Karl Marx haklı mıydı?: İngilizce çalışma notları
The Economist
Video özeti: Anlatı, Marx'ın kapitalizm eleştirisini, komünizmin bilançosunu ve doğru ya da eksik öngörülerini karşılaştırıyor; bir galip ilan etmiyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “in its infancy at the time,” — Deyimler ve mecazi ifadeler: infancy bir kurumun olgunlaşmamış ilk aşamasını anlatır; belirli bir zamanda teknoloji veya sektörler için de kullanılabilir. 2. “have never been more relevant.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: never been more + sıfat, olumsuzluk değil güncel geçerliliğin en güçlü düzeyini vurgular. 3. “it can't be said that” — Konuşma edimbilimi ve tutum: bu kişisel olmayan kalıp, karşı görüşün tamamını reddetmeden bir sonuca ölçülü biçimde karşı çıkar.
Bu derste
Karl Marx is often described as one of the greatest thinkers of the 19th century. Dilbilgisi
0:01Karl Marx genellikle 19. yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri olarak tanımlanır.
is often described as: pasif biçimde kamu değerlendirmesi
is often described as pasif bir aktarma yapısıdır: özne + be + geçmiş zaman ortacı + as + bir tanım veya kategori. Değerlendirmeyi kimin yaptığı söylenmeden, insanların Karl Marx'ı genellikle belirli bir şekilde nitelendirdiğini veya gördüğünü anlatır. Burada described as dış görünüşü değil, kamuya mal olmuş bir değerlendirmeyi ifade eder. Often, bu görüşün yaygın olduğunu ama herkes için geçerli olmadığını gösterir; herkesin aynı fikirde olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
İnsanların Karl Marx hakkında bu değerlendirmeyi sıkça yaptığını, ancak bunu kimin yaptığını belirtmediğini gösteren ifade hangisidir?
- is often describing as
- is often described as
- is often described
- often describes as
Cevabı göster
is often described as
one of the greatest thinkers: tek kazanan değil, bir grubun üyesi
one of the greatest thinkers bir gruba ait olmayı belirten bir kalıptır. one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim yapısı, Marx'ı en büyük düşünürler arasında görülen bir grubun içine yerleştirir. Bu ifade onun tek ve en büyük düşünür olduğunu söylemez. Greatest güçlü bir değerlendirme anlamı taşır; dolayısıyla kalıp, nesnel ve dışlayıcı bir sıralamadan çok seçkin bir grup içindeki yerini anlatır.
Alıştırma
Karl Marx'ın tek en büyük düşünür olmak yerine çok büyük düşünürlerden oluşan bir grubun içinde olduğunu doğru biçimde ifade eden kalıp hangisidir?
- one of greatest thinkers
- one of the greatest thinker
- one of the greatest thinkers
- the greatest thinker
Cevabı göster
one of the greatest thinkers
His writings have inspired revolutions and generated centuries of fierce debate. Kalıp ifadeler
0:06Yazıları devrimlere ilham verdi ve yüzyıllar süren şiddetli tartışmalara yol açtı.
Yoğun anlaşmazlık için fierce debate
fierce debate ifadesinde fierce, anlaşmazlığın yoğun ve sert biçimde çekişmeli olduğunu anlatır. Bu, kişi veya grupların açıkça karşıt görüşlere sahip olduğu bir tartışma için kullanılan doğal bir söz öbeğidir; fiziksel şiddet anlamına gelmez. Burada centuries of fierce debate, bu yazıların çok uzun süre güçlü kamusal ve düşünsel anlaşmazlıklar yaratmaya devam ettiğini belirtir. cause, spark veya generate + fierce debate kalıbı başka bağlamlarda da kullanılabilir.
Alıştırma
Güçlü bir kamusal anlaşmazlığı anlatan iki sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The court's decision triggered ____ across the country.
Cevabı göster
fierce debate
Güncel coğrafi referans olarak Prussia, now Germany
Virgüller, now Germany ifadesini Prussia hakkında verilen bir ara açıklama olarak ayırır. Bu açıklama, günümüz izleyicisinin tarihî doğum yerini bulmasına yardımcı olur; ikinci bir doğum yeri eklemez. Prusya, toprakları günümüz Almanya'sındaki bazı bölgeleri içeren tarihî bir devletti. Bu ifade kısa bir coğrafi rehberdir; Prusya'nın tamamının yalnızca adını değiştirerek Almanya olduğu iddiası değildir.
Alıştırma
Prussia, now Germany ifadesinde now Germany ne işe yarar?
- İkinci ve ayrı bir doğum yeri belirtir.
- Prusya ile Almanya'nın aynı dönemde özdeş ülkeler olduğunu iddia eder.
- Tarihî yer için güncel bir coğrafi referans verir.
Cevabı göster
Tarihî yer için güncel bir coğrafi referans verir.
in its infancy at the time: geçmişteki bir dönemde gelişimin ilk aşamasında olma
In its infancy, “gelişimin çok erken bir aşamasında” anlamına gelen bir mecazdır. Buradaki its bir bebeği değil, capitalism sözcüğünü gösterir; infancy ise henüz olgunlaşmamış bir sistemi anlatır. At the time tarihsel zaman çerçevesini belirler: kapitalizm o dönemde gelişiminin başındaydı, ancak bu onun şimdi de aynı durumda olduğu anlamına gelmez. be in its infancy yapısı teknolojileri, sektörleri, kuruluşları veya araştırma alanlarını da anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi “çok erken bir aşamada” anlamına gelen tek sözcüklük mecazla tamamlayın: The battery-recycling industry is still in its ____, so standards vary widely.
Cevabı göster
infancy
capitalists would encourage their ideology
0:26kapitalistlerin kendi ideolojilerini teşvik edeceğini iddia ediyordu:
in pursuit of profit: bir eylemin arkasındaki hedefi ifade etme
In pursuit of profit, “kâr elde etmeye çalışırken” veya “para kazanma amacıyla” anlamına gelir. Bu ifade, kapitalistlerin sonraki eyleminin nedenini açıklar; kârı zaten elde ettiklerini söylemez. Yapı in pursuit of + isim veya -ing biçimidir. Pursuit burada mecazidir: fiziksel bir kovalamacadan ziyade bir hedefe yönelik amaçlı çabayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi pursuit sözcüğüyle kurulan ve “elde etmeye çalışırken” anlamına gelen üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The firm ignored safety rules ____ profit.
Cevabı göster
in pursuit of
depriving workers of job satisfaction, Kalıp ifadeler
0:36işçileri iş tatmininden yoksun bırakıyor,
deprive someone of something: birini bir şeyden mahrum bırakmak
depriving workers of job satisfaction ifadesinde workers etkilenen kişileri, job satisfaction ise ellerinden alınan şeyi belirtir. Deprive yalnızca fiziksel bir nesnenin alınması anlamına gelmez; insanların normalde sahip olacağı bir deneyimden, yarardan, haktan veya fırsattan yoksun kalmasına neden olmak anlamında da kullanılabilir. Kalıp deprive + someone + of + something şeklindedir. Burada depriving, seri üretime yönelik eleştiriler listesini sürdüren -ing biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi deprive sözcüğünü doğru kalıpta kullanarak tamamlayın: Long shifts can ____ workers ____ enough rest.
Cevabı göster
deprive · of
become involved in something: bir şeye katılmaya başlamak
Became involved in, Komünist Birlik'in faaliyetlerine katılmaya başladığı anlamına gelir. Became, katılmama durumundan katılma durumuna geçişi gösterir; involved in tek başına katılımın iyi, kötü, gönüllü, resmî veya gayriresmî olduğunu belirtmez. Yapı become + involved + in + faaliyet, kuruluş, konu veya durum şeklindedir. Resmî üyelikten daha geniş bir anlama sahiptir ve birçok katılım türünü anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi katılımın başlangıcını vurgulayan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After attending one meeting, Maya ____ the neighborhood campaign.
Cevabı göster
became involved in
Tarihsel bir örgüt olarak the Communist League
the Communist League, yani Komünistler Birliği, Marx’ın ilişki kurduğu siyasi örgütün adıdır. Buradaki League, örgütlü bir birlik veya dernek anlamına gelir; spor ligi ya da bir derece anlamında değildir. Virgülden sonra “a small group of intellectuals who wanted to abolish the class system” şeklinde açıklayıcı bir eşleme gelir. Bu yapı, bir biyografinin bilinmeyebilecek bir örgütün adını verip hemen ardından üyelerini ve amaçlarını açıklamasını sağlar.
Alıştırma
Cümlede hangi açıklama the Communist League adlı örgütün ne olduğunu belirtir?
- Aydınlar için düzenlenen bir spor ligi
- Sınıf sistemi içindeki bir toplumsal derece
- Sınıf sistemini ortadan kaldırmak isteyen aydınlardan oluşan küçük bir grup
Cevabı göster
Sınıf sistemini ortadan kaldırmak isteyen aydınlardan oluşan küçük bir grup
laying out: fikirleri sistemli biçimde sunmak
Burada laying out, fikirleri açık ve düzenli bir biçimde sunmak anlamına gelir. Nesnesi the Marxist vision olduğu için ifade, manifestonun bu görüşü okuyuculara sistemli biçimde açıkladığını belirtir. -ing yan cümlesi, yazma eyleminin neyi başardığını ekler. Bu bağlamda lay out mecazidir; nesneleri fiziksel olarak yaymak veya düzenlemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi lay out ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The proposal begins by ____ the costs and benefits.
Cevabı göster
laying out
a society where: soyut bir ortamı anlatmak
a society where ... ifadesinde where, o toplumun içinde hangi koşulların geçerli olduğunu anlatan bir ilgi tümceciği başlatır. Buradaki society fiziksel bir yer değildir; ancak bir ortam ya da sistem olarak düşünülür. Bu kalıp world, situation ve system gibi soyut ortam bildiren adlarla da kullanılabilir: ad + where + tam bir tümce. Bir fikri, onun içinde ne olduğunu veya neyin geçerli olduğunu anlatarak tanımlar.
Alıştırma
Soyut bir sistemi anlatmak için where sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- We designed a system which every member can vote.
- We designed a system where every member can vote.
- We designed a system who every member can vote.
Cevabı göster
We designed a system where every member can vote.
is distributed / is owned / is free: paralel biçimler, farklı dil bilgisi
Üç yan tümce, üç özelliği dengeli bir liste hâlinde sunmak için özne + is + tamamlayıcı kalıbını tekrarlar. is tekrarlandığı için fikirler kolayca karşılaştırılır ve anlatım açık bir paralellik kazanır. Ancak kalıbın içindeki dil bilgisi aynı değildir. is distributed ve is owned edilgen fiil öbekleridir: serveti dağıtan ve mülkiyete sahip olan taraflar söylenmez. is free ise bağlayıcı fiil be ile free sıfatından oluşur; eğitimin ücret durumunu anlatır ve edilgen değildir.
Alıştırma
Bu cümle için hangi çözümleme doğrudur? The meals are delivered daily, the rooms are cleaned weekly, and the Wi-Fi is free.
- İlk iki yüklem be + sıfat yapısıdır, sonuncusu ise edilgendir.
- İlk iki yüklem edilgendir, sonuncusu ise be + sıfat yapısıdır.
- Üç yüklemin tamamı edilgendir.
Cevabı göster
İlk iki yüklem edilgendir, sonuncusu ise be + sıfat yapısıdır.
But Marx was little known and little read at the time. Anlatım akışı
1:12Ancak Marx o dönemde pek tanınmıyor ve pek okunmuyordu.
little known and little read: derece anlamı ve paralel yapı
Burada little, “çok düşük bir derecede” ya da “neredeyse hiç” anlamındadır; fiziksel olarak küçük demek değildir. Hem known hem de read geçmiş zaman ortacını niteler. little + geçmiş zaman ortacı kalıbının tekrarı dengeli bir paralel yapı oluşturur. Marx’ı çok az kişinin tanıması ve eserlerini çok az kişinin okuması şeklindeki iki bağlantılı bilgiyi kısa ve güçlü bir anlatımda birleştirerek sonraki karşıtlığa zemin hazırlar.
Alıştırma
Cümleyi “neredeyse hiç tanınmayan ve eserlerini neredeyse hiç kimsenin okumadığı” anlamına gelen tam paralel ifadeyle tamamlayın: At first, the poet was ____ outside her hometown.
Cevabı göster
little known and little read
his ideas flourished: mecaz yoluyla büyüme ve etki
Burada flourished mecaz anlamda kullanılmıştır. Fikirler gerçek anlamda çiçek açmaz; onun fikirleri yayıldı, destek gördü ve daha etkili hâle geldi. Flourish fiili, büyümeyi güçlü ve başarılı bir gelişim olarak sunar. Fikirlerin etkisinin ölümünden sonra arttığını anlatır; bu fikirlerin mutlaka doğru ya da ahlaken iyi olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“After the ban was lifted, independent newspapers flourished,” cümlesinde flourished ne anlama gelir?
- Gerçek anlamda çiçek ürettiler.
- Tamamen doğru oldukları kanıtlandı.
- Güçlü biçimde büyüdüler ve daha etkili oldular.
Cevabı göster
Güçlü biçimde büyüdüler ve daha etkili oldular.
Based on ... came communism: öne alma ve devriklik
“Based on the theory of Marxism”, sonuç belirtilmeden önce düşünsel temeli kurmak için başa alınmıştır. Burada based on, fiziksel konumu değil, “bir şeyi temel alma” anlamını taşır. “came communism” dizilişinde fiil özneden önce gelir. Olağan sıra “communism came” veya “communism emerged” olurdu. Bu belirgin devrik yapı, yeni özne olan communism’i sona bırakır ve resmî, anlatısal bir sunum oluşturur: önce teori verilir, ardından komünizm bu teoriden doğan bir gelişme veya sonuç olarak tanıtılır.
Alıştırma
“Based on ... came communism” şeklindeki belirgin sözcük sırası bu cümlede ne yapıyor?
- Komünizmin Marksist teoriye dayanıp dayanmadığını sorar.
- Önce Marksist teoriyi temel olarak sunar, ardından komünizmi yeni sonuç olarak tanıtır.
- Komünizmin önce var olduğunu, Marksist teorinin ise daha sonra ortaya çıktığını söyler.
Cevabı göster
Önce Marksist teoriyi temel olarak sunar, ardından komünizmi yeni sonuç olarak tanıtır.
Siyaset teorisinde a stateless society
Bu siyaset teorisi bağlamında “a stateless society”, yönetim kurumu olarak devletin bulunmadığı bir toplum demektir. Stateless, society sözcüğünü niteler ve toplumun siyasal olarak nasıl örgütlendiğini anlatır. Bu ifade, her bireyin vatandaşlığının veya uyruğunun olmadığı anlamına gelmez. Kişisel hukuki statü anlamı “a stateless person” ifadesinde yaygındır; burada ise kurumsal anlam geçerlidir.
Alıştırma
Bir siyaset teorisi tartışmasında “a stateless society” ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Yalnızca yabancı ülkelerden gelen yolculardan oluşan bir toplum
- Yönetim kurumu olarak devlet olmadan örgütlenmiş bir toplum
- Her sakinin bütün kimlik belgelerini kaybettiği bir toplum
Cevabı göster
Yönetim kurumu olarak devlet olmadan örgütlenmiş bir toplum
utopian ideal: kusursuz fakat gerçekçi olmayabilir
Burada utopian ideal, tamamen adil ve eşit bir toplum tasavvurudur. Utopian yalnızca “çok iyi” anlamına gelmez; gerçek hayatta başarılması imkânsız olabilecek, hayal edilmiş bir kusursuzluğu ifade eder. Cümle bu idealin failed to materialize olduğunu söylediği için ifade burada kuşkucu bir ton taşır. Amaç takdire değer görünebilir, fakat konuşan kişi bunun gerçekçi olup olmadığını sorgular.
Alıştırma
Bu cümlede utopian ideal neyi ima ediyor?
- Kolayca ulaşılması gereken sıradan bir hedef
- Kusursuz adalet öngören ancak gerçekçi olmayabilecek bir tasarı
- Eşit bir toplumu hemen oluşturan bir yasa
Cevabı göster
Kusursuz adalet öngören ancak gerçekçi olmayabilecek bir tasarı
failed to materialize: gerçeğe dönüşmemek
Burada materialize, gerçeğe dönüşmek veya gerçekten meydana gelmek anlamındadır. Dil bilgisel özne ideal olduğu için failed to materialize, umut edilen adil ve eşit toplumun gerçeğe dönüşmediğini belirtir. Bu, geçişsiz bir kullanımdır: planın, fırsatın, sonucun veya olayın kendisi materializes. Birinin fiziksel bir nesne üretmesi anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi tamamlama, beklenen yatırımın hiçbir zaman gerçeğe dönüşmediğini anlatır? Despite months of talks, the promised investment ____.
- covered all the costs
- failed to materialize
- grew steadily each year
Cevabı göster
failed to materialize
and slaughtered them in the tens of millions. Dilbilgisi
1:44ve onları on milyonlarca kişi halinde katletti.
its subjects: bir yönetim gücünün altındaki insanlar
its subjects ifadesindeki subjects, bir hükümdar, devlet veya rejim tarafından yönetilen ya da onun otoritesi altında bulunan insanlar anlamında çoğul bir isimdir. Buradaki its, önceki Communism sözcüğüne gönderme yapar; cümle bu sistemi eylemde bulunan bir güç gibi sunar. Bu anlam, yöneten ile yönetilen arasındaki ilişkiyi öne çıkarır. Tarihî veya siyasi metinlerde subjects üzerinde kimin yetkisi olduğunu belirleyin; burada sözcük okul derslerini, dil bilgisel özneleri veya araştırma katılımcılarını anlatmaz.
Alıştırma
“The emperor taxed his subjects heavily,” cümlesinde his subjects kimlerdir?
- Bir deneye katılan insanlar
- Onun okuduğu okul dersleri
- Onun yönetimi altındaki insanlar
Cevabı göster
Onun yönetimi altındaki insanlar
in the tens of millions: yaklaşık bir büyüklük düzeyi
In the tens of millions, bir sayının birkaç on milyonluk geniş bir aralıkta, genellikle yaklaşık 20 milyon ile 100 milyonun biraz altında olduğunu belirtir. Kesin bir toplam değil, sayısal bir ölçek verir. Burada öldürülen insan sayısını anlatır. Aynı kalıp başka birimlerle de kullanılabilir: in the tens of thousands, in the hundreds of thousands veya in the hundreds of millions. Büyüklüğün kesinlikten daha önemli olduğu haberlerde ve tarihî metinlerde yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi yaklaşık 20–99 milyon anlamına gelen hedef ölçek ifadesiyle tamamlayın: “A global education platform reported that its registered users were ____.”
Cevabı göster
in the tens of millions
But many of Marx's criticisms have never been more relevant. Dilbilgisi
1:50Ancak Marx'ın eleştirilerinin çoğu bugün her zamankinden daha geçerlidir.
have never been more relevant: şimdi her zamankinden daha güncel
have never been more relevant ifadesinde present perfect, geçmişte yapılmış bir eleştiriyi bugünkü bir değerlendirmeye bağlar. Never, geçmişte daha yüksek bir derece bulunmuş olma ihtimalini dışlar: daha önce hiçbir zamanda güncellik düzeyi daha yüksek değildi. Bu nedenle ifade, “şimdi her zamankinden daha günceller” demektir; “hiçbir zaman güncel olmadılar” demek değildir. Kalıp have/has never been more + derecelendirilebilen sıfat şeklindedir. Mevcut durumu şimdiye kadar ulaşılan en yüksek derece olarak vurgular ve eski fikirlerin, uyarıların veya sorunların bugün ne kadar önemli olduğunu değerlendirmek için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “şimdi önceki bütün zamanlardan daha önemliler” anlamındaki hedef present perfect kalıbıyla tamamlayın: Although they were written years ago, these warnings ____.
Cevabı göster
have never been more relevant
the global disparity between rich and poor is striking. Kalıp ifadeler
1:56küresel çapta zengin ve yoksul arasındaki eşitsizlik dikkat çekicidir.
disparity between rich and poor: önemli bir eşitsizlik
Resmî bir ifade olan disparity between A and B, iki grup, düzey veya sonuç arasındaki büyük ve belirgin bir farkı anlatır ve çoğu zaman eşitsizlik anlamı taşır. Burada rich and poor, varlıklı ve düşük gelirli grupları adlandırır; ifade sıradan bir farkı değil, eşit olmayan koşulları vurgular. Yapı disparity + between + karşılaştırılan iki taraf şeklindedir. Özellikle gelir, sağlık, eğitim veya erişim hakkındaki raporlarda ve tartışmalarda yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi önemli ve sonuçları olan bir farkı belirten resmî hedef ifadeyle tamamlayın: The survey highlights the ____ younger and older adults in access to digital services.
Cevabı göster
disparity between
Marx predicted that capitalism would lead to the rich getting richer Anlatım akışı
2:00Marx kapitalizmin zenginlerin daha zenginleşmesine yol açacağını öngörmüştü
the rich getting richer ... the poor staying poor: paralel bir karşıtlık
lead to ifadesinden sonra gelen iki paralel -ing yan cümlesi tahmin edilen sonuçları belirtir: the rich getting richer ve the poor staying poor. Yapının tekrarlanması, iki grup arasındaki karşıtlığı doğrudan ve kolay anlaşılır hâle getirir. The + sıfat yapısı bir insan grubunun tamamını ifade eder. Getting richer devam eden bir değişimi, staying poor ise durumun değişmediğini gösterir. Bu iki yan cümle birlikte, bir tarafta artan zenginliği, diğer tarafta devam eden yoksulluğu sunar.
Alıştırma
Cümledeki paralel yapıya en uygun yorum hangisidir?
- Zenginler para kaybederken yoksullar zenginleşir.
- İki grup da aynı hızda zenginleşir.
- Bir grup servetini artırmaya devam ederken diğer grup yoksul kalır.
Cevabı göster
Bir grup servetini artırmaya devam ederken diğer grup yoksul kalır.
He also predicted that capitalism would lead to boom and bust economics. Kelime
2:08Aynı zamanda kapitalizmin patlama ve çöküş ekonomilerine yol açacağını da öngörmüştü.
boom and bust economics: tekrarlanan ekonomik dalgalanmalar
Boom and bust tekrarlanan bir ekonomik örüntüyü anlatır: boom güçlü büyüme dönemidir, bust ise ardından gelen gerileme veya çöküştür. boom and bust economics ifadesinde bu iki sözcük, ekonomiyi iki uç arasında döngüsel hareket eden bir yapı olarak tanımlar. Bu ifade yüksek bir sesle veya bir şeyin fiziksel olarak kırılmasıyla ilgili değildir. Kısa ve karşıt yapısı, istikrarsız genişleme ve daralma döngülerini özetlemeyi sağlar ve çoğu zaman eleştirel bir ton taşır.
Alıştırma
Hangi durum en iyi boom and bust economics olarak tanımlanır?
- Bir ekonomi uzun yıllar boyunca yavaş ama istikrarlı biçimde büyür.
- Bir şirket yalnızca bir ay kötü satış yapar.
- Bir ekonomi tekrar tekrar hızlı büyümeden keskin gerilemelere geçer.
Cevabı göster
Bir ekonomi tekrar tekrar hızlı büyümeden keskin gerilemelere geçer.
Marx predicted that capitalism would lead to globalization
2:14Marx, kapitalizmin küreselleşmeye yol açacağını
and that a handful of firms would have huge market dominance. Notlar
2:18ve bir avuç firmanın büyük bir pazar hakimiyetine sahip olacağını öngörmüştü.
a handful of + çoğul isim: yalnızca birkaç
A handful of, “yalnızca az sayıda” anlamına gelir ve çoğu zaman sayının az olmasının önemli olduğunu ima eder. Ardından a handful of firms örneğindeki gibi sayılabilen çoğul bir isim gelir. İfade, bir ele sığabilecek miktar imgesinden gelir; ancak burada mecazidir. Gücün ne kadar yoğunlaşacağını vurgular: çok sayıda piyasa, fakat yalnızca birkaç baskın şirket.
Alıştırma
Cümleyi “yalnızca az sayıda” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: After the final interview, ____ candidates remained.
Cevabı göster
a handful of
market dominance: güçlü piyasa hâkimiyeti, mutlaka tekel değil
Market dominance, belirli bir piyasada olağanüstü güçlü bir rekabet konumudur. Hâkim bir şirket satışları, fiyatları, piyasaya erişimi veya rakiplerin rekabet etme biçimini büyük ölçüde etkileyebilir. Burada have huge market dominance, söz konusu küçük şirket grubunun büyük bir piyasa gücüne sahip olacağını belirtir. İfade iş ve ekonomi tartışmalarında kullanılır; dominance gücün derecesini anlatır ve rakiplerin tamamen bulunmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle market dominance ifadesini hukuki bir tekel olduğunu zorunlu olarak iddia etmeden, çok güçlü bir piyasa konumu anlamında kullanır?
- The supervisor showed market dominance by choosing the office lunch.
- The company has market dominance, so by definition it is the only seller in the market.
- The company has market dominance, although several smaller rivals still compete.
Cevabı göster
The company has market dominance, although several smaller rivals still compete.
Marx underestimated the ability of capitalism to make everybody richer Kalıp ifadeler
2:25Marx kapitalizmin herkesi daha da zenginleştirme kapasitesini hafife aldı,
underestimated the ability of X to do Y: X'in Y yapma kapasitesini düşük değerlendirmek
Underestimated, bir kapasitenin gerçek düzeyinden daha düşük değerlendirildiğini anlatır; o kapasitenin hiç olmadığına inanıldığı anlamına gelmez. underestimate the ability of X to do Y kalıbında X, kapasiteye sahip kişi, kuruluş, teknoloji veya sistemdir. to-mastar yapısı, X'in ne yapabileceğini belirtir. Burada X capitalism, Marx'ın potansiyelini düşük değerlendirdiği eylem ise to make everybody richer bölümüdür.
Alıştırma
X = the team olacak şekilde basit geçmiş zamanı ve tam olarak underestimate the ability of X to do Y kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The committee ____ ____ recover after the setback.
Cevabı göster
underestimated · the ability of the team to
by making products much cheaper: ürünleri çok daha ucuz hâle getirerek
By + -ing biçimi, önceki sonucun hangi yöntemle elde edildiğini belirtir. Burada by making products much cheaper, kapitalizmin herkesi nasıl daha zengin edebileceğini açıklar. make + nesne + sıfat yapısında products nesnedir ve cheaper ortaya çıkan sonucu anlatır. Much, cheaper karşılaştırma biçimini güçlendirerek çok daha ucuz anlamını verir; çok sayıda ürün anlamına gelmez.
Alıştırma
Yöntem ifadesini by + introduce fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The company cut costs ____ automation.
Cevabı göster
by introducing
Since the 1980s, ... has fallen: 1980'lerden bugüne azalma
Since the 1980s, güncel istatistiksel referans noktasına kadar süren bir dönemin başlangıcını gösterir. Present perfect yapıdaki has fallen, yalnızca 1980'lerde gerçekleşen bir olayı değil, bu dönemin tamamına yayılan bir değişimi anlatır. Burada since, “o zamandan şimdiye kadar” anlamına gelir; “çünkü” anlamında değildir. Yardımcı fiilin has olmasının nedeni, öznenin temel sözcüğü olan number'ın tekil olmasıdır; çoğul people sözcüğü özne-yüklem uyumunu belirlemez.
Alıştırma
Cümleyi since ve fall fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: ____ 2015, the town's water use ____ by 20 percent.
Cevabı göster
Since · has fallen
absolute poverty: mutlak yoksulluk
Absolute poverty, temel ihtiyaçlar için belirlenmiş asgari düzeyin altında yaşama durumunu anlatan bir kamu politikası ve ekonomi terimidir. Kişi gıda, güvenli barınma, temiz su, sanitasyon veya temel sağlık hizmetleri gibi zorunlu ihtiyaçları güvenilir biçimde karşılayamaz. Burada absolute, yoksulluğu ölçme türünü belirtir. Yalnızca “çok” veya “tamamen” anlamı veren bir pekiştirici değildir; cümlede bu tanımlanmış koşula uyan insanların sayısı verilir.
Alıştırma
Bir kamu politikası raporunda bu durumu en iyi hangi terim açıklar? A household cannot reliably afford basic food, safe shelter, clean water, or sanitation.
- income inequality
- absolute poverty
- relative poverty
Cevabı göster
absolute poverty
fallen by about 1 billion: azalmanın miktarı
has fallen by about 1 billion şeklindeki present perfect fiil öbeğinde fallen bir azalmayı, by ise bu azalmanın miktarını gösterir. Sayı artık öncekinden yaklaşık 1 milyar daha düşüktür; ifade yeni toplamın kaç olduğunu belirtmez. About, 1 billion değerinin kesin değil yaklaşık olduğunu gösterir. Bu yapı; kişi sayısı, fiyat, oran ve ölçülebilen diğer değerlerdeki değişimleri anlatmak için kullanılabilir: fall by + miktar.
Alıştırma
Yaklaşık bir azalmayı göstermek için cümleyi fall, by ve about sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: Since last year, the number of names on the waiting list has ____ 2,000.
Cevabı göster
fallen by about
He also got wrong the capacity of capitalism to reform itself Kalıp ifadeler
2:40Ayrıca kapitalizmin kendini reforme etme kapasitesini de yanlış hesapladı,
by creating welfare states that redistributed wealth through taxation. Notlar
2:44serveti vergilendirme yoluyla yeniden dağıtan refah devletleri yaratarak.
got wrong the capacity of capitalism to reform itself: wrong sonrasında uzun nesne
Get something wrong, bir şeyi yanlış anlamak, yanlış değerlendirmek veya onun hakkında hatalı bir görüşe sahip olmak demektir. Burada got wrong, the capacity of capitalism to reform itself isim öbeğinin tamamına uygulanır; yani konuşmacı bu kapasitenin yanlış değerlendirildiğini söyler. Kısa bir nesnede İngilizce genellikle nesneyi get ile wrong arasına koyar: He got it wrong. Altyazıdaki gibi uzun ve bilgi yüklü bir nesne, get wrong + uzun isim öbeği biçiminde wrong sonrasına gelebilir. Sona bırakılan isim öbeğini got wrong ifadesinin nesnesi olarak okuyun.
Alıştırma
Analistin toparlanma hızını yanlış değerlendirdiğini anlatmak için ağır nesne kalıbını doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- The analyst got wrong the pace at which demand would recover.
- The analyst got wrong it.
- The analyst got the wrong pace at which demand would recover.
Cevabı göster
The analyst got wrong the pace at which demand would recover.
Welfare states: ulusal sosyal koruma sistemleri
Welfare state, kamu kurumlarının sağlık hizmeti, gelir desteği, emekli aylığı veya eğitim gibi geniş kapsamlı sosyal koruma sağladığı ve bunun genellikle kısmen vergilerle finanse edildiği bir ülke ya da yönetim sistemidir. Bu ifade tek bir yardımı değil, kurumsal modelin tamamını adlandırır. Çevredeki tartışmada refah devletlerinin kurulması, kapitalizmin kendini yenilemesinin bir yolu olarak sunulur: bu sistemler vergilendirmeyi kullanarak kaynakların dağılımını değiştirir ve sosyal koruma sağlar. Buradaki state, bir durum değil, ülke ve onun kurumları anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede welfare states neyi ifade ediyor?
- Kamu politikaları yoluyla geniş kapsamlı sosyal koruma sağlayan ulusal sistemler
- Her vatandaşa verilen tekil yardım ödemeleri
- Devletin yerini alan özel hayır kurumları
- İnsanların kendini güvende hissettiği geçici duygusal durumlar
Cevabı göster
Kamu politikaları yoluyla geniş kapsamlı sosyal koruma sağlayan ulusal sistemler
Redistribute wealth through taxation: eylem, nesne ve araç
Redistribute wealth, para, gelir, varlıklar veya diğer ekonomik kaynakların toplum içinde paylaşılma biçimini değiştirmek anlamına gelir. Bu ifade, politika dilinde yararlı bir kalıp izler: redistribute eylemi, wealth nesneyi, through taxation ise aracı belirtir. Cümlede fiil öbeğinin tamamı, refah devletlerinin ne yaptığını açıklayan ilgi cümleciğinin içindedir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “vergileri kullanarak ekonomik kaynakların paylaşılma biçimini değiştirmek” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The reform was designed to ____.
Cevabı göster
redistribute wealth through taxation
his solution was far worse than the disease. Deyimler
2:53onun çözümü hastalıktan çok daha kötüydü.
Although ... far worse than: ödünleme ve güçlü karşılaştırma
Although bir ödünleme yan cümlesi başlatır: Marx'tan öğrenilecek çok şey olduğunu kabul eder. Ardından ana cümle yazarın daha güçlü yargısını verir; bu nedenle ödünleme, sondaki eleştiriyi zayıflatmaz. far worse than ifadesinde far, karşılaştırma biçimi olan worse sözcüğünü güçlendirir. Although A, B is far + comparative + than C kalıbı, önce A'yı kabul edip sonra B'de onunla belirgin biçimde zıt güçlü bir karşılaştırma yapmayı sağlar.
Alıştırma
Although ... far + comparative + than kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?
- Although the app is useful, its privacy risks are far greater than its benefits.
- Although the app is useful, but its privacy risks are far greater than its benefits.
- Although the app is useful, its privacy risks are far great than its benefits.
Cevabı göster
Although the app is useful, its privacy risks are far greater than its benefits.
his solution was far worse than the disease: zararlı çare metaforu
Solution ve disease burada değerlendirme içeren bir metafor oluşturur. Bu bağlamda yazar, Marx'ın önerdiği komünist sistemi çare, kapitalizmin eleştirilen sorunlarını ise hastalık olarak sunar. Cümle, bu çarenin çözmeyi amaçladığı sorundan çok daha zararlı olduğunu ileri sürer. Bu ifade, The cure is worse than the disease sözünün uyarlanmış hâlidir. Tıbbi bir iddia değildir; önerilen çözümü zarar veren aşırı bir tepki ya da başarısız bir çare olarak gösterir.
Alıştırma
his solution was far worse than the disease ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Asıl sorun, tıbbi tedavi gerektiren gerçek bir hastalıktı.
- Önerilen çözüm kusurluydu ama yine de asıl sorundan daha az zararlıydı.
- Önerilen çözüm, asıl sorundan daha fazla zarara yol açtı.
Cevabı göster
Önerilen çözüm, asıl sorundan daha fazla zarara yol açtı.
dominated by immense inequality and financial crises, Dilbilgisi
3:01devasa eşitsizlikler ve finansal krizlerin hakimiyetinde,
Bir argümanı dengelemek için At the same time,
Burada At the same time, önceki eleştiriyle birlikte geçerliliğini koruyan başka bir hususu gündeme getirir. Argüman, Marx'ın çözümünü reddetmekten günümüz kapitalizminin ciddi sorunlarını kabul etmeye geçer. Bir söylem belirleyicisi olarak ya o ya bu biçimindeki bir sonucu önler: Bir görüşün kusurlu olması, karşıt sistemin tamamen başarılı olduğu anlamına gelmez. Buradaki bağlantı mantıksaldır; olayların saat bakımından tam aynı anda gerçekleşmesini gerektirmez.
Alıştırma
At the same time özgün cümlede hangi işlevi görüyor?
- Günümüz kapitalizminin tamamen başarılı olduğuna dair kanıt sunar.
- İki olayın saat bakımından tam aynı anda gerçekleştiğini söyler.
- Birlikte var olan bir sınırlama ekler ve argümanın tek taraflı olmasını önler.
Cevabı göster
Birlikte var olan bir sınırlama ekler ve argümanın tek taraflı olmasını önler.
Temkinli iddia kalıbı “it can't be said that”
It can't be said that, ardından gelen that yan cümlesindeki iddiayı reddetmenin veya kabul etmeyi ertelemenin kişisiz bir yoludur. Burada değerlendirilen iddia, günümüz kapitalizminin “has triumphed” olduğudur. Bu ifade, söz konusu kelimelerin söylenmesinin imkânsız olduğu anlamına gelmez. Kanıtların veya akıl yürütmenin böyle güçlü bir sonucu haklı çıkarmadığını belirtir; bu nedenle itiraz, kesin bir ret yerine ölçülü duyulur.
Alıştırma
Cümleyi nottaki kişisiz ve temkinli kalıpla tamamlayın: ____ the new policy has solved every problem after only one month.
Cevabı göster
It can't be said that
Ek bilgi veren geçmiş zaman ortaç öbeği olarak dominated by...
Burada dominated by immense inequality and financial crises, today's capitalism ad öbeğini niteleyen bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Virgüller bunun ek bilgi verdiğini gösterir. Cümlenin çekimli fiili has triumphed ifadesidir; dominated ayrı bir ana fiil değildir. Öbek edilgen anlam taşır: büyük eşitsizlik ve finansal krizler günümüz kapitalizmine hükmeder ya da onu güçlü biçimde şekillendirir. which is dominated by... biçiminde tam bir yan cümleye açılabilir; böylece resmî yazıda yeni bir cümle kurmadan neden veya arka plan değerlendirmesi eklenir.
Alıştırma
Çalışanların çoğunun öneriyi desteklediğini anlatmak istiyorsunuz. Hangi cümle bu arka planı eklemek için virgüllerle ayrılmış bir geçmiş zaman ortaç öbeği kullanır?
- The proposal, which was supported by most employees, was approved.
- The proposal, supporting most employees, was approved.
- The proposal, supported by most employees, was approved.
Cevabı göster
The proposal, supported by most employees, was approved.