Platon'un yüzük alegorisi - Alex Gendler: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
678 kelime 134 kel/dk

Video özeti: Platon’un Gyges’in Yüzüğü anlatısı, insanların adalet kendi başına iyi olduğu için mi, yoksa yanlış davranış cezalandırıldığı için mi adil davrandığını sorgular. Glaukon, görünmez olan bir çobanın iktidarı ele geçirmesini anlatarak ikinci görüşü savunur; Sokrates ise arzuları denetleyen aklın iç uyum ve gerçek mutluluk yarattığını ileri sürer. Video, sonraki filozofların görüşlerini karşılaştırarak sona erer ve denetlenmeyen bir güce kavuşan insanın nasıl davranacağını sorar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. tempts its beholder with power. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: tempt someone with something kalıbının çekici bir nesneyi, yararı veya gücü ikna aracı olarak sunduğunu öğrenin. Bu yapıyı ayartma, yönlendirme, hırs ve ödül vadederken ahlaki risk taşıyan tercihler hakkında konuşurken kullanabilirsiniz. 2. offering both extrinsic and intrinsic benefits. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Statü veya maddi kazanç gibi dışsal yararlarla, etkinliğin ya da durumun kendisinden doğan içsel yararları ayırt edin. Bu resmî karşıtlık; motivasyon, eğitim ve etik konularını, ayrıca adaletin dış sonuçlardan bağımsız değerini tartışmayı kolaylaştırır. 3. if the ring of Gyges fell into your hands, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: fall into someone’s hands ifadesini bir fırsatın, kaynağın, kanıtın veya güç aracının beklenmedik biçimde birinin denetimine girmesi olarak tanıyın. Olağan dışı bir etki veya sorumluluğa ansızın kavuşan kişinin ne yapabileceğini sorgulayan varsayımsal durumlar kurmak için kullanın.

Bu derste

A ring with supernatural abilities tempts its beholder with power. Kalıp ifadeler

0:07

Doğaüstü yeteneklere sahip bir yüzük, sahibini güçle cezbeder.

Kalıp ifadeler

tempts its beholder with power: birini bir şeyle ayartmak

tempt someone with something yapısında someone etkilenen kişiyi, with something ise sunulan çekici şeyi, ödülü veya avantajı belirtir. Burada its beholder ayartılan kişidir ve power onu çeken unsurdur. With power, “güçlü bir biçimde” anlamına gelmez. with öbeği kişiyi ayartmak için ne kullanıldığını gösterir; tempt someone with money, food veya an easy solution örneklerinde olduğu gibi.

Alıştırma

tempt someone with something yapısını tamamlayın: The app tempted new users ____ a free trial.

Cevabı göster

with

But there are no hobbits, dwarves, or Valkyries in this tale. Anlatım akışı

0:12

Ancak bu hikayede hobbitler, cüceler veya Valkürler yok.

Anlatım akışı

no hobbits, dwarves, or Valkyries in this tale: beklenen hikâye türünü elemek

no hobbits, dwarves, or Valkyries in this tale şeklindeki olumsuz liste, tanıdık fantastik ve mitolojik figürleri olasılık dışı bırakır. But ile birlikte, doğaüstü bir yüzükten söz edilmesinin oluşturduğu beklentiyi düzeltir: bu, alışılmış bir fantastik macera değildir. Bu, bilgiyi eleme yoluyla düzenleme biçimidir. Konuşan kişi önce konunun ne olmadığını söyler; böylece dinleyici kolay bir varsayımı bırakır ve gerçek konuya hazırlanır.

Alıştırma

Başlangıçtaki olumsuz listenin temel görevi nedir?

  1. Üç mitolojik grubun güçlerini karşılaştırmak
  2. Tanıdık bir fantastik hikâye türünü elemek ve dinleyicinin beklentisini yeniden yönlendirmek
  3. Hikâyeye yön verecek üç kahramanı tanıtmak
Cevabı göster

Tanıdık bir fantastik hikâye türünü elemek ve dinleyicinin beklentisini yeniden yönlendirmek

In fact, the legend of the Ring of Gyges appeared long before those characters were ever committed to paper, Kalıp ifadeler

0:16

Aslında, Gyges'in Yüzüğü efsanesi, bu karakterlerin kağıda dökülmesinden çok önce ortaya çıktı,

Kalıp ifadeler

appeared long before ... were ever committed to paper: …… yazıya geçirilmeden çok önce ortaya çıktı

A happened/existed long before B kalıbı, A'nın B'den çok daha önce gerçekleştiğini veya var olduğunu belirtir. Burada appeared long before, efsanenin ortaya çıkışını diğer karakterlerin ilk kez yazılı hâle gelmesinden çok daha önceye yerleştirir. Commit something to paper, bir şeyi yazmak veya yazılı olarak kaydetmek demektir. Edilgen yapı were ever committed to paper içindeki ever vurguyu artırır: o karakterler daha yazıya bile geçirilmeden önce.

Alıştırma

Cümleyi “çok daha önce” ve “yazıya geçirilmiş” anlamındaki İngilizce ifadelerle tamamlayın: The custom existed ____ its rules were ever ____.

Cevabı göster

long before · committed to paper

more than 2,000 years ago,

0:23

2.000 yıldan daha uzun bir süre önce,

in the Greek philosopher Plato's Republic. Kültür

0:25

Yunan filozofu Platon'un Devlet adlı eserinde.

Kültür

in the Greek philosopher Plato's Republic: Yunan filozof Platon'un Devlet adlı eserinde

Plato's Republic burada antik Yunan filozofu Platon'un Devlet adlı felsefe eserini ifade eder. Bu ifadede Republic bir kitap adıdır; bir yönetim biçimi olan “cumhuriyet” anlamındaki cins isim değildir. Eser çoğunlukla diyalog biçiminde yazılmıştır ve adaleti, bir kentin nasıl düzenlenmesi gerektiğini ve insan ruhunu inceler. Diyalogdaki başlıca konuşmacı Sokrates, yazar ise Platon'dur; Gyges'in Yüzüğü hikâyesi, insanların neden adil olmayı seçtiğine ilişkin tartışmanın bir parçası olarak yer alır.

Alıştırma

Bu cümlede Plato's Republic neyi ifade eder?

  1. Plato adlı hayalî bir ülke
  2. Platon'un kurup yönettiği bir cumhuriyet
  3. Platon'un adaleti tartıştığı bir felsefe eseri
Cevabı göster

Platon'un adaleti tartıştığı bir felsefe eseri

The story surfaces as the philosopher Socrates and his student Glaucon Anlatım akışı

0:29

Hikaye, filozof Sokrates ve öğrencisi Glaukon

discuss why people act justly. Kelime

0:34

insanların neden adil davrandıklarını tartışırken gün yüzüne çıkar.

Anlatım akışı

The story surfaces as ...: bir hikâyeyi tartışmaya dâhil etmek

The story surfaces, hikâyenin tartışmada gündeme geldiği veya tartışmayla ilgili hâle geldiği anlamına gelir. Surface burada mecaz anlamlı ve geçişsizdir: Hikâye fiziksel olarak sudan yukarı çıkmaz; ortaya çıkan şey hikâyenin kendisidir. As, hikâye gündeme geldiğinde sürmekte olan tartışmayı tanıtır. X surfaces as Y happens kalıbı, bir bilginin, sorunun veya hikâyenin daha geniş bir açıklamaya hangi bağlamda girdiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede surface, daha geniş bir tartışma sırasında bir konunun gündeme geldiğini gösteren söylem fiili olarak kullanılmıştır?

  1. The old concern surfaced as the team discussed the new schedule.
  2. The table had a rough surface, so the team covered it.
  3. The submarine surfaced as the team discussed the new schedule.
Cevabı göster

The old concern surfaced as the team discussed the new schedule.

Kelime

why people act justly: durum zarfı olarak justly

why people act justly ifadesinde act justly, adil ve ahlaken doğru bir biçimde davranmak demektir. Justly, act fiilini niteleyen bir zarftır; bu nedenle “İnsanlar nasıl davranır?” sorusunu yanıtlar. Burada justly, etik justice düşüncesiyle ilişkilidir. Just sözcüğünün günlük dildeki “yalnızca” veya “az önce” gibi yaygın anlamlarını taşımaz.

Alıştırma

Cümleyi, just sözcüğünden türetilen ve “adil ve ahlaken doğru bir biçimde” anlamına gelen zarfla tamamlayın: Even under pressure, a judge must act ____.

Cevabı göster

justly

Is it because it's what's right?

0:37

Bunun sebebi doğru olanı yapmak mıdır?

Or because it's a convention that's enforced through punishment and reward? Kelime

0:39

Yoksa ceza ve ödüller aracılığıyla dayatılan bir gelenek midir?

Kelime

ceza ve ödülle uygulanan bir toplumsal uzlaşım

Burada convention, bir konferans değil, ortak kabul görmüş bir toplumsal kuralı veya davranış biçimini ifade eder. That's enforced through punishment and reward ilgi cümleciği, dışsal sonuçların insanları bu kurala uymaya zorladığını anlatır. Soru, adil davranmaya yönelik içsel bir nedeni ceza ve yararlara dayanan dışsal bir sistemle karşılaştırır. Daha genel olarak be enforced through + yöntem, bir kuralın veya normun hangi yolla sürdürüldüğünü gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede a convention that's enforced through punishment and reward ne anlama gelir?

  1. Cezaları hesaplayan bir bilgisayar işlemi
  2. Dışsal sonuçlarla sürdürülen ortak bir toplumsal kural
  3. Ödüllerin dağıtıldığı büyük bir toplantı
Cevabı göster

Dışsal sonuçlarla sürdürülen ortak bir toplumsal kural

Playing devil's advocate, Deyimler

0:44

Şeytanın avukatlığını yapan

Glaucon argues against Socrates and recounts the following story. Anlatım akışı

0:46

Glaukon, Sokrates'e karşı çıkar ve aşağıdaki hikayeyi anlatır.

Deyimler

Playing devil's advocate: geçici olarak karşı tarafı savunmak

Play devil's advocate, bir düşünceyi sınamak amacıyla geçici olarak karşı tarafı savunmak anlamına gelen bir deyimdir. Kişi, sunduğu görüşe gerçekten inanmayabilir. Cümlenin başındaki Playing devil's advocate, Glaukon'un Sokrates'e karşı çıkarken kullandığı stratejiyi anlatan bir ortaç öbeğidir. Anlaşmazlığı, tartışmada bilinçli olarak üstlenilen bir rol şeklinde çerçeveler.

Alıştırma

Cümleyi “geçici olarak karşı tarafı savunmak” anlamındaki deyimle tamamlayın: I'm only ____, but what if the plan costs more than expected?

Cevabı göster

playing devil's advocate

Anlatım akışı

argues against ... and recounts the following story: karşı çıkar ve ardından hikâyeyi anlatır

Birbirine bağlanan iki fiil, savın nasıl ilerlediğini gösterir. argues against Socrates, Glaukon'un karşıt konumunu belirtir; recounts the following story ise sonraki adımı haber verir: Glaukon, itirazını destekleyen bir malzeme olarak bir hikâye anlatacaktır. Burada recounts, “ayrıntılı biçimde anlatır” veya “nakleder” anlamındadır; “sayar” anlamına gelmez. the following story, dinleyiciyi sırada gelecek içeriğe yönlendiren bir işaret görevi görür.

Alıştırma

Bu cümle düşüncelerin hangi sırayla ilerleyeceğini gösteriyor?

  1. Glaukon, hikâyedeki insanları sayar ve ardından tartışmayı bitirir.
  2. Glaukon, Sokrates'le aynı fikirdedir ve hikâyeyi konuyla ilgisiz görür.
  3. Glaukon, Sokrates'e karşı çıkar ve ardından itirazını geliştiren bir hikâye anlatmaya başlar.
Cevabı göster

Glaukon, Sokrates'e karşı çıkar ve ardından itirazını geliştiren bir hikâye anlatmaya başlar.

Long ago,

0:51

Uzun zaman önce,

a shepherd named Gyges was tending his flock Kalıp ifadeler

0:52

Gyges adında bir çoban sürüsünü otlatırken

when an earthquake struck, Dilbilgisi

0:55

bir deprem meydana geldi,

Kalıp ifadeler

was tending his flock: sürüsüyle ilgileniyordu

Bu cümlede tend doğrudan bir nesne alır ve “bakmak” ya da “ilgilenmek” anlamına gelir. Burada flock bir koyun sürüsünü ifade eder; dolayısıyla was tending his flock, çobanın koyunlarıyla ilgilenmekte olduğu anlamındadır. Geçmişte sürmekte olan was tending, devam eden arka plan eylemini gösterir. Ardından when an earthquake struck, bu arka planı kesen daha kısa ve ani olayı sunar.

Alıştırma

Arka plan eylemini tamamlamak için tend fiilinin geçmişte sürmekte olan biçimini ve the garden nesnesini kullanın: Maya ____ when the rain started.

Cevabı göster

was tending the garden

ripping an opening in the ground.

0:57

ve yerde bir yarık açtı.

Dilbilgisi

when ... struck, ripping ...: Ani bir olay ve doğrudan sonucu

was tending ... when ... struck yapısında past progressive, zaten sürmekte olan eylemi arka plan olarak verir; when + simple past ise sahneyi değiştiren ani olayı tanıtır. Burada struck, depremin aniden meydana geldiğini veya vurduğunu belirtir. Virgül + -ing yan cümlesi olan ripping an opening in the ground, depremin doğrudan sonucunu ekler. Ripping, zaman çekimi taşımayan bir ortaçtır; ikinci bir tam yüklem değildir. Yarığın nedeni olarak deprem anlaşılır.

Alıştırma

Hangi cümle, ani bir olayın doğrudan sonucunu göstermek için virgül + -ing yan cümlesini doğru kullanır?

  1. A heavy branch fell, breaking the window.
  2. A heavy branch fell, broke the window.
  3. A heavy branch fell, it breaking the window.
Cevabı göster

A heavy branch fell, breaking the window.

The chasm drew Gyges in. Öbek fiiller

0:59

Uçurum Gyges'i içine çekti.

Öbek fiiller

draw someone in: Birini bir şeyin içine çekmek veya cezbetmek

draw someone in ifadesinde draw, bir kişiyi bir yere, etkinliğe, konuşmaya veya hikâyeye çekmek ya da cezbetmek anlamına gelir. In, dışarıdan içeriye geçme veya bir şeye dâhil olma hissi ekler. Burada yarık, Gyges'in içine girmesini sağlayan bir güç gibi sunulur. Drew, draw fiilinin simple past biçimidir; dolayısıyla bu ifadede draw, resim çizmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi draw ... in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The mystery ____ me ____ from the very first page.

Cevabı göster

drew · in

There, his eyes alighted upon a bronze horse, Kelime

1:02

Orada, gözleri tunçtan bir ata takıldı,

Kelime

his eyes alighted upon: fark etmeyi anlatan edebî bir ifade

Özne eyes olduğunda alighted upon, birinin bakışlarının bir şeyin üzerinde durması, çoğu zaman da onu tesadüfen fark etmesi anlamına gelir. Burada his eyes alighted upon a bronze horse, onun atı fark ettiğini anlatır; fiziksel bir iniş söz konusu değildir. Bu ifade, bir şeyi fark etme anını küçük ve canlı bir keşif gibi gösterir. Anlatı içinde bunu his eyes fell on veya he noticed ifadelerinin edebî bir biçimi olarak anlayabilirsiniz.

Alıştırma

Bu cümlede his eyes alighted upon a bronze horse ne anlama geliyor?

  1. Fiziksel olarak bronz bir atın üzerine indi.
  2. Gözleri bronz bir ata dönüştü.
  3. Dikkati tesadüfen bronz bir atın üzerinde durdu.
Cevabı göster

Dikkati tesadüfen bronz bir atın üzerinde durdu.

the doors to its central chamber ajar. Kelime

1:06

merkezi odasının kapıları aralıktı.

Kelime

central chamber ajar: ajar biraz açık demektir

the doors to its central chamber ajar ifadesinde ajar, biraz açık veya tamamen kapanmamış anlamına gelen bir sıfattır. central chamber sözcüklerini değil, doors sözcüğünü niteler; central chamber, kapıların nereye açıldığını belirtir. Sahnede kapılar ardına kadar açık değil, yalnızca biraz aralıktır. Ajar bir durumu belirtir; isim değildir.

Alıştırma

Cümleyi özellikle biraz açık anlamına gelen sıfatla tamamlayın: The door was ____, and a thin line of light showed through.

Cevabı göster

ajar

Peering inside, Dilbilgisi

1:09

İçeriye bakan

Gyges discovered the corpse of a giant.

1:10

Gyges dev bir ceset buldu.

Dilbilgisi

Peering inside, ...: cümle başında bir -ing öbeği

Peering inside, cümlenin başında kullanılan bir -ing öbeğidir. Ana olayla yaklaşık aynı anda gerçekleşen hareketi verir: Gyges içeri dikkatle bakarken cesedi bulur. Bu öbek tek başına tam bir cümle değildir; ana cümle Gyges discovered the corpse of a giant. bölümüdür. Öbekte açık bir özne yoktur; bu yüzden hareketi yapan kişi ana cümlenin öznesi Gyges olmalıdır. Bu tür cümle başı -ing öbekleri hareketleri kısa ve akıcı biçimde birbirine bağlar. Peer, özellikle bir şeyi görmek zorken dikkatle bakmak demektir.

Alıştırma

Hangi cümlede baştaki -ing öbeğinin örtük öznesi ile ana cümlenin öznesi aynıdır?

  1. Peering through the window, there was an empty room.
  2. Peering through the window, Maya saw an empty room.
  3. Peering through the window, the empty room surprised Maya.
Cevabı göster

Peering through the window, Maya saw an empty room.

On its finger, a golden ring,

1:14

Parmağında altından bir yüzük vardı,

which Gyges pocketed before retracing his steps. Notlar

1:17

Gyges geri dönmeden önce bunu cebine attı.

Dilbilgisi

which Gyges pocketed ...: kısıtlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği

which Gyges pocketed before retracing his steps, a golden ring ifadesini niteleyen kısıtlayıcı olmayan bir ilgi cümleciğidir. Which yüzüğe gönderme yapar ve pocketed fiilinin nesnesi görevindedir; Gyges ise cümleciğin öznesidir. Virgül, bu cümleciğin hangi yüzükten söz edildiğini seçmek için gerekli bilgi vermediğini, zaten belirlenmiş bir yüzük hakkında ek bilgi sunduğunu gösterir. Before retracing his steps bölümünün örtük öznesi de Gyges’tir: önce yüzüğü cebine koyar, ardından geldiği yoldan geri döner. Bu yapı, daha sonraki bir olayı bir isme bağlayarak hikâyeyi ilerletir.

Alıştırma

Hangi cümle bir nesneye gönderme yapmak ve ona daha sonra ne olduğunu eklemek için which sözcüğünü doğru kullanır?

  1. Mina found an old key, which she placed it in her bag.
  2. Mina found an old key, which she placed in her bag.
  3. Mina found an old key, who she placed in her bag.
Cevabı göster

Mina found an old key, which she placed in her bag.

Kelime

Gyges pocketed: pocket fiil olarak

Burada pocketed bir fiildir. To pocket something, küçük bir nesneyi cebe koymak anlamına gelir ve genellikle tek, hızlı bir hareketi anlatır. Which, pocketed fiilinin nesnesidir ve daha önce sözü edilen şeyi gösterir. Bağlama göre pocket, özellikle para ya da başkasına ait bir şey söz konusuysa, bir şeyi kendine alma anlamını da sezdirebilir. Cümle açıkça Gyges'in nesneyi cebine koyup yanında götürdüğünü söyler; hırsızlık çağrışımı daha geniş bağlama bağlıdır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için pocket fiilinin geçmiş zamanını kullanın: She ____ the receipt before leaving the store.

Cevabı göster

pocketed

Kalıp ifadeler

before retracing his steps: geldiği yoldan geri dönmeden önce

Retrace one's steps, az önce izlenen aynı yoldan geri dönmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: retrace my steps, retrace her steps, retrace our steps. Genellikle gerçek ayak izlerini incelemek anlamına gelmez. Before retracing his steps yapısında before + -ing, retracing eyleminin daha sonra gerçekleştiğini gösterir. Bu eylemin anlaşılan öznesi ana cümlenin öznesi olan Gyges ile aynıdır. Önce nesneyi cebine koydu, sonra geldiği yoldan geri döndü.

Alıştırma

Cümleyi we için retrace one's steps ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After checking the wrong hallway, we had to ____.

Cevabı göster

retrace our steps

Later, he sat among the other shepherds,

1:21

Daha sonra diğer çobanların arasına oturdu,

fiddling with the mysterious ring, Kalıp ifadeler

1:23

gizemli yüzükle oynuyordu,

Kalıp ifadeler

fiddling with the mysterious ring: gizemli yüzükle amaçsızca tekrar tekrar oynamak

Fiddle with something, bir şeye belirgin bir amaç olmadan tekrar tekrar dokunmak, onu çevirmek veya hareket ettirmek anlamına gelir. Bu hareket çoğu zaman dalgınken ya da gerginken yapılır. Burada kurcalanan nesne yüzüktür; fiddle bir müzik aleti çalmak anlamında kullanılmamıştır. -ing öbeği, he sat ile aynı anda gerçekleşen bir eylem ekler: yüzükle oynarken oturuyordu.

Alıştırma

Cümleyi fiddle with ifadesinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: During the long wait, Ava kept ____ the button on her coat.

Cevabı göster

fiddling with

when, suddenly,

1:25

birdenbire,

after absent-mindedly twirling its stone, Dilbilgisi

1:27

farkında olmadan taşını çevirdikten sonra,

he became invisible.

1:30

görünmez oldu.

Dilbilgisi

after absent-mindedly twirling its stone: daha önceki eylemi gösteren after + -ing

After + -ing, ana cümleden önce gerçekleşen bir eylemi anlatır. Burada önce yüzüğe yerleştirilmiş taşı çevirir, ardından görünmez olur. Absent-mindedly, bunu tüm dikkatini vermeden, dalgınlıkla yaptığını belirtir. Twirling eyleminin açıkça söylenmeyen öznesi, ana cümlenin öznesi olan he ile aynıdır. Aynı kişi veya şey iki eylemi de yaptığında bu yapı sırayı kısa ve açık biçimde gösterir: after + -ing, subject + verb.

Alıştırma

Hangi cümle after + -ing yapısını doğru kullanır ve iki eylemi de aynı kişi gerçekleştirir?

  1. After packing his bag, the school bus was late.
  2. After packing his bag, Omar left for school.
  3. After packed his bag, Omar left for school.
Cevabı göster

After packing his bag, Omar left for school.

When he turned the stone back in the opposite direction, Dilbilgisi

1:32

Taşı ters yöne çevirdiğinde,

he reappeared.

1:35

tekrar ortaya çıktı.

Dilbilgisi

When he turned the stone back in the opposite direction: tetikleyici ve sonucu sunan bir when yan cümlesi

when yan cümlesi önce taşı çevirme eylemini verir, ana cümle de sonucu belirtir: he reappeared. Cihazları, mekanizmaları veya işlemleri anlatırken when, bir eylemi ardından gelen sonucu tetikleyen olay olarak sunabilir. Yine de temel olarak zamanı belirtir; if’in aksine burada eylemi gerçekten gerçekleşmiş bir olay olarak ele alır. Turned the stone back in the opposite direction, önceki çevirme hareketinin tersine çevrildiği anlamına gelir. Back, işlemin ters yönde yapılmasını anlatır; taşın kendiliğinden geri geldiğini anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, bir eylemi sonucun tetikleyicisi olarak sunmak için when yan cümlesini kullanır?

  1. Leo turned the key because the engine had started.
  2. Before Leo turned the key, the engine started.
  3. When Leo turned the key, the engine started.
Cevabı göster

When Leo turned the key, the engine started.

Emboldened by the ring's powers, Dilbilgisi

1:37

Yüzüğün güçlerinden cesaret alan

Dilbilgisi

Emboldened by the ring's powers: nedeni belirten bir geçmiş ortaç öbeği

Emboldened by the ring's powers, cümlenin başında kullanılan geçmiş ortaç öbeğidir. Sonraki eylemin nedenini veya arka planını verir: yüzüğün güçleri birini daha cesur hissettirmiştir ve o kişi bu nedenle harekete geçmiştir. Etkilenen kişi öbeğin içinde açıkça belirtilmez. Bu kişi, ardından gelen ana cümlenin öznesi olmalıdır. Emboldened edilgen anlam taşır; biri cesaret veya güven kazanır. Bu, o kişinin başka birini cesaretlendirdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, Maya'nın neden tekrar denediğini göstermek için cümle başında geçmiş ortaç öbeğini doğru kullanır?

  1. Emboldening by her coach's praise, Maya tried again.
  2. Emboldened by her coach's praise, the next attempt felt easier to Maya.
  3. Emboldened by her coach's praise, Maya tried again.
Cevabı göster

Emboldened by her coach's praise, Maya tried again.

new possibilities bloomed before him, Deyimler

1:40

Gyges'in önünde yeni olasılıklar yeşerdi,

Deyimler

new possibilities bloomed before him: olasılıkların “çiçek açması” benzetmesi

Burada new possibilities, açan çiçekler gibi betimlenir. Gerçekte büyüyen bir şey yoktur; ifade, yeni fırsatların veya seçeneklerin ortaya çıktığını ve belirgin, çok sayıda göründüğünü anlatır. before him burada mecazi olarak “onun önünde açılan” anlamındadır. Bu görüntü, yapabileceği şeylerin yelpazesinin genişlediğini okuyucunun gözünde canlandırır.

Alıştırma

Bu cümlede new possibilities bloomed before him ne anlama gelir?

  1. Önündeki yerde birdenbire çiçekler belirdi.
  2. Artık hiçbir seçenek düşünemiyordu.
  3. Birçok yeni fırsat onun için erişilebilir hâle geldi.
Cevabı göster

Birçok yeni fırsat onun için erişilebilir hâle geldi.

and a sordid plan hatched in his mind. Deyimler

1:42

ve zihninde alçakça bir plan filizlendi.

Deyimler

a sordid plan hatched in his mind: zihinde şekillenen ahlaksız bir plan

a plan hatched in his mind ifadesi, bir fikri yumurtadan çıkan bir canlıya benzetir. Planın onun düşüncelerinde oluştuğu veya geliştiği anlamına gelir; ortada gerçek bir yumurta ya da kuş yoktur. Sordid, plan hakkında güçlü ve olumsuz bir ahlaki yargı bildirir. Yalnızca karmaşık veya zor bir şeyi değil, utanç verici, dürüst olmayan ya da çirkin bir bencillikten doğan bir şeyi anlatır.

Alıştırma

a sordid plan hatched in his mind ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?

  1. Zor ama onurlu bir plan dikkatle tamamlandı.
  2. Utanç verici bir plan onun düşüncelerinde oluşmaya başladı.
  3. Kirli bir kuş yumurtası buldu ve yumurtanın açılmasını izledi.
Cevabı göster

Utanç verici bir plan onun düşüncelerinde oluşmaya başladı.

Gyges became a messenger to the king of Lydia,

1:46

Gyges, Lidya kralına bir haberci oldu,

and inside the palace used the ring to prowl undetected. Kalıp ifadeler

1:49

ve sarayın içinde yüzüğü kullanarak fark edilmeden dolaştı.

Kalıp ifadeler

prowl undetected: fark edilmeden gizlice dolaşmak

Prowl, çoğunlukla avlanırken, gözetlerken ya da gizli veya şüpheli bir iş yaparken sessizce ve dikkatlice etrafta dolaşmak demektir. Undetected, fark edilmeden demektir. to prowl undetected ifadesinde undetected, hareketin durumunu veya sonucunu anlatır: gizlice dolaşmış ve fark edilmeden kalmıştır. Kişinin görevini veya kimliğini belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle birinin fark edilmeden gizlice dolaştığını doğal biçimde anlatır?

  1. The intruder prowled through the empty office undetected.
  2. The runner crossed the finish line as the crowd cheered.
  3. The visitor toured the museum openly with a guide.
Cevabı göster

The intruder prowled through the empty office undetected.

He seduced the queen and convinced her to betray her husband, Dilbilgisi

1:54

Kraliçeyi baştan çıkardı ve onu kocasına ihanet etmeye ikna etti,

Dilbilgisi

convince someone to do something: birini harekete geçmeye ikna etmek

convince someone to do something kalıbı, bir kişiyi bir eylemi yapmaya başarıyla ikna etmek anlamına gelir. Bu cümlede ilk her ikna edilen kişidir; to betray her husband ise yapmaya ikna edildiği eylemdir. Fiilin yalın hâlinden önce to kullanılması zorunludur: convinced her to betray. Standart İngilizcede convinced her betray denmez.

Alıştırma

Cümleyi report fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: We convinced him ____ the broken window immediately.

Cevabı göster

to report

and soon,

1:59

ve çok geçmeden,

Gyges, once a humble shepherd, Anlatım akışı

2:00

bir zamanlar sıradan bir çoban olan Gyges,

had murdered the monarch and claimed the kingdom. Kelime

2:02

kralı öldürmüş ve krallığı ele geçirmişti.

Anlatım akışı

Gyges, once a humble shepherd: önceki kimliği ara ifade olarak eklemek

Virgüller arasındaki once a humble shepherd ifadesi Gyges'in önceki kimliğini ekler; dilbilgisel olarak Gyges'i yeniden tanımlayan açıklayıcı bir isim öbeğidir. Bu ifade çıkarıldığında ana cümle yine de çalışır: Gyges had murdered the monarch and claimed the kingdom. Önceki kimliğin ana eylemlerden önce verilmesi, karakterin konumundaki büyük değişimi tek cümlede özetler ve karşıtlığı belirginleştirir. Burada once, “bir kez” değil, “bir zamanlar” anlamına gelir.

Alıştırma

once a humble shepherd ara ifadesi cümlede ne yapar?

  1. Gyges'in önceki kimliğini verir ve daha sonra yükselen konumunu vurgular.
  2. Hükümdarı mütevazı bir çoban olarak tanımlar.
  3. Gyges'in bir defasında çoban olarak çalıştığını söyler.
Cevabı göster

Gyges'in önceki kimliğini verir ve daha sonra yükselen konumunu vurgular.

Kelime

claimed the kingdom: siyasi yönetimi ele geçirmek

Güç ve yönetimle ilgili bu bağlamda claimed the kingdom, öznenin krallık üzerinde hak iddia edip onu kendi mülkü gibi ele geçirdiği ve hükümdarı olduğu anlamına gelir. Yalnızca “The kingdom is mine.” demekten daha güçlüdür. and sözcüğü claimed ile murdered fiillerini eş görevli olarak bağlar. Önceki yardımcı fiil had iki geçmiş zaman ortacına da uygulanır; yapı had murdered ... and had claimed ... şeklinde anlaşılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede claim, hak iddia edip siyasi yönetimi ele geçirmek anlamında kullanılmıştır?

  1. Leona claimed her coat at the theater.
  2. Leona claimed that the throne was made of gold.
  3. After the regent fled, Leona claimed the throne.
Cevabı göster

After the regent fled, Leona claimed the throne.

Glaucon tells this story to illustrate Anlatım akışı

2:06

Glaukon bu hikayeyi

how people can apparently benefit by acting unjustly. Dilbilgisi

2:09

insanların adaletsiz davranarak görünüşte nasıl fayda sağlayabileceklerini göstermek için anlatır.

Anlatım akışı

tells this story to illustrate: bir hikâyeyi desteklediği fikre bağlamak

tells this story to illustrate... yapısında to’lu mastar, hikâyeyi anlatmanın amacını gösterir. Burada illustrate, “bir fikri örnekle açıklığa kavuşturmak” anlamındadır; “resim çizmek” anlamında değildir. Bu ifade açıklamadaki bilgileri düzenler: hikâye örnektir, ardından gelen how yan cümlesi ise bu örneğin desteklemeyi amaçladığı fikri belirtir.

Alıştırma

Hikâyenin amacını göstermek için cümleyi to illustrate ile tamamlayın: The coach told a quick story ____ why teamwork matters.

Cevabı göster

to illustrate

Dilbilgisi

can apparently benefit by acting unjustly: yöntemi by + -ing ile belirtmek

benefit by acting unjustly ifadesinde benefit sonucu, by acting unjustly ise bu sonucu ortaya çıkaran yöntemi belirtir. by sözcüğünden sonra fiilin -ing biçimi kullanılır: by + acting. Genel kalıp sonuç + by + fiil-ing şeklindedir; save time by planning ahead buna bir örnektir. Bu cümlede apparently, ifadeyi “görünüşte” anlamıyla yumuşatır; by + -ing yapısını değiştirmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için by + review ifadesini -ing biçiminde kullanın: Nina remembered more vocabulary ____ her notes each evening.

Cevabı göster

by reviewing

After all, Anlatım akışı

2:13

Sonuçta,

wouldn't any rational person act like Gyges Ton ve niyet

2:14

akıl sahibi herhangi bir insan Gyges gibi davranmaz mıydı,

if presented the opportunity to get what they desired without consequence? Dilbilgisi

2:17

istediğini hiçbir bedel ödemeden elde etme fırsatı sunulsaydı?

Anlatım akışı

After all, ile destekleyici bir neden sunmak

After all, önceki bir iddiayı destekleyen veya onu makul gösteren bir nedeni sunan söylem belirtecidir. Burada ardından gelen retorik soruyu, dinleyicinin ikna edici bulmasının beklendiği bir kanıt gibi gösterir. Zaman sırasını değil, argümanın düzenini kurar. Bu kullanımda bir şeyin daha sonra veya en sonunda gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede After all, daha önceki bir öneriyi destekleyen nedeni sunuyor?

  1. She arrived after all the other runners.
  2. We decided to go after all.
  3. We should leave now. After all, the last bus departs at ten.
Cevabı göster

We should leave now. After all, the last bus departs at ten.

Ton ve niyet

Wouldn't any rational person...? biçiminde retorik soru

Wouldn't any rational person ...? biçim olarak olumsuz bir sorudur, ancak burada retorik soru işlevi görür. Konuşan kişi tarafsız biçimde bilgi istemez; beklenen cevap evettir ve bu da böyle koşullarda aklı başında birinin o şekilde davranacağı iddiasını destekler. any rational person ifadesi sonucu evrensel ve açıkmış gibi gösterir. Aynı zamanda dinleyiciye baskı yapar; çünkü karşı çıkmak kişinin mantıksız olduğunu kabul etmesi gibi görünebilir.

Alıştırma

Bu retorik soru temel olarak neyi ima ediyor?

  1. Konuşan kişi, aklı başında birinin nasıl davranacağı hakkında hiçbir fikre sahip değil.
  2. Konuşan kişi, aklı başında birinin böyle davranacağı konusunda onay bekliyor.
  3. Konuşan kişi, aklı başında hiç kimsenin böyle davranmayacağını iddia ediyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi, aklı başında birinin böyle davranacağı konusunda onay bekliyor.

Dilbilgisi

if presented the opportunity: kısaltılmış edilgen koşul yapısı

if presented the opportunity... kısaltılmış bir edilgen koşul yan cümlesidir. Tam biçimi if they were presented the opportunity... şeklindedir; if they were presented with the opportunity... da doğaldır. Özne they ile be fiili were söylenmez. presented burada edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortacıdır: birisi onlara fırsat verir. Basit geçmiş zamanda kullanılan bağımsız bir ana fiil değildir. Genel olarak eksik özne ana cümleden veya bağlamdan açıkça anlaşılıyorsa edilgen bir if yan cümlesi if + geçmiş zaman ortacıyla kısaltılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede gizli öznesi açık olan kısaltılmış edilgen koşul yapısı doğru kullanılmıştır?

  1. If invite to speak, Lena will explain the project.
  2. If invited to speak, Lena will explain the project.
  3. If invited Lena to speak, she will explain the project.
Cevabı göster

If invited to speak, Lena will explain the project.

Exploring this argument,

2:22

Bu argümanı inceleyen

Glaucon breaks all good things into three classes. Kalıp ifadeler

2:23

Glaukon, tüm iyi şeyleri üç sınıfa ayırır.

Kalıp ifadeler

breaks ... into three classes: bir şeyi kategorilere ayırmak

break + nesne + into + sayı veya kategori yapısında break, bir şeyi bölmek ya da düzenlemek anlamına gelir. Burada all good things sınıflandırılan nesnedir; three classes ise ortaya çıkan gruplardır. breaks ile into arasında bir nesne bulunduğu için bu kullanım, break into + yer yapısındaki «zorla girmek» anlamında değildir. Yapı, bir bütünün parçalara veya kategorilere ayrıldığını gösterir.

Alıştırma

breaks, the hike ve into ifadelerini doğru sırayla kullanarak cümleyi tamamlayın: The guide ____ three short stages.

Cevabı göster

breaks the hike into

The first kinds, we desire for their own sake, Kalıp ifadeler

2:28

Birincisi, kendi başlarına arzuladığımız şeylerdir,

Kalıp ifadeler

desire ... for their own sake: bir şeyi kendisi için istemek

Bir şeyleri for their own sake istemek, başka bir ödüle ya da sonuca götürdükleri için değil, kendi başlarına değerli oldukları için onları istemek veya önemsemek demektir. Burada for their own sake, arzunun nedenini belirtir; “onların yararı için” anlamına gelmez. Their çoğul bir nesneyle uyumludur. İnsan olmayan tek bir şey için for its own sake kullanılır: We value art for its own sake.

Alıştırma

Cümleyi for ... own sake yapısıyla ve learning sözcüğüne uyan zamirle tamamlayın: I value learning ____, not just for the opportunities it creates.

Cevabı göster

for its own sake

like the experience of harmless pleasure.

2:31

zararsız zevk deneyimleri gibi.

The second, we want only for the value they bring, Kalıp ifadeler

2:34

İkincisi, sadece sağladıkları değer için istediğimiz şeylerdir,

though they may be onerous, Kelime

2:38

zahmetli olabilseler de,

Kalıp ifadeler

want ... only for the value they bring: yalnızca sağladığı değer için istemek

Bir şeyleri only for the value they bring istemek, onları istemenin tek nedeninin ürettikleri yararlı sonuç olduğu anlamına gelir. Bu şeyler rahatsız edici veya zor olabilir, ancak bir yarara ulaşma aracı olarak kabul edilirler. Bring burada fiziksel olarak taşımak değil, “üretmek veya yol açmak” demektir. They, istenen şeyleri gösterir; only ise nedeni sınırlar: değerleri, onlardan çıkan sonuçtadır.

Alıştırma

Cümleyi the value ... bring yapısıyla ve this tool ifadesine uyan zamirle tamamlayın: We want this tool only for ____, not because we enjoy using it.

Cevabı göster

the value it brings

like exercise or medicine.

2:39

egzersiz yapmak veya ilaç almak gibi.

Kelime

though they may be onerous: ağır bir yükü kabul eden ödün

Though bir ödün ilişkisi kurar: Bu şeylerle uğraşmak tatsız veya zorlayıcı olsa bile yine de değerli olabilirler. May, bu değerlendirmenin kesin bir yargı değil, bir olasılık olduğunu gösterir. Onerous; çok fazla çaba, zaman veya kaynak gerektirdiği için ağır bir yük oluşturan görev, sorumluluk, şart ya da süreçleri anlatan resmî bir sıfattır. Yalnızca serious anlamına gelmez; temel fikir, taşınması zor bir yüktür.

Alıştırma

Hangi cümlede onerous doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The reporting requirements are onerous for a two-person team.
  2. She wore an onerous smile at the party.
  3. The blue folder is onerous on the desk.
Cevabı göster

The reporting requirements are onerous for a two-person team.

The third class comprises things we desire for their own sake Kelime

2:42

Üçüncü sınıf, hem kendi başlarına

and the value they offer,

2:46

hem de sundukları değer için arzuladığımız şeyleri kapsar,

Kelime

comprises things we desire for their own sake: bütün + comprises + parçalar

Comprises, “parçaları içinde barındırır” anlamına gelen resmî bir fiildir. Kalıp bütün + comprises + parçalar şeklindedir: the third class bütündür, things ise onun içinde bulunan öğelerdir. We desire for their own sake, things sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciğidir. For their own sake, bu şeylerin yalnızca başka bir sonuca götürdükleri için değil, kendi başlarına istenmeye değer oldukları anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için comprise fiilinin doğru biçimini kullanın: The science club ____ four teams.

Cevabı göster

comprises

like knowledge and health.

2:48

bilgi ve sağlık gibi.

Glaucon argues that justice belongs to the second class of good. Kelime

2:51

Glaukon adaletin ikinci sınıf iyiliğe ait olduğunu savunur.

Kelime

belongs to the second class of good: bir fikri sınıflandırma

Bu cümlede belongs to, “bir sınıfa dahil edilir” anlamına gelir; “birinin mülkiyetindedir” anlamına gelmez. Glaukon, iyilik türlerini ayırdığı sistemde adaleti ikinci sınıfa yerleştirir. Somut bir şeyi ya da soyut bir fikri sınıflandırmak için X belongs to class, category, or group Y kalıbını kullanın. to’dan sonraki isim öbeği, X’i içeren grubu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede belongs to bir şeyi sınıflandırmak için kullanılmıştır?

  1. This bicycle belongs to our neighbor.
  2. This key opens the storage room.
  3. This insect belongs to the beetle family.
Cevabı göster

This insect belongs to the beetle family.

It's a burden that nevertheless brings rewards. Anlatım akışı

2:56

Ödüller getirmesine rağmen bir yüktür.

Anlatım akışı

nevertheless brings rewards: karşıtlık belirtme

Cümle önce bir şeyi yük olarak tanımlayarak olumsuz bir beklenti oluşturur. Nevertheless, sonraki gerçeğin bu beklentiye aykırı olduğunu gösterir: aynı yük yine de ödüller getirir. Burada nevertheless, that nevertheless brings rewards ilgi tümcesinin içinde yer alır. Yalnızca yeni bir bilgi eklemez; ilk gerçeğin geçerli kalırken ona zıt sonucun da geçerli olduğunu dinleyiciye bildirir.

Alıştırma

Hangi cümle ciddi bir dezavantajın olumlu sonucu engellemediğini en iyi gösterir?

  1. The route was dangerous; moreover, the team reached the village safely.
  2. The route was dangerous; therefore, the team reached the village safely.
  3. The route was dangerous; nevertheless, the team reached the village safely.
Cevabı göster

The route was dangerous; nevertheless, the team reached the village safely.

The only reason anyone conducts themselves virtuously, Kalıp ifadeler

3:00

Herhangi birinin erdemli davranmasının tek nedeni,

he reasons,

3:04

diye akıl yürütür,

is due to external influences. Kalıp ifadeler

3:05

dış etkilerden kaynaklanmasıdır.

Kalıp ifadeler

conducts themselves virtuously: conduct oneself + durum zarfı

Conduct oneself, “davranmak” veya “belirli bir biçimde hareket etmek” anlamına gelir. Dönüşlü zamir bu kalıbın bir parçasıdır; virtuously zarfı ise kişinin nasıl davrandığını, yani ahlaken iyi bir biçimde hareket ettiğini anlatır. Burada conduct, “orkestra yönetmek” veya “elektrik iletmek” anlamında değildir. Anyone dilbilgisel olarak tekildir, bu yüzden fiil conducts olur. Themselves, kişinin cinsiyeti belirtilmediğinde kullanılan tekil they’nin dönüşlü biçimidir.

Alıştırma

conduct oneself ve professionally ifadelerini doğru biçimlerde kullanın: Maria always ____ during formal meetings.

Cevabı göster

conducts herself professionally

Kalıp ifadeler

is due to external influences: be due to + isim öbeği

Be due to bir şeyin nedenini belirtir. Bu cümlede external influences; ödül, ceza, itibar veya toplumsal beklenti gibi kişinin dışından gelen baskıları ifade eder. Kalıp be due to + isim, zamir veya -ing öbeğidir. External influences bir isim öbeğidir; kendi öznesi ve fiili bulunan tam bir yan cümle ise normalde because ile başlar.

Alıştırma

Cümleyi en doğal biçimde tamamlayan ifadeyi seçin: The event was delayed ___.

  1. due to the system failed
  2. because a technical problem
  3. due to a technical problem
Cevabı göster

due to a technical problem

So it's appearing, Anlatım akışı

3:07

Öyleyse önemli olan,

not actually being virtuous,

3:09

gerçekte erdemli olmak değil,

that matters.

3:11

öyle görünmektir.

Anlatım akışı

It's appearing, not ... being virtuous, that matters: asıl odağı vurgulama

Bu, X'in önemli şey olduğu anlamına gelen it is X that matters odaklama yapısıdır. Burada X, appearing, not actually being virtuous bölümüdür. Cümle görünüşü öne çıkarır ve Glaucon'un görüşünde gerçek erdemin önemli olan şey olmadığını açıkça belirtir. Appearing ve being virtuous, X içinde isim gibi kullanılan -ing yan cümleleridir. Bunlar sürmekte olan bir eylemi bildiren ana yüklemler değildir. it is X, not Y, that matters kalıbını, birinin önemli gördüğü unsurla önemli görmediği unsuru karşılaştırmak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Yalnızca sözcükleri duymak yerine dikkatle dinlemenin önemli olduğunu vurgulamak için it is X, not Y, that matters yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. It's listen carefully, not merely hear the words, that matters.
  2. Listening carefully, not merely hearing the words, it's that matters.
  3. It's listening carefully, not merely hearing the words, that matters.
Cevabı göster

It's listening carefully, not merely hearing the words, that matters.

Socrates, as written by Plato, Dilbilgisi

3:13

Platon tarafından yazıldığı şekliyle Sokrates,

disagrees,

3:15

buna katılmaz,

Dilbilgisi

as written by Plato: metindeki bir betimlemeyi belirtme

as written by Plato ifadesi kısaltılmış edilgen bir yan cümledir. Platon'un onu yazdığı veya betimlediği şekliyle anlamına gelir ve Sokrates'in bu hâlinin hangi yazılı kaynağa dayandığını gösterir. Platon'un o anda yazı yazmakta olduğu anlamına gelmez. as + past participle kalıbı, bir şeyin metinde, kayıtta veya yönergelerde nasıl sunulduğunu gösterebilir: as described in the report, as recorded in the diary. Burada written ile betimleme arasında edilgen bir ilişki vardır: betimleme Platon tarafından yazılmıştır.

Alıştırma

Kısaltılmış edilgen ifadeyi tamamlamak için describe fiilinin doğru biçimini kullanın: As ____ in the report, the plan has three stages.

Cevabı göster

described

countering that justice belongs to the third class of good,

3:16

adaletin hem dışsal hem de içsel faydalar sunarak

offering both extrinsic and intrinsic benefits. Kelime

3:21

üçüncü sınıf iyiliğe ait olduğunu ileri sürer.

Kelime

extrinsic and intrinsic benefits: değerin iki kaynağı

Extrinsic benefits, para, not, statü veya övgü gibi şeyin kendisinin dışındaki sonuçlardan gelir. Intrinsic benefits ise keyif, gelişim veya iç uyum gibi etkinliğin, niteliğin ya da deneyimin kendisinden gelir. both A and B kalıbı iki kategoriyi de kapsar. Buradaki offering both extrinsic and intrinsic benefits ifadesi, adaletin dış ödüller sağlayabildiği gibi kendi başına da değerli olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Lena, kimse onu ödüllendirmese bile müzik yapmaktan hoşlandığı için piyano çalışıyor. Bu keyif ne tür bir yarardır?

  1. an external punishment
  2. an intrinsic benefit
  3. an extrinsic benefit
Cevabı göster

an intrinsic benefit

Socrates argues that the human soul has three parts, Kültür

3:25

Sokrates insan ruhunun üç bölümü olduğunu savunur:

reason,

3:28

akıl,

spirit,

3:29

cesaret,

and appetite.

3:30

ve iştah.

Kültür

the human soul has three parts: üç parçalı model

Bu felsefi iddiada the human soul, yalnızca dinî anlamdaki ruhu değil, kişinin zihninin ve karakterinin yapısını ifade eder. Cümlede adı geçen üç bölüm reason, spirit ve appetite'tır. Reason düşünür ve yargılar. Spirit; cesaret, öfke, gurur ve onur arzusuyla bağlantılı bölümdür. Appetite bedensel arzuları ve diğer istekleri kapsar. Bu model, farklı güdülerin nasıl çatışabildiğini veya düzen içinde çalışabildiğini açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede soul esas olarak neyi ifade eder?

  1. Ölümden sonra bedenden ayrılan bir hayalet.
  2. Kişinin reason, spirit ve appetite olarak ayrılan zihin ve karakter yapısı.
  3. Bir toplumdaki üç ayrı kişi.
Cevabı göster

Kişinin reason, spirit ve appetite olarak ayrılan zihin ve karakter yapısı.

Reason guides an individual to truth and knowledge

3:32

Akıl bireyi gerçekliğe ve bilgiye yönlendirir

and is influenced by either spirit or appetite. Dilbilgisi

3:35

ve cesaret veya iştah tarafından etkilenir.

Dilbilgisi

either spirit or appetite: iki alternatif sunmak

either A or B yapısı iki alternatifi birbirine bağlar. Bu cümlede spirit ve appetite, reason üzerinde etkili olabilecek iki olası güçtür. is influenced by edilgen bir yapıdır: etkiyi alan taraf reason olur. Yapı, iki alternatifi reason ile aynı ilişki içinde gösterir.

Alıştırma

Cümleyi iki alternatif sunan eşleşmiş sözcüklerle tamamlayın: You may choose ____ the blue route ____ the green route.

Cevabı göster

either · or

Spirit is righteous, ambitious,

3:39

Cesaret erdemlidir, hırslıdır

and the source of bold action, Kalıp ifadeler

3:42

ve cesur eylemlerin kaynağıdır,

Kalıp ifadeler

the source of bold action: itici nedeni belirtmek

the source of X yapısı X’in kökenini, nedenini ya da arkasındaki itici gücü belirtir. Burada spirit, bir hayaleti değil, kişinin atılgan yönünü—iradesini veya onur duygusunu—anlatır. Cümle, bu niteliğin bold action için itici güç olduğunu söylüyor. bold action içindeki bold, cesur, kendinden emin veya gözü pek anlamındadır. Kalın yazı biçimini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi "köken veya neden" anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Investigators found that a loose wire was the ____ the fire.

Cevabı göster

source of

while appetite consists of baser bodily desires. Notlar

3:44

iştah ise daha basit bedensel arzulardan oluşur.

Anlatım akışı

while appetite...: karşıtlık bildiren while

Burada while, “-iken” şeklindeki zaman anlamında değil, “oysa” veya “buna karşılık” anlamındadır. Appetite kavramını, daha önceki spirit açıklamasının karşısına koyar. Açıklayıcı metinlerde karşıtlık bildiren while, aralarındaki farkı göstermek için iki özneyi ya da niteliği yan yana getirir. Aynı anda gerçekleşen iki eylem yerine iki gerçeğin karşılaştırılıp karşılaştırılmadığına bakın.

Alıştırma

Hangi cümlede while zaman bildirmek yerine iki gerçeği karşılaştırır?

  1. Please stay here while I speak to the teacher.
  2. Maya listened to music while she cleaned her room.
  3. Maya likes detailed plans, while Leo prefers to decide as he goes.
Cevabı göster

Maya likes detailed plans, while Leo prefers to decide as he goes.

Kelime

consists of baser bodily desires: oluşum ve ahlaki yargı

Consist of, “-den oluşmak” anlamına gelir. Özne bütünü, of'tan sonraki isim öbeği ise o bütünün parçalarını belirtir. Burada appetite bütün, baser bodily desires ise onu oluşturan unsurlar olarak sunulur. Baser, base sıfatının karşılaştırma biçimidir ve “ahlaken daha düşük veya daha bayağı” anlamına gelir. Olumsuz bir değer yargısı ekler: Bu bedensel arzular yalnızca bedensel olarak tanımlanmaz, daha soylu amaçlardan aşağıda görülür.

Alıştırma

Cümleyi consist of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The emergency kit ____ a flashlight, water, and bandages.

Cevabı göster

consists of

To Socrates, Anlatım akışı

3:49

Sokrates'e göre,

the philosopher is led by reason, Dilbilgisi

3:50

filozof akıl tarafından yönlendirilir

Anlatım akışı

To Socrates: Görüşün kime ait olduğunu belirtme

Cümlenin başındaki To Socrates, “Sokrates'in bakış açısına göre” demektir. Okura, ardından gelen iddianın kimin değerlendirme ya da anlama biçimini yansıttığını gösterir. Buradaki to, bir şeyin Sokrates'e verildiği veya gönderildiği anlamına gelmez. İfade, önce bakış açısının sahibini adlandırıp sonra iddiayı sunarak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

“To Maya, a fair rule must apply to everyone,” cümlesinde baştaki To Maya ifadesi ne yapar?

  1. Birinin Maya'ya bir kural uzattığını söyler.
  2. Maya'nın doğrudan herkese konuştuğunu gösterir.
  3. İddiayı Maya'nın bakış açısından sunar.
Cevabı göster

İddiayı Maya'nın bakış açısından sunar.

and their spirit keeps their appetite in check, Deyimler

3:52

ve cesareti iştahını kontrol altında tutar,

Dilbilgisi

is led by reason: Edilgen be led by kalıbı

is led by reason edilgen bir yapıdır: the philosopher yönlendirilen taraftır, reason ise yönlendiren güçtür. Bu soyut kullanımda, aklın kişinin seçimlerini yönlendirdiği anlamına gelir; kişiyi fiziksel olarak bir yere götürdüğü anlamına gelmez. Kalıp be + led + by + yönlendiren güç biçimindedir. Led, lead fiilinin geçmiş zaman ve geçmiş ortaç biçimidir; be fiilinin biçimi zamana ve özneye göre değişir.

Alıştırma

Cümleyi edilgen be led by kalıbıyla tamamlayın: A sound policy should ____ evidence rather than rumor.

Cevabı göster

be led by

Deyimler

keep ... in check: bir şeyin kontrolden çıkmasını önlemek

Keep something in check, “bir şeyi fazla güçlenmemesi veya kontrolden çıkmaması için kontrol etmek ya da sınırlamak” anlamına gelen bir deyimdir. Burada their spirit, arzunun kişiyi yönetmesine izin vermek yerine their appetite'ı dizginler. Kalıp keep + nesne + in check biçimindedir. Bu bağlamda their, genel anlamdaki tek bir filozofa gönderme yapabilir; İngilizcede cinsiyet belirtilmediğinde tekil they/their sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi keep ... in check kalıbının eksik kısmıyla tamamlayın: A short walk can help keep stress ____.

Cevabı göster

in check

making them the most just and the happiest. Dilbilgisi

3:55

bu da onları en adil ve en mutlu insan yapar.

Dilbilgisi

making them ...: -ing yan cümlesiyle sonuç eklemek

Virgül + making ... ifadesi, önceki anlatımın sonucunu ekleyen bir şimdiki zaman ortacı yan cümlesidir. Burada “böylece onların en adil ve en mutlu kişiler olmasına yol açmak” anlamındadır; fiziksel olarak bir şey üretmek anlamına gelmez. Yapı make + nesne + nesne tamamlayıcısı biçimindedir: them nesnedir; the most just and the happiest ise ortaya çıkan durumu açıklar. Bu kalıp, ayrı bir tam yan cümle eklemeden neden ile sonucu birbirine bağlar.

Alıştırma

Bir sonuç göstermek için cümleyi make fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The new schedule gives us more time, ____ the project easier to manage.

Cevabı göster

making

Even without consequences for self-serving wrongdoings, Anlatım akışı

3:59

Bencilce yapılan kötülüklerin bir bedeli olmasa bile,

they wouldn't commit them.

4:02

bunu yapmazlardı.

Anlatım akışı

Even without consequences ... they wouldn't: dış caydırıcı olmadan da geçerli olan ödünleme

Even without X, Y yapısı, X'i bulunmayan bir koşul olarak sunar ve Y'nin yine de geçerli olduğunu söyler. Burada sonuç tehdidi ortadan kaldırılır, ancak sonuç değişmez: yine de bu yanlışları yapmazlardı. Bu ödünleme başlangıcı, dışarıdan gelen caydırıcılığın onların seçiminden daha az önemli olduğunu gösterir. Bu bağlamda consequences, herhangi bir nötr sonuçtan ziyade ceza veya zararlı etkiler anlamına gelir. Wouldn't hayal edilen sonucu anlatır; them ise self-serving wrongdoings ifadesine gönderme yapar.

Alıştırma

'Olmasa bile' anlamındaki iki kelimelik ödünleme ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ a prize, Nora would still enter the science fair.

Cevabı göster

Even without

Meanwhile, the tyrant succumbs to appetite Kelime

4:04

Bu arada, tiran iştahına yenik düşer

and acts unjustly.

4:08

ve adaletsiz davranır.

Kelime

tyrant succumbs to: arzuya yenik düşmek

Succumbs to, 'direnmeyi bırakıp bir güce yenik düşer' anlamına gelir. Tiran, appetite üzerinde denetim kuramayan biri olarak sunulur; bu nedenle davranışlarını akıl yerine arzu yönlendirir. Buradaki appetite yalnızca yemek yeme isteğini değil, güçlü bir istek veya arzuyu ifade eder. Succumb to bir güce karşı verilen mücadelenin başarısız olduğunu düşündürür ve bu nedenle ifadeye olumsuz bir değerlendirme katar.

Alıştırma

Succumb fiilinin geçmiş zamanını ve gereken edatı kullanın: After resisting the pressure for weeks, he finally ____ it.

Cevabı göster

succumbed to

So while Gyges may have attained power and wealth, Anlatım akışı

4:10

Bu yüzden Gyges güç ve servet elde etmiş olsa da,

Socrates implies that his soul would be in disharmony. Kelime

4:13

Sokrates ruhunun uyumsuz olacağını ima eder.

Anlatım akışı

So while Gyges may have attained...: ödünleme bildiren while

Burada while, “... sırasında” değil, “... olsa da” anlamındadır. İlk yan cümle Gyges'in güç ve servet kazanmış olabileceğini kabul eder; ancak okuyucuyu ana cümledeki daha önemli ve karşıt değerlendirmeye hazırlar. while + yan cümle, ana cümle yapısı dengeli tartışmalarda yaygındır: önce bir nokta kabul edilir, sonra bunun meseleyi tek başına çözmediği gösterilir. May have attained, geçmişteki kazanımı bir olasılık ya da tartışma uğruna kabul edilen bir durum olarak sunarak bu kabulü temkinli tutar.

Alıştırma

Hangi cümlede while, bir noktayı kabul ettikten sonra ona karşıt bir iddia sunmak için kullanılmıştır?

  1. While the hotel is expensive, its location is excellent.
  2. Please wait here while the room is cleaned.
  3. She checked the map while I drove.
Cevabı göster

While the hotel is expensive, its location is excellent.

Kelime

his soul would be in disharmony: içsel düzensizlik

To be in disharmony, farklı parçaların dengeli ve düzenli bir biçimde birlikte çalışmaması demektir. Burada soul, bir kişinin içsel ahlaki ve psikolojik yaşamını anlatır. Bu nedenle ifade, dışarıdan başarılı görünse bile iç dünyasının düzensiz olacağını söyler. Disharmony, müzik seslerinin hoş olmayan bir birleşimini de anlatabilir; ancak bu cümlede mecaz anlamda kullanılmıştır. Kastedilen, ruhun kötü müzik yapması değil; arzuların, muhakemenin ve diğer iç güçlerin gerektiği gibi uyum içinde olmamasıdır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “dengeli biçimde birlikte çalışmamak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Her values and her actions were ____.

Cevabı göster

in disharmony

He'd be enslaved to his own base desires Deyimler

4:18

Akıl tarafından yönlendirilmek yerine

Deyimler

He'd be enslaved to his own base desires: kendi aşağı arzularının hâkimiyeti altına girmek

Be enslaved to burada güçlü bir mecazdır. Arzularının onu tamamen kontrol edip öz denetimini kaybettireceği anlamına gelir; gerçek ya da hukuki bir köleliği anlatmaz. He'd ifadesinden sonra be geldiği için burada anlam he would olur. Base desires, ahlaken aşağı veya değersiz görülen dürtüleri belirtir; his own ise onu kontrol eden gücün kendi içinden geldiğini vurgular.

Alıştırma

Bu bağlamda He'd be enslaved to his own base desires ifadesini en doğru biçimde açıklayan cümle hangisidir?

  1. Ahlaken aşağı olan kendi arzuları ona hükmettiği için öz denetimini kaybederdi.
  2. Arzuları yüzünden hukuken başka bir kişinin mülkü olurdu.
  3. Bütün arzularını kontrol altında tutmak için aklını kullanırdı.
Cevabı göster

Ahlaken aşağı olan kendi arzuları ona hükmettiği için öz denetimini kaybederdi.

rather than guided by reason Anlatım akışı

4:21

kendi temel arzularına esir olur

and wouldn't be truly happy.

4:23

ve gerçekten mutlu olamazdı.

Anlatım akışı

rather than guided by reason: ortak edilgen yapıyla kurulan karşıtlık

Rather than, reddedilen alternatifi sunar. Asıl sonuç arzuların kölesi olmaktır; guided by reason ise gerçekleşmeyen karşıt sonucu belirtir. Önceki would be, karşılaştırmanın iki tarafında da ortaktır: He would be enslaved ... rather than (be) guided by reason. Guided, be guided by edilgen yapısındaki geçmiş zaman ortacıdır; bağımsız bir geçmiş zaman fiili değildir. Bu eksilti, sözcük tekrarını önlerken iki tarafı paralel tutar.

Alıştırma

Hangi cümlede rather than açık bir paralel yapıyla kullanılmıştır?

  1. The policy should be guided by evidence rather than fear drives it.
  2. The policy should be guided by evidence rather than driven by fear.
  3. The policy should guided by evidence rather than be driven by fear.
Cevabı göster

The policy should be guided by evidence rather than driven by fear.

Before Plato penned this discussion, Kelime

4:26

Platon bu tartışmayı kaleme almadan önce,

Kelime

penned this discussion ifadesinde fiil olarak pen

Burada penned, pen fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve “yazdı” veya “kaleme aldı” anlamına gelir. this discussion nesnesi, fiilin bir şeyi kapalı bir alana koymayı değil, yazılı bir metin oluşturmayı anlattığını gösterir. wrote ile karşılaştırıldığında penned daha edebî ve özenli bir tona sahiptir. Bir yazarla eseri belirtilirken yayıncılıkta, biyografilerde ve tarihî anlatılarda sık görülür.

Alıştırma

“Yazmak” anlamındaki pen fiilinin geçmiş zamanıyla cümleyi tamamlayın: The historian ____ a short biography of the queen.

Cevabı göster

penned

Chinese philosopher Confucius similarly reasoned that by simply acting justly, Dilbilgisi

4:29

Çinli filozof Konfüçyüs de benzer şekilde sadece adil davranarak

one also benefits oneself.

4:34

insanın kendine de fayda sağladığını öne sürmüştür.

Dilbilgisi

by + -ing ve resmî one ... oneself yapısı

By + -ing yapısı, bir sonuca ulaşmanın yöntemi olarak kullanılan eylemi gösterir. by simply acting justly ifadesinde by edatından sonra acting gerekir; justly kişinin nasıl davrandığını açıklar, simply ise yalnızca bu eylemin yeterli olduğunu vurgular. Buradaki one, 1 sayısı değildir. Herhangi bir kişiyi belirten resmî ve genel bir zamirdir; oneself de bu zamire gönderme yapar. one ... oneself yapısı, belirli bir kişinin adını vermeden genel bir ilke ifade etmeyi sağlar.

Alıştırma

Resmî cümleyi by + -ing ve birbiriyle uyumlu genel zamirlerle tamamlayın: ____ checking the facts carefully, ____ can protect ____ from making a false claim.

Cevabı göster

By · one · oneself

After modern Western philosophers voiced varying beliefs. Kalıp ifadeler

4:37

Daha sonra modern Batılı filozoflar farklı inançları dile getirdiler.

Kalıp ifadeler

Fiil olarak voice: voiced varying beliefs

Burada voiced, voice fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve “açıkça dile getirdiler” anlamına gelir. Filozoflar farklı inançlarını başkalarına duyurmuştur; ifade, seslerinin nasıl çıktığından bahsetmez. Voice fiili, voice an opinion, voice concern veya voice opposition örneklerinde olduğu gibi, nesne olarak çoğunlukla bir düşünce ya da tutum alır.

Alıştırma

Cümleyi “açıkça dile getirmek” anlamındaki voice fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the meeting, several residents ____ concerns about the plan.

Cevabı göster

voiced

Thomas Hobbes, for instance, Anlatım akışı

4:41

Örneğin Thomas Hobbes,

argued that the state of nature is violent and selfish. Kültür

4:43

doğa durumunun şiddetli ve bencil olduğunu savundu.

Anlatım akışı

Thomas Hobbes sonrasında for instance: örnek belirtmek

For instance bir örnek verme işaretidir. Thomas Hobbes’u, az önce sözü edilen daha geniş modern Batılı filozoflar grubunun belirli bir üyesi olarak sunar. Örnek olan isim grubundan sonra kullanılan for instance, parantez içi bir düzenleyici gibi çalışır ve virgüllerle ayrılır. Cümlenin başında da kullanılabilir ve ardından virgül gelir.

Alıştırma

Cümleyi parantez içi örnek işareti olarak for instance ile tamamlayın: Many materials can be recycled. Glass, ____, can be melted down and reused.

Cevabı göster

for instance

Kültür

Hobbes'un siyaset felsefesinde the state of nature is violent and selfish

Siyaset felsefesinde the state of nature, insanların yerleşik bir hükûmet, yasalar veya ortak bir siyasi otorite olmadan yaşadığı varsayımsal bir durumu anlatır. Buradaki state sözcüğü devlet değil durum anlamındadır; nature da fiziksel çevreyi anlatmaz. Bu yan cümle, ortak bir otorite olmadan insan yaşamının şiddete ve kişisel çıkara yönelme eğiliminde olduğuna dair Hobbes'un görüşünü özetler. Bu fikir, daha sonra gelen adaletin otorite tarafından dayatıldığı iddiasına öncül oluşturur.

Alıştırma

Bu siyaset felsefesi cümlesinde the state of nature ne anlama gelir?

  1. şehirleri veya modern teknolojisi olmayan bir ülke
  2. ormanların ve nehirlerin çevresel durumu
  3. hükûmetin veya ortak siyasi otoritenin bulunmadığı varsayımsal bir durum
Cevabı göster

hükûmetin veya ortak siyasi otoritenin bulunmadığı varsayımsal bir durum

Justice, therefore, Anlatım akışı

4:47

Bu nedenle adalet,

is imposed by authority. Kelime

4:48

otorite tarafından dayatılır.

Anlatım akışı

Justice, therefore, is imposed by authority cümlesinde sonuç bildiren therefore

Therefore, bu ifadenin basit bir konu değişikliği değil, önceki fikirden çıkarılan bir sonuç olduğunu gösterir. Akıl yürütme şöyledir: Ortak bir otoritenin bulunmadığı yaşam şiddet dolu ve kişisel çıkara dayalıysa adalet, otorite tarafından dayatılan bir şey olarak anlaşılır. Edilgen Justice is imposed by authority yapısı Justice sözcüğünü başa alır ve belirli bir yönetici veya kurum yerine ona odaklanır. by authority ifadesi eylemin kaynağını belirtir. Virgüllerle ayrılan therefore, sonucu resmî ve kısa bir biçimde sunar.

Alıştırma

Hangi cümle ikinci ifadeyi birinci ifadeden çıkan bir sonuç olarak sunuyor?

  1. The roads were icy; for example, several bridges had frozen surfaces.
  2. The roads were icy; however, the main highway stayed open.
  3. The roads were icy; therefore, the school opened two hours late.
Cevabı göster

The roads were icy; therefore, the school opened two hours late.

Kelime

is imposed by authority: otorite tarafından zorla yürürlüğe konan bir önlem

Edilgen biçim is imposed, bir kuralın, yükümlülüğün, sınırın veya cezanın özgürce seçilmek yerine zorla yürürlüğe konduğunu anlatır. By authority, kaynağın belirli bir kişi olmak zorunda olmayan resmî bir güç veya yönetim gücü olduğunu gösterir. Impose resmî bir sözcüktür ve dışarıdan gelen güç ya da baskıyı vurgular. Başka durumlara aktarılabilen kalıp something is imposed by an authority şeklindedir; etkilenen kişiler belirtildiğinde İngilizcede sıkça impose something on someone kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi impose sözcüğünün edilgen biçimi ve eylemi yapanı tanıtan sözcükle tamamlayın: A temporary curfew was ____ the mayor.

Cevabı göster

imposed by

John Locke, in contrast, Anlatım akışı

4:51

Buna karşılık John Locke,

asserted that people are naturally obligated to act justly, Kelime

4:53

insanların doğal olarak adil davranmakla yükümlü olduklarını ileri sürdü

Anlatım akışı

in contrast: John Locke’un farklı görüşüne geçişi belirtmek

In contrast, okuyucuya Locke'un iddiasını daha önceki farklı bir iddiayla karşılaştırmasını söyleyen bir söylem belirtecidir. Sadece başka bir bilgi eklemek yerine tartışmanın yönünü değiştirir. John Locke ifadesinden sonra gelip virgüller arasına alındığında ara söz gibi çalışır. Temel cümle hâlâ John Locke asserted... diye başlar; bu belirteç ise söz konusu ifadenin önceki ifadeyle ilişkisini açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle gerçek bir farkı belirtmek için in contrast ifadesini doğru kullanıyor?

  1. The first battery lasted two hours. In contrast, it was fully charged before the test.
  2. The first battery lasted two hours. In contrast, the second lasted ten.
  3. The first battery lasted two hours. In contrast, the second lasted two hours too.
Cevabı göster

The first battery lasted two hours. In contrast, the second lasted ten.

Kelime

naturally obligated to act justly: doğal hukuk gereği adil davranmakla yükümlü olmak

Be obligated to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma yükümlülüğü bulunması demektir. Buradaki obligated to act justly, insanların adil ve ahlaken doğru davranma yükümlülüğü olduğunu belirtir. Naturally burada kolayca veya kendiliğinden anlamına gelmez. Bu felsefi iddiada yükümlülüğün yalnızca daha sonra devletin koyduğu kurallardan değil, insan doğasından veya doğal hukuktan kaynaklandığının düşünüldüğünü gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle be obligated to yapısını kullanarak resmî bir etik yükümlülüğü doğru ifade eder?

  1. Researchers are obligated to protect participants' privacy.
  2. Researchers enjoy protecting participants' privacy.
  3. Researchers might protect participants' privacy.
Cevabı göster

Researchers are obligated to protect participants' privacy.

and they agree to participate in civil society Kültür

4:57

ve doğal haklarını güvence altına almak için

to secure their natural rights. Kültür

5:00

sivil topluma katılmayı kabul ettiklerini belirtti.

Kültür

agree to participate in civil society: sivil topluma katılmayı kabul etmek

Agree to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmayı kabul etmek demektir. Buradaki agree to participate in civil society, ortak kuralları ve kurumları bulunan örgütlü bir siyasi topluluğa katılmayı ve onun içinde yer almayı kabul etmek anlamındadır. Bu toplum sözleşmesi bağlamında civil society, ortak bir siyasi otoritenin bulunmadığı state of nature, yani doğa durumu ile karşıtlık oluşturur. Civil burada kibar anlamına gelmez; yurttaşlıkla ve siyasi örgütlenmeyle ilgilidir.

Alıştırma

Bu cümlede agree to participate in civil society ne anlama gelir?

  1. her konuşmada kibarca konuşacağına söz vermek
  2. ortak kuralları olan örgütlü bir siyasi topluluğa katılmayı kabul etmek
  3. yalnızca hukuk mahkemesindeki davalarla ilgilenmeyi kabul etmek
Cevabı göster

ortak kuralları olan örgütlü bir siyasi topluluğa katılmayı kabul etmek

Kültür

to secure their natural rights: doğal haklarını güvence altına almak

to secure ... mastar öbeği amaç bildirir; daha önce sözü edilen eylemin neden yapıldığını açıklar. Burada secure, “bir şeyin korunmasını veya güvence altına alınmasını sağlamak” anlamındaki yalın fiildir; “güvenli” anlamındaki sıfat değildir. Natural rights, insanların bir hükümetin isteğine bağlı olarak verilmiş değil, doğaları gereği sahip oldukları kabul edilen haklardır. Burada ilgili düşünce geleneğinde yaşam, özgürlük ve mülkiyet yaygın örneklerdir.

Alıştırma

Hangi cümlede secure, “hakların korunmasını sağlamak” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?

  1. The agreement was designed to secure workers' rights.
  2. The agreement stated that workers' rights were secure.
  3. The agreement was stored in a secure cabinet.
Cevabı göster

The agreement was designed to secure workers' rights.

The allegory of the ill-gotten magical ring Kelime

5:03

Kullanıcısını en karanlık arzularına doğru çeken

Kelime

The allegory of the ill-gotten magical ring: haksız yolla elde edilmiş sihirli yüzüğün alegorisi

Allegory; karakterleri, nesneleri ve olayları daha derin bir ahlaki, siyasi veya felsefi anlamı ifade eden bir öykü ya da imgedir. Yüzük öyküsüne allegory denmesi, sihirli nesnenin ötesine bakıp onun temsil ettiği daha büyük düşünceyi görmeniz gerektiğini belirtir. Ill-gotten, “dürüst olmayan, yasa dışı veya haksız bir yolla elde edilmiş” anlamına gelen, kısa çizgili bir sıfattır. Magical ring ifadesini niteler ve yüzüğün nasıl edinildiğine dair olumsuz bir yargı ekler; buradaki ill, birinin hasta olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“The allegory of the ill-gotten magical ring” ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Yüzük öyküsünü daha derin bir simgesel anlatı olarak sunar ve yüzüğün haksız yolla elde edildiğini belirtir.
  2. Yüzüğe basit bir süs eşyası der ve tamamen doğru bir yolla edinildiğini belirtir.
  3. Yüzüğün birini hasta ettiğini ve öykünün maceranın ötesinde hiçbir anlamı olmadığını söyler.
Cevabı göster

Yüzük öyküsünü daha derin bir simgesel anlatı olarak sunar ve yüzüğün haksız yolla elde edildiğini belirtir.

that lures its wearer towards their darkest desires Deyimler

5:06

gayri meşru yollarla elde edilen sihirli yüzüğün bu alegorisi,

continues to inspire. Kalıp ifadeler

5:09

ilham vermeye devam ediyor.

Deyimler

that lures its wearer towards their darkest desires: onu takan kişiyi en karanlık arzularına doğru çeken

that lures its wearer towards their darkest desires ilgi cümleciği, daha önce sözü edilen yüzüğü tanımlar. Lure, birini tehlikeli veya zararlı bir şeye doğru çekmek ya da ayartmak demektir. Yüzüğün ayartmanın etkin kaynağı olarak sunulması onu kişileştirir; sanki yüzük, onu takan kişiyi kötü seçimlere doğru çekebiliyormuş gibi anlatılır. Its wearer, yüzüğü takan herhangi bir kişiyi ifade eder. Their, tekil wearer sözcüğüne cinsiyet belirtmeden gönderme yapar. Darkest desires mecazidir: kişinin ahlaki açıdan en rahatsız edici, tehlikeli veya gizli arzularını ifade eder; koyu renkli arzular anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede lure, birini zararlı bir seçime doğru ayartma anlamında kullanılmıştır?

  1. The dark blue sign showed him where to go.
  2. The promise of easy money lured him into a dangerous scheme.
  3. The guide invited him to join a safe museum tour.
Cevabı göster

The promise of easy money lured him into a dangerous scheme.

Kalıp ifadeler

continues to inspire: süren yaratıcı etki

Continue to + fiilin yalın hâli, bir eylemin veya etkinin sürmesi anlamına gelir. Özne üçüncü tekil şahıs olduğunda continue, continues biçimine dönüşür; to sözcüğünden sonra inspire yalın hâlde kalır. Burada inspire, insanlara fikir vermek veya yaratıcı etkisini sürdürmek anlamındadır. Nesne inspire young artists örneğindeki gibi belirtilebilir. Etkilenen dinleyiciler veya sonraki yaratıcılar bağlamdan belliyse continues to inspire örneğindeki gibi nesne söylenmeyebilir.

Alıştırma

Cümleyi geniş zamanda continue + to + inspire kullanarak tamamlayın: Her bold design ____ young artists.

Cevabı göster

continues to inspire

So if the ring of Gyges fell into your hands, Deyimler

5:12

Peki Gyges'in yüzüğü senin ellerine düşseydi,

what would you do?

5:16

ne yapardın?

Deyimler

fell into your hands: kontrolünüze geçmek

Fall into someone's hands, bir şeyin çoğu zaman beklenmedik biçimde birinin mülkiyetine ya da kontrolüne geçmesi anlamına gelen bir deyimdir. Bir şeyin fiziksel olarak avuca düşmesi gerekmez. Burada if + fell ile would, gerçek dışı veya hayalî bir durum kurar: dinleyiciden yüzüğün kontrolünü ele geçirdiğini düşünüp ne yapacağına karar vermesi istenir.

Alıştırma

Uyarıyı “tehlikeli veya yetkisiz kişilerce elde edilmek” anlamındaki deyimle tamamlayın: This information must never ____.

Cevabı göster

fall into the wrong hands

Would you try to resist its power, Kalıp ifadeler

5:19

Tek Yüzük ile Frodo gibi

like Frodo with the One Ring, Kültür

5:21

onun gücüne direnmeye mi çalışırdın,

or be corrupted, Kültür

5:22

yoksa Gollum gibi

like Gollum?

5:24

yozlaşır mıydın?

Kalıp ifadeler

resist its ...: resist + doğrudan nesne

Resist, bir güce, baskıya, ayartmaya veya etkiye aktif biçimde karşı koyarak onun davranışlarınızı kontrol etmesini engellemek anlamına gelir. Resist its power ifadesinde its power, resist fiilinin doğrudan nesnesidir. Resist burada geçişli bir fiildir; bu nedenle isim grubu doğrudan ardından gelir: resist its power denir, resist to its power denmez. Sadece bir şeyden hoşlanmamaktan daha güçlüdür, çünkü boyun eğmemek için çaba göstermeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle Leo'nun bir dürtüye aktif biçimde karşı koyduğunu doğru şekilde anlatır?

  1. Leo disliked the urge to look at the answers.
  2. Leo resisted to the urge to look at the answers.
  3. Leo resisted the urge to look at the answers.
Cevabı göster

Leo resisted the urge to look at the answers.

Kültür

like Frodo with the One Ring göndermesi

Frodo, Yüzüklerin Efendisi'nde Tek Yüzük'ü taşır. Tek Yüzük, kendine özgü adı, muazzam gücü ve insanı yozlaştıran çekimi olan belirli bir nesnedir; sıradan bir yüzük değildir. Burada like, “aynı durumda olmak” anlamına gelir. like Frodo with the One Ring ifadesi, tehlikeli bir yük taşırken onun ayartmasına karşı koymaya çalışmayı çağrıştırır. Bu benzetme Frodo'nun Yüzük'ten hiç etkilenmediği anlamına gelmez; asıl fikir bu mücadeledir.

Alıştırma

Bu cümlede like Frodo with the One Ring neyi çağrıştırıyor?

  1. Tehlikeli bir ayartmayla karşılaşırken ona direnmeye çalışmak
  2. Sıradan bir yüzüğü yalnızca süs olarak takmak
  3. Hiçbir ahlaki çatışma yaşamadan güç aramak
Cevabı göster

Tehlikeli bir ayartmayla karşılaşırken ona direnmeye çalışmak

Kültür

be corrupted, like Gollum: ahlaki yozlaşma

Gollum, Tek Yüzük'e uzun süre maruz kalması ve ona yönelik takıntılı arzusu nedeniyle düşünceleri, davranışları ve kimliği çarpılmış bir karakterdir. Bu soruda like Gollum olumsuz sonucu, yani direnmeye devam etmek yerine Yüzük'ün etkisine boyun eğmeyi gösterir. be corrupted edilgen bir yapıdır. Burada corrupted, bilgisayar verilerinin hasar görmesini değil, bir kişinin güç veya arzu nedeniyle ahlaken daha kötü birine dönüşmesini ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümlede corrupted, “ahlaken daha kötü hâle gelmiş” anlamında kullanılmıştır?

  1. The leader was corrupted by unchecked power.
  2. The video file was corrupted during the transfer.
  3. The leader was corrected after a spelling mistake.
Cevabı göster

The leader was corrupted by unchecked power.

Step into J.R.R. Tolkien's magical universe Deyimler

5:24

J.R.R. Tolkien'in büyülü evrenine adım atın

Deyimler

Step into J.R.R. Tolkien's magical universe: sürükleyici bir davet

Bu tanıtım cümlesinde Step into mecazlı bir davettir: dinleyiciyi Tolkien'ın hikâyelerini deneyimlemeye çağırır; gerçek anlamda bir yere adım atmasını istemez. Bir yaratıcının magical universe ifadesi, o kişinin hikâyelerinin oluşturduğu bağlantılı hayal dünyasını anlatır. Emir biçimi, daveti canlı ve sürükleyici hâle getirir.

Alıştırma

Tanıtım davetini dersin hedef ifadesiyle tamamlayın: ____ a world where dragons guard ancient secrets.

Cevabı göster

Step into

by downloading The Fellowship of the Ring for free

5:28

Yüzük Kardeşliği'ni ücretsiz indirerek

at audible.com/ted-ed

5:31

audible.com/ted-ed adresinden

and follow the quest to destroy another powerful ring. Kalıp ifadeler

5:34

ve başka bir güçlü yüzüğü yok etme görevini takip edin.

Kalıp ifadeler

follow the quest to destroy ...: hikâyedeki görevi takip etmek

Quest, özellikle fantastik hikâyelerde önemli bir hedefe ulaşmak için girişilen zorlu bir arayış veya macera anlamına gelir. the quest to destroy ... yapısında to ile kurulan mastar, görevin hedefini belirtir. Follow the quest, karakterler hedeflerinin peşinden giderken bu hikâye çizgisini takip etmek demektir. Dinleyici veya okuyucu görevin nasıl geliştiğini izler; göreve bizzat katılması gerekmez. Another powerful ring, daha önce ele alınan güçlü yüzükten farklı bir yüzüğü anlatır.

Alıştırma

Fantastik hikâye açıklamasını dersin hedef yapısıyla tamamlayın: Readers ____ save the hidden kingdom.

Cevabı göster

follow the quest to