Steve Jobs'un 2005 Stanford Mezuniyet Töreni Konuşması: İngilizce çalışma notları

Stanford

Öğrenme zorluğu
2.140 kelime 195 kel/dk

Video özeti: Steve Jobs, Stanford mezuniyet konuşmasında okulu bırakmasını, Apple’dan ayrılmaya zorlanmasını, kanserle yüzleşmesini ve ölümü hatırlayarak kendi hayatını seçmesini üç hikâyeyle anlatır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. dropped out of — Öbek fiiller: Bu yaygın ifadenin bir okuldan ya da programdan tamamlamadan ayrılmak anlamına geldiğini, sadece devamsızlık yapmak ya da okul değiştirmek olmadığını anlayabilirsiniz. 2. It was awful-tasting medicine, but I guess the patient needed it. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Acı veren işten çıkarılmanın kötü tatlı ama gerekli bir ilaç gibi sunulduğunu fark ederek kayıptan yaratıcı yenilenmeye geçişi izleyebilirsiniz. 3. get my affairs in order, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Ölüm ya da büyük bir kriz yaklaşırken kişisel, ailevi, hukuki veya pratik işleri düzenlemek anlamındaki ciddi örtmeceli ifadeyi öğrenirsiniz.

Bu derste

This program is brought to you by Stanford University.

0:07

Bu program Stanford Üniversitesi tarafından sunulmaktadır.

Please visit us at stanford.edu.

0:10

Lütfen bizi stanford.edu adresinde ziyaret edin.

Thank you.

0:21

Teşekkür ederim.

I'm honored to be with you today for your commencement Kültür

0:26

Bugün mezuniyetinizde sizinle birlikte olmaktan onur duyuyorum

from one of the finest universities in the world.

0:29

dünyanın en iyi üniversitelerinden birinde.

Kültür

commencement: üniversite mezuniyet töreni

Bu cümlede commencement, özellikle ABD yükseköğretim bağlamında üniversitenin resmî mezuniyet töreni anlamına gelir. Sıradan bir başlangıç anlamında değildir. Buradaki ortam bir mezuniyet konuşmasıdır; bu nedenle your commencement, mezun olan dinleyiciler için düzenlenen töreni ifade eder. Sözcüğün bu kurumsal anlamını bilmek, resmî ortamı hemen fark etmenizi sağlar.

Alıştırma

“The dean welcomed families to the university’s commencement,” cümlesinde commencement ne anlama gelir?

  1. Resmî mezuniyet töreni.
  2. Yeni akademik yılın ilk günü.
  3. Dekanın konuşmasının başlangıcı.
Cevabı göster

Resmî mezuniyet töreni.

Truth be told, Kalıp ifadeler

0:35

Doğrusunu söylemek gerekirse,

I never graduated from college,

0:38

ben üniversiteden hiç mezun olmadım,

and this is the closest I've ever gotten to a college graduation. Dilbilgisi

0:41

ve bu, şimdiye kadar bir üniversite mezuniyetine en çok yaklaştığım an.

Kalıp ifadeler

Truth be told: samimi bir itirafı başlatmak

Truth be told, cümlenin başında kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir ve “doğrusunu söylemek gerekirse” ya da “açıkçası” anlamına gelir. Dinleyiciye, konuşmacının bir gerçeği, duyguyu veya görüşü açıkça itiraf etmek üzere olduğunu bildirir. Burada konuşmacının üniversite diplomasının olmaması, samimi ve biraz beklenmedik bir itiraf olarak sunulur. İfadeyi tek bir kalıp olarak anlayın; “gerçek söylendi” anlamındaki kelimesi kelimesine bir edilgen yapı değildir.

Alıştırma

“Truth be told, I was relieved when the meeting ended” cümlesinde Truth be told ne işlev görür?

  1. Konuşmacının bir kuraldan alıntı yaptığını gösterir.
  2. Samimi bir itirafı başlatır.
  3. Başka birinin bir sırrı açıkladığını söyler.
Cevabı göster

Samimi bir itirafı başlatır.

Dilbilgisi

the closest I've ever gotten to + isim veya -ing: şimdiye kadar en çok yaklaştığım nokta

the closest I've ever gotten to + isim veya -ing yapısı, “şimdiye kadar o deneyime, hedefe ya da sonuca en fazla yaklaştığım nokta” anlamına gelir. Üstünlük derecesindeki closest en uç yakınlık derecesini gösterir; I've ever gotten ise konuşanın geçmişten bugüne kadar olan tüm deneyimini kapsar. Burada gotten to yalnızca “bir yere vardım” anlamına gelmez. Konuşan üniversiteden mezun olmamıştır; bu törene katılmak, onun için üniversite mezuniyetine en çok benzeyen veya en çok yaklaşan deneyimdir.

Alıştırma

Dersteki yapıyı aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: This callback is ____ landing a lead role.

Cevabı göster

the closest I've ever gotten to

Today,

0:47

Bugün,

I want to tell you three stories from my life.

0:48

size hayatımdan üç hikâye anlatmak istiyorum.

That's it.

0:51

Hepsi bu.

No big deal.

0:51

Büyük bir mesele değil.

Just three stories.

0:53

Sadece üç hikâye.

The first story is about connecting the dots. Deyimler

0:55

İlk hikâye, noktaları birleştirmekle ilgili.

Deyimler

connecting the dots: ayrı şeyler arasındaki bağlantıyı görmek

Connecting the dots, ayrı deneyimleri, seçimleri veya bilgi parçalarını birbiriyle ilişkilendirerek aralarındaki bağı ve daha geniş anlamı görmeyi anlatan bir mecazdır. Buradaki -ing biçimi ilk hikâyenin konusunu adlandırır. İfade çoğu zaman geriye dönüp bakmayı çağrıştırır: “noktalar” yaşandıkları sırada ilgisiz görünebilir, ancak aralarındaki bağlantı daha sonra görünür hâle gelir.

Alıştırma

Bu cümlede connected the dots ne anlama geliyor: After reading the emails, Lena connected the dots.?

  1. Ayrı ipuçlarının birbiriyle nasıl ilişkili olduğunu gördü.
  2. Numaralı noktaları birleştirerek bir resim çizdi.
  3. Eşleşmeyen bilgileri sildi.
Cevabı göster

Ayrı ipuçlarının birbiriyle nasıl ilişkili olduğunu gördü.

I dropped out of Reed College after the first six months, Öbek fiiller

1:00

Reed College'dan ilk altı aydan sonra ayrıldım,

Öbek fiiller

dropped out of: tamamlamadan ayrılmak

Dropped out of, drop out of ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bir okulu, kursu veya programı tamamlamadan bırakmak anlamına gelir. Burada konuşan kişi, altı ay sonra Reed College öğrencisi olmaktan çıktığını söylüyor. of ifadesinden sonraki nesne, kişinin neyi bıraktığını gösterir. Dropped burada fiziksel olarak düşmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef öbek fiilin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After one semester, Nina ____ college without finishing her degree.

Cevabı göster

dropped out of

but then stayed around as a drop-in for another 18 months or so Notlar

1:03

ama sonra yaklaşık 18 ay daha misafir öğrenci gibi etrafta kaldım

Kelime

as a drop-in: gayriresmî katılımcı rolü

as a drop-in ifadesinde as bir rolü veya durumu tanıtır; a drop-in ise düzenli bir plan olmadan gelen ya da rahat biçimde katılan kişi için kullanılan sayılabilir bir isimdir. Burada konuşan kişinin artık kayıtlı olmamasına rağmen okulun çevresinde kaldığı ve gayriresmî biçimde katılım gösterdiği anlamına gelir. Drop-in gayriresmî bir tanımdır; resmî olarak onaylanmış dinleyici öğrenci gibi bir öğrenci statüsünün adı değildir.

Alıştırma

Burada as a drop-in ne anlama geliyor? He stayed near the college as a drop-in for another year.

  1. Yanlışlıkla bir yerin içine düşmek
  2. Resmî bir diplomayla mezun olmak
  3. Düzenli kayıt olmadan gayriresmî biçimde katılmak
Cevabı göster

Düzenli kayıt olmadan gayriresmî biçimde katılmak

Kalıp ifadeler

Miktardan sonra or so

Or so bir sayı veya miktardan sonra gelir ve “yaklaşık” ya da “aşağı yukarı” anlamına gelir. another 18 months or so ifadesinde konuşan kişi kesin bir süre değil, tahmini bir süre verir. Or so ifadesini miktardan sonra gelen tek bir kalıp olarak düşünün: eighteen months or so. Buradaki so, “bu yüzden” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “yaklaşık” anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The repair will take two hours ____.

Cevabı göster

or so

before I really quit.

1:06

tamamen bırakmadan önce.

So why did I drop out?

1:09

Peki neden ayrıldım?

It started before I was born.

1:12

Her şey ben doğmadan önce başladı.

My biological mother was a young unwed graduate student,

1:15

Biyolojik annem genç, bekâr bir lisansüstü öğrencisiydi,

and she decided to put me up for adoption. Kalıp ifadeler

1:19

ve beni evlatlık vermeye karar verdi.

Kalıp ifadeler

decided to put me up for adoption: beni evlatlık vermeye karar verdi

Decided to put me up for adoption, “başka bir ailenin beni evlat edinmesi için gereken düzenlemeyi yapmaya karar verdi” anlamına gelir. Yapılar decide to + fiil ve put + kişi + up for adoption şeklindedir. Nesne zamiri kullanıldığında put ve up ayrılır: put me up for adoption denir, put up me for adoption denmez. Burada for adoption sözcükleri zorunludur; put someone up tek başına başka anlamlara gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, çocuğun yasal vasilerinin başka bir ailenin çocuğu evlat edinebileceğine karar verdiği anlamına gelir?

  1. They decided to adopt the baby.
  2. They decided to put the baby up for adoption.
  3. They decided to put their guests up for the night.
Cevabı göster

They decided to put the baby up for adoption.

She felt very strongly that I should be adopted by college graduates,

1:22

Üniversite mezunları tarafından evlat edinilmem konusunda çok kararlıydı,

so everything was all set for me to be adopted at birth Kalıp ifadeler

1:26

bu yüzden doğar doğmaz evlat edinilmem için her şey hazırlanmıştı

Kalıp ifadeler

everything was all set for me to be adopted at birth: doğumda evlat edinilmem için her şeyin hazır olması

Bu cümlede everything was all set, gerekli tüm düzenlemelerin önceden tamamlandığını anlatır. Buradaki anlam hazır olma durumudur; bir nesneyi bir yere koymak ya da bir cihazı ayarlamak değildir. be all set for someone to do something kalıbı, bu düzenlemelerin hangi eylemi mümkün kıldığını belirtir. Burada for me to be adopted at birth, konuşmacının doğar doğmaz evlat edinilmesinin planlandığını gösterir; to be adopted edilgen mastardır.

Alıştırma

Cümleyi all set for kullanarak tamamlayın: Everything is ____ us to leave at dawn.

Cevabı göster

all set for

by a lawyer and his wife.

1:29

bir avukat ve karısı tarafından.

Except that when I popped out, Kelime

1:31

Ama ben dünyaya geldiğimde,

Kelime

I popped out: I was born demenin mizahi bir yolu

Burada I popped out, I was born demenin çok gündelik ve mizahi bir yoludur. İfade, bir bebeğin aniden ortaya çıkışına dair hızlı ve canlı bir görüntü oluşturduğu için kişisel hikâyeyi daha hafif bir tona taşır. Doğumla ilgili bu anlam bağlama bağlıdır; pop out daha genel olarak aniden ortaya çıkmak veya dışarı çıkmak anlamına gelir. Burada konuşmacı kısa süreliğine dışarı çıktığını söylemiyor.

Alıştırma

Bu ifade resmî bir tıbbi rapor için uygun mu? The baby popped out at 3:00 a.m.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

they decided at the last minute that they really wanted a girl. Kalıp ifadeler

1:33

onlar son anda aslında bir kız istediklerine karar verdiler.

Kalıp ifadeler

at the last minute: çok geç, olayın hemen öncesinde

At the last minute, bir kararın, son tarihin veya olayın hemen öncesindeki çok geç bir zamanı ifade eder. Genellikle kelimenin tam anlamıyla son altmış saniye demek değildir. Burada kararın çok geç değiştiğini gösterir ve anlatıda ani bir dönüm noktası yaratır. Bir eylemin veya değişikliğin neredeyse hiç zaman kalmamışken gerçekleştiğini göstermek için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “çok geç, olayın hemen öncesinde” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The keynote speaker withdrew ____, so we had to change the schedule.

Cevabı göster

at the last minute

So my parents, who were on a waiting list,

1:37

Böylece bekleme listesinde olan ailem,

got a call in the middle of the night asking,

1:40

gece yarısı bir telefon aldılar ve kendilerine şöyle dendi:

"We've got an unexpected baby boy.

1:43

"Beklenmedik bir erkek bebeğimiz var.

Do you want him?"

1:45

Onu istiyor musunuz?"

They said, "Of course."

1:47

Onlar da, "Elbette," dediler.

My biological mother found out later

1:50

Biyolojik annem daha sonra şunu öğrendi:

that my mother had never graduated from college,

1:53

annem üniversiteden hiç mezun olmamış,

and that my father had never graduated from high school.

1:55

babam da liseyi hiç bitirmemişti.

She refused to sign the final adoption papers.

1:59

Son evlat edinme belgelerini imzalamayı reddetti.

She only relented a few months later Kelime

2:03

Ancak birkaç ay sonra yumuşadı

Kelime

She only relented: kabulden önce direnme

Relented, onun daha önce direndiğini, reddettiğini veya katı bir tutum sergilediğini, fakat daha sonra tutumunu yumuşatıp geri adım attığını ifade eder. Fiil, önce direnme sonra taviz verme şeklinde bir değişim içerir. Only, a few months later ile birlikte bu değişimin ne kadar geç gerçekleştiğini vurgular: aylar geçene kadar geri adım atmamıştır. Relented, yalnızca agreed veya changed her mind demekten daha belirgindir.

Alıştırma

Relented hangi durumda en iyi seçimdir?

  1. Birisi birkaç isteği reddeder ve sonunda izin verir.
  2. Birisi hiç direnmeden hemen evet der.
  3. Birisi verdiği karardan dolayı üzülür ama kararı değiştirmez.
Cevabı göster

Birisi birkaç isteği reddeder ve sonunda izin verir.

when my parents promised that I would go to college.

2:05

ailem benim üniversiteye gideceğime söz verince.

This was the start in my life.

2:09

Hayatım böyle başladı.

And 17 years later, I did go to college.

2:13

Ve 17 yıl sonra gerçekten üniversiteye gittim.

But I naively chose a college that was almost as expensive as Stanford, Dilbilgisi

2:17

Ama safça, Stanford kadar pahalıya yakın bir üniversite seçtim,

Dilbilgisi

was almost as expensive as Stanford: neredeyse eşit derecede karşılaştırma

almost as + sıfat + as kalıbı, derecelerin neredeyse eşit olduğunu belirten bir karşılaştırma yapar. was almost as expensive as Stanford ifadesinde expensive karşılaştırılan özelliktir; Stanford ise karşılaştırma ölçütüdür. Almost, as ... as karşılaştırmasının tamamının belirttiği dereceyi niteler. Üniversitenin maliyetinin Stanford'un maliyetine yaklaştığını ancak tam olarak aynı düzeye ulaşmadığını anlatır. almost ilk as sözcüğünden önce gelir; Stanford'u nitelemez.

Alıştırma

Cümleyi almost as ... as kullanarak tamamlayın. The repair cost $950, and a new laptop cost $1,000. The repair was ____ buying a new laptop.

Cevabı göster

almost as expensive as

and all of my working-class parents' savings Kelime

2:22

ve işçi sınıfından olan ailemin tüm birikimi

were being spent on my college tuition.

2:24

üniversite harcıma harcanıyordu.

Kelime

working-class parents': sınıfsal geçmiş ve çoğul iyelik

Working-class, parents sözcüğünü niteleyen ve kısa çizgiyle yazılan birleşik bir sıfattır. Ücretli işlerle bağlantılı ve çoğu zaman daha az servet ya da ekonomik güvenceye sahip geniş bir sosyoekonomik geçmişi anlatır; yalnızca şu anda çalışan anne babalar demek değildir. Çoğul parents sözcüğünden sonraki kesme işareti iyelik bildirir; dolayısıyla birikim anne babaya aittir. Bu cümlede ifade, tüm birikimin öğrenim ücretine harcanmasının aile için özellikle ağır bir ekonomik yük olduğunu hissettirir.

Alıştırma

'The new childcare policy reduced pressure on working-class parents' budgets,' cümlesinde working-class parents' ne anlama gelir?

  1. işçi sınıfı geçmişinden gelen ebeveynlere ait bütçeler
  2. şu anda işi olan tüm ebeveynlere ait bütçeler
  3. çalışma yapan bir sınıf için ayrılmış bütçeler
Cevabı göster

işçi sınıfı geçmişinden gelen ebeveynlere ait bütçeler

After six months, I couldn't see the value in it. Kalıp ifadeler

2:27

Altı ay sonra bunun değerini göremedim.

Kalıp ifadeler

couldn't see the value in it: bir şeyin neden değerli olduğunu görememek

Bu cümlede couldn't see the value in it, konuşanın bunun neden değerli olduğunu anlayamadığı anlamına gelir. See burada gözle görmek değil, bir değeri fark etmek veya anlamaktır. It, daha önce söz edilen pahalı üniversite eğitimini belirtir. Aktarılabilir kalıp see the value in + isim, zamir veya -ing biçimidir. Bir şeyin zaman, para ya da çabaya değip değmediğini değerlendirmek için kullanılır; olumsuz biçim, konuşanın yeterli bir yarar göremediğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “neden değdiğini anlamak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After trying the app for a week, I still couldn't ____ paying for premium.

Cevabı göster

see the value in

I had no idea what I wanted to do with my life, Dilbilgisi

2:30

Hayatımla ne yapmak istediğime dair hiçbir fikrim yoktu,

and no idea how college was going to help me figure it out.

2:33

ve üniversitenin bunu anlamama nasıl yardımcı olacağına dair de hiçbir fikrim yoktu.

Dilbilgisi

had no idea what ... / no idea how ...: düz cümle söz dizimli dolaylı sorular

Had no idea what ... ve no idea how ..., no idea + wh-cümleciği yapısının iki örneğini bağlar. What bilinmeyen bir içeriği veya seçimi, how ise bilinmeyen bir yöntemi ya da biçimi belirtir. No idea ifadesinin tekrarı her iki belirsizliği de vurgular. Bunlar doğrudan sorular değil, cümle içine yerleşmiş dolaylı soru cümlecikleridir. Bu nedenle what I wanted ve how college was going to help gibi düz cümle söz dizimini kullanırlar; what did I want veya how was college going to help gibi devrik soru söz dizimi kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede no idea sonrasında dolaylı wh-cümleciği doğru kullanılmıştır?

  1. I have no idea what does he want.
  2. I have no idea what he wants.
  3. I have no idea what wants he.
Cevabı göster

I have no idea what he wants.

And here I was, spending all the money Anlatım akışı

2:36

Ve işte oradaydım, tüm parayı harcıyordum

my parents had saved their entire life.

2:38

ailemin bütün hayatları boyunca biriktirdiği parayı.

Anlatım akışı

And here I was: geçmişteki bir sahnenin içine girmek

And here I was bir hikâye anlatma kalıbıdır. Buradaki here esas olarak fiziksel bir konumu göstermez; ifade, sanki o an şimdi yaşanıyormuş gibi dinleyiciyi konuşanın geçmişteki durumunun içine yerleştirir. And bu sahneyi önceki anlatıma bağlar. Ardından gelen -ing'li spending all the money... bölümü, konuşanın o sırada ne yaptığını gösterir. Bu sıralama önce durumu öne çıkarır, sonra kaygı verici eylemi açıklar; böylece baskı ve öz değerlendirme duygusu yaratır.

Alıştırma

Bu cümlede And here I was ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Dinleyiciyi konuşanın geçmişteki durumunun içine çekmek
  2. Konuşanın şu anki kesin konumunu belirtmek
  3. Hikâyenin sona erdiğini göstermek
Cevabı göster

Dinleyiciyi konuşanın geçmişteki durumunun içine çekmek

So I decided to drop out

2:42

Bu yüzden okulu bırakmaya karar verdim

and trust that it would all work out okay. Öbek fiiller

2:44

ve her şeyin yoluna gireceğine güvenmeye.

Öbek fiiller

work out: iyi bir sonuçla bitmek

it would all work out okay ifadesinde work out, bir durumun başarılı biçimde gelişmesi, çözülmesi veya kabul edilebilir bir sonuçla bitmesi anlamına gelen geçişsiz bir öbek fiildir. it ve all birlikte belirsiz durumun tamamına işaret eder. Burada egzersiz yapmak anlamında değildir. trust that sonrasında bu ifade, konuşan kişi bunun tam olarak nasıl gerçekleşeceğini bilmese bile nihai sonuca güvendiğini anlatır. Okay, sonucun tatmin edici olacağını ayrıca vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede work out, ‘başarılı biçimde gelişmek veya iyi sonuçlanmak’ anlamında kullanılmıştır?

  1. Let's work out the total cost before we order.
  2. We work out at the gym every Saturday.
  3. Even if the plan changes, I think everything will work out.
Cevabı göster

Even if the plan changes, I think everything will work out.

It was pretty scary at the time,

2:47

O zamanlar oldukça korkutucuydu,

but looking back, it was one of the best decisions I ever made. Anlatım akışı

2:49

ama geriye dönüp baktığımda, verdiğim en iyi kararlardan biriydi.

Anlatım akışı

looking back: daha sonraki bir değerlendirmeye geçmek

Looking back, geriye dönük bir bakış açısını gösterir: konuşanın geçmişteki bir olayı daha sonraki bir zamandan değerlendirdiğini dinleyiciye bildirir. Burada but looking back, zaman bakışını kararın o sırada nasıl hissettirdiğinden —korkutucuydu— konuşanın daha sonra yaptığı olumlu değerlendirmeye taşır. Kişisel deneyim anlatılarında bu ifade iki bakış açısını düzenlemeye yardımcı olur: olayın yaşandığı andaki deneyim ve konuşanın daha sonra anladıkları. Fiziksel olarak arkasına dönüp bakmak değil, “geriye dönüp değerlendirmek” anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede looking back ne işe yarıyor?

  1. O sırada hissedilen korkudan daha sonraki bir değerlendirmeye geçiş yapar.
  2. Konuşanın fiziksel olarak arkasına döndüğünü gösterir.
  3. Gelecekteki bir kararla ilgili planı sunar.
Cevabı göster

O sırada hissedilen korkudan daha sonraki bir değerlendirmeye geçiş yapar.

The minute I dropped out, Dilbilgisi

2:53

Okulu bıraktığım anda,

Dilbilgisi

The minute + yan cümle: '... olur olmaz'

The minute + özne + fiil yapısı, “... olur olmaz” ya da “... olduğu anda” anlamında bir zaman bağlacı işlevi görebilir. The minute I dropped out bölümünde bir yan zaman cümlesi başlatır; ardından gelen ana cümle, hemen sonrasında neyin mümkün hâle geldiğini belirtir. Baştaki bu yan cümle altmış saniyelik bir süreyi ifade etmez. Bu zaman cümlesi önce geldiğinde, altyazıda olduğu gibi normalde arkasından virgül gelir.

Alıştırma

Cümleyi minute içeren ve “... olur olmaz” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ the teacher finished speaking, Maya raised her hand.

Cevabı göster

The minute

I could stop taking the required classes that didn't interest me,

2:55

ilgimi çekmeyen zorunlu dersleri bırakabildim

and begin dropping in on the ones that looked far more interesting. Öbek fiiller

2:59

ve çok daha ilginç görünen derslere misafir olarak girmeye başladım.

Öbek fiiller

dropping in on: gayriresmî olarak katılmak veya ziyaret etmek

Burada dropping in on, bazı derslere resmî olarak kayıt olmadan gayriresmî biçimde katılmak demektir. the ones dersleri ifade eder; dolayısıyla bu ifade fiziksel olarak bir yerin içine düşmeyi anlatmaz. drop in on + kişi, ders, toplantı veya etkinlik yapısı, çoğunlukla kesin bir ön plan olmadan kısa süreli ve samimi biçimde ziyaret etmek ya da katılmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi drop in on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: I wasn't registered for the course, but I ____ one lecture to see what it was like.

Cevabı göster

dropped in on

It wasn't all romantic. Ton ve niyet

3:04

Her şey romantik değildi.

Ton ve niyet

It wasn't all romantic: idealize edilmiş bir görüntüyü düzeltmek

Bu cümlede romantic, aşkla ilgili değil; idealize edilmiş, göz alıcı ya da gerçekte olduğundan daha güzel demektir. It wasn't all romantic. deneyimin çekici yönleri olduğunu, ancak gerçek zorluklar da içerdiğini anlatır. not all + sıfat yapısı kısmi bir olumsuzluktur: deneyimin tamamının kötü olduğunu söylemek yerine, aşırı olumlu bir görüntüyü yumuşatıp düzeltir.

Alıştırma

Konuşan kişi It wasn't all romantic. derken ne anlatıyor?

  1. Deneyimin çekici yönleri vardı, ancak gerçek zorlukları da vardı.
  2. Deneyim dikkatle planlanmıştı.
  3. Deneyimin hiçbir iyi yanı yoktu.
  4. Deneyim esas olarak aşkla ilgiliydi.
Cevabı göster

Deneyimin çekici yönleri vardı, ancak gerçek zorlukları da vardı.

I didn't have a dorm room,

3:06

Yurtta bir odam yoktu,

so I slept on the floor in friends' rooms.

3:07

bu yüzden arkadaşlarımın odalarında yerde yatıyordum.

I returned Coke bottles for the 5-cent deposits to buy food with, Kültür

3:10

Yiyecek alabilmek için kola şişelerini 5 sent depozito karşılığında iade ediyordum,

Kültür

returned Coke bottles for the 5-cent deposits: şişeleri iade edip depozitoyu geri almak

Burada returned Coke bottles, boş şişeleri bir iade noktasına götürmek anlamına gelir. The 5-cent deposits, şişeler için ödenmiş ve geri alınabilen beş sentlik küçük tutarlardır; for ise şişeleri verme karşılığında bu paranın alındığını gösterir. Deposits burada banka hesabına yatırılan para değildir. Amerika Birleşik Devletleri'nin bazı bölgelerinde belirli içecek kapları için küçük bir ek ücret ödenir ve boş kap iade edildiğinde bu ücret geri alınır. Dolayısıyla cümle, sıradan bir ürün iadesini değil, yiyecek almak için çok sayıda küçük şişe depozitosunun kullanılmasını anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede returned Coke bottles for the 5-cent deposits ne anlama geliyor?

  1. Konuşmacı tanesi beş sente yeni şişeler aldı.
  2. Konuşmacı şişeleri bir banka kasasında sakladı.
  3. Konuşmacı tadı kötü olduğu için açılmamış Coca-Cola'yı iade etti.
  4. Konuşmacı boş şişeleri iade edip her biri için geri ödenebilir beş sent aldı.
Cevabı göster

Konuşmacı boş şişeleri iade edip her biri için geri ödenebilir beş sent aldı.

and I would walk the 7 miles across town every Sunday night

3:14

ve her pazar gecesi şehir boyunca 7 mil yürüyordum

to get one good meal a week at the Hare Krishna Temple. Kültür

3:18

Hare Krishna Tapınağı'nda haftada bir kez düzgün bir yemek yiyebilmek için.

Kültür

the Hare Krishna Temple: yemek sağlayan bir dinî topluluk mekânı

The Hare Krishna Temple, Hindu ibadet geleneğiyle ilişkili Hare Krishna dinî hareketinin kullandığı bir yeri ifade eder. Bu cümleyi anlamak için gereken temel bilgi, buranın yemek sağlayan bir dinî topluluk mekânı olduğu ve sıradan bir restoran adı olmadığıdır. Mekânın adı, konuşmacının haftada bir doyurucu yemeği nerede bulabildiğini açıklar. Bağlamda bu ayrıntı, turistik bir ziyareti değil, konuşmacının çok az parası olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede the Hare Krishna Temple için en yararlı yorum hangisidir?

  1. Dinî bir topluluğun işlettiği ve konuşmacının yemek alabildiği bir yer.
  2. Hare Krishna adlı sıradan bir restoran.
  3. Yaban tavşanlarıyla ilgili turistik bir yer.
  4. Şişe depozitolarının saklandığı bir banka.
Cevabı göster

Dinî bir topluluğun işlettiği ve konuşmacının yemek alabildiği bir yer.

I loved it.

3:21

Buna bayılıyordum.

And much of what I stumbled into by following my curiosity and intuition Öbek fiiller

3:23

Ve merakım ile sezgilerimin peşinden giderek rastladığım şeylerin çoğu

Öbek fiiller

I stumbled into: bir şeye tesadüfen girmek

I stumbled into burada mecaz anlamdadır: Bir şeye planlamadan dahil olduğum veya onunla karşılaştığım anlamına gelir. Konuşan kişi sabit bir plan yerine merakını ve sezgilerini izlediği için keşifler tesadüfi görünür. stumble into + something yapısında nesne, tesadüfen girilen deneyim, alan, rol veya durumdur. Buradaki what, konuşan kişinin tesadüfen içine girdiği şeyleri veya deneyimleri temsil eder.

Alıştırma

“Alana tesadüfen girdim” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: I had never planned to work in radio; I ____ it after volunteering at a local station.

Cevabı göster

stumbled into

turned out to be priceless later on. Kalıp ifadeler

3:27

sonradan paha biçilmez çıktı.

Kalıp ifadeler

turned out to be: sonradan ortaya çıkan sonucu belirtmek

turned out to be daha sonra açıklığa kavuşan sonucu sunar: Bir şeyin belirli bir kimliğe veya niteliğe sahip olduğu sonunda keşfedilmiş ya da kanıtlanmıştır. Burada karşılaşılan şeylerin, değerleri ilk başta belli olmasa da, sonradan paha biçilmez olduğu anlaşılmıştır. Tekrar kullanılabilen yapı özne + turn out + to be + isim veya sıfattır. Geçmiş biçimi turned out tamamlanmış bir keşfe dönüp bakar; later on ise zaman karşıtlığını güçlendirir.

Alıştırma

“Sonradan ... olduğu keşfedildi” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The unlabeled box ____ full of old family photos.

Cevabı göster

turned out to be

Let me give you one example. Anlatım akışı

3:30

Size bir örnek vereyim.

Anlatım akışı

Let me give you one example: genel bir düşünceden belirli bir vakaya geçiş

Bir konuşmada Let me give you one example yapısal bir işarettir: konuşmacı genel bir iddia ya da açıklamadan, konuyu daha açık hâle getirecek belirli bir örneğe geçer. Dinleyici olarak sırada bir hikâye, vaka veya kanıt bekleyebilirsiniz. Bu cümle dinleyicinin dikkatini yönlendirir; yalnızca bir nezaket sözü değildir.

Alıştırma

Bir konuşmacı “Let me give you one example.” diyor. Sonrasında ne beklemelisiniz?

  1. Genel bir düşünceden belirli bir vakaya geçiyor.
  2. Dinleyicilerden izin istiyor.
  3. Tamamen ilgisiz bir konuya geçiyor.
  4. Konuşmanın tamamını bitiriyor.
Cevabı göster

Genel bir düşünceden belirli bir vakaya geçiyor.

Reed College at that time offered

3:33

Reed College o zamanlar

perhaps the best calligraphy instruction in the country.

3:34

belki de ülkedeki en iyi kaligrafi eğitimini veriyordu.

Throughout the campus, every poster, every label on every drawer

3:38

Kampüsün her yerinde, her afiş, her çekmecedeki her etiket

was beautifully hand calligraphed.

3:42

elde çok güzel bir şekilde kaligrafiyle yazılmıştı.

Because I had dropped out and didn't have to take the normal classes,

3:45

Okulu bırakmış olduğum ve normal dersleri almak zorunda olmadığım için,

I decided to take a calligraphy class to learn how to do this.

3:49

bunu nasıl yapacağımı öğrenmek için bir kaligrafi dersine girmeye karar verdim.

I learned about serif and sans serif typefaces, Kültür

3:52

Serif ve sans serif yazı karakterlerini öğrendim,

Kültür

serif and sans serif typefaces: tipografinin iki temel kategorisi

Serif, bir harfin ana çizgisinin ucundaki küçük bitiş çizgisidir. Bir serif typeface bu çizgilere sahiptir; bir sans serif typeface ise sahip değildir. Sans “olmadan” anlamına gelir; typeface ise günlük dilde sıkça font denilen genel harf tasarımını ifade eder. serif and sans serif typefaces birlikte tipografinin iki temel kategorisini adlandırır. Cümle, konuşmacının harf biçimlerinin tasarımını öğrendiğini gösterir; bu bilgi, konuşma daha sonra bilgisayar tipografisine geçtiğinde önem kazanır.

Alıştırma

Hangi açıklama bir sans serif typeface için uygundur?

  1. Yalnızca resimler içeren bir dosya.
  2. Uçlarında küçük bitiş çizgileri olmayan harfler.
  3. Uçlarında küçük bitiş çizgileri olan harfler.
  4. Bir tasarımcının el yazısı imzası.
Cevabı göster

Uçlarında küçük bitiş çizgileri olmayan harfler.

about varying the amount of space between different letter combinations,

3:56

farklı harf birleşimleri arasındaki boşluğun nasıl değiştirildiğini,

about what makes great typography great. Dilbilgisi

3:59

harika tipografiyi harika yapan şeyin ne olduğunu öğrendim.

Dilbilgisi

what makes great typography great: what makes X Y yapısı

what makes X Y yapısında make, “X'in Y olmasına veya Y görünmesine neden olmak” anlamına gelir. X hakkında konuşulan şey, Y ise ortaya çıkan nitelik ya da roldür. what makes great typography great ifadesinde great typography X, sondaki great ise Y konumundadır. Soru, harika tipografiye üstün niteliğini hangi özelliklerin verdiğini sorar; ikinci great yanlışlıkla yapılmış bir tekrar değil, tümleçtir.

Alıştırma

Cümleyi what makes X Y yapısıyla tamamlayın: The workshop explored ____ a logo memorable.

Cevabı göster

what makes

It was beautiful, historical,

4:03

Güzeldi, tarihseldi,

artistically subtle in a way that science can't capture, Dilbilgisi

4:05

bilimin yakalayamayacağı kadar sanatsal bir inceliğe sahipti,

Dilbilgisi

in a way that science can't capture: in a way that ile biçim belirtme

in a way that + yan cümle, bir niteliğin veya eylemin nasıl deneyimlendiğini ya da algılandığını açıklar. Burada that science can't capture, konunun sanatsal açıdan incelikli olduğu belirli biçimi tanımlar. Capture mecaz anlamdadır: bir niteliği tamamen kaydetmek, temsil etmek veya ifade etmek demektir. Konuşmacı, bilimin fiziksel olarak bir şeyi yakaladığını değil, bu sanatsal inceliği bütünüyle betimleyemediğini veya açıklayamadığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi in a way that ile tamamlayın: The coach described the drill ____ the whole team could understand.

Cevabı göster

in a way that

and I found it fascinating.

4:09

ve bunu büyüleyici buldum.

None of this had even a hope Deyimler

4:11

Bunların hiçbirinin

of any practical application in my life.

4:13

hayatımda pratik bir uygulaması olacağına dair en ufak bir umudu yoktu.

Deyimler

None of this had even a hope of: en küçük bir ihtimal bile yok

None of this, öğrenilenlerin hiçbir bölümünün buna dâhil olmadığını belirtir. Buradaki had even a hope of, birinin umutlu hissetmesini anlatmaz; hope sözcüğü olasılık veya ihtimal anlamındadır. Olumsuz özne ile even birlikte yargıyı güçlendirir: O sırada bunların hiçbirinin hayatında işe yarama ihtimali en ufak düzeyde bile görünmüyordu. Aktarılabilir kalıp have no hope of + isim veya -ing biçimidir; daha dramatik olan kalıp ise not have even a hope of + isim veya -ing biçimidir. Bir sonucu neredeyse imkânsız olarak sunar ve çoğu zaman konuşanın o andaki bakış açısını yansıtır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki vurgulu kalıpla tamamlayın: With the bridge washed out and no boat available, we did not ____ reaching the island that night.

Cevabı göster

have even a hope of

But 10 years later, when we were designing the first Macintosh computer,

4:17

Ama 10 yıl sonra, ilk Macintosh bilgisayarını tasarlarken,

it all came back to me. Öbek fiiller

4:21

hepsi bana geri döndü.

Öbek fiiller

it all came back to ...: bilgi veya deneyimi yeniden hatırlamak

it all came back to me ifadesinde it, önceki bilgi ve deneyimlerin tümüne birlikte gönderme yapar; all ise birbiriyle bağlantılı ayrıntıların tamamını vurgular. Came back to me, bu bilgi yeniden gerekli olduğunda konuşanın zihnine geri geldi demektir; hiçbir şey fiziksel olarak ona doğru hareket etmemiştir. X came back to someone kalıbı, unutulmuş veya bir süredir kullanılmamış bir anının, becerinin, ismin, duygunun ya da fikrin yeniden erişilebilir olmasını anlatır. Çoğu zaman kişinin bilinçli biçimde hatırlamaya çalışmasından ziyade bir durumun anıyı tetiklediğini düşündürür.

Alıştırma

Bilginin yeniden aklına geldiğini anlatan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Maya had not coded in Python for years, but after one short task, it all ____ her.

Cevabı göster

came back to

And we designed it all into the Mac.

4:23

Ve hepsini Mac'e yerleştirdik.

It was the first computer with beautiful typography.

4:25

Güzel tipografiye sahip ilk bilgisayardı.

If I had never dropped in on that single course in college, Dilbilgisi

4:29

Eğer üniversitede o tek derse misafir olarak girmemiş olsaydım,

the Mac would have never had multiple typefaces or proportionally spaced fonts. Kültür

4:32

Mac asla birden fazla yazı tipine ya da orantılı aralıklı fontlara sahip olmazdı.

Dilbilgisi

If I had never... / would have never had: geçmişe yönelik gerçek dışı koşul

Bu, geçmişe yönelik gerçek dışı bir koşul cümlesidir. If I had never dropped in gerçekte olanın tersini hayal eder: konuşan kişi o derse gerçekten katılmıştır. the Mac would have never had ise hayal edilen geçmiş sonucu verir: o olay olmasaydı Mac'te bu yazı tipi özellikleri bulunmayacaktı. Başka durumlara aktarılabilen kalıp If + özne + had (not/never) + geçmiş zaman ortacı, özne + would have (not/never) + geçmiş zaman ortacıdır. Tamamlanmış bir geçmişe dönüp gerçek dışı koşulu onun gerçek dışı sonucuna bağlar.

Alıştırma

never, had never ... would have never ... kalıbı ve try ile discover fiillerini kullanarak geçmişe yönelik gerçek dışı cümleyi tamamlayın: If Ana ____ pottery, she ____ her favorite hobby.

Cevabı göster

had never tried · would have never discovered

Kültür

proportionally spaced fonts: değişken karakter genişlikleri

Proportionally spaced fonts bir tipografi terimidir. Böyle bir yazı tipinde her karakter şekline uygun bir genişlik kullanır: i dar, m ise geniştir. Bu ifade, harflerin arasına ek boşluklar yerleştirildiği anlamına gelmez. Burada ifade yalnızca güzel veya çeşitli yazıları değil, Mac'in belirli bir tipografi özelliğini adlandırır. Temel karşıtı, her karakterin aynı yatay genişliği kapladığı monospaced font terimidir.

Alıştırma

Burada proportionally spaced fonts ne anlama geliyor?

  1. Her harf çiftinin arasında olağan dışı büyük boşluklar bulunan yazı tipleri
  2. Karakter genişliklerinin karakter şekillerine göre değiştiği yazı tipleri
  3. Her karakterin tam olarak aynı genişliğe sahip olduğu yazı tipleri
Cevabı göster

Karakter genişliklerinin karakter şekillerine göre değiştiği yazı tipleri

And since Windows just copied the Mac,

4:37

Ve Windows sadece Mac'i kopyaladığı için,

it's likely that no personal computer would have them.

4:39

muhtemelen hiçbir kişisel bilgisayarda bunlar bulunmazdı.

If I had never dropped out, I would have never dropped in on that calligraphy class,

4:49

Eğer hiç okulu bırakmamış olsaydım, o kaligrafi dersine de hiç girmezdim,

and personal computers might not have the wonderful typography that they do.

4:53

ve kişisel bilgisayarlar bugün sahip oldukları o harika tipografiye sahip olmayabilirdi.

Of course, it was impossible to connect the dots looking forward Deyimler

4:58

Elbette, ileriye bakarken noktaları birleştirmek imkânsızdı

when I was in college,

5:01

ben üniversitedeyken,

but it was very, very clear looking backwards 10 years later.

5:02

ama 10 yıl sonra geriye bakınca bu çok, çok açıktı.

Again, you can't connect the dots looking forward.

5:06

Yine söylüyorum, ileriye bakarak noktaları birleştiremezsiniz.

You can only connect them looking backwards.

5:09

Onları ancak geriye bakarak birleştirebilirsiniz.

Deyimler

to connect the dots looking forward ... only connect them looking backwards: ileriye bakarak noktaları birleştiremezsiniz, sadece geriye bakarak birleştirebilirsiniz

"connect the dots", numaralandırılmış noktaları birleştirerek gizli bir resim ortaya çıkaran çocuk oyunundan gelen bir metafordur. Jobs burada, yaşam deneyimlerinin, seçimlerin ve olayların, ancak geriye bakıldığında anlamlı bir desen oluşturduğunu anlatmak için kullanır. "Looking forward", olaylar hâlâ yaşanırken geleceğe bakarak deseni görmeye çalışmak anlamına gelir. "Looking backwards", yeterince zaman geçtikten sonra geçmişe bakmak demektir. Konuşma bağlamında, o anda üniversite deneyimlerinin ne anlama geldiğini tahmin etmek imkansızdı, ama on yıl sonra her şey geriye bakınca nettir. Anahtar ders: seçimlerinizin anlamını genellikle o anda kavrayamazsınız; noktaları ancak geçmişinize bakarak birleştirebilirsiniz.

Alıştırma

Konuşmada Steve Jobs "you can only connect them looking backwards" derken ne demek istiyor?

  1. Yeterince çabalarsanız gelecekteki bağlantıları tahmin edebilirsiniz.
  2. Geçmiş deneyimlerin anlamını sadece geriye bakarak görebilirsiniz.
  3. Yerdeki noktaları birleştirmek için gerçekten geri geri yürümelisiniz.
  4. Geleceğe bakmak, geçmiş üzerinde düşünmekten daha önemlidir.
Cevabı göster

Geçmiş deneyimlerin anlamını sadece geriye bakarak görebilirsiniz.

So you have to trust that the dots will somehow connect in your future.

5:12

Bu yüzden, noktaların geleceğinizde bir şekilde birleşeceğine güvenmek zorundasınız.

You have to trust in something,

5:16

Bir şeye güvenmek zorundasınız,

your gut, destiny, life, karma, whatever,

5:18

içgüdünüze, kadere, hayata, karmaya, her neyse,

because believing that the dots will connect down the road Deyimler

5:21

çünkü noktaların yolun ilerleyen kısmında birleşeceğine inanmak

Deyimler

down the road: gelecekte belirsiz bir zaman

Bu cümlede down the road, “gelecekte belirsiz bir zamanda” demektir. will connect ifadesini niteler ve bu sonucun şimdi değil, daha sonra gerçekleşeceğini belirtir. Bu ifade, yolu zaman için bir metafor olarak kullanır: hayatta ilerlemek, bir güzergâh boyunca ilerlemek gibi düşünülür. Burada gerçek bir yol veya yön anlatılmaz.

Alıştırma

Cümleyi “gelecekte belirsiz bir zamanda” anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: Keeping clear notes now will make the project easier ____.

Cevabı göster

down the road

will give you the confidence to follow your heart Deyimler

5:24

size kalbinizin peşinden gitme cesareti verecektir

even when it leads you off the well-worn path, Deyimler

5:27

sizi alışılmış yolun dışına çıkarsa bile,

Deyimler

to follow your heart: gerçekten değer verdiğin şeye göre hareket etmek

To follow your heart, en derindeki değerlerine, umutlarına veya kendin için doğru olduğuna inandığın yöne göre hareket etmek demektir. Bu bir mecazdır: heart fiziksel organı değil, iç duyguları ve değerleri temsil eder. Bu cümlede to follow your heart mastar yapısı, bu güvenin sana ne yapma gücü verdiğini belirtir. Mesaj, seçim alışılmışın dışında olsa bile içindeki yöne güvenmektir; her ani dürtüyle otomatik olarak hareket etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “gerçekten değer verdiğin şeye göre hareket etmek” anlamına gelen tam deyimle tamamlayın: After comparing both offers, you may still choose to ____ and take the work you care about most.

Cevabı göster

follow your heart

Deyimler

off the well-worn path: alışılmış rotadan ayrılmak

Off the well-worn path, bilinen ve geniş ölçüde kabul edilen bir iş yapma biçiminden uzaklaşmayı anlatmak için yol mecazını kullanır. well-worn path gerçek anlamda tekrar tekrar kullanıldığı için aşınmış bir yoldur; mecazi anlamda ise birçok kişinin daha önce izlediği bir seçim veya yöntemdir. Bu cümlede off, o geleneksel yoldan uzaklaşma hareketini gösterir. Anlatılmak istenen, içindeki yönü izlemenin seni daha az geleneksel bir seçime götürebileceğidir; birinin ayakkabılarının eskidiği değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “bilinen, geleneksel rotadan uzakta” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: By rejecting the standard formula, the filmmaker stepped ____ and found a fresh style.

Cevabı göster

off the well-worn path

and that will make all the difference. Kalıp ifadeler

5:30

ve bütün farkı yaratan da bu olacaktır.

Kalıp ifadeler

will make all the difference: belirleyici bir etkiye sahip olmak

Will make all the difference, “sonucu değiştiren belirleyici etkiyi yaratacak” anlamına gelir. Burada make, sözcük anlamıyla “yaratmak” değildir ve all the difference bir dizi farkı ifade etmez. Bu ifade, bir etkeni sonuç açısından kritik olarak gösterir. Will sonucu öngörür. [özne] + make all the difference kalıbı, bir eylemin, koşulun veya kişinin olacaklar açısından neden kilit önemde olduğunu özetleyebilir.

Alıştırma

Cümleyi “belirleyici bir etkiye sahip olmak” anlamındaki kalıpla tamamlayın: A few minutes of preparation can ____ before an interview.

Cevabı göster

make all the difference

My second story is about love and loss.

5:38

İkinci hikâyem aşk ve kayıpla ilgili.

I was lucky.

5:43

Şanslıydım.

I found what I loved to do early in life.

5:44

Hayatta sevdiğim şeyi erken yaşta buldum.

Woz and I started Apple in my parents' garage

5:47

Woz ve ben Apple'ı ailemin garajında kurduk

when I was 20.

5:50

ben 20 yaşındayken.

We worked hard,

5:51

Çok çalıştık,

and in 10 years Apple had grown from just the two of us in a garage Dilbilgisi

5:52

ve 10 yıl içinde Apple, garajdaki iki kişiden

into a $2 billion company with over 4,000 employees.

5:56

4.000'den fazla çalışanı olan 2 milyar dolarlık bir şirkete dönüştü.

Dilbilgisi

had grown from X into Y: yeni bir duruma gelişmek

Had grown from X into Y, başlangıç durumu X ile sonuçtaki yeni durum veya kimlik Y arasında bağlantı kurar. Bu cümlede başlangıç noktası garajdaki yalnızca iki kişidir; sonuç ise 2 milyar dolarlık bir şirkettir. Into, bir yere doğru hareketi değil, dönüşümü gösterir. Had grown past perfect yapısındadır. Dönüşümün geçmişteki daha sonraki bir noktaya kadar tamamlanmış olduğunu gösterir. Bu yapı, bir kuruluşun, projenin veya kişinin önemli ölçüde farklı bir biçime nasıl geliştiğini anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Yeni bir biçime gelişimi göstermek için cümleyi had grown from ... into ... ile tamamlayın: By its tenth year, the project ____ a weekend idea ____ a national nonprofit.

Cevabı göster

had grown from · into

We just released our finest creation, the Macintosh,

5:59

En iyi eserimizi, Macintosh'u, daha yeni piyasaya sürmüştük,

a year earlier,

6:02

bir yıl önce,

and I just turned 30.

6:03

ve ben de yeni 30 olmuştum.

And then I got fired. Dilbilgisi

6:05

Sonra kovuldum.

Dilbilgisi

I got fired: işten çıkarılmayı anlatan konuşma dilindeki get edilgeni

I got fired, get + geçmiş zaman ortacıyla kurulan get edilgenini kullanır. Burada fired, “işten çıkarılmış” anlamındadır; dolayısıyla cümlecik, konuşanın işine işvereninin son verdiğini anlatır. Ateş veya alev anlamına gelmez. I was fired ile karşılaştırıldığında I got fired daha konuşma diline özgüdür ve işten çıkarılmayı konuşanın başına gelen ve onu etkileyen bir olay olarak sunar. Cümle, kararı kimin verdiğine değil, konuşanın durumundaki ani değişikliğe odaklanır.

Alıştırma

"After several warnings, Maya got fired," cümlesinde Maya'ya ne oldu?

  1. İşvereni onu işe aldı.
  2. İşvereni ona izin verdi.
  3. İşvereni onu işten çıkardı.
Cevabı göster

İşvereni onu işten çıkardı.

How can you get fired from a company you started?

6:08

Kurduğunuz bir şirketten nasıl kovulabilirsiniz?

Well, as Apple grew, we hired someone who I thought was very talented

6:12

Apple büyürken, birlikte şirketi yönetsin diye çok yetenekli olduğunu düşündüğüm birini işe aldık

to run the company with me.

6:16

şirketi benimle birlikte yönetmesi için.

And for the first year or so, things went well.

6:18

Ve ilk yıl kadar her şey iyi gidiyordu.

But then our visions of the future began to diverge, Kelime

6:20

Ama sonra geleceğe dair vizyonlarımız ayrışmaya başladı,

Kelime

began to diverge: yönlerin birbirinden uzaklaşmaya başlaması

Burada began to diverge, “farklı yönlerde gelişmeye başladı” anlamına gelir. Özne our visions of the future olduğundan ayrılma soyuttur: konuşan kişiler artık aynı geleceği hayal etmiyordu. Begin to bir değişimin başlangıcını belirtirken diverge, daha önce birbirine yakın olan görüşlerin, hedeflerin veya yolların ayrılmasını anlatır. Farklılığın arttığını ifade eder; tek başına insanların tartıştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi begin fiilinin geçmiş zaman biçimi ve ardından to diverge ile tamamlayın: At first, both teams had the same priorities, but after the merger, their plans ____.

Cevabı göster

began to diverge

and eventually we had a falling out. Deyimler

6:23

ve sonunda aramız açıldı.

Deyimler

have a falling out: ciddi bir çatışma sonrası ilişkinin bozulması

Have a falling out, bir ilişkiye zarar veren ciddi bir anlaşmazlık yaşamak demektir. Bu cümlede we had a falling out, konuşan kişi ile diğer kişinin ilişkisinin ya da iş ortaklığının bir çatışmadan sonra bozulduğunu anlatır; kimsenin fiziksel olarak düştüğünü anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp have a falling out with someone şeklindedir. Nedeni belirtmek için çoğunlukla over veya about eklenir.

Alıştırma

Cümleyi have a falling out ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: After a serious argument, Leo and Omar stopped speaking. They ____.

Cevabı göster

had a falling out

When we did, our board of directors sided with him. Kalıp ifadeler

6:25

Bu olduğunda, yönetim kurulumuz onun tarafını tuttu.

Kalıp ifadeler

side with someone: bir çatışmada bir tarafı desteklemek

Side with someone yapısında side, bir anlaşmazlık veya çatışmada o kişinin görüşünü seçip desteklemek anlamına gelen bir fiildir. Burada sided with him, yönetim kurulunun diğer kişiyi değil onu desteklediği anlamına gelir. Kalıp side with + kişi, grup veya görüş şeklindedir; sided, basit geçmiş zaman biçimidir.

Alıştırma

Side fiilinin geçmiş zamanını ve doğru edatı kullanın: After hearing both arguments, the committee ____ the tenants.

Cevabı göster

sided with

And so at 30, I was out, Kelime

6:28

Böylece 30 yaşımda kendimi dışarıda buldum,

and very publicly out.

6:30

hem de herkesin gözü önünde.

Kelime

I was out ... very publicly out: artık o görevde olmamak

Burada out, kişinin artık görevinde olmadığı veya kuruluşun parçası olmadığı anlamına gelir. Mekânsal olarak “dışarıda” demek değildir. very publicly out ifadesinde out sözcüğünün tekrarlanması vurguyu artırır. Konuşmacı yalnızca görevini kaybetmemiştir; bu kayıp kamuoyunun gözü önünde yaşanmış ve geniş çapta bilinmiştir.

Alıştırma

“After the board replaced him, he was out,” cümlesinde out ne anlama gelir?

  1. Bir kabın içinden bir şey çıkarmıştı.
  2. Dışarıda ayakta duruyordu.
  3. Artık o görevde değildi.
Cevabı göster

Artık o görevde değildi.

What had been the focus of my entire adult life was gone, Dilbilgisi

6:32

Yetişkin hayatımın bütün odağı olan şey yok olmuştu,

Dilbilgisi

What had been ... was gone: özne olarak bir what yan cümlesi

What had been the focus of my entire adult life sözlerinin tamamı, the thing that had been the focus of my entire adult life anlamına gelen tek bir what yan cümlesi oluşturur. Bu yan cümlenin tamamı was gone yapısının öznesidir; dolayısıyla What bir soru sormaz. Dil bilgisi açısından bu, kaynaşık bir ilgi yan cümlesidir: what, the thing ve that fikirlerini bir araya getirir. Bu yapı, uzun bir açıklamayı tek bir özne hâlinde paketler.

Alıştırma

Eskiden en güvenli olan güzergâhın artık kapalı olduğunu söylemek için what yan cümlesini özne olarak doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. What was our safest route?
  2. What had been our safest route was now blocked.
  3. Our safest route what had been was now blocked.
Cevabı göster

What had been our safest route was now blocked.

and it was devastating.

6:36

ve bu yıkıcıydı.

I really didn't know what to do for a few months.

6:38

Birkaç ay boyunca gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum.

I felt that I'd let the previous generation of entrepreneurs down, Öbek fiiller

6:40

Önceki girişimci kuşağını hayal kırıklığına uğrattığımı hissediyordum,

Öbek fiiller

I'd let ... down: birini hayal kırıklığına uğratmak

let someone down, birini hayal kırıklığına uğratmak ya da o kişinin size duyduğu güveni veya beklentilerini karşılayamamak demektir. Burada konuşmacı, önceki kuşak girişimcilere karşı başarısız olduğunu düşünüyor; down, öbek fiilin bir parçasıdır ve fiziksel bir aşağı yönü göstermez. Bu öbek fiil ayrılabilir: let the previous generation of entrepreneurs down örneğindeki gibi bir isim grubu let ile down arasına gelebilir. Nesne bir zamirse mutlaka bu konuma gelmelidir: let them down denir, let down them denmez. Bu bağlamda I'd, I had anlamındadır; dolayısıyla I'd let... down, konuşmacının sonradan suçluluk duyduğu daha önceki bir başarısızlığı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “hayal kırıklığına uğratmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: I promised to help, so I don't want to ____ my friends ____.

Cevabı göster

let · down

that I had dropped the baton as it was being passed to me. Deyimler

6:44

sanki bana uzatılan bayrağı elimden düşürmüştüm.

Deyimler

had dropped the baton as it was being passed: sorumluluk devri metaforu

Cümlede bayrak yarışı metaforu kullanılıyor. Bayrak yarışında sopa bir koşucudan diğerine aktarılır; burada ise önceki kuşağın devrettiği işi, sorumluluğu ve fırsatı temsil eder. Konuşmacının onu düşürdüğünü söylemesi, gerçekten bir sopa düşürdüğü değil, bu mirası devam ettirmekte başarısız olduğunu hissettiği anlamına gelir. as it was being passed to me bölümü, başarısızlığın devir sırasında gerçekleştiğini anlatır. Edilgen devam yapısı was being passed, odağı bayrak sopasında tutar ve devrin kritik anını canlı hâle getirir.

Alıştırma

Bu bağlamda I had dropped the baton as it was being passed to me ne anlama gelir?

  1. Bana devredilen sorumluluğu sürdürmekte başarısız olduğumu hissettim.
  2. Sorumluluğumu başka birine başarıyla devrettim.
  3. Bir bayrak yarışı sırasında gerçekten bayrak sopasını düşürdüm.
Cevabı göster

Bana devredilen sorumluluğu sürdürmekte başarısız olduğumu hissettim.

I met with David Packard and Bob Noyce

6:47

David Packard ve Bob Noyce ile görüştüm

and tried to apologize for screwing up so badly. Kelime

6:50

ve işleri bu kadar kötü batırdığım için özür dilemeye çalıştım.

Kelime

for screwing up: özrün nedenini belirtmek

Screw up, ciddi bir hata yapmak veya bir şeyi çok kötü yönetmek anlamına gelen gayriresmî bir phrasal verb'dür. Burada screwing up, konuşmacının durumu çok kötü idare ettiğine inandığını gösterir. Apologize fiilinden sonra özrün nedenini belirtmek için apologize for + isim veya -ing biçimi kullanılır. For screwing up ifadesinde for bir edat olduğu için screw, gerund biçimi olan screwing olur.

Alıştırma

Özrü vurgulanan yapıyla tamamlayın: I apologized ____ the project timeline so badly.

Cevabı göster

for screwing up

I was a very public failure,

6:54

Herkesin önünde başarısız olmuştum,

and I even thought about running away from the valley. Kültür

6:55

hatta vadiden kaçıp gitmeyi bile düşündüm.

Kültür

the valley: Silicon Valley için kullanılan kısaltma

Burada the valley, anlamı bağlama göre belirlenen bir Silicon Valley kısaltmasıdır. Apple, girişimciler ve kamuoyunun yakından izlediği bir başarısızlıktan söz edilmesi bu anlamı netleştirir. Bu ifade sıradan bir yeryüzü şeklini değil, Silikon Vadisi'nin teknoloji ve startup topluluğunu belirtir. Bu nedenle running away from the valley, o mesleki dünyadan ve ortamdan ayrılmayı düşünmek anlamına gelir.

Alıştırma

Bu teknoloji ve girişimcilik bağlamında the valley neyi ifade ediyor?

  1. Sıradan bir dağ vadisi.
  2. Silikon Vadisi ve teknoloji topluluğu.
  3. Valley adlı bir şirket.
Cevabı göster

Silikon Vadisi ve teknoloji topluluğu.

But something slowly began to dawn on me. Deyimler

6:58

Ama yavaş yavaş bir şey kafama dank etmeye başladı.

Deyimler

something slowly began to dawn on: giderek oluşan bir farkındalık

dawn on someone ifadesi, bir şeyin o kişi tarafından anlaşılır veya fark edilir hâle gelmesi demektir. Bu cümlede something, giderek netleşen düşünce ya da gerçektir; me ise bunu fark eden kişidir. Dawn sözcüğünün gerçek anlamı “şafak sökmek”tir. Deyim, anlayışın giderek netleşmesini ortalığın aydınlanmasına benzetir. slowly began to, fark edişin bir anda değil, zaman içinde geliştiğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After checking the dates again, it slowly ____ me that the deadline had passed.

Cevabı göster

dawned on

I still loved what I did.

7:01

Yaptığım işi hâlâ seviyordum.

The turn of events at Apple had not changed that one bit. Kalıp ifadeler

7:04

Apple'da yaşananlar bunu zerre kadar değiştirmemişti.

Kalıp ifadeler

had not changed that one bit: hiç değişmemiş olmak

not ... one bit, “hiç” veya “hiçbir ölçüde” demenin vurgulu bir yoludur. Buradaki that, konuşanın yaptığı işi hâlâ sevmesine gönderme yapar. Bu nedenle had not changed that one bit, olayların bu duyguyu kesinlikle değiştirmediği anlamına gelir. Buradaki bit, bilgisayar verisi birimi değil, çok küçük bir miktar demektir. one bit olumsuz bir yapı içinde bulunduğu için küçük bir değişiklik olduğunu söylemez; olumsuzluğu güçlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle, geri bildirimin onun kararını kesinlikle hiç değiştirmediği anlamına gelir?

  1. The feedback didn't change her decision one bit.
  2. The feedback changed her decision a bit.
  3. The feedback barely changed her decision.
Cevabı göster

The feedback didn't change her decision one bit.

I'd been rejected, but I was still in love.

7:07

Reddedilmiştim ama hâlâ aşıktım.

And so I decided to start over. Öbek fiiller

7:11

Bu yüzden yeniden başlamaya karar verdim.

Öbek fiiller

decided to start over: baştan başlamayı seçmek

Start over, genellikle önceki bir deneme ya da durum sona erdiği veya artık işe yaramadığı için en baştan yeniden başlamak demektir. Burada decided to start over, yeniden başlamayı bilinçli bir seçim olarak sunar. Decided to start over yapısında decided sözcüğünü to ve fiilin yalın hâli olan start izler. Over, start over öbek fiilinin parçasıdır; burada yukarıda anlamına gelmez.

Alıştırma

En baştan yeniden başlamak anlamındaki hedef öbek fiille cümleyi tamamlayın: The instructions changed completely, so we decided to ____.

Cevabı göster

start over

I didn't see it then,

7:14

O zaman bunu göremedim,

but it turned out that getting fired from Apple

7:16

ama Apple'dan kovulmamın

was the best thing that could have ever happened to me.

7:17

başıma gelebilecek en iyi şey olduğu ortaya çıktı.

The heaviness of being successful was replaced Anlatım akışı

7:20

Başarılı olmanın ağırlığının yerini

by the lightness of being a beginner again,

7:23

yeniden acemi olmanın hafifliği aldı,

Anlatım akışı

The heaviness ... was replaced by the lightness ...: duygusal bir dönüşü düzenlemek

Bu cümle değişimi A was replaced by B yapısıyla düzenler: önceki durum A olarak verilir, yeni durum ise by sözcüğünden sonra gelir. Birbiriyle eşleşen the heaviness of being successful ve the lightness of being a beginner again isim öbekleri paralel bir yapı kurar ve dönüşümü takip etmeyi kolaylaştırır. Heaviness ve lightness fiziksel ağırlık değil, birer mecazdır. Başarıyı baskı olarak, yeniden acemi olmayı ise rahatlama ve özgürlük olarak çerçevelerler. Bu karşıtlıkları aynı yapıya yerleştirmek duygusal dönüşümü canlı hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir soyut durumun yerini başka bir soyut durumun aldığını göstermek için aynı paralel önce-sonra yapısını kullanır?

  1. The old chair was replaced by a lighter chair.
  2. The tension of waiting was replaced by the relief of knowing the result.
  3. I was nervous while I waited, but I relaxed after I heard the result.
Cevabı göster

The tension of waiting was replaced by the relief of knowing the result.

less sure about everything.

7:25

her şeyden daha az emin olarak.

It freed me to enter one of the most creative periods of my life. Kalıp ifadeler

7:27

Bu, hayatımın en yaratıcı dönemlerinden birine girmemi sağladı.

Kalıp ifadeler

It freed me to enter: bir kısıtlamayı kaldıran free someone to do something

Buradaki freed bir fiildir. free + kişi + to + fiilin yalın hâli yapısı, bir şeyin sınırı, yükü veya engeli ortadan kaldırarak kişinin harekete geçebilmesini sağlaması anlamına gelir. It freed me to enter, durumun konuşan kişinin o dönemi başlatmasının önünü açtığını anlatır. Enter a period mecazidir; fiziksel olarak bir yere girmek değil, “hayatın bir aşamasına başlamak veya o aşamaya geçmek” demektir.

Alıştırma

Cümleyi free fiilinin geçmiş zamanı ve us zamiriyle tamamlayın: The grant ____ hire two assistants.

Cevabı göster

freed us to

During the next 5 years, I started a company named NeXT,

7:31

Sonraki 5 yıl boyunca NeXT adında bir şirket kurdum,

another company named Pixar,

7:34

Pixar adında başka bir şirket kurdum,

and fell in love with an amazing woman who would become my wife.

7:35

ve karım olacak olağanüstü bir kadına âşık oldum.

Pixar went on to create the world's first computer-animated feature film, Kalıp ifadeler

7:39

Pixar, dünyanın ilk bilgisayar animasyonlu uzun metrajlı filmini yaptı,

Kalıp ifadeler

Pixar went on to create: sonraki adım için go on to do

Go on to + fiilin yalın hâli, bir aşamayı daha sonraki ve farklı bir eyleme ya da başarıya bağlar. Pixar went on to create, filmi Pixar'ın gelişim sürecinde daha sonra yaptığı bir şey olarak sunar; fiziksel bir hareketi anlatmaz. Anlatılarda ve biyografilerde went on to, zaman çizgisini önceki bir olaydan dikkat çekici bir sonraki adıma taşımak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Leo sorunu açıklamayı bitirdi ve ardından çözümü anlattı. Hangi cümle çözümü anlatmayı sonraki ve farklı bir eylem olarak gösterir?

  1. Leo went on to describe the solution.
  2. Leo kept describing the problem.
  3. Leo went on describing the problem.
Cevabı göster

Leo went on to describe the solution.

Toy Story,

7:42

Toy Story'yi,

and is now the most successful animation studio in the world.

7:43

ve şimdi dünyanın en başarılı animasyon stüdyosu.

In a remarkable turn of events, Apple bought NeXT, Kalıp ifadeler

7:49

Olayların dikkat çekici bir dönüşüyle Apple, NeXT'i satın aldı,

Kalıp ifadeler

In a remarkable turn of events: dikkat çekici bir tersine dönüşü tanıtmak

Cümle başındaki In a remarkable turn of events çerçevesi, ardından anlatılacak gelişmenin durumun gidişatındaki sıra dışı ve dikkate değer bir değişiklik olduğunu bildirir. Buradaki turn, fiziksel bir dönme hareketi değil, yönün veya gidişatın değişmesidir. Remarkable, bir şeyin dikkate değer olduğunu belirtir; değişikliğin iyi mi kötü mü olduğunu tek başına söylemez. İfadenin tamamı dinleyiciyi beklenmedik bir gelişmeye hazırlar.

Alıştırma

Olayların sıra dışı ve dikkate değer biçimde değiştiğini belirten bu dersin tam hedef ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____, the company that had rejected her idea later funded it.

Cevabı göster

In a remarkable turn of events

and I returned to Apple,

7:53

ve ben Apple'a geri döndüm,

and the technology we developed at NeXT

7:54

ve NeXT'te geliştirdiğimiz teknoloji

is at the heart of Apple's current renaissance. Deyimler

7:56

Apple'ın bugünkü yeniden doğuşunun merkezinde yer alıyor.

Deyimler

is at the heart of Apple's current ...: merkezî önemi ifade etmek

be at the heart of + isim öbeği yapısı, bir şeyin merkezinde olmak veya onun en önemli parçalarından biri olmak anlamına gelir. Burada NeXT teknolojisi, gerçek bir kalbin içinde bulunan bir şey olarak değil, Apple'ın günümüzdeki yeniden yükselişinin temel dayanaklarından biri olarak sunulur. Bu benzetmede kalp, daha büyük bir sistemi çalışır durumda tutan vazgeçilmez merkezdir. Yapıyı temel bir düşünceyi, değeri, nedeni veya bileşeni belirtmek için kullanın.

Alıştırma

Cümleyi “merkezinde yer alır” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Clear communication ____ effective teamwork.

Cevabı göster

is at the heart of

And Laurene and I have a wonderful family together.

7:59

Laurene ve benim birlikte harika bir ailemiz var.

I'm pretty sure none of this would have happened Dilbilgisi

8:03

Bundan hiçbirinin gerçekleşmeyeceğinden neredeyse eminim

if I hadn't been fired from Apple.

8:05

eğer Apple'dan kovulmamış olsaydım.

Dilbilgisi

none of this would have happened if I hadn't been fired from: geçmişe yönelik karşı-olgusal yapı

Bu, geçmişte gerçeğin tersini varsayan bir yapıdır. Gerçekte konuşmacı Apple'dan kovuldu ve this ile belirtilen sonraki olaylar gerçekten yaşandı. Konuşmacı geçmişin tersini hayal ederek o dönüm noktası olmasaydı bu olayların gerçekleşmeyeceğini söylüyor. Sonuç cümleciğinde would have + fiilin üçüncü hâli (would have happened), if cümleciğinde ise past perfect (hadn't been fired) kullanılır. Bu yapı, gerçek olmayan bir geçmiş koşulu gerçek olmayan bir geçmiş sonuca bağlar; geleceğe yönelik bir tahmin değildir.

Alıştırma

Gerçekte bana yardım ettin, bu yüzden mülakatı kaçırmadım. miss ve help fiilleriyle geçmişe yönelik karşı-olgusal cümleyi tamamlayın: I ____ the interview if you ____ me.

Cevabı göster

would have missed · hadn't helped

It was awful-tasting medicine, but I guess the patient needed it. Deyimler

8:07

Tadı berbat bir ilaçtı, ama sanırım hastanın buna ihtiyacı vardı.

Deyimler

awful-tasting medicine ... the patient needed it: acı verici ama gerekli bir deneyim

Bu cümle, gerçek bir sağlık anlatımı değil, devamlı bir ilaç metaforudur. awful-tasting medicine kovulmayı, yani o sırada korkunç hissettiren bir deneyimi temsil eder. the patient konuşmacının kendisidir; needed it ise konuşmacının daha sonra bu deneyimi ardından gelen değişimler için gerekli gördüğü anlamına gelir. but ile kurulan karşıtlık ve ifadeyi yumuşatan I guess, düşünme sonucunda oluşan tutum değişimini gösterir: Konuşmacı deneyimi hâlâ acı verici olarak tanımlar, ancak artık bunun kendisine yardım etmiş olabileceğini kabul eder.

Alıştırma

Bu cümledeki ilaç metaforu ne anlama geliyor?

  1. Konuşmacı bir hastaya tıbbi tavsiye vermektedir.
  2. Konuşmacı tadı kötü ilaç içmekten hoşlanmıştır.
  3. Acı veren deneyim daha sonra gerekli ve yararlı görünmüştür.
Cevabı göster

Acı veren deneyim daha sonra gerekli ve yararlı görünmüştür.

sometimes life's going to hit you in the head with a brick. Deyimler

8:12

Bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur.

Deyimler

life's going to hit you in the head with a brick: aksilikleri anlatan güçlü bir benzetme

Bu cümlede hayat, saldıran bir kişi gibi gösterilir. Kafaya tuğlayla vurulması gerçek anlamda bir öngörü değildir; ani ve acı verici bir aksiliği temsil eder. Bu aşırı görüntü, yaşanan zorluğun duygusal etkisini artırır ve dinleyiciyi ağır bir darbeden sonra inancını kaybetmeme öğüdüne hazırlar.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan görüntü ne anlama geliyor?

  1. Hayat gerçekten konuşmacıya bir tuğla fırlatır.
  2. Hayat bir sorunu çözmek için yapı malzemeleri sağlar.
  3. Hayat bazen ani ve acı verici bir aksiliğe neden olur.
Cevabı göster

Hayat bazen ani ve acı verici bir aksiliğe neden olur.

Don't lose faith.

8:15

İnancınızı kaybetmeyin.

I'm convinced that the only thing that kept me going Öbek fiiller

8:17

Beni ayakta tutan tek şeyin

was that I loved what I did.

8:20

yaptığım işi sevmem olduğuna inanıyorum.

Öbek fiiller

that kept me going: devam etmemi sağlayan destek

That, the only thing ifadesini açıklayan bir yan cümleyi başlatan ilgi zamiridir. keep + kişi + going kalıbı, o kişiye zorluk karşısında devam etmesine yetecek motivasyonu, enerjiyi veya desteği vermek demektir. Burada was sonrasındaki bölüm, bu “tek şeyin” konuşmacının işine duyduğu sevgi olduğunu belirtir. Going fiziksel hareketi değil, çabayı sürdürmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “devam etmem için bana motivasyon verdi” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: When I wanted to quit, my friends' messages ____.

Cevabı göster

kept me going

You've got to find what you love, Kelime

8:21

Sevdiğiniz şeyi bulmak zorundasınız,

Kelime

You've got to: konuşmada güçlü tavsiye

Bu cümlede You've got to, “yapmalısın” veya “gerçekten yapman gerekiyor” anlamına gelir. Konuşmacı güçlü ve doğrudan bir tavsiye veriyor: sevdiğin şeyi bulmak yalnızca iyi bir seçenek değil, gerekli bir şey olarak sunuluyor. Burada have got to bütün olarak gereklilik bildirir. Got tek başına “aldı” ya da “elde etti” anlamında değildir ve kalıptan sonra find gibi fiilin yalın biçimi gelir.

Alıştırma

Cümleyi You have got to ifadesinin kısaltılmış konuşma biçimiyle tamamlayın: ____ back up your files before the update.

Cevabı göster

You've got to

and that is as true for work as it is for your lovers. Dilbilgisi

8:24

ve bu, iş için de aşk için de aynı derecede geçerli.

Dilbilgisi

is as true for ... as it is for ...: eşit ölçüde geçerli olma

X is as true for A as it is for B kalıbı, aynı ifadenin veya ilkenin A ve B için eşit ölçüde geçerli olduğunu söyler. Burada karşılaştırılan iki alan iş ve romantik ilişkilerdir; bunların eşit ölçüde “gerçek” olduğu anlatılmıyor. True for, “... için geçerli” ya da “... durumunda doğru” anlamına gelir. as true for A as it is for B yapısında it, X'e gönderme yapar ve ikinci bölüm X'i tekrarlamadan paralel karşılaştırmayı tamamlar.

Alıştırma

Eşit geçerlilik kalıbı X is as true for A as it is for B yapısını tamamlayın: This advice ____ beginners ____ experts.

Cevabı göster

is as true for · as it is for

Your work is going to fill a large part of your life,

8:27

İşiniz hayatınızın büyük bir bölümünü dolduracak,

and the only way to be truly satisfied Dilbilgisi

8:30

ve gerçekten tatmin olmanın tek yolu

is to do what you believe is great work.

8:32

harika bir iş olduğuna inandığınız şeyi yapmaktır.

Dilbilgisi

the only way to... is to...: gerekli bir yöntemi sunmak

the only way to + hedef + is to + eylem kalıbı, bir sonuca ulaşmak için bir eylemi gerekli yol olarak sunar. Buradaki hedef gerçekten tatmin olmak, eylem ise kişinin kendi gözünde harika olan işi yapmasıdır. İki mastar farklı görevler üstlenir: to be truly satisfied, way sözcüğünü niteler ve ulaşılmak istenen sonucu belirtir; is to do ise bu yolun ne olduğunu açıklar. What yan cümlesi, harika olduğuna inandığınız iş anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi the only way to... is to... kalıbıyla tamamlayın: The only way ____ build trust ____ tell the truth.

Cevabı göster

to · is to

And the only way to do great work is to love what you do.

8:34

Ve harika işler yapmanın tek yolu, yaptığınız işi sevmektir.

If you haven't found it yet, keep looking, Ton ve niyet

8:38

Eğer onu henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin,

and don't settle.

8:41

ve daha azıyla yetinmeyin.

Ton ve niyet

keep looking, and don't settle: standartlarını düşürmemeye yönelik teşvik

Keep looking, aramaya devam etmek için verilen doğrudan bir emirdir. Bu bağlamda, gerçekten doğru hissettiren bir işi veya yönü aramayı sürdürmek anlamına gelir. Don't settle, yalnızca aramayı bitirmek için daha az tatmin edici bir seçeneği kabul etmemek demektir. Burada settle, settle for less, yani daha azına razı olmak anlamını taşır; bir yere kalıcı olarak yerleşmek veya bir anlaşmazlığı çözmek demek değildir. İki emir birlikte, standartları düşürmeden kararlılıkla devam etmeyi teşvik eder.

Alıştırma

Bu cümlede keep looking, and don't settle ne anlama geliyor?

  1. Aramaya devam etmek ve gerçekten istediğinizden daha azına razı olmamak.
  2. Aramayı bırakıp sorunu çözmek.
  3. Yaşayacak bir yer bulana kadar hareket etmeyi sürdürmek.
  4. Durum sakinleşene kadar sessizce beklemek.
Cevabı göster

Aramaya devam etmek ve gerçekten istediğinizden daha azına razı olmamak.

As with all matters of the heart, you'll know when you find it. Deyimler

8:43

Kalple ilgili her konuda olduğu gibi, onu bulduğunuzda anlarsınız.

Deyimler

As with all matters of the heart: duygular ve içsel yargı

As with ... ifadesi, ‘…… için de durum aynı olduğu gibi’ anlamına gelir ve bir karşılaştırma kurar. Burada ‘onu’ bulmanın diğer matters of the heart durumlarıyla aynı şekilde gerçekleştiğini anlatır. Matters of the heart; aşkı, güçlü duyguları, tutkuları ve son derece kişisel seçimleri anlatan bir mecazdır; tıbbi kalp sorunlarını ifade etmez. Konuşmacı, bu tür seçimlerin yalnızca mantıksal hesapla değil, içten gelen bir kesinlik duygusuyla fark edildiğini söylüyor.

Alıştırma

Bu cümlede matters of the heart neyi ifade ediyor?

  1. Yalnızca uzmanların yanıtlayabileceği sorular
  2. Duyguları, aşkı veya derin kişisel değerleri içeren seçimler
  3. Kalp hastalığı için tıbbi tedavi
  4. Küçük günlük işler
Cevabı göster

Duyguları, aşkı veya derin kişisel değerleri içeren seçimler

And like any great relationship,

8:46

Ve her harika ilişkide olduğu gibi,

it just gets better and better as the years roll on. Deyimler

8:48

yıllar geçtikçe sadece daha da iyi olur.

Deyimler

as the years roll on: yılların geçmeye devam etmesi

Burada as, ‘... olurken’ ya da ‘zaman geçtikçe’ anlamındadır. The years roll on, yılları sürekli ileri doğru hareket eden bir şey gibi gösterir; bu nedenle ifade ‘yıllar geçmeye devam ettikçe’ demektir. Bu imge cümleye düşünceli ve hafif şiirsel bir ton verir; belirli bir yıldaki ani değişimi değil, uzun bir zamana yayılan yavaş değişimi vurgular.

Alıştırma

‘Daha fazla yıl geçtikçe’ anlamına gelen bu dersteki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Their bond grows stronger ____.

Cevabı göster

as the years roll on

So keep looking.

8:51

Bu yüzden aramaya devam edin.

Don't settle.

8:53

Daha azıyla yetinmeyin.

My third story is about death.

9:04

Üçüncü hikâyem ölümle ilgili.

When I was 17, I read a quote that went something like, Kalıp ifadeler

9:08

17 yaşımdayken, şu şekilde giden bir söz okudum:

Kalıp ifadeler

quote that went something like: yaklaşık ifadeyi aktarmak

a quote that went something like... ifadesinde that went something like ilgi cümleciği quote sözcüğünü niteler ve alıntının hatırlandığı biçimini aktarır. Buradaki went hareket bildirmez; went something like, “yaklaşık olarak şöyle ifade edilmişti” demektir. Bu kullanım, konuşanın ana fikri hafızasından aktardığını ve kelimesi kelimesine kesin bir alıntı vermediğini gösterir.

Alıştırma

Yaklaşık bir ifadeyi tanıtan, alıntıdaki üç sözcüklük kalıpla cümleyi tamamlayın: The note ____, 'Meet us by the west gate.'

Cevabı göster

went something like

"If you live each day as if it was your last, Dilbilgisi

9:12

"Her günü son gününmüş gibi yaşarsan,

someday you'll most certainly be right."

9:15

bir gün kesinlikle haklı çıkarsın."

Dilbilgisi

live each day as if it was your last: hayalî bir duruma göre hareket etmek

Live each day as if it was your last, as if kullanarak hayalî bir durum sunar: Her gün, son günmüş gibi yaşanır. Your last ifadesinde day sözcüğü düşürülmüştür; anlamı each day ifadesinden anlaşılır. Bu durum bir gerçek olarak sunulmaz. Eyleme yön veren bir ilkeye dönüşür: Şimdiki seçimleri, son gününde hissedeceğin aciliyet veya özenle yap.

Alıştırma

Eyleme yön veren hayalî bir durumu tanıtan, alıntıdaki iki sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: Treat every rehearsal ____ it was opening night.

Cevabı göster

as if

It made an impression on me, Kalıp ifadeler

9:20

Bu bende iz bıraktı,

Kalıp ifadeler

make an impression on someone: biri üzerinde iz bırakmak

Bu cümlede made an impression on me, “hatırladığım ya da güçlü biçimde hissettiğim bir şekilde beni etkiledi” anlamına gelir. Özne olan It, etkiyi yaratan şeyi; me ise bu etkiyi yaşayan kişiyi gösterir. Buradaki impression, fiziksel bir baskı izi değil, zihinsel veya duygusal bir etkidir. make an impression on someone kalıbı; bir kişinin, fikrin, kitabın, konuşmanın veya deneyimin birinin zihninde kalmasını anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi make an impression on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The documentary ____ me, and I kept thinking about it.

Cevabı göster

made an impression on

and since then, for the past 33 years,

9:22

ve o zamandan beri, son 33 yıldır,

I've looked in the mirror every morning and asked myself,

9:25

her sabah aynaya bakıp kendime şunu sordum:

"If today were the last day of my life, Dilbilgisi

9:27

"Bugün hayatımın son günü olsaydı,

would I want to do what I am about to do today?"

9:30

bugün yapacak olduğum şeyi yapmak ister miydim?"

Dilbilgisi

If ... were ..., would I ...?: varsayımsal bir öz değerlendirme sorusu

Cümle, If + özne + were ..., would + özne + fiilin yalın hâli ...? yapısını izler. Gerçek olmayan veya kesinliği bulunmayan bir durum hayal eder ve bunu mevcut bir seçimle ilgili soruya dönüştürür. Burada kişi, bu uç koşul altında bugün planladığı eylemlerin hâlâ yapmaya değer olup olmayacağını kendine sorar. Were varsayımsal koşulu belirtir; today sözcüğünü geçmiş zamana taşımaz. What I am about to do, “çok yakında yapacağım şey” anlamına gelir; dolayısıyla soru, yakın bir planı gözden geçirmeye yarar.

Alıştırma

Cümleyi standart varsayımsal öz değerlendirme yapısıyla tamamlayın: If this ____ my last chance to speak, ____ I stay silent?

Cevabı göster

were · would

And whenever the answer has been no for too many days in a row, Kalıp ifadeler

9:33

Ve cevap üst üste çok fazla gün boyunca "hayır" olduğunda,

Kalıp ifadeler

for too many days in a row: aşırı hâle gelen kesintisiz bir dönem

for too many days in a row, “gereğinden fazla sayıda gün boyunca art arda” anlamına gelir. For süreyi belirtir, too many konuşanın gün sayısını aşırı bulduğunu gösterir, in a row ise günlerin arada kesinti olmadan birbirini izlediğini anlatır. Buradaki row, kalıplaşmış in a row ifadesinin bir parçasıdır. İnsanların veya koltukların oluşturduğu fiziksel bir sıra anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “art arda, kesintisiz olarak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The lab has opened early for five days ____.

Cevabı göster

in a row

I know I need to change something.

9:37

bir şeyi değiştirmem gerektiğini biliyorum.

Remembering that I'll be dead soon Dilbilgisi

9:39

Yakında öleceğimi hatırlamak

is the most important tool I've ever encountered

9:42

hayattaki büyük seçimleri yapmama yardım eden

to help me make the big choices in life.

9:44

en önemli araçtır.

Dilbilgisi

Remembering that ... is ...: özne olarak kullanılan bir -ing öbeği

Remembering that I'll be dead soon, özne görevinde kullanılan bir -ing öbeğidir. That ile başlayan yan cümle hatırlanan içeriği verir; is ise cümlenin temel fiilidir. Temel yapı şöyledir: [Remembering that I'll be dead soon] [is] [the most important tool I've ever encountered]. Bu nedenle baştaki Remembering bir emir değildir. Uzun bir -ing öbeği is gibi tekil bir fiilden önce geldiğinde, öbeğin tamamını hakkında konuşulan tek bir eylem veya düşünce olarak değerlendirin.

Alıştırma

“Taking a short walk after lunch improves my focus,” cümlesinin öznesi hangisidir?

  1. Dinleyiciye yürüyüşe çıkmasını söyleyen bir emir
  2. “Taking a short walk after lunch” -ing öbeğinin tamamı
  3. “improves” fiili
  4. “my focus” isim öbeği
Cevabı göster

“Taking a short walk after lunch” -ing öbeğinin tamamı

Because almost everything, all external

9:47

Çünkü neredeyse her şey, bütün dışsal

expectations, all pride, all fear of embarrassment or failure,

9:50

beklentiler, tüm gurur, rezil olma ya da başarısızlık korkusu,

these things just fall away in the face of death, Deyimler

9:54

bunlar ölümün karşısında basitçe yok olup gider,

leaving only what is truly important.

9:57

geriye yalnızca gerçekten önemli olanı bırakır.

Deyimler

fall away in the face of death: ölüm karşısında kaybolmak

"fall away" aşamalı olarak kaybolmak, önemini yitirmek veya alakasız hale gelmek anlamına gelen bir deyimsel fiildir. "in the face of death" ölümle veya ölüm fikriyle yüzleşmek demektir. Steve Jobs bu metaforu, ölümü hatırlamanın tüm dış beklentilerin, gururun ve utanma ya da başarısızlık korkusunun gücünü kaybettirdiğini, sadece gerçekten önemli olanın kaldığını söylemek için kullanır.

Alıştırma

"these things just fall away in the face of death" ne anlama gelir?

  1. İnsanlar ölen kişiden uzaklaşır.
  2. Ölüm düşünüldüğünde bu dış baskılar, gurur ve korkular önemsiz hale gelir.
  3. Bir cesedin yanındayken bu şeyler fiziksel olarak düşer.
  4. Birisi ölürken bu şeyler daha da güçlenir.
Cevabı göster

Ölüm düşünüldüğünde bu dış baskılar, gurur ve korkular önemsiz hale gelir.

Remembering that you are going to die

10:00

Öleceğinizi hatırlamak,

is the best way I know to avoid the trap Deyimler

10:02

kaybedecek bir şeyiniz olduğunu düşünme

of thinking you have something to lose.

10:04

tuzağından kaçınmanın bildiğim en iyi yoludur.

Deyimler

avoid the trap of thinking you have something to lose: kaybedecek bir şeyin olduğunu düşünme tuzağından kaçınmak

Burada trap, fiziksel bir düzenek değil, insanı kısıtlayabilen hatalı bir düşünme biçiminin mecazıdır. Tuzağın içindeki düşünce thinking you have something to lose ifadesidir; yani statünüzün, güvenliğinizin veya değer verdiğiniz başka şeylerin risk altında olduğuna inanmak. avoid the trap of thinking + yan cümle kalıbı, bir varsayımı zihinsel bir sınırlama olarak sunar ve seçimlerinizi kontrol etmesine izin vermemeniz gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki mecazla tamamlayın: When reading social media posts, avoid ____ everyone else has a perfect life.

Cevabı göster

the trap of thinking

You are already naked. Deyimler

10:07

Zaten çıplaksınız.

Deyimler

You are already naked: koruyacak hiçbir şey kalmamasını anlatan metafor

Buradaki naked, bedene gönderme yapan gerçek anlamlı bir söz değil, bir metafordur. Cümleyi çevreleyen ölüm düşüncesinde dış beklentiler, gurur ve korku kalıcı koruma sağlayamaz; bu nedenle dinleyenin koruyabileceği güvenli bir imajı veya sığınağı kalmamıştır. Already, düşünceyi bugüne taşır: Aslında şu anda da bu korunmasız durumdasın. Cümle, görünüşü ya da statüyü kaybetme korkusunu ortadan kaldırır ve gerçekten önemli olana göre hareket etme çağrısını hazırlar.

Alıştırma

Bu düşündürücü bağlamda You are already naked ne anlama geliyor?

  1. Kelimenin gerçek anlamıyla üzerinde hiçbir giysi yok.
  2. Daha güvenli olana kadar inançlarını gizlemelisin.
  3. Koruyabileceğin kalıcı bir güvencen veya imajın artık yok.
Cevabı göster

Koruyabileceğin kalıcı bir güvencen veya imajın artık yok.

There is no reason not to follow your heart. Dilbilgisi

10:09

Kalbinizin peşinden gitmemek için hiçbir neden yok.

Dilbilgisi

There is no reason not to follow: çift olumsuzlukla teşvik

There is no reason not to + fiilin yalın hâli kalıbında iki olumsuzluk vardır: no reason ve not to. Mantıksal olarak, eylemi yapmaya karşı geçerli hiçbir neden bulunmadığını söyler; bu nedenle normalde o eylemi destekler veya teşvik eder. Bu cümlede follow your heart, en derindeki değerlerinin ve duygularının seçimine yön vermesine izin vermek anlamına gelir. Konuşmacı sert bir emir vermek yerine, eylemi itirazlar kaldırıldıktan sonra geriye kalan seçenek olarak sunar.

Alıştırma

Eylemi hiçbir şeyin engellememesi gerektiğini anlatan çift olumsuzluk yapısıyla cümleyi tamamlayın: The test is safe and reversible. ____ try it.

Cevabı göster

There is no reason not to

About a year ago, I was diagnosed with cancer. Kalıp ifadeler

10:13

Yaklaşık bir yıl önce bana kanser teşhisi kondu.

Kalıp ifadeler

was diagnosed with cancer: be diagnosed with + hastalık

was diagnosed with cancer, sağlık uzmanlarının konuşan kişide kanser tespit ettiği anlamına gelir. Hasta ile tanıyı öne çıkaran edilgen be diagnosed with + hastalık kalıbı kullanılır. Bu kalıpta with sözcüğünden sonra hastalığın adı gelir. Was, tanının geçmişte konduğunu gösterir. İfade, konuşan kişinin kanseri teşhis ettiği değil, bu tanıyı aldığı anlamına gelir.

Alıştırma

be diagnosed with yapısının basit geçmiş zamandaki edilgen biçimini kullanın: Last week, Maya ____ asthma.

Cevabı göster

was diagnosed with

I had a scan at 7:30 in the morning,

10:17

Sabah 7:30'da bir tarama yapıldı,

and it clearly showed a tumor on my pancreas.

10:19

ve pankreasımda bir tümör olduğunu açıkça gösterdi.

I didn't even know what a pancreas was.

10:22

Pankreasın ne olduğunu bile bilmiyordum.

The doctors told me this was almost certainly a type of cancer that is incurable Kalıp ifadeler

10:25

Doktorlar bunun neredeyse kesin olarak tedavi edilemez bir kanser türü olduğunu söylediler

Kalıp ifadeler

almost certainly: küçük bir çekinceyle yüksek güven

Almost certainly, konuşanın bir şeyin doğru olma ihtimalini son derece yüksek gördüğünü, ancak doğru olmamasına dair küçük bir ihtimali de kabul ettiğini belirtir. Almost, certainly ifadesini zayıf hâle getirmez; bütün ifade yine yüksek güven bildirir. Sonucun tamamen garanti edilmediği, ancak güçlü kanıtlara dayanan değerlendirme ve tahminlerde kullanışlıdır. Bu cümlede doktorlar sonuçlarını mutlak değil, çok yüksek olasılıklı bir sonuç olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede almost certainly ifadesine en uygun yorum hangisidir: The package will almost certainly arrive tomorrow?

  1. Konuşan, paketin ulaşma ihtimalinin ulaşmama ihtimalinden yalnızca biraz daha yüksek olduğunu düşünür.
  2. Paketin ulaşacağı, hiçbir yanılma ihtimali olmadan kanıtlanmıştır.
  3. Konuşanın hiçbir kanıtı yoktur ve yalnızca tahmin yürütmektedir.
  4. Konuşan çok emindir, ancak yanılmasına dair küçük bir ihtimali kabul eder.
Cevabı göster

Konuşan çok emindir, ancak yanılmasına dair küçük bir ihtimali kabul eder.

and that I should expect to live no longer than 3 to 6 months. Kalıp ifadeler

10:30

ve en fazla 3 ila 6 ay yaşayabileceğimi beklemem gerektiğini söylediler.

Kalıp ifadeler

live no longer than 3 to 6 months: süre için üst sınır koymak

no longer than ifadesinde no, longer than karşılaştırmasının yönünü tersine çevirir. Bu ifade bir üst sınır koyar: sürenin belirtilen miktarı aşması beklenmez. Buradaki 3 to 6 months, doktorun kişinin ne kadar daha yaşayabileceğine ilişkin tahmini aralıktır. Cümle daha uzun bir yaşam vaat etmez; tahmini bu kısa aralıkla sınırlar ve altı ay bu aralığın en uzak ucudur.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “bu sürenin ötesine geçmemek” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The repair should take ____ two weeks.

Cevabı göster

no longer than

My doctor advised me to go home and get my affairs in order, Deyimler

10:35

Doktorum eve gidip işlerimi düzene koymamı tavsiye etti,

Deyimler

get my affairs in order: önemli kişisel işleri düzenlemek

Get one's affairs in order; mali durum, hukuki belgeler, mal varlığı ve aile üyelerine ilişkin planlar gibi önemli kişisel işleri düzenlemek anlamına gelir. Bu tıbbi bağlamda get my affairs in order, ölüme hazırlanmayı öneren nazik ama ciddi bir ifadedir. Burada affairs romantik ilişkileri değil kişisel işleri, in order ise düzgün biçimde düzenlenmiş olmayı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi he ile uyumlu get one's affairs in order biçimiyle tamamlayın: Before the high-risk surgery, he decided to ____.

Cevabı göster

get his affairs in order

which is doctor's code for prepare to die. Kelime

10:39

bu da doktorların dilinde ölüme hazırlanın demektir.

Kelime

X is code for Y: örtük mesajı açıklamak

X is code for Y kalıbında code, parola ya da bilgisayar komutları değil, anlaşılan veya örtük bir anlam taşıyan dolaylı bir ifadedir. Burada which, doktorun daha önce kullandığı ifadeye gönderme yapar ve konuşmacı bu ifadenin gerçek mesajının “prepare to die” olduğunu söyler. Bu kalıp, kibar, belirsiz veya belirli bir gruba özgü sözlerin gerçekte neyi ima ettiğini konuşmacının bakış açısından açıklamaya yarar. Y örtük mesajı verir; bu, resmen kabul edilmiş bir anlamdan çok konuşmacının yorumu olabilir.

Alıştırma

doctor's code for prepare to die ifadesindeki code for ne anlama gelir?

  1. Örtük anlamı “prepare to die” olan dolaylı bir ifade
  2. Doktorların kullandığı gizli bir parola
  3. Doktorlar için yazılmış bilgisayar komutları
Cevabı göster

Örtük anlamı “prepare to die” olan dolaylı bir ifade

It means to try and tell your kids everything,

10:43

Bu, çocuklarınıza her şeyi anlatmaya çalışmanız demektir,

you thought you'd have the next 10 years to tell them,

10:46

onlara anlatmak için önünüzde 10 yıl daha olduğunu düşündüğünüz her şeyi,

in just a few months.

10:49

sadece birkaç aya sığdırmak demektir.

It means to make sure everything is buttoned up, Deyimler

10:51

Bu, her şeyin toparlanmış olduğundan emin olmak demektir,

Deyimler

everything is buttoned up: bütün işler halledilmiş

Buttoned up burada mecazi anlamdadır. Önemli hiçbir açık nokta kalmadan her şeyin tamamen çözülmüş, düzenlenmiş ve tamamlanmış olduğunu anlatır; giysilerin veya nesnelerin düğmelerinin gerçekten iliklendiği anlamına gelmez. everything is buttoned up ifadesinde is + geçmiş zaman ortacı, bütün düzenlemelerin tamamlanmış durumunu anlatır. Vurgu sonuçtadır: gerekli her konu ele alınmıştır.

Alıştırma

Bu cümlede everything is buttoned up ne anlama gelir?

  1. Her şey saklanmış veya kilitlenmiştir
  2. Bütün giysilerin düğmeleri iliklenmiştir
  3. Bütün önemli konular çözülmüş ve düzenlenmiştir
Cevabı göster

Bütün önemli konular çözülmüş ve düzenlenmiştir

so that it will be as easy as possible for your family.

10:53

böylece aileniz için mümkün olduğunca kolay olur.

It means to say your goodbyes. Kalıp ifadeler

10:57

Bu, vedalaşmak demektir.

Kalıp ifadeler

say your goodbyes: önemli ya da son bir vedalaşma

Say your goodbyes, ayrılmadan önce önem verdiğin insanlarla vedalaşmak demektir. goodbyes sözcüğünün çoğul olması, ifadeyi tek bir gündelik “hoşça kal” sözünden ziyade birkaç kişiyle vedalaşmayı veya birkaç ilişkiye kapanış getirmeyi içeren bütün bir süreç gibi gösterir. Bu cümlede ifade ciddi ve muhtemelen son bir vedayı anlatır. Kişinin bu insanları uzun süre, hatta bir daha hiç göremeyebileceği durumlarda sıkça kullanılır.

Alıştırma

say your goodbyes hangi durumda en doğal kullanımdır?

  1. Biri uzun bir kariyeri bitirir ve ayrılmadan önce eski takım arkadaşlarını ziyaret eder.
  2. Biri iki dakikalığına odadan çıkar.
  3. Biri yeni bir sınıfla ilk kez tanışır.
Cevabı göster

Biri uzun bir kariyeri bitirir ve ayrılmadan önce eski takım arkadaşlarını ziyaret eder.

I lived with that diagnosis all day.

11:00

O teşhisle bütün gün yaşadım.

Later that evening, I had a biopsy

11:03

O akşam daha sonra bir biyopsi oldum,

where they stuck an endoscope down my throat, through my stomach, and into my intestines,

11:05

boğazımdan, midemden ve bağırsaklarıma kadar bir endoskop soktular,

put a needle into my pancreas, and got a few cells from the tumor.

11:10

pankreasıma bir iğne batırıp tümörden birkaç hücre aldılar.

I was sedated, but my wife, who was there,

11:14

Bana sedasyon uygulanmıştı, ama orada olan karım

told me that when they viewed the cells under a microscope,

11:17

bana hücrelere mikroskop altında baktıklarında

the doctor started crying,

11:20

doktorun ağlamaya başladığını söyledi,

because it turned out to be a very rare form of pancreatic cancer

11:22

çünkü bunun çok nadir görülen bir pankreas kanseri türü olduğu ortaya çıktı

that is curable with surgery. Kelime

11:26

ve ameliyatla tedavi edilebiliyordu.

Kelime

is curable with surgery: ameliyatla olası bir iyileşme

Curable, bir hastalık veya durumun iyileştirilebilme ihtimali olduğunu belirtir. With surgery yöntemin ameliyat olduğunu gösterir; dolayısıyla is curable with surgery, ameliyatın hastalığı ortadan kaldırma veya çözme yolu sunabileceği anlamına gelir. Bu ifade tamamlanmış bir sonucu değil, bir ihtimali anlatır ve her hasta için başarı garantisi vermez. Hastalık daha önce incurable olarak tanımlandığı için curable, tedavi şansı olmamasından olası bir iyileşmeye geçişi gösterir.

Alıştırma

The condition is curable with surgery. cümlesinin en doğru yorumu hangisidir?

  1. Ameliyat hastalığı iyileştirebilir.
  2. Ameliyat hastalığı kontrol edebilir ama iyileştiremez.
  3. Hastalık ameliyatla zaten iyileştirilmiştir.
Cevabı göster

Ameliyat hastalığı iyileştirebilir.

I had the surgery, and thankfully, I'm fine now.

11:28

Ameliyat oldum ve neyse ki şimdi iyiyim.

This was the closest I've been to facing death, Deyimler

11:40

Bu, ölümle yüz yüze geldiğim en yakın andı,

Deyimler

to facing death: gerçek bir ölüm tehdidiyle yüzleşmek

facing death ifadesindeki face, bedeni bir şeye doğru çevirmek değil, o şeyle yüzleşmek veya doğrudan başa çıkmak anlamına gelir. Burada ölüm gerçek bir olasılık ya da tehdittir; dolayısıyla ifade, ölme ihtimaliyle yüzleşmek zorunda kalmak demektir. the closest I've been to facing death yapısında to, close to kalıbının bir parçasıdır ve edat işlevi görür. Bu yüzden ardından fiilin yalın hâli face değil, -ing biçimi facing gelir.

Alıştırma

Bu cümlede facing death ne anlama geliyor?

  1. Bir cenazeye katılmak
  2. Bedeni bir kişiye doğru çevirmek
  3. Gerçekten ölme tehlikesi içinde olmak
Cevabı göster

Gerçekten ölme tehlikesi içinde olmak

and I hope it's the closest I get for a few more decades.

11:42

ve umarım birkaç on yıl daha buna bu kadar yaklaşmam.

Having lived through it, I can now say this to you with a bit more certainty Dilbilgisi

11:46

Bunu yaşamış biri olarak, artık size bunu biraz daha büyük bir kesinlikle söyleyebilirim

than when death was a useful but purely intellectual concept.

11:50

ölüm yalnızca yararlı ama bütünüyle zihinsel bir kavramken söyleyebildiğimden.

Dilbilgisi

Having lived through it: tamamlanmış bir deneyimle şimdiki iddiayı desteklemek

Having lived through it, having + past participle yapısında bir perfect participle yan tümcesidir. Deneyimi ana cümledeki I can now say eyleminden önceye yerleştirir; having ana cümlenin fiili değildir. Live through, ciddi bir olayı yaşamak ve ondan sağ çıkmak anlamına gelir. Buradaki it, daha önce anlatılan tıbbi sıkıntıyı ifade eder. Yan tümce aynı zamanda konuşanın neden şimdi daha emin olduğunu açıklar: doğrudan deneyim, şimdiki iddiayı destekler. having lived through it yapısının örtük öznesi I olup ana cümlenin öznesiyle aynıdır.

Alıştırma

Cümleyi review fiilinin perfect participle biçimiyle tamamlayın: ____ the evidence, the detective could explain the case with confidence.

Cevabı göster

Having reviewed

No one wants to die.

11:54

Hiç kimse ölmek istemez.

Even people who want to go to heaven don't want to die to get there.

11:57

Cennete gitmek isteyen insanlar bile oraya ulaşmak için ölmek istemez.

And yet, death is the destination we all share. Anlatım akışı

12:01

Yine de ölüm hepimizin paylaştığı varış noktasıdır.

Anlatım akışı

And yet: beklenenin tersine olan bir karşıtlığı belirtmek

And yet, önceki düşünce farklı bir sonuç beklememize yol açsa bile doğru olan bir ifadeyi sunar. Burada hiç kimse ölmek istemez, ancak ölüm yine de herkesin paylaştığı bir varış noktasıdır. Cümlenin başında kullanıldığında tartışmayı önceki noktadan onunla çelişen bir sonuca yöneltir. Buradaki yet, şimdiye kadar anlamındaki zaman ifadesi değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede And yet, ilk cümlenin oluşturduğu beklentiyle çelişen bir sonucu sunuyor?

  1. The road was icy. And then, the driver checked the map.
  2. The road was icy. And also, the trip took two hours.
  3. The road was icy. And yet, the bus arrived on time.
Cevabı göster

The road was icy. And yet, the bus arrived on time.

No one has ever escaped it.

12:05

Ondan şimdiye kadar kimse kaçamadı.

And that is as it should be,

12:07

Ve olması gereken de budur,

because death is very likely the single best invention of life.

12:09

çünkü ölüm büyük olasılıkla hayatın en iyi icadıdır.

It's life's change agent. Deyimler

12:14

Hayatın değişim motorudur.

Deyimler

life's change agent: değişime neden olan bir güç

change agent ifadesindeki agent, önemli bir değişime neden olan kişi veya güç anlamına gelir. Konuşmacı ölüme yaşam içinde bu rolü verir: ölüm, eski olanı ortadan kaldırarak yenilenmeye ve yeni nesillere yer açar. İyelik yapısındaki life's, bu etkeni yaşamın kendisine bağlar. Bu, gerçek bir iş unvanı ya da casus göndermesi değil, mecazlı ve retorik bir iddiadır.

Alıştırma

It's life's change agent ifadesinde change agent ne anlama gelir?

  1. Yaşam için seyahat ayarlayan bir şirket
  2. Yaşam içinde değişime yol açan bir güç
  3. Yaşam tarafından işe alınmış bir casus
Cevabı göster

Yaşam içinde değişime yol açan bir güç

It clears out the old to make way for the new. Deyimler

12:15

Yeniyi getirmek için eskiyi temizler.

Deyimler

clear out the old to make way for the new: eskiyi kaldırıp yeninin önünü açmak

Clear out artık istenmeyen şeyi kaldırmak, make way for ise başka bir şey için yer veya fırsat yaratmak demektir. clear out X to make way for Y kalıbı, bir değişimi sanki biri fiziksel olarak bir alanı boşaltıyormuş gibi anlatır. Bu cümledeki görüntü mecazidir: the old ve the new genel olarak eski ve yeni şeyleri, aşamaları ya da biçimleri ifade eder. Bu kalıp hem gerçek bir mekândaki değişiklikleri hem de soyut geçişleri anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz yer veya fırsat yaratmak anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The outdated rules were removed to ____ a simpler system.

Cevabı göster

make way for

Right now, the new is you.

12:19

Şu anda yeni olan sizsiniz.

But someday not too long from now,

12:21

Ama bir gün, çok da uzak olmayan bir zamanda,

you will gradually become the old and be cleared away.

12:23

yavaş yavaş eskiye dönüşeceksiniz ve yerinizi yenilere bırakacaksınız.

Sorry to be so dramatic, but it's quite true. Ton ve niyet

12:27

Bu kadar dramatik olduğum için üzgünüm, ama bu epey doğru.

Ton ve niyet

Sorry to be so dramatic: güçlü üslubu bilinçli biçimde yumuşatmak

Sorry to be so dramatic genellikle tam bir özür değil, kişinin kendi üslubunun farkında olduğunu gösteren bir ön ifadedir. Konuşan kişi, sözlerinin yoğun, abartılı veya duygusal gelebileceğini kabul ederek dinleyicinin mesaja daha az direnmesini sağlar. Cümlenin tamamında but, konuşanın iddiasının arkasında durduğunu gösterir: üslup dramatik olabilir ama konuşan kişi söylediğinin doğru olduğuna inanır. Bu kalıp, güçlü bir ifadeyi geri çekmeden dinleyici üzerindeki etkisini yumuşatır.

Alıştırma

Örnekte Sorry to be so dramatic ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Birinden daha dramatik bir performans sergilemesini istemek
  2. Güçlü gelen bir ifadeyi kabul edip yumuşatmak
  3. Zarar verdiği için resmî olarak özür dilemek
Cevabı göster

Güçlü gelen bir ifadeyi kabul edip yumuşatmak

Your time is limited, so don't waste it living someone else's life. Deyimler

12:31

Zamanınız sınırlı, bu yüzden onu başkasının hayatını yaşayarak boşa harcamayın.

Deyimler

don't waste it living someone else's life: başkalarının beklentilerine göre yaşayarak zamanını boşa harcamamak

Bu cümlede it, daha önce geçen your time ifadesine gönderme yapar. waste + zaman veya başka bir kaynak + -ing yapısı, o kaynağı değmeyecek bir etkinlik için kullanmak anlamına gelir. Living someone else's life, kendi yolunu seçmek yerine hayatla ilgili kararlarını ağırlıklı olarak başka birinin beklentilerini, değerlerini veya planını karşılamak için vermeyi anlatan bir mecazdır. Kelimenin gerçek anlamıyla başka birinin hayatını ele geçirmek demek değildir.

Alıştırma

Vurgulanan yapıyı tek sözcükle tamamlayın: Do not waste your time ____ someone else's life.

Cevabı göster

living

Don't be trapped by dogma, Kelime

12:37

Dogmaların tuzağına düşmeyin,

which is living with the results of other people's thinking.

12:39

yani başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşamak.

Kelime

dogma: sorgulanamaz kabul edilen bir inanç

Dogma, sorgulanamaz bir gerçek olarak kabul edilen bir inanç veya inançlar bütünü anlamına gelir. Genellikle eleştirel bir anlam taşır: sorun yalnızca bir düşünceye sahip olmak değil, sabit sonuçları incelemeden kabul etmektir. Burada which ile başlayan yan cümle, konuşmacının kastettiği anlamı açıklar. Dogmaya hapsolmak, başkalarının düşüncelerinden çıkan sonuçların nasıl yaşadığınızı ve düşündüğünüzü kontrol etmesine izin vermek demektir.

Alıştırma

Hangi cümlede dogma, sorgulanamaz kabul edilen katı bir inanç anlamında kullanılmıştır?

  1. The committee challenged the dogma that one method must work for everyone.
  2. Maya shared her opinion about the concert.
  3. The guide explained the school's safety policy.
Cevabı göster

The committee challenged the dogma that one method must work for everyone.

Don't let the noise of others' opinions drown out your own inner voice. Deyimler

12:42

Başkalarının fikirlerinin gürültüsünün kendi iç sesinizi bastırmasına izin vermeyin.

Deyimler

drown out your own inner voice: dış görüşlerin kendi yargını bastırması

Drown out, bir sesin başka bir sesi duyulamayacak kadar bastırmasını anlatır. Burada mecaz olarak kullanılır: Başkalarının görüşlerinden gelen “gürültü”, kendi yargını, sezgilerini ve gerçek isteklerini bastırabilir. Your own inner voice, gerçek anlamda duyulan bir ses değil, insanın kendi içinde hissettiği yönlendirmedir. Uyarı, dışarıdaki görüşleri dikkate alırken onların kendi düşüncenin yerini almasına izin vermemektir.

Alıştırma

“Bastırmak ve duyulmasını ya da fark edilmesini zorlaştırmak” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: Do not let constant criticism ____ your own inner voice.

Cevabı göster

drown out

And most important, have the courage to follow your heart and intuition.

12:46

Ve en önemlisi, kalbinizi ve sezgilerinizi izleme cesaretine sahip olun.

They somehow already know what you truly want to become.

12:50

Onlar bir şekilde gerçekten ne olmak istediğinizi zaten biliyorlar.

Everything else is secondary. Anlatım akışı

12:55

Diğer her şey ikincildir.

Anlatım akışı

Everything else is secondary: tek bir açık öncelikle sözünü bitirmek

Burada Everything else, kişinin kalbini ve sezgilerini takip etmesi dışındaki bütün etkenleri tek bir grupta toplar. Secondary, önem bakımından daha alt sırada olmak demektir; böylece cümle önce belirtilen ilkeyi birinci sıraya, diğer her şeyi de onun altına yerleştirir. Kısa ve kesin olduğu için cümle, kapanış özeti işlevi görür. Yeni ayrıntı eklemeyi bırakır ve dinleyicinin aklında tek bir açık öncelik bırakır.

Alıştırma

“Everything else is secondary,” cümlesinde secondary ne anlama gelir?

  1. Ortaöğretimle bağlantılı
  2. Ana öncelikten daha az önemli
  3. Zaman bakımından ikinci gerçekleşen
Cevabı göster

Ana öncelikten daha az önemli

When I was young, there was an amazing publication called the Whole Earth Catalog, Kültür

13:08

Ben gençken Whole Earth Catalog adında müthiş bir yayın vardı,

which was one of the Bibles of my generation. Deyimler

13:14

ki bu benim kuşağımın kutsal kitaplarından biriydi.

Kültür

the Whole Earth Catalog: araçlar ve fikirler için etkili bir rehber

Whole Earth Catalog, özellikle kendi kendine öğrenme ve alternatif yaşam biçimleriyle ilgilenen okurlar için araç, kitap ve fikir önerilerini bir araya getiren etkili bir Amerikan basılı yayınıydı. Bu cümlede bu ad kültürel bir ağırlık taşır: Jobs sıradan bir mağaza kataloğundan değil, kendi kuşağındaki pek çok insanın düşünme ve hareket etme biçimini şekillendiren bir kaynaktan söz ediyor.

Alıştırma

Bu cümlede Whole Earth Catalog nedir?

  1. Araçları, kitapları ve fikirleri bir araya getiren etkili bir basılı yayın
  2. 1960'larda geliştirilen bir kişisel bilgisayar modeli
  3. Satılık ürünleri listeleyen sıradan bir mağaza kataloğu
Cevabı göster

Araçları, kitapları ve fikirleri bir araya getiren etkili bir basılı yayın

Deyimler

one of the Bibles of my generation: etkili bir rehber benzetmesi

Burada Bibles, son derece güvenilir ve etkili kabul edilen kitaplar ya da kaynaklar için kullanılan bir benzetmedir. Whole Earth Catalog dini bir metin olarak tanımlanmıyor; insanların tekrar tekrar başvurduğu önemli bir rehber olarak övülüyor. one of + çoğul isim yapısı, daha büyük bir kümenin bir üyesini belirtir. Of my generation, bu statünün hangi insanlar için geçerli olduğunu gösterir. Dolayısıyla ifade, bunun konuşmacının kuşağını şekillendiren birkaç önemli rehberden biri olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

one of the Bibles of my generation burada ne anlama geliyor?

  1. O kuşaktaki insanların en çok güvendiği ve en etkili rehberlerden biri
  2. Konuşmacının sahip olduğu birkaç dini metinden biri
  3. O kuşaktaki herkesin yasal olarak okumak zorunda olduğu kitaplardan biri
Cevabı göster

O kuşaktaki insanların en çok güvendiği ve en etkili rehberlerden biri

It was created by a fellow named Stewart Brand, not far from here in Menlo Park,

13:17

Buradan çok uzak olmayan Menlo Park'ta Stewart Brand adında biri tarafından yaratıldı,

and he brought it to life with his poetic touch. Deyimler

13:22

ve ona şiirsel dokunuşuyla hayat verdi.

Deyimler

he brought it to life: bir fikri veya eseri hayata geçirmek

bring something to life kalıbı bir fikri, projeyi, karakteri veya eseri somut, canlı ya da tam anlamıyla gerçekleşmiş hâle getirmek demektir. Brought, bring fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Buradaki it, Whole Earth Catalog'u ifade eder. Bu söz, onun şiirsel üslubuyla bunu ilgi çekici ve akılda kalıcı bir yayına dönüştürdüğünü anlatır; cansız bir nesneye gerçekten hayat verdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“Karakteri canlı hâle getirdi” anlamındaki sabit ifadeyi tamamlayın: The actor brought the character ____.

Cevabı göster

to life

This was in the late '60s, before personal computers and desktop publishing. Notlar

13:25

Bu, kişisel bilgisayarlar ve masaüstü yayıncılık öncesi, 60'ların sonlarıydı.

Kelime

the late '60s: 1960'ların sonları

Bu tarihsel bağlamda the late '60s, 1960'ların son bölümünü, çoğu zaman kabaca 1967–1969 yıllarını ifade eder. Late burada on yıl içindeki konumu belirtir; “geç kalmış” anlamına gelmez. '60s içindeki kesme işareti, 1960s yazımındaki yüzyıl basamaklarının atıldığını gösterir. Başka bağlamlarda hangi yüzyıl olduğu bağlamdan anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Hangi cümle galerinin 1960'ların sonuna doğru açıldığını söyler?

  1. The gallery opened in the late '60s.
  2. The gallery opened in the early '60s.
  3. The gallery opened in the late '70s.
Cevabı göster

The gallery opened in the late '60s.

Kültür

desktop publishing: bilgisayarla sayfa tasarımı ve yayın hazırlama

Desktop publishing, metin ve görselleri düzenlemek ve malzemeleri yayına hazırlamak için kişisel bilgisayar ve yazılım kullanmak demektir. Buradaki desktop, bir mobilyayı değil bilgisayar ortamını anlatır. Bu ifade teknolojik bir dönemi belirtir: olayın kişisel bilgisayarlardan ve masaüstü yayıncılıktan önce gerçekleştiğini söylemek, günümüzdeki bilgisayar tabanlı yayın araçlarının o zaman henüz bulunmadığını gösterir. Bu da basılı bilginin üretilme ve düzenlenme biçiminin o dönemde çok farklı olduğunu anlamamıza yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede desktop publishing ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca bilgisayarlarla ilgili malzeme yayımlamak
  2. Yayınları tasarlamak ve hazırlamak için kişisel bilgisayarlar ile yazılım kullanmak
  3. Kitapları fiziksel bir masanın üzerinde sergilemek
Cevabı göster

Yayınları tasarlamak ve hazırlamak için kişisel bilgisayarlar ile yazılım kullanmak

So it was all made with typewriters, scissors, and Polaroid cameras.

13:29

Bu yüzden her şey daktilolarla, makaslarla ve Polaroid kameralarla yapılmıştı.

It was sort of like Google in paperback form 35 years before Google came along. Notlar

13:33

Google ortaya çıkmadan 35 yıl önce, karton kapaklı bir Google gibiydi.

Anlatım akışı

sort of like Google in paperback form: yaklaşık bir benzetme

Konuşmacı açıklamayı bir benzetme olarak düzenler: It was sort of like, Google'ı tanıdık bir referans noktası olarak sunarken in paperback form çevrim içi bir aracın ortamını basılı bir kitaba dönüştürür. Böylece dinleyiciler eski yayını, bilgi bulmaya ve keşfetmeye yarayan kâğıt tabanlı bir araç olarak hızla gözlerinde canlandırabilir. Sort of like, “bazı yönlerden benzer” demektir; “aynı” demek değildir. Cümle gerçek kimliği değil işlevleri karşılaştırır ve Google'ın gerçekten karton kapaklı bir baskısı olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Bu cümlede sort of like Google in paperback form ifadesi ne işe yarıyor?

  1. Daha eski bir basılı bilgi kaynağını açıklamak için tanıdık bir modern hizmet kullanır.
  2. Google'ın o zamanlar çoktan karton kapaklı bir kitap yayımladığını söyler.
  3. Yayında yalnızca Google hakkında bilgi bulunduğunu söyler.
Cevabı göster

Daha eski bir basılı bilgi kaynağını açıklamak için tanıdık bir modern hizmet kullanır.

Öbek fiiller

Google came along: came along “daha sonra ortaya çıktı” demektir

Bu cümlede came along, “daha sonra ortaya çıktı” veya “duruma dâhil oldu” anlamına gelir. Google’ı tarihsel bir sıralamada daha sonraki bir noktaya yerleştirir. Come along burada geçişsizdir: ortaya çıkan şey Google’dır. İfade, konuşana doğru fiziksel bir hareketi anlatmaz.

Alıştırma

“Daha sonra ortaya çıktı” anlamını verecek şekilde cümleyi come along ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: For years, only expensive models were available. Then a cheaper option ____.

Cevabı göster

came along

It was idealistic, overflowing with neat tools, and great notions.

13:39

İdealistti, harika araçlarla ve büyük fikirlerle dolup taşıyordu.

Stewart and his team put out several issues of the Whole Earth Catalog, Öbek fiiller

13:44

Stewart ve ekibi Whole Earth Catalog'un birkaç sayısını yayımladı,

Öbek fiiller

put out several issues: süreli bir yayının birkaç sayısını yayımlamak

Put out burada “yayımladı” veya “çıkardı” anlamına gelir. Stewart and his team yayımcıdır; several issues of the Whole Earth Catalog ise geçişli put out fiilinin nesnesidir. Yayıncılıkta issue, bir dergi, akademik dergi, katalog veya başka bir süreli yayının tarih ya da numarayla belirlenen tek bir sayısıdır. Bu nedenle several issues, birkaç ayrı sayı demektir; birkaç sorun demek değildir.

Alıştırma

“Yayımladı” anlamını vermek için put out ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: Last year, the museum ____ two special issues of its history magazine.

Cevabı göster

put out

and then, when it had run its course, they put out a final issue. Deyimler

13:48

ve sonra, artık ömrünü tamamladığında, son bir sayı yayımladılar.

Deyimler

when it had run its course: doğal sürecinin sonuna geldiğinde

Run its course, doğal aşamalardan geçerek sona ulaşmak demektir. Buradaki it, Whole Earth Catalog’un yayın döngüsünü anlatır; koşmayı ya da akademik bir dersi değil. Past perfect yapı olan had run, bu doğal sona erişin son sayıyı yayımlamalarından önce gerçekleştiğini gösterir. İfade, sürecin aniden durdurulmasından çok gelişimini tamamlamasını anlatır.

Alıştırma

“After several weeks, the debate had run its course,” cümlesinde had run its course ne anlama gelir?

  1. Akademik bir dersi tamamlamıştı.
  2. Aşamalarından geçerek doğal sonuna ulaşmıştı.
  3. Başlamadan önce aniden iptal edilmişti.
Cevabı göster

Aşamalarından geçerek doğal sonuna ulaşmıştı.

It was the mid-1970s, and I was your age.

13:52

70'lerin ortalarıydı ve ben de sizin yaşınızdaydım.

On the back cover of their final issue was a photograph of an early morning country road,

13:57

Son sayılarının arka kapağında, sabahın erken saatlerinde bir kırsal yolun fotoğrafı vardı,

the kind you might find yourself hitchhiking on if you were so adventurous.

14:03

maceraperest olsaydınız kendinizi otostop çekerken bulabileceğiniz türden bir yol.

Beneath it were the words, "Stay hungry. Stay foolish." Deyimler

14:08

Altında şu sözler vardı: "Stay hungry. Stay foolish."

Deyimler

“Stay hungry. Stay foolish.” sözünün motive edici mesajı

Bu söz, Stay + sıfat yapısıyla kurulan ve slogan olarak kullanılan iki paralel emir cümlesinden oluşur. Hungry mecazidir: öğrenme, üretme ve gelişme arzusunu güçlü tutmayı söyler. Foolish burada bilinçli olarak olumlu anlam taşır: soru sormaya, alışılmışı sorgulamaya ve başta akılsızca görünebilecek fikirleri denemeye açık olmak. Mesaj gerçek anlamda açlığı, aptallığı veya pervasız davranışı övmez. Bir veda sözü olarak dinleyicileri rehavete kapılmamaya ve keşfetmeyi bırakacak kadar temkinli olmamaya çağırır.

Alıştırma

Bu motive edici sözde “Stay hungry. Stay foolish.” neyi teşvik eder?

  1. Öğrenme isteğini korumak ve alışılmışın dışındaki fikirleri denemeye açık olmak.
  2. Gerçekten aç kalmak ve düşünülmüş kararlar vermekten kaçınmak.
  3. Her zaman bilgili görünmek için merakını gizlemek.
Cevabı göster

Öğrenme isteğini korumak ve alışılmışın dışındaki fikirleri denemeye açık olmak.

It was their farewell message as they signed off. Öbek fiiller

14:13

Yayını kapatırken verdikleri veda mesajı buydu.

Öbek fiiller

as they signed off: bir mesajı vedayla bitirmek

Burada signed off, bir yayın, basılı yayın, mesaj veya başka bir kamusal iletişimi son sözlerle bitirdikleri anlamına gelir. as they signed off yan cümlesi, veda mesajını bu kapanış anına yerleştirir. Bu ifade, bir belgeyi imzalayıp sonra ayrıldıkları anlamına gelmez. Odak iletişimi bitirmek ve vedalaşmak olduğunda sign off nesne almadan kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi sign off ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After thanking the listeners, the radio host ____ for the night.

Cevabı göster

signed off

Stay hungry. Stay foolish.

14:16

Stay hungry. Stay foolish.

And I have always wished that for myself.

14:19

Ve ben bunu hep kendim için diledim.

And now, as you graduate to begin anew, I wish that for you. Anlatım akışı

14:22

Ve şimdi, mezun olup yeniden başlarken, bunu sizin için diliyorum.

Anlatım akışı

you graduate to begin anew: yeni bir başlangıç olarak mezuniyet

you graduate yan cümlesi, dinleyicilerin şu anda yaşadığı önemli dönüm noktası olan mezuniyeti belirtir. Ardından to begin anew mastarı bu dönüm noktasını yeni bir aşamanın başlangıcı olarak yorumlar; böylece konuşma önceki konulardan mezunların geleceğine ve konuşmacının son dileğine yönelir. Burada to, to begin mastarını başlatır; sabit bir graduate to ifadesinin parçası değildir. Anew, 'yeni veya farklı bir şekilde tekrar' anlamına gelir ve bu geçişe resmî, törensel bir ton katar.

Alıştırma

Bu mezuniyet konuşmasında you graduate to begin anew ne işlev görür?

  1. Mezuniyeti gelecekteki tüm değişimlerin sonu olarak sunar.
  2. Mevcut mezuniyeti yeni bir aşamaya bağlar ve son dileğe zemin hazırlar.
  3. Graduate to ifadesinin ‘okulu tekrar etmek’ anlamında sabit bir deyimsel fiil olduğunu söyler.
Cevabı göster

Mevcut mezuniyeti yeni bir aşamaya bağlar ve son dileğe zemin hazırlar.

Stay hungry.

14:28

Stay hungry.

Stay foolish.

14:29

Stay foolish.

Thank you all very much.

14:31

Hepinize çok teşekkür ederim.

The preceding program is copyrighted by Stanford University.

14:56

Az önceki programın telif hakkı Stanford Üniversitesi'ne aittir.

Please visit us at stanford.edu.

15:00

Lütfen bizi stanford.edu adresinde ziyaret edin.