Hangi Uzun Vadeli İlişkiler Hayatta Kalacak ve Hangileri Kalamayacak: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Video, uzun ilişkilerin farklılıklardan çok önemli bir şeyin dinlenmemesi yüzünden bittiğini savunuyor. Örnek yanıtlar kabulün önemini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. It's feeling unheard for our differences that is unbearable. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: it yapısı odağı farklılıklardan dinlenmemenin acısına taşır ve gerçek nedeni gösterir. 2. so long as — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: “şu koşulla ki” demektir ve anlaşmazlığa rağmen gereken asgari dinleme ya da empatiyi belirtir. 3. take things on board, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir araca binmek değil, karşıdakinin kaygısını ciddiyetle değerlendirmektir ve düşünceli yanıtlarda kullanılır.
Bu derste
It can seem very confusing why certain long-term relationships survive and some don't.
0:04Bazı uzun süreli ilişkilerin neden hayatta kaldığı ve bazılarının neden kalmadığı çok kafa karıştırıcı görünebilir.
It can from afar look as if it's the most cruel and alarming sort of lottery. Dilbilgisi
0:12Uzaktan bakıldığında en acımasız ve endişe verici türden bir piyango gibi görünebilir.
look as if: kesin olmayan bir görünüşü aktarmak
Look as if + yan cümle, görünen işaretlerin veya başka kanıtların bir izlenim oluşturduğunu anlatır. Burada konuşan kişi, acımasız piyango benzetmesini uzaktan bakıldığında oluşabilecek bir görünüm olarak sunar; bunu kabul ettiği bir gerçek olarak söylemez. Bu kalıp, ilk izlenimi kesinlikten ayırır: Bir şey X doğruymuş gibi görünebilir, ancak sonraki kanıtlar X'in yanlış olduğunu gösterebilir.
Alıştırma
Hangi cümle sonucu doğrulanmış bir gerçek yerine bir görünüş olarak sunuyor?
- Everyone has definitely gone home; the dark windows confirm it.
- The dark windows prove that everyone has gone home.
- The dark windows look as if everyone has gone home.
Cevabı göster
The dark windows look as if everyone has gone home.
Trying to explain love to a child or a visitor from another planet
0:18Bir çocuğa ya da başka bir gezegenden gelen bir ziyaretçiye aşkı açıklamaya çalışmak
promises to be a perplexing matter indeed.
0:22gerçekten de kafa karıştırıcı bir mesele olmayı vaat ediyor.
All couples on their wedding day are united in wanting to make things work. Kalıp ifadeler
0:26Tüm çiftler düğün günlerinde işleri yoluna koymayı isteme konusunda birleşirler.
make things work: bir durumu yürütmek
Make things work, ilişki, ortaklık veya plan gibi genel bir durumun başarılı olması ya da iyi biçimde sürmesi için çaba göstermek demektir. Bu cümlede things genel olarak evlilik hayatını, work ise çalışmak değil, başarılı biçimde işlemek anlamını taşır. Bu ifade, yalnızca başarı dilemeyi değil, sorunları çözmeyi ve davranışları birlikte uyarlamayı vurgular.
Alıştırma
İngilizce cümleyi, ‘genel düzenin başarılı olmasını sağlamak’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Even with a small budget, the team found a way to ____.
Cevabı göster
make things work
Then for reasons beyond anyone's comprehension, Kalıp ifadeler
0:31Sonra, kimsenin anlayamadığı nedenlerden dolayı,
kimsenin anlayamadığı nedenlerle
Bu cümlede for reasons beyond anyone's comprehension, nedenlerin var olduğu ancak hiç kimsenin onları anlayamadığı veya açıklayamadığı anlamına gelir. Beyond bir sınırı gösterir: bu nedenler insanların anlam verebileceği alanın dışındadır. Bu ifade çoğu zaman şaşkın veya eleştirel bir ton katar. Hiçbir neden olmadığını kanıtlamaz; nedeni kavranamaz olarak sunar.
Alıştırma
Kimsenin nedenleri anlayamadığını belirten tam ve resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The committee rejected the safer plan ____.
Cevabı göster
for reasons beyond anyone's comprehension
some of them simply seem to dissolve and others don't. Kelime
0:35bazıları basitçe dağılıyor gibi görünür ve diğerleri dağılmaz.
dissolve: bir ilişki dağılıp sona erdiğinde
Burada dissolve, bir ilişkinin veya birleşik bir bütünün artık var olmaması anlamına gelir. Sözcük, bir şeyin biçimini ve bağlantılarını yavaş yavaş kaybettiği görüntüsünü çağrıştırır; bu yüzden tek bir ani olaydan çok sessiz veya aşamalı bir ayrılığı düşündürebilir. Bu, dissolve sözcüğünün soyut kullanımıdır. İlişkileri, ortaklıkları, ittifakları veya grupları anlatabilir; burada bir maddenin sıvıya karışmasını ya da resmî bir hukuki işlemi ifade etmez.
Alıştırma
'Over time, their close partnership began to dissolve,' cümlesinde dissolve ne anlama gelir?
- Ortaklığın sorunları başarıyla çözüldü.
- Ortaklık bir sıvının içine karıştı.
- Ortaklık zamanla bütünlüğünü kaybedip dağıldı.
Cevabı göster
Ortaklık zamanla bütünlüğünü kaybedip dağıldı.
To remove some of the terrifying element of apparent chance
0:40Görünürdeki şansın ürkütücü unsurunun bir kısmını ortadan kaldırmak
and encourage us to work on the right aspects of our own couples, Öbek fiiller
0:44ve bizi kendi ilişkilerimizin doğru yönleri üzerinde çalışmaya teşvik etmek için,
work on: bir şeyi geliştirmek için çaba harcamak
work on + isim yapısında work, nesne olarak belirtilen şeyi geliştirmek, ilerletmek veya çözmek için zaman ve çaba harcamak anlamına gelir. Bu ifade tamamlanmış bir sonucu değil, devam eden bir süreci anlatır. Burada work on, kişinin kendi ilişkisindeki önemli yönleri geliştirmesini ifade eder. Bu anlam beceriler, alışkanlıklar, projeler ve sorunlarla da doğal biçimde kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede work on, “bir şeyi geliştirmek için çaba harcamak” anlamında kullanılmıştır?
- We need to work on our communication.
- The clock works on batteries.
- She works on the third floor.
Cevabı göster
We need to work on our communication.
deliberately reductive: masalah yang rumit secara sengaja menyederhanakan
Reductive, karmaşık bir konuyu gerçekte olduğundan daha basitmiş gibi ele alan ve genellikle önemli ayrımları dışarıda bırakan yaklaşımı tanımlayan bir sıfattır. Deliberately, bu basitleştirmenin bilinçli bir seçim olduğunu gösterir. Bu cümlede yazar, ayrılıkları tartışmak için odaklanmış bir çerçeve oluşturmak amacıyla bu sınırlamayı açıkça kabul eder. İfade gerçekliğin kendisinin basit olduğunu iddia etmez; geçici bir analiz stratejisine işaret eder.
Alıştırma
Bir yazar “I am being deliberately reductive here.” diyor. Büyük olasılıkla neyi belirtmektedir?
- Tartışmayı odaklamak için karmaşık bir meseleyi bilinçli olarak basitleştiriyorum.
- Açıklamayı yanlışlıkla daha uzun ve ayrıntılı hâle getirdim.
- Bir şeyin boyutunun küçüldüğünü bildiriyorum.
Cevabı göster
Tartışmayı odaklamak için karmaşık bir meseleyi bilinçli olarak basitleştiriyorum.
Resmî bir bağlayıcı olarak in this regard
in this regard, “az önce değinilen belirli konu açısından” demektir. Burada sonraki adımı, yani belirli nedenlere daha az ağırlık vermeyi, daha önceki güvenilir açıklamalar bulma görevine bağlar. Bir söylem bağlayıcısı olarak ardından gelen ifadenin kapsamını belirler. Böylece yazar önceki konunun tamamını tekrarlamadan savını ilerletebilir; buradaki regard “saygı” anlamına gelmez ve selamlaşmalarda kullanılan çoğul regards da değildir.
Alıştırma
Örnekte in this regard hangi işlevi görüyor?
- Nedenlerin saygıyı hak ettiğini söyler.
- Birine nazik selamlar gönderir.
- Sonraki adımı az önce ele alınan konuyla sınırlar.
Cevabı göster
Sonraki adımı az önce ele alınan konuyla sınırlar.
Analizde discount certain causes
Burada discount bir fiildir ve analiz sırasında bir şeye daha az ağırlık ya da güvenilirlik atfetmek anlamına gelir. discount certain causes, bu nedenleri daha düşük olasılıklı veya daha az önemli açıklamalar olarak değerlendirmek demektir. Bu, onları mutlaka tamamen elemek anlamına gelmez. Yazarın anlatmak istediği, bu nedenlerin gerçek olasılıklarının hak ettiğinden çok daha fazla ilgi görmesidir; burada discount sözcüğü fiyat indirimi anlamında değil, analitik anlamda kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir açıklamanın hâlâ mümkün olduğunu ancak ona daha az ağırlık verilmesi gerektiğini anlatır?
- We should rule out that explanation.
- We should discount that explanation.
- We should ignore that explanation.
Cevabı göster
We should discount that explanation.
gain far too much airtime: gereğinden fazla ilgi görmek
Bu cümlede airtime mecaz anlamda kullanılmıştır. Bir neden gain airtime ettiğinde, medyada veya kamuya açık tartışmalarda ilgi görür; gerçek anlamda bir yayın süresi satın almaz ya da edinmez. Far too much güçlü bir eleştiri katar: Bu nedenler, gerçek olasılıklarının haklı çıkaracağından çok daha sık tartışılır.
Alıştırma
Özgün cümlede gain far too much airtime ne anlama gelir?
- Bir televizyon reklamı için daha uzun bir yayın süresi satın alır.
- Tartışılması, gerçekleşme olasılığını artırır.
- Gerçek olasılığının haklı çıkaracağından çok daha fazla kamu ilgisi görür.
Cevabı göster
Gerçek olasılığının haklı çıkaracağından çok daha fazla kamu ilgisi görür.
break up: romantik bir ilişkiyi bitirmek
Burada break up, romantik bir ilişkiyi bitirmek anlamına gelir. people break up ifadesinde geçişsizdir: Ardından doğrudan nesne olarak bir kişi gelmez ve özne iki partneri ya da birlikte düşünülen kişileri anlatır. Özne tek bir kişiyse ve partnerin adı söyleniyorsa break up with someone kullanılır: Alex broke up with Jordan.
Alıştırma
Hangi cümlede break up romantik bir ilişkinin sona erdiğini anlatır ve öbek fiilden sonra partner getirilmez?
- After two years together, Nina and Sam decided to break up.
- The teacher broke the fight up before anyone was hurt.
- Nina decided to break up with Sam after dinner.
Cevabı göster
After two years together, Nina and Sam decided to break up.
or because they are seeking a more exciting companion
1:14veya daha heyecan verici bir arkadaş aradıkları için
or because their hobbies or political views have drifted apart Öbek fiiller
1:18veya hobileri ya da siyasi görüşleri birbirinden uzaklaştığı için
drifted apart: zamanla yavaş yavaş uzaklaşmak
Bu cümlede drifted apart, giderek daha az benzer veya daha az yakın hâle gelmek anlamındadır. Hobiler ya da siyasi görüşler tek bir sarsıcı olay yüzünden aniden değişmek yerine zamanla farklı yönlere gitmiştir. Drift apart geçişsiz bir öbek fiildir; birbirinden uzaklaşan kişiler veya şeyler cümlenin öznesi olur. Drift, değişimin belirgin bir plan veya kontrol eden güç olmadan yavaşça gerçekleştiği anlamını katar.
Alıştırma
Cümleyi drift apart ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Over several quiet years, Mia and Zoe ____ as their interests changed.
Cevabı göster
drifted apart
or because things have, somehow, grown stale. Deyimler
1:22veya işler bir şekilde bayatladığı için ayrılırlar.
grown stale: tazeliğini ve enerjisini yitirmek
Burada grown stale mecaz anlamda kullanılmıştır. Ortak yaşamın veya ilişkinin tazeliğini, ilgi çekiciliğini ya da enerjisini zamanla kaybettiği anlamına gelir; yemek gibi gerçekten bayatladığı veya bozulduğu anlamına gelmez. Grow + sıfat yapısı, bir duruma geçişi anlatır. have grown stale içinde grown, have ile kullanılan geçmiş zaman ortacıdır; bu nedenle ifade, zaman içinde gelişen ve sonucu şu anda da önemli olan bir değişime odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi grow stale ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: After months without new ideas, the podcast ____.
Cevabı göster
has grown stale
But let's quickly try to reduce the role we give to such explanatory factors.
1:27Ancak bu tür açıklayıcı faktörlere verdiğimiz rolü hızla azaltmaya çalışalım.
given the massive investments that people make in being together,
1:35insanların birlikte olmak için yaptıkları devasa yatırımlar göz önüne alındığında,
given the chaos generated if there are children,
1:39eğer çocuklar varsa ortaya çıkan kaos göz önüne alındığında,
one can assert with a high degree of confidence Kalıp ifadeler
1:42yüksek bir güven derecesiyle iddia edilebilir ki
that almost no one ever splits up for such familiar reasons.
1:46neredeyse hiç kimse bu kadar tanıdık nedenlerle ayrılmaz.
Given ..., given ..., given ...: sonuçtan önce dayanakları biriktirmek
Burada cümle başına getirilen her Given öbeği, “göz önüne alındığında” veya “dikkate alındığında” anlamına gelir. Üç öbek, daha sonra gelen ana iddia one can assert için dayanak sağlar. Given bu kullanımda bir şeyi verme eylemini anlatmaz. Aynı başlangıcın tekrarlanması paralel bir yapı ve birikimli bir etki oluşturur: sonuç gelmeden önce her öbek yeni bir değerlendirme ekler. Bu, bir savı önce dayanaklar, sonra yargı gelecek şekilde düzenlemenin resmî bir yoludur.
Alıştırma
Sonuçtan önce tekrarlanan üç Given öbeğinin temel görevi nedir?
- Bir ayrılık sırasında alınan üç hediyeyi anlatırlar.
- Sonuca doğru biriken üç dayanak sunarlar.
- Savı ilgisiz arka plan ayrıntılarıyla kesintiye uğratırlar.
- Birbiriyle çelişen üç sonuç sıralarlar.
Cevabı göster
Sonuca doğru biriken üç dayanak sunarlar.
assert with a high degree of confidence: güçlü ancak sınırlandırılmış bir sonuç belirtmek
Assert, bir iddiayı açık ve kararlı biçimde belirtmek anlamına gelir. With a high degree of confidence bu iddianın ne kadar güçlü söylendiğini sınırlar: kanıtlar güçlü destek sağlar, ancak konuşan kişi tam kesinlik iddia etmez. one can assert ifadesindeki genel one, sonucu kişisel olmayan ve resmî bir yargı gibi gösterir. Bu nedenle tam ifade, hem açık bir sonucu hem de dikkatle ayarlanmış bir kesinlik düzeyini belirtir; bu özellik analitik savlarda kullanışlıdır.
Alıştırma
Mutlak kanıt iddiasında bulunmadan güçlü bir sonuç çıkaran resmî bir rapora en uygun cümle hangisidir?
- Based on the data, the decline is real because we feel it is.
- Based on the data, we have proved beyond all possible doubt that the decline is real.
- Based on the data, we kind of think the decline may be real.
- Based on the data, we can assert with a high degree of confidence that the decline is real.
Cevabı göster
Based on the data, we can assert with a high degree of confidence that the decline is real.
lies in: bir sorunun kökünü belirtmek
Bu cümlede lies in, “bir şeyde yatmak” veya “kökü bir şeyde olmak” anlamına gelir. Ayrılığın temel kaynağının, eşlerin dinlenmediklerini hissetmeleri olduğunu belirtir. Buradaki lie, “uzanmak” ya da “yalan söylemek” anlamında değildir. Bir açıklamanın veya çözümün temelini göstermek için the reason/problem/key lies in + isim veya -ing biçimi kalıbını kullanın. the real reason tekil bir öznedir, bu nedenle lie fiili lies olur.
Alıştırma
Yazar basit ve doğrudan tek bir neden ileri sürmeden temel sorunu belirtmek istiyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? “The weakness of the plan ___ its unrealistic timeline.”
- depends on
- is caused by
- lies in
Cevabı göster
lies in
sense that ... have not been heard: algı ve present perfect edilgen yapı
one or both spouses' sense that ... isim öbeği, ardından gelen yan cümleyi bağımsız biçimde kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, eşlerin algısı olarak sunar. one or both, bu algının eşlerden birine veya her ikisine ait olabileceğini belirtir. that yan cümlesindeki have not been heard, present perfect'ın edilgen yapısıdır: have + not + been + geçmiş zaman ortacı. Şimdiye kadar süren veya etkisi hâlâ önemli olan bir deneyimi anlatır. Buradaki be heard, yalnızca birinin sesinin işitilmesi değil, görüş ve duygularının dinlenip ciddiye alınması anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle Mia'nın algısını kanıtlanmış bir gerçek gibi sunmadan dikkatli biçimde aktarır?
- It is a fact that Mia's concerns have not been heard.
- Mia has a sense that her concerns have not been heard.
- Mia heard that her concerns are unimportant.
Cevabı göster
Mia has a sense that her concerns have not been heard.
that something very important to them has been disregarded,
2:02onlar için çok önemli olan bir şeyin göz ardı edildiğini,
It doesn't matter what the subject of this non-hearing happens to be. Dilbilgisi
2:12Bu dinlenilmemenin konusunun ne olduğu önemli değildir.
It doesn't matter what ... happens to be kalıbı
It doesn't matter what X happens to be kalıbı, X'in tam olarak ne olduğunun veya hangi türe ait olduğunun sonucu değiştirmediğini anlatır. Burada belirli konu önemli değildir; herhangi bir konu olabilir. what yan cümlesi, önemsiz kabul edilen şeyi belirtir. happens to be içindeki happen, “meydana gelmek” anlamında değildir. happen to be, “bu belirli durumda olmak” anlamına gelir ve kesin ayrıntının ikincil ya da tesadüfi olduğu hissini verir.
Alıştırma
Hedef kalıbı tamamlayın: It ____ what the final score ____; we will still celebrate everyone's effort.
Cevabı göster
doesn't matter · happens to be
It could be that they haven't been heard about their views on money
2:16Para hakkındaki görüşlerinin duyulmamış olması olabilir
or on the way the children are being brought up Öbek fiiller
2:19veya çocukların yetiştirilme şekli hakkında
are being brought up: bring up fiilinin edilgen devam eden biçimi
bring up fiilinin nesnesi children olduğunda, “çocukları büyütmek ve gelişirken onlarla ilgilenmek” anlamına gelir. Bu nedenle cümle, çocukların nasıl yetiştirildiğini anlatır; konuşma sırasında çocuklardan söz etmek anlamına gelmez. Are being brought up edilgen devam eden zaman yapısıdır: are + being + brought up. Çocuklar eyleme maruz kalır, yetiştirme süreci devam eden bir eylem olarak görülür ve onları yetiştiren kişilerin belirtilmesi gerekmez. Edilgen yapıda da up parçacığı brought ile birlikte kalır.
Alıştırma
Cümleyi, “yetiştirmek” anlamındaki bring up fiilinin edilgen devam eden biçimiyle tamamlayın: The twins ____ by their grandparents.
Cevabı göster
are being brought up
or on how their weekends should be managed
2:22veya hafta sonlarının nasıl yönetilmesi gerektiği hakkında
or on how intimacy occurs or doesn't occur.
2:25veya yakınlığın nasıl oluştuğu ya da oluşmadığı hakkında olabilir.
It's feeling unheard for our differences that is unbearable. Dilbilgisi
2:29Dayanılmaz olan, farklılıklarımız için dinlenilmediğimizi hissetmektir.
It is feeling unheard ... that is unbearable: it-cleft ile gerçek odağı düzeltme
Bu, It is + odaklanan öge + that yan cümlesi biçiminde bir it-cleft vurgu yapısıdır. Baştaki it belirli bir kişiye ya da nesneye işaret etmez. Odaklanan öge feeling unheard for our differences ifadesidir ve unbearable olarak nitelenen şey de budur. Burada for our differences, “farklılıklarımız yüzünden” anlamına gelir. Yapı olası bir yanlış anlamayı düzeltir: Dayanılmaz olduğu söylenen farklılıkların kendisi değildir; acı veren, bu farklılıklar yüzünden dinlenmediğini hissetmektir. Gerçek nedeni, kişiyi, zamanı veya şeyi kesin biçimde belirtmek ya da düzeltmek için It is X that Y kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi It is ... that ... vurgu yapısının tam biçimiyle tamamlayın: ____ the lack of communication ____ damages the team most.
Cevabı göster
It is · that
It's never the presence of differences per se. Kelime
2:33Bu asla farklılıkların başlı başına varlığı değildir.
per se: bir yargıyı kesin biçimde şeyin kendisiyle sınırlama
Per se, İngilizcede “kendi başına” veya “ayrı olarak ele alındığında” anlamında kullanılan Latince bir ifadedir. Bu cümlede olumsuz yargının kapsamını sınırlar: Farklılıkların yalnızca var olması, kendi başına asla sorun değildir. Bu ifade genellikle bir şeyin kendisiyle ona bağlı bir koşul veya sonucu karşılaştırır: not X per se, but X ile bağlantılı başka bir şey. Böylece konuşan kişi, X ile ilişkili her şeyi reddetmeden X'i kesin biçimde değerlendirebilir.
Alıştırma
Cümleyi “kendi başına” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The schedule isn't confusing ____; the unexplained changes are the real problem.
Cevabı göster
per se
We don't break up because a partner doesn't agree with us.
2:37Bir partner bizimle aynı fikirde değil diye ayrılmayız.
stand not getting what we want: katlanmak anlamındaki stand
Burada stand, “ayakta durmak” değil, “katlanmak” veya “tahammül etmek” anlamına gelir. Cümle, istenen şeyi elde edememenin katlanılabilir olduğunu söylüyor. Katlanılan durumu belirtmek için stand + -ing biçimi kullanılır. Bu durumu olumsuz yapmak için not, -ing biçiminden önce gelir: stand not getting something. Buradaki could, geçmiş zamanı değil, duruma katlanabilme gücünü ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle Leo'nun her maçı kazanamamaya katlanabildiğini doğal biçimde ifade eder?
- Leo can stand not win every game.
- Leo can stand not winning every game.
- Leo can stand to not win every game.
Cevabı göster
Leo can stand not winning every game.
We could stand a partner who votes another way than we do
2:44Bizden başka bir şekilde oy kullanan bir partnere dayanabiliriz
no longer as young as they once were: artık eskisi kadar genç değil
no longer as + sıfat + as ... once was/were yapısı, bir kişi veya şeyin şimdiki hâlini aynı kişi veya şeyin geçmişteki hâliyle karşılaştırır. Burada kişi artık eskisi kadar genç değildir; once “eskiden” anlamına gelir, “bir kez” anlamına gelmez. Kişinin cinsiyeti belirtilmediği için they, cinsiyet belirtmeyen tekil bir zamirdir. Were, they ile uyumludur ve tekrarlanmasa da were sözcüğünden sonra young anlamı anlaşılır.
Alıştırma
Hangi cümle Omar'ın artık eskisine göre daha az enerjik olduğunu, fakat artık enerjik biri olmadığını iddia etmeden anlatır?
- Omar is no longer as energetic as he once was.
- Omar was energetic once.
- Omar is no longer energetic.
Cevabı göster
Omar is no longer as energetic as he once was.
or different tastes in holidays.
2:52veya tatillerde farklı zevkleri olan bir partnere dayanabiliriz.
What we can't stand is someone who blocks us Dilbilgisi
2:55Dayanamayacağımız şey, bu farklılık alanlarını ne kadar sorunlu bulduğumuzu dile getirmeye çalıştığımızda
when we try to articulate how troublesome we find these areas of divergence, Dilbilgisi
2:59bizi engelleyen biridir,
Bu ayrılık alanlarını ne kadar sorunlu bulduğumuz
how troublesome we find these areas of divergence yan tümcesi, bu anlaşmazlık alanlarını ne derece sorunlu bulduğumuzu ifade eder. Burada find, keşfetmek değil, düşünmek veya değerlendirmek anlamındadır. Kalıp how + sıfat + özne + find + nesne şeklindedir: how troublesome + we + find + these areas of divergence. Troublesome önde how sonrasına getirilmiş olsa da these areas of divergence bölümünü niteler. how yan tümcesinin tamamı articulate sonrasında iç içe kullanıldığı için doğrudan soru dizilişini değil, bildirme cümlesi dizilişini korur.
Alıştırma
İç içe bir derece yan tümcesiyle cümleyi tamamlamak için şu sözcüklerin her birini bir kez kullanın: how / confusing / users / find / the / menu. The survey reveals ____.
Cevabı göster
how confusing users find the menu
seems a matter of basic indifference Kalıp ifadeler
3:08temel bir kayıtsızlık meselesi gibi göründüğünde
that is too lonely and enraging to bear. Dilbilgisi
3:10bu katlanmak için çok yalnız ve öfkelendiricidir.
Katlanamadığımız şey bizi engelleyen biridir
Bu, what ile kurulan bir sözde yarık cümledir. What we can't stand yan tümcesinin tamamı özne görevindedir; is ise odaklanan yanıtı, yani someone who blocks us bölümünü sunar. Buradaki What doğrudan bir soru sormaz. Bu kalıp ana bilgiyi is sonrasına bırakarak konuşanın asıl hayal kırıklığı kaynağını daha güçlü biçimde tanımlamasını sağlar. Bu bağlamda blocks us, fiziksel olarak yolumuzu kesmek değil, görüşümüzü ifade etmemizi engellemek ya da buna izin vermemek demektir.
Alıştırma
Soruna neden olan kişiyi vurgulamak için what ile kurulan sözde yarık yapıyı hangi cümle kullanıyor?
- We can't stand someone who shuts down every discussion.
- What can't we stand? Someone who shuts down every discussion.
- What we can't stand is someone who shuts down every discussion.
Cevabı göster
What we can't stand is someone who shuts down every discussion.
a matter of basic indifference: temel bir kayıtsızlık meselesi
a matter of + isim öbeği kalıbı, bir şeyin ne tür bir konu ya da durum olduğunu sınıflandırır. Burada konuşmacı, varoluşa özgün bakışının temel bir kayıtsızlık örneği, yani başkalarının özünde hiç önemsemediği bir şey olarak görüldüğünü söylüyor. Indifference ilgi veya özen eksikliği demektir. İki şey arasında fark bulunmaması anlamına gelmez. Resmî ve isim merkezli anlatım, duygusal bir deneyimi soğuk bir yargıya dönüştürerek ihmal edilme hissini daha da soğuk gösterebilir.
Alıştırma
Bu cümlede a matter of basic indifference ne anlama geliyor?
- Başka bir düşünceyle tamamen aynı olduğuna karar veriliyor.
- İnsanların temelde önemsemediği bir şey olarak görülüyor.
- İfadelerdeki küçük bir fark olarak görülüyor.
Cevabı göster
İnsanların temelde önemsemediği bir şey olarak görülüyor.
too lonely and enraging to bear: katlanılamayacak kadar yalnızlaştırıcı ve öfkelendirici
too + sıfat + to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir niteliğin aşırı bir dereceye ulaştığını ve bu yüzden eylemin makul biçimde gerçekleşemeyeceğini anlatır. Burada lonely ve enraging tek bir too sözcüğünden sonra bağlanır ve ikisi de aynı sonuca, to bear ifadesine gider. Deneyim o kadar yalnızlaştırıcı ve öfkelendiricidir ki konuşmacının dayanabileceği sınırı aşar. Bear burada dayanmak veya tahammül etmek anlamındaki fiildir, hayvan anlamındaki sözcük değildir. Too yalnızca sıfatları güçlendirmez; aşırı derece ile sonuç arasında ilişki kurar.
Alıştırma
too, hot, to ve drink sözcüklerini bu sırayla kullanarak tam too + sıfat + to-infinitive kalıbını tamamlayın: The tea is ____ right now.
Cevabı göster
too hot to drink
It's better to be single than unseen: iki durumu karşılaştırmak
It's better to X than Y kalıbı, iki olası eylemi veya durumu karşılaştırır ve X'in daha akıllıca, daha sağlıklı ya da daha az zararlı bir seçim olduğunu söyler. Burada bekâr olmak, kişinin kendisini görünmez hissettiği bir ilişkide kalmaya tercih edilir. Unseen burada mecazidir. Birinin duygularının, ihtiyaçlarının veya kimliğinin kabul edilmediği ya da anlaşılmadığı anlamına gelir; fiziksel olarak görünmez olmak anlamına gelmez. single ile unseen arasındaki kısa karşıtlık, yargıyı kararlı gösterir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki tam karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: ____ leave early ____ miss the last train.
Cevabı göster
It's better to · than to
After all, the unseen are alone anyway, Anlatım akışı
3:17Ne de olsa, görünmez olanlar her halükarda yalnızdır,
whatever their ostensible relationship status. Kelime
3:20görünürdeki ilişki durumları ne olursa olsun.
Destekleyici neden belirteci olarak After all,
After all, az önce söylenen ifadeyi destekleyen bir neden sunan söylem belirtecidir. Bu nedeni konuyla ilgili ve dinleyicinin muhtemelen kabul edebileceği ya da zaten bildiği bir şey olarak gösterir. Burada bekâr olmanın görünmez hissetmekten daha iyi olduğu iddiasına geri döner ve nedenini açıklar: kabul görmeyen biri duygusal olarak zaten yalnızdır. Zaman sıralamasında her şeyden sonra anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede After all önceki ifadeyi destekleyen bir neden eklemek için kullanılmıştır?
- We walked for hours. In the end, we reached the lake.
- The meeting was delayed. Finally, everyone arrived.
- Let's call Maya. After all, she knows the area well.
Cevabı göster
Let's call Maya. After all, she knows the area well.
Ostensible relationship status: yalnızca görünürdeki ilişki durumu
Burada ostensible, bir şeyin yüzeyde doğruymuş gibi sunulması veya tanımlanması, ancak gerçeğin farklı olabilmesi demektir. Ostensible relationship status, bir kişinin örneğin ilişkisi varmış gibi görünen ilişki etiketidir; o kişinin ilişkiyi gerçekte nasıl yaşadığını kanıtlamaz. Bu sözcük kuşku anlamı katar: konuşmacı, görünür veya sözde etiketi kişinin gerçek deneyimiyle karşılaştırır. Görünüş ile gerçeklik arasındaki fark önemli olduğunda kullanılır.
Alıştırma
Bir yazar, yalnızca gözleme göre olası görünen bir durumu anlatmak değil, kamuya doğruymuş gibi sunulan bir ilişki etiketini sorgulamak istiyor. En uygun ifade hangisidir?
- their official relationship status
- their apparent relationship status
- their ostensible relationship status
Cevabı göster
their ostensible relationship status
There is a big difference between a partner not doing what we want Anlatım akışı
3:24Bir partnerin istediğimizi yapmaması ile
and a partner not hearing what we want.
3:28bir partnerin istediğimizi duymaması arasında büyük bir fark vardır.
There is a big difference between ... and ... karşılaştırma kalıbı
There is a big difference between X and Y kalıbı, benzer görünebilecek iki düşüncenin birbirinden ayrılması gerektiğini bildirir. Burada X ve Y, a partner not doing what we want ve a partner not hearing what we want biçimindeki paralel -ing yan cümleleridir. Yalnızca doing sözcüğünü hearing ile değiştirmek temel farkı kolayca görünür kılar. Not doing, partnerin anlayıp yine de istenen şekilde davranmaması anlamına gelir; not hearing ise isteği dinlememesi, anlamaması veya kabul etmemesi demektir. Cümle otomatik olarak kabul ya da itaat edilmesini değil, kişinin duyulmasını savunur.
Alıştırma
Dersin karşılaştırma kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____ asking for advice ____ asking for permission.
Cevabı göster
There is a big difference between · and
It's entirely possible that one would remain with someone who doesn't share most of our interests
3:31İlgi alanlarımızın çoğunu paylaşmayan biriyle birlikte kalmak tamamen mümkündür,
so long as they happen to accept and signal an understanding of how much these interests matter to us. Notlar
3:37yeter ki bu ilgi alanlarının bizim için ne kadar önemli olduğunu kabul etsinler ve anladıklarını göstersinler.
Yeterli koşul bildiren so long as
Bu cümlede so long as, birlikte kalmayı mümkün kılan koşulu belirtir: diğer kişinin aynı ilgi alanlarını paylaşması gerekmez, ancak bunların önemini kabul edip anladığını göstermesi gerekir. Burada so long as, provided that veya on condition that anlamındadır. Bir zaman uzunluğunu değil, asgari bir gerekliliği ifade eder.
Alıştırma
'You may use the studio so long as you clean it afterward,' cümlesinde so long as ne anlama gelir?
- sonrasında temizlemen koşuluyla
- sonrasında temizlik yaptığın bütün süre boyunca
- sonrasında temizlik yaptığın için
Cevabı göster
sonrasında temizlemen koşuluyla
signal an understanding of: anlayışı göstermek
Bu cümlede signal, bir şeyi sözler veya davranışlarla fark edilir hâle getirmek demektir. Signal an understanding of how much these interests matter, bu ilgi alanlarının önemini anladığını karşı tarafa gözlemlenebilir biçimde göstermek anlamına gelir; yalnızca içten içe anlamak yeterli değildir. Yapı signal an understanding of + isim veya wh-yan cümlesidir. Accept and signal içinde signal ikinci eşgüdümlü fiildir ve kabul etmenin yanına dışarıdan görülebilen bir anlayış göstergesi ekler.
Alıştırma
Cümleyi signal an understanding of hedef ifadesiyle tamamlayın: A thoughtful reply should ____ why the delay caused frustration.
Cevabı göster
signal an understanding of
It would be possible for us to live with someone who doesn't want the same sort of sex as we do Dilbilgisi
3:45Bizimle aynı türden seks istemeyen biriyle yaşamak mümkündür,
the same sort of X as ... do: kategori karşılaştırması ve ikame do
the same sort of X as ... kalıbı türleri veya kategorileri karşılaştırır. Buradaki doesn't want the same sort of sex as we do, diğer kişinin tercih ettiği türün bizim istediğimiz türle aynı olmadığını anlatır. Sondaki do bir ikame fiildir. Daha önce anlaşılmış olan want the same sort of sex fiil grubunun yerini alır ve tekrar edilmesini önler.
Alıştırma
Cümleyi karşılaştırma sözcüğüyle ve wants yerine geçen fiille tamamlayın: Leo wants the same kind of schedule ____ Maya ____.
Cevabı göster
as · does
see matters from our position and can give a modicum of empathy to our hopes and longings. Notlar
3:55olayları bizim pozisyonumuzdan görebilsinler ve umutlarımıza ve özlemlerimize bir nebze empati gösterebilsinler.
see matters from our position: başka birinin bakış açısını değerlendirmek
See matters from our position, fiziksel bakış noktasını mecaz olarak kullanır. Durumu, onu görüş biçimimizi şekillendiren sınırlamalar, ihtiyaçlar ve deneyimler dâhil olmak üzere bizim bakış açımızdan değerlendirmek anlamına gelir. Position burada bir bakış açısını veya içinde bulunulan koşulları ifade eder. İfade, başka bir yerden gerçek anlamda bakmayı değil, bakış açısını değiştirmeyi ister.
Alıştırma
Hangi cümle yöneticiden, aynı fikirde olmasını zorunlu kılmadan ekibin bakış açısını anlamasını ister?
- The manager should see matters from the team's position.
- The manager should announce the team's position.
- The manager should agree with the team's position.
Cevabı göster
The manager should see matters from the team's position.
'give a modicum of empathy' ifadesindeki asgari beklenti
Bu cümlede give a modicum of empathy, başka birinin duygularına karşı en azından biraz anlayış göstermek anlamına gelir. A modicum of, “az ama anlamlı miktarda” demenin resmî bir yoludur; bu nedenle bol miktarda empatiyi değil, düşük bir asgari düzeyi ifade eder. give ile kullanıldığında empathy, başka birine sunulan bir şey olarak ele alınır. Bu ifade hafif bir eleştiri içerebilir: bu kadar sınırlı bir tepki bile mümkün olmalıdır.
Alıştırma
Cümleyi, “en azından biraz anlayış göstermek” anlamındaki vurgulanan resmî ifadeyle tamamlayın. The manager was asked to ____ to employees worried about the change.
Cevabı göster
give a modicum of empathy
so long as they have the courage to listen to how ours operate.
4:06yeter ki bizimkilerin nasıl işlediğini dinleme cesaretine sahip olsunlar.
'needs for affection run in a different direction' ifadesindeki mecaz
Burada needs for affection öznedir ve run in a different direction mecazlı bir yüklemdir. Bir kişinin sevgi isteme biçiminin diğer kişinin düzeninden farklı olduğu anlamına gelir; hiçbir şey gerçekten koşmaz. direction imgesi, farkı bir yönelim veya eğilim olarak sunar. Taraflardan birinin ihtiyaçlarının yanlış olduğunu söylemeden iki düzenin birbirinden uzaklaşarak geliştiği hissini verir.
Alıştırma
Hedef ifade bu cümlede ne anlama geliyor? 'Their needs for affection run in a different direction.'
- Artık hiçbir sevgiye ihtiyaç duymazlar.
- Sevgiyi farklı bir şekilde ararlar.
- Kendilerine sevgi gösterildiğinde fiziksel olarak uzaklaşırlar.
Cevabı göster
Sevgiyi farklı bir şekilde ararlar.
We don't need partners to agree with us on everything. Anlatım akışı
4:11Partnerlerin her konuda bizimle aynı fikirde olmasına ihtiyacımız yok.
We need them to give off signs that they can accept the scale and legitimacy of our vision. Öbek fiiller
4:14Vizyonumuzun ölçeğini ve meşruluğunu kabul edebileceklerine dair işaretler vermelerine ihtiyacımız var.
We don't need ... We need ... düzeltici karşıtlığı
Tekrarlanan We don't need ... We need ... kalıbı, gereğinden katı bir düşünceyi düzeltir. İlk cümle tamamen aynı fikirde olmayı bir koşul olmaktan çıkarır; ikinci cümle bunun yerine asıl koşulu getirir: partnerin bu bakış açısının önemini ve meşruluğunu kabul ettiğini gösteren işaretler. Bu kalıp bilgiyi iki adımda düzenler: önce yanlış bir ölçütü reddeder, ardından gerçekten önemli olan ölçütü belirtir. Yanlış bir ya o ya bu ikilemine girmeden bir tutumu netleştirmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Örnekteki tekrarlanan kalıpla düzeltici karşıtlığı tamamlayın: We ____ our teammates to agree with every detail; we ____ them to respect the main goal.
Cevabı göster
don't need · need
give off signs: fark edilebilir bir tutumu açığa çıkarmak
Give off, fark edilebilen bir şeyi yaymak ya da ortaya çıkarmak demektir. Genellikle koku, ışık veya ısı gibi fiziksel şeylerle kullanılır; ancak burada anlam signs sözcüğüne genişler ve partnerlerin sözlerinin ya da davranışlarının bir tutumu açığa çıkardığını belirtir. Bu cümlede give off signs, konuşanın bakış açısının kapsamını ve meşruluğunu kabul edebildiklerini gösteren gözlemlenebilir ipuçları vermek demektir. Bu ipuçları yalnızca bu sınırlı anlamda kabule işaret eder; her konuda aynı fikirde olduklarını kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümlede give off, bir tutumu veya izlenimi açığa çıkarma şeklindeki aynı soyut anlamda kullanılmıştır?
- The new manager gives off a calm, confident vibe.
- The runner gave up near the finish line.
- The candle gives off a faint vanilla scent.
Cevabı göster
The new manager gives off a calm, confident vibe.
"I understand" is the phrase that could single-handedly rescue more long-term relationships Notlar
4:21"Anlıyorum", tek başına daha fazla uzun vadeli ilişkiyi kurtarabilecek ifadedir,
“I understand”: aynı fikirde olmadan karşı tarafı anladığını belirtmek
Bu cümlede “I understand”, yalnızca sözcüklerin anlaşıldığını bildirmez. Konuşmada karşı tarafın duygularının, gerekçelerinin veya bakış açısının duyulduğunu ve ciddiye alındığını gösteren bir kabul ifadesidir. Otomatik olarak “I agree” veya “I will do what you want” anlamına gelmez. Sakinleştirici etkisi, cevap vermeden ya da karşı çıkmadan önce diğer kişinin deneyimini kabul etmesinden gelir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız neden üzgün olduğunu açıklıyor. “I understand why you feel that way,” diyorsunuz, ancak istediği çözüme katılmıyorsunuz. “I understand” mutlaka onun çözümünü onayladığınız anlamına mı gelir?
- Evet
- Hayır
Cevabı göster
Hayır
than any number of anniversary celebrations or therapy sessions. Kelime
4:27herhangi bir sayıdaki yıldönümü kutlaması veya terapi seansından daha fazla.
“single-handedly rescue”: bir kişinin veya etkenin tek başına kurtarması
“single-handedly rescue” ifadesinde single-handedly, rescue fiilini niteleyen bir zarftır. Bir kişinin, eylemin veya etkenin kurtarma işini yardımsız yaptığını ya da tek başına yeterliymiş gibi sunulduğunu belirtir; rescue burada ilişkilerin sona ermesini önlemek demektir. Bu iddia bilerek güçlü ifade edilmiştir ve büyük olasılıkla abartılıdır. Yazar, “I understand” demenin gücünü vurgular; tek bir ifadenin başka hiçbir çaba olmadan her ilişkiyi onaracağını garanti etmez.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “başka hiç kimseden yardım almadan” anlamına gelen vurgulu zarfla tamamlayın: With no outside help, Lena ____ rescued the neighborhood café from closing.
Cevabı göster
single-handedly
any number of: belirtilmemiş ve çok büyük olabilecek bir sayı
Burada any number of belirli bir sayıyı değil, “çok sayıda” veya “ne kadar çok olursa olsun” anlamını taşır. Yıl dönümü kutlamalarının ve terapi seanslarının pek çok kez gerçekleşebileceğini düşündürür. Karşılaştırmada iddiayı güçlendirir: bu tür çabalar çok sayıda olsa bile ilişkileri “I understand” sözü kadar etkili biçimde kurtaramayabilir. Yeniden kullanılabilen X does more than any number of Y kalıbı, Y’nin sayısını artırmanın sonucu değiştirmeyeceğini anlatır.
Alıştırma
“Çok sayıda gösterişli davranış olsa bile” anlamını vermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? One honest conversation can help more than ___ grand gestures.
- a number of
- any number of
- the number of
Cevabı göster
any number of
It deserves to be known as the most romantic phrase in existence.
4:32Var olan en romantik ifade olarak bilinmeyi hak ediyor.
we don't need to be exceptionally beautiful or rich.
4:42olağanüstü güzel veya zengin olmamıza gerek yok.
We don't need to have brilliant sex or friction-free alignments of interests. Kelime
4:49Harika bir sekse veya ilgi alanlarının sürtünmesiz bir şekilde uyumlanmasına ihtiyacımız yok.
friction-free alignments of interests: sürtüşmesiz çıkar uyumu
Friction-free burada mecazidir: friction insanlar arasındaki gerilim, anlaşmazlık veya engelleri ifade eder; bu nedenle friction-free bu zorlukların hiçbirinin bulunmaması demektir. Alignments of interests, insanların hedeflerinin, ihtiyaçlarının veya teşviklerinin aynı yöne baktığı durumları anlatır. Dilbilgisel olarak friction-free, alignments sözcüğünü niteler; of interests ise neyin uyumlu olduğunu belirtir. İfade bir bütün olarak herkesin isteklerinin çatışmasız ve kusursuz biçimde uyuşmasını anlatır. Fiziksel hizalanma ya da yalnızca aynı hobilerden hoşlanma anlamına gelmez; resmî anlatımı standardın olağanüstü derecede kesin görünmesini sağlar.
Alıştırma
Bu cümledeki ifadeye en uygun yorum hangisidir? The partners cooperate well, but they do not expect friction-free alignments of interests in every decision.
- Gerilim veya çatışma olmadan hedeflerin kusursuz biçimde uyuşması
- Nesneleri birbirine sürtünmeyecek biçimde fiziksel olarak dizmek
- Tam olarak aynı hobilere sahip olmak
Cevabı göster
Gerilim veya çatışma olmadan hedeflerin kusursuz biçimde uyuşması
We just need to make sure that we are people who listen,
4:55Sadece dinleyen insanlar olduğumuzdan emin olmamız gerekiyor,
who, when the partner has something very important they need to get across to us, Öbek fiiller
4:59partnerin bize aktarması gereken çok önemli bir şeyi olduğunda,
Get something across to someone: bir mesajı karşı tarafa anlatabilmek
Tam kalıp get something across to someone şeklindedir. Bir fikri, karşıdaki kişinin gerçekten anlayacağı biçimde başarıyla iletmek anlamına gelir ve çoğu zaman biraz çaba gerektiğini ima eder. To us mesajı alan kişileri belirtir. Burada something very important, get fiilinden sonra var olduğu anlaşılan nesnedir: they need to get something very important across to us. İlgi cümleciği yapısında bu isim öbeği daha önce gelir ve get fiilinden sonra bir boşluk bırakır.
Alıştırma
Cümleyi get something across to someone kalıbının eksik kısımlarıyla tamamlayın: After three tries, Maya finally managed to ____ her main point ____ the team.
Cevabı göster
get · across to
Take something on board: dinleyip dikkate almak
Take something on board, bir bilgiyi dinlemek, önemli olduğunu kabul etmek ve kendi düşünce sürecine katmak anlamına gelen bir deyimdir. Things, alınan ve değerlendirilen bilgileri belirtir. Bu ifade, aynı fikirde olma veya hemen harekete geçme sözü vermez. Bu cümlede, kişinin partnerinden gelen önemli mesaja kendini kapatmak yerine açık kalabilmesini anlatır.
Alıştırma
Yargılayın: Lena "I'll take your feedback on board," derse her noktaya katılacağına ve hepsini aynen uygulayacağına söz vermiş olur.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
can bear to acknowledge an opposite position, Kalıp ifadeler
5:06karşıt bir pozisyonu kabul etmeye katlanabilen,
acknowledge an opposite position: karşıt bir görüşü tanımak
Acknowledge an opposite position, karşıt bir görüşün var olduğunu ve ciddiye alınmaya değer olduğunu açıkça tanımak demektir. Buradaki position fiziksel bir konum değil, görüş veya tutum anlamındadır. Bu tutumu tanımak, onunla aynı fikirde olmak veya kendi görüşünden vazgeçmek değildir. Bu ifade, konuşanın kendi sonucunu korurken anlaşmazlığa da yer açmasını sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, konuşanın aynı fikirde olduğunu söylemeden karşıt bir görüşü tanır?
- I refuse to consider the opposing position at all.
- I agree with the opposing position and now support it.
- I acknowledge the opposing position, but I still disagree.
Cevabı göster
I acknowledge the opposing position, but I still disagree.
"I can see this matters a lot to you Ton ve niyet
5:11"Bunun senin için çok önemli olduğunu görebiliyorum
and I will try my hardest to think about it and see what I can do about it." Notlar
5:14ve bunun hakkında düşünmek ve bu konuda ne yapabileceğimi görmek için elimden gelenin en iyisini yapacağım."
I can see this matters a lot to you: bunun senin için önemli olduğunu anlamak
I can see this matters a lot to you ifadesindeki can see, gözle görmek değil, anlamak veya fark etmek demektir. Matter a lot to someone, bir şeyin o kişi için çok önemli olmasıdır. Konuşan kişi ne yapılacağını tartışmadan önce konunun diğer kişi için önemini doğrular. Bu, savunmacı tavrı azaltabilir; ancak tek başına aynı fikirde olunduğunu göstermez veya talebin karşılanacağını vaat etmez.
Alıştırma
Hangi yanıt, diğer kişinin talebini otomatik olarak kabul etmeden kaygısını tanır?
- You're completely right, and I promise to do exactly what you asked.
- I can see the folder on the table.
- I can see this matters a lot to you, so let's talk through the options.
Cevabı göster
I can see this matters a lot to you, so let's talk through the options.
try my hardest to: en büyük çabayı göstereceğine söz vermek
Try my hardest to + fiil, bir şeyi yapmak için mümkün olan en büyük çabayı göstermek anlamına gelir. Hardest görevin ne kadar zor olduğunu değil, çabanın düzeyini anlatır. Burada konuşan kişi ciddi biçimde düşünüp olası bir çözüm arayacağına söz verir, ancak belirli bir sonucu garanti etmez.
Alıştırma
Sözü try ... hardest yapısıyla tamamlayın: I cannot promise success, but I will ____ solve the problem.
Cevabı göster
try my hardest to
see what I can do about it: dikkatli bir yardım teklifi
See what I can do about it, hangi eylemin mümkün olduğunu araştırmak ve konuyla ilgili yardımcı olmaya çalışmak anlamına gelir. İç cümle what I can do araştırılan olası eylemi belirtir; about it ise daha önce sözü edilen soruna gönderme yapar. Bu, dikkatli bir taahhüttür: konuşan kişi seçenekleri değerlendirmeye veya ilk adımı atmaya söz verir, ancak sorunun kesinlikle çözüleceğini garanti etmez. Burada ciddi biçimde düşünme sözünün ardından geldiği için geçiştirici değil, yapıcı duyulur.
Alıştırma
Bir müşteri sizden bir sorunu çözmenizi istiyor, ancak önce neyin mümkün olduğunu kontrol etmelisiniz. Hangi yanıt başarıyı garanti etmeden yardım sunar?
- I guarantee that I will solve it today.
- I'll see what I can do about it.
- I've decided not to help with it.
Cevabı göster
I'll see what I can do about it.
From here, it really doesn't matter if things radically change or not. Dilbilgisi
5:19Buradan sonra işlerin kökten değişip değişmemesi gerçekten önemli değil.
it really doesn't matter if ... or not: iki olasılık da aynı sonuca götürür
Bu cümlede it really doesn't matter if X or not, X gerçekleşse de gerçekleşmese de sonucun aynı olduğu anlamına gelir. Konuşan kişi, önemli çalışmanın başarıya ulaştığına karar vermek için işlerin kökten değişip değişmeyeceğini beklemiyor. It doesn't matter if + yan cümle + or not kalıbı iki olasılığı da açıkça kapsar: olay ya gerçekleşir ya da gerçekleşmez. Really vurguyu artırır. Buradaki doesn't matter, köklü bir değişimin gerçekleşip gerçekleşmemesine yöneliktir; sorunların kendisinin önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: It ____ the room is small or not; the meeting will be online.
Cevabı göster
really doesn't matter if
will have been done ... will have been assured: gelecek zamanda bitmiş edilgen yapı
Vurgulanan iki fiil öbeği de gelecek zamanda bitmiş edilgen yapıyı kullanır: will + have + been + geçmiş zaman ortacı. Will have been done, hayati önem taşıyan çalışmayı tamamlanmış olarak; will have been assured ise ilişkiyi güvence altına alınmış olarak gösterir. Bu zaman, gelecekteki bir referans noktasından geriye bakar. O noktaya gelindiğinde eylemler çoktan tamamlanmış olacaktır; edilgen yapı dikkati işi kimin yaptığına değil, sonuçlara yöneltir.
Alıştırma
Cümleyi complete fiilinin gelecek zamanda bitmiş edilgen biçimiyle tamamlayın: By Friday, all safety checks ____.
Cevabı göster
will have been completed
People described as defensive may have a thousand charms, Deyimler
5:31Savunmacı olarak tanımlanan insanlar binlerce çekiciliğe sahip olabilir,
Abartma olarak “a thousand charms”
Burada a thousand kesin bir sayı değildir. “Çok fazla” anlamını vurgulamak için büyük bir sayının kullanıldığı bir abartmadır. Charms, büyülü nesneleri değil, kişinin çekici özelliklerini anlatır. Bu ifade, but ile gelen karşıtlıktan önce bir ödün de verir: savunmacı bir kişinin birçok iyi özelliği olabilir, ancak bu özellikler iletişim sorununu ortadan kaldırmaz.
Alıştırma
Bu cümlede “a thousand charms” ne anlama geliyor?
- tam olarak 1.000 büyülü söz
- çok sayıda çekici özellik
- özellikle çekici tek bir özellik
Cevabı göster
çok sayıda çekici özellik
but we should know that the most flawed open person is preferable to the most seemingly accomplished defensive one. Dilbilgisi
5:36ancak bilmeliyiz ki, en kusurlu açık kişi, görünüşte en başarılı savunmacı kişiye tercih edilir.
Resmî karşılaştırmada “A is preferable to B”
A is preferable to B kalıbı, A'nın daha iyi veya daha arzu edilir seçenek olduğu anlamına gelir. Bu cümlede açık bir kişi, savunmacı bir kişiden üstün tutulur. Preferable sözcüğünden sonra than değil, to gelir. İki üstünlük dereceli isim öbeği keskin ve paralel bir karşıtlık kurar: en kusurlu açık kişi bile görünüşte en başarılı savunmacı kişiden üstün sayılır. Open, dinlemeye ve sorunları kabul etmeye istekli olmayı; defensive ise kendini korumak için eleştiriye direnmeyi anlatır. Seemingly, başarının yalnızca görünüşte olduğunu belirtir; one ise person sözcüğünün yerini tutar.
Alıştırma
Paralel karşılaştırmayı resmî preferable yapısı ve candidate sözcüğünün tekrarını önleyen sözcükle tamamlayın: The most inexperienced honest candidate is ____ the most polished dishonest ____.
Cevabı göster
preferable to · one
settle down with someone: biriyle istikrarlı bir hayat kurmak
Settle down with someone, o kişiyle romantik partner olarak istikrarlı ve uzun süreli bir hayat kurmak anlamına gelir; çoğu zaman evlilik gibi ciddi bir bağlılığı da çağrıştırır. With, bu düzenli hayatta kimin partner olacağını belirtir. Settle down başka bağlamlarda “sakinleşmek” anlamına gelebilir; ancak settle down with ifadesinden sonra bir kişi geldiğinde genellikle romantik ilişki anlamı taşır. Burada yalnızca sakinleşmekten değil, uzun süreli bir partner seçmekten söz ediliyor.
Alıştırma
Bu açıklamadaki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: After years of casual dating, Maya wants to ____ someone who shares her goals.
Cevabı göster
settle down with
It's the one who feels no pride or compunction in readily saying,
5:51Şöyle derken hiç gurur veya vicdan azabı hissetmeyen kişidir:
I can hear what you are saying: ne söylediğini anlıyorum
Bir anlaşmazlık sırasında I can hear what you are saying, “söylediğin noktayı dikkatle dinliyor ve anlıyorum” anlamına gelir. Buradaki hear yalnızca sesi fiziksel olarak duymakla ilgili değildir; ifadenin tamamı karşıdaki kişinin mesajının dikkatle alındığını gösterir. Bu ifade, konuşanın aynı fikirde olduğu anlamına gelmez. Konuşan kişinin farklı görüşünü açıklamadan önce karşı tarafın bakış açısını anladığını göstermesine olanak verir.
Alıştırma
Bir toplantıda Lena, “I can hear what you are saying, but I still prefer the original plan.” diyor. Ne anlatmak istiyor?
- Karşı tarafı net bir şekilde duyamaz.
- Karşı tarafın görüşünü anlar ve kabul eder, ancak onunla aynı fikirde olması gerekmez.
- Planı değiştirmeyi tamamen kabul etmiştir.
Cevabı göster
Karşı tarafın görüşünü anlar ve kabul eder, ancak onunla aynı fikirde olması gerekmez.
I get it: gündelik bir anlama ifadesi
Burada I get it, “Söylediğin noktayı ve bunun arkasındaki duyguyu anlıyorum” demektir. Get burada bir şeyi edinmek anlamına gelmez; get it, bir fikir ya da açıklamanın artık netleştiğini söylemenin yaygın ve gündelik bir yoludur. Bu kısa cümle, bütün noktayı tekrar etmeden anladığınızı doğrular.
Alıştırma
Yanıtı bu dersteki gündelik ifadeyle tamamlayın: “Thanks for explaining. ____.”
Cevabı göster
I get it
I love you, this makes me curious: daha fazla açıklama için şefkatli bir davet
Bu cümlede this, karşıdaki kişinin az önce paylaştığı önemli görüşe veya duyguya işaret eder. This makes me curious, bunu duymanın daha fazla anlama konusunda samimi bir istek doğurduğunu belirtir; şüphe veya özel hayata müdahale anlamına gelmez. Because I love you, soru sormanın nedenini açıklar: o kişiye duyulan sevgi. Tell me more ile birlikte bu ifade, olası bir anlaşmazlığı açıklamayı sürdürme davetine dönüştürür.
Alıştırma
Destekleyici yanıtı bu dersteki iki ifadeyle tamamlayın: “Because ____, ____. Tell me more.”
Cevabı göster
I love you · this makes me curious
Açık uçlu bir davet olarak “Tell me more.”
“Tell me more”, karşıdaki kişiyi konuşmaya devam etmeye ve ayrıntı vermeye davet eden açık uçlu bir ifadedir. Merak ve ilgi gösterir; hemen yargılamaya, karşı çıkmaya veya tavsiye vermeye geçmek yerine konuşmayı kişinin deneyimine odaklı tutar. Dil bilgisi bakımından emir biçiminde olsa da buradaki konuşma işlevi emir vermek değil, kişiyi nazikçe devam etmeye teşvik etmektir. Sıcak ve ilgili bir ses tonu bu farkı yansıtmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Something surprising happened at work.” diyor. Hangi yanıt “Tell me more” ifadesinin doğal konuşma işlevini kullanır?
- “Tell me more.” — Arkadaşa konunun bittiğini söyler.
- “Tell me more.” — Arkadaşı konuşmaya devam etmeye davet eder.
- “Tell me more.” — Arkadaşa hemen tavsiye verir.
Cevabı göster
“Tell me more.” — Arkadaşı konuşmaya devam etmeye davet eder.
one day, annoy or frustrate us mightily.
6:11bir gün bizi fazlasıyla sinirlendirecek ya da hüsrana uğratacaktır.
We'll just be highly unlikely ever to want to break up with them. Dilbilgisi
6:16Sadece onlardan ayrılmayı isteme ihtimalimiz çok düşük olacaktır.
“highly unlikely ever to + fiil” kalıbı
“be highly unlikely ever to + fiilin yalın hâli” kalıbında highly, unlikely sözcüğünün derecesini güçlendirir; dolayısıyla olasılık son derece düşüktür. Ever, zaman aralığını “herhangi bir zamanda” anlamına genişletir ve to eylemi getirir. Bu cümlede konuşanlar, gelecekte herhangi bir zamanda ayrılmak istemelerinin çok düşük bir ihtimal olduğunu söylüyor. Never’dan farklı olarak bu kalıp, mutlak bir imkânsızlık iddiasında bulunmadan güçlü bir tahmin yapar.
Alıştırma
Cümleyi “herhangi bir zamanda gerçekleşmesi son derece düşük ihtimalli” anlamındaki dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: She is ____ change her mind.
Cevabı göster
highly unlikely ever to
Connect is a card game to foster connection and closeness
6:24Connect, bağ kurmayı ve yakınlığı teşvik eden bir kart oyunudur
with 100 questions that help couples to rekindle affection. Deyimler
6:28çiftlerin sevgiyi yeniden alevlendirmesine yardımcı olan 100 soru ile.
Rekindle affection: sıcak duyguları yeniden canlandırmak
Bu cümlede rekindle affection, zayıflamış sıcak ve sevgi dolu duyguları yeniden canlandırmak anlamına gelir. Rekindle sözcüğünün gerçek anlamı bir ateşi yeniden yakmaktır; bu nedenle ifade, affection duygusunu yeniden yakılabilecek bir sıcaklık gibi gösterir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp, rekindle + önceden var olan ama zayıflayan bir şey biçimindedir. Affection, interest, hope veya a relationship ile kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “sıcak duyguları geri getirmek” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After feeling distant for months, the couple took a quiet trip to ____.
Cevabı göster
rekindle affection
Click the link on screen now to find out more.
6:33Daha fazlasını öğrenmek için şimdi ekrandaki bağlantıya tıklayın.