Yabancıları Aşık Eden 36 Soru (The LAB): İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: İki yabancı kişisel soruları yanıtlıyor, anılarını paylaşıyor ve yeniden görüşüp görüşmemeye karar veriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “what if I told you that” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: şaşırtıcı bir iddiayı sunup merak uyandıran varsayımsal retorik soruyu tanıyın; bunu gerçek bir geçmiş konuşma sanmayın. 2. “at ease.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: fiziksel konumu değil, rahat bir ruh hâlini anlattığını anlayın; gergin bir buluşmayı rahatlatan kişiyi anlatırken kullanın. 3. “make out with” — Öbek fiiller: romantik biçimde öpüşmeyi anlatan bu ifadeyi öğrenin, make ve go out with ifadelerinden ayırın ve mahrem tonunun uygun olduğu durumları tanıyın.
Bu derste
Hello and welcome back to the LAB where we take your questions and turn them into experiments. Öbek fiiller
0:00Merhaba, sorularınızı alıp deneylere dönüştürdüğümüz LAB'e yeniden hoş geldiniz.
turn A into B: bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
turn A into B yapısında A değiştirilen şey, B ise yeni biçim, sonuç veya kullanımdır. Burada them, your questions ifadesine gönderme yapar: LAB, izleyicilerin sorularını deneylere dönüştürür. Buradaki turn, “dönmek” veya “yön değiştirmek” anlamına gelmez. Farklı bağlamlarda kullanılabilen kalıp bir dönüşümü anlatır: turn + nesne + into + sonuç.
Alıştırma
Cümleyi turn A into B yapısıyla tamamlayın: The editor ____ the long interview ____ a clear two-page article.
Cevabı göster
turned · into
And what if I told you that there was a list of questions that could make you fall in love with a stranger? Notlar
0:06Ya size, bir yabancıya âşık olmanızı sağlayabilecek bir soru listesi olduğunu söyleseydim?
what if I told you that: merak uyandıran varsayımsal bir giriş
What if I told you that ...?, dinleyiciyi şaşırtabilecek bir iddiayı tanıtmak için kullanılan varsayımsal bir sorudur. Gerçek anlamda bilgi istemek yerine merak uyandırır ve dinleyiciyi sırada gelecek şeyi düşünmeye davet eder. Geçmiş zaman biçimi told, varsayımsal bir mesafe belirtir; konuşanın bunu daha önce gerçekten söylediği anlamına gelmez. Şaşırtıcı önerme that yan cümlesinde yer alır.
Alıştırma
Dramatik girişi hedef ifadeyle tam olarak tamamlayın: ____ there was a hidden garden beneath the station?
Cevabı göster
What if I told you that
fall in love with someone: birine âşık olmak
Fall in love with someone, birine karşı romantik aşk hissetmeye başlamak demektir. Buradaki fall, fiziksel olarak düşmeyi değil, yeni bir duygusal duruma geçişi anlatır. Kişi veya nesne belirtildiğinde with kullanılır: fall in love with + isim veya zamir. Bu cümlede with a stranger, bu duyguların yöneltilebileceği kişiyi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki fall in love ifadesiyle ve bir kişiden önce gereken edatla tamamlayın: Over several months, Nina began to ____ her new classmate.
Cevabı göster
fall in love with
it turns out there was actually a study done where they took a specific set of 36 questions, Anlatım akışı
0:11gerçekten de 36 özel sorudan oluşan bir setin kullanıldığı bir araştırma yapılmış.
had two complete strangers ask them to each other,
0:15Birbirini hiç tanımayan iki kişiye bu sorular karşılıklı olarak sordurulmuş
and it increased the likelihood that they would fall in love. Kalıp ifadeler
0:18ve bu, birbirlerine âşık olma ihtimallerini artırmış.
it turns out: sonradan öğrenilen bir sonucu açıklamak
It turns out, kontrol, araştırma veya sonucun görülmesiyle açıklığa kavuşan bir gerçeği sunar. Çoğu zaman «sonuç şu ki» ya da «anlaşıldı ki» anlamını taşır ve bazen hafif bir şaşkınlık bildirir. Burada konuşmayı varsayımsal bir sorudan destekleyici kanıta taşır: gerçekten bir çalışma yapılmıştır. Yapı it turns out + (that) yan cümlesidir; konuşmada that çoğu zaman atılır.
Alıştırma
Programı kontrol edip daha önce bilmediğiniz bir gerçeği öğrendiniz. Hangi cümlede en uygun ifade kullanılmıştır?
- It seems the museum might be closed on Mondays, but I have not checked.
- In fact, I prefer visiting the museum on Tuesdays.
- It turns out the museum is closed on Mondays.
Cevabı göster
It turns out the museum is closed on Mondays.
increased the likelihood that + yan cümle
Increased the likelihood that, ardından gelen yan cümledeki olayın gerçekleşmesini daha olası hâle getirdi anlamına gelir. Kesin bir sonucu veya doğrudan nedensellik kanıtını değil, olasılıktaki bir değişimi anlatır. Kalıp increase the likelihood that + özne + fiil şeklindedir. Burada that, they would fall in love tam yan cümlesini başlatır.
Alıştırma
Araştırma özetini, dersteki “sonucu garanti etmeden daha olası hâle getirdi” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Automatic reminders ____ customers would pay on time.
Cevabı göster
increased the likelihood that
but we thought it would be awesome to get two strangers in here,
0:24ama iki yabancıyı buraya getirmenin,
Açık sözlülük belirteci olarak to be perfectly honest
To be perfectly honest, yakındaki bir ifadeyi konuşanın gerçek düşünce veya duygusunun açık sözlü bir anlatımı olarak sunan bir söylem belirtecidir. Bu bağlamda konuşanın gergin olduğunu kabul etmesindeki samimiyeti güçlendirir. Perfectly, honest sözcüğünü güçlendirir; dolayısıyla ifade “tamamen açık sözlü olmak gerekirse” anlamına gelir. İfadenin kendisinin kusursuz olduğunu söylemez.
Alıştırma
to be perfectly honest kişisel bir ifadeyi çerçevelediğinde genellikle ne işe yarar?
- Konuşanın kişisel bir görüş veya duygu hakkında özellikle açık sözlü olduğunu belirtmek
- İfadenin kusursuz biçimde yazıldığını iddia etmek
- İfadenin nesnel kanıtlarla desteklendiğine söz vermek
Cevabı göster
Konuşanın kişisel bir görüş veya duygu hakkında özellikle açık sözlü olduğunu belirtmek
I really want to see if the study works.
0:38Araştırmanın işe yarayıp yaramadığını gerçekten görmek istiyorum.
what if we hate each other or we don't like what we're saying?
0:42ya birbirimizden nefret edersek ya da söylediklerimiz hoşumuza gitmezse?
I I think it'll be cool to see if it's effective.
0:45Etkili olup olmadığını görmek bence güzel olacak.
Samimi bir selamlaşma olarak “How's it going?”
Burada “How's it going?”, “İşler nasıl?” veya “Nasılsın?” anlamına gelen samimi bir selamlaşmadır. Normalde hareketle ilgili gerçek anlamlı bir soru değildir. Selamlaşma olarak kullanıldığında genellikle “Great” veya “Pretty good” gibi kısa bir sosyal yanıt beklenir ve ardından “How about you?” denebilir. Ayrıntılı bir durum anlatımı ancak bağlam bunun sıradan bir selamlaşma değil, gerçekten sorulan bir soru olduğunu gösteriyorsa gerekir.
Alıştırma
Samimi bir ortamda karşılaştığınız biri “How's it going?” diyor. En doğal yanıt hangisidir?
- Pretty good, thanks. How about you?
- It goes by train.
- At three o'clock.
Cevabı göster
Pretty good, thanks. How about you?
“Are you nervous at all?” cümlesinde “at all”
Bu evet-hayır sorusunda “at all”, “herhangi bir derecede, az da olsa” anlamına gelir. Soru, gerginliğin mümkün olan en düşük düzeyini de kapsar: herhangi bir gerginlik var mı? Bu ifade nervous sıfatının derecesini niteler; “tamamen” anlamına gelmez ve at + all sözcüklerinin gerçek anlamlı birleşimi değildir. Bu yapı bir duygu, etki, olasılık veya sorunun var olup olmadığını soran cümlelerde yaygındır.
Alıştırma
Soruyu, az da olsa gerginlik bulunup bulunmadığını soracak şekilde tamamlayın: Are you nervous ____?
Cevabı göster
at all
Uh given the choice of anyone in the world, Dilbilgisi
1:03Ee, dünyadaki herhangi birini seçme şansın olsa,
Eksiltili koşul olarak given the choice of
Given the choice of varsayımsal bir koşul sunar; if you were given the choice of veya daha doğal biçimde if you could choose from anlamına gelir. Given, kısaltılmış edilgen bir koşul yapısındaki geçmiş zaman ortacıdır; basit geçmiş zamandaki ana fiil değildir. Burada of anyone in the world, mevcut seçeneklerin kapsamını belirler. Bu ifade, dinleyiciye hangi seçimi yapacağını sormadan önce bu kapsamı kısa biçimde kurar.
Alıştırma
Soruyu “arasından seçim yapabilseydin” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: ____ any book in the library, which would you take on vacation?
Cevabı göster
Given the choice of
want fiilinin resmî nesnesi olarak whom
Bu soruda whom, want fiilinin doğrudan nesnesidir: kişi, onu konuk olarak ister. Whom, him ile he arasındaki ilişkiye benzer biçimde, geleneksel olarak who ile eşleşen nesne biçimidir. Nesne sorunun başına taşındığı için görevini fark etmek zor olabilir. Whom soruya özenli ve resmî bir ton verir; günümüzün günlük konuşmasında birçok kişi burada doğal olarak who der.
Alıştırma
Bu resmî soruyu en iyi hangi sözcük tamamlar? “____ did the committee nominate for the award?”
- Whoever
- Whom
- Who
Cevabı göster
Whom
I want to say ... ile tereddütlü bir yanıt vermek
Bu yanıtta I want to say, konuşmacının eğilim gösterdiği ancak henüz kesin olarak karar vermediği bir adı sunar. Yaklaşık olarak “şu anda verebileceğim en iyi yanıt...” anlamına gelir; buradaki temel anlam “konuşmak istiyorum” değildir. Sesli düşünürken veya bir şeyi hatırlamaya çalışırken I want to say + yanıt yapısını kullanabilirsin. Böylece tamamen emin görünmeden bir seçenek sunarsın.
Alıştırma
Bir restoranın adını hatırlamaya çalışıyorsun ve Bell Street Cafe olabileceğini düşünüyorsun, ancak tam olarak emin değilsin. Bu tereddüdü en iyi hangi yanıt gösterir?
- I want to say Bell Street Cafe.
- I have no guess at all.
- The name is definitely Bell Street Cafe.
Cevabı göster
I want to say Bell Street Cafe.
I would say probably like Neil Armstrong or something like that. Ton ve niyet
1:11Ben de muhtemelen Neil Armstrong gibi birini söylerdim.
or something like that ile yaklaşık bir örnek vermek
Bu cümlede or something like that, Neil Armstrong'ı sabit veya kesin bir seçim olarak değil, yaklaşık bir örnek olarak gösterir. Konuşmacı “Neil Armstrong ya da kabaca onun gibi başka biri” demektedir. Bu ifade, gündelik bir yanıtın ucunu açık bırakır. Kesin ayrıntılar önemli olmadığında veya henüz kararlaştırılmadığında bir örneği, betimlemeyi ya da ifadeyi yumuşatabilir.
Alıştırma
Grubun yapabileceği etkinlik türünü gündelik biçimde öneriyorsun ve kesin seçim henüz yapılmadı. Hangi cümle en uygundur?
- We could visit a museum or something like that.
- The museum closes at precisely 6:00 p.m.
- We must visit exactly one museum named in the contract.
Cevabı göster
We could visit a museum or something like that.
A-list ve D-list şöhret düzeyleri
A-list ve D-list, ünlüleri kamuoyundaki görünürlüklerine göre kabaca sıralayan gayriresmî medya etiketleridir. A-list bir ünlü, geniş kitlelerce tanınan en üst düzey yıldızdır; D-list bir ünlünün ise tanınırlığı sınırlıdır ve onu yalnızca bazı kişiler biliyor olabilir. Harfler sıralanmış listeleri çağrıştırsa da sektör tarafından onaylanmış evrensel bir ölçek yoktur. Bu cümlede konuşan kişi büyük bir yıldız olma fikrini reddediyor ve yalnızca biraz ünlü olmayı anlatmak için şakayla karışık D-list statüsünü seçiyor. Bazı insanların kim olduğunuzu bileceğini söyleyen bölüm, amaçlanan bu mütevazı tanınırlık düzeyini tanımlıyor.
Alıştırma
Bu bağlamda "Maybe a D-list one" sözü ne anlama geliyor?
- Bazı insanların tanıdığı küçük çaplı bir ünlü olurdu.
- Kamuoyunda hiç tanınmazdı.
- Dünyanın en ünlü kişilerinden biri olurdu.
- Adı D ile başlayan bir listeyi kullanarak çalışırdı.
Cevabı göster
Bazı insanların tanıdığı küçük çaplı bir ünlü olurdu.
I sung to myself on the car ride over here,
1:26Buraya gelirken arabada kendi kendime şarkı söyledim,
keep the questions pretty light: rahat bir tonu korumak
keep + nesne + sıfat yapısında keep, bir şeyi sıfatın belirttiği durumda tutmak anlamına gelir. Burada keeping the questions light, konuşmayı ciddi, duygusal açıdan ağır veya baskı yaratacak hâle getirmeyen soruları seçmeye devam ettiklerini belirtir. Pretty burada “oldukça” anlamına gelen, gayriresmî ile nötr arası bir derece zarfıdır. Light sözcüğünü güçlendirir; güzellik anlatmaz. Aynı yapı, keep the tone light örneğindeki gibi etkileşimin başka yönlerini de tanımlayabilir.
Alıştırma
Sunucunun rahat ve ciddi olmayan sorular sormaya devam ettiğini anlatan vurgulanmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: To avoid sensitive topics at the start, the host is ____.
Cevabı göster
keeping the questions pretty light
I used to think I was going to die really young, Dilbilgisi
1:40Eskiden çok genç öleceğimi düşünürdüm,
used to think: artık değişmiş olan geçmişteki bir düşünce
Used to think, konuşanın geçmişte, çoğunlukla belli bir süre boyunca bu düşünceye inandığını ancak artık böyle düşünmediğini gösterir. used to + fiilin yalın hâli yapısı, geçmişteki bir alışkanlığı veya durumu şimdiki zamanla karşılaştırır. Burada think fiilin yalın hâlidir ve konuşanın eski inancı ile bugünkü görüşü karşılaştırılır.
Alıştırma
Geçmişteki bir inancı belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: I ____ good grades were all that mattered, but now I care about learning too.
Cevabı göster
used to think
angsty: gençlere özgü, huysuz duygusal gerilim
Angsty, kaygılı, huysuz, memnuniyetsiz veya duygusal açıdan sıkıntılı görünen birini anlatan gayriresmî bir sıfattır ve çoğu zaman ergenlikle ilişkilendirilir. Bu cümlede konuşan, o döneme bugünden belli bir mesafeyle ve hafif bir öz alayla bakıyor. Sözcük, yalnızca o anki tek bir olayla ilgili gerginliği değil, daha geniş bir duygusal tutumu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede angsty en doğal biçimde kullanılmıştır?
- Please submit the angsty tax form by Friday.
- As a teenager, I filled notebooks with angsty poems about feeling misunderstood.
- The doctor gave an angsty explanation of the test results.
Cevabı göster
As a teenager, I filled notebooks with angsty poems about feeling misunderstood.
I'm going to be that I'm going to be that's going to happen.
1:44“Ben öyle olacağım, ben... başıma bu gelecek.”
hit 18: belirli bir yaşa ulaşmak
Bu cümlede hit 18, “18 yaşına ulaşmak” demektir. Buradaki hit, bir şeye vurmak anlamında değildir; 18 yaşı konuşanın ulaştığı bir nokta veya dönüm noktası olarak sunar. Gündelik anlatımda hit, bir değişimin gerçekleştiği yaşı, sayıyı veya dönüm noktasını belirtebilir: hit 30, hit 100 subscribers, hit a major milestone. Burada 18 yaş, konuşanın düşünce biçiminin değiştiği noktayı gösterir.
Alıştırma
Örnekte hit 18 ne anlama geliyor?
- Bir oyunda 18 sayı kazanmak
- 18 yaşına ulaşmak
- 18 sayısına fiziksel olarak vurmak
Cevabı göster
18 yaşına ulaşmak
I'd like to be maybe a bit more assertive. Kelime
1:54Belki biraz daha kendimi ortaya koyabilmek isterdim.
assertive: açık ve saygılı biçimde kendini ifade etme
Assertive, başkalarına saygı gösterirken kendi ihtiyaçlarını, görüşlerini veya sınırlarını açık ve kendinden emin biçimde ifade etmeyi anlatır. Bu cümlede konuşan, başkalarını boyun eğmeye zorlamak değil, kendini daha fazla ifade etmek istiyor. Temel fikir dengeli bir kendini ifade etme biçimidir: pasif olmaktan daha doğrudandır, ancak düşmanca, tehditkâr veya kontrolcü değildir.
Alıştırma
Hangi davranış en iyi assertive olarak tanımlanır?
- Sakin bir şekilde sınır belirtmek ve uygulanabilir bir alternatif sunmak.
- Her türlü anlaşmazlıktan kaçınmak için sınırı hakkında sessiz kalmak.
- Kabul edene kadar birini tehdit etmek.
Cevabı göster
Sakin bir şekilde sınır belirtmek ve uygulanabilir bir alternatif sunmak.
I don't want to push people into doing anything they don't want to do. Dilbilgisi
2:01İnsanları istemedikleri bir şeyi yapmaya zorlamak istemem.
push someone into doing something: birine bir şeyi yapması için baskı kurmak
Bu cümlede push people into doing, insanlara özgür iradeleriyle seçmeyecekleri bir şeyi yaptırmak için baskı kurmak veya onları güçlü biçimde etkilemek anlamına gelir. Push mecazidir; fiziksel olarak itmek anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp push + person + into + -ing form şeklindedir. Burada into bir edattır; bu nedenle ardından do değil doing gelir: push someone into accepting/signing/leaving.
Alıştırma
Cümleyi push + object + into kalıbıyla tamamlayın: The recruiter kept trying to ____ accepting an offer I was unsure about.
Cevabı göster
push me into
My most terrible memory was the morning my sister called me to tell me that my mom had had a heart attack. Dilbilgisi
2:04En korkunç anım, kız kardeşimin beni arayıp annemin kalp krizi geçirdiğini söylediği sabahtı.
had had a heart attack: past perfect yapısındaki iki had
İki had kullanımı bilinçlidir. İlk had, past perfect yapısını kuran yardımcı fiildir; ikinci had ise have a heart attack kalıbındaki asıl fiil have'in geçmiş zaman ortacıdır. Past perfect, kalp krizini geçmişteki başka bir referans noktasından, yani kız kardeşin telefonundan önceye yerleştirir. Zaman sırası önce kalp krizi, sonra telefondur. Tek bir had, simple past olur ve geçmişteki bu öncelik ilişkisini tek başına öne çıkarmaz.
Alıştırma
Cümleyi have fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the ambulance arrived, the patient ____ a heart attack.
Cevabı göster
had had
but I can imagine that is terrifying. Ton ve niyet
2:14ama bunun ne kadar korkunç olduğunu tahmin edebiliyorum.
I can imagine that is terrifying ile ölçülü empati kurmak
Bu cümlede “I can imagine...”, konuşanın olayı bilinçli olarak zihninde canlandırdığını söylemesi değil, empatiyle karşısındakinin yaşadıklarını kabul etmesidir. Deneyimin neden dehşet verici hissettireceğini anlayabildiği anlamına gelir. Bu ifade saygılı bir mesafe bırakır: duyguyu geçerli sayar, ancak konuşan kişi aynı şeyi bizzat yaşadığını veya bütünüyle anladığını iddia etmez. I can imagine + yan cümle kalıbı, başka birinin zor deneyimine karşılık vermek için kullanılabilir.
Alıştırma
Birisi bir aile üyesi hakkında korkutucu bir haber aldığını anlatıyor. “I can imagine that is terrifying” en doğal biçimde ne anlatır?
- Deneyimin ne kadar korkutucu olması gerektiğini kabul ediyorum ama bunu yaşadığımı ya da tamamen anladığımı iddia etmiyorum.
- Aynı şey benim de başıma geldiği için kişinin tam olarak ne hissettiğini biliyorum.
- Hikâye eğlenceli olduğu için zihnimde ayrıntılı bir görüntü oluşturuyorum.
Cevabı göster
Deneyimin ne kadar korkutucu olması gerektiğini kabul ediyorum ama bunu yaşadığımı ya da tamamen anladığımı iddia etmiyorum.
um my grandma's mind just kind of started deteriorating.
2:26büyükannemin zihninin yavaş yavaş kötüleşmeye başladığı zamandı.
to see her forget who I am and you know, call me a different name,
2:35kim olduğumu unutmasını ve bana başka bir isimle seslenmesini görmek,
and she's a 90-year-old woman and wonder why she didn't have school.
2:4390 yaşında olmasına rağmen neden okula gitmediğini merak etmesi.
That'd be really hard ile müdahaleci olmayan bir karşılık vermek
“That”, az önce anlatılan zor duruma gönderme yapar ve “That’d”, That would ifadesinin kısaltmasıdır. Burada would, tanımı empatik ve zihinde canlandırılmış bir değerlendirme olarak çerçeveler: konuşan kişi diğerinin duygularını kesin bir gerçek olarak tanımlamak yerine durumun çok zor göründüğünü söyler. Kısa bir karşılık olduğu için dikkati deneyimini paylaşan kişide tutar ve hemen tavsiye vermeden yaşananların ağırlığını kabul eder.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin. be sözcüğünden önce that would ifadesinin kısaltılmış biçimini içeren cümleyi seçin.
- That'd be really hard.
- That has been really hard.
- That can be really hard.
Cevabı göster
That'd be really hard.
But I have to like more think about sometimes my actions.
2:58Ama bazen davranışlarım üzerine biraz daha düşünmem gerekiyor.
Duyguların kabul edilmesi anlamında Validation
Burada validation, başka bir kişinin duygularının, ihtiyaçlarının veya özdeğer hissinin gerçek ve dikkate değer olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Teknik doğrulama değil, duygusal bir kabuldür. Birine validation sunmak, onun her sonucuna katılmayı veya her davranışını onaylamayı gerektirmez. Bir duyguyu kabul ederken ne olduğu ya da bundan sonra ne yapılması gerektiği konusunda yine de aynı fikirde olmayabilirsiniz.
Alıştırma
Bu cümlede validation büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Birinin duygularının veya ihtiyaçlarının önemli olduğunu kabul etmek
- Bilginin teknik kuralları karşılayıp karşılamadığını kontrol etmek
- Kişinin söylediği her şeyin doğru olduğuna katılmak
Cevabı göster
Birinin duygularının veya ihtiyaçlarının önemli olduğunu kabul etmek
and they need to hear that or see you by touch,
3:03bunu duymaları ya da dokunarak hissetmeleri gerekir,
I'm trying to be a bit more cautious about who I give and receive that love from, Kalıp ifadeler
3:14Bu sevgiyi kime verip kimden alacağım konusunda biraz daha dikkatli olmaya çalışıyorum,
Be a bit more cautious about ...: ... konusunda biraz daha temkinli olmak
be cautious about ... yapısında cautious, olası bir riske karşı uyanık olmak ve dikkatli seçim yapmaya istekli olmak anlamına gelir. About, temkinli davranılan alanı belirtir ve ardından bir isim, -ing biçimi veya wh yan cümlesi gelebilir; burada who ... ilgili kişileri belirtir. A bit more, konuşanın yeni temkin düzeyini önceki bir düzeyle karşılaştırır. A bit ifadeyi yumuşatır; böylece söz mutlak veya telaşlı değil, ölçülü duyulur.
Alıştırma
Cümleyi cautious içeren hedef ifadeyle tamamlayın: After the scam call, I decided to ____ which numbers I answer.
Cevabı göster
be a bit more cautious about
üst üste belirsizlik bildiren probably might
“I probably might save Buster.” cümlesinde probably ve might sözcüklerinin ikisi de kesinlik derecesini azaltır. Bunların üst üste kullanılması, konuşmacının önce bir belirsizlik kalıbına başlayıp ardından başka bir tane eklemiş gibi doğaçlama ve çok kararsız bir yanıt vermesine yol açar. Bu tür bir örtüşme kendiliğinden konuşmada duyulabilir; ancak açık ve düzenlenmiş bir anlatımda genellikle tek bir kalıp korunur: olasılık için “I might save Buster”, gerçekleşmesi daha muhtemel varsayımsal bir seçim için “I probably would save Buster”.
Alıştırma
Konuşmacı yalnızca olasılık belirtmek istiyorsa en açık ve özenli düzeltme hangisidir?
- I probably would save Buster.
- I probably might save Buster.
- I might save Buster.
Cevabı göster
I might save Buster.
I was worried about this coming into it because I can be a little bit awkward. Kalıp ifadeler
3:35Biraz garip davranabildiğim için buna başlamadan önce endişeliydim.
başlangıçtaki bakış açısını anlatan coming into it
Bu cümlede coming into it, “bu deneyime girmeden önce veya başlarken” anlamına gelir. Was worried için zamanı ve bakış açısını belirler: endişe başlangıçta, konuşmacının önceden beklediklerine dayanarak zaten vardı. It, daha önce belirlenmiş bir duruma gönderme yapar; fiziksel olarak bir nesnenin içine girmek veya bir şey miras almak anlamına gelmez. Bu yapı, bir kişinin bir olayın başlangıcındaki beklentilerini, duygularını veya varsayımlarını anlatmaya başlayabilir.
Alıştırma
Notta yer alan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Before the workshop, I expected it to be uncomfortable. I felt nervous ____, but everyone was friendly.
Cevabı göster
coming into it
at ease: rahat ve huzurlu hissetmek
Bu cümlede at ease, sosyal gerginlik veya huzursuzluk hissetmeden rahat olmak anlamına gelir. Konuşan kişi, karşısındaki insanın kendisine duygusal bir rahatlık verdiğini söylüyor. Bu ifade genellikle be veya feel fiillerinden sonra gelir; ayrıca make veya put someone at ease yapılarıyla birini rahatlatmak anlatılabilir. Buradaki make me feel at ease, bir kişinin konuşan kişi üzerindeki psikolojik etkisini ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi “rahat ve gergin olmayan” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: After a warm welcome, the new student felt ____ in the group.
Cevabı göster
at ease
you seem very cool and calm and very confident at the same time.
3:42çok havalı ve sakin, aynı zamanda da özgüvenli görünüyorsun.
complement you: görünüşünüzü daha iyi gösteren renkler
Bu cümlede complement you, renklerin kişiye yakıştığı ve görünüşünü daha etkileyici hâle getirdiği anlamına gelir. Görsel bir etkiyi, yani renklerin kişiyi daha iyi göstermesini anlatır. Burada complement geçişli bir fiildir: something complements someone or something. Nesne olan you, görünüşü daha iyi hâle gelen kişiyi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayan doğru ifadeyi seçin: Those warm colors really ___; they make you look vibrant.
- complement you
- compliment you
- complements you
Cevabı göster
complement you
make you look: make + nesne + fiilin yalın hâli
make you look handsome ifadesinde make ettirgen bir işlev taşır: renkler kişinin yakışıklı bir görünüme sahip olmasına neden olur. You, make fiilinin nesnesidir; look ise görünüşü tanımlayan handsome sözcüğünü bağlar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp make + nesne + fiilin yalın hâli + tamamlayıcı biçimindedir. Etken make yapısından sonra to look değil, look kullanılır: These colors make you look handsome.
Alıştırma
Cümleyi make + nesne + look yapısıyla tamamlayın: This jacket ____ taller.
Cevabı göster
makes her look
Gündelik bir dolgu sözcüğü olarak like
I say like a lot cümlesinde konuşan kişi, dolgu sözcüğü olarak tekrar tekrar kullandığı sözcüğün like olduğunu söylüyor. Sonraki cümlede bu alışkanlığı göstermek için like sözcüğünü bilerek tekrarlıyor. Burada like, beğenmek ya da benzemek anlamına gelmez. Dolgu sözcüğü olan like, konuşana söyleyeceklerini planlama zamanı verebilir, ifadenin ne kadar kesin olduğunu yumuşatabilir veya gündelik bir duraklamayı gösterebilir. Çoğu zaman temel önermeyi değiştirmeden çıkarılabilir; ancak çıkarıldığında anlatım daha doğrudan duyulabilir.
Alıştırma
I was, like, completely surprised cümlesinde like sözcüğünün temel işlevi nedir?
- Konuşan kişiyi surprise adlı bir şeyle karşılaştırır.
- Konuşan kişinin şaşırmaktan hoşlandığı anlamına gelir.
- Konuşan kişi mesajını düzenlerken gündelik bir duraklamayı belirtir.
Cevabı göster
Konuşan kişi mesajını düzenlerken gündelik bir duraklamayı belirtir.
well-spoken: açık ve uygun ifade
Well-spoken, düşüncelerini açık, ortama uygun ve düzenli biçimde ifade eden birini tanımlar. Bu cümlede very very övgünün gücünü artırır. Sözcük, kişinin nasıl iletişim kurduğunu—sözcük seçimini ve anlatım biçimini—değerlendirir; fikirlerinin doğru olup olmadığını, çok konuşup konuşmadığını veya standart kabul edilen bir aksana sahip olup olmadığını belirtmez.
Alıştırma
Örnekte well-spoken ne anlama geliyor?
- Neredeyse hiç durmadan konuşur.
- Hoş bir şarkı söyleme sesi vardır.
- Kendini açık ve uygun biçimde ifade eder.
Cevabı göster
Kendini açık ve uygun biçimde ifade eder.
swear all the time: sık sık küfretmek
Burada swear, kaba veya tabu sayılan sözcükler kullanmak, yani küfretmek anlamına gelir. all the time tekrarlanan bir alışkanlığı anlatır ve genellikle kelimenin tam anlamıyla her saniye değil, “çok sık” demektir. Swear sözcüğünün söz verme ve yeminle ilgili anlamları da vardır; ancak burada nesnesiz kullanılması, bir sıklık ifadesiyle birlikte gelmesi ve çevresindeki bağlam küfretme anlamını destekler.
Alıştırma
Hangi cümlede swear kaba veya tabu sayılan dil kullanmak anlamına gelir?
- He tends to swear when the game goes badly.
- The witness swore an oath before speaking.
- She swore that she had sent the email.
Cevabı göster
He tends to swear when the game goes badly.
Curse like a sailor: çok küfretmeyi anlatan abartılı bir benzetme
Bu benzetmede curse, “küfürlü sözler kullanmak”; like a sailor ise bunu “çok rahat, sık veya yoğun biçimde yapmak” anlamındadır. Kişinin gerçekten denizci olduğu söylenmez. Abartı, denizcilerin kaba bir dil kullandığı yönündeki eski bir kalıp yargıya dayanır. Bağlama göre ciddi bir yargıdan çok mizah veya kişinin kendisiyle dalga geçmesini ifade edebilir.
Alıştırma
“Nina curses like a sailor when she loses a game,” cümlesinde curses like a sailor ne anlama gelir?
- Denizcilere büyülü bir lanet yapıyor.
- Çok fazla küfürlü söz kullanıyor.
- Bir gemide çalışıyor.
Cevabı göster
Çok fazla küfürlü söz kullanıyor.
It'd be nice to have someone that you could literally say anything and everything, Kalıp ifadeler
4:22Kelimenin tam anlamıyla her şeyi söyleyebileceğin birinin olması güzel olurdu,
and they would still like you and respect you and not think you're a big weirdo.
4:28ve o kişi yine de seni sever, sana saygı duyar ve seni tam bir ucube olarak görmezdi.
Anything and everything ile eksiksizliği vurgulamak
Anything and everything, hiçbir şeyi saklamadan mümkün olan bütün konuları kapsayan vurgulu bir ikilidir. say anything and everything içinde bu iki sözcük ayrı kategorileri adlandırmaz; birlikte sınırsız açıklık fikrini güçlendirir. Tek başına anything ile karşılaştırıldığında bu ikili duygusal olarak daha kapsayıcı duyulur. Kişisel, tuhaf veya konuşması zor düşüncelerin bile paylaşılabileceğini göstererek karşıdaki kişiyi rahatlatmak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
“Hiçbir konuyu saklamadan” anlamındaki vurgulu ikiliyi tamamlayın: You can tell me ____; I won't judge you.
Cevabı göster
anything and everything
Mahrem öpüşme anlamındaki “make out with”
Bu cümlede make out with someone, o kişiyle tutkulu veya uzun süreli biçimde öpüşmek anlamına gelen gündelik bir fiil ifadesidir. Eylemi kısa ve arkadaşça bir öpücükten ziyade romantik ya da cinsel yakınlık olarak sunar. Make out with ifadesini tek bir bütün olarak düşünün: make out with + kişi. Nesne, make out with you örneğinde olduğu gibi with sözcüğünden sonra gelir.
Alıştırma
Cümleyi “tutkulu biçimde öpüşmek” anlamındaki gündelik ifadeyle tamamlayın: At the end of the date, they wanted to ____ each other.
Cevabı göster
make out with
Derece zarfı pretty ile “pretty attractive”
Burada pretty, attractive sıfatını niteleyen gündelik bir derece zarfıdır. “Oldukça” veya “epey” anlamına gelir; dolayısıyla konuşmacı onu belirgin biçimde çekici bulur, ancak bu ifade çoğu zaman very attractive ifadesinden daha yumuşak veya daha az kesin duyulur. Dış görünüş değerlendirmesini attractive sıfatı taşır; pretty burada “güzel” anlamına gelmez. pretty başka bir sıfatın önünde olduğunda çoğu zaman derece belirtir.
Alıştırma
“The apartment is pretty small,” cümlesinde pretty ne anlama gelir?
- Daire oldukça küçüktür.
- Daire güzeldir.
- Daire hem küçük hem de çekicidir.
Cevabı göster
Daire oldukça küçüktür.
Have a lot of things in common: birçok ortak yönü olmak
Have a lot of things in common, iki veya daha fazla kişinin birçok ilgi alanını, deneyimi, özelliği ya da koşulu paylaşması demektir. Yapı have + miktar ifadesi veya isim öbeği + in common şeklindedir. Burada common, paylaşılan anlamındaki kalıplaşmış in common ifadesinin parçasıdır. Söz konusu şeylerin sıradan veya yaygın olduğunu anlatmaz. Bu ifade, insanların neden kendilerini benzer ya da birbirine bağlı hissettiklerini açıklayabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki kalıplaşmış ifadeyle, things sözcüğünü de kullanarak tamamlayın: Nina and I enjoy the same music and hobbies, so we ____.
Cevabı göster
have a lot of things in common
I like what I like: neyi seviyorsam onu seviyorum
I like what I like kasıtlı bir tekrardır; daha fazla bilgi istemez. what yan cümlesi the things that I like, yani sevdiğim şeyler anlamına gelir. Bu nedenle cümle kelimesi kelimesine konuşanın sevdiği şeyleri sevdiğini söyler. Asıl söylem işlevi konuyu kapatmaktır: Konuşan, tercihini analiz etmeden veya savunmadan kabul eder. Ses tonuna göre sakin ve kendinden emin ya da hafifçe meydan okuyan bir ifade olabilir.
Alıştırma
Bir arkadaşı Leo'ya modası geçmiş bir grubu neden sevdiğini sorunca Leo, “I like what I like.” diyor. Leo burada esas olarak ne yapıyor?
- Tercihini gerekçelendirmeye çalışmadan kabul etmek
- Hayran olduğu müzikal özellikleri açıklamak
- Neyi sevdiğinden emin olmadığını kabul etmek
- Arkadaşının sevdiği her şeyi kendisinin de sevdiğini söylemek
Cevabı göster
Tercihini gerekçelendirmeye çalışmadan kabul etmek
So, it's a good thing I think it's a good thing that you know,
4:50Bu yüzden iyi bir şey; bence, bilirsin,
expected it to be a lot more awkward: çok daha garip olmasını beklemek
Expect + nesne + to be + tümleç, bir kişinin, şeyin veya deneyimin durumu hakkındaki beklentiyi ifade eder. Burada expected it to be ... awkward, konuşanın deneyimin garip geçeceğini önceden düşündüğü anlamına gelir. A lot, more awkward karşılaştırmasını güçlendirir. Konuşan daha sonra bu güçlü beklentiyi gerçekle karşılaştırır: deneyim garip olmaktan çok heyecan vericiydi.
Alıştırma
Boşluğu doldurmak için şu parçaları doğru sıraya koyun: expected / it / to be / a lot more formal. I ____, but the relaxed conversation surprised me.
Cevabı göster
expected it to be a lot more formal
Uh yeah, it was interesting getting to know a lot about you cuz Kalıp ifadeler
5:06Ee evet, senin hakkında birçok şey öğrenmek ilginçti, çünkü
a lot of those questions aren't necessarily stuff you'd say right away or even sometimes ever to someone. Notlar
5:12bu soruların çoğundaki şeyleri birine hemen, hatta belki de hiçbir zaman söylemezsin.
getting to know: zamanla tanımak
Get to know, temas veya deneyim yoluyla bir kişiyi, yeri ya da konuyu zaman içinde tanımak anlamına gelir. Getting to know a lot about you ifadesindeki -ing yan cümlesi, konuşanın ilginç bulduğu tanıma sürecini adlandırır. Know genellikle mevcut bir tanıma veya bilme durumunu anlatır; get to know ise tanımama durumundan tanıma durumuna geçişi vurgular. Bu nedenle burada tek bir bilgiyi öğrenmekten değil, gelişen bir ilişkiden söz edilir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için get, to ve know sözcüklerini doğru sıraya koyun: I want to ____ my new teammates over the next few weeks.
Cevabı göster
get to know
aren't necessarily: olumsuz bir sonucu sınırlandırmak
Burada aren't necessarily, “otomatik olarak öyle değil” veya “her zaman öyle değil” anlamına gelir. Olumsuzluk necessarily sözcüğünü sınırlar: konuşmacı bu soruların asla söylenmeyecek şeyler olduğunu kesin biçimde iddia etmez. X isn't necessarily Y kalıbı, Y bazı durumlarda doğru olabilse de her durumda zorunlu olarak doğru olmadığında kullanılır. Bir düzeltmeyi veya karşı çıkışı daha kesin ve daha az genelleyici yapar.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: A high price doesn't necessarily mean better quality. Bu cümle ne ima ediyor?
- Pahalı ürünler her zaman daha iyi değildir.
- Pahalı ürünler asla daha iyi değildir.
- Daha iyi ürünler her zaman pahalıdır.
Cevabı göster
Pahalı ürünler her zaman daha iyi değildir.
right away: “hemen” anlamı
Right away, “hemen” veya “gecikmeden” anlamına gelen sabit bir zarf ifadesidir. Bu cümlede, birinin bu soruları ne zaman söyleyeceğini belirtir; hareket ya da yön anlatmaz. İfadede right vurguyu artırır, away ise sabit kalıbın bir parçasıdır. Right away bir fiil öbeğinden sonra veya cümlenin sonunda kullanılabilir: Please reply right away.
Alıştırma
Hedef ifade right away ile tamamlayın: The pipe is leaking, so please call a plumber ____.
Cevabı göster
right away
Um would you guys like to see each other again after this? Ton ve niyet
5:18Ee, bundan sonra birbirinizi yeniden görmek ister misiniz?
Bir grubu kibarca davet etmek için Would you guys like to + fiil
Would you guys like to + fiilin yalın hâli? bir gruba bir şey yapmak isteyip istemediğini kibarca sorar. Burada iki kişinin yeniden görüşmekle ilgilenip ilgilenmediği sorulurken hayır deme alanı da bırakılır. Would like to, bir davette veya isteklilikle ilgili bir soruda want to ifadesini daha kibar ve daha dolaylı söylemenin bir yoludur. to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır: would you guys like to see...?
Alıştırma
Kibar daveti derste geçen tam grup ifadesiyle tamamlayın: “____ join us for lunch?”
Cevabı göster
Would you guys like to
Gerçekten isteğe bağlı bir seçim için There's no pressure
There's no pressure, diğer kişinin suçlanmadan, acele ettirilmeden veya sosyal açıdan cezalandırılmadan kabul ya da ret konusunda özgür olduğu anlamına gelir. Bu cümlede hassas bir önerinin baskısını azaltır ve konuşanın seçime saygı gösterme niyetini açıkça belirtir. İfade fiziksel güçten değil, sosyal veya duygusal baskıdan söz eder. Güvence verir, ancak çevresindeki davranışlar da gerçek bir seçim alanı bırakmalıdır.
Alıştırma
Değerlendirin: Bir yönetici “There's no pressure” diyor, ancak çalışan hayır dedikten sonra sormaya devam ediyor. Bu ifade tek başına durumu baskısız hâle getirir mi?
- Hayır, tekrar tekrar sormak yine de baskı yaratabilir.
- Evet, bu sözler bütün baskıyı otomatik olarak ortadan kaldırır.
Cevabı göster
Hayır, tekrar tekrar sormak yine de baskı yaratabilir.
So, maybe we'll follow up in like a few months. Öbek fiiller
5:45Belki birkaç ay sonra durumunuzu yeniden sorarız.
follow up: yeniden iletişime geçip ilerlemeyi kontrol etmek
Bu cümlede follow up, kiplik yardımcı fiili will'den sonra gelen iki sözcüklü bir phrasal verb'dür. Ne olduğunu öğrenmek veya gelişmeleri bildirmek amacıyla daha sonra yeniden iletişime geçmek ya da kontrol etmek anlamına gelir. In like a few months, bu sonraki iletişimin yaklaşık zamanını belirtir. Birini fiziksel olarak arkasından takip etmek anlamına gelmez. Bu ifade genellikle önceki bir konuşmayı, röportajı, randevuyu veya başka bir konuyu sürdüren sonraki bir eylemi anlatır; burada konu bağlamdan anlaşıldığı için nesne belirtilmemiştir.
Alıştırma
“İlerlemeyi kontrol etmek için yeniden iletişime geçmek” anlamını vermek üzere follow sözcüğünü doğru parçacıkla tamamlayın: “If the client does not reply today, I'll ____ with her tomorrow.”
Cevabı göster
follow up