Neden bazı insanlar solaktır? - Daniel M. Abrams: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, solakların neden küçük fakat istikrarlı bir azınlık olarak kaldığını genetik, arkeoloji, spor, alet kullanımı ve rekabet ile iş birliği arasındaki evrimsel denge üzerinden açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Well, yes and no. — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bir soru yalnızca evet ya da hayırla kesin biçimde yanıtlanamadığında ölçülü bir cevap vermeyi öğrenin. Bu ifade, konunun farklı yönlerinin ayrılması gerektiğini bildirir ve dinleyiciyi, el tercihinin genlerden etkilendiği ancak yalnızca genler tarafından belirlenmediği açıklamasına hazırlar. 2. negative frequency-dependent selection. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Bu evrimsel biyoloji terimini, bir özelliğin nadir olduğu ölçüde daha büyük avantaj sağlayabildiği bir süreç olarak anlayın. Terimi tanımak, solak bir sporcunun rakibini neden şaşırtabildiğini ve solaklık yaygınlaşırsa bu avantajın neden azalacağını izlemeyi kolaylaştırır. 3. are already in our hands. — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Kapanıştaki sözün hem cevapların zaten erişimimizde olduğu yönündeki mecazi anlamı hem de eller ve el tercihiyle ilgili kelime oyununu taşıdığını fark edin. Böylece bir anlatıcının sonucu yalnızca düz biçimde bildirmek yerine çift anlam kullanarak ana temaya nasıl geri bağladığını ayırt edebilirsiniz.
Bu derste
chances are they had to learn to write or eat with their right hand. Notlar
0:09muhtemelen sağ elleriyle yazmayı veya yemek yemeyi öğrenmek zorunda kalmışlardır.
chances are: bir şeyin büyük olasılıkla doğru olduğunu söylemek
chances are, “büyük olasılıkla” veya “muhtemelen” anlamına gelir. Bu cümlede konuşan kişi, sonraki ifadeyi kesin bir gerçek olarak değil, güçlü bir beklenti olarak sunar. Yaygın yapı Chances are (that) + yan cümledir. that çoğu zaman kullanılmaz; bu nedenle they had to learn... doğrudan are sözcüğünden sonra gelir. chances sözcüğünü “fırsatlar” olarak ayrı ayrı yorumlamak yerine chances are ifadesini tek bir olasılık kalıbı olarak anlayın.
Alıştırma
Cümleyi “büyük olasılıkla” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: ____ the bus will be crowded after the concert.
Cevabı göster
Chances are
had to learn to write: geçmişteki gereklilik ve öğrenme
Had to, have to yapısının geçmiş biçimidir ve geçmişteki bir durumun bir şeyi gerekli kıldığını gösterir. Buradaki gereklilik yalnızca yazmak değil, sağ elle yazmayı öğrenmekti. Yapı had to + fiilin yalın hâlidir; burada ardından learn to + fiilin yalın hâli gelir: had to learn to write. İlk to, had to yapısının parçasıdır; ikinci to ise öğrenilen beceriyi veya eylemi getirir.
Alıştırma
Cümleyi had to + learn to yapısını ve drive fiilini kullanarak tamamlayın: Because her new job required it, Maya ____ before her first shift.
Cevabı göster
had to learn to drive
And in many parts of the world, it's still common practice Kalıp ifadeler
0:14Ve dünyanın birçok yerinde, çocukları
to force children to use their proper hand. Notlar
0:17'doğru' ellerini kullanmaya zorlamak hala yaygın bir uygulamadır.
it's still common practice: hâlâ yaygın bir uygulama
it's common practice to do something ifadesi, bir eylemin bir grup, yer veya kurumda alışılmış ya da yaygın kabul gören bir uygulama olduğunu anlatır. Buradaki practice, beceri geliştirmek için yapılan alıştırma değil, gelenekleşmiş bir yöntem veya uygulama anlamındadır. still, bu uygulamanın günümüze kadar sürdüğünü belirtir. Ayrıca konuşanın bunun hâlâ var olmasını dikkat çekici veya şaşırtıcı bulduğunu da düşündürebilir.
Alıştırma
Uygulamanın günümüzde de sürdüğünü belirten tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: At this library, ____ return rare books at the desk.
Cevabı göster
it is still common practice to
to force children to use: force + nesne + to'lu mastar
Force + nesne + to + fiilin yalın hâli, bir kişiyi istemese bile bir şeyi yapmaya zorlamak anlamına gelir. Cümlede children nesnedir, use ise çocukların yapmak zorunda bırakıldığı eylemdir. Nesne, to'lu mastardan önce gelir ve to zorunludur: force someone to do something.
Alıştırma
Force fiilinin geçmiş zamanını ve nesne olarak us sözcüğünü kullanın: The storm ____ cancel the picnic.
Cevabı göster
forced us to
their proper hand: bir eli ‘doğru’ sayan önyargı
Burada proper, “çocuğa uygun olan el” anlamına gelmez. Toplumsal bir kuralın doğru kabul ettiği eli anlatır; bu bağlamda sağ eldir. Bu ifade sağ eli normal, sol eli ise kabul edilemez gibi gösterir. Konuşmacı bu geleneksel inancı anlatıp sorguluyor; onu onaylamıyor. Daha genel olarak proper, toplumsal bir beklentiyi tarafsız bir gerçekmiş gibi sunabilir.
Alıştırma
Bu cümlede their proper hand neyi ima ediyor?
- Fiziksel olarak daha güçlü ve sağlıklı bir el
- Her çocuğun doğal olarak tercih ettiği el
- Bu geleneğin kabul edilebilir saydığı sağ el
Cevabı göster
Bu geleneğin kabul edilebilir saydığı sağ el
not just in English, but many other languages too. Dilbilgisi
0:24diğer birçok dilde de 'doğru' veya 'iyi' anlamına gelir.
right: yön anlamından ‘doğru’ veya ‘iyi’ anlamına
Bu cümlede right önce left sözcüğünün karşıtı olan yönü, yani sağı belirtir. Ardından konuşmacı aynı sözcüğün correct veya good gibi olumlu bir değerlendirme de ifade edebildiğini söyler. Buna çok anlamlılık denir: aynı sözcük biçiminin birbiriyle ilişkili birden fazla anlamı vardır. Hangi anlamın kastedildiğini yakındaki isim ve durum gösterir. Right hand yön bildirir, right answer cevabın doğru olduğunu belirtir, the right thing ise iyi veya uygun davranış anlamına gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi okuyun: The right answer is twelve. Burada right ne anlama geliyor?
- Doğru
- Ahlaken iyi
- Sağ tarafta bulunan
Cevabı göster
Doğru
not just ..., but ... too: kapsamı genişletmek
not just A, but B too kalıbı, bir ifadenin A için geçerli olduğunu ve kapsamın B’ye de uzandığını belirtir. Burada right sözcüğü ile correct veya good anlamları arasındaki bağlantı İngilizcede ve başka birçok dilde görülür; yani İngilizce yalnızca başlangıç örneğidir, sınır değildir. A ve B dilbilgisi bakımından paralel biçimde kurulmalıdır. Bu cümlede in, dil alanını belirler ve hem English hem de many other languages ile ilişkili olarak anlaşılır. Özenli yazıda ikinci bölümden önce in sözcüğünü tekrarlamak paralel yapıyı daha açık hâle getirebilir.
Alıştırma
Hangi cümle hedef kitleyi genişletmek için not just ..., but ... too yapısını doğru kullanır?
- The workshop is useful not just for new teachers, but for experienced teachers too.
- The workshop is useful for new teachers instead of experienced teachers.
- The workshop is useful only for new teachers, not for experienced teachers.
Cevabı göster
The workshop is useful not just for new teachers, but for experienced teachers too.
then why does it happen in the first place? Notlar
0:30neden en başta böyle bir durum ortaya çıkıyor?
then why does it happen in the first place?: açıklamaya geçiş sağlayan soru
Bu soru, if yan cümlesindeki varsayımı alıp açıklama gerektiren bir soruna dönüştürür. Then, “bu iddia doğruysa bu soru mantıken ortaya çıkar” anlamındadır; daha sonra gerçekleşen bir olayı değil, mantıksal bir sonucu düzenler. In the first place, durumun neden var olduğunu veya ortaya çıktığını sorar. Soru bir bütün olarak önceki yargıya meydan okur ve anlatımın bir inancı belirtmekten bir nedeni araştırmaya geçtiğini gösterir.
Alıştırma
Vurgulanan soru açıklamada nasıl bir işlev görür?
- Bir sonraki olayı zaman sırasıyla belirtir.
- Önceki varsayımı neden hakkında bir soruya dönüştürür.
- Önceki yargıyı doğrular ve tartışmayı bitirir.
Cevabı göster
Önceki varsayımı neden hakkında bir soruya dönüştürür.
in the first place: ilk nedeni sormak
Bu why sorusunda in the first place, dinleyeni başlangıç noktasına götürür: solak olmak gerçekten yanlışsa, bu durum neden ortaya çıkıyor? Bu bir deyimdir; fiziksel olarak “ilk yer” anlamına gelmez. Why ile kullanıldığında ifade, ilk veya en temel nedeni sorar. Ayrıca bir durumun, kararın ya da inancın başından beri mantıklı olup olmadığını da sık sık sorgular.
Alıştırma
İlk nedeni soran cümleyi tamamlamak için in the first place yazın: Why did Maya join the club ____?
Cevabı göster
in the first place
Today, about 1/10 of the world's population are left-handed. Kalıp ifadeler
0:33Bugün dünya nüfusunun yaklaşık 10'da 1'i solaktır.
about 1/10 of...: yaklaşık bir oranı anlatmak
about + kesir + of + grup yapısı, bir bütünün tahmini bir kısmını belirtir. Burada 1/10, one tenth anlamına gelir; dolayısıyla ifade dünyadaki bütün insanların yaklaşık onda birini anlatır. About, sayının kesin olmadığını gösterir. Of ile başlayan bölüm ölçülen bütünün ne olduğunu belirtir; hem kesir hem de grup değiştirilebilir: about one third of the class.
Alıştırma
Öğrencilerin yaklaşık onda birinin okula yürüdüğünü doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- One tenth about the students walk to school.
- About one ten of the students walk to school.
- About one tenth of the students walk to school.
Cevabı göster
About one tenth of the students walk to school.
for as long as 500,000 years, with about 10% of human remains Dilbilgisi
0:40böyle olduğunu ve insan kalıntılarının yaklaşık %10'unun
showing the associated differences in arm length and bone density.
0:45kol uzunluğu ve kemik yoğunluğunda ilgili farklılıkları gösterdiğini ortaya koyuyor.
Archaeological evidence shows that: kanıta dayalı bir arkeolojik sonucu sunmak
Archaeological evidence shows that, maddi kalıntılar, arkeolojik alanlar, eserler veya arkeologların incelediği diğer bulgularla desteklenen bir sonucu sunar. İddianın kaynağı olarak konuşanın kişisel görüşünü değil, kanıtı gösterir. Evidence bu kullanımda normalde sayılamayan bir isimdir; bu nedenle tekil shows fiilini alır. That ile başlayan yan cümle, kanıtın desteklediği sonucu verir.
Alıştırma
Dersteki güçlü desteği belirten resmî kalıbı tamamlayın: Archaeological evidence ____ people lived at this site 2,000 years ago.
Cevabı göster
shows that
it's been that way for as long as ...: geçmişten bugüne süren bir durum
It's been that way, it has been that way ifadesinin kısaltmasıdır. Present perfect has been, durumun geçmişte başlayıp konuşmada ele alınan şimdiki noktaya kadar sürdüğünü gösterir. That way daha önce sözü edilen duruma gönderme yapar. For as long as 500,000 years, sürenin 500.000 yıla kadar ulaşabildiğini belirtir ve durumun olağanüstü uzun süre devam ettiğini vurgular. Burada as long as, koşul bildiren “yeter ki” değil, “bu kadar uzun bir süre boyunca” anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle durumun geçmişte başladığını ve şimdi de devam ettiğini açıkça belirtir?
- It was that way for more than a decade.
- It's that way since more than a decade.
- It's been that way for more than a decade.
Cevabı göster
It's been that way for more than a decade.
with about 10% of human remains showing: with + isim + -ing ile destekleyici kanıt ekleme
with + isim öbeği + -ing kalıbı, ana cümleye eşlik eden bir durum ya da destekleyici bir kanıt ekler. Burada about 10% of human remains, showing fiilinin anlamca öznesidir; showing the associated differences ise bu kalıntıların neyi ortaya koyduğunu açıklar. Virgülden sonra kullanılan bu kalıp, ayrı bir cümlecikle de yazılabilecek bilgiyi kısaltır. Örneğin and about 10% of human remains show the associated differences denebilir. -ing biçimi tek başına ana olayın devam ettiğini göstermez; ek bilgiyi ana cümledeki duruma bağlar.
Alıştırma
with + isim + -ing yapısını ve parantezdeki sözcükleri (several issues / remain unresolved) kullanarak cümleyi tamamlayın: The review ended, ____.
Cevabı göster
with several issues remaining unresolved
despite what many may think: yaygın bir inanışı kabul edip düzeltme
Despite what many may think, birçok kişinin farklı ya da yanlış bir inanca sahip olabilmesine rağmen ardından gelen iddianın yine de doğru olduğunu belirtir. What many may think, despite edatından sonra isim öbeği gibi işlev görür ve bu kişilerin sahip olabileceği düşünceyi ifade eder. Cümlenin başında kullanılan bu ifade, konuşmacının karşıt bir gerçek ya da iddia sunmadan önce yaygın bir görüşü kısaca kabul etmesini sağlar. May bu kabulü temkinli hâle getirir: insanların kesinlikle böyle düşündüğünü söylemek yerine, böyle düşünüyor olabileceklerini belirtir.
Alıştırma
Yaygın bir inanışı düzeltmek için hedef ifadeyi doğru kullanan cümle hangisidir?
- Despite many may think, octopuses are highly intelligent.
- Despite of what many may think, octopuses are highly intelligent.
- Despite what many may think, octopuses are highly intelligent.
Cevabı göster
Despite what many may think, octopuses are highly intelligent.
handedness is not a choice: kişinin seçmediği bir özellik
Handedness, bir kişinin bir elini diğerinden daha doğal biçimde kullanma eğilimidir. Burada handedness is not a choice, insanların hangi ellerinin baskın olacağına öylece karar vermediği anlamına gelir. X is not a choice kalıbı, X'i kişinin isteyerek seçmediği bir özellik ya da durum olarak sunar. Bir tartışmada, kişinin isterse kolayca farklı olmayı seçebileceği varsayımına karşı çıkar.
Alıştırma
Bu cümlede handedness is not a choice ne anlama geliyor?
- İnsanların iki elini de kullanmasına izin verilmez.
- Herkes aynı baskın eli seçmek zorundadır.
- İnsanlar hangi ellerinin baskın olacağına öylece karar vermez.
Cevabı göster
İnsanlar hangi ellerinin baskın olacağına öylece karar vermez.
can be predicted even before birth: kiplik fiilli edilgen yapı ve zaman vurgusu
Can be predicted, can + be + geçmiş zaman ortacı biçimindeki kiplik fiilli edilgen yapıyı izler. Predicted, predict fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; bu nedenle ifade, öznenin gösterdiği şeyin biri tarafından tahmin edilebileceği anlamına gelir. Tahmini yapan kişiyi belirtmek gerekmez. Even before birth zamana vurgu ekler. Even, bu zamanın insanların bekleyebileceğinden daha erken olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi can ve predict fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The storm's path ____ several days in advance.
Cevabı göster
can be predicted
based on ...: bir tahminin dayanağını belirtmek
Based on + ad öbeği, “o bilgiyi dayanak olarak kullanarak” anlamına gelir. Bu cümlede fetüsün rahimdeki konumu, tahmin için kullanılan kanıttır. Ana cümleden sonra gelen based on ..., tahminin neye dayandığını açıklar. Aynı yapı bir sonucun, tahminî hesabın, kararın veya planın dayanağını da gösterebilir.
Alıştırma
Kararın dayanağını gösteren ve based ile başlayan iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The decision was made ____ the latest safety report.
Cevabı göster
based on
if ..., does that mean ...?: bir sonucu sınamak
if X, does that mean Y? kalıbı X’i bir koşul veya öncül olarak sunar, ardından Y’nin bundan çıkıp çıkmadığını sorar. That, tek bir ada değil, if ile başlayan yan cümlenin tamamına gönderme yapar. So, soruyu önceki bilgiye bağlar ve açıklamayı olası bir sonuca doğru ilerletir. Konuşan kişi çıkarımı sınamaktadır; doğuştan gelmek ile genetik olmanın aynı olduğunu ileri sürmemektedir.
Alıştırma
Akıl yürütme sorusunu does that ile başlayan üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: If the library is closed today, ____ we should return tomorrow?
Cevabı göster
does that mean
Well, yes and no. ile koşullu bir yanıt verme
Well, yes and no. yalnızca evet ya da hayır demenin eksik kalacağını gösterir: düşüncenin bir kısmı doğrudur, ancak başka bir kısmı doğru değildir. Ayrıca ardından bir açıklama veya ayrım geleceğini bildirir. Baştaki Well ifadeyi yumuşatır; böylece yanıt doğrudan bir itirazdan daha az sert duyulur.
Alıştırma
Karışık bir yanıtı bildiren ifadeyle cevabı tamamlayın: Does working from home always save time? Well, ____. It removes the commute, but some meetings take longer.
Cevabı göster
yes and no
different dominant hands: beceri gerektiren işlerde tercih edilen ellerin farklı olması
Dominant hand, bir kişinin yazı yazmak veya bir şey fırlatmak gibi beceri gerektiren işlerde genellikle daha kolay ve doğru kullandığı eldir. Different dominant hands, karşılaştırılan kişilerin aynı eli tercih etmediği anlamına gelir. Burada dominant, işlev bakımından önde gelen veya tercih edilen demektir; başka insanları kontrol etmek anlamına gelmez. Hands sözcüğü çoğuldur çünkü cümle birden fazla kişinin baskın elini karşılaştırır.
Alıştırma
Hangi cümlede dominant hand doğru kullanılmıştır?
- Maya's dominant hand is the one she usually uses to write.
- Maya's dominant hand must be her right hand, even if she writes with her left.
- Maya's dominant hand is the hand that gives orders to other people.
Cevabı göster
Maya's dominant hand is the one she usually uses to write.
as often as it does: fiili tekrarlamadan sıklığı karşılaştırmak
as + zarf + as kalıbı eşitlik karşılaştırması yapar. Burada as often as, “aynı sıklıkta” anlamına gelir; dolayısıyla cümle, bunun karşılaştırılan grupta da aynı sıklıkta gerçekleştiğini söyler. Does, daha önce kullanılan happens fiilinin yerini tutar. Tam biçim as often as it happens with any other sibling pair olurdu; ancak does kullanmak tüm fiil grubunu tekrarlamayı önler.
Alıştırma
Hedef karşılaştırma ifadesiyle cümleyi tamamlayın ve runs fiilini yinelememek için does kullanın: During the summer, the shuttle runs ____ during the school year.
Cevabı göster
as often as it does
are determined by the handedness of your parents Kalıp ifadeler
1:22ebeveynlerinizin hangi eli kullandığına bağlı olarak
the chances of being right or left-handed: olasılık belirtmek
the chances of being ... isim grubu, “… olma olasılığı” anlamına gelir. of edatından sonra ulaç işlevindeki being gelir; right-handed ve left-handed ise or ile bağlanan iki sıfat tümlecidir. Burada chances, cümlede belirtilen iki seçeneğin olasılıklarını anlatır; ayrı ayrı fırsatları anlatmaz. Ana isim chances çoğul olduğu için çoğul fiil are ile kullanılır.
Alıştırma
Olasılık bildiren hedef isim grubuyla cümleyi tamamlayın: Mia's ____ chosen increase if she applies early.
Cevabı göster
chances of being
are determined by ... in surprisingly consistent ratios: belirleyici faktör ve istikrarlı oranlar
Be determined by edilgen bir yapıdır. Özne, açıklanan sonucu belirtir; by ile başlayan bölüm ise bu sonucu belirleyen veya güçlü biçimde etkileyen faktörü gösterir. Burada özne sağlak ya da solak olma olasılığı, faktör ise anne babanın baskın elidir. In surprisingly consistent ratios verilerdeki örüntüyü açıklar: oranlar gözlemlenen gruplar arasında beklenmedik ölçüde benzer kalır. Cümle, etkileyen bir faktörü istikrarlı bir istatistiksel örüntüyle ilişkilendirir; her çocuğun baskın elinin kesin olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle belirleyici bir faktörü istikrarlı bir oranla doğru biçimde ilişkilendiriyor?
- The three result types are determined from two variables and occur at consistent ratios.
- The three result types are determined by two variables and occur in consistent ratios.
- The three result types determine by two variables and occur with consistent ratios.
Cevabı göster
The three result types are determined by two variables and occur in consistent ratios.
If your father was left-handed but your mother was right-handed, Dilbilgisi
1:28Babanız solak ama anneniz sağlaksa,
If ..., you have a ... chance of ...: bir koşul altındaki olasılık
If yan cümlesi koşulu, ana cümle ise bu koşul altındaki olasılığı belirtir: If + koşul, ... have a [sayı]% chance of + isim veya -ing biçimi. Burada yüzde, sonucun gerçekleşme ihtimalini doğrudan ölçer. Chance of sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır. Being born edilgen bir yapıdır; left-handed ise kişinin doğuştan gelen durumunu açıklar. Yüzde, istatistiksel bir olasılık bildirir; belirli bir kişi için sonucu garanti etmez.
Alıştırma
Koşullu olasılık cümlesini chance of + -ing ile tamamlayın: If you enter the drawing, you have a 20% ____ selected.
Cevabı göster
chance of being
While two righties will have a left-handed child Dilbilgisi
1:35İki sağlak ebeveynin solak bir çocuğu olma ihtimali ise
While ... only 10% of the time: oranları karşılaştırma
Burada while, 'oysa' veya 'buna karşılık' anlamına gelir; '…… olduğu sırada' anlamında değildir. %10'luk oranı başka bir oranla karşılaştırır. Only 10% of the time, sonucun vakaların yalnızca %10'unda gerçekleştiğini anlatır. Only, bu oranın görece düşük olduğunu vurgular. while ve only birlikte bir karşılaştırma kurar ve daha düşük oranı öne çıkarır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: While Bus A is late 20% of the time, Bus B is late only 5% of the time. while ve only burada ne işe yarıyor?
- İki oranı karşılaştırır ve %5'in düşük olduğunu vurgularlar.
- İki otobüsün aynı anda geç kaldığını gösterirler.
- Her otobüsün sınırlı bir süre boyunca geç kaldığını söylerler.
Cevabı göster
İki oranı karşılaştırır ve %5'in düşük olduğunu vurgularlar.
a roll of the dice: şansın etkilediği bir sonuç
A roll of the dice sözcük anlamıyla zarı bir kez atmak demektir. Burada önceden bilinemeyen ve kısmen şansa bağlı olan belirli bir sonuç için kullanılan bir benzetmedir. Sonraki cümlecik, olasılıkların genler tarafından belirlendiğini söyler. Bu nedenle ifade, her sonucun eşit olasılıklı olduğu veya genlerin hiçbir etkisinin bulunmadığı anlamına gelmez; genler olasılıkları etkilerken şans bu olasılıklar içindeki belirli sonucu etkiler.
Alıştırma
'Choosing a mystery box without any clues would be a roll of the dice,' cümlesinde a roll of the dice ne anlama gelir?
- Kişinin kutuyu dikkatle ölçmesi gerekirdi.
- Seçimin başarılı olacağı garanti olurdu.
- Seçim büyük ölçüde şansa bağlı olurdu.
Cevabı göster
Seçim büyük ölçüde şansa bağlı olurdu.
the odds are set by your genes: olasılık anlamındaki odds
Burada odds, farklı sonuçların gerçekleşmesine ilişkin göreli olasılıklar anlamına gelir. the odds are set by your genes ifadesi, genlerin bu olasılıkları etkilediğini söyler; genlerin tek bir sonucu garanti ettiğini söylemez. Bu anlamda odds çoğul bir isimdir. Garip veya tek sayı anlamına gelebilen odd sıfatıyla karıştırılmamalıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, çalışmanın kazanma olasılığını artırdığını ancak galibiyeti garanti etmediğini söylüyor?
- Regular practice can improve the odds of winning the match.
- Regular practice makes winning the match unusual.
- A week of practice guarantees that the team will win the match.
Cevabı göster
Regular practice can improve the odds of winning the match.
All of this implies there's a reason Anlatım akışı
1:46Tüm bunlar, evrimin bu küçük solak oranını üretmesinin
that evolution has produced this small proportion of lefties Kalıp ifadeler
1:48ve binlerce yıl boyunca korumasının
All of this implies: çıkarımdan önce kanıtları bir araya getirmek
All of this, daha önceki olguları veya gözlemleri bir araya getirip tek bir kanıt bütünü olarak ele alır. Dinleyiciye sonraki ifadeyi az önce söylenen her şeyle ilişkilendirmesi gerektiğini bildirir. Implies, bu kanıtların desteklediği sonucu sunar. Doğrudan veya tamamen kanıtlanmış bir sonuçtan ziyade makul bir çıkarıma işaret eder.
Alıştırma
Çıkarımı dersteki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The ground is wet, and people are carrying umbrellas. ____ that it has been raining.
Cevabı göster
All of this implies
has produced ... and maintained it over the course of millennia: binyıllar boyunca ortaya çıkarıp korumak
Produced ve maintained, has yardımcı fiilini paylaşan paralel geçmiş zaman ortaçlarıdır. Present perfect, solakların küçük oranını uzun vadeli bir sonuç olarak sunar: bu oran ortaya çıkmış ve nüfusun bir parçası olarak kalmıştır. It, this small proportion of lefties ifadesine gönderme yapar. Over the course of millennia, “binlerce yıl boyunca” anlamına gelir. Akademik açıklamalarda produce a result and maintain it kalıbı, bir sonucun hem ortaya çıkarılmasını hem de uzun süre korunmasını anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle has produced ... and maintained it kalıbını doğru kullanıyor?
- The process produced a stable pattern and has maintain it for decades.
- The process has produced a stable pattern and maintaining it for decades.
- The process has produced a stable pattern and maintained it for decades.
Cevabı göster
The process has produced a stable pattern and maintained it for decades.
And while there have been several theories attempting to explain Dilbilgisi
1:54Açıklamaya çalışan çeşitli teoriler olsa da,
while there have been ... a recent mathematical model suggests ...: önceki teorileri kabul edip yeni açıklamayı sunmak
Burada while, “-dığı sırada” değil, “-se de” anlamındadır. While ile başlayan yan cümle önce çeşitli teorilerin zaten var olduğunu kabul eder, ancak cümlenin ana iddiasını taşımaz. Ana cümle olan a recent mathematical model suggests ... yeni bilgiyi verir. Bu ödünleyici yapı, önceki açıklamaları kabul edip ardından dikkati şimdi sunulan açıklamaya yönelttiği için akademik anlatımda yaygındır. Böyle uzun bir cümlede ana cümleyi bulmak, temel noktayı görmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Cümleyi ödünleyici while ile tamamlayın: ____ earlier maps were useful, the new survey provides more accurate measurements.
Cevabı göster
While
a recent mathematical model suggests that ...: bilimsel bir sonucu temkinli biçimde sunmak
Resmî bilimsel anlatımda a recent mathematical model suggests that ... bir modelin desteklediği sonucu sunar. Buradaki suggests, “belirtir” veya “işaret eder” anlamındadır; “tavsiye verir” anlamına gelmez. Tekil özne model, suggests biçimini alır ve ardından sonucu veren bir that yan cümlesi gelir. Suggests seçimi iddiayı temkinli tutar: model bir yorumu destekler ancak onu kesin bir gerçek olarak sunmaz.
Alıştırma
Dersin kalıbını kullanarak temkinli bilimsel cümleyi tamamlayın: A recent climate model ____ sea levels may rise faster than expected.
Cevabı göster
suggests that
reflects a balance between ... and ...: etkileşen iki etkinin dengesini göstermek
Bu cümlede the actual ratio reflects ... gözlemlenen oranın arkasındaki güçleri ortaya koyduğu anlamına gelir; reflects burada ışık veya ayna yansımasıyla ilgili değildir. A balance between A and B, sonucu birbirine karşıt veya birbiriyle etkileşen iki etkinin şekillendirdiğini anlatır. Buradaki A ve B, rekabetçi baskılar ile işbirlikçi baskılardır. Balance tam olarak yarı yarıya bir dağılım gerektirmez; iki etkiden hiçbirinin sonucu tek başına açıklayamadığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: The school schedule reflects ____ focused study and free time.
Cevabı göster
a balance between
are clearest in activities involving an opponent,
2:13bir rakibi içeren faaliyetlerde en belirgindir,
The benefits of ... are clearest in ...: bir avantajın en görünür olduğu ortam
The benefits of X are clearest in Y kalıbı, X'in faydalarının Y ortamında en kolay görüldüğünü belirtir. Clearest, faydaların o ortamda ne kadar görünür veya ikna edici olduğunu anlatır; faydaların orada daha büyük olduğunu söylemek zorunda değildir. Cümlede of being left-handed, hangi özelliğin faydalarının ele alındığını gösterir. In activities involving an opponent ortamı belirtir; involving an opponent ise activities sözcüğünü niteleyen bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir.
Alıştırma
Faydaların belirli bir ortamda en kolay görüldüğünü anlatan, dersteki tam üç sözcüklü İngilizce kalıbı yazın: The benefits of quiet workspaces ____ tasks requiring deep concentration.
Cevabı göster
are clearest in
For example, about 50% of top hitters in baseball
2:19Örneğin, beyzboldaki en iyi vurucuların yaklaşık %50'si
Think of A as B: anlamak için bir çerçeve sunmak
Think of A as B, A'yı B çerçevesi üzerinden anlamak veya zihinde canlandırmak demektir. Bu cümlede it daha önce konuşulan fikri, a surprise advantage ise konuşmacının dinleyiciye sunduğu yeni anlama çerçevesini belirtir. Think of ... biçimindeki emir cümlesi sert bir komut değil, açıklayıcı bir davettir. Soyut bir açıklamayı kısa ve akılda kalıcı bir etikete dönüştürerek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Cümleyi Think of A as B kalıbıyla tamamlayın: ____ this checklist ____ a safety net for busy days.
Cevabı göster
Think of · as
Because lefties are a minority to begin with, Kalıp ifadeler
2:28Solaklar en başta azınlık olduğu için,
encountering and practicing against righties.
2:36sağlaklara karşı karşılaşarak ve pratik yaparak geçireceklerdir.
to begin with: zaten var olan bir başlangıç koşulunu belirtmek
Burada to begin with, “en başından beri” veya “zaten başlangıçta” anlamına gelir. Solakların azınlıkta olmasını, ardından gelen sonucu destekleyen ve zaten var olan bir koşul olarak sunar; birinin bir eyleme başlamasını anlatmaz. Bu ifade ilk nedeni sunmak için de kullanılabilir. Bu cümlede a minority ifadesinden sonra gelmesi, koşulun zaten geçerli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede to begin with, zaten geçerli olan bir koşulu belirtmek için kullanılmıştır?
- The guide began with a warning about the weather.
- To begin the hike, we checked the map.
- The path was dangerous to begin with, and the ice made it worse.
Cevabı göster
The path was dangerous to begin with, and the ice made it worse.
spend most of their time encountering and practicing against: spend time doing kalıbı
spend + zaman miktarı ya da oranı + V-ing kalıbı, o zamanı bir etkinlik yaparak geçirmek anlamına gelir. Burada will spend most of their time ifadesini to’lu mastarlar değil, birbirine paralel encountering ve practicing -ing biçimleri izler. Bu iki -ing biçimi ayrı ama ilişkili etkinlikleri belirtir: yarışmacılar sağlaklarla karşılaşır ve onlara karşı antrenman yapar. Genel olarak spend time ifadesinden sonra, zamanın nasıl kullanıldığını gösteren bir veya daha fazla V-ing biçimi gelebilir.
Alıştırma
play chess ve solve puzzles ifadelerini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: Leo spends most of his free time ____.
Cevabı göster
playing chess and solving puzzles
face each other: birbirleriyle yüzleşmek veya karşılaşmak
Face each other, iki kişinin veya iki tarafın birbirinin karşısında olması anlamına gelir. Each other ilişkiyi karşılıklı hâle getirir: her taraf diğerinin karşısındadır. Bu yarışma bağlamında yalnızca bedenleriyle birbirlerine dönük olmayı değil, birbirleriyle karşılaşmayı anlatır. Spor dışında da iki kişi ya da tarafın doğrudan yüzleşmesini anlatabilir.
Alıştırma
Karşılıklı bir eylem göstermek için cümleyi face ve each other ifadesiyle tamamlayın: The two teams will ____ in the final.
Cevabı göster
face each other
will be thrown off: dikkati veya ritmi bozulacak
Will be thrown off, birinin beklenmedik veya alışılmadık bir şey yüzünden kafasının karışacağı, dikkatinin dağılacağı ya da normal ritmini koruyamayacağı anlamına gelir. Burada fiziksel bir hareketi değil, sağlak oyuncunun dikkatini ve oyun ritmini anlatır. Bu ifade throw someone off yapısının edilgen biçimidir. Etken biçimde beklenmedik bir etken throws a person off olur; edilgen biçimde ise etkilenen kişi is thrown off olur.
Alıştırma
Hangi cümle bir sürprizin Maya'nın dikkatini bozduğu anlamına gelir?
- Maya was thrown off by the unexpected question.
- Maya was thrown out of the room after the argument.
- Maya threw her jacket over the chair after class.
Cevabı göster
Maya was thrown off by the unexpected question.
where an imbalance in the population
2:50solak dövüşçüler veya sporcular için bir avantaj sağladığı
results in an advantage for left-handed fighters or athletes, Kalıp ifadeler
2:51bu dövüşme hipotezi,
is an example of negative frequency-dependent selection. Kelime
2:55negatif frekansa bağlı seçilimin bir örneğidir.
This fighting hypothesis: sınanabilir bir açıklamaya ad vermek
“This fighting hypothesis”, hemen önce ele alınan açıklamaya ad veren bir isim öbeğidir. “This” o açıklamaya geri gönderme yapar; “fighting” ise bunun ne tür bir hipotez olduğunu belirtir. “Hypothesis”, kanıtlarla sınanabilen önerilmiş bir açıklamadır. Bu ifade, konuşmacının belirli bir gözlemden kuramsal bir modele geçtiğini gösterir; tartışılmaz bir gerçeği bildirmez.
Alıştırma
“This fighting hypothesis” ifadesinde hypothesis ne anlama gelir?
- Şu anda gerçekleşmekte olan bir olay
- Doğruluğu tartışmasız biçimde kanıtlanmış bir gerçek
- Kanıtlarla sınanabilen önerilmiş bir açıklama
Cevabı göster
Kanıtlarla sınanabilen önerilmiş bir açıklama
results in an advantage for ...: bir nedeni yararlanan tarafa bağlamak
“Result in + isim öbeği”, bir sonuca yol açmak anlamına gelir. Burada özne olan “an imbalance in the population” nedendir; “an advantage” ise sonuçtur. “An advantage for + kişi veya grup”, kimin yarar sağladığını belirtir. A results in an advantage for B kalıbının tamamı nedeni, sonucu ve yararlanan tarafı açıkça birbirine bağlar.
Alıştırma
Cümleyi result in + advantage for kalıbıyla tamamlayın: A clear map ____ teams exploring an unfamiliar area.
Cevabı göster
results in an advantage for
negative frequency-dependent selection: negatif frekansa bağlı seçilim
Negative frequency-dependent selection, evrimsel biyolojide “negatif frekansa bağlı seçilim” denen bir süreçtir. Bir özellik nadirken göreli avantajı daha büyüktür; özellik yaygınlaştıkça bu avantaj azalır. Buradaki negative, frekans ile avantaj arasındaki ters yönlü ilişkiyi anlatır; özelliğin zararlı veya kötü olduğu anlamına gelmez. Cümle, solak dövüşçülerin veya sporcuların daha az yaygın oldukları için neden avantaj elde edebileceğini bu süreçle açıklar.
Alıştırma
Negative frequency-dependent selection kavramını en iyi hangi ifade açıklar?
- Bir özellik nadir olduğunda otomatik olarak zararlıdır.
- Bir özelliğin göreli avantajı, özellik yaygınlaştıkça her zaman artar.
- Bir özelliğin göreli avantajı, tam da o özellik nadir olduğu için daha büyük olabilir.
Cevabı göster
Bir özelliğin göreli avantajı, tam da o özellik nadir olduğu için daha büyük olabilir.
tend to grow until that advantage disappears. Dilbilgisi
3:03bu avantaj ortadan kalkana kadar büyüme eğilimindedir.
according to the principles of evolution: evrim ilkelerine göre
According to the principles of evolution, “evrim ilkelerine göre” anlamına gelir. according to + isim öbeği yapısı, ardından gelen ifadeyi destekleyen kaynağı, kuralı veya kuramsal çerçeveyi belirtir. Burada cümlenin başında kullanılarak avantajlı gruplarla ilgili iddianın yalnızca kişisel bir tahmin değil, evrim kuramından çıkarılan bir sonuç olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi according to ile tamamlayın: ____ the museum rules, visitors must leave food outside.
Cevabı göster
According to
tend to grow until ...: bitiş noktası olan bir eğilim
tend to grow genel bir eğilimi anlatır: avantajlı gruplar genellikle büyür, ancak bu sonucun gerçekleşmesi kesin değildir. tend to ifadesinden sonra fiilin yalın hâli olan grow kullanılır. until that advantage disappears sürecin bitiş noktasını belirtir. tend to + fiil + until + yan cümle kalıbı, olağan bir değişimi bu değişimi sona erdiren koşula bağlar.
Alıştırma
Cümleyi hedef dört kelimelik kalıpla tamamlayın: Small businesses ____ they reach the limits of their local market.
Cevabı göster
tend to grow until
If people were only fighting and competing throughout human evolution, Dilbilgisi
3:07Eğer insanlar insan evrimi boyunca sadece savaşıp rekabet etseydi,
being the ones that made it: hayatta kalmayı başaranlar
more lefties being the ones that made it ifadesinde being, more lefties hakkında açıklama getirir; the ones ise önceki lefties sözcüğüne gönderme yapar. Bütün ifade, başarılı olanların arasında daha fazla solak bulunacağı anlamına gelir. Buradaki made it, make it kalıplaşmış konuşma ifadesidir ve hayatta kalmak ya da bir zorluğu başarıyla aşmak anlamına gelir. Bir şeyi “üretmek” anlamında değildir; rekabet ve evrim bağlamı, burada hangi tür başarıdan söz edildiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede made it zor bir dönemi atlatmak anlamında kullanılmıştır?
- Only two boats made it to the storm.
- Only two boats made it through the storm.
- Only two boats made the storm.
Cevabı göster
Only two boats made it through the storm.
If people were only ..., natural selection would lead to ...: varsayımsal akıl yürütme
If people were only fighting and competing hayalî ve basitleştirilmiş bir koşul kurar; geçmişte gerçekte ne olduğunu bildirmez. Bu koşul cümlesinde geçmiş biçim were, gerçeklikten uzaklığı belirtmek için would ile birlikte çalışır. natural selection would lead to bu hayalî dünyadaki sonucu verir. Aktarılabilir kalıp If + geçmiş biçimli yan cümle, ... would + fiilin yalın hâli şeklindedir; bir durumu varsayımsal olarak sunar ve bu durumda beklenen sonucu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle hayal edilen bir durumu ve sonucunu doğal biçimde ifade eder?
- If the island had no predators, the bird population would grow rapidly.
- If the island would have no predators, the bird population grew rapidly.
- If the island has no predators, the bird population would have grown rapidly.
Cevabı göster
If the island had no predators, the bird population would grow rapidly.
until there were so many of them that it was no longer a rare asset: sayı artıp sonucu değiştirene kadar
more lefties being the ones that made it ifadesinde being, more lefties hakkında açıklama getirir; the ones ise önceki lefties sözcüğüne gönderme yapar. Bu ifade, başarılı olanların arasında daha fazla solak bulunacağı anlamına gelir. Buradaki made it, make it kalıplaşmış konuşma ifadesidir ve hayatta kalmak ya da bir zorluğu başarıyla aşmak anlamına gelir. Bir şeyi “üretmek” anlamında değildir; rekabet ve evrim bağlamı, burada hangi tür başarıdan söz edildiğini gösterir.
Alıştırma
Büyümenin bir sonuca ulaştığını göstermek için until ile so many ... that yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The town grew until there were so many cars that traffic filled every street.
- The town grew until there was so much cars that traffic filled every street.
- The town grew so many until there were cars that traffic filled every street.
Cevabı göster
The town grew until there were so many cars that traffic filled every street.
But human evolution has been shaped by cooperation as well as competition, Kalıp ifadeler
3:24Ancak insan evrimi rekabet kadar işbirliği ile de şekillenmiştir
cooperation as well as competition: iki etkeni bağlamak
cooperation as well as competition ifadesinde as well as, insan evrimini şekillendiren iki gücü, yani cooperation ve competition öğelerini birbirine bağlar. Yalnızca rekabetin değil, ikisinin de etkili olduğunu anlatır. A as well as B kalıbı çoğu zaman A’yı B’ye eklenen önemli bir unsur olarak sunar. Burada cooperation öğesinin önce gelmesi, yalnızca rekabete dayanan görüşü düzeltmeye ve açıklamayı dengelemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Planın iki özelliğe de ihtiyaç duyduğunu söylemek için A as well as B yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The plan needs flexibility as well as clear rules.
- The plan needs flexibility because of clear rules.
- The plan needs flexibility instead of clear rules.
Cevabı göster
The plan needs flexibility as well as clear rules.
pressure pushes ... in the opposite direction: soyut bir neden eğilimi değiştirir
Cooperative pressure, fiziksel bir kuvvet değil, iş birliğiyle bağlantılı soyut bir evrimsel etkidir. pushes handedness distribution in the opposite direction, bu etkinin solak ve sağlakların oranlarını rekabet baskısıyla ilişkilendirilen etkinin ters yönüne kaydırdığı anlamına gelir. Bilimsel açıklamalar çoğu zaman nedenleri, bir sonucu veya eğilimi belirli bir yöne iten kuvvetler olarak anlatır. Bu yapıda push, bir şeyi hareket ettirmek veya değiştirmek anlamına gelir; değişen şey veri, davranış, politika ya da bir dağılım olabilir.
Alıştırma
Soyut bir nedenin bir eğilimi değiştirdiğini göstermek için push sözcüğünü mecaz anlamda kullanan cümle hangisidir?
- Lower demand pushed prices in the opposite direction.
- The movers pushed the cabinet toward the wall.
- The chart showed prices moving in the opposite direction.
Cevabı göster
Lower demand pushed prices in the opposite direction.
In golf, where performance doesn't depend on the opponent, Kalıp ifadeler
3:34Performansın rakibe bağlı olmadığı golfte,
an example of the wider phenomenon of tool sharing. Anlatım akışı
3:41bu, daha geniş bir olgu olan alet paylaşımının bir örneğidir.
where performance doesn't depend on ...: performansın bir etkene bağlı olmadığını belirtmek
Burada where, golf hakkında ek bilgi veren bir yan cümleyi başlatır. “Golfte” veya “bu bağlamda” anlamına gelir; yer soran bir soru sözcüğü değildir. X depends on Y kalıbı, Y'nin X'i etkilediği veya belirlemeye yardımcı olduğu anlamına gelir. Bu nedenle performance doesn't depend on the opponent, rakibin performansı belirleyen etken olmadığını söyler. depend on ifadesinden sonra isim, zamir veya -ing biçimi gelebilir.
Alıştırma
Vurgulanan yapıyla cümleyi tamamlayın: In golf, where performance ____ the opponent, players focus on the course.
Cevabı göster
doesn't depend on
an example of the wider phenomenon of tool sharing: belirli bir örnekten daha geniş bir olguya
an example of the wider phenomenon of tool sharing ifadesi, golf istatistiğini daha büyük bir örüntünün içine yerleştirir. wider, bu örüntünün golfün ötesine uzandığını; of tool sharing ise daha büyük olgunun adının “araç paylaşımı” olduğunu gösterir. Bu yapı, açıklamayı özelden genele taşır: önce somut bir örnek, ardından bu örneğin gösterdiği daha geniş örüntü gelir. Başka metinlerde de an example of the wider phenomenon of X aynı bilgi düzenini gösterir.
Alıştırma
an example of the wider phenomenon of ... bilgiyi düzenlerken nasıl bir geçiş yapar?
- Belirli bir örneği daha geniş bir örüntüyle ilişkilendirir.
- Belirli örneğin yerine ilgisiz bir konu koyar.
- Daha geniş örüntünün yalnızca bir örneği olduğunu iddia eder.
Cevabı göster
Belirli bir örneği daha geniş bir örüntüyle ilişkilendirir.
Just as young potential golfers can more easily find a set of right-handed clubs, Dilbilgisi
3:45Genç golfçü adaylarının sağ elini kullananlara uygun sopa setlerini daha kolay bulması gibi,
many of the important instruments that have shaped society
3:50toplumu şekillendiren önemli aletlerin çoğu
were designed for the right-handed majority. Kalıp ifadeler
3:53çoğunluk olan sağlaklar için tasarlanmıştır.
Just as ..., ...: benzetme yoluyla bağlantı kurmak
Just as ilk durumu karşılaştırma noktası olarak sunar. Ardından ana cümle aynı örüntüye sahip ikinci bir durumu gösterir: Sağ elini kullananlara uygun golf ekipmanı daha kolay bulunur ve etkili birçok araç da sağ elini kullanan kullanıcılar düşünülerek yapılmıştır. Bu yapı, daha kapsamlı bir görüşü desteklemek için açık veya tanıdık bir örnek kullanır. Yalnızca iki olayın aynı anda gerçekleştiğini değil, A nasıl doğruysa B de benzer şekilde doğrudur anlamını verir.
Alıştırma
Bu dersteki iki sözcüklü bağlayıcıyla benzetmeyi tamamlayın: ____ a compass guides a hiker, a clear plan guides a team.
Cevabı göster
Just as
were designed for the right-handed majority: edilgen yapıda hedeflenen kullanıcılar
were designed, were + geçmiş zaman ortacı designed yapısından oluşan basit geçmiş zaman edilgenidir. Cümlenin merkezine tasarımcıları değil, araçları yerleştirir. for the right-handed majority, hedeflenen veya tasarım tarafından ihtiyaçları daha iyi karşılanan kullanıcıları belirtir. were designed for bir bütün olarak araçların daha büyük olan sağ elini kullanan grubun ihtiyaçları düşünülerek yapıldığını anlatır; bu ifade tek başına sol elini kullananların araçları hiç kullanamadığını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi, bu kullanıcılar düşünülerek oluşturuldu anlamına gelen ve bu derste geçen geçmiş zaman edilgen ifadeyle tamamlayın: These larger buttons ____ workers wearing gloves.
Cevabı göster
were designed for
Because lefties are worse at using these tools Dilbilgisi
3:56Solaklar bu aletleri kullanmakta daha kötü oldukları
and suffer from higher accident rates, Kalıp ifadeler
3:59ve daha yüksek kaza oranlarına maruz kaldıkları için,
they would be less successful in a purely cooperative world, Dilbilgisi
4:01tamamen işbirlikçi bir dünyada daha az başarılı olurlar
be worse at using: beceriyi karşılaştırma yapısı
be worse at + isim veya -ing biçimi kalıbı, bir etkinlikte daha düşük performans göstermek anlamına gelir. Burada are worse at using these tools, solakların araçları kullanmakta karşılaştırılan gruba göre daha çok zorlandığını anlatır. Beceriyi anlatan bu kalıpta at zorunludur. at'ten sonra bir fiil gelirse fiilin -ing biçimi kullanılır: worse at using; worse to use veya worse at use değil. worse karşılaştırma biçimi olduğu için karşılaştırmanın diğer tarafı than ile belirtilebilir ya da bağlamdan anlaşılabilir.
Alıştırma
Cümleyi be worse at + -ing kalıbı ve use fiiliyle tamamlayın: Compared with her brother, Maya is ____ chopsticks.
Cevabı göster
worse at using
suffer from higher accident rates: olumsuz etkilenmek
Bu cümlede suffer from, “bir şeyden olumsuz etkilenmek” anlamına gelir. Daha yüksek kaza oranları grubu etkileyen zararlı durumdur; bu nedenle suffer from higher accident rates, grubun daha fazla kaza ve bunların zararlı etkilerini yaşaması demektir. Suffer from ifadesinden sonra çoğunlukla hastalık, zorluk, kıtlık veya süren başka bir olumsuz durum gelir. Nötr have fiiline göre zararı ya da yükü daha çok vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle olumsuz bir durumu anlatmak için suffer from ifadesini doğal biçimde kullanıyor?
- The town suffers several power cuts from.
- The town suffers from frequent power cuts.
- The town suffers from several new playgrounds.
Cevabı göster
The town suffers from frequent power cuts.
would be less successful ..., eventually disappearing ...: varsayımsal bir sonuç zinciri
Would be less successful, sonucu gerçek dünyada olan bir olgu olarak sunmak yerine varsayımsal bir dünyaya yerleştirir. Varsayılan koşul a purely cooperative world ifadesidir; would bu koşul altında öngörülen sonucu işaretler. Eventually disappearing from the population, önceki durumun daha sonraki sonucunu veren bir -ing ortaç yan cümlesidir. Anlaşılan öznesi they'dir: daha az başarılı olma durumu zamanla sürer ve onların ortadan kaybolmasına yol açabilir. would + fiilin yalın hâli, eventually + -ing kalıbı varsayımsal bir sonucu ve uzun vadeli sonucunu kısa biçimde sunar.
Alıştırma
rise ve push fiillerinin doğru biçimleriyle cümleyi tamamlayın. Varsayımsal bir sonucu ve ardından gelen uzun vadeli sonucu ifade edin: If the repairs were delayed, costs ____, eventually ____ the project over budget.
Cevabı göster
would rise · pushing
So by correctly predicting the distribution of left-handed Dilbilgisi
4:08Genel nüfustaki solak insanların dağılımını
as well as matching data from various sports,
4:12ve çeşitli sporlardan elde edilen verilerle eşleştirerek,
by correctly predicting ... as well as matching ...: paralel -ing kanıtları
By correctly predicting ..., ardından gelen sonucun nasıl desteklendiğini gösterir. By + -ing bir yöntemi belirtebilir; ancak burada iki başarılı sonuç kanıt işlevi görür. Vurgulanan bölüm, cümlenin başındaki bir by öbeğidir; düşüncenin tamamlanması için ardından bir ana cümle gelmelidir. As well as matching ... ikinci ve paralel bir başarı ekler. Predicting ve matching, by sonrasında eş görevli oldukları için -ing biçimindedir: aynı özne nüfustaki dağılımı tahmin eder ve spor verileriyle de örtüşür.
Alıştırma
Cümleyi by + predict ve as well as + match ile tamamlayın: The model earned trust ____ next month's demand ____ last year's sales data.
Cevabı göster
by predicting · as well as matching
solakların küçük ama istikrarlı bir azınlık olarak varlığını sürdürmesi
the persistence of lefties, solak insanların zaman içinde toplumda var olmaya devam etmesi anlamına gelir. Persistence, lefties persist düşüncesini bir isim öbeğine dönüştürür; böylece vurgulanan bölümün tamamı reflects fiilinin öznesi olabilir. As a small but stable minority, nasıl varlıklarını sürdürdüklerini açıklar: nüfusun küçük bir bölümünü oluşturmaya devam ederler, ancak bu oran görece sabittir. Stable, her bireyin aynı kalmasını değil, zaman içindeki oranı anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?
- Solak insanların sayısı hızla artarak çoğunluğa yaklaşır.
- Solak insanlar olağanüstü derecede kararlıdır.
- Solak insanlar nüfusun küçük ama istikrarlı bir bölümünü oluşturmaya devam eder.
Cevabı göster
Solak insanlar nüfusun küçük ama istikrarlı bir bölümünü oluşturmaya devam eder.
rekabetçi ve iş birliğine dayalı etkilerden doğan bir denge
Equilibrium burada, işlemeye devam eden süreçlerin oluşturduğu görece istikrarlı genel bir durumu anlatan bilimsel bir terimdir. Bir insanın fiziksel denge hissi anlamına gelmez ve tüm değişimin durmasını gerektirmez. that comes from competitive and cooperative effects yan cümlesi bu durumun kaynağını açıklar. Rekabetçi ve iş birliğine dayalı etkiler sistemi farklı biçimlerde etkileyebilir, ancak uzun vadeli ortak sonuçları oranı yaklaşık olarak sabit tutar; bu etkilerin tam olarak eşit olması gerekmez.
Alıştırma
Vurgulanan ifadede equilibrium sözcüğüne hangi açıklama uygundur?
- Birden fazla etki birlikte görece istikrarlı bir genel durum oluşturur.
- Sistem bir insanın fiziksel denge hissini geliştirir.
- Bir etki diğer bütün süreçleri tamamen durdurur.
Cevabı göster
Birden fazla etki birlikte görece istikrarlı bir genel durum oluşturur.
playing out simultaneously over time: zaman içinde eş zamanlı olarak gelişmek
Bu cümlede playing out, olaylar sürerken gelişmek ve etkiler ortaya çıkarmak anlamına gelir. -ing yapısı competitive and cooperative effects ifadesini açıklar; yani gelişen süreçler bu iki etkidir. Simultaneously iki etkinin aynı zamanda işlediğini, over time ise ortak sonucun bir anda değil, belirli bir zaman dilimi boyunca ortaya çıktığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “belirli bir dönem boyunca aynı zamanda gelişmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The economic and social effects will ____.
Cevabı göster
play out simultaneously over time
what the numbers can tell us about various populations. Deyimler
4:30rakamların bize çeşitli popülasyonlar hakkında neler söyleyebileceğidir.
what the numbers can tell us about various populations: sayıların çeşitli nüfus grupları hakkında anlatabilecekleri
Sayılar gerçek anlamda konuşamaz. Buradaki can tell us bir kişileştirmedir: Verilerin analiz edilmesinin farklı nüfus grupları hakkında bilgi ortaya çıkarabileceği anlamına gelir. What ile başlayan yan cümle, ilgi çekici olan bilginin ne olduğunu belirtir. what the data, numbers, or results can tell us about X kalıbı, dikkati ham sayılardan bu sayıların desteklediği sonuçlara veya örüntülere taşır.
Alıştırma
Vurgulanan yan cümle burada ne anlama geliyor?
- Veriler farklı nüfus grupları hakkında bilgi ortaya çıkarabilir.
- Sayılar farklı nüfus gruplarına talimat verebilir.
- Yazılı rakamlar araştırmacılarla yüksek sesle konuşabilir.
Cevabı göster
Veriler farklı nüfus grupları hakkında bilgi ortaya çıkarabilir.
From the skewed distribution of pawedness in cooperative animals Notlar
4:33İşbirlikçi hayvanlardaki çarpık pençe kullanım dağılımından,
skewed distribution of pawedness: eşitsiz bir pati tercihi dağılımı
A skewed distribution, dengeli olmak yerine belirgin biçimde eşitsiz olan bir dağılımdır. Bu ifadede sol ve sağ pati tercihlerinin eşit oranlarda görülmediği anlamına gelir. Pawedness, handedness örnek alınarak oluşturulmuş bir hayvan davranışı terimidir. Bir hayvanın bir patisini diğerine tercih etme eğilimini anlatır. Paw sözcüğünün çoğulu ya da bir yazım hatası değildir.
Alıştırma
Hangi çalışma pawedness özelliğini en doğrudan ölçer?
- Araştırmacılar her kedinin kaç patisi olduğunu saydı.
- Araştırmacılar her kişinin yazı yazarken hangi elini kullandığını kaydetti.
- Araştırmacılar her kedinin sol mu yoksa sağ patisini mi tercih ettiğini kaydetti.
Cevabı göster
Araştırmacılar her kedinin sol mu yoksa sağ patisini mi tercih ettiğini kaydetti.
From ... to ...: bir aralığın uç noktalarını belirtme
From X to Y yapısı, bir aralığı iki uç noktayla sınırlar. Burada X ve Y paralel isim öbekleridir: biri iş birliği yapan hayvanlardaki pati tercihini, diğeri ise rekabetçi avcı-toplayıcı toplumlardaki solakların oranını anlatır. Bu yapı, konunun hayvan davranışından insan toplumlarına kadar birbirinden çok farklı örnekleri kapsadığını gösterir. Fiziksel hareket anlamına gelmez ve iki uç arasındaki her durumun tek tek sıralandığını iddia etmez.
Alıştırma
From ... to ... aralık yapısını tamamlayın: ____ ancient tools ____ modern robots, the museum covers thousands of years of technology.
Cevabı göster
From · to
hunter-gatherer societies: avcı-toplayıcı toplumlar
Avcı-toplayıcı toplumlar, geleneksel olarak yiyeceklerinin çoğunu avcılık, balıkçılık, yabani bitkiler ve diğer kaynakları toplama yoluyla elde eden topluluklardır. Bu cümlede ifade, insanlık tarihi karşılaştırmalarında sık kullanılan geniş bir toplum türünü adlandırır. Hunter-gatherer, societies sözcüğünü niteleyen birleşik bir sözcüktür. Topluluğun yiyecek elde etmedeki temel yöntemini anlatır; herkesin hem avlandığı hem de toplayıcılık yaptığı ya da bu toplumların hepsinin aynı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hunter-gatherer societies ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Avcılığı ve bitki toplamayı hobi olarak düzenleyen modern kulüpler.
- Her üyenin rekabetçi profesyonel avcı olarak çalıştığı toplumlar.
- Geleneksel olarak yiyeceklerinin çoğunu avcılık, balıkçılık ve yabani kaynakları toplama yoluyla elde eden topluluklar.
Cevabı göster
Geleneksel olarak yiyeceklerinin çoğunu avcılık, balıkçılık ve yabani kaynakları toplama yoluyla elde eden topluluklar.
We may even find: temkinli ve şaşırtıcı bir olasılık
We may even find ifadesinde may, keşfi kesin değil, mümkün olarak sunar. Even ise onu örtük bir ölçekte daha yukarı yerleştirir: Bu olası sonuç, daha önce tartışılan olasılıklardan daha ileri gider veya daha şaşırtıcıdır. Find, that yan cümlesini daha sonra fark edebileceğimiz ya da keşfedebileceğimiz bir şey olarak sunar. We may even find that ... yapısı birlikte kullanıldığında cümleyi, yerleşmiş bir sonucun bildirimi değil, temkinli bir gelecek görüşü olarak düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle olası bir keşfi şaşırtıcı ve daha ileri bir sonuç olarak temkinli biçimde sunar?
- With more data, researchers have already proven that the simplest explanation is correct.
- With more data, researchers may even find that the simplest explanation is correct.
- With more data, researchers will definitely find that the simplest explanation is correct.
Cevabı göster
With more data, researchers may even find that the simplest explanation is correct.
are already in our hands: deyim ve el üzerine kelime oyunu
Burada are already in our hands, bu soruları çözmek için gereken kanıtların ya da ipuçlarının zaten erişimimizde olabileceğini, hatta kendi ellerimizin gösterdiklerinde bulunabileceğini düşündürür. Yalnızca birinin yazılı cevapları fiziksel olarak elinde tuttuğu anlamına gelmez. Bu son ifade bir kelime oyunudur. in our hands mecazen “gücümüz ya da sahipliğimiz altında” anlamına gelirken hands, baskın el tercihi ve insan evrimi konusuna da geri gönderme yapar. Böylece sonuç videonun ana konusuna yeniden bağlanır.
Alıştırma
Bu cümlede are already in our hands ifadesi büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Gerekli ipuçları zaten erişimimizde olabilir ve hands, baskın el tercihi konusuna da gönderme yapar.
- Araştırmacılar bütün cevapların yazılı olduğu kâğıtları fiziksel olarak ellerinde tutuyor.
- Bilmeceler ilgilenilmesi gereken istenmeyen bir yüke dönüşmüş.
Cevabı göster
Gerekli ipuçları zaten erişimimizde olabilir ve hands, baskın el tercihi konusuna da gönderme yapar.