Sevgi Dolu Takılmaların Önemi: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
582 kelime 163 kel/dk

Video özeti: Sevgi dolu takılma, gizli bir yönü ortaya çıkarır ve katı kamusal kimliği nazikçe gevşetir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “pick away at a sore spot” — Deyimler ve mecazi ifadeler: hassas noktayı durmadan kurcalama imgesini anlayın; incitici takılmayı özenli şakadan ayırın. 2. “might like to” — Konuşma edimbilimi ve tutum: karşı tarafın isteği belirsizken veya incelik gerektiğinde çekingen, düşük baskılı öneriyi tanıyın. 3. “does us the favor of recognizing” — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: yararlanan kişiyi ve eylemi belirtmek için do someone the favor of + ulaç kalıbını öğrenin; burada eylem, kamusal yüzün ötesini görmektir.

Bu derste

It may not seem like it,

0:00

Öyle görünmeyebilir,

but teasing done with affection and skill Dilbilgisi

0:02

ancak sevgi ve beceriyle yapılan takılmalar

is a profound human accomplishment.

0:05

derin bir insani başarıdır.

Dilbilgisi

teasing done with affection and skill: kısaltılmış edilgen niteleyici

"teasing done with affection and skill" ifadesinde "done with affection and skill", "teasing" sözcüğünden sonra gelir ve onu niteler. Bu, "teasing that is done with affection and skill" edilgen ilgi cümleciğinin kısaltılmış biçimidir. Burada "done" geçmiş zaman ortacıdır; cümlenin ana fiili değildir ve takılmanın bittiğini de göstermez. Takılmanın nasıl yapıldığını anlatır. Cümlenin ana fiili ise "is a profound human accomplishment" içindeki "is" sözcüğüdür.

Alıştırma

Kısaltılmış edilgen niteleyiciyi tamamlamak için "design" fiilinin geçmiş zaman ortacını kullanın: The games ____ for small teams are easy to set up.

Cevabı göster

designed

There is a nasty teasing, of course,

0:08

Elbette, kötü niyetli bir takılma da vardır;

in which we pick away at a sore spot in someone's life. Deyimler

0:10

birinin hayatındaki hassas bir noktayı deştiğimiz.

Deyimler

pick away at a sore spot: hassas bir noktayı tekrar tekrar kurcalamak

Bir şeyi "pick away at" etmek, onun üzerinde azar azar çalışmaya veya onu yavaş yavaş tahriş etmeye devam etmektir. "Sore spot", birinin hayatında duygusal olarak acı veren ya da hassas olan bir konu veya bölümdür. "Pick away at a sore spot" bir arada kullanıldığında, bu hassas nokta hakkında tekrar tekrar yorum veya şaka yapmak anlamına gelir. Bu görüntü, konuyu bir kez söylemek yerine acıyı yeniden açmayı çağrıştırır; bu yüzden takılma incitici olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümle, duygusal açıdan hassas bir konu üzerinde tekrar tekrar baskı kurulduğunu anlatır?

  1. The reporter mentioned the schedule once and moved on.
  2. The reporter kept picking away at a sore spot by asking about the old scandal.
  3. The reporter praised the team for handling a difficult week.
Cevabı göster

The reporter kept picking away at a sore spot by asking about the old scandal.

But here,

0:14

Ama burada,

we're talking of the affectionate version,

0:15

sevecen olandan bahsediyoruz,

something generous and loving,

0:17

cömert ve sevgi dolu bir şey,

which feels good to be on the receiving end of. Deyimler

0:19

maruz kalmanın iyi hissettirdiği bir şey.

Deyimler

Be on the receiving end of something: bir etkinin yöneldiği kişi olmak

To be on the receiving end of something, başka birinin yaptığı şeyin etkisini yaşayan ya da bu etkiden etkilenen kişi olmak demektir. Burada kişi sevgi dolu bir takılmaya maruz kalır; bu yüzden o konumda olmak iyi hissettirir. of sonrasında criticism veya an attack gibi olumsuz ya da kindness ve support gibi olumlu bir şey gelebilir. İfade, bir nesneyi alan fiziksel bir “ucu” değil, etkilenen kişiyi anlatır.

Alıştırma

“Eleştiriden etkilenen kişi olmak” anlamındaki deyimi tamamlayın: After the mistake, Maya was ____ a lot of harsh criticism.

Cevabı göster

on the receiving end of

It can be lovely to be teased when, for example,

0:22

Örneğin, şu durumlarda takılmak hoş olabilir:

you're a teenager and in a grumpy sullen mood

0:25

huysuz ve somurtkan bir ruh halinde olan bir gençseniz

and your kindly dad nicknames you Hamlet, Kültür

0:28

ve nazik babanız size Hamlet lakabını takarsa,

Shakespeare's Danish prince of gloom.

0:31

Shakespeare'in karamsar Danimarka prensi.

Kültür

Hamlet, pangeran Denmark Shakespeare yang muram

Hamlet, Shakespeare'in Hamlet trajedisindeki Danimarka prensidir. Yaygın olarak üzüntü, karamsar düşünceler ve derin düşünmeyle ilişkilendirilir; prince of gloom bu imgeyi şakacı biçimde anlatan bir sözdür, resmî bir unvan değildir. Baba, ergen huysuz ve somurtkan olduğu için ona takılmak amacıyla Hamlet adını kullanır. Benzetme yalnızca kasvetli ruh hâline işaret eder; ergenin Hamlet'in hikâyesine veya kişiliğine her yönden benzediğini söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede baba ergene neden Hamlet lakabını takıyor?

  1. Çünkü ergen bir Danimarka prensidir.
  2. Çünkü ergen kasvetli ve somurtkan bir ruh hâlindedir.
  3. Çünkü ergen Shakespeare'in oyunundaki bütün olayları canlandırmaktadır.
Cevabı göster

Çünkü ergen kasvetli ve somurtkan bir ruh hâlindedir.

Or when you're 45 and pretty serious in business

0:34

Ya da 45 yaşındayken ve iş hayatında oldukça ciddiyken

and your old university friends come around Öbek fiiller

0:37

ve eski üniversite arkadaşlarınız uğrayıp

and call you by that name they made up for you when you aged 19, Öbek fiiller

0:39

size 19 yaşındayken uydurdukları o isimle seslenirlerse,

Öbek fiiller

come around: samimi bir ev ziyareti

Burada come around, “birini evinde samimi bir şekilde ziyaret etmek” veya “uğramak” anlamına gelir. Eski üniversite arkadaşları kişiyi görmeye geliyor; dolayısıyla fiil rahat ve samimi bir ziyareti anlatıyor. Bu öbek fiilin birkaç anlamı vardır. Doğru anlamı seçmek için çevredeki duruma bakılır. Bir ziyaretçi veya buluşma planı, “ziyaret etmek” anlamına işaret eder.

Alıştırma

“Eli is coming around after school to play a board game,” cümlesinde coming around ne anlama gelir?

  1. Birinin evine samimi bir şekilde gitmek
  2. Bilincini geri kazanmak
  3. Görüşünü değiştirmek
Cevabı göster

Birinin evine samimi bir şekilde gitmek

Öbek fiiller

made up: bir isim uydurmak

Made up burada “uydurdu” veya “hayal gücüyle oluşturdu” anlamına gelir. Arkadaşlar ismi kendileri bulmuştur; bu, kişinin asıl veya resmî adı değildir. That name daha önce görünse de made up fiilinin nesnesidir. Tam sözcük dizilişi they made up that name for you şeklindedir. Buradaki for you, uydurulan ismin kime verildiğini gösterir; “telafi etmek” anlamındaki make up for öbek fiili değildir.

Alıştırma

Cümleyi “uydurmak” anlamındaki iki kelimelik öbek fiille tamamlayın: The dragon had no name, so we ____ one for it.

Cevabı göster

made up

the night you failed dismally trying to pick up a German girl who was in town. Öbek fiiller

0:43

o gece şehirde olan Alman bir kızı tavlamaya çalışırken feci şekilde başarısız olduğunuzda.

Öbek fiiller

pick up a German girl: gayriresmî romantik anlam

Burada pick up someone, birine yaklaşarak genellikle flört yoluyla romantik veya cinsel bir yakınlık başlatmaya çalışmak anlamına gelir. failed trying to ifadesi, bu girişimin başarılı olmadığını gösterir. Bu, öbeksi fiilin gayriresmî bir anlamıdır. Birini kaldırmak ya da araçla almaya gitmek anlamına gelmediğini pick ve up sözcüklerinin ayrı anlamları değil, çevredeki sosyal bağlam gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede “pick up a German girl” ne anlama gelir?

  1. Bir Alman kadını yerden kaldırmak
  2. Bir Alman kadına yaklaşıp onunla flört etmek
  3. Bir Alman kadını almak için genellikle arabayla bir yere gitmek
Cevabı göster

Bir Alman kadına yaklaşıp onunla flört etmek

All of us get a bit unbalanced in one way or another, Kalıp ifadeler

0:48

Hepimiz şu ya da bu şekilde biraz dengesizleşiriz,

Kalıp ifadeler

in one way or another: farklı biçimlere yer vermek

Burada in one way or another, “kesin biçimi kişiden kişiye değişebilse de bir şekilde” anlamına gelir. Konuşmacı herkesin biraz dengesizleştiğini, ancak bunun herkeste aynı biçimde olmadığını söyler. Bu ifade, her örneğin aynı olduğunu iddia etmeden geniş bir genelleme yapmayı sağlar. Farklı örneklere, nedenlere veya biçimlere yer bırakır; iki yöntemden birinin seçilmesini istemez.

Alıştırma

“Kesin biçimi değişebilse de bir şekilde” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Every team faces this problem ____.

Cevabı göster

in one way or another

too serious, too gloomy, too jokey. Dilbilgisi

0:51

çok ciddi, çok karamsar, çok şakacı.

And so, we all benefit from being tugged back towards a healthier mean. Deyimler

0:54

Bu yüzden, daha sağlıklı bir dengeye geri çekilmek hepimize iyi gelir.

Dilbilgisi

too serious, too gloomy, too jokey paralel kalıbı

Her ifadede too, “uygun olandan daha fazla” anlamına gelir; “de/da” anlamına gelmez. Serious, gloomy ve jokey, aşırıya kaçmış eğilimleri belirtir. Burada jokey, yalnızca komik olmayı değil, sürekli şaka yapmaya çalışmayı anlatır. too + sıfat kalıbının tekrarı paralel bir yapı oluşturur. Listeye belirgin bir ritim verir ve aşırı olan her özelliği eşit biçimde vurgular. Bu kalıbı birkaç farklı sorunu sıralamak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümle, birkaç özelliğin uygun düzeyi aştığını söylemek için too + sıfat kalıbını tekrarlar?

  1. The meeting was too long, too formal, and too confusing.
  2. The meeting was long, formal, and confusing too.
  3. The meeting was very long, very formal, and very confusing.
Cevabı göster

The meeting was too long, too formal, and too confusing.

Deyimler

tugged back towards a healthier mean ifadesindeki mecaz

Tugged back burada mecaz anlamda kullanılmıştır. Kimse bir başkasını fiziksel olarak çekmiyor; dostça bir etki insanların aşırı bir uçtan uzaklaşmasına yardımcı oluyor. İsim olarak mean, iki uç arasındaki orta noktayı ifade edebilir. Bu nedenle a healthier mean, daha dengeli ve ölçülü bir durum demektir. Edilgen being tugged back yapısı, insanları bu düzeltici etkiyi alan taraf olarak gösterir.

Alıştırma

“A good friend can tug us back toward a healthier mean.” cümlesinde a healthier mean neyi ifade eder?

  1. İki uç arasında daha dengeli bir konum
  2. healthier sözcüğünün tanımı
  3. Daha kaba bir konuşma biçimi
Cevabı göster

İki uç arasında daha dengeli bir konum

The good teaser latches onto and responds to our distinctive imbalances Öbek fiiller

0:59

İyi bir şakacı, belirgin dengesizliklerimize tutunur ve bunlara yanıt verir

and gets compassionately constructive about trying to change us,

1:04

ve bizi değiştirmeye çalışırken şefkatle yapıcı olur;

Öbek fiiller

latches onto: fark edip odaklanmayı sürdürmek

Bu cümlede latches onto, belirli bir özelliği fark edip dikkatini onun üzerinde tutmak anlamına gelir. Nesnesi our distinctive imbalances olduğu için kullanım mecazidir: şaka yapan kişi fiziksel bir nesneyi değil, kişilik özelliklerini zihnen yakalar. Yalnızca notice demekle karşılaştırıldığında latch onto, bir şeyi zihinde sıkıca yakalayıp ona odaklanmayı sürdürme anlamı ekler. Genellikle zihnin yakalayıp kullanmaya ya da incelemeye devam ettiği bir fikir, ipucu, ayrıntı, fırsat veya kişisel özellik için kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede latch onto, bir şeyi fark edip ona odaklanmayı sürdürmek şeklindeki mecaz anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The reporter fastened the gate with a latch.
  2. The reporter latched onto one small detail and kept asking about it.
  3. The reporter saw one small detail but immediately ignored it.
Cevabı göster

The reporter latched onto one small detail and kept asking about it.

not by delivering a stern lesson, Dilbilgisi

1:09

bunu sert bir ders vererek değil,

but by helping us to notice our excesses and laugh at them.

1:11

aşırılıklarımızı fark etmemize ve onlara gülmemize yardımcı olarak yapar.

Dilbilgisi

not by delivering ... but by helping: yöntemleri karşılaştırmak

not by A, but by B kalıbı iki yöntemi karşılaştırır. Burada iki by öbeği de değişimin nasıl gerçekleştiğini açıklar: sert bir ders vererek değil, insanların aşırılıklarını fark edip bunlara gülmesine yardım ederek. Her by sözcüğünden sonra fiil -ing biçimini alır. delivering ve helping yapılarını paralel tutmak karşıtlığı netleştirir: konuşan kişi ilk yöntemi reddeder ve ikincisini gerçek yöntem olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi not by A, but by B kalıbının iki bölümüyle tamamlayın: The coach built confidence ____ criticizing every mistake, ____ praising steady improvement.

Cevabı göster

not by · but by

We sense the teaser trying to give us a useful little shove Deyimler

1:15

Şakacının bize faydalı küçük bir itme gücü vermeye çalıştığını hissederiz,

in a good and secretly welcome direction,

1:19

iyi ve gizliden gizliye memnuniyetle karşılanan bir yöne doğru,

Deyimler

give us a useful little shove: küçük ve yararlı bir itici güç

Bu cümlede give us a useful little shove, insanları daha iyi bir seçime veya davranışa doğru nazikçe teşvik etmek anlamına gelen bir mecazdır. Kimse fiziksel olarak itilmez. Shove ismi normalde güçlü bir fiziksel itmeyi düşündürür; ancak useful little ve yönün memnuniyetle karşılanması ifadenin sertliğini azaltır. Bu kalıp, birinin harekete geçmesine veya değişmesine yardımcı olan küçük bir teşviki anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede shove, yararlı bir teşvik anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?

  1. Her coach quietly watched her try again.
  2. Her coach's kind words gave her the little shove she needed to try again.
  3. Her coach gave her a hard shove onto the track.
Cevabı göster

Her coach's kind words gave her the little shove she needed to try again.

and therefore we know that at its affectionate best,

1:22

ve bu nedenle, en şefkatli haliyle,

teasing is at once sweet and constructive. Kalıp ifadeler

1:25

takılmanın hem tatlı hem de yapıcı olduğunu biliyoruz.

Kalıp ifadeler

at once sweet and constructive: aynı anda tatlı ve yapıcı

Burada at once, “aynı anda” veya “ikisi de” anlamına gelir. at once A and B kalıbı iki özelliğin birlikte geçerli olduğunu söyler: takılma hem tatlı hem de yapıcı olabilir. Bu kullanım, bağlantılı iki değerlendirmeyi kısa bir yapıda birleştirir. Tatlılığın hemen başladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “ikisi de aynı anda” anlamına gelen iki sözcüklük İngilizce bağlaçla tamamlayın: The game is ____ challenging and fun.

Cevabı göster

at once

The English literary critic Cyril Connolly once famously said,

1:29

İngiliz edebiyat eleştirmeni Cyril Connolly bir keresinde meşhur bir şekilde şöyle demiştir:

"Imprisoned in every fat man is a thin man Notlar

1:33

"Her şişman adamın içinde hapsolmuş ince bir adam vardır

Dilbilgisi

Imprisoned in every fat man is a thin man: edebî devrik yapı

Normal sözcük dizilişi “A thin man is imprisoned in every fat man.” şeklindedir. Alıntıda “Imprisoned in every fat man” sıfat-fiil öbeği başa alınır ve asıl özne olan “a thin man”, bağ fiili “is”ten sonra gelir. “Every fat man”, “in” edatının nesnesidir; “is”in öznesi değildir. Tümlecin öne alındığı bu devrik yapı önce hapsedilmiş olma durumunu sunar, bu durumda olan kişinin kimliğini ise geciktirir. Böylece vurgu ve akılda kalıcı, edebî bir ritim oluşur. Benzer yapılarda fiilin uyumuna ve “be”den sonra gelen isim öbeğine bakarak normal dizilişi yeniden kurabilirsin.

Alıştırma

“Imprisoned in every fat man is a thin man” cümlesinde “is”in dil bilgisel öznesi hangi isim öbeğidir?

  1. Imprisoned
  2. every fat man
  3. a thin man
Cevabı göster

a thin man

wildly signaling to be let out."

1:37

dışarı çıkarılmak için çılgınca işaretler veren."

Deyimler

A thin man wildly signaling to be let out: gizli benlik metaforu

Bu cümle gerçek bir mahkûmla ilgili bir iddia değil, abartılı bir metafordur. “The fat man” dışarıdan görünen mevcut benliği, “a thin man” ise içeride hapsolmuş olarak hayal edilen başka bir olası benliği temsil eder. “Wildly signaling to be let out”, bu gizli tarafın ortaya çıkmaya can attığı izlenimini verir ve görüntüye aciliyet katar. Alıntı mizahidir, ancak yararlı fikri kilodan daha geniştir: Bir kişinin dışarıdan görünen davranışları çok farklı bir isteği, kişiliği veya kimliği gizleyebilir. “İçeride hapsolmuş biri” gibi imgeler çoğu zaman ortaya çıkmak isteyen bastırılmış bir tarafı anlatır.

Alıştırma

Hangi yorum alıntıdaki metafora en uygundur?

  1. Bir kişinin gizli bir tarafı ortaya çıkmak istiyor.
  2. Gerçek bir mahkûm bir adamın bedeninden çıkmak istiyor.
  3. Herkesin dış görünüşü fiziksel olarak değişecek.
Cevabı göster

Bir kişinin gizli bir tarafı ortaya çıkmak istiyor.

It's a general idea with multiple variants.

1:40

Bu, çok sayıda varyantı olan genel bir fikirdir.

Inside the fussy, over-formal individual,

1:43

Telaşlı, aşırı resmi bireyin içinde,

there's a more relaxed person looking for an opening. Deyimler

1:46

bir fırsat arayan daha rahat bir kişi vardır.

Deyimler

Uygun bir fırsat kollamak

To look for an opening, harekete geçmek, konuşmak veya bir yönünü göstermek için uygun bir fırsatı beklemek ya da aramak demektir. An opening, eylemi mümkün kılan bir anı veya boşluğu anlatır; mutlaka fiziksel bir delik değildir. Bu cümlede kapı veya açık iş pozisyonu anlamına da gelmez. Burada kişinin rahat yönü, ortaya çıkmak için fırsat bekliyormuş gibi anlatılır. Yaygın look for an opening to + fiil kalıbında fiil, kişinin yapmayı umduğu eylemi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın. During the meeting, Nina waited for the right moment to speak; she was ____ to ask a question.

Cevabı göster

looking for an opening

There's an ambitious, eager self

1:49

Hırslı, hevesli bir benlik vardır

quietly despairing within the lazy man.

1:51

tembel adamın içinde sessizce umutsuzluğa kapılan.

The gloomy, disenchanted cynic

1:54

Kasvetli, hayal kırıklığına uğramış alaycı,

harbors a more cheery, sunny sub-self in need of more recognition. Kalıp ifadeler

1:56

daha fazla takdir edilmeye ihtiyaç duyan, daha neşeli, daha güneşli bir alt benlik barındırır.

Kalıp ifadeler

Daha fazla kabul ve takdire ihtiyaç duymak

In need of + isim, o şeye veya desteğe ihtiyaç duymak demektir. Needs demenin biraz daha resmî bir yoludur; bu nedenle in need of more recognition, daha fazla fark edilme, kabul görme veya takdir edilme ihtiyacı anlamına gelir. Burada recognition, gizli neşeli yönün fark edilip kabul edilmesini anlatır. Bir yüzü tanımak veya ödül kazanmak anlamına gelmez.

Alıştırma

'Her behind-the-scenes work is in need of more recognition' cümlesi ne anlama gelir?

  1. İnsanların hangi işin ona ait olduğunu belirlemek için yardıma ihtiyacı var.
  2. Onun perde arkasında yaptığı iş daha fazla kabul ve takdiri hak ediyor.
  3. Onun yaptığı iş bir törende mutlaka ödül almalıdır.
Cevabı göster

Onun perde arkasında yaptığı iş daha fazla kabul ve takdiri hak ediyor.

The teasing remark speaks over the head of one's dominant personality Deyimler

2:01

Takılma, kişinin baskın kişiliğinin ötesine geçerek

to the subordinated side of the self

2:05

benliğin ikincil yanına seslenir

whom it helps to release and relax.

2:08

ve onun serbest kalmasına ve rahatlamasına yardımcı olur.

Deyimler

speaks over the head of one's dominant personality to the subordinated side of the self metaforu

Bu cümle, tek bir kişinin kişiliğinin farklı yanlarını ayrı dinleyicilermiş gibi kişileştirir. “Baskın kişilik” dışarıdan görünen ve denetimi elinde tutan yandır; “geri planda bırakılmış yan” ise daha sessiz ve bastırılmış yandır. Burada speaks over the head of ... to ... yapısı, baskın yanı atlayıp bastırılmış yana doğrudan seslenme metaforu kurar. Sözün anlaşılamayacak kadar zor olduğu ya da sözcüklerin gerçekten birinin başının üzerinden geçtiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan metafor ne anlama geliyor?

  1. Takılma amaçlı söz kişinin baskın yanını atlayıp bastırılmış iç yanına seslenir.
  2. Takılma amaçlı söz fiziksel olarak kişinin başının üstünden söylenir.
  3. Takılma amaçlı söz kişinin anlayamayacağı kadar zordur.
Cevabı göster

Takılma amaçlı söz kişinin baskın yanını atlayıp bastırılmış iç yanına seslenir.

There's a moment in the line of beauty,

2:11

The Line of Beauty romanında bir an vardır,

a novel by Alan Hollinghurst set in the 1980s,

2:13

Alan Hollinghurst'ün 1980'lerde geçen bu eserinde,

in which Nick, the charming young central character,

2:16

büyüleyici genç baş karakter Nick,

is invited to a grand party

2:19

büyük bir partiye davet edilir

where he meets the British Prime Minister Margaret Thatcher.

2:21

ve burada İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher ile tanışır.

Everyone is slightly terrified of her,

2:25

Herkes ondan biraz korkmaktadır,

but Nick warmly and teasingly suggests

2:28

ama Nick sıcak bir şekilde ve şakayla karışık ona

that she might like to dance to a pop song. Ton ve niyet

2:30

bir pop şarkısıyla dans etmek isteyebileceğini önerir.

Ton ve niyet

nazik bir öneri için might like to

might like to yapısında might, ardından gelen düşünceyi yumuşatır. Konuşan kişi, karşısındakine doğrudan dans etmesini söylemek veya onu güçlü biçimde davet etmek yerine, dans etmeyi onun isteyebileceği bir seçenek olarak sunar. Bu yapı, özellikle karşıdaki kişinin isteği bilinmiyorsa temkinli ve baskısız bir öneride bulunmak için kullanışlıdır. Burada might öncelikle baskıyı azaltır; kişinin dans etmekten hoşlanıp hoşlanmayacağına dair dikkatli bir tahmin değildir.

Alıştırma

Bir arkadaş yorgun görünüyor. Nazik öneriyi hedef ifadeyle tamamlayın: You ____ take a short break.

Cevabı göster

might like to

The other guests are horrified.

2:33

Diğer konuklar dehşete düşer.

She's meant to be obsessed by stringent economic reform and hard-nosed politics. Notlar

2:34

Onun sıkı ekonomik reformlar ve katı politikalarla takıntılı olması beklenmektedir.

Dilbilgisi

meant to be: beklenen bir kamuoyu imajı

Bu cümlede She's meant to be ... ifadesi, insanların genellikle onun böyle biri olmasını beklediği veya böyle olduğuna inandığı anlamına gelir. Bir amaç ya da plandan değil, onun kamuoyundaki imajından söz eder. be meant to be + tanımlama kalıbı, gerçeklikten farklı olabilecek bir rolü, itibarı veya beklentiyi gösterebilir.

Alıştırma

Leo'nun itibarı konuşulurken “Leo is meant to be fearless.” cümlesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Leo kişisel olarak korkusuz biri olmayı amaçlıyor.
  2. İnsanlar genellikle Leo'nun korkusuz biri olmasını bekliyor veya öyle olduğuna inanıyor.
  3. Birisi Leo'yu belirli bir görev için tasarladı.
Cevabı göster

İnsanlar genellikle Leo'nun korkusuz biri olmasını bekliyor veya öyle olduğuna inanıyor.

Kelime

hard-nosed: sert, pratik ve duygusallıktan uzak

Hard-nosed; sert, pratik ve duygularla yönlendirilmeyen anlamına gelen mecazi bir sıfattır. Buradaki hard-nosed politics ifadesi katı ve gerçekçi bir siyaset tarzını anlatır. Temel fikir, daha yumuşak bir tepki daha nazik görünebilecek olsa bile kararlı ve pratik bir eylem seçmektir.

Alıştırma

“The mayor took a hard-nosed approach to the budget.” cümlesinde hard-nosed ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak sert veya alışılmadık şekilli bir burnu olan
  2. Kararlı, pratik ve duygulardan fazla etkilenmeyen
  3. Nazik ve herkesi memnun etmek için planı değiştirmeye istekli
Cevabı göster

Kararlı, pratik ve duygulardan fazla etkilenmeyen

But, after a brief inner struggle,

2:39

Fakat kısa bir iç mücadelenin ardından,

she replies with a smile,

2:42

gülümseyerek cevap verir,

"You know, I'd like that very much."

2:43

"Biliyor musun, bunu çok isterim."

Perhaps, if in reality, Dilbilgisi

2:46

Belki gerçekte,

there'd been more people to tease her,

2:48

ona takılacak daha çok insan olsaydı,

the pop-loving, dancing side of Mrs. Thatcher

2:50

Bayan Thatcher'ın pop seven, dans eden tarafı

might have played a greater role in national affairs

2:52

ulusal meselelerde daha büyük bir rol oynayabilirdi

and history would have been different.

2:55

ve tarih farklı olabilirdi.

Dilbilgisi

if there'd been ... might have played ... would have been different: geçmişe ilişkin gerçek dışı koşul

Bu, geçmişe ilişkin gerçek dışı bir koşuldur. if yan cümlesinde past perfect kullanılır: there'd been, there had been demektir. Onunla şakalaşan daha fazla insan olmasını gerçekte yaşanmamış bir koşul olarak sunar; in reality, varsayımla gerçeğin karşıtlığını güçlendirir. Sonuç cümleleri modal + have + past participle yapısını kullanır. might have played olası ama gerçekleşmemiş bir sonucu, would have been different ise daha kesin bir varsayımsal sonucu anlatır. İkisi de geçmişte yaşanmış gerçekler değildir.

Alıştırma

Parantezdeki fiillerle geçmişe ilişkin gerçek dışı koşul cümlesini tamamlayın. Beklenen sonuç için would kullanın: If Maya ____ home earlier, she ____ the last bus. (leave; catch)

Cevabı göster

had left · would have caught

When we enjoy being warmly teased,

2:58

İçten bir şekilde takılmaktan keyif aldığımızda,

it's because the teasing remark emerges from a genuine insight into who we are. Kalıp ifadeler

3:00

bunun nedeni, bu takılmanın kim olduğumuza dair gerçek bir içgörüden ortaya çıkmasıdır.

Kalıp ifadeler

insight into who we are: gerçekte kim olduğumuza dair derin anlayış

Insight, yüzeydeki bilgilerin ötesine geçen derin ve doğru bir anlayış demektir. Burada şakacı söz, kişinin karakterinin gerçekten anlaşıldığını gösterdiği için hoş gelir. Neyin anlaşıldığını belirtmek için insight into + isim veya yan cümle kullanılır. insight into who we are ifadesindeki who we are, gerçek kimliğimizi ya da karakterimizi anlatan dolaylı soru cümlesidir; who are we değil, düz cümle sözcük sırasını korur.

Alıştırma

Doğal sözcük birleşimini bir edatla tamamlayın: The coach's comments gave me new insight ____ how the team makes decisions.

Cevabı göster

into

This person has studied us

3:06

Bu kişi bizi incelemiş

and put their finger on a struggle that's going on in us. Deyimler

3:07

ve içimizde devam eden bir mücadeleye parmak basmıştır.

Deyimler

Put their finger on: bir şeyi tam olarak saptamak

Bu cümlede put their finger on, “tam olarak saptamak” anlamına gelir. Kişi, anlatılması zor olan iç çatışmayı fark etmiştir; ona gerçekten parmağıyla dokunmamıştır. Yapı, put + iyelik belirleyicisi + finger on + açıklanması zor bir sorun, neden, duygu veya başka bir şey biçimindedir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I put my finger on it; they put their finger on it.

Alıştırma

Cümleyi put one's finger on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: I knew something was wrong, but I couldn't ____ what it was.

Cevabı göster

put my finger on

They've taken the part of a nice Deyimler

3:10

Onlar, kim olduğumuzun güzel

but currently under-supported side of who we are.

3:12

ama şu anda yeterince desteklenmeyen bir tarafımızın yanında yer almışlardır.

Deyimler

Taken the part of: bir tarafı desteklemek

Burada taken the part of, “destekledi veya tarafını tuttu” anlamına gelir. Kişi, karakterinin iyi kalpli ancak yeterince desteklenmeyen yanını savunmaktadır; ifade bir etkinliğe katılmak ya da bir rolü oynamakla ilgili değildir. Take the part of + kişi, grup veya taraf yapısı, bir anlaşmazlıkta savunduğunuz kişiyi ya da tarafı belirtir. Take someone's part bununla ilişkili bir yapıdır.

Alıştırma

Hangi cümle Lena'nın bir anlaşmazlıkta Amir'i desteklediği anlamına gelir?

  1. During the argument, Lena took the part of Amir against the rest of the group.
  2. In the school play, Lena played the part of Amir.
  3. Lena took part in Amir's neighborhood clean-up.
Cevabı göster

During the argument, Lena took the part of Amir against the rest of the group.

It's pleasing because

3:16

Bu memnuniyet vericidir, çünkü

normally others don't see much past the front we put on for the world. Deyimler

3:17

normalde diğerleri dünyaya karşı takındığımız maskenin ötesini pek görmezler.

Deyimler

the front we put on for the world: dünyaya gösterdiğimiz dış görüntü

Burada front, bir kişinin başkalarına bilerek gösterdiği dışarıdan görünen imgeyi ifade eder. Bir şeyin fiziksel ön tarafı değildir. put on a front kalıbında put on, “sergilemek” veya “öyleymiş gibi davranmak” anlamına gelir. the front we put on for the world yan cümlesi, bu toplumsal imgeyi başkalarının göremeyebileceği duygu veya özelliklerle karşılaştırır.

Alıştırma

Bu cümlede the front we put on for the world ne anlama geliyor?

  1. Vücudumuzun öne bakan fiziksel tarafı
  2. Toplum içinde giymek için seçtiğimiz kıyafetler
  3. Başkalarına bilerek gösterdiğimiz imge
Cevabı göster

Başkalarına bilerek gösterdiğimiz imge

Typically, the world just thinks of us as Kalıp ifadeler

3:21

Genellikle dünya bizi sadece

gloomy or stern or intellectual or obsessed by fashion.

3:23

karamsar, sert, entelektüel veya modaya takıntılı olarak düşünür.

Kalıp ifadeler

thinks of us as: birini belirli bir özellikte görmek

think of someone as + isim veya sıfat yapısında as, o kişiyle ilişkilendirilen rolü, kimliği veya özelliği tanıtır. Burada thinks of us as gloomy... dünyanın bizi bu şekillerde gördüğü veya tanımladığı anlamına gelir. think of + kişi + as + tanım yapısının tamamını koruyun. as ve ardından gelen tanım olmadan think of someone genellikle birini hatırlamak veya o kişiyi akla getirmek anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi doğal biçimde tamamlayan seçeneği seçin: Most of her teammates ___ her ___ a patient leader.

  1. think / as
  2. think of / like
  3. think of / as
Cevabı göster

think of / as

The teaser does us the favor of recognizing Kalıp ifadeler

3:27

Şakacı bize bir iyilik yaparak

that the dominant front isn't telling the whole story. Deyimler

3:30

baskın görünüşün tüm hikayeyi anlatmadığını fark eder.

Kalıp ifadeler

does us the favor of recognizing: yardımı do someone the favor of doing ile sunmak

Do someone the favor of doing something, belirtilen eylemi yaparak birine yardım etmek veya düşünceli davranmak anlamına gelir. Burada us fayda gören kişileri, recognizing ise düşünceli eylemi belirtir. Bu cümle alay eden kişinin davranışını değerlendirir; doğrudan bir rica değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp do + fayda gören kişi + the favor of + fiilin -ing biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi do someone the favor of kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The guide ____ explaining the hardest part first.

Cevabı göster

did us the favor of

Deyimler

isn't telling the whole story: bilginin eksik olması

Not tell the whole story, bir şeyin eksik bilgi veya eksik bir izlenim sunduğu anlamına gelir. Birinin gerçekten hikâye anlattığı anlamına gelmez. Burada en belirgin dış görünüş gerçek olabilir, ancak her şeyi açıklayamaz. Bu deyim, tek bir görünüşü, sayıyı veya kanıtı gerçeğin tamamı olarak kabul etmemek gerektiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi not tell the whole story ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: One test score ____; Mia has improved all term.

Cevabı göster

doesn't tell the whole story

They're kind enough and perceptive enough Dilbilgisi

3:33

Yeterince kibar ve yeterince anlayışlıdırlar

to see past the surface. Deyimler

3:35

yüzeyin ötesini görebilecek kadar.

Dilbilgisi

kind enough and perceptive enough to + fiil yapısı

adjective + enough + to-infinitive yapısında enough sıfattan sonra gelir. Niteliğin sonraki eylem için gereken düzeye ulaştığını gösterir; kind enough to... ifadesi “bir şeyi yapabilecek veya yapmaya istekli olacak kadar nazik” demektir. Burada kind enough ve perceptive enough paralel betimlemelerdir. Her sıfat kendi enough sözcüğünü alır, ancak ikisi de tek bir to-mastarını, yani to see past the surface ifadesini paylaşır. Bu iki nitelik birlikte daha derin bir anlayışı mümkün kılar.

Alıştırma

Paralel adjective + enough yapısını ve paylaşılan tek bir to-mastarını kullanarak cümleyi tamamlayın: The guide was patient ____ careful ____ explain every step.

Cevabı göster

enough and · enough to

Deyimler

see past the surface ifadesinin anlamı

See past the surface mecazi bir ifadedir. Hemen görünen veya açık olan şeylerle yetinmeyip daha derindeki gerçeği, karakteri ya da nedeni anlamak demektir. Bu cümlede anlatılan kişiler, dışarıya gösterilen görünüşün arkasında ne olduğunu anlayabilir. Dikkatli bir anlayış ilk işaretlerin ötesine geçtiğinde see past + görünüş veya ilk izlenim kalıbı kullanılabilir.

Alıştırma

“A thoughtful reader can see past the surface of the story,” cümlesinde see past the surface ne anlama gelir?

  1. Bir nesneye diğer taraftan bakmak
  2. Basit göründüğü için hikâyeyi önemsememek
  3. Açık ayrıntıların arkasındaki daha derin şeyi anlamak
Cevabı göster

Açık ayrıntıların arkasındaki daha derin şeyi anlamak

Perhaps the most instructive question we can ask,

3:38

Belki de sorabileceğimiz en öğretici soru,

the one that teaches us most about the value of affectionate teasing

3:41

şefkatli takılmanın değeri hakkında bize en çok şey öğreten soru

is simply,

3:46

basitçe şudur,

"What do I need to be teased about?" Dilbilgisi

3:47

"Benim hangi konuda kendime takılınmasına ihtiyacım var?"

Dilbilgisi

About sözcüğünün sonda olduğu “What do I need to be teased about?”

Bu edilgen wh-sorusunda what, takılmanın konusunu belirtir ve about edatının nesnesidir. İngilizcede what başa taşınır, ancak about genellikle cümlenin sonunda kalır: What + do + subject + need + to be + past participle + about? Soru, hangi alışkanlığın, özelliğin veya davranışın takılma konusu olması gerektiğini sorar. Kimin takılması gerektiğini sormaz; o anlam için by ya da etken bir soru kullanılır.

Alıştırma

Soruyu, takılmanın konusunu belirten edatla tamamlayın: What do I need to be teased ____?

Cevabı göster

about