💗💗💗 Aşık olmanın bilimi ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Hormonların cinsel istek ve çekimi nasıl şekillendirdiğini, dopaminin yeni ilişkileri neden bağımlılık gibi hissettirebildiğini ve göz temasının çiftlerin kalp atışlarını nasıl aynı ritme getirebildiğini ele alan bilimsel bir açıklama. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Thanks for ruining — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bu ifadenin samimi bir teşekkür değil, şakacı bir iğneleme olduğunu fark edin. Konuşanın, birinin romantik düşüncesini bozduğunu mizahla belirttiğini anlayabilir; ses tonu ve yakınlık ironiyi açık kıldığında bu kalıbı siz de uygun biçimde kullanabilirsiniz. 2. may feel purely carnal, but in fact, — Söylem, anlatı ve retorik: Önce yüzeydeki izlenimi kabul edip ardından daha doğru açıklamaya geçmek için bu karşıtlık çerçevesini kullanın. Bilimsel açıklamaları ve savları “öyle hissedilebilir, fakat altta yatan gerçek farklıdır” mantığıyla düzenlemenize yardımcı olur. 3. become stuck in a loop. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bunun fiziksel olarak bir yerde sıkışmayı değil, kırılması zor bir tekrarlanan davranış döngüsüne zamanla girmeyi anlattığını kavrayın. İfadeyi yinelenen alışkanlıklar, düşünce kalıpları veya haz ve ödül sağlayan deneyimlerin sürekli peşinden gitmek için kullanabilirsiniz.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:07Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.
Head over heels, butterflies in the tummy, the apple of my eye. Deyimler
0:13Sırılsıklam aşık olmak, karnında kelebekler uçuşmak, gözümün bebeği.
Head over heels: sırılsıklam âşık olmak
Head over heels, birine derinden âşık veya güçlü biçimde tutulmuş olmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu aşk ifadeleri listesinde yoğun bir romantik duyguyu belirtir; birinin başının ve ayaklarının konumunu tarif etmez. İfadeyi tek bir kalıp olarak kullanın. Yaygın yapılar be head over heels in love with someone ve fall head over heels for someone şeklindedir.
Alıştırma
Bu derste geçen ve 'derinden âşık' anlamına gelen üç kelimelik deyimle cümleyi tamamlayın: Jordan is ____ in love with Casey.
Cevabı göster
head over heels
Butterflies in the tummy: gerginlik ve heyecan
Butterflies in the tummy, gergin, heyecanlı, beklenti içinde veya birine ilgi duyarken karında oluşan kıpırtılı hissi anlatan mecazi bir ifadedir. Bu aşk temalı listede romantik gerginlik veya heyecanı belirtir; gerçek kelebekleri ya da bir sindirim sorununu anlatmaz. Tam bir cümlede yaygın kalıp have/get butterflies in + iyelik bildiren sözcük + tummy/stomach şeklindedir. Örneğin: I get butterflies in my stomach.
Alıştırma
"I had butterflies in my stomach before the speech" İngilizce cümlesi ne anlama gelir?
- Sahnenin yakınında kelebekler gördüm.
- Sıradan bir mide ağrım vardı.
- Gergin veya heyecanlı hissediyordum.
Cevabı göster
Gergin veya heyecanlı hissediyordum.
the apple of my eye: çok değer verilen kişi
Bu cümlede the apple of my eye, “çok sevdiğim ve büyük değer verdiğim kişi” anlamına gelir. Bu bir deyimdir: apple burada meyve anlamına gelmez ve ifadenin tamamı bir bütün olarak anlaşılmalıdır. İyelik biçimi, bu özel kişinin kimin için değerli olduğunu gösterir. Bakış açısına göre my yerine your, his, her, our, their veya başka bir iyelik biçimi kullanılabilir. Bu kişi bir sevgili, çocuk ya da derinden sevilen başka biri olabilir.
Alıştırma
Bir büyükanne kendi torunundan söz ediyor. Cümleyi the apple of someone's eye ifadesiyle tamamlayın: My granddaughter is ____.
Cevabı göster
the apple of my eye
In English, there are many idioms to describe what it feels like to fall in love. Dilbilgisi
0:19İngilizcede aşık olmanın nasıl hissettirdiğini anlatan birçok deyim vardır.
what it feels like to...: iç içe yan tümcedeki sıra
What it feels like to fall in love, “âşık olma deneyiminin veya hissinin nasıl olduğu” anlamına gelir. What ile başlayan yan tümcenin tamamı describe fiilinin nesnesidir; bu nedenle daha büyük bir cümlenin parçasıdır ve doğrudan soru değildir. Daha büyük bir cümlenin içinde what it feels like to + fiilin yalın hâli kullanılır. Yan tümce, it feels şeklindeki düz cümle sırasını korur; does it feel kullanılmaz. Buradaki it, to fall in love ile belirtilen deneyimi önceden karşılar.
Alıştırma
Describe fiilinden sonra iç içe yan tümceyi doğru kullanan cümleyi seçin.
- Can you describe what it feels like to win a championship?
- Can you describe what feels it like to win a championship?
- Can you describe what does it feel like to win a championship?
Cevabı göster
Can you describe what it feels like to win a championship?
Ah, I didn't know you were such a romantic Neil. Ton ve niyet
0:24Ah, senin bu kadar romantik olduğunu bilmiyordum Neil.
such a romantic: şakacı bir isim öbeği
such a romantic ifadesinde romantic, “romantik bir kişi” anlamına gelen tekil ve sayılabilen bir isimdir. such a + tekil sayılabilen isim yapısı değerlendirmeyi güçlendirir ve Neil'ı çok romantik bir insan olarak sunar. Buradaki I didn't know... eğlenceli bir şaşkınlık ifade eder. Konuşmacı, Neil'ın aşktan söz ettiğini duyduktan sonra ona hafifçe takılır; onu eleştirmez veya birinin romantik partneri olduğunu söylemez.
Alıştırma
such a ve romantic ismini kullanarak cümleyi tamamlayın: Lena writes love poems for every anniversary. I never knew she was ____!
Cevabı göster
such a romantic
But do you know what's actually happening in our brains when we fall in love? Anlatım akışı
0:28Peki aşık olduğumuzda beynimizde aslında ne olduğunu biliyor musun?
what's actually happening in our brains: bilimsel konuya geçiş
Daha büyük sorunun içindeki what's actually happening in our brains sorusu yeni odağı belirtir: âşık olmanın arkasındaki gerçek fiziksel süreçler. Actually ve in our brains, konuşmayı romantik ifadelerden uzaklaştırıp bilimsel bir açıklamaya yöneltir. Konuşmacı bu soruyu But do you know...? yapısının içine yerleştirerek merak uyandırır ve konu geçişini işaret eder. Bu yalnızca bilgi istemek değildir; programın sonraki bölümünde yanıtlanacak soruyu çerçeveler.
Alıştırma
Vurgulanan bölüm, konuşmacının açıklamasında ne işe yarıyor?
- Konuşmanın bittiğini ve yanıta gerek olmadığını belirtir.
- Dikkati romantik dilden beyindeki gerçek süreçlere kaydırır.
- Başka bir romantik ifadeler listesi ister.
Cevabı göster
Dikkati romantik dilden beyindeki gerçek süreçlere kaydırır.
but it's more about brain chemistry than romance. Dilbilgisi
0:35ama bu romantizmden çok beyin kimyasıyla ilgili.
I'm sorry to say this: istenmeyen bilgiden önce nazik bir yumuşatma ifadesi
“I'm sorry to say this”, dinleyiciyi hayal kırıklığına uğratabilecek veya onun umduğu ya da inandığı şeye karşı çıkabilecek bir bilgiden önce kullanılan nazik bir yumuşatma ifadesidir. Burada konuşmacı, Neil'ın romantik bakışının yerine bilimsel bir açıklama getirmek üzeredir. Konuşmacı esas olarak ciddi bir yanlışından dolayı özür dilemiyordur. İfade, mesajı vermek zorunda olmaktan duyulan üzüntüyü gösterir; “but” ise ardından gelen istenmeyen noktayı sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede “I'm sorry to say this”, istenmeyen bir bilgiden önce nazik bir yumuşatma ifadesi olarak doğal biçimde kullanılmıştır?
- I'm sorry to say this, and the café serves excellent coffee.
- I'm sorry to say this, but your application was not successful.
- I'm sorry to say this, so please enjoy your holiday.
Cevabı göster
I'm sorry to say this, but your application was not successful.
more about A than B: asıl odağı belirtmek
“More about brain chemistry than romance” ifadesinde “about”, konuyu onu açıklama biçimine bağlar. “More ... than ...”, konuyu anlamanın iki yolunu sıralar: beyin kimyası romantizmden daha merkezi olarak sunulur. Yeniden kullanılabilen “It's more about A than B” kalıbı, bir şeyin gerçek odağını, nedenini veya gerektirdiği unsuru yeniden tanımlar. Sayılabilen bir miktarı değil, ilgi veya önem derecesini karşılaştırır.
Alıştırma
Cümleyi “more about A than B” kalıbıyla tamamlayın: For this job, success is ____ clear communication ____ technical jargon.
Cevabı göster
more about · than
chemical messengers which the body releases into the blood to control our growth, mood, and yes, falling in love. Notlar
0:41büyümemizi, ruh halimizi ve evet, aşık olmamızı kontrol etmek için vücudun kana salgıladığı kimyasal haberciler.
chemical messengers: sinyal taşıyan kimyasal maddeler
Burada chemical messengers ifadesi, hormonları anlaşılır bir dille tanımlar: Bunlar, vücudun bir bölümünden diğerine sinyal taşıyan kimyasal maddelerdir. Vücut bu maddeleri kana salar ve böylece sinyalleri vücutta dolaşabilir. Messenger sözcüğü mecazidir. Gerçekten mesaj götüren bir insanı anlatmaz; bu kimyasalların büyüme, ruh hâli ve diğer tepkileri düzenlemeye yardımcı olan bilgileri iletme görevini vurgular.
Alıştırma
Bu biyoloji açıklamasında chemical messengers ne anlama geliyor?
- Kimya deneyleri hakkında yazılı talimatlar.
- Bir laboratuvara mesaj götüren kişiler.
- Vücut içinde sinyal taşıyan kimyasal maddeler.
Cevabı göster
Vücut içinde sinyal taşıyan kimyasal maddeler.
which the body releases into the blood: which'in nesne olduğu ilgi cümleciği
Which the body releases into the blood yan cümleciği chemical messengers ifadesinden sonra gelir ve bu kimyasal maddeleri açıklar. Which, blood sözcüğüne değil chemical messengers ifadesine gönderme yapar ve releases fiilinin nesnesidir. Cümlecik içinde the body özne, releases fiil, which ise salınan şeydir. İsim + which + özne + fiil kalıbı, bilimsel açıklamalarda bir ismin hemen ardından bilgi eklemeyi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede which, releases fiilinin nesnesi olarak doğru kullanılmıştır?
- Hormones are chemicals which the body releases them into the blood.
- Hormones are chemicals which the body releases into the blood.
- Hormones are chemicals which are released into the blood by the body.
Cevabı göster
Hormones are chemicals which the body releases into the blood.
Thanks for ruining my romantic ideas Beth. Ton ve niyet
0:49Romantik fikirlerimi mahvettiğin için teşekkürler Beth.
Thanks for ruining...: alaycı bir teşekkür
Thanks for ruining... burada içten bir teşekkür değildir. Konuşan kişi, olumlu Thanks sözüyle olumsuz ruining eylemini birleştirerek şakacı bir sitemde bulunur: Beth'in açıklaması onun romantik bakışını bozmuştur. Yapı, Thanks for + isim veya -ing biçimidir. Gerçek bir minnettarlık ifade edebilir; ancak tamamlayıcı istenmeyen bir eylemi anlatıyorsa bağlam ve ton bu yapıyı alaycı hâle getirebilir.
Alıştırma
Şakacı bir konuşmada "Thanks for ruining the surprise!" büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Konuşan kişi sürprizin bozulmasından şakacı bir şekilde yakınıyordur.
- Konuşan kişi sürprizin bozulmasına içtenlikle minnettardır.
- Konuşan kişi başka bir sürpriz planlanmasını istiyordur.
Cevabı göster
Konuşan kişi sürprizin bozulmasından şakacı bir şekilde yakınıyordur.
my dreams are now shattered: umutların yok olması
my dreams are now shattered, fiziksel olarak parçalanmayı bir benzetme olarak kullanır: konuşan kişinin umutları veya idealize edilmiş beklentileri yok olmuştur. Burada dreams, uyurken görülen görüntüleri değil, umutları ya da hayalleri anlatır. Shattered, yalnızca hayal kırıklığına uğramaktan daha güçlüdür. Bu hafif konuşmada güçlü ifade bilinçli olarak abartılmıştır ve bu da mizah katar.
Alıştırma
Cümleyi shatter fiilinin simple past edilgen biçimiyle tamamlayın: When the scholarship was cancelled, her dreams ____.
Cevabı göster
were shattered
why don't we spend the rest of this program finding out exactly what is going on inside our bodies and brains when we fall in love. Notlar
0:53neden bu programın geri kalanını aşık olduğumuzda vücudumuzda ve beynimizde tam olarak neler olup bittiğini bularak geçirmiyoruz.
why don't we spend... ile ortak bir öneri sunmak
Buradaki why don't we spend... gerçekten bir neden sorusu değildir. “... yapmaya zaman ayırmamızı öneriyorum” anlamına gelir ve sıradaki etkinliği ortak bir plan olarak sunar. Kalıp Why don't we + fiilin yalın hâli...? şeklindedir. Bu nedenle spend yalın hâldedir. spend + bir zaman dilimi + -ing yapısında -ing biçimi, o zamanı dolduran etkinliği belirtir; spend the rest of the program finding out... örneğinde olduğu gibi.
Alıştırma
Hangi cümle ortak bir öneriyi doğru biçimde ifade eder?
- Why don't we reviewing the plan together?
- Why don't we review the plan together?
- Why we don't review the plan together?
Cevabı göster
Why don't we review the plan together?
finding out: bilinmeyen bir gerçeği öğrenmek
Finding out, find out öbek fiilinin -ing biçimidir. Soru sorarak, çalışarak, gözlemleyerek veya araştırarak daha önce bilinmeyen bir bilgiyi edinmek anlamına gelir. Burada program, bedenin ve beynin içinde neler olduğunu öğrenecektir. Find out ifadesinden sonra sıkça what..., why..., whether... veya that... gibi öğrenilen bilgiyi belirten bir yan cümle gelir. Bu ifade yalnızca bir kişiyi ya da nesneyi bulmak anlamına gelmez.
Alıştırma
“We need to find out why the lights keep turning off,” cümlesinde find out ne anlama gelir?
- Kayıp fiziksel bir nesneyi bulmak
- Ayrılmadan önce ışıkları kapatmak
- Kontrol ederek veya araştırarak nedeni öğrenmek
Cevabı göster
Kontrol ederek veya araştırarak nedeni öğrenmek
And of course, learn some useful new vocabulary too.
1:01Ve tabii ki, yararlı bazı yeni kelimeler de öğrenelim.
There's no doubt that: güçlü bir kesinlik ifade etmek
There's no doubt that, ardından tam bir yan cümle getirir ve bu cümledeki iddiayı kesin olarak sunar. Bu örnekte being in love ile başlayan yan cümle, konuşanın sorgulanamaz kabul ettiği iddiadır. Bu kalıbı yalnızca bir şeyin mümkün olduğunu veya kişisel olarak doğru olabileceğini düşündüğünüzü söylemek için değil, güçlü bir iddiada bulunmak için kullanın.
Alıştırma
Cümleyi, iddiayı kesin olarak sunan dört sözcüklük doğru kalıpla tamamlayın: ____ regular practice improves performance.
Cevabı göster
There's no doubt that
being in love: özne görevindeki isim-fiil öbeği
Being in love, birini romantik olarak sevme durumunda olmak anlamına gelir. Burada being, be fiilinin -ing biçimidir ve ifadenin tamamı bir duruma ad veren isim-fiil öbeğidir. Bu öbek that yan cümlesinin öznesi olarak görev yapar, bu nedenle tekil fiil has ile kullanılır. Edilgen bir yapı değildir ve tam şu anda gerçekleşen bir eylemi anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle being in love ifadesini genel bir yargının öznesi olarak doğru kullanıyor?
- Be in love changes a person's priorities.
- Being in love change a person's priorities.
- Being in love changes a person's priorities.
Cevabı göster
Being in love changes a person's priorities.
has the health benefit of + isim veya -ing biçimi
have/has the health benefit of ... kalıbı, bir şeyin sağlık açısından belirli bir yarar sağladığını anlatır. Health, benefit türünü belirtir; of ise yararın kendisini açıklar. Buradaki of bir aitlik ilişkisi göstermez. of sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır. Bu cümlede reducing stress ve lengthening your life, sağlıkla ilgili sonuçları adlandıran paralel iki -ing öbeğidir.
Alıştırma
Hangi cümle has the health benefit of + -ing biçimini doğru kullanıyor?
- Regular exercise has the health benefit to lower blood pressure.
- Regular exercise has the health benefit of lowering blood pressure.
- Regular exercise has the health benefit of lower blood pressure.
Cevabı göster
Regular exercise has the health benefit of lowering blood pressure.
But the hormones which the brain releases have an immediate effect as well. Kalıp ifadeler
1:12Ancak beynin salgıladığı hormonların da anında etkisi vardır.
have an immediate effect: hemen etki göstermek
Have an immediate effect, bir sonucun hemen veya çok kısa sürede ortaya çıkmasına yol açmak demektir. Have an effect kalıbında effect bir isimdir; immediate ise sonucun ne kadar çabuk ortaya çıktığını anlatan bir sıfattır. Değişimden etkilenen kişi veya şeyi belirtmek için on + isim eklenir: have an immediate effect on mood.
Alıştırma
Hangi cümlede effect, have sonrasında isim olarak doğru kullanılmıştır?
- The new schedule had an immediate effect attendance.
- The new schedule had an immediate effect on attendance.
- The new schedule had an immediate affect on attendance.
Cevabı göster
The new schedule had an immediate effect on attendance.
So, chemically speaking, what happens when lovers look into each other's eyes? Notlar
1:17Öyleyse, kimyasal olarak konuşursak, aşıklar birbirlerinin gözlerinin içine baktığında ne olur?
chemically speaking: soruyu kimya açısından çerçevelemek
Bu cümlede chemically speaking, dinleyiciye soruyu özellikle kimya açısından yorumlamasını söyler. Ardından gelen her şeyi belirli bir çerçeveye yerleştirir; speaking burada gerçek anlamda konuşma eylemini anlatmaz. Zarf + speaking yapısı, bir ifade veya sorudan önce bakış açısını ya da kapsamı belirler. Çerçeveyi zarf belirler: chemically kimyasal süreçlere işaret ederken yerleşik başka biçimler genel bir bakışı veya kesin doğruluğu gösterebilir.
Alıştırma
Açıklamanın özellikle kimya açısından yapıldığını en iyi belirten başlangıç hangisidir?
- Chemically speaking
- Generally speaking
- Strictly speaking
Cevabı göster
Chemically speaking
look into each other's eyes: karşılıklı ve doğrudan göz teması
Bu soruda look into each other's eyes, iki âşığın doğrudan göz teması kurması, yani her birinin diğerinin gözlerine bakması anlamına gelir. Burada into, araştırmak anlamına gelmez. Each other's karşılıklı ilişki bildiren bir iyelik yapısıdır; ilişkinin iki yönlü olduğunu gösterir. Eyes nesnesi, look into yapısının bakış anlamını seçer; nesne problem veya case gibi bir şey olduğunda look into araştırmak anlamına gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi look into each other's eyes ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the end of the ceremony, the couple ____ and smiled.
Cevabı göster
looked into each other's eyes
heartbeats harmonize: uyumlu kalp ritimleri
Burada harmonize, “ayrı ritimlerin birlikte işleyecek şekilde uyumlu hâle gelmesi” anlamındadır. Soru, iki kişinin kalp atışlarının birbiriyle örtüşen bir ritme girip girmediğini sorar; şarkı söylemekten veya müzikal armoniden söz etmez. Harmonize, müzik dışında da uyumlu biçimde bir araya gelen veya birlikte işleyen şeyleri anlatabilir. Örneğin renkler bir odayla uyum sağlayabilir, kuruluşlar da kurallarını birbiriyle uyumlu hâle getirebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede harmonize, müzik dışındaki “uyumlu olmak veya birlikte iyi işlemek” anlamında kullanılmıştır?
- The singers harmonize in the final chorus.
- The warm colors harmonize with the wooden furniture.
- The word harmonize has nine letters.
Cevabı göster
The warm colors harmonize with the wooden furniture.
Or C, the hairs stand up on the back of their neck? Deyimler
1:32Yoksa C, enselerindeki tüyler mi diken diken olur?
the hairs stand up on the back of their neck: yoğun bir fiziksel tepki
The hairs stand up on the back of their neck, korku, şok, soğuk veya başka yoğun bir his nedeniyle ensedeki ince tüylerin yükselmesini anlatır. Buradaki hairs, baştaki uzun saçları değil, ince vücut tüylerini ifade eder. Bu ifade gerçek bir fiziksel tepkiyi aktarabilir; ayrıca bir şeyin ürpertici veya son derece huzursuz edici olduğunu gösterebilir. Kişiye uygun iyelik sözcüğünü kullanın: the hairs on the back of my neck, his neck, her neck veya their neck.
Alıştırma
Hangi cümle güçlü bir ürperti veya korku tepkisini anlatan ifadeyi doğal biçimde kullanır?
- A strange whisper made me turn my head toward the door.
- A strange whisper made my neck feel warm.
- A strange whisper made the hairs on the back of my neck stand up.
Cevabı göster
A strange whisper made the hairs on the back of my neck stand up.
I'll guess it's B, their heartbeats harmonize.
1:40Sanırım B, kalp atışları senkronize olur diyeceğim.
We'll find out if that's correct at the end of the program. Anlatım akışı
1:45Doğru olup olmadığını programın sonunda öğreneceğiz.
at the end of the program: cevabın daha sonra açıklanacağını belirtmek
At the end of the program, bir şeyin program tamamen bitmeden önceki son bölümde gerçekleşeceğini belirtir. Burada sunucu cevabı hemen vermek yerine sonraya bırakır. Bu ifade dinleyicinin beklentisini de düzenler: baştaki soruya programın kapanışına yakın bir zamanda geri dönülecektir. Programlarda bu tür ifadeler cevabın, sonucun veya özetin nerede verileceğini işaret edebilir.
Alıştırma
Bir sunucu “We’ll give you the answer at the end of the program.” diyor. Bu ifade öncelikle neyi belirtir?
- Cevap programın son bölümü için saklanıyor.
- Cevap ancak program tamamen bittikten sonra öğrenilebilecek.
- Program soruya geri dönmeden sona erecek.
Cevabı göster
Cevap programın son bölümü için saklanıyor.
self-help author and anthropologist at Rutgers University, Kültür
1:51Rutgers Üniversitesi'nde kişisel gelişim yazarı ve antropolog,
According to: bilgi kaynağını belirtmek
According to, bilginin geldiği kişiyi, belgeyi, araştırmayı, kuralı veya başka bir kaynağı tanıtır. Burada Helen E. Fisher kaynak olarak gösterilir ve görevlerinin açıklanması, dinleyiciye bu kaynağı değerlendirmek için bağlam sağlar. Temel kalıp according to + kaynak şeklindedir ve ardından kaynağa atfedilen iddia gelir. Başkasına ait bilgi veya görüşü konuşanın kendi ifadesinden ayırır.
Alıştırma
Cümleyi hedef kaynak ifadesiyle tamamlayın: ____ the report, air quality has improved.
Cevabı göster
According to
Yayıncılık alanını belirten self-help author etiketi
Bir self-help author; alışkanlıklar, ilişkiler, duygular veya iş gibi kişisel gelişim ve günlük yaşamı iyileştirme konularında okurlara tavsiye veren kitaplar ya da başka içerikler yazar. Burada self-help, author sözcüğünü niteleyen bileşik bir ifadedir. Kişinin kamuya yönelik yazılarının alanını belirtir; “kendisine yardım eden yazar” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi açıklama self-help author ifadesine en iyi karşılıktır?
- Yardımı reddeden ve her zaman tek başına çalışan bir yazar
- Başka bir yazarın her cümleyi kurmasına yardım eden bir yazar
- Kişisel gelişim veya günlük yaşamı iyileştirme konusunda tavsiye veren bir yazar
Cevabı göster
Kişisel gelişim veya günlük yaşamı iyileştirme konusunda tavsiye veren bir yazar
three aspects of: üç bölümlü bir çerçeveyi duyurmak
three aspects of something kalıbı, tek bir konuyu tartışmak üzere üç açıya veya boyuta ayırır. Bir aspect, aynı konuyu incelemenin bir yoludur; mutlaka ayrı bir şey anlamına gelmez. Bu cümlede ifade bir yol haritası işlevi görür: dinleyiciye romantik aşk hakkında sırada üç kategori veya nokta bulunduğunu bildirir. Aynı düzenleme kalıbında two aspects of the plan veya several aspects of the issue örneklerinde olduğu gibi başka miktarlar da kullanılabilir.
Alıştırma
"There are three aspects of the problem." cümlesi dinleyiciye neyin işaretini verir?
- Konuşmacı sorunu birbiriyle ilişkili üç açıdan inceleyecek.
- Konuşmacı birbiriyle ilgisiz üç sorundan söz ediyor.
- Konuşmacı aynı noktayı üç kez tekrarlayacak.
Cevabı göster
Konuşmacı sorunu birbiriyle ilişkili üç açıdan inceleyecek.
to explain more: daha fazla açıklama için sözü devretmek
Bu cümlede to explain more, amaç bildiren bir to-infinitive yapısıdır: BBC Ideas'ın neden tanıtıldığını dinleyiciye açıklar. More, daha önce sözü edilen konu hakkında ek ayrıntılar verileceğini gösterir. Program dilinde Here's + kaynak/kişi + to explain more bir söz devri işaretidir. Dinleyici, BBC Ideas'ın nerede olduğuna ilişkin bir açıklama değil, bir klibin veya konuşmacının açıklamayı sürdürmesini beklemelidir.
Alıştırma
Daha fazla açıklama yapacak bir bilim editörünü doğal biçimde tanıtan cümle hangisidir?
- Here's our science editor to explain more.
- Here's our science editor to more explanation.
- Here's our science editor for explain more.
Cevabı göster
Here's our science editor to explain more.
For some people who are asexual, it may not happen at all. Notlar
2:05Aseksüel olan bazı insanlar için bu hiç olmayabilir.
asexual: cinsiyet veya cinsel perhiz değil, cinsel çekim
Burada asexual, çok az cinsel çekim hisseden veya hiç hissetmeyen bir kişiyi tanımlayan sıfattır. people who are asexual yapısı, temel olarak asexual people ile aynı anlama gelir. Bu kelime kişinin cinsiyetini değil, cinsel çekimi anlatır. Tek başına birinin romantik çekim hissedip hissetmediğini, ilişki yaşayıp yaşamadığını veya cinsel ilişkiye girmeyi seçip seçmediğini göstermez.
Alıştırma
Cinsel yönelimle ilgili bir konuşmada asexual en doğru şekilde neyi tanımlar?
- Şu anda partneri olmayan biri.
- Cinsiyeti olmayan biri.
- Çok az cinsel çekim hisseden ya da hiç hissetmeyen biri.
Cevabı göster
Çok az cinsel çekim hisseden ya da hiç hissetmeyen biri.
may not ... at all: hiç gerçekleşmeme ihtimali
may not happen ifadesinde may olasılık bildirir, not ise happen fiilini olumsuz yapar. Konuşan kişi olayın gerçekleşmeyebileceğini söyler; asla gerçekleşmeyeceğini kesin olarak ileri sürmez. at all olumsuzluğu güçlendirir ve olayın tamamen yok olabileceğini belirtir. Birlikte may not happen at all, bazı kişiler için olayın hiç gerçekleşmeme ihtimali olduğunu anlatır. Buradaki it, önceki cümledeki cinsel arzunun önce ortaya çıkması düşüncesine gönderme yapar.
Alıştırma
Hangi cümle, yan etkinin tamamen yok olabileceğini ancak bunun imkânsız olduğunu ileri sürmediğini anlatır?
- The side effect cannot occur at all.
- The side effect may not occur at all.
- The side effect will not occur at all.
Cevabı göster
The side effect may not occur at all.
it's driven by the hormones estrogen and testosterone. Kalıp ifadeler
2:11bu, östrojen ve testosteron hormonları tarafından tetiklenir.
those who do experience lust: vurgulu do
Those who, ‘... olan kişiler’ anlamına gelir ve who do experience lust ilgi cümleciği bu grubu tanımlar. Burada do, ‘yapmak’ anlamındaki asıl fiil değil, vurgu yardımcı fiilidir. Olumlu experience fiilini güçlendirerek bu kişilerin cinsel arzuyu gerçekten yaşadığını belirtir. Bu vurgu, söz konusu grubu cinsel arzunun hiç ortaya çıkmayabileceği kişilerle karşılaştırır. Daha genel olarak vurgulu do, does veya did olumlu bir ifadeyi güçlü biçimde doğrulayabilir ya da olumsuz bir varsayımı düzeltebilir; ardından gelen fiil yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Cümleyi experience fiilinin vurgulu biçimiyle tamamlayın: Some people feel calm before a test, but others ____ anxiety.
Cevabı göster
do experience
be driven by: bir şeyin arkasındaki itici gücü belirtmek
Be driven by, bir güç veya mekanizma tarafından “meydana getirilmek, harekete geçirilmek ya da güçlü biçimde etkilenmek” anlamına gelir. Edilgen bir yapıdır: açıklanan şey önce gelir, by ise arkasındaki gücü tanıtır. Burada driven soyut anlamdadır; bir araç kullanmaktan söz etmez. Cümle, hormonların bu tepkinin oluşmasına veya kontrol edilmesine katkıda bulunduğunu belirtir. Aynı yapı değişimleri, seçimleri, davranışları ve eğilimleri açıklamak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede driven by, bir sonucun arkasındaki soyut gücü belirtir?
- The team discussed careful preparation before the match.
- The team's success was driven by careful preparation.
- The coach drove the team to the stadium after practice.
Cevabı göster
The team's success was driven by careful preparation.
but in fact, it's about the urge to mate and pass on your DNA via offspring. Notlar
2:17ama aslında çiftleşme ve DNA'nızı yavrular aracılığıyla aktarma dürtüsüyle ilgilidir.
may feel ..., but in fact ...: izlenimden gerçeğe geçmek
“May feel purely carnal”, olası öznel bir izlenim sunar: deneyim yalnızca bedenselmiş gibi görünebilir. Burada may, feel fiilini niteler ve bir şeyin nasıl göründüğüne ilişkin ifadeyi yumuşatır; sonraki açıklamayı belirsiz hâle getirmez. “But in fact”, bu yüzeysel izlenimden konuşmacının daha doğru gördüğü açıklamaya geçiş yapar. Aktarılabilir may feel/seem + sıfat, but in fact + cümlecik kalıbı, görünüş ile gerçeklik arasında karşıtlık kurar.
Alıştırma
Kalıbı "may feel" ve "but in fact" ile tamamlayın: The first lesson ____ slow, ____ it builds an essential foundation.
Cevabı göster
may feel · but in fact
the urge to mate: biyolojik çiftleşme dürtüsü
Bu cümlede the urge to mate, eşeyli çiftleşme yoluyla üremeye yönelik güçlü biyolojik dürtü demektir. Urge güçlü bir dürtüyü adlandırır; to mate ise bu dürtünün yöneldiği eylemi belirtir. Buradaki mate, “eşeyli olarak üremek” anlamındaki fiildir; gündelik Britanya İngilizcesinde “arkadaş” anlamına gelen mate ismi değildir. İfade davranışı romantik değil biyolojik bir çerçevede sunar.
Alıştırma
Nesnel bir biyoloji tartışmasında the urge to mate ne anlama gelir?
- Romantik bir ilişkiye başlama isteği.
- Yakın bir arkadaş edinme isteği.
- Eşeyli olarak üremeye yönelik güçlü biyolojik dürtü.
Cevabı göster
Eşeyli olarak üremeye yönelik güçlü biyolojik dürtü.
pass on your DNA: genleri sonraki nesle aktarmak
Pass on your DNA, genetik bilgilerinizi bir sonraki nesle aktarmak demektir. Pass on burada bir öbek fiil olarak kullanılır; your DNA ise aktarılan şeydir. Bu cümlede via offspring, aktarımın çocuk sahibi olma yoluyla gerçekleştiğini gösterir. Pass on aynı anlamda bilgi, gelenek ve özellikler için de kullanılabilir; ancak DNA ifadesi anlamı özellikle genetik aktarım olarak belirler.
Alıştırma
Genetik bilginin ebeveynlerden çocuklara geçtiğini ve dilbilgisel öznenin ebeveynler olduğunu doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- Parents pass up genetic information to their children.
- Parents pass on genetic information to their children.
- Children inherit genetic information from their parents.
Cevabı göster
Parents pass on genetic information to their children.
it's fair to say our species would not survive. Notlar
2:23türümüzün hayatta kalamayacağını söylemek yanlış olmaz.
Without lust: without ile varsayımsal bir koşul kurmak
Cümlenin başındaki Without lust, “cinsel istek olmasaydı” anlamına gelir. without bir edat olsa da bu ifade, ardından gelen sonuç için koşulu belirler. Kullanışlı bir yapı, Without + isim öbeği veya -ing biçiminden sonra would ya da could içeren bir ana cümle kullanmaktır. Bir if cümleciğiyle aynı temel koşul mantığını daha kısa biçimde ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle without sözcüğünü “temiz su olmasaydı” anlamında kısa bir koşul olarak kullanır?
- Without clean water, the town could not survive.
- The town completed the project without any difficulty.
- Without question, the town will recover.
Cevabı göster
Without clean water, the town could not survive.
it's fair to say: makul ve temkinli bir yargı sunmak
it's fair to say, konuşanın makul ve abartısız bulduğu bir sonucu sunar. Burada fair, “eşit” ya da “tarafsız” değil, “makul” veya “gerekçeli” anlamındadır. Bu ifade, doğrudan bir iddiaya kıyasla yargıyı biraz yumuşatır ancak ciddi bir şüphe belirtmez. Ardından genellikle bir cümlecik gelir ve that isteğe bağlıdır: It's fair to say (that) ....
Alıştırma
Cümleyi it's fair to say ile tamamlayın: ____ the team needs more time.
Cevabı göster
It's fair to say
would not survive: varsayımsal bir koşulun sonucu
would not survive ifadesinde would, varsayılan bir koşulun sonucunu gösterir: cinsel arzu olmasaydı türün hayatta kalması mümkün olmazdı. not olumsuzluk katar ve survive, kiplik fiili would'dan sonra yalın biçimde kalır. Burada would yalnızca will'in geçmiş biçimi değildir ve olayı geçmiş zamana yerleştirmez. Bu yapıyı anlamak için çoğu zaman if veya without ile verilen açık ya da örtük koşulu bulun.
Alıştırma
Hangi cümle hayatta kalamamayı varsayılan bir koşulun sonucu olarak sunar?
- According to tomorrow's forecast, most of these plants will not survive the frost.
- Last winter, most of these plants did not survive the frost.
- Without sunlight, most of these plants would not survive.
Cevabı göster
Without sunlight, most of these plants would not survive.
Helen Fisher thinks the first aspect of love is purely physical,
2:27Helen Fisher aşkın ilk yönünün tamamen fiziksel olduğunu düşünüyor,
lust, the strong feeling of sexual desire for someone. Kelime
2:32şehvet, birine karşı duyulan güçlü cinsel arzu hissi.
sexual desire: özellikle cinsel nitelikte bir istek
Sexual desire, cinsel temas veya etkinlik isteği ya da dürtüsü anlamına gelir. sexual sıfatı desire sözcüğünü cinsel anlamla sınırlar; dolayısıyla başarı, yiyecek veya değişim istemek gibi geniş anlamlı desire değildir. Bu tanımda sexual desire, lust sözcüğünü açıklayan temel fikirdir. Lust genellikle güçlü cinsel arzuyu ifade eder; tek başına sevgi veya romantik ilişki anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi ifade sexual desire kavramını en kesin biçimde tanımlar?
- sexual desire yeni bir iş istemek gibi her türlü güçlü isteği ifade eder.
- sexual desire özellikle cinsel temas veya etkinlik istemeyi ifade eder.
- sexual desire ile romantic love tamamen aynı şeydir.
Cevabı göster
sexual desire özellikle cinsel temas veya etkinlik istemeyi ifade eder.
Lust is driven by the hormones estrogen in women and testosterone in men.
2:36Şehvet kadınlarda östrojen, erkeklerde ise testosteron hormonları tarafından tetiklenir.
meaning they don't feel sexual attraction for anyone of any gender. Notlar
2:44yani cinsiyeti ne olursa olsun hiç kimseye cinsel çekim hissetmezler.
sexual attraction: belirli bir çekim türü
Sexual attraction, birine cinsel açıdan çekilme hissidir. Belirli bir çekim türünü adlandırır; genel hoşlanma, hayranlık, şefkat veya sevgi anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, cinsel çekimin hissedilip hissedilmediğine odaklanarak aseksüelliği açıklar. Tek başına, bir kişinin romantik çekim hissedip hissetmediğini, flört edip etmediğini, yakın ilişkiler kurup kurmadığını veya cinsel ilişkiye girip girmediğini göstermez.
Alıştırma
sexual attraction hakkında en doğru ifade hangisidir?
- sexual attraction her türlü güçlü hoşlanma veya hayranlık duygusudur.
- sexual attraction belirli bir çekim türüdür ve romantic attraction kavramından farklıdır.
- sexual attraction hissetmeyen biri yakın bir ilişki kuramaz.
Cevabı göster
sexual attraction belirli bir çekim türüdür ve romantic attraction kavramından farklıdır.
for anyone of any gender: olumsuzluk altında tam kapsam
Olumsuz don't feel ... for anyone yapısında anyone, don't sözcüğünün olumsuzluk kapsamındadır. Bu nedenle cümle, bu çekimin nesnesi olan tek bir kişinin bile bulunduğunu reddeder. of any gender, cinsiyetin olası bir istisna olmasını da ortadan kaldırır. anyone of any gender birlikte, cinsiyeti ne olursa olsun hiç kimse anlamına gelir; serbestçe seçilebilecek bir kişi veya belirtilmemiş tek bir cinsiyet anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede don't feel sexual attraction for anyone of any gender ne anlama gelir?
- Cinsiyetine bakılmaksızın herkesi kapsam dışında bırakır.
- Yalnızca belirtilmemiş tek bir cinsiyetten kişileri kapsam dışında bırakır.
- Kişinin herhangi bir cinsiyeti seçebileceğini söyler.
Cevabı göster
Cinsiyetine bakılmaksızın herkesi kapsam dışında bırakır.
Lust is hardwired into us through our DNA, Deyimler
2:48Şehvet DNA'mız aracılığıyla doğamıza kazınmıştır,
hardwired into us: doğuştan gelen bir eğilim
Hardwired başlangıçta sabit biçimde bağlanmış elektrik bağlantılarını anlatır. Burada hardwired into us bir mecazdır: konuşmacı cinsel arzuyu sonradan öğrenilmiş bir davranış olarak değil, insanın doğuştan gelen ve derinlere yerleşmiş bir eğilimi olarak sunar. Through our DNA, bu eğilimin kalıtsal olduğu düşüncesini ekler. Gerçek elektrik kablolarından söz edilmez.
Alıştırma
Fear is hardwired into us cümlesinin en doğal anlamı nedir?
- Korku, insanların verdiği geçici bir karardır.
- Korku, insanın doğuştan gelen bir eğilimi olarak sunuluyor.
- Korku, elektrik kabloları aracılığıyla vücuda aktarılıyor.
Cevabı göster
Korku, insanın doğuştan gelen bir eğilimi olarak sunuluyor.
drives us to: güçlü bir motive edici güç
drive someone to do something yapısında drive, araç kullanmak değil, birini itmek veya motive etmek anlamına gelir. Özne motive eden gücü, nesne etkilenen kişiyi, to + fiilin yalın hâli ise ortaya çıkan eylemi belirtir. Burada it, lust sözcüğüne, yani cinsel arzuya gönderme yapar. Cinsel arzu, insanları çocuk sahibi olmaya motive eden güç olarak sunulur. Drive genellikle bu motive edici gücü kuvvetli veya sürekli hissettirir.
Alıştırma
Güçlü bir motivasyon anlatmak için drive someone to do something yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- Her desire to help drove her to volunteer.
- Her desire to help drove her volunteer.
- Her desire to help drove to her volunteering.
Cevabı göster
Her desire to help drove her to volunteer.
our species would not survive.
2:58türümüzün hayatta kalamayacağını söylemenin yanlış olmayacağını düşünüyor.
Here, she uses the phrase it's fair to say to introduce an idea she believes to be true and reasonable.
3:01Burada, doğru ve mantıklı olduğuna inandığı bir fikri sunmak için 'söylemek yanlış olmaz' (it's fair to say) ifadesini kullanıyor.
Here's BBC Ideas again to introduce Helen Fisher's second aspect of love, Anlatım akışı
3:11İşte Helen Fisher'ın aşkın ikinci yönünü tanıtmak için yeniden BBC Ideas,
second aspect of love: ikinci bölüme geçişi belirtme
Sıra bildiren second, bir maddeyi numaralandırmaktan daha fazlasını yapar. Önceden kurulmuş çok bölümlü açıklamaya bağlanır ve dinleyiciye ilk bölümün bittiğini, ikinci bölümün başladığını bildirir. Burada aspect, karmaşık bir konunun bir yönü veya boyutu anlamına gelir. Bu ifade anlatımı düzenler; tamamen ayrı bir aşk türünü belirtmez veya ikinci yönün daha önemli olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Burada second aspect of love ifadesinin temel söylem işlevi nedir?
- Çok bölümlü bir açıklamanın ikinci bölümüne geçildiğini bildirir.
- Birinin aşkı ikinci kez tanımladığını söyler.
- İkinci yönün birinci yönden daha önemli olduğunu iddia eder.
Cevabı göster
Çok bölümlü bir açıklamanın ikinci bölümüne geçildiğini bildirir.
influenced by a neurotransmitter called dopamine. Notlar
3:22dopamin adı verilen bir nörotransmitterden etkilenir.
influenced by: katkıda bulunan bir etkeni gösterme
Edilgen be influenced by ifadesinde özne, by sonrasında belirtilen etkenden etkilenir veya o etken tarafından şekillendirilir. Burada çekimin dopaminden etkilendiği belirtilir, ancak dopaminin onu tamamen belirlediği söylenmez. X is influenced by Y yapısı odağı X üzerinde tutar ve Y'yi sonuca katkıda bulunan bir etken olarak sunar; Y'yi kendiliğinden tek neden olarak göstermez.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade influenced by ile tamamlayın: Sleep quality can be ____ stress.
Cevabı göster
influenced by
neurotransmitter: sinir sistemindeki kimyasal haberci
Neurotransmitter, bir sinir hücresinin başka bir hücreye sinyal iletmek için salgıladığı kimyasal habercidir. Bu cümlede adı verilen nörotransmiter dopamine, yani dopamindir. Sözcük neuro- (“sinirlerle ilgili”) ile transmitter (“sinyal ileten şey”) parçalarını birleştirir; bu nedenle yapısı, sinirsel sinyal iletimindeki rolünü gösterir.
Alıştırma
Cümledeki neurotransmitter sözcüğüne en uygun tanım hangisidir?
- Oksijen taşıyan kan hücresi
- Uzun süreli anıları depolayan sinir hücresi
- Sinir hücrelerinin sinyal iletmek için kullandığı kimyasal haberci
Cevabı göster
Sinir hücrelerinin sinyal iletmek için kullandığı kimyasal haberci
This is a feel-good substance released in our brain that is involved in driving us towards reward. Notlar
3:25Bu beynimizde salgılanan ve bizi ödüle yönlendirmede rol oynayan, iyi hissettiren bir maddedir.
feel-good substance: bileşik sıfat olarak feel-good
feel-good substance ifadesinde feel-good, substance sözcüğünü niteleyen bileşik bir sıfattır. “Hoş, mutlu veya olumlu duygular uyandıran” anlamına gelir; dolayısıyla ifade, maddeyi bu duyguları oluşturan bir şey olarak sunar. Kısa çizgi, feel ve good sözcüklerinin ismin önünde tek bir niteleyici olarak birlikte çalıştığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi burada öğrenilen kısa çizgili sıfatla tamamlayın: After a difficult week, we chose a ____ comedy to lift our mood.
Cevabı göster
feel-good
is involved in driving us towards reward: bizi ödüle yönelten süreçte rol oynamak
Be involved in doing something, “bir sürece katılmak” veya “bir şeyin gerçekleşmesinde rol oynamak” anlamına gelir. Burada is involved in driving, bu maddenin insanları ödüle yönelten sürece yardımcı olduğunu anlatır; davranışı tek başına kontrol ettiği anlamına gelmez. In bir edattır, bu yüzden ardından -ing biçimindeki driving gelir. Drive someone towards something kalıbı, “birini bir hedefe doğru itmek veya motive etmek” demektir.
Alıştırma
Cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: This enzyme ____ breaking down sugar.
Cevabı göster
is involved in
get a dopamine hit: kısa süreli güçlü bir ödül duygusu yaşamak
A dopamine hit, kısa ama belirgin bir ödül, haz veya heyecan duygusunu anlatan gündelik bir ifadedir. Buradaki hit, fiziksel bir darbe değil, bir duygunun aniden ve yoğun biçimde ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle get a dopamine hit, bir şey yaptıktan sonra bu hızlı ödül duygusunu yaşamak demektir. İfade, yaygın bir basitleştirmedir; ölçülmüş bir miktarda dopamin almak anlamına gelmez.
Alıştırma
“Checking a new message can give you a dopamine hit,” cümlesindeki “a dopamine hit” ne anlama gelir?
- beyne fiziksel bir darbe
- kısa ve yoğun bir ödül veya haz duygusu
- ölçülmüş tıbbi bir dopamin dozu
Cevabı göster
kısa ve yoğun bir ödül veya haz duygusu
Eventually, dopamine will push us towards repeating that behavior. Kalıp ifadeler
3:36Sonunda dopamin bizi o davranışı tekrarlamaya itecektir.
push us towards repeating: push someone towards doing something kalıbı
Bu cümlede push mecaz anlamdadır: dopamin, davranışı tekrarlama ihtimalini artıran bir etki oluşturur. push someone towards doing something kalıbı, bir eylemi kişinin yöneltildiği bir doğrultu olarak sunar; fiziksel olarak itmek anlamına gelmez. towards bir edattır, bu yüzden ardından -ing biçimi gelir: towards repeating. Bu kalıp genellikle belli bir yöne doğru gelişen eğilim veya baskıyı anlatır; tek başına kişinin zorlandığı ya da sonucun kesin olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede push someone towards doing something doğru kullanılmıştır?
- The new evidence pushed the team towards revise the plan.
- The new evidence pushed towards the team revising the plan.
- The new evidence pushed the team towards revising the plan.
Cevabı göster
The new evidence pushed the team towards revising the plan.
This is why intense attraction feels like an addiction to another human being. Notlar
3:41Bu nedenle yoğun çekim hissi, başka bir insana bağımlılık gibi gelir.
This is why: nedenden sonuca geçmek
This is why, önceki açıklamanın tamamına gönderme yapar ve bu açıklamanın açıkladığı sonucu veya çıkarımı sunar. Burada this, dopamin ödül mekanizmasını özetler; why sonrasındaki yan cümle ise yoğun çekimle ilgili sonucu verir. Yaygın kalıp This is why + tam bir cümleciktir. Dinleyiciyi nedenden sonuca yönlendirir; dolayısıyla belirli bir nesneyi adlandırmak yerine açıklamayı düzenler.
Alıştırma
It rained all night. Hangi devam cümlesi ilk cümleyi doğru biçimde bir sonucun nedeni olarak kullanır?
- This is why the streets are wet.
- This is because the streets are wet.
- However, the streets are wet.
Cevabı göster
This is why the streets are wet.
feels like an addiction: yoğun çekim için bağımlılık mecazı
feels like an addiction ifadesi, yoğun çekim deneyimini bağımlılığa benzetir. Durdurması veya karşı koyması zor olabilen güçlü bir ödül arayışı hissini anlatır. Burada X feels like + noun, X'in bir şeye benzer görünmesi veya öyle hissettirmesi anlamına gelir. Deneyimi mecazlı biçimde anlatır; tek başına klinik bir bağımlılık tanısı koymaz.
Alıştırma
Bu cümlede feels like an addiction ne işe yarıyor?
- Yoğun çekimi, bırakması zor olan ve tekrar tekrar aranan bir deneyime benzetir.
- Diğer kişinin bağımlılık yapan bir madde olduğunu söyler.
- Resmî bir klinik bağımlılık tanısı koyar.
Cevabı göster
Yoğun çekimi, bırakması zor olan ve tekrar tekrar aranan bir deneyime benzetir.
get stuck in that loop: tekrarlanan bir düzende sıkışıp kalmak
Get stuck in that loop, tekrarlanan bir düzene girmek ve ondan çıkmakta zorlanmak anlamına gelir. Burada stuck ve loop mecazdır; kimse fiziksel olarak bir dairenin içinde sıkışmış değildir. That, daha önce sözü edilen ödül ve tekrar düzenine gönderme yapar. Daha genel olarak get stuck in a loop, sürekli aynı noktaya dönen düşünceleri, alışkanlıkları, eylemleri veya süreçleri anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için get stuck in ifadesini doğru biçimde kullanın: Without a clear plan, the team can ____ a loop of endless revisions.
Cevabı göster
get stuck in
always chasing the dopamine-soaked excitement of a new relationship. Deyimler
3:48her zaman yeni bir ilişkinin dopamine bulanmış heyecanının peşinden koşar.
always chasing: bir duyguyu tekrar tekrar aramak
Burada chasing mecazidir. Nesnesi, yeni bir ilişkinin yarattığı excitement olduğundan, birinin arkasından gerçekten koşmak yerine bu duyguyu etkin biçimde aramak anlamına gelir. Always, bu arayışı tekrarlanan bir davranış kalıbı olarak sunar. always chasing birlikte kullanıldığında kişinin sürekli bir sonraki uyarılma kaynağına yöneldiğini düşündürebilir ve bu bağlamda eleştirel ya da kaygılı bir ton taşıyabilir.
Alıştırma
Bu cümlede always chasing ne anlama gelir?
- Yeni bir ilişkinin verdiği heyecanı tekrar tekrar aramak.
- Yeni bir ilişkideki birinin arkasından gerçekten koşmak.
- Yeni bir ilişkinin heyecanını sona erdirmeye çalışmak.
Cevabı göster
Yeni bir ilişkinin verdiği heyecanı tekrar tekrar aramak.
dopamine-soaked excitement: canlı bir isim + -soaked birleşiği
Dopamine-soaked, excitement sözcüğünü niteleyen ve özellikle canlı bir görüntü yaratan birleşik bir sıfattır. Heyecanı dopamine doymuş gibi gösterir, ancak anlam mecazidir: yeni bir ilişkiyle bağlantılı, ödül duygusunun yön verdiği yoğun bir coşku. İsim + -soaked kalıbı rain-soaked örneğindeki gibi bir şeyle gerçekten kaplanmış veya doymuş olmayı ya da mecazen onunla dolu veya ondan güçlü biçimde etkilenmiş olmayı anlatabilir. Burada dopamine sözcüğünü excitement için kullanmak, kesin bir bilimsel iddiadan çok retorik bir görüntü yaratır.
Alıştırma
dopamine-soaked excitement ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Dopaminle ilişkili ödül duygusuna doymuş gibi canlı biçimde anlatılan yoğun bir heyecan
- Ödülle hiçbir bağlantısı olmayan sakin bir duygu
- Sıvı dopaminle fiziksel olarak ıslanmış bir nesne
Cevabı göster
Dopaminle ilişkili ödül duygusuna doymuş gibi canlı biçimde anlatılan yoğun bir heyecan
a neurotransmitter that rewards our attraction to someone with pleasurable feelings. Kalıp ifadeler
3:57birine karşı duyduğumuz çekimi zevkli duygularla ödüllendiren bir nörotransmitter.
reward A with B: ödülü alanı ve ödülün ne olduğunu belirtmek
reward A with B kalıbında A, ödülü alan kişiyi, eylemi veya tepkiyi; B ise ödül olarak verilen yararı belirtir. Bu cümlede A our attraction to someone, B ise pleasurable feelings ifadesidir. Cümle, haz veren duyguları çekime bağlı bir karşılık olarak sunar. with pleasurable feelings, reward kalıbını tamamlar; çekimin nasıl hissettirdiğine dair sıradan bir ek bilgi değildir.
Alıştırma
Cümleyi reward fiilinin geçmiş hâli ve with sözcüğüyle tamamlayın: The museum ____ its volunteers ____ free tickets after the event.
Cevabı göster
rewarded · with
That's why dopamine is called a feel-good substance.
4:02İşte bu yüzden dopamine iyi hissettiren madde (feel-good substance) denir.
The adjective feel-good can be used to describe anything causing happy and optimistic feelings about life. Notlar
4:07'İyi hissettiren' (feel-good) sıfatı, hayata dair mutlu ve iyimser hisler uyandıran herhangi bir şeyi tanımlamak için kullanılabilir.
can be used to describe: olası bir tanımlama işlevini belirtmek
Can be used to describe, “tanımlamanın bir yolu olarak kullanılabilir” anlamına gelir. Yapı, can kip belirteci + edilgen be used + to-infinitive describe biçimindedir. Örnekte feel-good insanların kullanabileceği sıfattır; anything causing happy and optimistic feelings about life ise bu sıfatın tanımlayabileceği şeylerin türüdür. Bir sözcüğün, ifadenin veya etiketin olası tanımlama işlevini açıklarken X can be used to describe Y yapısını kullanın. To-infinitive, kullanımın amacını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi bir sözcüğün olası kullanımını açıklayan beş sözcüklü edilgen ifadeyle tamamlayın: The adjective 'spacious' ____ a room with plenty of space.
Cevabı göster
can be used to describe
happy and optimistic feelings: happy ile optimistic nasıl birlikte kullanılır
Happy ve optimistic, feelings sözcüğünü birlikte niteleyen eş görevli iki sıfattır. Happy mutluluğu anlatırken optimistic, hayatta veya gelecekte iyi şeyler olacağını bekleme anlamını ekler. Optimistic yalnızca insanları nitelemek için kullanılmaz. optimistic feelings, an optimistic mood, an optimistic view ve an optimistic outlook gibi ifadelerde soyut isimleri de doğal biçimde niteleyebilir.
Alıştırma
Bir filmin hem mutluluk hem de geleceğe dair umut verdiğini doğal biçimde ifade eden cümle hangisidir?
- The film left me with happily and optimistic feelings about the future.
- The film left me with happy and optimism feelings about the future.
- The film left me with happy and optimistic feelings about the future.
Cevabı göster
The film left me with happy and optimistic feelings about the future.
Things like feel-good films or feel-good music.
4:14İç ısıtan filmler veya keyif veren müzikler gibi şeyler.
there's a downside: dezavantaja geçişi bildirmek
There's a downside, bir şeyin bir dezavantajı, bedeli veya olumsuz etkisi olduğunu belirtir. Burada downside mecazidir; fiziksel olarak daha aşağıda bir konum anlamına gelmez. Söylem akışında Here, though, there's a downside, olumlu bir noktadan sonra açıklanacak bir soruna geçildiğini gösterir. Though karşıtlığı belirtirken there's a downside olumsuz tarafı haber verir.
Alıştırma
Cümleyi, bir dezavantajı haber veren dersteki tam ifadeyle tamamlayın: Contactless payment is convenient, but ____: it can make spending harder to notice.
Cevabı göster
there's a downside
The dopamine hit of sexual attraction feels so good, Dilbilgisi
4:19Cinsel çekimin getirdiği dopamin vuruşu o kadar iyi hissettirir ki,
feels so good: sonuç bildiren so + sıfat yapısı
feels so good ifadesindeki so, ardından gelen sonucu doğuracak kadar yüksek bir dereceyi belirtir: his o kadar iyidir ki insanlar onu giderek daha fazla arzular. Buradaki işlevi, sıradan bir pekiştirici olan very’den daha fazladır. Açık yapı so + sıfat + that + sonuç cümleciği şeklindedir: feels so good that we crave it more and more. Özgün cümle that sözcüğünü atar ve sonuçtan önce virgül ile duraklama kullanarak bağlantıyı kısa ve konuşma diline yakın hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi so ... that sonuç yapısıyla tamamlayın: The path was ____ slippery ____ we had to walk slowly.
Cevabı göster
so · that
crave it more and more: giderek güçlenen bir arzu
Crave, bir şeyi çok güçlü biçimde istemek, çoğu zaman da görmezden gelmesi zor bir dürtü hissetmek anlamına gelir. Buradaki it, az önce sözü edilen ödüllendirici dopamin etkisine veya hisse gönderme yapar. More and more, yoğunluğun sürekli arttığını gösterir. Birlikte crave it more and more, o hisse yönelik arzunun giderek güçlenmesi anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle standart İngilizcede güçlü ve görmezden gelmesi zor bir arzuyu en iyi ifade eder?
- After the long hike, Maya wanted something salty.
- After the long hike, Maya craved something salty.
- After the long hike, Maya craved for something salty.
Cevabı göster
After the long hike, Maya craved something salty.
Some people are always chasing the next relationship to get a new hit of pleasure and soon become stuck in a loop. Notlar
4:26Bazı insanlar yeni bir zevk dalgası yakalamak için her zaman bir sonraki ilişkinin peşinden koşar ve çok geçmeden bir döngüye sıkışırlar (stuck in a loop).
the next relationship: tekrar tekrar peşinden koşulan yeni bir hedef
Burada the next relationship, tekrarlanan bir arayışta sıradaki hedef olarak görülen yeni bir romantik ilişki anlamına gelir. Next, bilinen ya da planlanmış belirli bir ilişkiye işaret etmez. always chasing the next + isim kalıbı, birbiri ardına yeni hedeflerin peşine düşüldüğünü gösterir. Bu cümlede, mevcut ilişkiden memnun kalmak yerine sürekli yeni haz arama döngüsünü anlatır.
Alıştırma
Özgün cümlede the next relationship ne anlama geliyor?
- Tekrarlanan bir düzende sıradaki hedef olarak peşinden koşulan yeni bir romantik ilişki.
- Birinin düzeltmek istediği mevcut ilişki.
- Önceden planlanmış belirli bir ilişki.
Cevabı göster
Tekrarlanan bir düzende sıradaki hedef olarak peşinden koşulan yeni bir romantik ilişki.
to get a new hit of pleasure: amaç belirtme
to get a new hit of pleasure mastar öbeği, sıradaki ilişkinin peşinden koşmanın amacını belirtir. Neden peşinden koştukları sorusunu yanıtlar: kısa süreli başka bir haz dalgası yaşamak isterler. Bu amaç anlamını, to yerine in order to koyarak sınayabilirsiniz. İfade yalnızca haz elde etmenin daha sonra gerçekleştiğini söylemez; önceki eylemin gerekçesini verir.
Alıştırma
Cümleyi catch fiilinin amaç bildiren mastar biçimiyle tamamlayın: Maya left home early ____ the first train.
Cevabı göster
to catch
become stuck in a loop: tekrarlayan bir örüntüye sıkışmak
Become stuck in a loop, aynı eylem, düşünce veya olayların tekrarlandığı ve içinden çıkmanın zor olduğu bir duruma geçmek demektir. Buradaki loop, fiziksel bir halka değil, aynı noktaya dönen bir örüntü için kullanılan mecazdır. become + sıfat veya past participle yapısı bir durum değişikliğini anlatır. Become, kişinin önceden mutlaka sıkışmış olmadığını ancak daha sonra bu duruma girdiğini gösterir; stuck ise bunun sonucundaki durumu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, ekibin sıkışmamış bir durumdan içinden çıkılması zor, tekrarlayan bir örüntüye sıkışmış duruma geçtiğini en iyi vurgular?
- The team proposed the same fix twice.
- The team was stuck in a loop of proposing the same fixes.
- The team became stuck in a loop of proposing the same fixes.
Cevabı göster
The team became stuck in a loop of proposing the same fixes.
An idiom meaning they're unable to break the habit of repeating the same patterns of behavior over and over again. Kalıp ifadeler
4:33Aynı davranış kalıplarını tekrar tekrar yapma alışkanlığından kurtulamadıkları anlamına gelen bir deyim.
unable to break the habit: bir alışkanlığı bırakamamak
Unable to break the habit, yerleşmiş ve tekrarlanan bir davranışı bırakamamak demektir. Break burada mecazidir; fiziksel olarak bir şeyi kırmak değil, bu örüntüyü sona erdirmek anlamına gelir. Yapı be unable to + fiilin yalın hâlidir. Tekrarlanan davranışı belirtmek için unable to break the habit of checking örneğindeki gibi break the habit of + -ing yapısı kullanılır. Altyazıdaki of repeating, devam eden davranışı tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi unable to break the habit ile tamamlayın: Even after trying several times to stop biting his nails, Leo was still ____.
Cevabı göster
unable to break the habit
over and over again: tekrar tekrar
Over and over again, tekrar tekrar veya birçok kez anlamına gelen bir zarf öbeğidir. Tek bir kalıplaşmış ifade olarak anlaşılmalıdır; buradaki over fiziksel bir konumu anlatmaz. Bu cümlede repeating the same patterns of behavior ifadesindeki tekrarı güçlendirir: davranış kalıpları yalnızca bir veya iki kez değil, birçok kez yaşanır. Bu ifade alıştırmaların, hataların, kontrollerin veya anlatımların tekrarlanmasını da belirtebilir.
Alıştırma
Tekrar tekrar, birçok kez anlamını vermek için bu dersteki hedef ifadeyi kullanın: I checked the instructions ____.
Cevabı göster
over and over again
It's fascinating to see the power which hormones have over us. Kalıp ifadeler
4:40Hormonların üzerimizdeki gücünü görmek büyüleyici.
the power ... have over us: kontrol veya güçlü etki
Which hormones have over us ilgi cümleciğinde which, power sözcüğünü temsil eder ve have fiilinin nesnesidir. Bu nedenle power ile have cümlede birbirinden ayrılmış görünür. Daha basit bir söz dizimiyle anlatılmak istenen hormones have power over us şeklindedir. Buradaki over, birinin fiziksel olarak üzerinde olmayı değil, soyut bir kontrol veya güçlü etki ilişkisini belirtir. Cümle, hormonların duygu ve davranışlarımızı güçlü biçimde etkileyebildiğini söyler.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Fear can ____ our decisions if we do not notice it.
Cevabı göster
have power over
old-fashioned romantic: geleneksel düşünceler ve nazik bir ton
An old-fashioned romantic, aşka dair geleneksel düşünceleri olan veya klasik romantik jestleri tercih eden kişidir. Burada romantic, “romantik aşka güçlü biçimde inanan kişi” anlamında sayılabilen bir isimdir. Old-fashioned her zaman sert bir eleştiri değildir. Bu hafif ve şakacı bağlamda Neil'ın geri kalmış ya da tamamen çağ dışı olduğunu söylemek yerine, nazikçe takılan ve biraz nostaljik bir ifade olarak kullanılmıştır.
Alıştırma
Bu cümlede old-fashioned romantic ne anlama geliyor?
- Her türlü romantizmin ortadan kalkması gerektiğine inanan bir kişi
- Geçmiş dönemlerin kıyafetlerini inceleyen bir tarihçi
- Aşka dair geleneksel düşünceleri olan ve nazikçe takınılan bir kişi
Cevabı göster
Aşka dair geleneksel düşünceleri olan ve nazikçe takınılan bir kişi
speaking as a romantic: konuşmacının bakış açısını belirtmek
Speaking as a romantic, dinleyicilere konuşmacının sonraki yorumunu hangi kimliğe veya bakış açısına dayanarak yaptığını bildirir. “Bir romantik olarak kendi bakış açımdan” demektir; “romantik bir biçimde konuşmak” anlamına gelmez. Kalıp speaking as + rol veya kimlik şeklindedir. Genellikle cümlenin başında yer alır ve ardından virgül gelir: Speaking as a parent, ... Önce bakış açısının kaynağını, sonra görüşü vererek mesajı düzenler.
Alıştırma
Konuşmacının rolünü belirten sözcükle cümleyi tamamlayın: Speaking ____ a coach, I think the team needs more rest.
Cevabı göster
as
how about the answer: eksik yanıtı istemek
Burada how about the answer...? konuşmayı henüz yanıtlanmamış bir soruya geri getirir. Eksik yanıtı dolaylı yoldan ister; dinleyiciye “yanıtı” seçmesini önermiş olmaz. How about + isim öbeği bir öneri sunmak için de ilgi bekleyen bir konuyu gündeme getirmek için de kullanılabilir. Bu cümlede önceki soru ve yanıtın hâlâ verilmemiş olması ikinci işlevi açıkça gösterir.
Alıştırma
Konuşan kişi “How about the answer to my question?” diyerek ne yapıyor?
- Yanıtlanmamış bir soruya dönüp cevap istemek
- Yanıtın doğru olduğunu onaylamak
- Bir yanıt seçmelerini önermek
Cevabı göster
Yanıtlanmamış bir soruya dönüp cevap istemek
you asked me about the effect on the body when two lovers look deep into each other's eyes. Kalıp ifadeler
4:54bana birbirini seven iki kişinin derin derin gözlerinin içine bakmasının vücut üzerindeki etkisini sormuştun.
the effect on the body: effect + on + etkilenen unsur
the effect on the body isim öbeğinde on, etkiyi yaşayan şeyi belirtir. Bu nedenle the body neden değil, etkilenen unsurdur. Başka durumlarda da kullanılabilecek iki kalıp an effect on B ve the effect of A on B biçimindedir. İkinci kalıpta A neden veya kaynak, B ise etkilenen unsurdur. Neden bağlamdan zaten anlaşılıyorsa burada olduğu gibi of A bölümü kullanılmayabilir.
Alıştırma
Cümleyi effect sözcüğünden sonra doğru edatı getirerek tamamlayın: The report examines the effect of late-night screen use ____ children's sleep.
Cevabı göster
on
I guessed it was that their heartbeats harmonize.
5:00Kalp atışlarının senkronize olması olduğunu tahmin etmiştim.
looking into the eyes produced hormones causing couples' hearts to beat in time. Notlar
5:07gözlerin içine bakmak çiftlerin kalplerinin aynı anda atmasına neden olan hormonlar üretti.
causing ... to beat: cause + nesne + to-infinitive
Vurgulanan yan cümlede causing, hormon üretiminin sonucunu açıklar: çiftlerin kalpleri ardından aynı ritimde atar. Bu, önceki ifadeye bağlanan -ing biçimli bir sonuç yan cümlesidir; hormones sözcüğünü niteleyen sıradan bir sıfat değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp cause + etkilenen nesne + to + fiilin yalın hâli biçimindedir. Burada couples' hearts etkilenen nesne, to beat ise ortaya çıkan eylemdir. Cause; cause, caused veya causing biçimine girebilir, ancak nesne + to-infinitive kalıbı değişmez.
Alıştırma
Cümleyi freeze fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The sudden cold caused the pipes ____.
Cevabı göster
to freeze
beat in time: aynı ritimde hareket etmek
Burada beat in time, aynı ritimde atmak veya eş zamanlı kalmak anlamına gelir. Hearts çoğul olduğu için ifade, partnerlerin kalp atışlarının birbiriyle uyuştuğunu anlatır. Beat, clap, march veya dance gibi eylemlerle kullanıldığında in time bir ritme uyumu anlatabilir. Özellikle in time with + müzik veya başka bir kişi kalıbında görülür. Bu ritim anlamı, çok geç olmadan yeterince erken anlamındaki zaman kullanımından farklıdır.
Alıştırma
Hangi cümle iki metronomun aynı ritimde vurmaya başladığını söyler?
- The two metronomes were started on time at noon.
- The two metronomes were started in time for the test.
- The two metronomes began to beat in time.
Cevabı göster
The two metronomes began to beat in time.
let's recap the vocabulary we've learned in this program, Anlatım akışı
5:13bu programda öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,
Let's recap: kısa bir değerlendirmeye geçmek
Let's recap, dinleyiciyi daha önce ele alınmış önemli bilgileri gözden geçirmeye çağıran bir söylem düzenleme ifadesidir. Bu cümlede programın kelime tekrarını başlatır ve yeni içerikten ana maddelerin kısa bir özetine geçildiğini gösterir. Yapı let's + fiilin yalın hâlidir. Burada recap, “kısaca gözden geçirmek veya özetlemek” anlamında bir fiildir ve recap the vocabulary ya da recap the main points örneklerinde olduğu gibi gözden geçirilen içeriği doğrudan alır.
Alıştırma
Cümleyi let's + “kısaca gözden geçirmek” anlamındaki fiille tamamlayın: ____ the key steps before we finish.
Cevabı göster
Let's recap
starting with the idiom head over heels, Anlatım akışı
5:17sırılsıklam aşık olmak (head over heels) deyimiyle başlayalım,
Starting with: ilk maddeyi belirtmek
Starting with, sıralı bir listenin, değerlendirmenin veya açıklama dizisinin ilk maddesini belirtir. Burada head over heels deyimini ilk kelime maddesi olarak gösterir ve dinleyiciyi ardından gelecek diğer maddelere hazırlar. Yapı starting with + isim veya isim öbeğidir. Ana cümleden sonra ya da cümlenin başında yer alabilir; görevi ayrı bir fiziksel eylemi anlatmak değil, bilgilerin sırasını belirlemektir.
Alıştırma
Cümleyi start fiilinin -ing biçimi ve ilk maddeyi tanıtan edatla tamamlayın: We'll check each room, ____ the kitchen.
Cevabı göster
starting with
Lust is a very strong feeling of sexual desire.
5:22Şehvet (Lust) çok güçlü bir cinsel arzu hissidir.
Someone who is asexual does not feel sexual attraction towards anyone of any gender.
5:26Aseksüel (asexual) olan biri, cinsiyeti ne olursa olsun hiç kimseye karşı cinsel çekim hissetmez.
The phrase it's fair to say is used to introduce a statement you believe to be true and reasonable.
5:32Söylemek yanlış olmaz (it's fair to say) ifadesi, doğru ve mantıklı olduğuna inandığınız bir ifadeyi sunmak için kullanılır.
The adjective feel-good describes something which makes people feel happy and optimistic.
5:39İyi hissettiren (feel-good) sıfatı, insanları mutlu ve iyimser hissettiren bir şeyi tanımlar.
And finally, the idiom stuck in a loop describes someone unable to break the habit of repeating the same negative patterns of behavior over and over again.
5:44Ve son olarak, bir döngüye sıkışmış (stuck in a loop) deyimi, aynı olumsuz davranış kalıplarını tekrar tekrar yapma alışkanlığından kurtulamayan birini tanımlar.
our 6 minutes are up: altı dakikalık süre sona erdi
our 6 minutes are up ifadesinde be up, belirlenmiş veya kullanılabilir bir sürenin sona erdiğini belirtir. Buradaki up, yukarı doğru hareket anlamına gelmez. Konuşmacı, programın altı dakikalık süresini bir kapanış işareti olarak kullanır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp «bir süre + be + up» şeklindedir; yalnızca Time is up da denebilir.
Alıştırma
Cümleyi zaman sınırının bittiğini belirten be up kalıbıyla tamamlayın: Your ten minutes ____, so please stop writing.
Cevabı göster
are up
but remember to join us again next time for more topical discussion and useful vocabulary here at 6 Minute English. Kelime
5:57ancak 6 Minute English'te daha fazla güncel tartışma ve yararlı kelime dağarcığı için bir dahaki sefere bize tekrar katılmayı unutmayın.
topical discussion: günümüzde ilgili olan konuların tartışılması
Burada topical discussion, şu anda önemli olan veya günümüzde ilgi gören konuların tartışılması anlamına gelir. Topical, güncel olma ve bugünle bağlantı fikrini ekler; yalnızca tartışmanın bir konusu olduğu anlamına gelmez. Programın bu kapanışında ifade, güncel meselelerle bağlantılı daha fazla tartışma sunulacağını belirtir.
Alıştırma
“The podcast features topical discussion of new developments in artificial intelligence,” cümlesinde topical discussion ne anlama gelir?
- güncel olup olmadığına bakılmaksızın herhangi bir konu etrafında düzenlenen tartışma
- cilde uygulanan ilaçlarla ilgili tartışma
- günümüzde ilgili olan konuların tartışılması
Cevabı göster
günümüzde ilgili olan konuların tartışılması