Finlandiya İskandinavya'da Mı, Değil Mi?: İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video özeti: Video İskandinavya ile Nordik ülkeleri ayırıyor; coğrafya, tarih, dil, kurumlar ve kullanımın bu adın sınırlarını bulanıklaştırdığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "one part geography, one part history, and one part linguistics," — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: etkenlerin karışımını sunmak için "one part..." tekrarını kullanın. 2. "under the banner of Scandinavia" — Deyimler ve mecazlı ifadeler: gerçek bayrak değil, ortak ad altında birleşme anlamını kavrayın. 3. "should it be necessary." — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bu resmî devrik koşulu "if it should be necessary" olarak okuyup düşük olasılıklı gelecek koşulunu temkinli belirtin.
Bu derste
Fjords, saunas, fjords, lutefisk, blondes,
0:03Fiyortlar, saunalar, fiyortlar, lutefisk, sarışınlar,
Kuzey Avrupa refahının bir simgesi olarak government-issued boxes
Bu sıralamada government-issued, “devlet tarafından sağlanan veya dağıtılan” anlamına gelir. İfade, Finlandiya’nın genellikle “bebek kutusu” diye anılan doğum paketini çağrıştırır: Uygun aileler, içinde bebek malzemeleri bulunan ve bebeğin ilk uyku alanı olarak da kullanılabilen bir karton kutu alabilir. Burada bu görüntü, Kuzey Avrupa sosyal refahını hızlıca anlatan kültürel bir simgedir. Bebeklerin normalde sıradan kutulara konduğu veya bu kutularda saklandığı yönünde gerçek anlamlı bir iddia değildir; ayrıca bütün İskandinav ülkelerini tanımladığı da düşünülmemelidir.
Alıştırma
government-issued boxes burada büyük olasılıkla neyi çağrıştırıyor?
- Hükümetin bebekleri sıradan taşıma kutularında sakladığı anlamına gelir.
- Ebeveynlerin devlet onaylı kutular satın almak zorunda olduğu anlamına gelir.
- Kuzey Avrupa’daki refah sistemini çağrıştırır: Devlet ailelere bebek malzemeleri içeren ve yatak olarak da kullanılabilen bir kutu verir.
Cevabı göster
Kuzey Avrupa’daki refah sistemini çağrıştırır: Devlet ailelere bebek malzemeleri içeren ve yatak olarak da kullanılabilen bir kutu verir.
But like, where exactly are the borders of Scandinavia?
0:12Ama hani, İskandinavya'nın sınırları tam olarak neresi?
Daha kesin bir düzeltme için to be more precise
To be more precise, kişinin kendi sözünü düzeltmesini gösteren bir ifadedir. Sonraki anlatımın önceki ifadeyi daha dar veya daha kesin hâle getireceğini bildirir: three countries ifadesi three kingdoms olarak düzeltilir. Konuşma biçiminin veya telaffuzun ne kadar düzgün olduğunu anlatmaz. Dinleyiciye geniş bir etiketi daha doğru bir ifadeyle değiştirmesi gerektiğini bildirerek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Cümleyi dersteki dört sözcüklü öz düzeltme ifadesiyle tamamlayın: “The meeting starts around noon—or, ____, at 12:05.”
Cevabı göster
to be more precise
all of which are on the Scandinavian peninsula. Dilbilgisi
0:24ve bunların hepsi İskandinav yarımadasındadır.
Kısıtlayıcı olmayan ilgi cümleciğinde all of which
Bu cümlede all of which, three kingdoms ifadesine gönderme yapar. All bu grubun her üyesini belirtirken which sonraki ek bilgiyi sunar: üç krallığın tamamı İskandinav Yarımadası'ndadır. all of which + çoğul fiil kalıbı, daha önce belirtilmiş bir grubun tamamı hakkında bilgi ekler. Bu yan cümlecik kısıtlayıcı değildir; bu nedenle virgülden sonra gelir ve hangi krallıkların kastedildiğini belirlemek yerine ek bilgi verir.
Alıştırma
Cümleyi gruptaki her galeri anlamına gelen üç kelimelik ilgi ifadesiyle tamamlayın: The museum has four galleries, ____ are open today.
Cevabı göster
all of which
Bir grup adı için collectively called
Collectively called, birkaç şey birlikte ele alındığında onlara tek bir ad verilmesi anlamına gelir. Burada Fennoscandia üç ülkeyi bir grup olarak adlandırır; her ülkenin ayrı ayrı adı olarak sunulmaz. Yaygın yapı çoğul özne + be + collectively called + grup adı biçimindedir. Collectively, called sözcüğünü niteleyen bir zarftır ve adın grup düzeyinde olduğunu açıkça belirtir.
Alıştırma
Tek bir adın bütün gruba uygulandığını açıkça anlatan cümleyi seçin.
- One clinic is commonly called the Riverside Clinic.
- The five clinics are respectively called North, South, East, West, and Central.
- The five clinics are collectively called the Riverside Health Network.
Cevabı göster
The five clinics are collectively called the Riverside Health Network.
If you do: daha önce belirtilen eylemin yerine geçen do
if you do ifadesindeki do, az önce sözü edilen adlandırma eyleminin, yani üç ülkeye Fennoscandia deme eyleminin yerini tutar. Böylece eylemin tamamını tekrar etmek gerekmez. Buradaki do, başka bir ifadenin yerine kullanılan bir yardımcı fiildir. Bir if yan cümlesinde if you do, “bağlamdan anlaşılan o eylemi yaparsanız” demektir; “belirsiz bir şey yaparsanız” demek değildir.
Alıştırma
call the folder 'Archive' ifadesinin yerini alan yardımcı fiille boşluğu doldurun: You can call the folder 'Archive.' If you ____, tell the team.
Cevabı göster
do
because no one except the nerdiest of geography nerds
0:39çünkü en inek coğrafya inekleri dışında hiç kimse
So, Scandinavia is a term that's one part geography, Anlatım akışı
0:45Yani, İskandinavya bir kısmı coğrafya,
one part geography, one part history, and one part linguistics paralel kalıbı
one part geography, one part history, and one part linguistics kalıbının tekrarı, Scandinavia'yı üç etkenin birlikte şekillendirdiği karma bir kavram olarak sunar. Paralel yapı, her etkene söylemde benzer ağırlık verir ve açıklamayı takip etmeyi kolaylaştırır. Burada one part, üç unsurun tam olarak eşit paylara sahip olduğunu söylemez. Her alanı bir bileşen veya etki olarak gösterir; bu nedenle kalıp, karma bir kimlik, üslup ya da nedenin açıklamasını düzenlemek için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle one part A, one part B kalıbını kesin miktarlar yerine retorik bir karışım sunmak için kullanıyor?
- One part of the report is missing.
- Mix one part syrup with two parts water.
- Her teaching style is one part patience, one part theatre, and one part careful planning.
Cevabı göster
Her teaching style is one part patience, one part theatre, and one part careful planning.
which is why: nedene gönderme yapıp sonucu açıklamak
“..., which is why + yan cümle” yapısında which, yalnızca en yakındaki isme değil, virgülden önceki düşüncenin tamamına gönderme yapar. Burada coğrafya, tarih ve dil biliminin birlikte rol oynamasına gönderme yapmaktadır. Bu ifade, önceki durumun sonucunu anlatan bölümü başlatır. Yaklaşık olarak “ve bunun nedeni de budur” anlamına gelir ve neden ile sonuç arasında açık bir bağ kurar.
Alıştırma
Cümleyi “ve bunun nedeni de budur” anlamındaki üç sözcüklü ilgi bağlacıyla tamamlayın: The roads were covered in ice, ____ the school opened two hours late.
Cevabı göster
which is why
because she used to be considered one of the Baltic sisters Dilbilgisi
0:56çünkü tarihi bağlarından dolayı ana Rusya'ya bağlı olarak
used to be considered: geçmişteki bir sınıflandırmayı anlatmak
used to + fiilin yalın hâli, geçmişte düzenli olarak gerçekleşen bir eylemi ya da geçmişte geçerli olup artık geçerli olmayan bir durumu anlatır. used to sonrasında be yalın hâlde kalır. be considered edilgen yapıdır; sınıflandırmayı başka insanların yaptığını gösterir. used to be considered bir bütün olarak “geçmişte genel olarak ... sayılırdı” anlamına gelir ve şimdiki durumla karşıtlık kurar.
Alıştırma
used to ve consider fiilinin edilgen biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Before the game rules changed, this move ____ illegal, but it is allowed now.
Cevabı göster
used to be considered
with her historical ties to mother Russia
0:58önceleri Baltık kız kardeşlerinden biri olarak kabul edilirdi.
and Denmark, though on the other side of the sea,
1:00Denizin diğer tarafında olmasına rağmen Danimarka ise,
is included because of her relationship, it's complicated, with Sweden.
1:02İsveç ile (durum karışık) olan ilişkisi nedeniyle dahil edilmiştir.
something like + yaklaşık bir sayı
Bu cümlede something like, 15 to 21 aralığından önce gelir ve “yaklaşık” ya da “aşağı yukarı” anlamındadır. Konuşanın kesin bir toplam değil, tahmin verdiğini gösterir. Burada “bir şeye benzer bir şey” şeklindeki sözcüğü sözcüğüne anlamı taşımaz. something like + sayı veya miktar kalıbı yaklaşık zaman, miktar ya da dereceyi de belirtebilir.
Alıştırma
Hangi ifade 200 sayısını en iyi şekilde konuşma dilindeki yaklaşık bir tahmin olarak sunar? The hall can hold ___ 200 people.
- something like
- exactly
- at least
Cevabı göster
something like
depending on how you want to count it: sayma yöntemine bağlı olması
Cümle sonundaki depending on how you want to count it ifadesi, kendisinden önceki bütün iddiayı sınırlar. Toplamın sayma yöntemine göre değiştiği anlamına gelir; kendi başına tam bir cümle değildir. Buradaki it savaş sayısını, how ise neyin tek bir savaş sayılacağına karar vermek için kullanılan kuralları belirtir. Daha genel olarak depending on how + yan cümle, sonucu değiştirebilecek bir koşul veya yöntem ekler.
Alıştırma
Hangi cümle, farklı bir sayma yöntemi kullanıldığında bildirilen toplamın değişebileceğini gösterir?
- The report lists 42 completed tasks, and everyone uses the same counting rule.
- The report lists 40 to 45 completed tasks, depending on how you count partially finished work.
- The report lists exactly 42 completed tasks because the final count is fixed.
Cevabı göster
The report lists 40 to 45 completed tasks, depending on how you count partially finished work.
And it's complicated-er because they mostly fought over Norway. Notlar
1:11Ve bu durum daha da karmaşık, çünkü çoğunlukla Norveç için savaştılar.
Esprili bir karşılaştırma biçimi olarak complicated-er
Complicated-er, bilerek uydurulmuş bir karşılaştırma biçimidir. Standart biçim more complicated’dır; ancak konuşmacı complicated sözcüğünü kısa bir sıfatmış gibi görüp sonuna -er ekler. Burada bu sıra dışı biçim, durumun karmaşık olduğu yönündeki önceki düşünceyi şakayla bir adım daha ileri taşır. “Daha da karmaşık” anlamına gelir ve karmaşıklığın artışını komik gösterir.
Alıştırma
“The instructions got complicated-er after the third page.” cümlesinde complicated-er neyi gösterir?
- Complicated sözcüğünün standart ve resmî karşılaştırma biçimi
- Bir şeyin daha az karmaşık hâle geldiğini söylemenin bir yolu
- More complicated demenin şakacı ve bilerek standart dışı bir yolu
Cevabı göster
More complicated demenin şakacı ve bilerek standart dışı bir yolu
fought over: anlaşmazlığın konusu
fight over + isim veya soru yan cümlesi yapısında over, çatışmaya neden olan şeyi, toprağı, kaynağı veya konuyu belirtir. Fought, fight fiilinin geçmiş zaman biçimidir; bu nedenle fought over, “bir şey hakkında veya onun kontrolü için çatışmak” anlamına gelir. Bu ifade tek başına çatışmanın fiziksel bir savaş mı yoksa sert bir tartışma mı olduğunu söylemez; bunu bağlam belirler. Burada Norway, uğruna mücadele edilen topraktır ve over “üstünde” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi fight fiilinin geçmiş zaman biçimiyle ve tartışılan şeyi belirten edatla tamamlayın: The children ____ the last cookie.
Cevabı göster
fought over
Who wouldn't? ile şakacı ve retorik onay
“Who wouldn't?” retorik bir sorudur. Burada wouldn't, daha önce sözü edilen fight over Norway eylemini eksiltir. Konuşmacı bir kişinin adını sormaz; beklenen anlam “bunu herkes yapardı”dır. Şakada Norveç çekici bir insan gibi ele alınır, bu yüzden soru şakacı bir onay ifade eder. Bu kalıp bir tepkiyi açık ve doğal gösterebilir: çekici bir neden verilir, ardından “Who wouldn't?” diye sorulur.
Alıştırma
Dersin ifadesiyle hafif ve retorik yanıtı tamamlayın: A: Would people want to attend the concert? B: The tickets are free, and the band is excellent. ____?
Cevabı göster
Who wouldn't
they probably mean the Nordic countries.
1:20muhtemelen İskandinav ülkelerini (Nordic countries) kastediyorlardır.
That's these three plus Finland and Iceland.
1:22Bunlar bu üçüne ek olarak Finlandiya ve İzlanda'dır.
Though, you can hardly blame people for confusion Ton ve niyet
1:25Yine de insanların kafasının karışmasını pek de suçlayamazsınız,
Can hardly blame someone for something: birini neredeyse hiç suçlayamamak
Can hardly blame someone for something, bir kişiyi o şey yüzünden eleştirmek için çok az haklı neden bulunduğu anlamına gelir. Burada çevredeki gerçekler insanların kafa karışıklığını anlaşılır kılar; bu nedenle konuşmacı eleştiriyi yumuşatır. Hardly, “neredeyse hiç” anlamına gelir; “sert biçimde” anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp can hardly blame + kişi + for + isim veya -ing biçimidir. for sonrasındaki bölüm, suçlamaya konu olan eylemi ya da durumu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Given that the instructions were unclear, you ____ Mia for making a mistake.
Cevabı göster
can hardly blame
when organizations like the American-Scandinavian Foundation
1:27American-Scandinavian Foundation gibi kuruluşlar
under the banner of Scandinavia anyway. Deyimler
1:34yine de İskandinavya (Scandinavia) bayrağı altına sığınırlar.
Under the banner of Scandinavia: ortak bir ad altında
Under the banner of Scandinavia, Scandinavia adını ortak bir kamusal ad veya kimlik olarak kullanmak demektir. Banner burada mecazidir; mutlaka fiziksel bir bayrağı anlatmaz. Bu cümlede Nordik ülkeler, iyi bilinen bu adı kullanarak yurt dışında birlikte tanıtım yapabilir. İfade onların kendilerini nasıl sunduğunu anlatır; bütün Nordik ülkelerin coğrafi olarak İskandinavya’ya ait olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi “ortak bir kamusal kimlik kullanarak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Several neighborhood groups are campaigning ____ Safe Roads.
Cevabı göster
under the banner of
This is the Holland approach to international relations.
1:36Bu, uluslararası ilişkilerde 'Hollanda' yaklaşımıdır.
that everyone likes and keeps using wrongly,
1:40ve herkes beğenip yanlış kullanmaya devam ediyorsa,
Go with it: bir seçimi kabul etmek
Go with it, zaten var olan bir seçimi, fikri veya durumu kabul edip direnmeden ya da fazla düşünmeden devam etmek demektir. Burada insanların kullanmaya devam ettiği popüler adı kabul etmeyi anlatır; bir şeyle birlikte bir yere gitmek anlamında değildir. Cümlenin tonu eğlenceli ve biraz alaycıdır. Bütün hataların kabul edilmesi gerektiğine dair ciddi bir kural vermek yerine, “kusurlu ad üzerinde tartışmayı bırakın” demektedir.
Alıştırma
Ekibiniz basit bir logoyu zaten seçti ve siz bu seçimi kabul edip devam etmeye karar verdiniz. Ne söylersiniz?
- Let's go with it.
- Let's go without it.
- Let's go for it.
Cevabı göster
Let's go with it.
get along: iyi anlaşmak
Get along, “dostça ve yürüyen bir ilişkiye sahip olmak” anlamına gelir. Burada ülkeler insan gibi anlatılır: İskandinav ülkeleri bir birlik kurabilecek kadar iyi iş birliği yapar. Bu ifade iki tarafın birbiriyle olan ilişkisini anlatır. Bir yönde hareket etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle iki kişinin iyi bir ilişkisi olduğunu doğal biçimde anlatır?
- Leah and Priya get through well, so sharing a room is easy.
- Leah and Priya get away well, so sharing a room is easy.
- Leah and Priya get along well, so sharing a room is easy.
Cevabı göster
Leah and Priya get along well, so sharing a room is easy.
well enough that: sonuca yol açan yeterli derece
well enough that yapısında well, ülkelerin ne kadar iyi anlaştığını; enough ise gerekli eşiğe ulaşıldığını gösterir. that yan cümlesi bu eşiğe ulaşmanın sonucunu belirtir: resmî bir birlik kurmuşlardır. Sıfat/zarf + enough that + yan cümle kalıbı, “sonraki yan cümlenin sonucunu doğuracak kadar yeterli bir derecede” anlamına gelir. Bu yapı mutlaka “son derece iyi” demek değildir; yalnızca derecenin sonuç için yeterli olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “yeterli bir derecede ve ardından belirtilen sonucu doğuracak şekilde” anlamındaki üç sözcükle tamamlayın: The microphone worked ____ everyone could hear the speech.
Cevabı göster
well enough that
occasionally unrealistically dream of joining.
1:52ara sıra gerçekçi olmayan bir şekilde bu kulübe katılmanın hayalini kurarlar.
Though, the Baltic sisters do get to sit with them, Dilbilgisi
1:54Baltık kız kardeşlerin onlarla birlikte oturmasına izin verilse de,
do get to sit ifadesinde vurgulu do
Buradaki do, vurgu yapan bir yardımcı fiildir. Temel cümle the Baltic sisters get to sit with them şeklindedir; do eklenince bu sınırlı fırsatın gerçekten var olduğu güçlü biçimde doğrulanır. Get to sit, oturma fırsatına ya da iznine sahip olmak demektir; gidip bir koltuk edinmek demek değildir. Though ve but ile konuşmacı önce olumlu bir noktayı kabul eder, sonra onu sınırlar: toplantıda bulunabilirler ama oy hakları yoktur. Vurgulu do ardından gelen karşıtlık, sonraki sınırlamayı zayıflatmadan bir gerçeği kabul etmeyi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, bir sınırlama eklemeden önce gerçek bir fırsatı kabul etmek için vurgulu do kullanıyor?
- They must join the discussion, but they cannot vote.
- They might get to join the discussion, but nobody knows yet.
- They do get to join the discussion, but they cannot vote.
Cevabı göster
They do get to join the discussion, but they cannot vote.
The Nordic Council is largely a collection of committees
1:59Kuzey Konseyi, büyük ölçüde üyelerinin
get its members to cooperate ifadesinde get + nesne + to-infinitive
Get + nesne + to-infinitive, nesnenin eylemi yapmasını sağlamak, onu ikna etmek veya bunun için düzenleme yapmak anlamına gelir. get its members to cooperate ifadesinde its members, get fiilinin nesnesi ve aynı zamanda cooperate fiilinin anlamca öznesidir; to zorunludur. Konsey tries to get them to cooperate dediği için cümle, iş birliğini sağlama çabasını anlatır; iş birliğinin kesinlikle gerçekleşeceğini garanti etmez. Get çoğu zaman doğrudan güç yerine ikna, düzenleme veya çabayla bir sonuç elde etmeye çalışmayı ifade eder.
Alıştırma
Ettirgen yapıyı get fiilinin geçmiş biçimi ve mastar işaretleyicisiyle tamamlayın: The coach ____ the players ____ practise together.
Cevabı göster
got · to
finds time to make: bir etkinliğe zaman ayırmayı başarmak
finds time to make ifadesindeki find time to + fiilin yalın hâli, özellikle yapılacak başka işler varken bir etkinliği programa sığdırmayı başarmak anlamına gelir. Fiziksel bir zaman parçası bulmak anlamına gelmez. Burada önemli kamu işleriyle olağanüstü ayrıntılı bir liste hazırlamak karşılaştırılır. Bu nedenle finds time to hafif alaycı bir ima taşır: diğer bütün işlere rağmen kurul bu ek işe de dikkat ayırmaktadır.
Alıştırma
Hangi cümlede find time to, bir etkinliği yoğun bir programa sığdırmayı başarmak anlamında kullanılmıştır?
- During exam week, Lena finds a watch under the sofa.
- During exam week, Lena says the dog walk takes a long time.
- Even during exam week, Lena finds time to walk the dog.
Cevabı göster
Even during exam week, Lena finds time to walk the dog.
of rules for how their logo can be used,
2:13şaşırtıcı derecede uzun ve komik derecede spesifik bir kural listesi hazırlamak,
the sovereignty of which: isim + of which ile resmî sahiplik ilişkisi
The sovereignty of which, isim + of which biçimindeki resmî bir ilgi cümleciği yapısıdır. Which daha önce geçen bir şeye, yani respect distance ifadesine döner; of ise sahipliğe benzer bir ilişki kurar. İfade yaklaşık olarak whose sovereignty anlamına gelir. Basit bir boş alana sovereignty atfetmek, onu bağımsız bir devletmiş gibi ele alır. Görkemli dil bilgisi ve siyasi sözcük, kuralın kasıtlı olarak aşırı ciddi ve bu yüzden komik duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede the sovereignty of which ile aynı resmî sahiplik yapısı kullanılmıştır?
- The museum has a central courtyard, which is covered in ivy.
- The museum has a central courtyard, the walls of which are covered in ivy.
- The museum has a central courtyard, and ivy covers it.
Cevabı göster
The museum has a central courtyard, the walls of which are covered in ivy.
get to live and work in any of the others, Dilbilgisi
2:22diğer herhangi bir ülkede yaşama ve çalışma hakkı elde etmesidir.
the biggest deal: en önemli avantaj
Bu cümlede the biggest deal, Nordik Konseyinin en önemli veya en dikkat çekici avantajı anlamına gelir. Buradaki deal bir ticari işlem değildir. That ile başlayan yan cümle bu avantajın ne olduğunu açıklar: vatandaşlar diğer ülkelerde yaşayabilir ve çalışabilir. Daha genel olarak the biggest deal, konuşanın dinleyicilerin en çok dikkat etmesini istediği özellik veya sonucu tanıtabilir.
Alıştırma
“For commuters, the biggest deal is that the pass includes free bus travel.” cümlesinde the biggest deal ne anlama gelir?
- önemsiz bir şey
- en büyük ticari işlem
- en önemli avantaj
Cevabı göster
en önemli avantaj
get to live and work: bir fırsat veya hak
Bu cümlede get to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma fırsatına, iznine veya hakkına sahip olmak anlamına gelir. Düzenleme vatandaşların başka bir üye ülkede yaşamasına ve çalışmasına izin verdiği için ifade bunu yalnızca bir beceri olarak değil, bir avantaj olarak sunar. Tek bir to, eş görevli iki fiili de başlatır: get to live and work. Bir yere varmak veya seyahat etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle atölyelere katılmayı bir avantaj veya özel fırsat olarak sunuyor?
- At science camp, you attend three workshops.
- At science camp, you have to attend three workshops.
- At science camp, you get to attend three workshops.
Cevabı göster
At science camp, you get to attend three workshops.
The immigration rule, however, doesn't apply to Icelandic horses, Kalıp ifadeler
2:32Ancak, bu göçmenlik kuralı İzlanda atları için geçerli değildir,
doesn't apply to: bir kuralın kapsamı dışında olmak
Burada apply to, “bir şey için geçerli olmak” veya “bir şeyi kapsamak” anlamına gelir. Özne bir kuraldır; to'dan sonraki sözcükler ise bu kuraldan etkilenen kişiyi, hayvanı, şeyi veya durumu belirtir. Doesn't apply to, söz konusu öğenin kuralın kapsamı dışında olduğunu gösterir. “Başvuru yapmıyor” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, doesn't kullanarak apply to ifadesinin olumsuz biçimiyle tamamlayın: Visitors need a ticket, but the rule ____ children under five.
Cevabı göster
doesn't apply to
Şakacı ve standart dışı super adorables
Bu cümlede super, “çok” anlamına gelir; adorables ise adorable sıfatından türetilmiş, şakacı bir ifadedir. Konuşan kişi adorable sözcüğünü “sevimli olanlar” anlamına gelen çoğul bir isim gibi kullanarak daha sevimli ve komik bir ton yaratır. Standart İngilizcede sıfatlar normalde çoğul -s eki almaz. They are super adorable deyin veya onlara adorable animals deyin. super adorables ifadesini normal bir dil bilgisi kalıbı olarak değil, bir kelime oyunu olarak anlayın.
Alıştırma
super adorables hayvanlarla ilgili resmî bir raporda uygun mudur?
- Evet. Standart resmî İngilizcedir.
- Hayır. Şakacı ve standart dışı İngilizcedir.
Cevabı göster
Hayır. Şakacı ve standart dışı İngilizcedir.
Should they ever leave: resmî devrik koşul
“Should they ever leave” ifadesinde if atıldığı için should, özne olan they’den önce gelir. Tam biçimi “if they should ever leave”dir; dolayısıyla bu ifade, onların ayrılma ihtimalini bir koşul olarak belirtir. Buradaki should yükümlülük bildirmez ve bu sözcük dizilişi bir soru oluşturmaz. Ever, koşulu gelecekteki herhangi bir zamana genişletip vurgular; bu da olasılığın uzak ya da tedbir amaçlı düşünülmüş gibi duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Koşulu resmî devrik biçimde yeniden yazın. If the guests should arrive early, ask them to wait. ____, ask them to wait.
Cevabı göster
Should the guests arrive early
A story for another time: yan konuyu sonraya bırakmak
“A story for another time”, konuşmacının şimdi açıklamamayı seçtiği ilginç bir yan konuyu belirtir. “That’s a story for another time” cümlesinde konu dışına çıkışı bitirir ve dikkati ana konuya geri yönlendirir. İfade çoğu zaman hafif veya şakacı bir tona sahiptir. Hikâyenin ileride gerçekten anlatılacağını garanti etmez; “another time” yalnızca “şimdi değil” anlamına gelebilir.
Alıştırma
Konuşmacı şimdi açıklamayacağı ilginç bir yan konuyu hangi ifadeyle doğal biçimde bitirir?
- That's another story.
- That's a story for another time.
- To make a long story short.
Cevabı göster
That's a story for another time.
Now, it wouldn't be a political union in Europe Dilbilgisi
2:43Şimdi, eğer bazı özel bölgesel garipliklerden bahsedilmeseydi,
without some special territorial weirdness to mention.
2:45bu, Avrupa'da siyasi bir birlik olmazdı.
wouldn't be X without Y kalıbı
“it wouldn't be X without Y” kalıbı, X gerçekleştiğinde Y'nin de tipik veya beklenen bir özellikmiş gibi görüldüğünü anlatır. Burada konuşmacı, sıra dışı bölgesel düzenlemeleri Avrupa'daki siyasi birliklerin tanıdık bir özelliği gibi şakayla ele alıyor. Bu, böyle sorunlar olmadan bir siyasi birliğin var olamayacağına dair katı bir iddia değil, söz sanatına dayalı bir abartıdır.
Alıştırma
wouldn't be X without Y kalıbını kullanarak mizahi genellemeyi tamamlayın: It ____ a family road trip ____ someone asking, 'Are we there yet?'
Cevabı göster
wouldn't be · without
Mainly, Aland, an autonomous region of Finland Kelime
2:47Esas olarak, Finlandiya'nın İsveççe konuşulan
autonomous region: bir ülke içinde özerk yönetim
Bir autonomous region, hukuken daha büyük bir ülkeye bağlı olan ancak kendi işlerini yönetmesi için resmen belirli yetkiler verilmiş bir bölgedir. Özerkliğin kapsamı yasaya ve bölgeye göre değişir. Aland'ın Finlandiya'ya bağlı bir autonomous region olarak adlandırılması, hem kendi kendini yönetme yetkisini hem de Finlandiya'nın parçası olmaya devam ettiğini gösterir; autonomous, egemen veya bağımsız demek değildir.
Alıştırma
Hangi açıklama autonomous region ifadesine en iyi uyar?
- Ulusal başkentten uzakta bulunan herhangi bir kırsal alan
- Hukuken diğer bütün ülkelerden ayrı olan egemen bir devlet
- Bir ülkenin içinde bulunan ve kendi işlerinin bir bölümünü yönetme yetkileri resmen tanınmış bir bölge
Cevabı göster
Bir ülkenin içinde bulunan ve kendi işlerinin bir bölümünü yönetme yetkileri resmen tanınmış bir bölge
and that Greenlanders aren't historically or linguistically related to Nords.
3:00ve Grönlandlıların tarihsel ya da dilsel olarak İskandinavlarla akraba olmaması göz önüne alındığında.
the odd girl out: the odd one out deyiminin kişileştirilmiş biçimi
“The odd girl out”, Grönland’ın Nordik grubun diğer üyelerinin ortak düzenine uymayan üye olduğu anlamına gelir. Buradaki odd, belirgin biçimde farklı veya gruba uymayan demektir; mutlaka tuhaf, kötü ya da yanlış anlamına gelmez. Standart deyim “the odd one out” şeklindedir. Video ülkeleri ve bölgeleri she ile kişileştirdiği için girl sözcüğü one yerine esprili biçimde kullanılarak bu kişileştirme sürdürülür. Bu uyarlama bağlam içinde anlaşılır, ancak deyimin alışılmış sabit biçimi değildir.
Alıştırma
Bu cümlede “the odd girl out” Grönland hakkında ne anlatıyor?
- Yanlış bir şey yaptığı için gruptan çıkarılmıştır.
- Cinsiyeti bilinen tek üyedir.
- Diğerlerinden en belirgin biçimde farklı olan üyedir.
Cevabı göster
Diğerlerinden en belirgin biçimde farklı olan üyedir.
given that: bilinen olguları bir sonucun dayanağı olarak sunmak
“Given that”, konuşanın yerleşik kabul ettiği bir olguyu veya olgular dizisini tanıtır ve bunları bir sonucun dayanağı olarak kullanır. Bu cümlede, ardından gelen iki that yan cümlesi Grönland’ın diğer Nordik üyelerden farklı sayılmasının gerekçelerini verir. Bağlayıcı olarak given that, “... olduğu göz önüne alındığında” veya “... gerçeği dikkate alındığında” anlamına gelir. Akıl yürütmeyi bilinen koşullar üzerine kurar; buradaki given, bir şeyin teslim edildiği anlamındaki give fiilinin sıradan geçmiş zaman ortacı değildir.
Alıştırma
Hava tahminini kararın dayanağı olarak sunan, dersteki iki sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: “____ the forecast predicts heavy snow, the match has been cancelled.”
Cevabı göster
Given that
Also, her flag ruins the otherwise consistent design motif. Kelime
3:04Ayrıca, bayrağı aksi takdirde tutarlı olan tasarım motifini mahvediyor.
otherwise consistent: bir istisnası olan genel nitelik
otherwise consistent ifadesinde otherwise, consistent sıfatını niteler. “Diğer her bakımdan tutarlı” veya “az önce belirtilen istisna dışında tutarlı” anlamına gelir. Bayrak, ortak tasarım düzenini bozan tek unsur olarak sunulur. Bu kullanım, bilinen bir istisnayı ayrı tutarken genel bir niteliği anlatır. Otherwise burada “aksi takdirde” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “diğer her bakımdan” anlamına gelen sözcükle tamamlayın: One confusing chart spoiled an ____ clear report.
Cevabı göster
otherwise
But she's part of Denmark because Vikings. Anlatım akışı
3:07Ancak, Vikingler yüzünden Danimarka'nın bir parçası.
because + isim: bilerek sıkıştırılmış bir neden
Normalde because, because the Vikings settled there örneğindeki gibi tam bir yan cümle başlatır. because Vikings ifadesinde konuşan kişi Vikings isminden sonra bilerek durur ve ayrıntılı neden-sonuç bağlantısını söylemeden bırakır. Bu ani sıkıştırma, karmaşık bir tarih açıklamasını esprinin son sözüne benzeyen kısa bir özete dönüştürür. Bilgiyi “Kısa neden bu; tam açıklamayı bekleme” şeklinde düzenlediği için ifade şakacı ve bilerek aşırı basitleştirilmiş duyulur.
Alıştırma
Samimi bir şakada hangi cevap, bilerek aşırı basitleştirilmiş bir açıklama olarak because + isim yapısını kullanır?
- Because pancakes.
- Because we made pancakes.
- Because of the pancake mix.
Cevabı göster
Because pancakes.
unincorporated territory: özel bir idari statü
Burada unincorporated territory, bir ülkenin egemenliği altında bulunan ancak ülkenin ana karası veya standart bölgeleriyle aynı şekilde olağan yerel idari birimler sistemine dahil edilmeyen toprakları anlatan resmî bir siyasi coğrafya terimidir. Unincorporated, territory sözcüğünü niteler. Buranın örgütsüz, ıssız veya bağımsız olduğu anlamına gelmez; ülke, özel bir hukuki düzenleme kapsamında bu bölgeyi yönetmeye devam edebilir.
Alıştırma
Cümledeki unincorporated territory ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Bir devletin egemenliği altında olan ancak o devletin standart bölgeleriyle aynı şekilde olağan idari sistemine dahil edilmeyen bir bölgedir.
- İnsanların veya örgütlü bir topluluğun bulunmadığı boş bir alandır.
- Diğer tüm devletlerden hukuken bağımsız olan egemen bir ülkedir.
Cevabı göster
Bir devletin egemenliği altında olan ancak o devletin standart bölgeleriyle aynı şekilde olağan idari sistemine dahil edilmeyen bir bölgedir.
that must be mentioned because it has prepared for the apocalypse
3:13bahsedilmelidir çünkü kıyamete karşı hazırlanmıştır
seed bank: saklanan rezerv anlamındaki bank
Seed bank, bitki çeşitlerini ve genetik çeşitliliği gelecekteki ekim, araştırma veya iyileştirme çalışmaları için korumak amacıyla tohumların saklandığı bir tesisi ya da düzenli bir koleksiyonu anlatan birleşik isimdir. Burada bank, blood bank veya data bank ifadelerinde olduğu gibi değerli malzemelerin rezervi ya da deposu anlamındadır. Bir finans kuruluşunu ifade etmez.
Alıştırma
Dersimizdeki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: To protect crop diversity for future planting, researchers store seeds in a ____.
Cevabı göster
seed bank
Resmî koşul devrikliği: should it be necessary
Bu cümlede should it be necessary, “gerekirse” veya “gerekli hâle gelirse” anlamına gelir. Bu yan cümle geleceğe yönelik temkinli bir koşul belirtir: tarımın tamamı yalnızca koşullar gerektirirse yeniden kurulacaktır. Bu, resmî bir koşul devrikliğidir. If atılır ve should, özne it'in önüne gelir. Burada should “-meli/-malı” anlamında bir öğüt vermez; bu sözcük dizilişi de soru oluşturmaz.
Alıştırma
“The clinic can open another room, should it be necessary.” cümlesindeki koşul yan cümlesi ne anlama gelir?
- Klinik başka bir odanın gerekli olup olmadığını soruyor.
- Klinik şimdi başka bir oda açmalı.
- Gerekli hâle gelirse klinik başka bir oda açabilir.
Cevabı göster
Gerekli hâle gelirse klinik başka bir oda açabilir.
And it's also guarded by armored bears.
3:21Ve aynı zamanda zırhlı ayılar tarafından da korunmaktadır.
that's that ile konuyu kapatmak
That's that, bir konunun bittiğini, karara bağlandığını veya artık tartışmaya açık olmadığını belirten kalıplaşmış bir ifadedir. İki that ayrı nesnelere değil, durumun tamamına gönderme yapar. Burada So, that's that ek bilgiyi rahat bir tonla toparlar ve bir sonraki noktaya geçileceğini gösterir. Aynı ifade daha sert bir tonla söylendiğinde kesin duyulabilir: karar artık tartışılmayacaktır.
Alıştırma
Bir yönetici nihai kararını verdi ve konuyu daha fazla tartışmak istemiyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?
- We are using the original plan, and that's that.
- We are using the original plan, but what do you think?
- We might use the original plan if everyone agrees.
Cevabı göster
We are using the original plan, and that's that.
Next time you say Scandinavia and you're not 100% sure who that includes,
3:23Bir dahaki sefere İskandinavya dediğinizde ve kimi kapsadığından %100 emin değilseniz,
just say the Nordic countries instead.
3:27onun yerine sadece İskandinav ülkeleri (Nordic countries) deyin.