Hangi Uzun Vadeli İlişkiler Hayatta Kalacak ve Hangileri Kalamayacak: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
918 kelime 158 kel/dk

Video özeti: Video, uzun ilişkilerin farklılıklardan çok önemli bir şeyin dinlenmemesi yüzünden bittiğini savunuyor. Örnek yanıtlar kabulün önemini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. It's feeling unheard for our differences that is unbearable. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: it yapısı odağı farklılıklardan dinlenmemenin acısına taşır ve gerçek nedeni gösterir. 2. so long as — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: “şu koşulla ki” demektir ve anlaşmazlığa rağmen gereken asgari dinleme ya da empatiyi belirtir. 3. take things on board, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir araca binmek değil, karşıdakinin kaygısını ciddiyetle değerlendirmektir ve düşünceli yanıtlarda kullanılır.

Bu derste

It can seem very confusing why certain long-term relationships survive and some don't.

0:04

Bazı uzun süreli ilişkilerin neden hayatta kaldığı ve bazılarının neden kalmadığı çok kafa karıştırıcı görünebilir.

It can from afar look as if it's the most cruel and alarming sort of lottery. Dilbilgisi

0:12

Uzaktan bakıldığında en acımasız ve endişe verici türden bir piyango gibi görünebilir.

Dilbilgisi

look as if: kesin olmayan bir görünüşü aktarmak

Look as if + yan cümle, görünen işaretlerin veya başka kanıtların bir izlenim oluşturduğunu anlatır. Burada konuşan kişi, acımasız piyango benzetmesini uzaktan bakıldığında oluşabilecek bir görünüm olarak sunar; bunu kabul ettiği bir gerçek olarak söylemez. Bu kalıp, ilk izlenimi kesinlikten ayırır: Bir şey X doğruymuş gibi görünebilir, ancak sonraki kanıtlar X'in yanlış olduğunu gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümle sonucu doğrulanmış bir gerçek yerine bir görünüş olarak sunuyor?

  1. Everyone has definitely gone home; the dark windows confirm it.
  2. The dark windows prove that everyone has gone home.
  3. The dark windows look as if everyone has gone home.
Cevabı göster

The dark windows look as if everyone has gone home.

Trying to explain love to a child or a visitor from another planet

0:18

Bir çocuğa ya da başka bir gezegenden gelen bir ziyaretçiye aşkı açıklamaya çalışmak

promises to be a perplexing matter indeed.

0:22

gerçekten de kafa karıştırıcı bir mesele olmayı vaat ediyor.

All couples on their wedding day are united in wanting to make things work. Kalıp ifadeler

0:26

Tüm çiftler düğün günlerinde işleri yoluna koymayı isteme konusunda birleşirler.

Kalıp ifadeler

make things work: bir durumu yürütmek

Make things work, ilişki, ortaklık veya plan gibi genel bir durumun başarılı olması ya da iyi biçimde sürmesi için çaba göstermek demektir. Bu cümlede things genel olarak evlilik hayatını, work ise çalışmak değil, başarılı biçimde işlemek anlamını taşır. Bu ifade, yalnızca başarı dilemeyi değil, sorunları çözmeyi ve davranışları birlikte uyarlamayı vurgular.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, ‘genel düzenin başarılı olmasını sağlamak’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Even with a small budget, the team found a way to ____.

Cevabı göster

make things work

Then for reasons beyond anyone's comprehension, Kalıp ifadeler

0:31

Sonra, kimsenin anlayamadığı nedenlerden dolayı,

Kalıp ifadeler

kimsenin anlayamadığı nedenlerle

Bu cümlede for reasons beyond anyone's comprehension, nedenlerin var olduğu ancak hiç kimsenin onları anlayamadığı veya açıklayamadığı anlamına gelir. Beyond bir sınırı gösterir: bu nedenler insanların anlam verebileceği alanın dışındadır. Bu ifade çoğu zaman şaşkın veya eleştirel bir ton katar. Hiçbir neden olmadığını kanıtlamaz; nedeni kavranamaz olarak sunar.

Alıştırma

Kimsenin nedenleri anlayamadığını belirten tam ve resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The committee rejected the safer plan ____.

Cevabı göster

for reasons beyond anyone's comprehension

some of them simply seem to dissolve and others don't. Kelime

0:35

bazıları basitçe dağılıyor gibi görünür ve diğerleri dağılmaz.

Kelime

dissolve: bir ilişki dağılıp sona erdiğinde

Burada dissolve, bir ilişkinin veya birleşik bir bütünün artık var olmaması anlamına gelir. Sözcük, bir şeyin biçimini ve bağlantılarını yavaş yavaş kaybettiği görüntüsünü çağrıştırır; bu yüzden tek bir ani olaydan çok sessiz veya aşamalı bir ayrılığı düşündürebilir. Bu, dissolve sözcüğünün soyut kullanımıdır. İlişkileri, ortaklıkları, ittifakları veya grupları anlatabilir; burada bir maddenin sıvıya karışmasını ya da resmî bir hukuki işlemi ifade etmez.

Alıştırma

'Over time, their close partnership began to dissolve,' cümlesinde dissolve ne anlama gelir?

  1. Ortaklığın sorunları başarıyla çözüldü.
  2. Ortaklık bir sıvının içine karıştı.
  3. Ortaklık zamanla bütünlüğünü kaybedip dağıldı.
Cevabı göster

Ortaklık zamanla bütünlüğünü kaybedip dağıldı.

To remove some of the terrifying element of apparent chance

0:40

Görünürdeki şansın ürkütücü unsurunun bir kısmını ortadan kaldırmak

and encourage us to work on the right aspects of our own couples, Öbek fiiller

0:44

ve bizi kendi ilişkilerimizin doğru yönleri üzerinde çalışmaya teşvik etmek için,

Öbek fiiller

work on: bir şeyi geliştirmek için çaba harcamak

work on + isim yapısında work, nesne olarak belirtilen şeyi geliştirmek, ilerletmek veya çözmek için zaman ve çaba harcamak anlamına gelir. Bu ifade tamamlanmış bir sonucu değil, devam eden bir süreci anlatır. Burada work on, kişinin kendi ilişkisindeki önemli yönleri geliştirmesini ifade eder. Bu anlam beceriler, alışkanlıklar, projeler ve sorunlarla da doğal biçimde kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede work on, “bir şeyi geliştirmek için çaba harcamak” anlamında kullanılmıştır?

  1. We need to work on our communication.
  2. The clock works on batteries.
  3. She works on the third floor.
Cevabı göster

We need to work on our communication.

it may be helpful to become deliberately reductive Kelime

0:48

ayrılıkların neden meydana geldiğinin gerçek nedenleri hakkında

about the real reasons why breakups occur.

0:52

kasıtlı olarak indirgemeci olmak faydalı olabilir.

Kelime

deliberately reductive: masalah yang rumit secara sengaja menyederhanakan

Reductive, karmaşık bir konuyu gerçekte olduğundan daha basitmiş gibi ele alan ve genellikle önemli ayrımları dışarıda bırakan yaklaşımı tanımlayan bir sıfattır. Deliberately, bu basitleştirmenin bilinçli bir seçim olduğunu gösterir. Bu cümlede yazar, ayrılıkları tartışmak için odaklanmış bir çerçeve oluşturmak amacıyla bu sınırlamayı açıkça kabul eder. İfade gerçekliğin kendisinin basit olduğunu iddia etmez; geçici bir analiz stratejisine işaret eder.

Alıştırma

Bir yazar “I am being deliberately reductive here.” diyor. Büyük olasılıkla neyi belirtmektedir?

  1. Tartışmayı odaklamak için karmaşık bir meseleyi bilinçli olarak basitleştiriyorum.
  2. Açıklamayı yanlışlıkla daha uzun ve ayrıntılı hâle getirdim.
  3. Bir şeyin boyutunun küçüldüğünü bildiriyorum.
Cevabı göster

Tartışmayı odaklamak için karmaşık bir meseleyi bilinçli olarak basitleştiriyorum.

We need, in this regard, Anlatım akışı

0:56

Bu bağlamda, ihtiyacımız olan şey

first to discount certain causes Kelime

0:58

öncelikle belirli nedenleri göz ardı etmektir.

Anlatım akışı

Resmî bir bağlayıcı olarak in this regard

in this regard, “az önce değinilen belirli konu açısından” demektir. Burada sonraki adımı, yani belirli nedenlere daha az ağırlık vermeyi, daha önceki güvenilir açıklamalar bulma görevine bağlar. Bir söylem bağlayıcısı olarak ardından gelen ifadenin kapsamını belirler. Böylece yazar önceki konunun tamamını tekrarlamadan savını ilerletebilir; buradaki regard “saygı” anlamına gelmez ve selamlaşmalarda kullanılan çoğul regards da değildir.

Alıştırma

Örnekte in this regard hangi işlevi görüyor?

  1. Nedenlerin saygıyı hak ettiğini söyler.
  2. Birine nazik selamlar gönderir.
  3. Sonraki adımı az önce ele alınan konuyla sınırlar.
Cevabı göster

Sonraki adımı az önce ele alınan konuyla sınırlar.

that gain far too much airtime Deyimler

1:00

Çünkü bu nedenler, gerçek olasılıklarına kıyasla

relative to their actual likelihoods.

1:03

çok fazla yayın süresi kazanmaktadır.

Kelime

Analizde discount certain causes

Burada discount bir fiildir ve analiz sırasında bir şeye daha az ağırlık ya da güvenilirlik atfetmek anlamına gelir. discount certain causes, bu nedenleri daha düşük olasılıklı veya daha az önemli açıklamalar olarak değerlendirmek demektir. Bu, onları mutlaka tamamen elemek anlamına gelmez. Yazarın anlatmak istediği, bu nedenlerin gerçek olasılıklarının hak ettiğinden çok daha fazla ilgi görmesidir; burada discount sözcüğü fiyat indirimi anlamında değil, analitik anlamda kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir açıklamanın hâlâ mümkün olduğunu ancak ona daha az ağırlık verilmesi gerektiğini anlatır?

  1. We should rule out that explanation.
  2. We should discount that explanation.
  3. We should ignore that explanation.
Cevabı göster

We should discount that explanation.

Deyimler

gain far too much airtime: gereğinden fazla ilgi görmek

Bu cümlede airtime mecaz anlamda kullanılmıştır. Bir neden gain airtime ettiğinde, medyada veya kamuya açık tartışmalarda ilgi görür; gerçek anlamda bir yayın süresi satın almaz ya da edinmez. Far too much güçlü bir eleştiri katar: Bu nedenler, gerçek olasılıklarının haklı çıkaracağından çok daha sık tartışılır.

Alıştırma

Özgün cümlede gain far too much airtime ne anlama gelir?

  1. Bir televizyon reklamı için daha uzun bir yayın süresi satın alır.
  2. Tartışılması, gerçekleşme olasılığını artırır.
  3. Gerçek olasılığının haklı çıkaracağından çok daha fazla kamu ilgisi görür.
Cevabı göster

Gerçek olasılığının haklı çıkaracağından çok daha fazla kamu ilgisi görür.

Of course, sometimes people break up Öbek fiiller

1:06

Elbette bazen insanlar

Öbek fiiller

break up: romantik bir ilişkiyi bitirmek

Burada break up, romantik bir ilişkiyi bitirmek anlamına gelir. people break up ifadesinde geçişsizdir: Ardından doğrudan nesne olarak bir kişi gelmez ve özne iki partneri ya da birlikte düşünülen kişileri anlatır. Özne tek bir kişiyse ve partnerin adı söyleniyorsa break up with someone kullanılır: Alex broke up with Jordan.

Alıştırma

Hangi cümlede break up romantik bir ilişkinin sona erdiğini anlatır ve öbek fiilden sonra partner getirilmez?

  1. After two years together, Nina and Sam decided to break up.
  2. The teacher broke the fight up before anyone was hurt.
  3. Nina decided to break up with Sam after dinner.
Cevabı göster

After two years together, Nina and Sam decided to break up.

because one party wants a younger partner

1:09

taraflardan biri daha genç bir partner istediği için

or because they want better sex

1:12

veya daha iyi seks istedikleri için

or because they are seeking a more exciting companion

1:14

veya daha heyecan verici bir arkadaş aradıkları için

or because their hobbies or political views have drifted apart Öbek fiiller

1:18

veya hobileri ya da siyasi görüşleri birbirinden uzaklaştığı için

Öbek fiiller

drifted apart: zamanla yavaş yavaş uzaklaşmak

Bu cümlede drifted apart, giderek daha az benzer veya daha az yakın hâle gelmek anlamındadır. Hobiler ya da siyasi görüşler tek bir sarsıcı olay yüzünden aniden değişmek yerine zamanla farklı yönlere gitmiştir. Drift apart geçişsiz bir öbek fiildir; birbirinden uzaklaşan kişiler veya şeyler cümlenin öznesi olur. Drift, değişimin belirgin bir plan veya kontrol eden güç olmadan yavaşça gerçekleştiği anlamını katar.

Alıştırma

Cümleyi drift apart ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Over several quiet years, Mia and Zoe ____ as their interests changed.

Cevabı göster

drifted apart

or because things have, somehow, grown stale. Deyimler

1:22

veya işler bir şekilde bayatladığı için ayrılırlar.

Deyimler

grown stale: tazeliğini ve enerjisini yitirmek

Burada grown stale mecaz anlamda kullanılmıştır. Ortak yaşamın veya ilişkinin tazeliğini, ilgi çekiciliğini ya da enerjisini zamanla kaybettiği anlamına gelir; yemek gibi gerçekten bayatladığı veya bozulduğu anlamına gelmez. Grow + sıfat yapısı, bir duruma geçişi anlatır. have grown stale içinde grown, have ile kullanılan geçmiş zaman ortacıdır; bu nedenle ifade, zaman içinde gelişen ve sonucu şu anda da önemli olan bir değişime odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi grow stale ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: After months without new ideas, the podcast ____.

Cevabı göster

has grown stale

But let's quickly try to reduce the role we give to such explanatory factors.

1:27

Ancak bu tür açıklayıcı faktörlere verdiğimiz rolü hızla azaltmaya çalışalım.

Given the costs of breakups, Anlatım akışı

1:33

Ayrılıkların bedeli göz önüne alındığında,

given the massive investments that people make in being together,

1:35

insanların birlikte olmak için yaptıkları devasa yatırımlar göz önüne alındığında,

given the chaos generated if there are children,

1:39

eğer çocuklar varsa ortaya çıkan kaos göz önüne alındığında,

one can assert with a high degree of confidence Kalıp ifadeler

1:42

yüksek bir güven derecesiyle iddia edilebilir ki

that almost no one ever splits up for such familiar reasons.

1:46

neredeyse hiç kimse bu kadar tanıdık nedenlerle ayrılmaz.

Anlatım akışı

Given ..., given ..., given ...: sonuçtan önce dayanakları biriktirmek

Burada cümle başına getirilen her Given öbeği, “göz önüne alındığında” veya “dikkate alındığında” anlamına gelir. Üç öbek, daha sonra gelen ana iddia one can assert için dayanak sağlar. Given bu kullanımda bir şeyi verme eylemini anlatmaz. Aynı başlangıcın tekrarlanması paralel bir yapı ve birikimli bir etki oluşturur: sonuç gelmeden önce her öbek yeni bir değerlendirme ekler. Bu, bir savı önce dayanaklar, sonra yargı gelecek şekilde düzenlemenin resmî bir yoludur.

Alıştırma

Sonuçtan önce tekrarlanan üç Given öbeğinin temel görevi nedir?

  1. Bir ayrılık sırasında alınan üç hediyeyi anlatırlar.
  2. Sonuca doğru biriken üç dayanak sunarlar.
  3. Savı ilgisiz arka plan ayrıntılarıyla kesintiye uğratırlar.
  4. Birbiriyle çelişen üç sonuç sıralarlar.
Cevabı göster

Sonuca doğru biriken üç dayanak sunarlar.

Kalıp ifadeler

assert with a high degree of confidence: güçlü ancak sınırlandırılmış bir sonuç belirtmek

Assert, bir iddiayı açık ve kararlı biçimde belirtmek anlamına gelir. With a high degree of confidence bu iddianın ne kadar güçlü söylendiğini sınırlar: kanıtlar güçlü destek sağlar, ancak konuşan kişi tam kesinlik iddia etmez. one can assert ifadesindeki genel one, sonucu kişisel olmayan ve resmî bir yargı gibi gösterir. Bu nedenle tam ifade, hem açık bir sonucu hem de dikkatle ayarlanmış bir kesinlik düzeyini belirtir; bu özellik analitik savlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Mutlak kanıt iddiasında bulunmadan güçlü bir sonuç çıkaran resmî bir rapora en uygun cümle hangisidir?

  1. Based on the data, the decline is real because we feel it is.
  2. Based on the data, we have proved beyond all possible doubt that the decline is real.
  3. Based on the data, we kind of think the decline may be real.
  4. Based on the data, we can assert with a high degree of confidence that the decline is real.
Cevabı göster

Based on the data, we can assert with a high degree of confidence that the decline is real.

The real reason lies elsewhere.

1:51

Gerçek neden başka bir yerdedir.

The real reason for breakup lies in one or both spouses' sense Notlar

1:55

Ayrılığın gerçek nedeni, eşlerden birinin veya her ikisinin

that they have not been heard,

1:59

seslerini duyuramadıklarını,

Kalıp ifadeler

lies in: bir sorunun kökünü belirtmek

Bu cümlede lies in, “bir şeyde yatmak” veya “kökü bir şeyde olmak” anlamına gelir. Ayrılığın temel kaynağının, eşlerin dinlenmediklerini hissetmeleri olduğunu belirtir. Buradaki lie, “uzanmak” ya da “yalan söylemek” anlamında değildir. Bir açıklamanın veya çözümün temelini göstermek için the reason/problem/key lies in + isim veya -ing biçimi kalıbını kullanın. the real reason tekil bir öznedir, bu nedenle lie fiili lies olur.

Alıştırma

Yazar basit ve doğrudan tek bir neden ileri sürmeden temel sorunu belirtmek istiyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? “The weakness of the plan ___ its unrealistic timeline.”

  1. depends on
  2. is caused by
  3. lies in
Cevabı göster

lies in

Dilbilgisi

sense that ... have not been heard: algı ve present perfect edilgen yapı

one or both spouses' sense that ... isim öbeği, ardından gelen yan cümleyi bağımsız biçimde kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, eşlerin algısı olarak sunar. one or both, bu algının eşlerden birine veya her ikisine ait olabileceğini belirtir. that yan cümlesindeki have not been heard, present perfect'ın edilgen yapısıdır: have + not + been + geçmiş zaman ortacı. Şimdiye kadar süren veya etkisi hâlâ önemli olan bir deneyimi anlatır. Buradaki be heard, yalnızca birinin sesinin işitilmesi değil, görüş ve duygularının dinlenip ciddiye alınması anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle Mia'nın algısını kanıtlanmış bir gerçek gibi sunmadan dikkatli biçimde aktarır?

  1. It is a fact that Mia's concerns have not been heard.
  2. Mia has a sense that her concerns have not been heard.
  3. Mia heard that her concerns are unimportant.
Cevabı göster

Mia has a sense that her concerns have not been heard.

that something very important to them has been disregarded,

2:02

onlar için çok önemli olan bir şeyin göz ardı edildiğini,

that their point of view has not,

2:06

kendi bakış açılarının

at a fundamental level,

2:08

temel düzeyde,

been acknowledged and honored.

2:10

kabul edilmediğini ve onurlandırılmadığını hissetmesinde yatar.

It doesn't matter what the subject of this non-hearing happens to be. Dilbilgisi

2:12

Bu dinlenilmemenin konusunun ne olduğu önemli değildir.

Dilbilgisi

It doesn't matter what ... happens to be kalıbı

It doesn't matter what X happens to be kalıbı, X'in tam olarak ne olduğunun veya hangi türe ait olduğunun sonucu değiştirmediğini anlatır. Burada belirli konu önemli değildir; herhangi bir konu olabilir. what yan cümlesi, önemsiz kabul edilen şeyi belirtir. happens to be içindeki happen, “meydana gelmek” anlamında değildir. happen to be, “bu belirli durumda olmak” anlamına gelir ve kesin ayrıntının ikincil ya da tesadüfi olduğu hissini verir.

Alıştırma

Hedef kalıbı tamamlayın: It ____ what the final score ____; we will still celebrate everyone's effort.

Cevabı göster

doesn't matter · happens to be

It could be that they haven't been heard about their views on money

2:16

Para hakkındaki görüşlerinin duyulmamış olması olabilir

or on the way the children are being brought up Öbek fiiller

2:19

veya çocukların yetiştirilme şekli hakkında

Öbek fiiller

are being brought up: bring up fiilinin edilgen devam eden biçimi

bring up fiilinin nesnesi children olduğunda, “çocukları büyütmek ve gelişirken onlarla ilgilenmek” anlamına gelir. Bu nedenle cümle, çocukların nasıl yetiştirildiğini anlatır; konuşma sırasında çocuklardan söz etmek anlamına gelmez. Are being brought up edilgen devam eden zaman yapısıdır: are + being + brought up. Çocuklar eyleme maruz kalır, yetiştirme süreci devam eden bir eylem olarak görülür ve onları yetiştiren kişilerin belirtilmesi gerekmez. Edilgen yapıda da up parçacığı brought ile birlikte kalır.

Alıştırma

Cümleyi, “yetiştirmek” anlamındaki bring up fiilinin edilgen devam eden biçimiyle tamamlayın: The twins ____ by their grandparents.

Cevabı göster

are being brought up

or on how their weekends should be managed

2:22

veya hafta sonlarının nasıl yönetilmesi gerektiği hakkında

or on how intimacy occurs or doesn't occur.

2:25

veya yakınlığın nasıl oluştuğu ya da oluşmadığı hakkında olabilir.

It's feeling unheard for our differences that is unbearable. Dilbilgisi

2:29

Dayanılmaz olan, farklılıklarımız için dinlenilmediğimizi hissetmektir.

Dilbilgisi

It is feeling unheard ... that is unbearable: it-cleft ile gerçek odağı düzeltme

Bu, It is + odaklanan öge + that yan cümlesi biçiminde bir it-cleft vurgu yapısıdır. Baştaki it belirli bir kişiye ya da nesneye işaret etmez. Odaklanan öge feeling unheard for our differences ifadesidir ve unbearable olarak nitelenen şey de budur. Burada for our differences, “farklılıklarımız yüzünden” anlamına gelir. Yapı olası bir yanlış anlamayı düzeltir: Dayanılmaz olduğu söylenen farklılıkların kendisi değildir; acı veren, bu farklılıklar yüzünden dinlenmediğini hissetmektir. Gerçek nedeni, kişiyi, zamanı veya şeyi kesin biçimde belirtmek ya da düzeltmek için It is X that Y kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi It is ... that ... vurgu yapısının tam biçimiyle tamamlayın: ____ the lack of communication ____ damages the team most.

Cevabı göster

It is · that

It's never the presence of differences per se. Kelime

2:33

Bu asla farklılıkların başlı başına varlığı değildir.

Kelime

per se: bir yargıyı kesin biçimde şeyin kendisiyle sınırlama

Per se, İngilizcede “kendi başına” veya “ayrı olarak ele alındığında” anlamında kullanılan Latince bir ifadedir. Bu cümlede olumsuz yargının kapsamını sınırlar: Farklılıkların yalnızca var olması, kendi başına asla sorun değildir. Bu ifade genellikle bir şeyin kendisiyle ona bağlı bir koşul veya sonucu karşılaştırır: not X per se, but X ile bağlantılı başka bir şey. Böylece konuşan kişi, X ile ilişkili her şeyi reddetmeden X'i kesin biçimde değerlendirebilir.

Alıştırma

Cümleyi “kendi başına” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The schedule isn't confusing ____; the unexplained changes are the real problem.

Cevabı göster

per se

We don't break up because a partner doesn't agree with us.

2:37

Bir partner bizimle aynı fikirde değil diye ayrılmayız.

We could stand not getting what we want. Kelime

2:41

İstediğimizi elde edememeye dayanabiliriz.

Kelime

stand not getting what we want: katlanmak anlamındaki stand

Burada stand, “ayakta durmak” değil, “katlanmak” veya “tahammül etmek” anlamına gelir. Cümle, istenen şeyi elde edememenin katlanılabilir olduğunu söylüyor. Katlanılan durumu belirtmek için stand + -ing biçimi kullanılır. Bu durumu olumsuz yapmak için not, -ing biçiminden önce gelir: stand not getting something. Buradaki could, geçmiş zamanı değil, duruma katlanabilme gücünü ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle Leo'nun her maçı kazanamamaya katlanabildiğini doğal biçimde ifade eder?

  1. Leo can stand not win every game.
  2. Leo can stand not winning every game.
  3. Leo can stand to not win every game.
Cevabı göster

Leo can stand not winning every game.

We could stand a partner who votes another way than we do

2:44

Bizden başka bir şekilde oy kullanan bir partnere dayanabiliriz

or who is no longer as young as they once were Dilbilgisi

2:48

veya artık eskisi kadar genç olmayan

Dilbilgisi

no longer as young as they once were: artık eskisi kadar genç değil

no longer as + sıfat + as ... once was/were yapısı, bir kişi veya şeyin şimdiki hâlini aynı kişi veya şeyin geçmişteki hâliyle karşılaştırır. Burada kişi artık eskisi kadar genç değildir; once “eskiden” anlamına gelir, “bir kez” anlamına gelmez. Kişinin cinsiyeti belirtilmediği için they, cinsiyet belirtmeyen tekil bir zamirdir. Were, they ile uyumludur ve tekrarlanmasa da were sözcüğünden sonra young anlamı anlaşılır.

Alıştırma

Hangi cümle Omar'ın artık eskisine göre daha az enerjik olduğunu, fakat artık enerjik biri olmadığını iddia etmeden anlatır?

  1. Omar is no longer as energetic as he once was.
  2. Omar was energetic once.
  3. Omar is no longer energetic.
Cevabı göster

Omar is no longer as energetic as he once was.

or who has annoying friends

2:50

veya sinir bozucu arkadaşları olan

or different tastes in holidays.

2:52

veya tatillerde farklı zevkleri olan bir partnere dayanabiliriz.

What we can't stand is someone who blocks us Dilbilgisi

2:55

Dayanamayacağımız şey, bu farklılık alanlarını ne kadar sorunlu bulduğumuzu dile getirmeye çalıştığımızda

when we try to articulate how troublesome we find these areas of divergence, Dilbilgisi

2:59

bizi engelleyen biridir,

Dilbilgisi

Bu ayrılık alanlarını ne kadar sorunlu bulduğumuz

how troublesome we find these areas of divergence yan tümcesi, bu anlaşmazlık alanlarını ne derece sorunlu bulduğumuzu ifade eder. Burada find, keşfetmek değil, düşünmek veya değerlendirmek anlamındadır. Kalıp how + sıfat + özne + find + nesne şeklindedir: how troublesome + we + find + these areas of divergence. Troublesome önde how sonrasına getirilmiş olsa da these areas of divergence bölümünü niteler. how yan tümcesinin tamamı articulate sonrasında iç içe kullanıldığı için doğrudan soru dizilişini değil, bildirme cümlesi dizilişini korur.

Alıştırma

İç içe bir derece yan tümcesiyle cümleyi tamamlamak için şu sözcüklerin her birini bir kez kullanın: how / confusing / users / find / the / menu. The survey reveals ____.

Cevabı göster

how confusing users find the menu

when our unique way of looking at existence

3:04

varoluşa bakışımızın benzersiz yolu

seems a matter of basic indifference Kalıp ifadeler

3:08

temel bir kayıtsızlık meselesi gibi göründüğünde

that is too lonely and enraging to bear. Dilbilgisi

3:10

bu katlanmak için çok yalnız ve öfkelendiricidir.

Dilbilgisi

Katlanamadığımız şey bizi engelleyen biridir

Bu, what ile kurulan bir sözde yarık cümledir. What we can't stand yan tümcesinin tamamı özne görevindedir; is ise odaklanan yanıtı, yani someone who blocks us bölümünü sunar. Buradaki What doğrudan bir soru sormaz. Bu kalıp ana bilgiyi is sonrasına bırakarak konuşanın asıl hayal kırıklığı kaynağını daha güçlü biçimde tanımlamasını sağlar. Bu bağlamda blocks us, fiziksel olarak yolumuzu kesmek değil, görüşümüzü ifade etmemizi engellemek ya da buna izin vermemek demektir.

Alıştırma

Soruna neden olan kişiyi vurgulamak için what ile kurulan sözde yarık yapıyı hangi cümle kullanıyor?

  1. We can't stand someone who shuts down every discussion.
  2. What can't we stand? Someone who shuts down every discussion.
  3. What we can't stand is someone who shuts down every discussion.
Cevabı göster

What we can't stand is someone who shuts down every discussion.

Kalıp ifadeler

a matter of basic indifference: temel bir kayıtsızlık meselesi

a matter of + isim öbeği kalıbı, bir şeyin ne tür bir konu ya da durum olduğunu sınıflandırır. Burada konuşmacı, varoluşa özgün bakışının temel bir kayıtsızlık örneği, yani başkalarının özünde hiç önemsemediği bir şey olarak görüldüğünü söylüyor. Indifference ilgi veya özen eksikliği demektir. İki şey arasında fark bulunmaması anlamına gelmez. Resmî ve isim merkezli anlatım, duygusal bir deneyimi soğuk bir yargıya dönüştürerek ihmal edilme hissini daha da soğuk gösterebilir.

Alıştırma

Bu cümlede a matter of basic indifference ne anlama geliyor?

  1. Başka bir düşünceyle tamamen aynı olduğuna karar veriliyor.
  2. İnsanların temelde önemsemediği bir şey olarak görülüyor.
  3. İfadelerdeki küçük bir fark olarak görülüyor.
Cevabı göster

İnsanların temelde önemsemediği bir şey olarak görülüyor.

Dilbilgisi

too lonely and enraging to bear: katlanılamayacak kadar yalnızlaştırıcı ve öfkelendirici

too + sıfat + to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir niteliğin aşırı bir dereceye ulaştığını ve bu yüzden eylemin makul biçimde gerçekleşemeyeceğini anlatır. Burada lonely ve enraging tek bir too sözcüğünden sonra bağlanır ve ikisi de aynı sonuca, to bear ifadesine gider. Deneyim o kadar yalnızlaştırıcı ve öfkelendiricidir ki konuşmacının dayanabileceği sınırı aşar. Bear burada dayanmak veya tahammül etmek anlamındaki fiildir, hayvan anlamındaki sözcük değildir. Too yalnızca sıfatları güçlendirmez; aşırı derece ile sonuç arasında ilişki kurar.

Alıştırma

too, hot, to ve drink sözcüklerini bu sırayla kullanarak tam too + sıfat + to-infinitive kalıbını tamamlayın: The tea is ____ right now.

Cevabı göster

too hot to drink

It's better to be single than unseen. Dilbilgisi

3:14

Bekar olmak görünmez olmaktan iyidir.

Dilbilgisi

It's better to be single than unseen: iki durumu karşılaştırmak

It's better to X than Y kalıbı, iki olası eylemi veya durumu karşılaştırır ve X'in daha akıllıca, daha sağlıklı ya da daha az zararlı bir seçim olduğunu söyler. Burada bekâr olmak, kişinin kendisini görünmez hissettiği bir ilişkide kalmaya tercih edilir. Unseen burada mecazidir. Birinin duygularının, ihtiyaçlarının veya kimliğinin kabul edilmediği ya da anlaşılmadığı anlamına gelir; fiziksel olarak görünmez olmak anlamına gelmez. single ile unseen arasındaki kısa karşıtlık, yargıyı kararlı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tam karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: ____ leave early ____ miss the last train.

Cevabı göster

It's better to · than to

After all, the unseen are alone anyway, Anlatım akışı

3:17

Ne de olsa, görünmez olanlar her halükarda yalnızdır,

whatever their ostensible relationship status. Kelime

3:20

görünürdeki ilişki durumları ne olursa olsun.

Anlatım akışı

Destekleyici neden belirteci olarak After all,

After all, az önce söylenen ifadeyi destekleyen bir neden sunan söylem belirtecidir. Bu nedeni konuyla ilgili ve dinleyicinin muhtemelen kabul edebileceği ya da zaten bildiği bir şey olarak gösterir. Burada bekâr olmanın görünmez hissetmekten daha iyi olduğu iddiasına geri döner ve nedenini açıklar: kabul görmeyen biri duygusal olarak zaten yalnızdır. Zaman sıralamasında her şeyden sonra anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede After all önceki ifadeyi destekleyen bir neden eklemek için kullanılmıştır?

  1. We walked for hours. In the end, we reached the lake.
  2. The meeting was delayed. Finally, everyone arrived.
  3. Let's call Maya. After all, she knows the area well.
Cevabı göster

Let's call Maya. After all, she knows the area well.

Kelime

Ostensible relationship status: yalnızca görünürdeki ilişki durumu

Burada ostensible, bir şeyin yüzeyde doğruymuş gibi sunulması veya tanımlanması, ancak gerçeğin farklı olabilmesi demektir. Ostensible relationship status, bir kişinin örneğin ilişkisi varmış gibi görünen ilişki etiketidir; o kişinin ilişkiyi gerçekte nasıl yaşadığını kanıtlamaz. Bu sözcük kuşku anlamı katar: konuşmacı, görünür veya sözde etiketi kişinin gerçek deneyimiyle karşılaştırır. Görünüş ile gerçeklik arasındaki fark önemli olduğunda kullanılır.

Alıştırma

Bir yazar, yalnızca gözleme göre olası görünen bir durumu anlatmak değil, kamuya doğruymuş gibi sunulan bir ilişki etiketini sorgulamak istiyor. En uygun ifade hangisidir?

  1. their official relationship status
  2. their apparent relationship status
  3. their ostensible relationship status
Cevabı göster

their ostensible relationship status

There is a big difference between a partner not doing what we want Anlatım akışı

3:24

Bir partnerin istediğimizi yapmaması ile

and a partner not hearing what we want.

3:28

bir partnerin istediğimizi duymaması arasında büyük bir fark vardır.

Anlatım akışı

There is a big difference between ... and ... karşılaştırma kalıbı

There is a big difference between X and Y kalıbı, benzer görünebilecek iki düşüncenin birbirinden ayrılması gerektiğini bildirir. Burada X ve Y, a partner not doing what we want ve a partner not hearing what we want biçimindeki paralel -ing yan cümleleridir. Yalnızca doing sözcüğünü hearing ile değiştirmek temel farkı kolayca görünür kılar. Not doing, partnerin anlayıp yine de istenen şekilde davranmaması anlamına gelir; not hearing ise isteği dinlememesi, anlamaması veya kabul etmemesi demektir. Cümle otomatik olarak kabul ya da itaat edilmesini değil, kişinin duyulmasını savunur.

Alıştırma

Dersin karşılaştırma kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____ asking for advice ____ asking for permission.

Cevabı göster

There is a big difference between · and

It's entirely possible that one would remain with someone who doesn't share most of our interests

3:31

İlgi alanlarımızın çoğunu paylaşmayan biriyle birlikte kalmak tamamen mümkündür,

so long as they happen to accept and signal an understanding of how much these interests matter to us. Notlar

3:37

yeter ki bu ilgi alanlarının bizim için ne kadar önemli olduğunu kabul etsinler ve anladıklarını göstersinler.

Dilbilgisi

Yeterli koşul bildiren so long as

Bu cümlede so long as, birlikte kalmayı mümkün kılan koşulu belirtir: diğer kişinin aynı ilgi alanlarını paylaşması gerekmez, ancak bunların önemini kabul edip anladığını göstermesi gerekir. Burada so long as, provided that veya on condition that anlamındadır. Bir zaman uzunluğunu değil, asgari bir gerekliliği ifade eder.

Alıştırma

'You may use the studio so long as you clean it afterward,' cümlesinde so long as ne anlama gelir?

  1. sonrasında temizlemen koşuluyla
  2. sonrasında temizlik yaptığın bütün süre boyunca
  3. sonrasında temizlik yaptığın için
Cevabı göster

sonrasında temizlemen koşuluyla

Kalıp ifadeler

signal an understanding of: anlayışı göstermek

Bu cümlede signal, bir şeyi sözler veya davranışlarla fark edilir hâle getirmek demektir. Signal an understanding of how much these interests matter, bu ilgi alanlarının önemini anladığını karşı tarafa gözlemlenebilir biçimde göstermek anlamına gelir; yalnızca içten içe anlamak yeterli değildir. Yapı signal an understanding of + isim veya wh-yan cümlesidir. Accept and signal içinde signal ikinci eşgüdümlü fiildir ve kabul etmenin yanına dışarıdan görülebilen bir anlayış göstergesi ekler.

Alıştırma

Cümleyi signal an understanding of hedef ifadesiyle tamamlayın: A thoughtful reply should ____ why the delay caused frustration.

Cevabı göster

signal an understanding of

It would be possible for us to live with someone who doesn't want the same sort of sex as we do Dilbilgisi

3:45

Bizimle aynı türden seks istemeyen biriyle yaşamak mümkündür,

Dilbilgisi

the same sort of X as ... do: kategori karşılaştırması ve ikame do

the same sort of X as ... kalıbı türleri veya kategorileri karşılaştırır. Buradaki doesn't want the same sort of sex as we do, diğer kişinin tercih ettiği türün bizim istediğimiz türle aynı olmadığını anlatır. Sondaki do bir ikame fiildir. Daha önce anlaşılmış olan want the same sort of sex fiil grubunun yerini alır ve tekrar edilmesini önler.

Alıştırma

Cümleyi karşılaştırma sözcüğüyle ve wants yerine geçen fiille tamamlayın: Leo wants the same kind of schedule ____ Maya ____.

Cevabı göster

as · does

or wants no sex at all

3:50

veya hiç seks istemeyen biriyle

so long as they can, at points,

3:52

yeter ki zaman zaman,

see matters from our position and can give a modicum of empathy to our hopes and longings. Notlar

3:55

olayları bizim pozisyonumuzdan görebilsinler ve umutlarımıza ve özlemlerimize bir nebze empati gösterebilsinler.

Deyimler

see matters from our position: başka birinin bakış açısını değerlendirmek

See matters from our position, fiziksel bakış noktasını mecaz olarak kullanır. Durumu, onu görüş biçimimizi şekillendiren sınırlamalar, ihtiyaçlar ve deneyimler dâhil olmak üzere bizim bakış açımızdan değerlendirmek anlamına gelir. Position burada bir bakış açısını veya içinde bulunulan koşulları ifade eder. İfade, başka bir yerden gerçek anlamda bakmayı değil, bakış açısını değiştirmeyi ister.

Alıştırma

Hangi cümle yöneticiden, aynı fikirde olmasını zorunlu kılmadan ekibin bakış açısını anlamasını ister?

  1. The manager should see matters from the team's position.
  2. The manager should announce the team's position.
  3. The manager should agree with the team's position.
Cevabı göster

The manager should see matters from the team's position.

Kalıp ifadeler

'give a modicum of empathy' ifadesindeki asgari beklenti

Bu cümlede give a modicum of empathy, başka birinin duygularına karşı en azından biraz anlayış göstermek anlamına gelir. A modicum of, “az ama anlamlı miktarda” demenin resmî bir yoludur; bu nedenle bol miktarda empatiyi değil, düşük bir asgari düzeyi ifade eder. give ile kullanıldığında empathy, başka birine sunulan bir şey olarak ele alınır. Bu ifade hafif bir eleştiri içerebilir: bu kadar sınırlı bir tepki bile mümkün olmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi, “en azından biraz anlayış göstermek” anlamındaki vurgulanan resmî ifadeyle tamamlayın. The manager was asked to ____ to employees worried about the change.

Cevabı göster

give a modicum of empathy

We could be with someone whose needs for affection run in a different direction Deyimler

4:02

Sevgi ihtiyaçları farklı bir yöne doğru giden biriyle birlikte olabiliriz,

so long as they have the courage to listen to how ours operate.

4:06

yeter ki bizimkilerin nasıl işlediğini dinleme cesaretine sahip olsunlar.

Deyimler

'needs for affection run in a different direction' ifadesindeki mecaz

Burada needs for affection öznedir ve run in a different direction mecazlı bir yüklemdir. Bir kişinin sevgi isteme biçiminin diğer kişinin düzeninden farklı olduğu anlamına gelir; hiçbir şey gerçekten koşmaz. direction imgesi, farkı bir yönelim veya eğilim olarak sunar. Taraflardan birinin ihtiyaçlarının yanlış olduğunu söylemeden iki düzenin birbirinden uzaklaşarak geliştiği hissini verir.

Alıştırma

Hedef ifade bu cümlede ne anlama geliyor? 'Their needs for affection run in a different direction.'

  1. Artık hiçbir sevgiye ihtiyaç duymazlar.
  2. Sevgiyi farklı bir şekilde ararlar.
  3. Kendilerine sevgi gösterildiğinde fiziksel olarak uzaklaşırlar.
Cevabı göster

Sevgiyi farklı bir şekilde ararlar.

We don't need partners to agree with us on everything. Anlatım akışı

4:11

Partnerlerin her konuda bizimle aynı fikirde olmasına ihtiyacımız yok.

We need them to give off signs that they can accept the scale and legitimacy of our vision. Öbek fiiller

4:14

Vizyonumuzun ölçeğini ve meşruluğunu kabul edebileceklerine dair işaretler vermelerine ihtiyacımız var.

Anlatım akışı

We don't need ... We need ... düzeltici karşıtlığı

Tekrarlanan We don't need ... We need ... kalıbı, gereğinden katı bir düşünceyi düzeltir. İlk cümle tamamen aynı fikirde olmayı bir koşul olmaktan çıkarır; ikinci cümle bunun yerine asıl koşulu getirir: partnerin bu bakış açısının önemini ve meşruluğunu kabul ettiğini gösteren işaretler. Bu kalıp bilgiyi iki adımda düzenler: önce yanlış bir ölçütü reddeder, ardından gerçekten önemli olan ölçütü belirtir. Yanlış bir ya o ya bu ikilemine girmeden bir tutumu netleştirmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Örnekteki tekrarlanan kalıpla düzeltici karşıtlığı tamamlayın: We ____ our teammates to agree with every detail; we ____ them to respect the main goal.

Cevabı göster

don't need · need

Öbek fiiller

give off signs: fark edilebilir bir tutumu açığa çıkarmak

Give off, fark edilebilen bir şeyi yaymak ya da ortaya çıkarmak demektir. Genellikle koku, ışık veya ısı gibi fiziksel şeylerle kullanılır; ancak burada anlam signs sözcüğüne genişler ve partnerlerin sözlerinin ya da davranışlarının bir tutumu açığa çıkardığını belirtir. Bu cümlede give off signs, konuşanın bakış açısının kapsamını ve meşruluğunu kabul edebildiklerini gösteren gözlemlenebilir ipuçları vermek demektir. Bu ipuçları yalnızca bu sınırlı anlamda kabule işaret eder; her konuda aynı fikirde olduklarını kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümlede give off, bir tutumu veya izlenimi açığa çıkarma şeklindeki aynı soyut anlamda kullanılmıştır?

  1. The new manager gives off a calm, confident vibe.
  2. The runner gave up near the finish line.
  3. The candle gives off a faint vanilla scent.
Cevabı göster

The new manager gives off a calm, confident vibe.

"I understand" is the phrase that could single-handedly rescue more long-term relationships Notlar

4:21

"Anlıyorum", tek başına daha fazla uzun vadeli ilişkiyi kurtarabilecek ifadedir,

Ton ve niyet

“I understand”: aynı fikirde olmadan karşı tarafı anladığını belirtmek

Bu cümlede “I understand”, yalnızca sözcüklerin anlaşıldığını bildirmez. Konuşmada karşı tarafın duygularının, gerekçelerinin veya bakış açısının duyulduğunu ve ciddiye alındığını gösteren bir kabul ifadesidir. Otomatik olarak “I agree” veya “I will do what you want” anlamına gelmez. Sakinleştirici etkisi, cevap vermeden ya da karşı çıkmadan önce diğer kişinin deneyimini kabul etmesinden gelir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız neden üzgün olduğunu açıklıyor. “I understand why you feel that way,” diyorsunuz, ancak istediği çözüme katılmıyorsunuz. “I understand” mutlaka onun çözümünü onayladığınız anlamına mı gelir?

  1. Evet
  2. Hayır
Cevabı göster

Hayır

than any number of anniversary celebrations or therapy sessions. Kelime

4:27

herhangi bir sayıdaki yıldönümü kutlaması veya terapi seansından daha fazla.

Kelime

“single-handedly rescue”: bir kişinin veya etkenin tek başına kurtarması

“single-handedly rescue” ifadesinde single-handedly, rescue fiilini niteleyen bir zarftır. Bir kişinin, eylemin veya etkenin kurtarma işini yardımsız yaptığını ya da tek başına yeterliymiş gibi sunulduğunu belirtir; rescue burada ilişkilerin sona ermesini önlemek demektir. Bu iddia bilerek güçlü ifade edilmiştir ve büyük olasılıkla abartılıdır. Yazar, “I understand” demenin gücünü vurgular; tek bir ifadenin başka hiçbir çaba olmadan her ilişkiyi onaracağını garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “başka hiç kimseden yardım almadan” anlamına gelen vurgulu zarfla tamamlayın: With no outside help, Lena ____ rescued the neighborhood café from closing.

Cevabı göster

single-handedly

Kelime

any number of: belirtilmemiş ve çok büyük olabilecek bir sayı

Burada any number of belirli bir sayıyı değil, “çok sayıda” veya “ne kadar çok olursa olsun” anlamını taşır. Yıl dönümü kutlamalarının ve terapi seanslarının pek çok kez gerçekleşebileceğini düşündürür. Karşılaştırmada iddiayı güçlendirir: bu tür çabalar çok sayıda olsa bile ilişkileri “I understand” sözü kadar etkili biçimde kurtaramayabilir. Yeniden kullanılabilen X does more than any number of Y kalıbı, Y’nin sayısını artırmanın sonucu değiştirmeyeceğini anlatır.

Alıştırma

“Çok sayıda gösterişli davranış olsa bile” anlamını vermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? One honest conversation can help more than ___ grand gestures.

  1. a number of
  2. any number of
  3. the number of
Cevabı göster

any number of

It deserves to be known as the most romantic phrase in existence.

4:32

Var olan en romantik ifade olarak bilinmeyi hak ediyor.

There is a lot of hope in this thesis.

4:38

Bu tezde pek çok umut var.

If we want to stay together,

4:41

Eğer birlikte kalmak istiyorsak,

we don't need to be exceptionally beautiful or rich.

4:42

olağanüstü güzel veya zengin olmamıza gerek yok.

We don't need to rely on chance.

4:46

Şansa güvenmemize gerek yok.

We don't need to have brilliant sex or friction-free alignments of interests. Kelime

4:49

Harika bir sekse veya ilgi alanlarının sürtünmesiz bir şekilde uyumlanmasına ihtiyacımız yok.

Kelime

friction-free alignments of interests: sürtüşmesiz çıkar uyumu

Friction-free burada mecazidir: friction insanlar arasındaki gerilim, anlaşmazlık veya engelleri ifade eder; bu nedenle friction-free bu zorlukların hiçbirinin bulunmaması demektir. Alignments of interests, insanların hedeflerinin, ihtiyaçlarının veya teşviklerinin aynı yöne baktığı durumları anlatır. Dilbilgisel olarak friction-free, alignments sözcüğünü niteler; of interests ise neyin uyumlu olduğunu belirtir. İfade bir bütün olarak herkesin isteklerinin çatışmasız ve kusursuz biçimde uyuşmasını anlatır. Fiziksel hizalanma ya da yalnızca aynı hobilerden hoşlanma anlamına gelmez; resmî anlatımı standardın olağanüstü derecede kesin görünmesini sağlar.

Alıştırma

Bu cümledeki ifadeye en uygun yorum hangisidir? The partners cooperate well, but they do not expect friction-free alignments of interests in every decision.

  1. Gerilim veya çatışma olmadan hedeflerin kusursuz biçimde uyuşması
  2. Nesneleri birbirine sürtünmeyecek biçimde fiziksel olarak dizmek
  3. Tam olarak aynı hobilere sahip olmak
Cevabı göster

Gerilim veya çatışma olmadan hedeflerin kusursuz biçimde uyuşması

We just need to make sure that we are people who listen,

4:55

Sadece dinleyen insanlar olduğumuzdan emin olmamız gerekiyor,

who, when the partner has something very important they need to get across to us, Öbek fiiller

4:59

partnerin bize aktarması gereken çok önemli bir şeyi olduğunda,

Öbek fiiller

Get something across to someone: bir mesajı karşı tarafa anlatabilmek

Tam kalıp get something across to someone şeklindedir. Bir fikri, karşıdaki kişinin gerçekten anlayacağı biçimde başarıyla iletmek anlamına gelir ve çoğu zaman biraz çaba gerektiğini ima eder. To us mesajı alan kişileri belirtir. Burada something very important, get fiilinden sonra var olduğu anlaşılan nesnedir: they need to get something very important across to us. İlgi cümleciği yapısında bu isim öbeği daha önce gelir ve get fiilinden sonra bir boşluk bırakır.

Alıştırma

Cümleyi get something across to someone kalıbının eksik kısımlarıyla tamamlayın: After three tries, Maya finally managed to ____ her main point ____ the team.

Cevabı göster

get · across to

can bear to take things on board, Deyimler

5:04

bir şeyleri dikkate almaya katlanabilen,

Deyimler

Take something on board: dinleyip dikkate almak

Take something on board, bir bilgiyi dinlemek, önemli olduğunu kabul etmek ve kendi düşünce sürecine katmak anlamına gelen bir deyimdir. Things, alınan ve değerlendirilen bilgileri belirtir. Bu ifade, aynı fikirde olma veya hemen harekete geçme sözü vermez. Bu cümlede, kişinin partnerinden gelen önemli mesaja kendini kapatmak yerine açık kalabilmesini anlatır.

Alıştırma

Yargılayın: Lena "I'll take your feedback on board," derse her noktaya katılacağına ve hepsini aynen uygulayacağına söz vermiş olur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

can bear to acknowledge an opposite position, Kalıp ifadeler

5:06

karşıt bir pozisyonu kabul etmeye katlanabilen,

Kalıp ifadeler

acknowledge an opposite position: karşıt bir görüşü tanımak

Acknowledge an opposite position, karşıt bir görüşün var olduğunu ve ciddiye alınmaya değer olduğunu açıkça tanımak demektir. Buradaki position fiziksel bir konum değil, görüş veya tutum anlamındadır. Bu tutumu tanımak, onunla aynı fikirde olmak veya kendi görüşünden vazgeçmek değildir. Bu ifade, konuşanın kendi sonucunu korurken anlaşmazlığa da yer açmasını sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın aynı fikirde olduğunu söylemeden karşıt bir görüşü tanır?

  1. I refuse to consider the opposing position at all.
  2. I agree with the opposing position and now support it.
  3. I acknowledge the opposing position, but I still disagree.
Cevabı göster

I acknowledge the opposing position, but I still disagree.

can bear to say,

5:10

şöyle demeye katlanabilen:

"I can see this matters a lot to you Ton ve niyet

5:11

"Bunun senin için çok önemli olduğunu görebiliyorum

and I will try my hardest to think about it and see what I can do about it." Notlar

5:14

ve bunun hakkında düşünmek ve bu konuda ne yapabileceğimi görmek için elimden gelenin en iyisini yapacağım."

Ton ve niyet

I can see this matters a lot to you: bunun senin için önemli olduğunu anlamak

I can see this matters a lot to you ifadesindeki can see, gözle görmek değil, anlamak veya fark etmek demektir. Matter a lot to someone, bir şeyin o kişi için çok önemli olmasıdır. Konuşan kişi ne yapılacağını tartışmadan önce konunun diğer kişi için önemini doğrular. Bu, savunmacı tavrı azaltabilir; ancak tek başına aynı fikirde olunduğunu göstermez veya talebin karşılanacağını vaat etmez.

Alıştırma

Hangi yanıt, diğer kişinin talebini otomatik olarak kabul etmeden kaygısını tanır?

  1. You're completely right, and I promise to do exactly what you asked.
  2. I can see the folder on the table.
  3. I can see this matters a lot to you, so let's talk through the options.
Cevabı göster

I can see this matters a lot to you, so let's talk through the options.

Kalıp ifadeler

try my hardest to: en büyük çabayı göstereceğine söz vermek

Try my hardest to + fiil, bir şeyi yapmak için mümkün olan en büyük çabayı göstermek anlamına gelir. Hardest görevin ne kadar zor olduğunu değil, çabanın düzeyini anlatır. Burada konuşan kişi ciddi biçimde düşünüp olası bir çözüm arayacağına söz verir, ancak belirli bir sonucu garanti etmez.

Alıştırma

Sözü try ... hardest yapısıyla tamamlayın: I cannot promise success, but I will ____ solve the problem.

Cevabı göster

try my hardest to

Ton ve niyet

see what I can do about it: dikkatli bir yardım teklifi

See what I can do about it, hangi eylemin mümkün olduğunu araştırmak ve konuyla ilgili yardımcı olmaya çalışmak anlamına gelir. İç cümle what I can do araştırılan olası eylemi belirtir; about it ise daha önce sözü edilen soruna gönderme yapar. Bu, dikkatli bir taahhüttür: konuşan kişi seçenekleri değerlendirmeye veya ilk adımı atmaya söz verir, ancak sorunun kesinlikle çözüleceğini garanti etmez. Burada ciddi biçimde düşünme sözünün ardından geldiği için geçiştirici değil, yapıcı duyulur.

Alıştırma

Bir müşteri sizden bir sorunu çözmenizi istiyor, ancak önce neyin mümkün olduğunu kontrol etmelisiniz. Hangi yanıt başarıyı garanti etmeden yardım sunar?

  1. I guarantee that I will solve it today.
  2. I'll see what I can do about it.
  3. I've decided not to help with it.
Cevabı göster

I'll see what I can do about it.

From here, it really doesn't matter if things radically change or not. Dilbilgisi

5:19

Buradan sonra işlerin kökten değişip değişmemesi gerçekten önemli değil.

Dilbilgisi

it really doesn't matter if ... or not: iki olasılık da aynı sonuca götürür

Bu cümlede it really doesn't matter if X or not, X gerçekleşse de gerçekleşmese de sonucun aynı olduğu anlamına gelir. Konuşan kişi, önemli çalışmanın başarıya ulaştığına karar vermek için işlerin kökten değişip değişmeyeceğini beklemiyor. It doesn't matter if + yan cümle + or not kalıbı iki olasılığı da açıkça kapsar: olay ya gerçekleşir ya da gerçekleşmez. Really vurguyu artırır. Buradaki doesn't matter, köklü bir değişimin gerçekleşip gerçekleşmemesine yöneliktir; sorunların kendisinin önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: It ____ the room is small or not; the meeting will be online.

Cevabı göster

really doesn't matter if

The vital work will have been done Dilbilgisi

5:24

Hayati iş yapılmış olacak

and the relationship will have been assured.

5:27

ve ilişki güvence altına alınmış olacaktır.

Dilbilgisi

will have been done ... will have been assured: gelecek zamanda bitmiş edilgen yapı

Vurgulanan iki fiil öbeği de gelecek zamanda bitmiş edilgen yapıyı kullanır: will + have + been + geçmiş zaman ortacı. Will have been done, hayati önem taşıyan çalışmayı tamamlanmış olarak; will have been assured ise ilişkiyi güvence altına alınmış olarak gösterir. Bu zaman, gelecekteki bir referans noktasından geriye bakar. O noktaya gelindiğinde eylemler çoktan tamamlanmış olacaktır; edilgen yapı dikkati işi kimin yaptığına değil, sonuçlara yöneltir.

Alıştırma

Cümleyi complete fiilinin gelecek zamanda bitmiş edilgen biçimiyle tamamlayın: By Friday, all safety checks ____.

Cevabı göster

will have been completed

People described as defensive may have a thousand charms, Deyimler

5:31

Savunmacı olarak tanımlanan insanlar binlerce çekiciliğe sahip olabilir,

Deyimler

Abartma olarak “a thousand charms”

Burada a thousand kesin bir sayı değildir. “Çok fazla” anlamını vurgulamak için büyük bir sayının kullanıldığı bir abartmadır. Charms, büyülü nesneleri değil, kişinin çekici özelliklerini anlatır. Bu ifade, but ile gelen karşıtlıktan önce bir ödün de verir: savunmacı bir kişinin birçok iyi özelliği olabilir, ancak bu özellikler iletişim sorununu ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Bu cümlede “a thousand charms” ne anlama geliyor?

  1. tam olarak 1.000 büyülü söz
  2. çok sayıda çekici özellik
  3. özellikle çekici tek bir özellik
Cevabı göster

çok sayıda çekici özellik

but we should know that the most flawed open person is preferable to the most seemingly accomplished defensive one. Dilbilgisi

5:36

ancak bilmeliyiz ki, en kusurlu açık kişi, görünüşte en başarılı savunmacı kişiye tercih edilir.

Dilbilgisi

Resmî karşılaştırmada “A is preferable to B”

A is preferable to B kalıbı, A'nın daha iyi veya daha arzu edilir seçenek olduğu anlamına gelir. Bu cümlede açık bir kişi, savunmacı bir kişiden üstün tutulur. Preferable sözcüğünden sonra than değil, to gelir. İki üstünlük dereceli isim öbeği keskin ve paralel bir karşıtlık kurar: en kusurlu açık kişi bile görünüşte en başarılı savunmacı kişiden üstün sayılır. Open, dinlemeye ve sorunları kabul etmeye istekli olmayı; defensive ise kendini korumak için eleştiriye direnmeyi anlatır. Seemingly, başarının yalnızca görünüşte olduğunu belirtir; one ise person sözcüğünün yerini tutar.

Alıştırma

Paralel karşılaştırmayı resmî preferable yapısı ve candidate sözcüğünün tekrarını önleyen sözcükle tamamlayın: The most inexperienced honest candidate is ____ the most polished dishonest ____.

Cevabı göster

preferable to · one

The person we should settle down with Öbek fiiller

5:45

Hayatımızı kurmamız gereken kişi

isn't the most attractive or the cleverest.

5:48

en çekici veya en zeki olan değildir.

Öbek fiiller

settle down with someone: biriyle istikrarlı bir hayat kurmak

Settle down with someone, o kişiyle romantik partner olarak istikrarlı ve uzun süreli bir hayat kurmak anlamına gelir; çoğu zaman evlilik gibi ciddi bir bağlılığı da çağrıştırır. With, bu düzenli hayatta kimin partner olacağını belirtir. Settle down başka bağlamlarda “sakinleşmek” anlamına gelebilir; ancak settle down with ifadesinden sonra bir kişi geldiğinde genellikle romantik ilişki anlamı taşır. Burada yalnızca sakinleşmekten değil, uzun süreli bir partner seçmekten söz ediliyor.

Alıştırma

Bu açıklamadaki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: After years of casual dating, Maya wants to ____ someone who shares her goals.

Cevabı göster

settle down with

It's the one who feels no pride or compunction in readily saying,

5:51

Şöyle derken hiç gurur veya vicdan azabı hissetmeyen kişidir:

"I can hear what you are saying Ton ve niyet

5:56

"Ne söylediğini duyabiliyorum

and how much this matters a lot to you.

5:58

ve bunun senin için ne kadar önemli olduğunu.

Ton ve niyet

I can hear what you are saying: ne söylediğini anlıyorum

Bir anlaşmazlık sırasında I can hear what you are saying, “söylediğin noktayı dikkatle dinliyor ve anlıyorum” anlamına gelir. Buradaki hear yalnızca sesi fiziksel olarak duymakla ilgili değildir; ifadenin tamamı karşıdaki kişinin mesajının dikkatle alındığını gösterir. Bu ifade, konuşanın aynı fikirde olduğu anlamına gelmez. Konuşan kişinin farklı görüşünü açıklamadan önce karşı tarafın bakış açısını anladığını göstermesine olanak verir.

Alıştırma

Bir toplantıda Lena, “I can hear what you are saying, but I still prefer the original plan.” diyor. Ne anlatmak istiyor?

  1. Karşı tarafı net bir şekilde duyamaz.
  2. Karşı tarafın görüşünü anlar ve kabul eder, ancak onunla aynı fikirde olması gerekmez.
  3. Planı değiştirmeyi tamamen kabul etmiştir.
Cevabı göster

Karşı tarafın görüşünü anlar ve kabul eder, ancak onunla aynı fikirde olması gerekmez.

I get it." Ton ve niyet

6:01

Anlıyorum."

Ton ve niyet

I get it: gündelik bir anlama ifadesi

Burada I get it, “Söylediğin noktayı ve bunun arkasındaki duyguyu anlıyorum” demektir. Get burada bir şeyi edinmek anlamına gelmez; get it, bir fikir ya da açıklamanın artık netleştiğini söylemenin yaygın ve gündelik bir yoludur. Bu kısa cümle, bütün noktayı tekrar etmeden anladığınızı doğrular.

Alıştırma

Yanıtı bu dersteki gündelik ifadeyle tamamlayın: “Thanks for explaining. ____.”

Cevabı göster

I get it

Or, "Because I love you, Ton ve niyet

6:02

Veya, "Seni sevdiğim için,

this makes me curious.

6:05

bu beni meraklandırıyor.

Tell me more." Ton ve niyet

6:07

Bana daha fazlasını anlat."

Ton ve niyet

I love you, this makes me curious: daha fazla açıklama için şefkatli bir davet

Bu cümlede this, karşıdaki kişinin az önce paylaştığı önemli görüşe veya duyguya işaret eder. This makes me curious, bunu duymanın daha fazla anlama konusunda samimi bir istek doğurduğunu belirtir; şüphe veya özel hayata müdahale anlamına gelmez. Because I love you, soru sormanın nedenini açıklar: o kişiye duyulan sevgi. Tell me more ile birlikte bu ifade, olası bir anlaşmazlığı açıklamayı sürdürme davetine dönüştürür.

Alıştırma

Destekleyici yanıtı bu dersteki iki ifadeyle tamamlayın: “Because ____, ____. Tell me more.”

Cevabı göster

I love you · this makes me curious

Ton ve niyet

Açık uçlu bir davet olarak “Tell me more.”

“Tell me more”, karşıdaki kişiyi konuşmaya devam etmeye ve ayrıntı vermeye davet eden açık uçlu bir ifadedir. Merak ve ilgi gösterir; hemen yargılamaya, karşı çıkmaya veya tavsiye vermeye geçmek yerine konuşmayı kişinin deneyimine odaklı tutar. Dil bilgisi bakımından emir biçiminde olsa da buradaki konuşma işlevi emir vermek değil, kişiyi nazikçe devam etmeye teşvik etmektir. Sıcak ve ilgili bir ses tonu bu farkı yansıtmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Something surprising happened at work.” diyor. Hangi yanıt “Tell me more” ifadesinin doğal konuşma işlevini kullanır?

  1. “Tell me more.” — Arkadaşa konunun bittiğini söyler.
  2. “Tell me more.” — Arkadaşı konuşmaya devam etmeye davet eder.
  3. “Tell me more.” — Arkadaşa hemen tavsiye verir.
Cevabı göster

“Tell me more.” — Arkadaşı konuşmaya devam etmeye davet eder.

This person will surely,

6:09

Bu kişi kesinlikle,

one day, annoy or frustrate us mightily.

6:11

bir gün bizi fazlasıyla sinirlendirecek ya da hüsrana uğratacaktır.

Everyone does.

6:14

Herkes yapar.

We'll just be highly unlikely ever to want to break up with them. Dilbilgisi

6:16

Sadece onlardan ayrılmayı isteme ihtimalimiz çok düşük olacaktır.

Dilbilgisi

“highly unlikely ever to + fiil” kalıbı

“be highly unlikely ever to + fiilin yalın hâli” kalıbında highly, unlikely sözcüğünün derecesini güçlendirir; dolayısıyla olasılık son derece düşüktür. Ever, zaman aralığını “herhangi bir zamanda” anlamına genişletir ve to eylemi getirir. Bu cümlede konuşanlar, gelecekte herhangi bir zamanda ayrılmak istemelerinin çok düşük bir ihtimal olduğunu söylüyor. Never’dan farklı olarak bu kalıp, mutlak bir imkânsızlık iddiasında bulunmadan güçlü bir tahmin yapar.

Alıştırma

Cümleyi “herhangi bir zamanda gerçekleşmesi son derece düşük ihtimalli” anlamındaki dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: She is ____ change her mind.

Cevabı göster

highly unlikely ever to

Connect is a card game to foster connection and closeness

6:24

Connect, bağ kurmayı ve yakınlığı teşvik eden bir kart oyunudur

with 100 questions that help couples to rekindle affection. Deyimler

6:28

çiftlerin sevgiyi yeniden alevlendirmesine yardımcı olan 100 soru ile.

Deyimler

Rekindle affection: sıcak duyguları yeniden canlandırmak

Bu cümlede rekindle affection, zayıflamış sıcak ve sevgi dolu duyguları yeniden canlandırmak anlamına gelir. Rekindle sözcüğünün gerçek anlamı bir ateşi yeniden yakmaktır; bu nedenle ifade, affection duygusunu yeniden yakılabilecek bir sıcaklık gibi gösterir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp, rekindle + önceden var olan ama zayıflayan bir şey biçimindedir. Affection, interest, hope veya a relationship ile kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “sıcak duyguları geri getirmek” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After feeling distant for months, the couple took a quiet trip to ____.

Cevabı göster

rekindle affection

Click the link on screen now to find out more.

6:33

Daha fazlasını öğrenmek için şimdi ekrandaki bağlantıya tıklayın.