Bir felaketi durdurabilir misiniz? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
875 kelime 151 kel/dk

Video özeti: Program, “doğal afet” etiketindeki kaderci bakış açısını sorguluyor; Bangladeş’in kasırgalara karşı geliştirdiği uygulamalar üzerinden planlama, uyarı, sığınak ve tahliyenin önlenebilir ölümleri ve ikincil zararları nasıl azaltabileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. depending on how you look at it, — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Aynı olguya ilişkin iki geçerli yorumu sunmayı öğrenin. Bu çerçeveyi, değerlendirmenin seçilen bakış açısına göre değiştiği tartışma, yorum ve hikâye girişlerinde doğal biçimde kullanabilirsiniz. 2. It may be impossible to stop disasters from happening, but — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Önce gerçek bir sınırlamayı kabul eden, ardından odağı ölümleri azaltmak gibi ulaşılabilir bir hedefe çeviren ödünleme ve geçiş yapısını tanıyın. Sorun çözmeye yönelik dengeli ve uygulanabilir savlar kurmak için bu yapıdan yararlanabilirsiniz. 3. Evacuation means moving people from a dangerous place to somewhere safe. — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Evacuation sözcüğünün acil durumlardaki kesin anlamını ve means + -ing tanım kalıbını öğrenin. Böylece süreci açıkça anlatabilir, tahliyeyi sıradan yolculuk ya da taşınmadan ayırabilirsiniz.

Bu derste

6 Minute English from the BBC.

0:01

BBC'den 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Beth.

0:11

Ben Beth.

And I'm Neil.

0:11

Ve ben Neil.

Now, depending on how you look at it, Kalıp ifadeler

0:13

Şimdi, nereden baktığınıza bağlı olarak,

Roy Sullivan was either the luckiest or the unluckiest man alive. Dilbilgisi

0:15

Roy Sullivan hayattaki ya en şanslı ya da en şanssız adamdı.

Kalıp ifadeler

depending on how you look at it: bakış açısını çerçevelemek

Depending on how you look at it, “yargı benimsediğiniz bakış açısına bağlıdır” demektir. Buradaki look at it, fiziksel olarak bir şeye bakmak değil, “durumu değerlendirmek veya yorumlamak” anlamındadır. Ana yargıdan önce kullanılan bu ifade, dinleyiciyi aynı olguların birden fazla makul biçimde değerlendirilebileceğine hazırlar. Sonucun mutlak değil, bakış açısına bağlı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen, bakış açısını belirten tam ifadeyle tamamlayın: ____, losing that job may have opened a better door.

Cevabı göster

Depending on how you look at it

Dilbilgisi

either the luckiest or the unluckiest: either A or B yapısı

Either A or B iki alternatif sunar. Bu cümlede, paralel üstünlük ifadeleri olan the luckiest ve the unluckiest ifadelerini bağlayarak Roy Sullivan'ı değerlendirmeye göre iki uçtan biri olarak gösterir. either ve or sonrasındaki ögeleri dil bilgisi açısından paralel tutun. Burada bir sıfat öbeği başka bir sıfat öbeğiyle eşleşir; ortak man alive sözleri iki alternatif için de geçerlidir.

Alıştırma

İki alternatif günden yalnızca birini, ikisini birden değil, göstermek için cümleyi tamamlayın: We can meet ____ on Tuesday ____ on Thursday.

Cevabı göster

either · or

Working as a US park ranger, Dilbilgisi

0:20

Bir ABD park koruyucusu olarak çalışan

Roy was struck by lightning on seven different occasions Kalıp ifadeler

0:23

Roy'a yedi farklı olayda yıldırım çarptı

and survived them all.

0:27

ve hepsinden sağ kurtuldu.

Dilbilgisi

Working as ...: ortaç yapısıyla görev bilgisini arka plana eklemek

Working as a US park ranger, ana cümleden önce gelen ve şimdiki zaman ortacıyla kurulan bir yan yapıdır. Roy'un mesleğini arka plan bilgisi olarak verir; ana cümle ise ne olduğunu anlatır. Working fiilinin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan Roy'dur. Daha açık biçimi While Roy was working as a US park ranger, he was struck by lightning cümlesidir.

Alıştırma

Başlangıçtaki ortaç yapısının ana cümlenin öznesini doğru biçimde tanımladığı cümleyi seçin.

  1. Working as a nurse, Maya learned to stay calm in emergencies.
  2. Working as a nurse, difficult emergencies happened every week.
  3. Working as a nurse, the hospital had many busy nights.
Cevabı göster

Working as a nurse, Maya learned to stay calm in emergencies.

Kalıp ifadeler

was struck by lightning: yıldırım çarpmasını anlatan edilgen ifade

Was struck by lightning, yıldırımın Roy'a çarptığı anlamına gelir. Strike düzensizdir: strike–struck–struck. Burada was struck geçmiş zaman edilgen yapıdır ve by lightning nedeni belirtir. Kaza ve afet haberleri, etkilenen kişiyi veya nesneyi başa koymak için bu edilgen yapıyı sık kullanır. Etken biçim Lightning struck Roy şeklindedir; edilgen biçim ise Roy'u odakta tutar.

Alıştırma

Haberi “yıldırım çarptı” anlamındaki tam edilgen ifadeyle tamamlayın: During the storm, the old barn ____.

Cevabı göster

was struck by lightning

But Roy isn't the only victim of an unpredictable natural event,

0:29

Ancak Roy, öngörülemeyen bir doğa olayının tek kurbanı değil,

sometimes called an act of God. Deyimler

0:34

ki buna bazen Tanrı'nın işi (doğal afet) de denir.

Deyimler

an act of God: insan kontrolü dışındaki doğal bir olay

Bu cümlede an act of God; deprem, sel veya yıldırım düşmesi gibi insanların makul biçimde önleyemeyeceği ya da kontrol edemeyeceği ciddi bir doğal olayı anlatan, hukuk ve sigortacılıkta kalıplaşmış bir ifadedir. Bu ifade, Tanrı'nın olaya kasıtlı olarak sebep olduğunu sözcüğü sözcüğüne ileri sürmez. Nedenin insan kontrolünün dışında olduğunu vurgular ve bu nedenle sorumluluğu veya sigorta teminatını etkileyebilir.

Alıştırma

Cümleyi, insan kontrolü dışındaki bir doğal olayı belirten kalıplaşmış sigorta terimiyle tamamla: The insurer classified the earthquake as ____.

Cevabı göster

an act of God

In the last decade,

0:37

Son on yılda,

an estimated half a million people have died globally in natural disasters Kalıp ifadeler

0:38

dünya çapında doğal afetlerde tahminen yarım milyon insan hayatını kaybetti;

Kalıp ifadeler

an estimated half a million: tahmini bir miktarı belirtmek

An estimated half a million, “tahminlere göre yaklaşık 500.000” anlamına gelir. Half a million, 500.000'e eşit tek bir tam miktardır; estimated ise sayının kesin olmadığını belirtir. Tekrar kullanılabilen yapı an estimated + sayı + çoğul isim şeklindedir: an estimated two thousand homes. an tanımlığı, tahmini miktar grubunun tamamına aittir; sayılan isim çoğul kalır.

Alıştırma

an estimated + sayı yapısını kullanarak raporu “tahminlere göre yaklaşık otuz bin” anlamına gelen bir ifadeyle tamamla: The museum welcomed ____ visitors last year.

Cevabı göster

an estimated thirty thousand

such as earthquakes, tsunamis, hurricanes, and cyclones.

0:43

depremler, tsunamiler, kasırgalar ve siklonlar gibi.

In 2023,

0:47

2023 yılında,

at least 60,000 people died after earthquakes in Turkey and Syria,

0:48

Türkiye ve Suriye'deki depremlerin ardından en az 60.000 kişi hayatını kaybetti,

and things are predicted to get worse in the future due to climate change and increasing populations. Notlar

0:54

ve iklim değişikliği ile artan nüfus nedeniyle gelecekte durumun daha da kötüleşeceği tahmin ediliyor.

Dilbilgisi

things are predicted to get worse: be predicted to + fiilin yalın hâli

things are predicted to get worse ifadesinde are predicted to get, edilgen be predicted to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Bu yapı, durumun muhtemelen kötüleşeceğine dair bir tahmini aktarır; tahminin arkasındaki uzmanı, araştırmayı veya kurumu belirtmek gerekmez. Burada things fiziksel nesneleri değil, genel durumu veya koşulları ifade eder. Bu yapı, mesajın odağına tahmini yapan kişiyi değil gelecekteki eğilimi yerleştirir.

Alıştırma

be predicted to yapısını ve rise fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: Sea levels ____ over the next century.

Cevabı göster

are predicted to rise

Kalıp ifadeler

due to climate change and increasing populations: due to + isim öbeği

Due to bir durumun nedenini belirtir ve ardından bir isim öbeği gelir. Burada climate change ve increasing populations, and ile bağlanan iki eş görevli isim öbeğidir. Due to ile başlayan öbeğin tamamı, durumun neden kötüleşmesinin beklendiğini açıklayarak get worse ifadesini niteler. Due to, haber ve rapor yazımında yaygın olan kısa bir neden belirtecidir.

Alıştırma

Hangi cümlede due to doğru yapıyla kullanılmıştır?

  1. The outdoor concert was cancelled due to it rained heavily.
  2. The outdoor concert was cancelled because heavy rain.
  3. The outdoor concert was cancelled due to heavy rain.
Cevabı göster

The outdoor concert was cancelled due to heavy rain.

So, can anything be done to stop natural disasters? Dilbilgisi

1:00

Peki, doğal afetleri durdurmak için yapılabilecek bir şey var mı?

Dilbilgisi

Can anything be done to ...?: bir çözüm olup olmadığını soran edilgen soru

Can anything be done to stop ...?, bir şeyi durdurmak için herhangi bir eylemin mümkün olup olmadığını soran edilgen bir sorudur. Kalıp can + anything + be + past participle + to + fiil şeklindedir. Buradaki be done, fiziksel bir nesnenin üretilmesi değil, bir eylemin gerçekleştirilmesi ya da bir önlemin alınması demektir. Edilgen yapı sorumlu kişiyi belirtmez. Böylece eylemi kimin yapacağı bilinmediğinde, sorumluluk paylaşıldığında veya eylemi yapan kişi önemli olmadığında odak, bir çözümün mümkün olup olmadığına kayar.

Alıştırma

Soruyu dersteki edilgen kalıpla tamamlayın: ____ reduce plastic waste?

Cevabı göster

Can anything be done to

Or like Roy Sullivan,

1:04

Yoksa Roy Sullivan gibi,

should we accept that some things are beyond our control? Deyimler

1:06

bazı şeylerin kontrolümüz dışında olduğunu kabul mü etmeliyiz?

Deyimler

Beyond our control: etki alanımızın dışında

Be beyond someone's control, bir kişinin veya grubun bir şeyi önleyememesi, değiştirememesi ya da yönetememesi anlamına gelir. Bu cümlede bazı şeyler insanların etki edebileceği alanın dışındadır; beyond fiziksel bir konumu değil, soyut bir sınırı belirtir. İyelik ifadesi kişi veya kuruluşa göre değişir: beyond my control, beyond your control ve beyond the company's control.

Alıştırma

Hangi cümle, organizatörlerin hava koşullarından kaynaklanan gecikmeyi önleyemediği veya değiştiremediği anlamına gelir?

  1. The crowd became out of control during the delay.
  2. The weather-related delay was beyond the organisers' control.
  3. The organisers brought the delay under control.
Cevabı göster

The weather-related delay was beyond the organisers' control.

In this program,

1:10

Bu programda,

we'll be finding out, Anlatım akışı

1:10

bunu öğreneceğiz,

Anlatım akışı

we'll be finding out ile yaklaşan araştırmayı duyurmak

We'll be finding out, programın birazdan neyi araştıracağını veya açıklayacağını önceden bildirir. Find out, genellikle soru sorarak, kontrol ederek ya da araştırarak henüz bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak demektir. Burada will be finding out yapısı programın akışını düzenler: dinleyicileri girişten yaklaşan araştırmaya taşır ve sunucu ile dinleyicilerin cevabı birlikte keşfedeceği hissini verir. Cevabın zaten verilmiş olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu programın açılışında we'll be finding out ne işe yarıyor?

  1. Cevabın zaten tamamen açıklandığını söyler.
  2. Programın sırada araştıracağı bilgiyi önceden bildirir.
  3. Dinleyicilerden kayıp bir nesneyi aramalarını ister.
Cevabı göster

Programın sırada araştıracağı bilgiyi önceden bildirir.

and as usual,

1:12

ve her zamanki gibi,

we'll be learning some useful new vocabulary too.

1:13

bazı yararlı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

Throughout history,

1:16

Tarih boyunca,

floods, when there's too much water, Anlatım akışı

1:17

suyun çok fazla olduğu durumlardaki seller,

and droughts, when there isn't enough,

1:19

ve yeterince olmadığındaki kuraklıklar,

have caused most human deaths.

1:22

en çok insan ölümüne neden olmuştur.

Anlatım akışı

floods, when ... and droughts, when ... ile araya tanım eklemek

Cümle iki paralel terim sunar ve her birini hemen ardından virgüller arasına yerleştirilen bir when yan cümlesiyle açıklar: floods terimini suyun fazla olduğu durumlar, droughts terimini ise suyun yeterli olmadığı durumlar olarak sunar. Bu açıklamalar, dinleyicilerin ana fiil have caused bölümüne ulaşmadan önce terimleri anlamasına yardımcı olur. Burada when, iki felaketi bir zaman çizgisine yerleştirmez. Bir durumun söz konusu olduğu hâli belirtir ve kısa bir tanım işlevi görür. İkinci yan cümlede tekrarlanan water ismi atılmıştır; bu yüzden there isn't enough, there isn't enough water anlamına gelir.

Alıştırma

İki when yan cümlesi bilgiyi düzenleme açısından hangi işlevi görür?

  1. Ana ifadeden önce floods ve droughts terimlerini kısaca açıklarlar.
  2. Floods ve droughts terimlerini eyleme dönüştürürler.
  3. Geçmişteki iki felaketin meydana geldiği kesin zamanları belirtirler.
Cevabı göster

Ana ifadeden önce floods ve droughts terimlerini kısaca açıklarlar.

But with climate change, Anlatım akışı

1:24

Ancak iklim değişikliği ile birlikte,

new dangers are emerging.

1:25

yeni tehlikeler ortaya çıkıyor.

Anlatım akışı

with climate change: bir eğilimi arka plan olarak sunmak

With climate change, ana cümlenin arka planını kurmak için başa alınmış bir edat öbeğidir. Buradaki with yaklaşık olarak “iklim değişikliği yaşanırken” veya “iklim değişikliğinin etkisi altında” anlamına gelir; birliktelik ifade etmez. Cümle önce genel durumu verir, ardından yeni bilgi olan new dangers are emerging ifadesini ana cümlede sunar. Bu, eğilimlerle ilgili açıklamaları düzenlemenin kısa ve etkili bir yoludur.

Alıştırma

with climate change cümlede ne işlev görüyor?

  1. İklim değişikliğini tehlikeler listesine başka bir madde olarak ekler.
  2. İklim değişikliğinin fiziksel olarak bir kişiye eşlik ettiğini söyler.
  3. Yeni tehlikeleri tanıtmadan önce iklim değişikliğini arka plan olarak belirler.
Cevabı göster

Yeni tehlikeleri tanıtmadan önce iklim değişikliğini arka plan olarak belirler.

But do you know Neil,

1:28

Peki Neil, biliyor musun,

which natural disaster is most responsible for human deaths now? Kalıp ifadeler

1:29

günümüzde insan ölümlerinden en çok hangi doğal afet sorumlu?

Kalıp ifadeler

is most responsible for human deaths: en büyük nedeni belirtmek

Be responsible for, yalnızca bir kişinin görevi ya da suçu değil, nedensellik de ifade edebilir. Özne bir doğal afet olduğunda is responsible for human deaths, “insan ölümlerine neden olur” anlamına gelir. Most bir karşılaştırma ekler: soru, karşılaştırılan afet türleri arasında insan ölümlerinin en büyük payına hangisinin neden olduğunu sorar. Afet, ahlaki sorumluluk taşıyan bir kişi gibi ele alınmaz.

Alıştırma

Cümleyi be responsible for yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: A faulty valve ____ the sudden drop in pressure.

Cevabı göster

was responsible for

Um I'm not sure,

1:34

Hmm, pek emin değilim,

but you do hear a lot about terrible earthquakes in the news, Dilbilgisi

1:36

ama haberlerde korkunç depremler hakkında çok şey duyuyorsun,

don't you? Ton ve niyet

1:39

değil mi?

Dilbilgisi

do hear: olumlu cümlede vurgulu do

you do hear ifadesindeki do, geniş zamandaki olumlu bir cümlede kullanılan vurgu yardımcı fiilidir. Cümleye “gerçekten” veya “hakikaten” anlamı katar: konuşmacı, korkunç deprem haberlerinin sıkça duyulduğunu kesin bir biçimde kabul eder. Yapı do/does + fiilin yalın hâlidir; bu nedenle hear yalın kalır. Soru cümlesindeki do'nun aksine, buradaki do ifadeyi soruya dönüştürmez.

Alıştırma

Cümleyi geniş zamandaki vurgu yardımcı fiiliyle tamamlayın: I ____ appreciate your patience.

Cevabı göster

do

Ton ve niyet

don't you?: onay isteyen olumsuz soru eklentisi

don't you?, geniş zamandaki olumlu you do hear cümlesine eklenen olumsuz bir soru eklentisidir. Eklenti, cümleyle eşleşen do yardımcı fiilini olumsuz biçimde kullanır ve özneyi you olarak tekrarlar. Konuşmacı gözlemin doğru olmasını zaten bekler ve dinleyiciyi ortak bir izlenimi doğrulamaya davet eder. Burada hafif bir teyit söz konusudur; sert bir sorgulama değildir.

Alıştırma

Olumlu geniş zaman cümlesiyle eşleşen olumsuz soru eklentisini tamamlayın: You remember the password, ____?

Cevabı göster

don't you

Um yeah, probably earthquakes.

1:40

Hmm evet, muhtemelen depremler.

Now, in her job as Professor of Hazard and Risk at Durham University, Kültür

1:42

Şimdi, Durham Üniversitesi'nde Tehlike ve Risk Profesörü olarak yaptığı işinde,

Kültür

Durham Üniversitesinde Tehlike ve Risk Profesörü: unvan ve uzmanlık

Professor of Hazard and Risk at Durham University, kurum adının da belirtildiği resmî bir akademik unvandır. Buradaki Hazard and Risk, tehlikeleri, afetleri ve bunlarla bağlantılı riskleri inceleyen uzmanlık alanını adlandırır. Gündelik iki ismin rastgele sıralanması değildir. Program, Lucy Easthope'un neden konuyla ilgili bir uzman olduğunu göstermek için yorumlarından önce bu unvanı verir. Unvan ve kurum bilgisi, bir kaynağın konuyla ilgili mesleki uzmanlığa sahip olup olmadığını değerlendirmeye yardımcı olur; ancak her iddianın doğru olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Bir haber tanıtımında vurgulanan unvan izleyiciye temel olarak ne anlatır?

  1. Konuyla ilgili akademik uzmanlığa sahiptir ve Durham Üniversitesinde çalışmaktadır.
  2. Daha sonraki açıklamaları otomatik olarak yasal açıdan bağlayıcıdır.
  3. Durham Üniversitesinde bizzat doğal bir acil durum yaşamaktadır.
Cevabı göster

Konuyla ilgili akademik uzmanlığa sahiptir ve Durham Üniversitesinde çalışmaktadır.

Lucy Easthope attends conferences to advise on planning for natural emergencies. Kalıp ifadeler

1:48

Lucy Easthope, doğal acil durumlara yönelik planlama konusunda danışmanlık yapmak için konferanslara katılıyor.

Kalıp ifadeler

advise on planning for natural emergencies: doğal acil durum planlaması hakkında tavsiye vermek

advise on + bir isim veya -ing biçimi, bir konu hakkında profesyonel öneri vermek anlamına gelir. Bu cümlede planning for natural emergencies, Lucy Easthope'un profesyonel rehberlik sunduğu konudur. Bu ifadenin içindeki plan for, gerçekleşebilecek bir şeye önceden hazırlanmak demektir. Easthope acil duruma ne yapacağını söylemiyor; insanların olası doğal acil durumlar için plan yapmasına yardımcı oluyor.

Alıştırma

Cümleyi advise ve doğru edatla tamamlayın: The specialist will ____ improving the school's emergency plan.

Cevabı göster

advise on

But according to Lucy, Anlatım akışı

1:53

Ancak Lucy'ye göre,

describing disasters as natural is a mistake, Dilbilgisi

1:55

afetleri doğal olarak tanımlamak bir hata,

Anlatım akışı

But according to Lucy: iddiayı bir kaynağa dayandırmak

According to Lucy, kaynağı belirten bir çerçevedir: dinleyiciye sonraki değerlendirmenin Lucy'nin görüşü olduğunu bildirir. Baştaki But, kaynağı belirtilen bu görüşü önceki anlatımla karşıtlık içinde bağlar; according to yapısının bir parçası değildir. İddianın önüne according to + kaynak getirmek, konuşanın kendi iddiasıyla aktardığı bilgi veya görüşü ayırmaya yardımcı olur. Burada anlamı 'Lucy'nin söylediğine veya düşündüğüne göre'dir; 'Lucy'nin talimatlarını izleyerek' değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede according to bir bilgiyi kaynağına dayandırmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. According the report, rainfall fell by ten percent.
  2. According to me, this is the best design.
  3. According to the report, rainfall fell by ten percent.
Cevabı göster

According to the report, rainfall fell by ten percent.

Dilbilgisi

describing disasters as natural: özne olarak kullanılan -ing yan cümlesi

describing disasters as natural ifadesinin tamamı dilbilgisel öznedir; is a mistake ise yüklemdir. disasters, describing fiilinin nesnesidir. Bu nedenle cümle afetlerin kendisini değil, onları bu şekilde tanımlama eylemini değerlendirir. Öznenin içinde describe A as B, 'A'yı B olarak nitelendirmek' anlamına gelir. describing kullanımı, bu eylemi cümlenin tartışıp değerlendirebileceği bir konuya dönüştürür.

Alıştırma

describe fiilinin -ing biçimini kullanın ve describe A as B kalıbını tamamlayın: ____ a minor delay ____ a disaster can make people panic.

Cevabı göster

Describing · as

as she told BBC Radio 4 program Inside Science.

1:58

bunu BBC Radio 4 programı Inside Science'a da anlattığı gibi.

Probably the worst thing you can do at a disaster conference Dilbilgisi

2:02

Muhtemelen bir afet konferansında yapabileceğiniz en kötü şey

is describe it as a natural disaster

2:06

onu doğal bir afet olarak tanımlamaktır

because that's the hopelessness right there. Ton ve niyet

2:08

çünkü asıl umutsuzluk budur.

Dilbilgisi

the worst thing you can do ... is ...: en çok kaçınılması gereken şeyi belirtmek

the worst thing you can do ... is ... kalıbı, bir eylemi belirli bir durumda en zararlı veya en akılsız seçim olarak değerlendirir. the worst thing you can do isim öbeği öznedir; is sonrasındaki sözler ise eleştirilen eylemi belirtir. Bu kalıpta describe gibi fiilin yalın hâli özellikle doğaldır. Buradaki you genel anlamlıdır: yalnızca dinleyiciyi değil, o durumdaki herhangi bir kişiyi ifade eder. Probably iddiayı biraz yumuşatır, ancak değerlendirme yine de güçlüdür.

Alıştırma

Uyarıyı the worst thing you can do ... is ... kalıbıyla tamamlayın: The ____ is ignore the warning.

Cevabı göster

worst thing you can do

Ton ve niyet

That's ... right there: açık bir örneği işaret etmek

that's the hopelessness right there ifadesindeki that, afetin nasıl tanımlandığına gönderme yapar. Konuşmacı bu sözleri umutsuzluğun açık bir ifadesi olarak değerlendirir. Konuşma dilindeki That's X right there kalıbında right there, az önce sözü edilen kanıtı veya örneği vurgulayarak gösterebilir. “İşte X tam olarak bu” ya da “bu, X’i açıkça gösteriyor” anlamına gelebilir; fiziksel bir konumu belirtmesi gerekmez.

Alıştırma

Bu bağlamda That's the hopelessness right there ne anlama geliyor?

  1. Umutsuzluk fiziksel olarak şurada bulunuyor.
  2. Önceki ifade umutsuzluğu açıkça gösteriyor.
  3. Konuşmacı konferansın nerede olduğunu unutmuş.
Cevabı göster

Önceki ifade umutsuzluğu açıkça gösteriyor.

The natural implies a sense of fatalism Notlar

2:11

Doğal kelimesi bir tür kadercilik duygusu

Kelime

The natural implies: natural sözcüğünü bir kavram olarak ele almak

Bu cümlede The natural, doğal dünyanın kendisini değil, “natural” kategorisini veya etiketini ifade eder. Konuşmacı, bir şeye natural demenin ne düşündürdüğünü ele alır. implies, bu etiketin bir düşünceyi dolaylı biçimde taşıdığını gösterir: olayları kaçınılmazmış gibi gösterebilir. Burada bir sıfat, the ile soyut bir isim öbeğine dönüştürülür. Bu tür adlaştırma; the natural, the normal veya the possible gibi niteliklerin kavram olarak ele alındığı resmî ve çözümleyici dilde yaygındır.

Alıştırma

Bu cümlede The natural neyi ifade ediyor?

  1. Doğuştan yetenekli bir kişi
  2. Bir şeye natural deme etiketi veya kavramı
  3. Doğal çevrenin kendisi
Cevabı göster

Bir şeye natural deme etiketi veya kavramı

Kalıp ifadeler

a sense of fatalism: hissedilen bir kaçınılmazlık atmosferi

a sense of fatalism, hissedilebilir bir kadercilik duygusunu veya atmosferini ifade eder. Fatalism, olayların önceden belirlenmiş olduğu ve gerçekten değiştirilemeyeceği inancı ya da tutumudur; bu cümlede kullanılan ifade, sonucun kaçınılmaz ve harekete geçmenin yararsız olduğu hissini verir. a sense of + soyut isim kalıbı, tamamen dile getirilmese bile hissedilebilen bir izlenimi, ruh hâlini veya eğilimi anlatır: a sense of unease, a sense of urgency. Buradaki sense, fiziksel duyulardan biri değil, “duygu” veya “izlenim” anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “hissedilebilir bir … duygusu” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The sudden silence gave everyone ____ unease.

Cevabı göster

a sense of

and a sense of let's give up now. Öbek fiiller

2:13

ve hadi artık pes edelim hissi ima eder.

Öbek fiiller

let's give up: gruba denemeyi bırakmayı önermek

Give up, “denemeyi bırakmak” veya “bir çabadan vazgeçmek” anlamına gelen bir öbek fiildir. let's give up ifadesindeki let's, “let us” anlamındadır; dolayısıyla konuşan kişi, bırakmayı kendisinin de dâhil olduğu bütün gruba yönelik bir öneri olarak sunar. Burada let's give up mutlaka gerçek bir emir değildir. a sense of ifadesinden sonra alıntılanarak, herkesin denemeyi bırakması gerektiğini düşündüren yılgın bir tutumu adlandırır.

Alıştırma

Cümleyi bu açıklamada geçen ve “denemeyi bırakmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: After hours of searching with no clues, Maya said, “Let's ____ and go home.”

Cevabı göster

give up

Whereas in fact, these events, Anlatım akışı

2:15

Oysa aslında bu olaylarda,

there's huge elements that we have in our grasp Deyimler

2:17

elimizde olan çok büyük unsurlar var

Anlatım akışı

Whereas in fact: önceki bir iddiayla karşıtlık kurup onu düzeltmek

Whereas in fact bir düzeltmeyi düzenler. Whereas, dinleyiciye sıradaki düşüncenin önceki “let's give up” tutumuyla karşıt olduğunu bildirir; in fact ise sonraki ifadeyi bu tutumu düzelten gerçek durum olarak sunar. Bu sözcükler birlikte, savı karamsar bir izlenimden konuşanın karşıt iddiasına yöneltir. İfade “çünkü” değil, “buna karşılık, gerçek durum...” şeklinde anlaşılabilir.

Alıştırma

Bir konuşmacı az önce “The project is completely out of our control.” dedi. Hangi yanıt whereas in fact ifadesini bu iddiayla karşıtlık kurup onu düzeltmek için en uygun biçimde kullanıyor?

  1. Because in fact, we can still change several important parts of the plan.
  2. Whereas in fact, we can still change several important parts of the plan.
  3. Whereas in fact, the project is out of our control because nothing can change.
Cevabı göster

Whereas in fact, we can still change several important parts of the plan.

to both prevent,

2:20

hem önlemek,

and more importantly, perhaps, Anlatım akışı

2:22

hem de daha önemlisi belki de,

prevent additional harm. Kalıp ifadeler

2:24

ek zararları önlemek için.

Deyimler

have ... in our grasp: gücümüz veya kontrolümüz dahilinde

Burada have ... in our grasp, bir şeyi elde tutma görüntüsünü kullanarak onun gücümüz veya kontrolümüz dahilinde olduğunu anlatır. Elements gerçekten elde tutulan fiziksel nesneler değil, zararı önlemek için üzerinde harekete geçilebilecek etkenlerdir. Yapı have + nesne + in + iyelik sözcüğü + grasp biçimindedir. elements that we have in our grasp ifadesinde that, elements sözcüğüne gönderme yapar ve ilgi cümleciğinde have fiilinin nesnesi olur.

Alıştırma

Cümleyi in one's grasp ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: With one question left, Maya had victory ____.

Cevabı göster

in her grasp

Anlatım akışı

more importantly: sonraki noktayı daha önemli olarak sıralamak

More importantly, bilgileri önem sırasına koyan bir söylem belirtecidir. Burada ikinci eşgüdümlü noktadan önce kullanılır ve dinleyiciye ardından gelen bilginin önceki noktadan daha fazla ağırlık taşıdığını bildirir. Perhaps, konuşanın iddiayı sunarken gösterdiği kesinliği yumuşatır; ancak sıralamayı ortadan kaldırmaz. prevent additional harm hâlâ daha önemli fikir olarak işaretlenir.

Alıştırma

İkinci yararı birinciden daha önemli gösteren iki sözcüklü belirteçle cümleyi tamamlayın: The update is faster and, ____, safer.

Cevabı göster

more importantly

Kalıp ifadeler

prevent additional harm: ek zararı önlemek

prevent additional harm ifadesinde prevent, istenmeyen bir sonucun gerçekleşmesini engellemek demektir. Additional harm, ilk sorundan sonra veya ona ek olarak oluşabilecek yaralanma ya da zararı anlatır; dolayısıyla ifade, önlenebilir başka zararların ortaya çıkmasını engellemek anlamına gelir. Kalıp prevent + isim öbeği şeklindedir: prevent harm, prevent injury, prevent accidents. Bir kişinin veya şeyin bir eylemi yapmasını engellemeyi belirtmek için prevent + nesne + from + -ing kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede prevent additional harm doğru kullanılmıştır?

  1. The first-aid team acted quickly to prevent from additional harm.
  2. The first-aid team acted quickly to prevent additional harmful.
  3. The first-aid team acted quickly to prevent additional harm.
Cevabı göster

The first-aid team acted quickly to prevent additional harm.

Professor Easthope thinks calling disasters natural is fatalistic.

2:27

Profesör Easthope, afetlere doğal demenin kaderci olduğunu düşünüyor.

It involves the belief that people are powerless to change events. Kelime

2:32

Bu, insanların olayları değiştirecek güce sahip olmadığı inancını içerir.

Kelime

the belief that ... / be powerless to change: inancın içeriğini belirtmek

The belief that ... yapısında that yan cümlesi inancın içeriğini verir. Burada yan cümle, insanların olayları etkileyemediğini veya değiştiremediğini söyler; that burada başka bir isme işaret etmez. Be powerless to + fiil, bir şeyi yapma becerisine, yetkisine veya etkili araçlarına sahip olmamak demektir. Bu cümlede powerless to change, olayların farklı sonuçlanmasını sağlayamamak anlamına gelir; elektrik gücünün olmaması anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede bir inancın içeriğini belirtmek için that yan cümlesi doğru kullanılmıştır?

  1. The article questions the belief that young people powerless to change society.
  2. The article questions the belief in young people are powerless to change society.
  3. The article questions the belief that young people are powerless to change society.
Cevabı göster

The article questions the belief that young people are powerless to change society.

Although no one can prevent an earthquake, Dilbilgisi

2:37

Hiç kimse bir depremi önleyemese de,

there are ways people can reduce the damage done. Kalıp ifadeler

2:39

insanların verilen zararı azaltmasının yolları vardır.

Dilbilgisi

Although no one can prevent ...: ana düşünceden önce bir sınırı kabul etmek

Although no one can prevent ... cümlenin başında yer alan ve bir sınırlamayı kabul eden yan cümledir. Gerçek bir sınırı kabul eder: depremi önlemek imkânsızdır. Virgülden sonraki ana cümle asıl mesajı verir; insanlar yine de hasarı azaltabilir. Yeniden kullanılabilecek kalıp Although + özne + fiil, ana cümle şeklindedir. Bir güçlüğü kabul ederken onu nihai sonuç hâline getirmemeyi sağlar. Although karşıtlığı zaten gösterdiği için standart İngilizcede ana cümleden önce but eklenmez.

Alıştırma

Hangi cümlede although önce bir sınırlamayı kabul edip ardından ana eylemi vermek için doğru kullanılmıştır?

  1. Although we cannot stop the storm, but we can prepare for it.
  2. Although we cannot stop the storm, we can prepare for it.
  3. Despite we cannot stop the storm, we can prepare for it.
Cevabı göster

Although we cannot stop the storm, we can prepare for it.

What Professor Easthope calls additional harm. Kelime

2:42

Profesör Easthope'un ek zarar olarak adlandırdığı şey.

Kalıp ifadeler

reduce the damage done: oluşan zararı azaltmak

Reduce the damage done, ortaya çıkan zararı daha az ciddi veya daha sınırlı hâle getirmek demektir. Reduce bir azalmayı anlatır; tamamen ortadan kaldırmayı ifade etmez. Done, damage sözcüğünden sonra gelen bir geçmiş zaman ortacıdır. Kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği olan the damage (that is) done yapısıdır ve oluşan zarar anlamına gelir. Birinin zararı tamamlaması demek değildir. Genel bir risk ifadesinde, bir olayın ileride yol açabileceği zararı da kapsayabilir.

Alıştırma

Hangi cümle acil durum planlamasının sellerin yol açtığı zararı azaltabileceğini doğal biçimde ifade eder?

  1. Emergency planning can reduce the damage doing by floods.
  2. Emergency planning can reduce the damage done by floods.
  3. Emergency planning can reduce done the damage by floods.
Cevabı göster

Emergency planning can reduce the damage done by floods.

Kelime

additional harm: ilk afetin ötesindeki ek zarar

Bu afet yönetimi bağlamında additional harm, bir afet yüzünden oluşan ancak ilk tehlikeli olayın kendisinden ayrı olan zararı ifade eder. Hastalıkların yayılması ile yolların veya binaların zarar görmesi buna örnektir. Additional, “zaten var olana eklenen” anlamına gelir. Bu ifade, ilk afeti onun sonucunda ortaya çıkan zararlı etkilerden ayırır.

Alıştırma

Bir depremden sonra additional harm için en açık örnek hangisidir?

  1. Bilim insanları depremin tam saatini kaydediyor.
  2. Deprem yolları yıktığı için insanlar hastaneye ulaşamıyor.
  3. Deprem sırasında yer sarsılıyor.
Cevabı göster

Deprem yolları yıktığı için insanlar hastaneye ulaşamıyor.

Often, this additional harm,

2:45

Genellikle bu ek zararlar,

things like the spread of diseases or destroyed roads and buildings, Kalıp ifadeler

2:47

hastalıkların yayılması veya yıkılan yollar ve binalar gibi şeyler,

are worse than the disaster itself. Dilbilgisi

2:51

felaketin kendisinden daha kötüdür.

Kalıp ifadeler

the spread of diseases: isim olarak spread

Burada the spread of diseases, hastalıkların daha fazla insana veya yere ulaşması süreci demektir. Spread bir isimdir: the spread isim öbeğinin ana unsurudur; of diseases ise neyin yayıldığını belirtir. the spread of + isim kalıbı, the spread of fire veya the spread of information örneklerinde olduğu gibi başka yayılma ya da dolaşım türlerini de anlatabilir. Hastalıktan genel bir olgu olarak söz edilirken tekil the spread of disease de yaygındır; diseases birden çok hastalık türünü vurgular.

Alıştırma

the spread of + isim kalıbını diseases ile kullanarak cümleyi tamamlayın: Clean water after a flood can help slow ____.

Cevabı göster

the spread of diseases

Dilbilgisi

are worse than the disaster itself: karşılaştırma ve vurgu

are worse than yapısında worse, bad sıfatının düzensiz karşılaştırma biçimidir; than ise karşılaştırma ölçütünü tanıtır. Özne önceki bağlamdan anlaşılır; bu altyazı parçası, daha önce sözü edilen etkilerin ilk felaketten daha ağır olduğunu belirtir. the disaster itself ifadesindeki itself, vurgu işlevi gören bir dönüşlülük zamiridir. Karşılaştırmayı başka bir özne eklemeden ve felaketin kendi kendine bir şey yaptığını söylemeden, ilk olayın bizzat kendisine odaklar.

Alıştırma

Ağırlık derecesini karşılaştırmak için worse than ... itself yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The long-term effects were worse than the accident itself.
  2. The long-term effects were worse from the accident itself.
  3. The long-term effects were more bad than the accident itself.
Cevabı göster

The long-term effects were worse than the accident itself.

Fortunately, ways to limit the damage are within our grasp. Deyimler

2:54

Neyse ki, zararı sınırlamanın yolları elimizin altında (within our grasp).

Deyimler

within our grasp: başarabileceğimiz bir şey

Within our grasp, uzanıp bir şeyi tutabilme düşüncesine dayanan bir mecazdır. Burada insanların hasarı sınırlayacak şekilde hareket etme yeteneğine ve gerçekçi olanağına sahip olduğunu belirtir; fiziksel mesafeden söz etmez. İyelik belirleyicisi our, harekete geçebilecek kişilerin konuşanın grubu olduğunu gösterir. Ways çoğul bir özne olduğu için cümlede are within our grasp kullanılır.

Alıştırma

“A solution is within our grasp,” cümlesinde within our grasp ne anlama gelir?

  1. Bunu zaten tamamladık.
  2. Bunu başarmamız gerçekçi olarak mümkündür.
  3. Fiziksel olarak ellerimizin içindedir.
Cevabı göster

Bunu başarmamız gerçekçi olarak mümkündür.

If something is within your grasp,

2:58

Eğer bir şey sizin 'within your grasp' (elinizin altında) ise,

it's very likely that you will achieve it.

3:00

onu başarmanız çok muhtemeldir.

It may be impossible to stop disasters from happening, Anlatım akışı

3:03

Afetlerin meydana gelmesini durdurmak imkânsız olabilir,

but there are ways to limit the number of deaths.

3:07

ama ölü sayısını sınırlamanın yolları vardır.

Anlatım akışı

It may be impossible to ..., but ...: ana düşünceden önce bir sınırı kabul etmek

It may be impossible to ..., but ... kalıbı önce ideal bir sonucun elde edilemeyebileceğini kabul eder. Ardından but, dikkati daha gerçekçi bir eyleme veya sonuca yöneltir; konuşanın asıl vurgusu da budur. Burada may be izin değil, “öyle olabilir” anlamında temkinli bir değerlendirme ifade eder. Önce zorluğu kabul etmek, but sonrasındaki düşüncenin dengeli duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle ideal bir hedefin imkânsız olabileceğini kabul edip ardından gerçekçi bir çözüm sunar?

  1. It may be impossible to prevent every delay, but we can warn passengers earlier.
  2. It may be impossible to prevent every delay, because no response is worth trying.
  3. Because we can warn passengers earlier, it may be impossible to prevent every delay.
Cevabı göster

It may be impossible to prevent every delay, but we can warn passengers earlier.

An earthquake in the middle of the ocean is less of a disaster Dilbilgisi

3:10

Okyanusun ortasındaki bir deprem

than in a populated city.

3:13

kalabalık bir şehirdekinden daha az felakettir.

Dilbilgisi

less of a disaster: bir şeyin bir kategoriye ne ölçüde uyduğunu karşılaştırmak

Less of a disaster, bir şeyin daha düşük derecede felaket sayılması anlamına gelir. Cümle, iki konumdaki depremlerin ne ölçüde felaket olacağını karşılaştırır; deprem ya da felaket sayısını karşılaştırmaz. Yeniden kullanılabilir yapı A is less of a + tekil sayılabilen isim + than B şeklindedir; less of a problem ve less of a surprise buna örnektir. Bu anlamda isimden önce of a korunmalıdır; less disaster standart tekil biçim değildir.

Alıştırma

Hangi cümle gecikmenin beklendiği kadar ciddi bir sorun olmadığını doğal biçimde ifade eder?

  1. The delay was less of a problem than we expected.
  2. The delay caused less damage than we expected.
  3. We had fewer problems during the delay than we expected.
Cevabı göster

The delay was less of a problem than we expected.

So, one technological solution involves computers Dilbilgisi

3:15

Yani, teknolojik bir çözüm

mapping geological movements to identify places at risk. Kalıp ifadeler

3:19

risk altındaki yerleri belirlemek için jeolojik hareketlerin haritasını çıkaran bilgisayarları içerir.

Dilbilgisi

solution involves computers mapping ...: involve + nesne + -ing

involve + nesne + -ing yapısında nesne, -ing eylemini gerçekleştiren kişi veya şeyi belirtir. Burada mapping eylemini computers gerçekleştirir ve computers mapping geological movements ifadesinin tamamı çözümün içerdiği şeyi gösterir. Cümlenin temel fiili involves sözcüğüdür; mapping ikinci bir çekimli fiil değildir. Bu yapıyı bir plan, süreç veya sistemdeki bir adımı kimin gerçekleştirdiğini açıklamak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi check fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The inspection involves technicians ____ every safety valve.

Cevabı göster

checking

Kalıp ifadeler

places at risk: kalıplaşmış at risk ifadesi

At risk, zarar görme, kayıp yaşama veya olumsuz etkilenme tehlikesinde olmak anlamına gelen kalıplaşmış bir edat öbeğidir. Places at risk, zarar görebilecek yerler demektir; bu ifade zararın zaten meydana geldiğini değil, bir olasılığı anlatır. At risk bir isimden sonra kullanıldığında kısaltılmış bir ilgi cümleciği gibi işleyebilir: places at risk, places that are at risk ile aynı anlama gelir. Bu kalıplaşmış ifadede risk sözcüğü artikelsiz kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle selin köylere zarar verebileceğini doğru biçimde anlatır?

  1. The villages are at a risk of flooding.
  2. The villages are at risk of flooding.
  3. The villages are a risk to flooding.
Cevabı göster

The villages are at risk of flooding.

But low-tech solutions can be just as effective. Dilbilgisi

3:23

Ancak düşük teknolojili çözümler de bir o kadar etkili olabilir.

Dilbilgisi

can be just as effective: aynı derecede etkili olmak

can be just as effective ifadesinde can olasılık belirtir; just as effective ise çözümlerin etkililik bakımından başka bir seçenekle aynı düzeyde olabileceğini gösterir. Yalnızca etkili olduklarını değil, aynı derecede etkili olduklarını anlatır. Tam karşılaştırma kalıbı just as + sıfat + as + karşılaştırma ölçütü şeklindedir; just as effective as a high-tech system buna örnektir. Bu cümlede karşılaştırılan seçenek bağlamdan anlaşıldığı için sondaki as bölümü atılmıştır. Just eşitliği güçlendirir; burada az önce anlamına gelmez.

Alıştırma

be + just as + sıfat + as kalıbını ve effective sıfatını kullanarak cümleyi tamamlayın: For removing dust, a simple filter can ____ an expensive machine.

Cevabı göster

be just as effective as

Bangladesh has seen a hundredfold decrease in cyclone deaths Kelime

3:27

Bangladeş, kasırga ölümlerinde yüz katlık bir azalma gördü

Kelime

has seen a hundredfold decrease: büyük bir istatistiksel düşüşü bildirmek

Has seen, see fiilinin present perfect biçimidir; ancak see burada görsel algı anlamında değildir. Haberlerde ve raporlarda bir yer, kuruluş, alan veya dönem bir gelişmeyi yaşadığında ya da kaydettiğinde see fiilinin öznesi olabilir. Bu nedenle Bangladesh, istatistiksel eğilimi yaşayan veya kaydeden yer olarak sunulur. A hundredfold decrease, yaklaşık 100 katlık bir düşüşü anlatır; sonraki sayı önceki sayının yaklaşık yüzde biridir. İfadenin tamamı zaman içinde gerçekleşen büyük bir değişimi sunar ve present perfect bu geçmiş değişimi mevcut durumla ilişkilendirir.

Alıştırma

Bölgenin istatistiksel değişimi görsel olarak izlemesi veya verileri incelemesi yerine bu değişimi yaşadığını en doğal biçimde hangi cümle anlatır?

  1. The region has seen a sharp decrease in road deaths.
  2. The region has watched a sharp decrease in road deaths.
  3. The region has looked at a sharp decrease in road deaths.
Cevabı göster

The region has seen a sharp decrease in road deaths.

since the introduction of its new monitoring and alert system. Kalıp ifadeler

3:31

yeni izleme ve uyarı sisteminin devreye girmesinden bu yana.

Kalıp ifadeler

since the introduction of ...: bir şey kullanıma alındığından beri

Since the introduction of its new monitoring and alert system, sistemin kullanıma alınmasını bildirilen değişimin geçmişteki başlangıç noktası olarak gösterir. Present perfect biçimindeki has seen, bu başlangıç noktasını günümüze kadar ortaya çıkan sonuçla ilişkilendirir. Sistem ayrıca değişimi açıklamaya yardımcı olan ilgili bir arka plan olarak sunulur; ancak since tek başına nedeni kanıtlamaz, zamanı belirtir. The introduction of a system, bir sistemi kullanıma alma eylemini anlatan nispeten resmî bir isim öbeğidir. Buradaki introduction, bir kitabın giriş bölümü ya da genel bir tanıtım anlamına gelmez.

Alıştırma

Devam eden bir değişimin geçmişteki başlangıç noktasını doğru anlatan ifadeyi seçin: Accidents have fallen sharply ______.

  1. since the introduction of the new safety rules
  2. since an introduction to the new safety rules
  3. for the introduction of the new safety rules
Cevabı göster

since the introduction of the new safety rules

Ilan Kelman, Professor of Disasters and Health at UCL,

3:35

UCL'de Afetler ve Sağlık Profesörü olan Ilan Kelman,

has been involved in the project and told BBC Radio 4's Inside Science

3:40

projede yer aldı ve BBC Radio 4'ün Inside Science programına

how it worked.

3:45

bunun nasıl çalıştığını anlattı.

What Bangladesh has done is realized Dilbilgisi

3:47

Bangladeş'in yaptığı şey,

we cannot have a hundred thousand people dying in a cyclone each time. Ton ve niyet

3:49

her kasırgada yüz bin insanın ölmesini kabul edemeyeceğimizi fark etmek oldu.

Dilbilgisi

What Bangladesh has done is realized: amaçlanan odağı anlamak

What Bangladesh has done is ... bir odaklama yapısıdır. What yan cümlesi ‘Bangladeş’in yaptığı şey’ anlamına gelir; is sonrasındaki bölüm ise konuşmacının dinleyicilere en önemli eylem olarak sunmak istediği şeyi belirtir. Burada öne çıkarılmak istenen temel eylem, tekrar tekrar yaşanan kitlesel ölümlerin kabul edilemez olduğunu fark etmektir. Standart ve düzeltilmiş İngilizcede done bir eylemin yerini tutuyor ve odaklanan bölüm bir fiil öbeği oluyorsa is sonrasında fiilin yalın biçimi kullanılır: What Bangladesh has done is realize (that) ... . Buradaki is realized ifadesi, doğrudan kurulan Bangladesh has realized ... cümlesiyle bir karışım olarak anlaşılabilir. Vurguyu anlayın, ancak bu yapıda realized biçimini örnek almayın.

Alıştırma

Standart odaklama yapısını build fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: What the town has done is ____ stronger shelters.

Cevabı göster

build

Ton ve niyet

Cannot have people dying: kabul edilemez bir durumu reddetmek

Cannot have + nesne + -ing yapısı, “bir şeyin gerçekleştiği duruma izin verememek veya bu durumu kabul edememek” anlamına gelir. Buradaki have, “sahip olmak” demek değildir. Nesne a hundred thousand people ifadesidir; dying in a cyclone ise kabul edilemez durumu anlatır. we ve each time ile konuşmacı ortak ve kararlı bir tutum ortaya koyar: kitlesel ölümlerin tekrar tekrar yaşanmasına izin verilemez. Aynı yapı, kabul edilemez başka davranışları veya durumları reddetmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, güvenli olmayan bir durumu reddetmek için cannot have + nesne + -ing yapısını doğal biçimde kullanır?

  1. We cannot have cyclists to riding through the crowded market.
  2. We cannot have cyclists riding through the crowded market.
  3. We cannot having cyclists ride through the crowded market.
Cevabı göster

We cannot have cyclists riding through the crowded market.

So, in addition to having people on bicycles with megaphones Anlatım akışı

3:53

Bu yüzden, megafonlu bisikletli insanların

going out and saying, "Look, a cyclone is coming. Ton ve niyet

3:57

dışarı çıkıp "Bakın, kasırga geliyor.

Please get to shelter." Ton ve niyet

3:59

Lütfen sığınağa gidin." demesinin yanı sıra,

Anlatım akışı

In addition to having ...: başka bir önlem eklemek

In addition to, başka bir unsura eklenen bir öğeyi tanıtır. Burada ifade, bisiklet ve megafon kullanan kişileri bir uyarı yöntemi olarak sunar ve dinleyicinin devamında başka bir önlem ya da ana fikir beklemesini sağlar. Buradaki to bir edattır; bu yüzden ardından yalın fiil değil, bir isim grubu veya -ing biçimi gelir. Having people ..., insanların işi yapmasını ayarlamak veya onları bu iş için göndermek anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir eylemi sunduktan sonra başka bir eylem eklemek için in addition to ifadesini doğru kullanır?

  1. In addition calling patients, the clinic sends reminder texts.
  2. In addition to call patients, the clinic sends reminder texts.
  3. In addition to calling patients, the clinic sends reminder texts.
Cevabı göster

In addition to calling patients, the clinic sends reminder texts.

Ton ve niyet

Look, a cyclone is coming: dikkati çekerek uyarıyı başlatan Look

Bu uyarının başındaki Look, dikkat çekmeye yarayan bir söylem belirtecidir. “Birazdan söyleyeceğim şeye dikkat et” anlamına gelir; “bir şeye gözlerinle bak” demek değildir. Uyarıyı hızla başlatır ve bir siklonun yaklaştığına ilişkin acil bilgiyi daha güçlü hâle getirir. Look, + cümle kalıbı, dinleyenin hemen fark etmesi veya anlaması gereken bir şeyi sunabilir.

Alıştırma

“Look, a cyclone is coming” cümlesindeki Look ne işe yarar?

  1. Acil bir uyarıdan önce dinleyenlerin dikkatini çeker.
  2. Konuşanın uyarıdan şüphe ettiğini gösterir.
  3. Dinleyenlerden gözle görülebilen bir nesneye bakmalarını ister.
Cevabı göster

Acil bir uyarıdan önce dinleyenlerin dikkatini çeker.

Ton ve niyet

Please get to shelter: kibar bir acil durum talimatı

Get to + yer, o yere ulaşmak veya gitmek anlamına gelir. Burada shelter, insanları siklondan koruyan güvenli bir yerdir; bu nedenle get to shelter insanlara güvenli bir yere geçmelerini söyler. Please, talimatı daha kibar ve kabul edilmesi daha kolay hâle getirir; ancak eylemi isteğe bağlı yapmaz veya aciliyetini azaltmaz.

Alıştırma

Acil durum talimatını get to + shelter ile tamamlayın: Please ____ immediately.

Cevabı göster

get to shelter

People in the danger zones have grown up accepting that their shelters will be safe, Dilbilgisi

4:00

tehlike bölgelerindeki insanlar sığınaklarının güvenli olacağını kabul ederek,

Dilbilgisi

have grown up accepting: yetişme sürecinde şekillenen bir inanç

have grown up accepting that ... insanların yetişme süreçleri boyunca bir düşünceyi doğru veya normal kabul etmeyi öğrendiklerini anlatır. Bu düşünceyi ancak yetişkin olduktan sonra kabul etmeye başladıkları anlamına gelmez. grow up + -ing kalıbı, bir kişinin yetişme yıllarına eşlik eden bir etkinliği, alışkanlığı, deneyimi veya inancı anlatır. Burada present perfect biçimindeki have grown up, geçmişteki yetişme sürecini bugün hâlâ taşıdıkları inançla bağlar.

Alıştırma

İnancın onun yetişme sürecinin bir parçası olduğunu doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. She believed that education could change her life after growing up.
  2. She grew to believe that education could change her life.
  3. She grew up believing that education could change her life.
Cevabı göster

She grew up believing that education could change her life.

knowing where the evacuation routes are, Dilbilgisi

4:06

tahliye güzergahlarının nerede olduğunu bilerek,

Dilbilgisi

knowing where ... are: dolaylı soruda bildirme cümlesi dizilişi

knowing ... insanlar hakkında bağlantılı bir bilgi ekleyen bir -ing yan cümlesidir: Bu güvenlik bilgisini bildiklerini anlatır. where the evacuation routes are, knowing fiilinin tamamlayıcısı olan bir dolaylı sorudur. Dolaylı sorularda bildirme cümlesi dizilişi, yani where + özne + fiil kullanılır. Bu nedenle where are the evacuation routes değil, where the evacuation routes are denir.

Alıştırma

Dolaylı soru için doğru sözcük dizilişini kullanan cümle hangisidir?

  1. Everyone should know where are the emergency exits.
  2. Everyone should know where do the emergency exits be.
  3. Everyone should know where the emergency exits are.
Cevabı göster

Everyone should know where the emergency exits are.

but most importantly, that they can return afterwards Anlatım akışı

4:08

ama en önemlisi, daha sonrasında dönebileceklerini bilerek büyüdüler

to their homes and to their livelihoods Kelime

4:12

evlerine ve geçim kaynaklarına

Anlatım akışı

but most importantly: en yüksek öncelikli noktayı tanıtmak

“But most importantly”, bir listeyi veya savı konuşanın en önemli gördüğü noktaya taşır. Burada “but” yalnızca karşıtlık bildirmez. “Most importantly” ile birlikte ardından gelen bilginin önem düzeyini yükseltir ve dinleyicinin dikkatini temel önceliğe yöneltir.

Alıştırma

“The route is short and scenic, but most importantly, it is safe,” cümlesinde “but most importantly” dinleyiciye ne anlatır?

  1. Güvenlik noktası en yüksek önceliğe sahiptir.
  2. Konuşan ilgisiz bir konuya başlamaktadır.
  3. Önceki noktalar doğru değildir.
Cevabı göster

Güvenlik noktası en yüksek önceliğe sahiptir.

Kelime

to their homes and to their livelihoods: evler ve geçim kaynakları

“Livelihoods”, insanların geçimlerini sağlamalarına imkân veren işleri, işletmeleri, arazileri veya diğer gelir kaynaklarını ifade eder. Yalnızca günlük yaşamları ya da yaşam tarzları anlamına gelmez. “To their ... and to their ...” yapısının tekrarı, toparlanmanın iki yönünü paralel hâle getirir: yaşanacak bir yere dönmek ve para kazanma yoluna yeniden kavuşmak.

Alıştırma

Hangi cümlede “livelihoods” geçim sağlama yolları anlamında kullanılmıştır?

  1. The article compares the lifestyles of people in two cities.
  2. The new market created more secure livelihoods for local families.
  3. The children returned to their homes before dark.
Cevabı göster

The new market created more secure livelihoods for local families.

because they've built the infrastructure and they've built their jobs

4:14

çünkü altyapılarını ve işlerini

in order to avoid being destroyed by the cyclone. Dilbilgisi

4:18

kasırga tarafından yok edilmekten korunacak şekilde inşa ettiler.

Dilbilgisi

order to avoid being destroyed: amaç ve edilgen -ing biçimi

Vurgulanan sözcükler, bir eylemin amacını belirten in order to + fiilin yalın hâli kalıbının parçasıdır. Burada, yapılan inşanın amacı zararlı bir sonucu önlemektir. avoid fiilinden sonra -ing biçimi kullanılır. Altyapı ve işler zarar veren değil, zarar gören unsurlar olduğu için destroy edilgen biçimdedir: avoid being destroyed. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp in order to avoid being + geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

Cümleyi lose fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: The files were backed up in order to avoid ____.

Cevabı göster

being lost

One low-tech solution involves people on bicycles shouting warnings Kalıp ifadeler

4:21

Düşük teknolojili çözümlerden biri, bisikletli kişilerin uyarıları bağırmasını içeriyor

about approaching cyclones into a megaphone,

4:26

yaklaşan kasırgalar hakkında bir megafona,

Kalıp ifadeler

shouting warnings about ... into a megaphone: megafona doğru uyarılar bağırmak

shouting warnings about approaching cyclones hem eylemi hem de tehlikeyi belirtir: insanlar yaklaşmakta olan siklonlarla ilgili uyarıları yüksek sesle duyurur. Approaching, cyclones sözcüğünü niteler. into a megaphone sesin nereye yöneltildiğini gösterir: kişi, cihazın uyarıyı yükseltebilmesi için mikrofon tarafına doğru konuşur. Bu, uyarının fiziksel olarak megafonun içine konduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, gönüllülerin megafon kullanarak yaklaşan bir yangın hakkında uyarılar bağırdığını söylüyor?

  1. Volunteers shouted warnings about their megaphones toward the approaching fire.
  2. Volunteers shouted warnings about the approaching fire into their megaphones.
  3. Volunteers carried megaphones toward the approaching fire without shouting.
Cevabı göster

Volunteers shouted warnings about the approaching fire into their megaphones.

a handheld cone-shaped device that makes your voice louder Kelime

4:29

yani sesinizi daha yüksek çıkaran elde taşınan koni şeklinde bir cihaza

when you speak into it. Kalıp ifadeler

4:32

içine konuştuğunuzda.

Kelime

a handheld cone-shaped device: isimden önce art arda gelen niteleyiciler

Bu ifadede iki niteleyici, ana isim olan device'dan önce gelir. Handheld, nesnenin kullanılırken elde tutulabilecek boyutta ve tasarımda olduğunu; cone-shaped ise koni biçiminde olduğunu belirtir. Bu iki sözcük birlikte cihazı kullanım biçimi ve görünüşüyle tanımlar. Cone-shaped içindeki kısa çizgi, cone ile shaped sözcüklerini birleştirerek device'dan önce tek bir sıfat gibi çalışmalarını sağlar. İsim + -shaped kalıbı başka ifadelerde de kullanılabilir: star-shaped window, U-shaped table.

Alıştırma

Elde tutulabilen ve pille çalışan bir radyoyu doğal biçimde anlatan isim öbeği hangisidir?

  1. a hand holding battery power radio
  2. a handheld radio-shaped battery
  3. a handheld battery-powered radio
Cevabı göster

a handheld battery-powered radio

Kalıp ifadeler

when you speak into it: sesi bir cihaza doğru yöneltmek

When you speak into it ifadesinde when, cihazın sesinizi yükselttiği durumu belirtir. It daha önce geçen device'a gönderme yapar. Speak into + device, cihazın sesi alabilmesi için sesinizi cihazın ses girişine doğru yöneltmek anlamına gelir. Into, cihazı sesinizi alan kanal olarak gösterir; konuştuğunuz kişi ya da etkileşimli özne olarak göstermez.

Alıştırma

Bir mikrofonun nasıl kullanılacağını en doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Hold the microphone close and speak from it clearly.
  2. Hold the microphone close and speak to it clearly.
  3. Hold the microphone close and speak into it clearly.
Cevabı göster

Hold the microphone close and speak into it clearly.

Once people know the danger, Dilbilgisi

4:33

İnsanlar tehlikeyi öğrendiklerinde,

they can start the evacuation, Kalıp ifadeler

4:35

tahliyeye başlayabilirler,

Kalıp ifadeler

start the evacuation: düzenli bir güvenlik sürecini başlatmak

Start the evacuation, insanları tehlikeden uzaklaştırıp güvenli bir yere götürmeye yönelik düzenli süreci başlatmak demektir. Evacuation güvenli yeri değil, bu süreci adlandırır. Start + eylem adı yapısı, prosedür dilinde yaygındır. Burada tahliye, koşullar gerektirdiğinde başlatılabilecek planlı bir operasyon olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi “insanları güvenli bir yere götürmeye yönelik düzenli süreci başlatmak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: When smoke filled the corridor, the safety officer told the team to ____.

Cevabı göster

start the evacuation

moving people from a dangerous place to somewhere safe. Kelime

4:37

yani insanları tehlikeli bir yerden güvenli bir yere taşımaya.

Dilbilgisi

Once people know the danger, ...: tetikleyici koşul olarak once

Once people know the danger ifadesinde once, “bu olur olmaz” veya “bu olduktan sonra” anlamına gelen bir bağlaçtır. Ana cümledeki eylemi mümkün kılan koşulu ya da zaman noktasını belirtir. Once A happens, B can happen kalıbı bir süreci aşamalara ayırır: önce A gerçekleşir, ardından B başlayabilir. Burada once, “bir kez” anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede once, sonraki adımı tetikleyen koşulu belirtir?

  1. Once the final inspection is complete, the bridge can reopen.
  2. The inspectors arrived at once.
  3. I inspected the bridge once last year.
Cevabı göster

Once the final inspection is complete, the bridge can reopen.

Kelime

moving people from ... to somewhere safe: başlangıç noktasını ve varış yerini belirtmek

Bu sade tanımda moving people from a dangerous place to somewhere safe, bir tahliye sırasında ne yapıldığını açıklar. moving sözcüğünün -ing biçimi süreci adlandırır; from ... to ... ise başlangıç noktasını ve varış yerini gösterir. Somewhere safe, yeri açıkça belirtilmeyen güvenli bir yer demektir. somewhere gibi belirsiz yer sözcüklerinde sıfat genellikle sözcükten sonra gelir: safe somewhere değil, somewhere safe.

Alıştırma

Başlangıç noktasını ve varış yerini gösteren iki sözcükle cümleyi tamamlayın: Moving residents ____ a flooded street ____ somewhere safe is an evacuation.

Cevabı göster

from · to

The Bangladeshis have built shelters which protect everyone,

4:41

Bangladeşliler herkesi koruyan sığınaklar inşa ettiler;

children, the old and sick, even animals, Kelime

4:45

çocukları, yaşlıları ve hastaları, hatta hayvanları bile,

Kelime

the old and sick: insan grupları için the + sıfat yapısı

Bu liste everyone kapsamına kimlerin girdiğini açıkça gösterir: children, the old and sick, even animals. Even, daha az beklenen son bir öge ekleyerek barınakların çok geniş bir canlı grubunu koruduğunu vurgular. Burada the old and sick, yaşlı insanlar ve hasta insanlar olarak anlaşılır. The, old ve sick sıfatlarının çoğul insan gruplarını temsil etmesini sağlar; ikinci the ise atlanmıştır. Bu ifade children sözcüğünü nitelemez ve bu bağlamda herkesin hem yaşlı hem de hasta olmasını gerektirmez.

Alıştırma

İki insan grubunu belirtmek için the + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The policy provides extra help for the old and the sick.
  2. The policy provides extra help for an old and a sick.
  3. The policy provides extra help for the olds and the sicks.
Cevabı göster

The policy provides extra help for the old and the sick.

so that when the cyclone is over, Dilbilgisi

4:48

böylece kasırga bittiğinde,

they can safely return to their livelihoods,

4:50

güvenle 'livelihood'larına (geçim kaynaklarına) dönebilirler,

Dilbilgisi

so that when ... is over, they can ...: amaç ve zaman yan cümleleri

so that, önceki bir eylemin amaçlanan hedefini veya pratik sonucunu belirtir: bu eylem, onların güvenli biçimde dönebilmesini mümkün kılmak için yapılır. Bu kalıpta can, neyin mümkün hâle geleceğini gösterir. so that yan cümlesinin içindeki when the cyclone is over, they can... ile belirtilen eylemin gelecekte ne zaman gerçekleşeceğini gösterir. İngilizcede geleceği anlatırken when sonrasında genellikle geniş zaman kullanılır; bu nedenle will be over değil, is over doğaldır.

Alıştırma

Etkinlik bittikten sonra kolayca çıkabilmek için geçiş kartlarını sakladığımızı hangi cümle doğru ifade eder?

  1. We are keeping the passes so that when the event will be over, we can leave easily.
  2. We are keeping the passes so that when the event is over, can we leave easily.
  3. We are keeping the passes so that when the event is over, we can leave easily.
Cevabı göster

We are keeping the passes so that when the event is over, we can leave easily.

their job, and other activities

4:52

yani işlerine ve diğer etkinliklerine

which give them the things they need to live.

4:54

onlara yaşamak için ihtiyaç duydukları şeyleri sağlayan.

Well, it's great to see people working together to survive cyclones.

4:57

Kasırgalardan sağ çıkmak için insanların birlikte çalıştığını görmek harika.

Earlier, we were talking about other natural disasters. Anlatım akışı

5:01

Daha önce diğer doğal afetlerden bahsediyorduk.

Anlatım akışı

Earlier, we were talking about ...: önceki bir konuya dönmek

Cümlenin başındaki Earlier, aynı konuşmanın veya sunumun daha önceki bir bölümüne gönderme yapar. Dinleyicilere daha önce neyin konuşulduğunu hatırlatır ve sıradaki bilginin bu konuyla bağlantılı olduğunu gösterir. Were talking, geçmişteki konuşmayı o sırada devam eden bir etkinlik olarak sunmak için past continuous kullanır. Ancak bilgiyi düzenleyen asıl hareket geriye yapılan göndermedir: konuşmacı yalnızca bir olayın zamanını belirtmez, dinleyicileri daha önce ortaya konmuş bir konuya geri yönlendirir.

Alıştırma

Bir toplantının ortasında biri şöyle diyor: Earlier, we were talking about the budget. Bu cümlenin temel işlevi nedir?

  1. Dinleyicilere önceki bir konuşmayı hatırlatmak ve o konuya yeniden dönmek
  2. Bütçe görüşmesinin şu anda gerçekleştiğini söylemek
  3. Toplantının hemen sona ereceğini duyurmak
Cevabı göster

Dinleyicilere önceki bir konuşmayı hatırlatmak ve o konuya yeniden dönmek

We were, and I asked you which disaster you thought caused most deaths, Dilbilgisi

5:04

Evet, ve ben sana en çok ölüme hangi afetin neden olduğunu düşündüğünü sormuştum,

and you said you thought maybe earthquakes,

5:10

ve sen de muhtemelen depremler olduğunu söylemiştin,

Dilbilgisi

asked you which disaster you thought...: dolaylı soruda söz dizimi

asked you ifadesinden sonra which, cümle içine yerleştirilmiş bir soru başlatır: konuşmacı soruyu doğrudan sormak yerine aktarıyor. Dolaylı sorularda bildirme cümlesi söz dizimi kullanılır; bu yüzden did you think değil, you thought gelir. Bu dolaylı soruda which disaster, caused fiilinin anlamca öznesidir; you thought ise aktarılan görüşün kime ait olduğunu gösterir. Kalıp ask + kişi + wh-cümleciği şeklindedir: I asked you [which disaster you thought caused most deaths].

Alıştırma

Dolaylı soru için doğru söz dizimine sahip cümleyi seçin.

  1. She asked me which route did I think was safer.
  2. She asked me did I think which route was safer.
  3. She asked me which route I thought was safer.
Cevabı göster

She asked me which route I thought was safer.

which was the right answer,

5:13

ki bu doğru cevaptı,

which is why these new ideas to save lives are so hopeful. Anlatım akışı

5:14

işte bu yüzden hayat kurtarmaya yönelik bu yeni fikirler çok umut verici.

Anlatım akışı

which is why: önceki bir olguyu sonucuna bağlama

Which is why, az önce sözü edilen olgunun tamamına gönderme yapar ve bundan doğan sonucu ya da çıkarımı sunar. Burada which, depremlerin doğru cevap olduğu gerçeğine gönderme yapar; sonraki cümlecik de hayat kurtarmaya yönelik yeni fikirlerin neden bu kadar umut verici göründüğünü açıklar. Bu yapı bilgiyi önce olgu, sonra sonuç sırasıyla düzenler: [olgu], which is why [sonuç]. Genellikle “işte bu yüzden” veya “bu nedenle” anlamına gelir; why içeren bir soru değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir nedeni sonucuna bağlamak için which is why ifadesini doğru kullanıyor?

  1. The road is flooded, which is where the school is closed.
  2. The road is flooded, which the school is why closed.
  3. The road is flooded, which is why the school is closed.
Cevabı göster

The road is flooded, which is why the school is closed.

Okay, let's recap the vocabulary we've learned from this program on natural disasters. Anlatım akışı

5:19

Tamam, doğal afetler hakkındaki bu programdan öğrendiğimiz kelimeleri özetleyelim.

Anlatım akışı

Let's recap ...: kısa bir tekrar ile bitirmek

Let's recap ... dinleyicileri ana noktaları birlikte kısaca gözden geçirmeye davet eder. Burada recap, “kısaca özetlemek” anlamına gelen bir fiildir; bu nedenle ifade, programın tam bir açıklamaya baştan başlamadığını, sona yaklaştığını gösterir. the vocabulary we've learned isim öbeği neyin gözden geçirileceğini belirtir. From this program kaynağı, on natural disasters ise programın konusunu, yani “doğal afetler hakkında” olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir etkinlik bitmeden önce grubu ana noktaları kısaca gözden geçirmeye doğal biçimde davet eder?

  1. Let's replace the main points before we finish.
  2. Let's recap the main points before we finish.
  3. Let's introduce a completely new topic before we finish.
Cevabı göster

Let's recap the main points before we finish.

Unpredictable events or catastrophes which cannot be controlled by humans, Dilbilgisi

5:25

İnsanlar tarafından kontrol edilemeyen öngörülemeyen olaylar veya felaketler,

and which are sometimes called acts of God.

5:30

ki bunlara bazen Tanrı'nın işi (doğal afet) de denir.

Dilbilgisi

which cannot be controlled by humans: edilgen bir ilgi yan cümlesi

İlgi zamiri which, önceki çoğul isim öbeği events or catastrophes ifadesine gönderme yapar. which cannot be controlled by humans yan cümlesi, tanımlanan olay veya felaketlerin nasıl olduğunu açıklar; onlarla ilgisiz yeni bir özne getirmez. Cannot be controlled, kiplik yardımcı fiili içeren edilgen bir yapıdır: cannot + be + geçmiş zaman ortacı. Olaylar kontrol etme eylemine maruz kalır ve by humans olası eyleyeni belirtir. İsim + which + edilgen yan cümle kalıbı, eylemi kimin yaptığından çok özelliğin önemli olduğu tanımlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi ifade doğal biçimde “bilim insanlarının tahmin edemediği olaylar” anlamına gelir?

  1. events which scientists cannot be predicted
  2. events which cannot predict scientists
  3. events which cannot be predicted by scientists
Cevabı göster

events which cannot be predicted by scientists

Fatalism is the belief that people are powerless to change the way things happen. Kelime

5:33

'Fatalism' (Kadercilik), insanların olayların gidişatını değiştirecek güce sahip olmadığı inancıdır.

Kelime

Fatalism is the belief that ...: fatalism kavramını tanımlama

X is the belief that ... kalıbı soyut bir düşünceyi tanımlar. Burada fatalism, insanların olayların nasıl geliştiğini kontrol edemeyeceği veya değiştiremeyeceği inancını ifade eder. be powerless to do something ifadesindeki powerless, mutlaka fiziksel olarak güçsüz olmak değil, bir şeyi yapacak yeteneğe veya etkiye sahip olmamak demektir. Bu nedenle fatalism, kader ve insanın kontrol gücüyle ilgili bir inançtır; ölümcüllük anlamına gelen bir isim değildir.

Alıştırma

Hangi seçenek fatalism kelimesini doğru tanımlar?

  1. İnsanların gerçekleşmesi kaderde olan şeyleri değiştiremeyeceği inancı.
  2. Ölüme yol açması muhtemel anlamına gelen bir sıfat.
  3. Bir kaza veya felaketin neden olduğu bir ölüm vakası.
Cevabı göster

İnsanların gerçekleşmesi kaderde olan şeyleri değiştiremeyeceği inancı.

If something is within your grasp,

5:38

Eğer bir şey 'within your grasp' (elinizin altında) ise,

it's likely to be accomplished.

5:40

başarılması muhtemeldir.

A megaphone is a handheld cone-shaped device

5:42

'Megaphone' (Megafon), elde taşınan koni şeklinde bir cihazdır

that makes your voice louder when you speak into it,

5:45

içine konuştuğunuzda sesinizin daha yüksek çıkmasını sağlayan,

so that people can hear you from far away. Dilbilgisi

5:48

böylece insanların sizi çok uzaklardan duyabileceği.

Dilbilgisi

so that ... can ...: amaç belirtme

so that + özne + can + fiil yapısı bir eylemin, nesnenin veya tasarımın amacını belirtir. Burada, daha önce sözü edilen eylem ya da aracın uzaktaki insanların sizi duymasını mümkün kıldığı anlamına gelir. From far away, dinleyicilerin size göre nerede bulunduğunu anlatır: sizden uzakta olsalar bile sizi duyabilirler. Sesin uzakta başladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Amaç belirtmek için cümleyi so that ve can ile tamamlayın: The guide uses a microphone ____ everyone ____ hear him.

Cevabı göster

so that · can

Evacuation means moving people from a dangerous place Kelime

5:50

'Evacuation' (Tahliye), insanları tehlikeli bir yerden taşımak anlamına gelir

to somewhere safe.

5:54

güvenli bir yere.

Kelime

Evacuation means moving ...: means + -ing ile bir terimi tanımlamak

A means doing ... kalıbı, A'nın içerdiği eylemi veya süreci belirterek A'yı tanımlar. Burada means sözcüğünden sonra isim-fiil görevindeki moving gelir; dolayısıyla cümle, tahliyenin ne yapmayı amaçladığını değil, evacuation sözcüğünün ne olduğunu açıklar. Evacuation, insanları tehlikeden uzaklaştırıp güvenli bir yere taşıma sürecidir. from ... to ... yapısı başlangıç noktasını ve varış yerini gösterir. Sözcük genellikle planlanmış veya yönlendirilmiş bir taşımayı anlatır; yalnızca bir kişinin kaçması anlamına gelmez.

Alıştırma

Tanımı means ve move fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Evacuation ____ people from a dangerous place to somewhere safe.

Cevabı göster

means moving

And finally, livelihood is your job or the work Kelime

5:55

Ve son olarak, 'livelihood' (geçim kaynağı) sizin işinizdir veya

that gives you money to buy the things you need to live.

5:58

yaşamak için ihtiyacınız olan şeyleri almanızı sağlayacak parayı veren iştir.

Kelime

Livelihood: temel yaşamı destekleyen iş veya gelir kaynağı

Livelihood, bir kişinin yaşamak için gereken parayı kazanma veya kaynakları elde etme yoludur. Bu cümlede job or the work basit bir açıklama sunarken, that gives you money ... ilgi cümleciği bu işin neden livelihood sayıldığını gösterir. Odak noktası hayatın kendisi ya da kişinin alışkanlıkları ve yaşam tarzı değil, kişinin geçimini neyin sağladığıdır. Bir livelihood ücretli bir iş, çiftçilik, balıkçılık, küçük bir işletme veya başka bir gelir kaynağı olabilir.

Alıştırma

Kuraklık nedeniyle bir çiftçinin toprağı artık ürün veya gelir sağlayamıyor. Hangi cümle çiftçinin ne kaybettiğini en iyi anlatır?

  1. The farmer has lost their lifestyle.
  2. The farmer has lost their livelihood.
  3. The farmer has lost their job interview.
Cevabı göster

The farmer has lost their livelihood.

Once again, our 6 minutes are up. Kalıp ifadeler

6:01

Bir kez daha, 6 dakikamız doldu.

Kalıp ifadeler

our 6 minutes are up: ayrılan süre sona erdi

Bir süre + be up kalıbı, ayrılan veya kullanılabilir zamanın sona erdiğini belirtir. Burada our 6 minutes are up, programın altı dakikalık bölümünün sona erdiğini ve artık bitirme zamanı olduğunu anlatır. Buradaki up, yukarı yönünü ifade etmez. En yaygın genel biçim Time's up şeklindedir. Belirli bir süre de özne olabilir ve be özneye göre çekimlenir: Your minute is up, ancak Your six minutes are up.

Alıştırma

Cümleyi be up yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Your ten minutes ____, so please finish your presentation.

Cevabı göster

are up

Goodbye, everyone.

6:03

Hoşça kalın, millet.

Bye.

6:04

Hoşça kalın.

6 Minute English from the BBC.

6:05

BBC'den 6 Minute English.