.

How did you connect with those guys?

3:18

Bu adamlarla nasıl bağlantı kurdun?

How did they hook up with you? Öbek fiiller

3:19

Seninle nasıl iletişime geçtiler?

Öbek fiiller

hook up with you: profesyonel bağlantı kurmak

Bu röportajda hook up with you, profesyonel bir ilişki veya iş birliği başlayabilsin diye seninle bağlantı kurmak ya da iletişime geçmek anlamına gelir. Soru, bu bağlantının nasıl kurulduğunu sorar; romantik veya cinsel bir ilişkiyi sormaz. İfadenin anlamını çevresindeki konu belirler: bir proje, ekip veya iş ilişkisi konuşuluyorsa profesyonel iletişimi anlatır.

Alıştırma

Bu röportajda How did they hook up with you? ne anlama geliyor?

  1. Seninle iletişimlerini nasıl sonlandırdılar?
  2. Seninle nasıl romantik veya cinsel bir ilişkiye başladılar?
  3. Seninle nasıl iletişime geçip profesyonel bir bağlantı kurdular?
Cevabı göster

Seninle nasıl iletişime geçip profesyonel bir bağlantı kurdular?

I mean, there's different versions of this story. Anlatım akışı

3:20

Yani, bu hikayenin farklı versiyonları var.

Anlatım akışı

different versions of this story: birden çok anlatıma çerçeve oluşturmak

Different versions of this story, aynı olayın birden fazla şekilde anlatıldığı anlamına gelir. Her anlatım farklı ayrıntıları öne çıkarabilir veya farklı bir kişinin aktardıklarını yansıtabilir. Bir anlatı çerçevesi olarak bu ifade, hangisinin doğru olduğunu henüz söylemeden dinleyiciyi alternatif anlatımlara hazırlar. Söylentileri, anıları veya birbiriyle çelişen raporları düzenlerken different versions of + olay ya da hikâye yapısı kullanılabilir.

Alıştırma

Anlatımda different versions of this story ne işe yarar?

  1. Aynı olayın birden fazla şekilde anlatıldığını gösterir.
  2. Hikâyedeki her ayrıntının yanlış olduğunu kanıtlar.
  3. Hikâyenin birkaç dile çevrildiğini söyler.
Cevabı göster

Aynı olayın birden fazla şekilde anlatıldığını gösterir.

So like there's a version that Joe tells where his wife watched Bridgerton.

3:22

Mesela Joe'nun anlattığı, karısının Bridgerton'ı izlediği bir versiyon var.

There's a version where he watched it with his wife.

3:24

Karısıyla birlikte izlediği bir versiyon var.

There's a version where Anthony says he was like at picking up his kids Öbek fiiller

3:26

Anthony'nin çocuklarını okuldan almaya gittiğini söylediği bir versiyon var

Öbek fiiller

picking up his kids: gidip birini almak

picking up his kids ifadesindeki pick up, çocukların bulunduğu yere gidip onları yanına alarak oradan ayrılmak anlamına gelir; bu genellikle arabayla yapılır. Okul, bir etkinlik yeri veya başka birinin evi yaygın örneklerdir. Nesne bir kişi olduğunda ve bağlam yolculukla ilgili olduğunda pick up genellikle “gidip birini almak” anlamına gelir. Kişiyi yerden kaldırmak anlamına gelmez.

Alıştırma

“Gidip birini almak” anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb'ü kullanın: I need to ____ my brother from the station at six.

Cevabı göster

pick up

and all the moms were talking about me and then he was like, "I need to know who this dude is." Kelime

3:29

ve bütün anneler benden bahsediyormuş, o da, "Bu adamın kim olduğunu öğrenmem lazım" demiş.

Kelime

this dude: “bu adam” demenin çok gündelik bir yolu

this dude, “bu adam” veya “bu kişi” demenin çok gündelik bir yoludur. this, konuşulan kişiyi işaret ederken dude bu göndermeye rahat ve sohbet havasında bir ton verir. dude çoğunlukla bir erkeği belirtir. Konuşanın tonuna ve o kişiyle ilişkisine göre samimi, eğlenmiş, sinirli veya küçümseyici duyulabilir; her zaman hakaret değildir.

Alıştırma

Değerlendirme: Bir müşteriye gönderilen resmî e-postada “This dude will handle your account” yazmak genellikle uygun mudur?

  1. Hayır, genellikle uygun değildir.
  2. Evet, genellikle uygundur.
Cevabı göster

Hayır, genellikle uygun değildir.

Yeah.

3:32

Evet.

I mean, the common thread is essentially some powerful men had the women in their lives talk to them Deyimler

3:33

Yani asıl ortak nokta, güçlü adamların hayatlarındaki kadınların onlara bahsetmesi

Deyimler

common thread: farklı örnekleri bağlayan ortak bir örüntü

common thread, farklı hikâyelerde, vakalarda veya örneklerde görülen ve bunları birbirine bağlayan bir özellik, fikir ya da örüntüyü anlatan bir metafordur. the common thread is ... yapısı, farklı ayrıntılar anlatıldıktan sonra ortak örüntüyü sunar. Burada konuşan kişi, güçlü erkekleri içeren durumların ortak yönünü özetlemek için bu yapıyı kullanıyor.

Alıştırma

“The common thread in the four biographies was persistence” cümlesinde common thread ne anlama gelir?

  1. Biyografileri birbirine bağlayan ortak bir örüntü
  2. Çözülmeden kalmış küçük bir ayrıntı
  3. Aşılmaması gereken kesin bir sınır
Cevabı göster

Biyografileri birbirine bağlayan ortak bir örüntü

and we all know who run the world at this point. Kültür

3:38

ve şu noktada dünyayı kimin yönettiğini hepimiz biliyoruz.

Kültür

Popüler kültüre gönderme olarak who run the world

Buradaki who run the world, popüler kültürdeki ünlü “Who run the world? Girls!” soru-cevap kalıbını şakacı bir şekilde hatırlatır. Söz konusu kadınların belirleyici bir etkiye sahip olduğunu ima eder; dünyadaki siyasi gücü kimin elinde tuttuğunu gerçekten soran bir soru değildir. Bu sözcükler we all know ifadesinden sonra iç içe geçmiş bir wh yan cümlesi oluşturur, ancak ifade biçimi tanınan alıntıya yakın tutulur. Bunu, who içeren her yan cümlede run kullanılacağına dair genel bir kural değil, üsluplaştırılmış bir gönderme olarak anlayın.

Alıştırma

Bu cümlede who run the world ne işe yarıyor?

  1. Önceki cümlenin dilbilgisini düzeltir.
  2. Gerçek anlamda bir dünya liderinin adını sorar.
  3. Kadınların etkisini vurgulamak için popüler kültürden bir sözü şakacı biçimde hatırlatır.
Cevabı göster

Kadınların etkisini vurgulamak için popüler kültürden bir sözü şakacı biçimde hatırlatır.

Yeah.

3:39

Evet.

Yeah.

3:39

Evet.

We know who runs the world.

3:40

Dünyayı kimin yönettiğini biliyoruz.

Exactly.

3:41

Kesinlikle.

That's correct.

3:41

Doğru.

I think we do.

3:42

Sanırım biliyoruz.

Yeah.

3:43

Evet.

Uh

3:44

Öhöm

So you get to work with these guys and you go this is I mean,

3:46

Böylece bu adamlarla çalışma fırsatı buluyorsun ve diyorsun ki... yani,

the whole film is a giant fun film.

3:48

tüm film devasa ve eğlenceli bir film.

Ryan Gosling, you got Chris Evans.

3:51

Ryan Gosling, Chris Evans var.

Incredible and hilarious.

3:55

İnanılmaz ve çok komik.

Uh he's a great guy.

3:56

Harika bir adam.

He's just a fun

3:59

Eğlenceli biri.

Gosling's got the most wonderful wry absurdist humor. Kelime

3:59

Gosling en harika alaycı ve absürt mizah anlayışına sahip.

Kelime

wry absurdist humor: kuru, ironik ve absürt mizah

Wry absurdist humor iki özelliği birleştirir. Wry humor ölçülü ve bilinçli biçimde ironiktir; çoğu zaman rahatsız edici veya hayal kırıklığı yaratan bir şeyi kuru bir dokunuşla ele alır. Absurdist humor ise kasıtlı olarak mantıksız, tuhaf ya da gündelik gerçeklikle uyuşmayan durum ve fikirlerden komedi üretir. Bu ifade bir bütün olarak Gosling'i, tuhaf veya gülünç fikirleri abartısız ve ironik bir sunumla komik hâle getirebildiği için över. Yalnızca insanları güldürme becerisini değil, belirli bir komedi tarzını anlatır.

Alıştırma

Hangi değerlendirme wry absurdist humor ifadesini en iyi açıklar?

  1. Komedyen hiç şaka içermeyen, yüksek sesli ve doğrudan bir konuşma yapıyor.
  2. Komedyen yalnızca gerçekçi bilgileri neşeli ve samimi bir biçimde anlatıyor.
  3. Komedyen tuhaf ve imkânsız bir durumu kuru bir ironiyle sakin biçimde ele alıyor.
Cevabı göster

Komedyen tuhaf ve imkânsız bir durumu kuru bir ironiyle sakin biçimde ele alıyor.

And I think that um Evans is very kind of begrudgingly grateful Because I think the trash 'stache thing, Kelime

4:02

Ve bence... Evans biraz gönülsüzce minnettar. Çünkü bence o "çöp bıyık" muhabbeti,

Kelime

begrudgingly grateful: istemeyerek kabul edilen gerçek minnettarlık

Begrudgingly grateful ifadesinde ana duygu grateful ile verilir: Evans bir şeyin ona yardım ettiğini ya da yarar sağladığını kabul eder. Begrudgingly ise bu minnettarlığı isteksizce kabul ettiğini veya gösterdiğini ve karşı tarafa paye vermek istemeyebileceğini ekler. Bu birleşim karmaşık bir tutumu anlatır: Minnettarlık gerçek olabilir, ancak aynı anda kızgınlık, gurur veya direnç de bulunabilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “gerçekten minnettar olmak ama bunu istemeyerek kabul etmek” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: She was ____ for the help, even though she hated admitting it.

Cevabı göster

begrudgingly grateful

Kelime

trash 'stache: bıyık için alaycı bir etiket

Trash 'stache, kötü ya da gülünç göründüğü düşünülen bir bıyık için kullanılan, kafiyeli ve alaycı bir etikettir. 'Stache, mustache kelimesinin gündelik kısaltmasıdır; trash burada gerçekten çöple ilgili değildir, olumsuz bir değerlendirme ekler. Trash 'stache thing ifadesinde konuşmacı bu etiketi bilinen bir şaka veya espri gibi ele alır. Yüz kıllarını tarafsız biçimde tanımlayan bir ifade değildir.

Alıştırma

Bu bağlamda trash 'stache ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Bir bıyık tarzı için tarafsız bir terim
  2. Kötü göründüğü düşünülen bir bıyık için gündelik ve alaycı bir etiket
  3. Yüz kıllarıyla ilgili resmî bir iltifat
Cevabı göster

Kötü göründüğü düşünülen bir bıyık için gündelik ve alaycı bir etiket

that's a Gosling original.

4:06

tamamen Gosling'in orijinali.

He was just like throwing out disses to Evans between takes. Kelime

4:07

Çekim aralarında sürekli Evans'a laf sokuyordu.

Kelime

throwing out disses: rahatça art arda laf sokmak

Throwing out disses, alaycı veya aşağılayıcı sözleri rahat bir biçimde, çoğu zaman art arda söylemek demektir. Throwing out, bu sözleri sohbetin içine fırlatılan şeyler gibi gösterir; disses ise son derece günlük bir isim olan diss sözcüğünün çoğuludur. Burada sözler çekim aralarında Evans'a yöneltiliyor. Bu yüzden ifade, resmî veya yapıcı bir eleştiriden çok şakalaşma amaçlı sözlü iğnelemeleri anlatıyor.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki “rahat bir biçimde art arda aşağılayıcı sözler söylemek” anlamına gelen günlük ifadeyle tamamlayın: During their playful argument, he kept ____ at his friends.

Cevabı göster

throwing out disses

It was just like, "It looks like a trash 'stache."

4:10

"Çöp bıyık gibi görünüyor" filan diyordu.

Like, "You hit like a Lloyd." Deyimler

4:12

Veya, "Lloyd denen biri gibi vuruyorsun" diye.

Deyimler

You hit like a Lloyd: fiil + like + ad ile alaycı karşılaştırma

You hit like a Lloyd, bir eylemin nasıl yapıldığını karşılaştırmak için özne + fiil + like + isim yapısını kullanır. Like, “aynı şekilde” anlamına gelir; dolayısıyla Lloyd karşılaştırmanın temelidir, vurulan kişi değildir. Lloyd, Chris Evans'ın The Gray Man filmindeki karakterinin adıdır. Alışılmadık a Lloyd ifadesi bu özel adı şakacı bir şekilde bir “tipe” dönüştürür ve cümleyi Evans'a karakter göndermesiyle yapılan bir iğneleme hâline getirir. Şakayı anlamak, karakteri tanımaya bağlıdır.

Alıştırma

Bu bağlamda You hit like a Lloyd ne anlama geliyor?

  1. Lloyd adlı herkesin dövüşmeyi bildiğini söyler.
  2. Kişinin Lloyd adlı birine vurduğunu söyler.
  3. Kişinin vurma biçimini Lloyd karakteriyle karşılaştırarak onunla alay eder.
Cevabı göster

Kişinin vurma biçimini Lloyd karakteriyle karşılaştırarak onunla alay eder.

Like it was just like Gosling lines.

4:13

Tamamen Gosling tarzı repliklerdi.

Back and forth.

4:15

Karşılıklı olarak.

Yeah, It started with Gosling.

4:16

Evet, Gosling ile başladı.

There's a ton of those on the cutting room floor. Deyimler

4:17

Kurgu odasında kesilmiş bir sürü buna benzer sahne olmalı.

Deyimler

on the cutting room floor: son sürümden çıkarılmış

On the cutting room floor, bir malzemenin son sürüm yayımlanmadan önce çıkarıldığını anlatan bir deyimdir. Bu cümlede those, tamamlanmış kurguya girmeyen birçok anı veya içerik parçasını ifade eder. Bu imge, kesilip atılan fiziksel film parçalarının gerçekten kurgu odasının zeminine düşebildiği dönemden gelir. Günümüzde ifade genellikle mecazidir ve yazı, sunum veya planlardan çıkarılan bölümler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “son sürümden çıkarılmış” anlamındaki deyimle tamamlayın: Several interview clips ended up ____.

Cevabı göster

on the cutting room floor

Can you tell everyone who you play? Kelime

4:19

Herkese kimi oynadığını söyleyebilir misin?

Kelime

who you play: hangi karakteri canlandırdığın

Film, televizyon ve tiyatro bağlamında play, “bir karakteri canlandırmak” anlamına gelebilir. Burada who you play, “hangi karakteri canlandırdığın” demektir; “kiminle oyun oynadığın veya boş zaman geçirdiğin” anlamına gelmez. who sözcüğü, play fiilinin nesnesi olan karakteri belirtir. Sorunun tamamı oyuncudan rolünü söylemesini ister.

Alıştırma

Bir film röportajında oyuncu “I play Dr. Vega.” diyor. Burada play ne anlama geliyor?

  1. Dr. Vega ile boş zaman geçirmek
  2. Dr. Vega karakterini canlandırmak
  3. Dr. Vega ile yarışmak
Cevabı göster

Dr. Vega karakterini canlandırmak

Um I play a man called Denny Carmichael.

4:21

Eee, Denny Carmichael adında bir adamı oynuyorum.

He is the deliciously devious head of the CIA. Kelime

4:23

CIA'in son derece sinsi bir başkanı.

Kelime

deliciously devious: eğlenceli derecede entrikacı

Deliciously devious ifadesinde devious, kurnaz olan ve dürüst olmayan ya da dolaylı yöntemler kullanmaya hazır kişiyi anlatır. Deliciously burada tatla ilgili değildir; konuşanın bu olumsuz özelliği özellikle eğlenceli veya izlemeye değer bulduğunu gösterir. Bu ifade, karakter hakkında üsluplu bir değerlendirmedir: karakterin entrikalarını eleştirirken bu özelliğin onu ne kadar ilgi çekici yaptığını da takdir eder. Olumlu his veren bir zarf, olumsuz bir özelliği çekici gösterebilir ancak onu ahlaken olumlu hâle getirmez.

Alıştırma

Bir karakter değerlendirmesinde deliciously devious en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Karakter, tadı garip ama hoş olan yemekler hazırlar.
  2. Karakter, izlemesi eğlenceli bir biçimde entrikacıdır.
  3. Karakter dürüsttür ama dolaylı iletişim kurar.
Cevabı göster

Karakter, izlemesi eğlenceli bir biçimde entrikacıdır.

Kelime

head of the CIA: sorumlu kişiyi belirten head

Head of the CIA ifadesinde head, kuruma liderlik eden veya kurumun genel sorumluluğunu taşıyan kişiyi belirten bir görev adıdır. Burada bir vücut bölümünü anlatmaz. Yeniden kullanılabilen yapı the head of + kuruluş, bölüm veya ekip şeklindedir. Bu ifade bir liderlik rolünü belirtir ancak head, kuruluşun tam resmî unvanı yerine genel bir tanım olabilir.

Alıştırma

head of + grup yapısını tamamlayın: Maya leads the research team. She is the ____ of the research team.

Cevabı göster

head

I mean, here's the CliffsNotes. Kültür

4:26

Yani, kısa özet şu.

Kültür

here's the CliffsNotes: kısa versiyonu sunmak

CliffsNotes, kitaplarla ilgili açıklamaları kısaltıp özetlemesiyle tanınan bir ABD çalışma rehberi markasının adıdır. Günlük Amerikan İngilizcesinde bu ad, daha genel olarak çok kısa bir özet anlamında da kullanılabilir. Burada here's the CliffsNotes, “işte kısa versiyonu” veya “işte ana noktalar” anlamına gelir. Konuşan kişi gerçek çalışma notları sunmuyor; hızlı bir genel bakış veriyor.

Alıştırma

“I mean, here's the CliffsNotes,” cümlesinde here's the CliffsNotes ne anlama gelir?

  1. İşte birinin kişisel notlarından oluşan bir takım.
  2. İşte ana noktaları içeren kısa versiyon.
  3. İşte eksiksiz ve ayrıntılı açıklama.
Cevabı göster

İşte ana noktaları içeren kısa versiyon.

Essentially, I'm Ryan and Chris's boss.

4:27

Temel olarak, Ryan ve Chris'in patronuyum.

I tell them to go out across the world and punch each other in the face and they do.

4:29

Onlara dünyayı dolaşmalarını ve birbirlerinin yüzünü yumruklamalarını söylüyorum ve yapıyorlar.

There you go.

4:31

İşte böyle.

That's a great way to sum up the film. Öbek fiiller

4:31

Filmi özetlemenin harika bir yolu.

Öbek fiiller

sum up: kısa ve öz biçimde özetlemek

Sum up, bir şeyin ana noktalarını kısa biçimde ifade etmek demektir. Bu cümlede sum up the film, filmin her ayrıntısını tekrarlamak yerine genel hikâyesini veya fikrini kısaca anlatmak anlamına gelir. Ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir isim olduğunda hem sum up the film hem de sum the film up kullanılabilir. Zamir ortaya gelir: sum it up denir, sum up it denmez.

Alıştırma

“Özetlemek” anlamına gelen hedef öbek fiili kullanın: Can you ____ the report in one sentence?

Cevabı göster

sum up

I want to show everyone a clip.

4:34

Herkese bir klip izletmek istiyorum.

Here's Regé-Jean Page in The Gray Man.

4:35

İşte The Gray Man'de Regé-Jean Page.

Take a look at this. Kalıp ifadeler

4:38

Şuna bir bakın.

Kalıp ifadeler

Take a look at this: dikkati bir şeye yöneltmek

Take a look at this, birinin dikkatini doğal biçimde bir şeye yöneltmek için kullanılır. Kalıp take a look at + nesne şeklindedir; bu yüzden this bakılacak şeyi gösterir. Bu ifade fiziksel olarak bir şeyi almak anlamına gelmez. look at this ile aynı temel anlama gelir, ancak doğrudan bir emirden genellikle daha yumuşak duyulur.

Alıştırma

Hangi cümle birini grafiğe bakmaya doğal biçimde davet eder?

  1. Take a look at this chart.
  2. Take a look this chart.
  3. Look this chart.
Cevabı göster

Take a look at this chart.

Six.

4:40

Altı.

Want to explain whatever that was. Ton ve niyet

4:40

Az önceki şeyin ne olduğunu açıklamak ister misin.

Ton ve niyet

Want to explain whatever that was?: hesap soran bir ifade

Want to explain ...?, Do you want to explain ...? sorusunun konuşma dilinde kısaltılmış biçimidir. Do you çıkarılınca soru kısa ve doğrudan duyulur. Bu bağlamda açıklama yapmaya davet etmekten çok açıklama talep eder. Whatever that was, az önce gerçekleşen belirsiz, tuhaf veya kabul edilemez şeyi mesafeli bir tavırla belirtir. Buradaki whatever mesafe ve kuşku katar; bu yüzden konuşan kişi şaşkın, eleştirel veya her ikisi gibi duyulur.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Bu bağlamda Want to explain whatever that was? tamamen tarafsız ve nazik bir ricadır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Gun jammed. Kelime

4:43

Silah tutukluk yaptı.

Kelime

Gun jammed.: mekanik arıza anlamındaki jammed

Burada jammed, geçişsiz jam fiilinin geçmiş zamanıdır: silahın hareketli mekanizması sıkışmış ve bu yüzden silah normal biçimde çalışamamış ya da ateş edememiştir. Cümle mekanik bir arızayı bildirir; jam sözcüğünün reçel veya trafik sıkışıklığı anlamını taşımaz. Gun jammed., The gun jammed. cümlesinin kısaltılmış konuşma biçimidir. Acil bir durumda tanımlığın atılması, bildirimi hızlı ve keskin hâle getirir.

Alıştırma

Gun jammed. cümlesinde jammed ne anlama gelir?

  1. Silah daha sonra kullanılmak üzere kaldırıldı.
  2. Silahın mekanizması sıkıştı, bu yüzden düzgün çalışamadı.
  3. Silah doldurulmuş ve ateş etmeye hazırdı.
Cevabı göster

Silahın mekanizması sıkıştı, bu yüzden düzgün çalışamadı.

That doesn't qualify as an explanation. Kalıp ifadeler

4:44

Bu bir açıklama sayılmaz.

Kalıp ifadeler

doesn't qualify as an explanation: qualify as + kategori

Qualify as + isim öbeği, belirli bir tür sayılmak için gereken ölçütü karşılamak anlamına gelir. Olumsuz biçimde doesn't qualify as an explanation, söylenen şeyin açıklama sayılacak kadar yeterli olmadığını belirtir. Konuşan kişi birinin niteliklerinden söz etmiyor. Önceki cevabı örtük bir ölçüte göre değerlendiriyor ve yetersiz bularak reddediyor.

Alıştırma

Cümleyi doğru qualify + edat öbeğiyle tamamlayın: A rumor does not ____ reliable evidence.

Cevabı göster

qualify as

Maybe on a secure line. Kelime

4:46

Belki güvenli bir hatta.

Kelime

a secure line: korunan bir iletişim kanalı

Bu cümlede a secure line, dinlenmeye veya yetkisiz erişime karşı korunan bir telefon hattı ya da iletişim kanalı anlamına gelir. Buradaki line, çizilmiş bir çizgi değil, görüşmenin yapıldığı iletişim yoludur. Maybe on a secure line. şeklindeki eksiltili ifade, hassas ayrıntıların mevcut hat yerine daha güvenli bir kanalda konuşulması gerektiğini ima eder.

Alıştırma

Hassas bilgilerle ilgili uyarıyı en iyi hangi ifade tamamlar? This call may be monitored, so let's continue on ____.

  1. a secure line
  2. a phone line
  3. a straight line
Cevabı göster

a secure line

I need a status report. Kalıp ifadeler

4:48

Durum raporu istiyorum.

Kalıp ifadeler

need a status report: mevcut durum hakkında güncelleme istemek

A status report; bir görev, proje, operasyon veya sorunun mevcut durumu ya da ilerleyişi hakkında verilen güncellemedir. Sözlü veya yazılı olabilir. I need a status report, bu güncellemeyi doğrudan istemenin bir yoludur. Burada status sosyal konum değil, mevcut durum anlamındadır; report da mutlaka haber raporu demek değildir.

Alıştırma

Hangi cümle bir görevin mevcut durumu hakkında doğrudan güncelleme istiyor?

  1. I need a status report.
  2. I need a news report.
  3. I need the final report.
Cevabı göster

I need a status report.

Insecure line.

4:50

Güvenli olmayan bir hat.

Did the target say anything to you? Kelime

4:51

Hedef sana bir şey söyledi mi?

Kelime

bir operasyondaki hedef kişi anlamında target

Burada target; izlenen, takip edilen, yakalanan, soruşturulan veya saldırıya uğrayan biri gibi, bir operasyonun odağı olarak seçilmiş kişiyi ifade eder. Soyut bir amaç ya da fiziksel atış hedefi anlamına gelmez. Belirli ifade olan the target, kişinin operasyondaki rolünün konuşanlar tarafından zaten bilindiğini gösterir. Soru, bu kişinin herhangi bir şey söyleyip söylemediğini sorar.

Alıştırma

Örnekte the target ne anlama geliyor?

  1. Atış taliminde kullanılan fiziksel nesne.
  2. Bir operasyonun odağı olarak seçilmiş kişi.
  3. Birinin ulaşmayı umduğu sonuç.
Cevabı göster

Bir operasyonun odağı olarak seçilmiş kişi.

Well, he was dead.

4:53

Şey, ölüydü.

So, you know, no.

4:55

Yani, anlarsın ya, hayır.

What about pocket litter? Kelime

4:57

Peki ya cebindekiler?

Kelime

soruşturma malzemesi olarak pocket litter

İstihbarat, askerî, polis ve soruşturma dilinde pocket litter; kişinin ceplerinde veya üzerinde taşıdığı makbuz, bilet, not, kart ya da kimlik gibi küçük ve dağınık kişisel eşyaları veya belgeleri ifade eder. Bu eşyalar kişinin kimliğini, hareketlerini, bağlantılarını veya planlarını ortaya çıkarabilir. Burada litter, eşyaların işe yaramaz çöp olduğu anlamına gelmez. Kısa What about pocket litter? sorusu, bu tür eşyaların bulunup bulunmadığını veya hangi bilgileri sağladığını sorar.

Alıştırma

Bir soruşturma raporunda pocket litter büyük olasılıkla neyi ifade eder?

  1. Makbuz veya kimlik gibi, birinin cebinde taşıdığı ve ipucu bulmak için incelenen küçük kişisel eşyalar.
  2. Yerden süpürülüp bir cebe konan çöp.
  3. Bir cebin içindeki astar kumaşı.
Cevabı göster

Makbuz veya kimlik gibi, birinin cebinde taşıdığı ve ipucu bulmak için incelenen küçük kişisel eşyalar.

Did you get anything off his body?

4:59

Cesedinden bir şey aldın mı?

Six.

5:04

Altı.

Did he have anything on his person? Kelime

5:05

Üzerinde bir şey var mıydı?

Kelime

anything on his person: fiziksel olarak taşınan eşyalar için resmî ifade

Bu soruda anything on his person, cebindeki bir şey gibi, bedeninde veya giysilerinde taşıdığı herhangi bir nesne anlamına gelir. Yalnızca ona ait olan bir şeyi ifade etmez. On someone's person, bir nesnenin o anda fiziksel olarak kişinin üzerinde bulunduğunu söylemenin resmî bir yoludur.

Alıştırma

On one's person ifadesinin doğru biçimiyle resmî güvenlik raporunu tamamlayın: The visitor had no identification ____.

Cevabı göster

on his person

That you now have.

5:08

Şu an senin sahip olduğun.

That you'd like to give to me. Ton ve niyet

5:10

Bana vermek isteyeceğin türden.

Ton ve niyet

you'd like to give to me: dolaylı baskı olarak kullanılan kibar biçim

Burada you'd like to give to me, dilbilgisel olarak eylemi dinleyenin kendi isteğiymiş gibi sunar. Ancak bu sert sorgulama bağlamında konuşan kişi tarafsız biçimde bir tercih sormak yerine, karşı tarafın teslim etmesi gereken bir şey olduğunu varsayar. Would like ifadeyi daha dolaylı hâle getirir, ancak kibar bir biçim yine de baskı işlevi görebilir. Konuşanın otoritesi ve itaat bekleyen tonu, örtük mesajı “Şimdi bana ver” hâline getirebilir.

Alıştırma

Sert bir görüşmede konuşan kişi "Is there anything you'd like to give to me now?" diyor. Bu kişi yalnızca gerçek bir isteği sormak yerine, karşı tarafı bir şeyi teslim etmesi için baskı altına alıyor olabilir. Doğru mu, yanlış mı?

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

Who was he? A bad guy?

5:13

Kimdi o? Kötü adam mı?

Yeah, he's a bad guy.

5:17

Evet, kötü adam.

Watch out. Öbek fiiller

5:19

Dikkatli ol.

Öbek fiiller

Acil uyarı olarak Watch out!

Watch out! yakın veya aniden ortaya çıkan bir tehlike karşısında kişinin hemen tepki vermesini isteyen kısa ve acil bir uyarıdır. Burada watch out kalıplaşmış tek bir ifade olarak anlaşılır. Watch ve out sözcüklerinin ayrı anlamları olsa da ifade “dışarıyı izle” demek değildir.

Alıştırma

Kalıplaşmış acil uyarıyı tamamlamak için watch + bir parçacık kullanın: ____! A bike is coming straight toward you.

Cevabı göster

Watch out

Regé-Jean Page.

5:20

Regé-Jean Page.

The Gray Man is streaming right now on Netflix. Kelime

5:22

The Gray Man şu anda Netflix'te yayında.

Kelime

streaming right now on Netflix: mevcut çevrim içi erişim

Burada is streaming, filmin internet üzerinden izlenebilir olduğu anlamına gelir. right now mevcut erişilebilirliği vurgular, on Netflix ise platformu belirtir. Eğlence tanıtımlarında, belirli bir kişi o anda izlemiyor olsa bile bir yapıt için is streaming denebilir. Bu ilerleyen zaman yapısı fiziksel hareketi değil, yapıtın mevcut erişilebilirlik durumunu anlatır.

Alıştırma

Duyuruyu tamamlamak için stream sözcüğünün -ing biçimini ve right now ifadesini kullanın: The documentary is ____ on YouTube.

Cevabı göster

streaming right now

Hey, hey, hey.

5:26

Hey, hey, hey.

Hey, hey, hey.

5:29

Hey, hey, hey.

Hey, hey, hey.

5:32

Hey, hey, hey.