İyi Bir İlişkinin Üç Temel Şartı: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
722 kelime 160 kel/dk

Video özeti: Her ayrıntıda aynı olma beklentisi ilişkiyi yüke dönüştürür; doyum nezaket, paylaşılan kırılganlık ve anlayışa dayanır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "What's driving the frustration is not that" / "It's rather that" - Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: açık nedeni reddedip derindeki nedeni sunun ve incelikli bir sav kurun. 2. "put on a good front" - Deyimler ve mecazlı ifadeler: kaygıyı gizlerken sakin görünmeyi anlayın; dürüstlük ve duygusal güvenliği tartışın. 3. "to be sympathized with, seen, and understood." - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: "needs" sonrasındaki üç edilgen mastarı izleyip beklenen desteği ifade edin.

Bu derste

Many people,

0:05

Pek çok insan,

after they've been in a couple for some time,

0:06

bir ilişki içinde bir süre geçirdikten sonra,

will privately admit that they are,

0:08

içten içe olduklarını itiraf edecektir ki,

in many ways,

0:11

birçok açıdan,

frustrated and disappointed

0:12

hüsrana uğramış ve hayal kırıklığı yaşamışlardır

by the person they've chosen to share their lives with.

0:14

hayatlarını paylaşmayı seçtikleri kişi yüzünden.

If pressed for details, Dilbilgisi

0:17

Ayrıntı vermeleri istenirse,

they will have no difficulty coming up with a list. Notlar

0:19

bir liste hazırlamakta hiç zorlanmazlar.

Dilbilgisi

If pressed for details: kısaltılmış edilgen koşul yapısı

Burada If pressed for details, “kararlı bir şekilde sorgulanıp daha belirli bilgiler vermeleri istenirse” anlamına gelir. Pressed fiziksel olarak bastırılmayı değil, cevap verme baskısını anlatır. Bu yan cümle, edilgen bir koşul yapısının kısaltılmış hâlidir: If they are pressed for details, If pressed for details biçimine dönüşür. Anlaşılan özne they, ana cümlenin öznesiyle aynı olduğu için özne ve be çıkarılır.

Alıştırma

“if the witness is pressed for details” ifadesini kısaltılmış edilgen koşul yapısına dönüştürerek cümleyi tamamlayın: ____, the witness can explain every step.

Cevabı göster

If pressed for details

Dilbilgisi

have no difficulty coming up with: have no difficulty + -ing yapısı

Have no difficulty coming up with a list ifadesinde have no difficulty, “kolay bulmak” anlamına gelir. Difficulty sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir; bu nedenle come değil, coming gerekir. Coming up with, “bir fikir, cevap veya liste düşünmek ya da üretmek” anlamındaki come up with öbek fiilinin parçasıdır. Cümlenin tamamı, böyle bir liste oluşturmanın onlar için kolay olacağını anlatır.

Alıştırma

Have no difficulty + -ing yapısını ve come up with ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The team will ____ a backup plan.

Cevabı göster

have no difficulty coming up with

Öbek fiiller

coming up with: bir fikir veya liste oluşturmak

Coming up with; fikir, cevap, plan veya liste gibi bir şeyi düşünmek ya da üretmek anlamına gelir. Burada bir listeyi kolayca oluşturabileceklerini anlatır. Bu ifade, come up with öbek fiilinin -ing biçimidir. Düşünülen veya üretilen şey with sözcüğünden sonra gelir: come up with a list.

Alıştırma

Leo’nun yeni bir çözüme ihtiyacı var. Hangi cümle çözümü kendisinin düşündüğünü anlatır?

  1. Leo came across a solution online.
  2. Leo came up with a solution.
  3. Leo was given a solution.
Cevabı göster

Leo came up with a solution.

Their partner,

0:21

Partnerlerinin,

they might complain,

0:22

diyerek şikayet edebilirler,

is too loyal to their irritating family

0:23

sinir bozucu ailesine gereğinden fazla bağlı olduğundan

or doesn't share their views on the layout of the living room

0:26

veya oturma odasının düzeni konusundaki görüşlerine katılmadığından

or never wants to go on camping holidays

0:29

veya hiçbir zaman kamp tatiline çıkmak istemediğinden

or plays tennis every Wednesday evening

0:31

veya her Çarşamba akşamı tenis oynadığından

no matter what Dilbilgisi

0:33

ne olursa olsun

Dilbilgisi

no matter what: hiçbir koşulda değişmeyen bir eylem

No matter what, ne olursa olsun anlamına gelir. Olası hiçbir sorun veya koşulun ana eylemi değiştiremeyeceğini belirtir. Burada, bir engel çıksa bile kişinin her çarşamba tenis oynadığını güçlü biçimde vurgular. What burada bir soru sormaz. Olası herhangi bir olayı temsil eder ve bu örnekte olduğu gibi ifade tamamlanmış bir cümleciğin ardından gelebilir.

Alıştırma

Nora, sorunlar çıksa bile katılmaya karar verdi. Hangi cümle bu anlamı ifade eder?

  1. Nora will attend, no matter what.
  2. Nora will attend because it matters.
  3. Nora will attend if nothing changes.
Cevabı göster

Nora will attend, no matter what.

or doesn't like Moroccan food

0:34

veya Fas yemeklerini sevmediğinden

or doesn't share their enthusiasm for 19th century Russian novels

0:36

veya 19. yüzyıl Rus romanlarına olan tutkularını paylaşmadığından

or has a habit of adding actually to every second sentence Dilbilgisi

0:39

veya her iki cümleden birine 'aslında' kelimesini ekleme alışkanlığı olduğundan,

when it's actually redundant.

0:42

üstelik aslında buna hiç gerek yokken.

Dilbilgisi

has a habit of adding: have a habit of + -ing yapısı

Have a habit of + -ing, bir şeyi alışılmış bir davranış olarak tekrar tekrar yapmak anlamına gelir. of edatından sonra fiilin -ing biçimi gelir; bu yüzden burada adding doğrudur. Bu cümlede konuşan kişi rahatsız edici bir davranış kalıbını anlatıyor, bu nedenle ifade hafif eleştirel duyuluyor. Yapının kendisi tarafsızdır; alışkanlığın iyi, kötü ya da yalnızca dikkat çekici olduğunu bağlam belirler.

Alıştırma

Cümleyi tam has a habit of yapısıyla tamamlayın: Leo ____ checking his phone during meetings.

Cevabı göster

has a habit of

As the list gets longer,

0:45

Liste uzadıkça,

they sigh.

0:46

iç çekerler.

They still love their partner

0:47

Partnerlerini hala severler

and they long to be happy together.

0:49

ve birlikte mutlu olmayı çok isterler.

It's just that it seems impossibly complicated

0:51

Sadece son derece karmaşık görünüyordur

to make this relationship work. Dilbilgisi

0:54

bu ilişkiyi yürütmek.

Dilbilgisi

make this relationship work: make + nesne + yalın fiil

Make + nesne + yalın fiil, ettirgen bir yapıdır: bir kişi nesnenin bir eylemi yapmasını ya da fiilin anlattığı sonuca ulaşmasını sağlar. make sonrasında to work değil, work kullanılır. Burada work, başarılı olmak veya düzgün işlemek anlamına gelir. Make this relationship work, ilişkinin başarıyla devam etmesi için gerekenleri yapmak demektir; ilişkiye bir iş vermek demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi make + the new schedule + work ile tamamlayın: We moved the meeting earlier to ____.

Cevabı göster

make the new schedule work

What's driving the frustration is not that Anlatım akışı

0:57

Bu hüsranı yaratan şey şu değildir:

they've sadly fallen for an idiot as a mate. Öbek fiiller

0:59

eş olarak ne yazık ki bir aptala aşık olmaları.

Öbek fiiller

Romantik bağlamda fallen for

Burada fallen for, “birine karşı romantik çekim hissetmeye başlamak” veya “âşık olmak” anlamındadır. as a mate ifadesi kişiyi eş veya partner olarak tanımlar ve romantik anlamı kesinleştirir. İfade fiziksel olarak düşmeyi değil, duygusal çekimi anlatır.

Alıştırma

“After several dates, Leo realized he had fallen for Maya,” cümlesinde fallen for ne anlama gelir?

  1. Maya'nın hazırladığı bir hileye inanmıştı.
  2. Maya'ya karşı romantik çekim hissetmeye başlamıştı.
  3. Maya ile yürürken tökezlemişti.
Cevabı göster

Maya'ya karşı romantik çekim hissetmeye başlamıştı.

It's rather that we have all inherited

1:02

Daha ziyade, hepimiz miras almışızdır

needlessly complicated ideas

1:05

gereksiz yere karmaşık fikirleri

of what a relationship is supposed to be for. Dilbilgisi

1:08

bir ilişkinin amacının ne olması gerektiğine dair.

Anlatım akışı

What's driving the frustration is not that ... It's rather that ...: nedeni reddedip düzeltmek

What's driving the frustration is not that ... ifadesi, ardından gelen yan tümcenin gerçek neden olmadığını gösterir. Önce muhtemel veya yüzeysel bir açıklama sunar, ardından bu açıklamayı düzeltir. It's rather that ... yazarın daha doğru bulduğu açıklamayı verir. Burada rather, “oldukça” değil, “daha doğrusu” veya “asıl mesele şu ki” anlamındadır. İki bölüm birlikte, reddedilen açıklamadan daha derin açıklamaya geçen bir sav kurar.

Alıştırma

Düzeltici karşıtlığı hedef yapıyla tamamlayın: What explains Mia's silence is ____ she is angry. It's ____ she is carefully choosing her words.

Cevabı göster

not that · rather that

Dilbilgisi

what a relationship is supposed to be for gömülü soru yapısı

what a relationship is supposed to be for yan tümcesi, ideas of ifadesinden sonra gelen gömülü bir sorudur. Daha büyük bir cümlenin içinde yer aldığı için doğrudan soru dizilişi olan is a relationship yerine düz cümle dizilişi olan a relationship is kullanılır. Burada what, sonda bulunan for edatının nesnesidir; yan tümce bir ilişkinin amacını sorar. Is supposed to, kanıtlanmış bir gerçeği değil, genel kabul gören bir beklentiyi ifade eder.

Alıştırma

ideas about ifadesinden sonra gömülü soruyu doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. We have different ideas about what the room is supposed to be for.
  2. We have different ideas about what the room supposed to be for is.
  3. We have different ideas about what is the room supposed to be for.
Cevabı göster

We have different ideas about what the room is supposed to be for.

We are told that love is meant to involve Dilbilgisi

1:11

Bize aşkın şu anlama geldiği söylenir:

the almost total merger of two lives. Deyimler

1:14

iki hayatın neredeyse tamamen birleşmesi.

Dilbilgisi

Toplumsal beklenti olarak is meant to involve

is meant to involve içindeki be meant to + fiilin yalın hâli, bir şeyi beklenen veya uygun kabul edilen bir durum olarak sunar. Burada insanlara sevginin iki hayatın neredeyse tamamen birleşmesini içermesinin beklendiği öğretilir; bu görüş nesnel bir gerçek olarak sunulmaz. Love öznesinin kendi niyeti yoktur. Edilgen yapı dışarıdan gelen bir standarda işaret eder; We are told ise bu standardın toplumsal kaynağını açıkça gösterir.

Alıştırma

“Love is meant to involve compromise,” cümlesinde is meant to involve ne ifade eder?

  1. love sözcüğü kelimenin tam anlamıyla uzlaşma demektir.
  2. Genellikle uzlaşmayı içermesi beklenir.
  3. Gizlice ve kazara uzlaşmaya neden olur.
Cevabı göster

Genellikle uzlaşmayı içermesi beklenir.

Deyimler

Bir ilişki metaforu olarak “merger of two lives”

Burada merger, hukuki veya kurumsal bir işlem anlamına gelmez. İki kişinin rutinlerini, sosyal çevrelerini, kararlarını ve kimlik algılarını, hayatları tek bir ortak bütün oluşturuyormuş gibi görünecek ölçüde birleştirmesini anlatan bir metafordur. of two lives ifadesi, birleştirilen şeyin ne olduğunu gösterir. Almost total da önemlidir: cümle, her farklılığın gerçekten ortadan kalkmasını değil, aşırı derecede yakın olma beklentisini anlatır.

Alıştırma

Cümledeki a merger of two lives ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. İki kişinin günlük hayatı neredeyse tek bir ortak bütün hâline gelir.
  2. İki kişi bir kez buluşur ve tamamen ayrı kalır.
  3. Bir şirket başka bir şirketi yasal olarak satın alır.
Cevabı göster

İki kişinin günlük hayatı neredeyse tek bir ortak bütün hâline gelir.

We expect that a loving couple must live in the same house,

1:17

Birbirini seven bir çiftin aynı evde yaşamasını bekleriz,

eat the same meals together every night,

1:20

her gece birlikte aynı yemekleri yemesini,

share the same bed,

1:22

aynı yatağı paylaşmasını,

go to sleep and get up at the same time,

1:24

aynı anda uyuyup uyanmasını,

only ever have sex with or even sexual thoughts about each other,

1:26

sadece birbirleriyle seks yapmasını ve hatta cinsel düşünceleri bile sadece birbirlerine saklamasını,

regularly see each other's families,

1:31

birbirlerinin aileleriyle düzenli olarak görüşmesini,

have all their friends in common Kalıp ifadeler

1:32

tüm arkadaşlarının ortak olmasını

Kalıp ifadeler

“have all their friends in common” kalıbı

have + isim + in common kalıbı, iki veya daha fazla kişinin aynı şeyi paylaştığını belirtir. Burada paylaşılan isim öbeği all their friends olduğundan, iki kişinin arkadaş çevreleri tamamen örtüşüyormuş gibi sunulur. All önemlidir. Have friends in common yalnızca bazı arkadaşların ortak olduğunu belirtir; have all their friends in common ise arkadaş grubunun tamamının ortak olduğunu söyler.

Alıştırma

Emma ve Luis'in bütün takım arkadaşlarının aynı olduğunu doğal biçimde hangi cümle ifade eder?

  1. Emma and Luis have all their teammates as common.
  2. Emma and Luis have all their teammates in common.
  3. Emma and Luis are common with all their teammates.
Cevabı göster

Emma and Luis have all their teammates in common.

and pretty much think the same thoughts

1:34

ve neredeyse aynı düşünceleri paylaşmasını

on every topic at every moment.

1:36

her an her konuda.

It's a beautiful vision,

1:39

Bu çok güzel bir vizyon,

but a hellish one, too,

1:41

ama aynı zamanda cehennem gibi,

because it places an impossibly punitive burden Kalıp ifadeler

1:43

çünkü imkansız derecede ağır bir yük bindiriyor

of expectation on another human.

1:45

başka bir insanın üzerine beklenti olarak.

Kalıp ifadeler

places an impossibly punitive burden of expectation on: birine ceza kadar sert bir beklenti yükü bindirmek

Place a burden on someone or something, bir kişiye ya da kuruma ağır bir sorumluluk, maliyet, talep veya baskı yüklemek demektir. Bu cümlede places, it öznesine uygun biçimdedir ve an impossibly punitive burden ifadesini nesne olarak alır; on another human ise yükü kimin taşıması gerektiğini gösterir. Of expectation, yükün kaynağını veya türünü belirtir. Impossibly punitive, beklentilerin onları taşımak ceza gibi hissettirecek kadar sert olduğunu anlatır; gerçek bir hukuki cezadan söz etmez.

Alıştırma

Birine yüklenen sorumluluğu anlatmak için place a burden on yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The new rules give a heavy administrative burden on small charities.
  2. The new rules place small charities a heavy administrative burden.
  3. The new rules place a heavy administrative burden on small charities.
Cevabı göster

The new rules place a heavy administrative burden on small charities.

We feel the partner must be right for us in every way

1:48

Partnerimizin bizim için her açıdan doğru kişi olması gerektiğini düşünürüz

and if they're not,

1:51

ve eğer öyle değillerse,

has to be prodded and cajoled into reform. Kelime

1:52

düzelmeleri için dürtülmeleri ve ikna edilmeleri gerekir.

Kelime

prodded and cajoled into reform: değişmesi için zorlanıp tatlı dille ikna edilmek

Edilgen be prodded and cajoled into reform yapısında prodded, tekrar tekrar zorlanmak veya teşvik edilmek; cajoled ise yumuşak sözler, övgü ya da ısrarlı bir çekicilikle ikna edilmek anlamına gelir. Birlikte iki baskı türünü gösterirler: doğrudan zorlama ve daha yumuşak manipülasyon. Verb + someone + into + isim ya da -ing biçimi, bir eylemin sonuca yol açtığını gösterir. Burada reform, başka birinin beklentilerini karşılamak için kişisel olarak değişmek demektir; siyasi veya kurumsal reform anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi prod ve cajole fiillerinin edilgen biçimleriyle ve sonuç bildiren edatla tamamlayın: After weeks of blunt pressure and flattering persuasion, the committee members were ____ revising the plan.

Cevabı göster

prodded and cajoled into

But there is another perspective.

1:55

Ancak başka bir bakış açısı daha var.

Relationships don't have to be so complicated and ambitious

1:57

İlişkilerin bu kadar karmaşık ve iddialı olması gerekmez

if we keep in view Kalıp ifadeler

2:01

eğer göz önünde bulundurursak

what in the end actually makes them fulfilling.

2:02

sonunda onları gerçekten tatmin edici kılan şeyin ne olduğunu.

Kalıp ifadeler

keep in view + önemli bir etken

Bu cümlede keep in view, “göz önünde bulundurmaya devam etmek” anlamına gelir. Burada söz konusu olan zihinsel dikkattir; bir şeyi yalnızca görüş alanında tutmak değildir. Nesne, ardından gelen what yan cümlesidir: what in the end actually makes them fulfilling. Bunun gibi uzun bir nesneyle İngilizcede keep in view + yan cümle kullanılabilir; kısa bir isimle keep the goal in view genellikle daha doğaldır. Bu ifade ayrıca okuyucuya sonucu hangi ölçütün yönlendirmesi gerektiğini hatırlatarak düşünce akışını düzenler.

Alıştırma

Cümleyi keep in view ile tamamlayın: As we redesign the park, we must ____ what local families need.

Cevabı göster

keep in view

If we boil matters down, Öbek fiiller

2:06

Meseleyi özüne indirgersek,

there might really just be three essential things

2:08

gerçekten de sadece üç temel şey olabilir

that we want from a lover.

2:11

bir sevgiliden istediğimiz.

Öbek fiiller

boil matters down: özüne indirgemek

Boil matters down gerçek anlamlı değildir; karmaşık bir konuyu en önemli noktalarına indirgemek demektir. Matters, boil ile down arasına yerleştirilen nesnedir. Cümlenin başındaki if we boil matters down, dinleyiciye basitleştirilmiş bir sonucun geleceğini bildirir. Aynı kalıp başka bir nesneyle kullanılabilir ve to son özü gösterebilir: boil the problem down to one question.

Alıştırma

Cümleyi boil ... down ile tamamlayıp zamiri doğru konuma yerleştirin: The report is detailed, but if we ____, the main message is simple.

Cevabı göster

boil it down

Firstly,

2:14

Birincisi,

kindness.

2:15

nezaket.

A partner who is gentle with our imperfections

2:16

Kusurlarımıza karşı nazik olan

and can good-humoredly tolerate us as we are. Kalıp ifadeler

2:19

ve bizi olduğumuz gibi neşeyle hoş görebilen bir partner.

Kalıp ifadeler

as we are: önceden değişmeyi gerektirmeyen kabul

As we are, “gerçek ve şu anki hâlimizle” anlamına gelir. Burada partner, konuşan kişilerin kusurları da dâhil olmak üzere gerçek hâllerine, önce kendilerini gizlemelerini veya değişmelerini istemeden tahammül eder. Başka durumlara da uygulanabilen fiil + nesne + as + özne + be yapısında as, birinin veya bir şeyin kabul edildiği, korunduğu ya da bırakıldığı durumu belirtir. Zamirler ve be biçimi özneye göre değişir.

Alıştırma

Cümleyi “gerçek ve şu anki hâlimizle” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A true friend accepts us ____, without asking us to pretend.

Cevabı göster

as we are

Secondly,

2:23

İkincisi,

shared vulnerability. Kelime

2:24

paylaşılan savunmasızlık.

Someone with whom we can be open about Kalıp ifadeler

2:27

Karşısında açık olabileceğimiz biri

that our anxieties, worries,

2:29

kaygılarımız, endişelerimiz

and the problems that throw us off balance. Deyimler

2:31

ve dengemizi bozan sorunlarımız hakkında.

Kelime

shared vulnerability: zorluklar konusunda karşılıklı açıklık

Shared vulnerability, her iki kişinin de korkularını, belirsizliklerini, kusurlarını veya mücadelelerini diğerine göstermeye istekli olması demektir. Shared karşılıklı açıklığı anlatır; iki kişinin tam olarak aynı zayıflığa sahip olduğu anlamına gelmez. Burada ifade, yakınlık oluşturabilecek bir özelliği adlandırır: Her iki kişi de her zaman güçlü görünmek yerine zor duyguları konusunda dürüst olabilir.

Alıştırma

Hangi durum shared vulnerability kavramını en iyi gösterir?

  1. Bir kişi acı verici bir sırrını açıklar, diğeri ise kendinden bahsetmeyi veya dürüstçe karşılık vermeyi reddeder.
  2. İki iş arkadaşı aynı tür dizüstü bilgisayara sahip olduklarını keşfeder.
  3. İki arkadaş da kendilerini neyin korkuttuğunu dürüstçe anlatır ve güçlüymüş gibi davranmadan birbirlerini dinler.
Cevabı göster

İki arkadaş da kendilerini neyin korkuttuğunu dürüstçe anlatır ve güçlüymüş gibi davranmadan birbirlerini dinler.

Kalıp ifadeler

be open about + bir konu

Be open about something, özellikle konu kişisel, rahatsız edici veya zor olduğunda önemli ayrıntıları saklamadan dürüstçe konuşmak demektir. Burada kaygılar, endişeler ve kişinin dengesini bozan sorunlar hakkında dürüstçe konuşmaya istekli olmayı anlatır. Yaygın yapı be open about + isim, isim grubu veya -ing biçimidir: be open about your anxiety; be open about feeling overwhelmed. Bu cümlede about sonrasında amaçlanan içerik our anxieties ile başlayan listedir; about that our anxieties standart bir yapı değildir.

Alıştırma

Birinin dürüstçe konuştuğu konuyu belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: It can be hard to ____ your worries, even with a close friend.

Cevabı göster

be open about

Deyimler

Throw us off balance ifadesinin mecaz anlamı

Throw someone off balance kelimesi kelimesine bir kişinin fiziksel dengesini bozmak demektir. Burada mecaz anlamdadır: sorunlar insanların duygusal dengesini bozar ve sakin, güvende ya da kontrol sahibi hissetmelerini zorlaştırır. Yeniden kullanılabilen yapı throw + kişi + off balance biçimindedir. Fiil zamana göre değişir; örneğin The news threw me off balance.

Alıştırma

Cümleyi throw someone off balance ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The unexpected question ____, and I forgot what I wanted to say.

Cevabı göster

threw me off balance

Someone we don't have to put on a good front for. Deyimler

2:33

Karşısında iyi görünmeye çalışmak zorunda olmadığımız biri.

Deyimler

Put on a good front: zorluğu sakin bir görünümün arkasına saklamak

Put on a good front, endişeli veya sorunlarla uğraşıyor olsan bile bilinçli olarak sakin, kendinden emin ya da iyi görünmek demektir. Burada put on “sergilemek” veya “takınmak”, front ise başkalarına gösterilen dış görünüm anlamındadır. Bu cümlede someone ... for, yanında bu yapay görünümü sürdürmek zorunda olmadığımız kişiyi ifade eder. Deyim güvene işaret eder: gerçek duygularımızı gösterebiliriz.

Alıştırma

“Endişeyi gizlerken iyi görünmek” anlamına gelen, bu nottaki beş kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Although Maya was scared, she tried to ____ for her younger brother.

Cevabı göster

put on a good front

Someone around whom we can be weak,

2:36

Yanında zayıf,

vulnerable, and honest,

2:39

savunmasız ve dürüst olabileceğimiz,

and who will be the same around us.

2:40

ve bizim yanımızda da aynı şekilde davranacak biri.

Thirdly,

2:43

Üçüncüsü,

understanding.

2:44

anlayış.

Someone who is interested in and can make sense of Öbek fiiller

2:46

İlgilenen ve anlamlandırabilen biri

certain obscure features of our minds,

2:49

zihnimizin bazı karanlık yönlerini,

Öbek fiiller

Make sense of: kafa karıştırıcı bir şeyi anlamak

Make sense of, kafa karıştırıcı veya karmaşık bir şeyi anlamak, yorumlamak ya da onda belirgin bir düzen bulmak demektir. Nesne of sözcüğünden sonra gelir: make sense of a report, a reaction veya a feeling. Buradaki nesne certain obscure features of our minds ifadesidir. Deyim, açıklanması zor olan bu içsel özellikleri anlayabilen bir kişiyi anlatır.

Alıştırma

“Anlamak” anlamına gelen, bu nottaki üç kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The map was blurry, so we could not ____ the street names.

Cevabı göster

make sense of

our obsessions, preoccupations,

2:52

takıntılarımızı, saplantılarımızı,

and ways of seeing the world,

2:54

ve dünyayı görme biçimlerimizi,

and whom we are excited to understand in turn.

2:56

ve karşılığında onu anlamak için heyecan duyduğumuz biri.

If we have these three critical ingredients to hand,

3:00

Eğer elimizde bu üç kritik bileşen varsa,

we will feel loved and essentially satisfied,

3:03

sevildiğimizi hissedeceğiz ve temelden tatmin olacağız,

whatever differences then crop up Notlar

3:06

ardından hangi farklılıklar ortaya çıkarsa çıksın

in a hundred other areas.

3:08

yüzlerce farklı alanda.

Dilbilgisi

Whatever differences then crop up ödünleme yan cümlesi

whatever differences then crop up ifadesinde whatever, differences ismini niteleyen bir belirleyicidir. Yan cümle “daha sonra hangi farklılık ortaya çıkarsa çıksın” anlamına gelir; yani soru değil, ödünleme bildirir. Burada then, “daha sonraki o zamanda” demektir. Ana cümleden sonra gelen bu yan cümle, gelecekteki değişiklikler ne olursa olsun sonucun geçerli kaldığını gösterir. Yeniden kullanılabilen yapı ana cümle + whatever + isim + yan cümle biçimindedir; ödünleme yan cümlesi ana cümleden önce de gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi “ne olursa olsun” anlamı veren belirleyiciyle tamamlayın: We will stay calm, ____ problems arise.

Cevabı göster

whatever

Öbek fiiller

“Beklenmedik şekilde ortaya çıkmak” anlamındaki crop up

Crop up, “beklenmedik şekilde ortaya çıkmak veya meydana gelmek” anlamında kullanılan geçişsiz bir öbek fiildir. Öznesi genellikle bir sorun, soru, farklılık, gecikme, fırsat veya planlanmamış başka bir durumdur. Bu ifade, olayın tam olarak öngörülemediğini düşündürür. Buradaki kullanım mecazidir; gerçekten bir şey yetiştirmek veya hasat etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede crop up, bir şeyin beklenmedik şekilde ortaya çıktığını anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. A few technical problems cropped during the rehearsal.
  2. A few technical problems cropped up during the rehearsal.
  3. We cropped up a few technical problems during the rehearsal.
Cevabı göster

A few technical problems cropped up during the rehearsal.

Perhaps our partner's friends or routines

3:11

Belki partnerimizin arkadaşları veya rutinleri

won't be a delight,

3:13

pek hoşumuza gitmeyecek,

but we will be content.

3:14

ama biz yine de halimizden memnun olacağız.

Just as if we lack these emotional goods Deyimler

3:16

Tıpkı bu duygusal zenginliklerden yoksunsak

and yet agree on every detail

3:19

ve yine de her detayında anlaşıyorsak bile

of European literature,

3:20

Avrupa edebiyatının,

interior design,

3:22

iç mimarinin,

and social existence,

3:23

ve sosyal hayatın,

we are still likely to feel lonely and bereft. Kelime

3:24

yine de kendimizi yalnız ve yoksun hissetmemiz çok muhtemeldir.

Deyimler

duygusal kaynaklar (emotional goods)

Emotional goods mecazlı bir ifadedir: Burada goods, satılan ürünler değil, değerli kaynaklar veya faydalar anlamına gelir. Bir ilişkiyi duygusal açıdan besleyen nezaket, paylaşılan kırılganlık ve anlayışı anlatır. Bu ifade, duygusal bağı insanların iyi hissetmek için ihtiyaç duyduğu bir şey olarak sunar. Bu nedenle ilgi alanları konusunda aynı fikirde olmak bu kaynakların yerini tutamaz; bunlar olmadığında kişi kendini yine yalnız ve yoksun hissedebilir.

Alıştırma

Bu cümlede emotional goods neyi ifade ediyor?

  1. Bir ilişkide kibar davranma kuralları
  2. Sanat, tasarım ve toplum hakkındaki ortak görüşler
  3. Bir kişinin kendini bağlı hissetmesine yardımcı olan duygusal kaynaklar ve faydalar
  4. Hoş duygular yaratmak için satın alınan ürünler
Cevabı göster

Bir kişinin kendini bağlı hissetmesine yardımcı olan duygusal kaynaklar ve faydalar

Kelime

yalnız ve yoksun (lonely and bereft)

Lonely, anlamlı bir arkadaşlıktan veya bağdan yoksun olma duygusunu anlatır. Bereft ise önemli bir şeyden derin biçimde mahrum kalma fikrini ekler; çoğu zaman bir kayıptan sonra kullanılır ve sad kelimesinden daha güçlü, daha edebî ya da resmîdir. Bu iki sıfat birlikte kullanıldığında yalnızca tek başına olmayı anlatmaz; temel bir bağın yokluğu yüzünden duygusal olarak boşalmış hissetmeyi anlatır. Burada bereft kelimesinden sonra açıkça bir nesne gelmez, çünkü eksik olan duygusal bağ bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

lonely and bereft burada ne anlatıyor?

  1. Kendini izole olmuş ve önemli bir duygusal bağdan derin biçimde yoksun hissetmek
  2. İlgi alanları ortak olduğu için mutlu olmak
  3. Bir anlaşmazlık yüzünden biraz rahatsız hissetmek
  4. Uzun bir günün ardından fiziksel olarak yorgun olmak
Cevabı göster

Kendini izole olmuş ve önemli bir duygusal bağdan derin biçimde yoksun hissetmek

By limiting what we expect a relationship to be about, Dilbilgisi

3:28

Bir ilişkiden ne beklediğimizi sınırlandırarak,

we can overcome the tyranny and bad temper Deyimler

3:31

o zorbalığın ve hırçınlığın üstesinden gelebiliriz

that bedevils so many lovers.

3:34

pek çok aşığın yakasını bırakmayan.

Dilbilgisi

By limiting ...: bir sonucun nasıl elde edildiğini gösterme

By + -ing yapısı, ana cümledeki sonucu mümkün kılan yöntem veya aracı belirtir. Burada By limiting ..., zararlı baskı ve öfkenin üstesinden nasıl gelebileceğimizi açıklar. Bu yapıda limiting eyleminin örtük faili normalde ana cümlenin öznesidir: sınırlamayı yapan da we, sorunun üstesinden gelebilen de we'dir. what yan cümlesi limiting fiilinin nesnesidir. Bu, bir ilişkinin içermesini beklediğimiz rol veya taleplerin kapsamını daraltmak demektir; bütün standartları düşürmek değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede By + -ing, öznenin sonuca ulaşmak için kullandığı yöntemi gösterir?

  1. The figures were checked by Maya.
  2. By Friday, Maya will check the figures twice.
  3. By checking the figures twice, Maya avoided a costly mistake.
Cevabı göster

By checking the figures twice, Maya avoided a costly mistake.

Deyimler

the tyranny and bad temper that bedevils ...: güçlü kişileştirme

Burada tyranny, bir diktatörün yönettiği siyasi sistem anlamına gelmez. Aşırı beklentilerin yarattığı baskıcı veya denetleyici baskıyı mecazi olarak anlatır; bad temper ise bunun ardından gelebilecek öfke ve çatışmayı ifade eder. İkisi birlikte tek bir yıkıcı güç gibi kişileştirilir. Bedevil, birine sürekli sorun çıkarmak demektir; gerçek anlamda şeytan gibi davranmak değildir. that bedevils so many lovers ilgi cümlesi önceki düşüncenin tamamına döner ve bu baskı ile öfke birleşiminin birçok romantik partneri tekrar tekrar sıkıntıya soktuğunu söyler.

Alıştırma

Bu cümlede the tyranny and bad temper that bedevils so many lovers ne anlama gelir?

  1. İnsanlara saldıran siyasi bir yönetim ve doğaüstü bir şeytan.
  2. Birçok romantik partneri sürekli sıkıntıya sokan baskıcı denetim ve öfke düzeni.
  3. Zaten çözülmüş kısa bir anlaşmazlık.
Cevabı göster

Birçok romantik partneri sürekli sıkıntıya sokan baskıcı denetim ve öfke düzeni.

A good, simpler, yet very fulfilling relationship

3:37

İyi, daha basit ama yine de çok tatmin edici bir ilişki

could end up in a minimal state.

3:40

minimal bir düzeye dönüşebilir.

We might not socialize much together.

3:43

Birlikte çok fazla sosyalleşmeyebiliriz.

We might hardly ever encounter each other's families.

3:45

Birbirimizin aileleriyle neredeyse hiç karşılaşmayabiliriz.

Our finances might overlap only at a few points. Deyimler

3:48

Finansal durumumuz sadece birkaç noktada kesişebilir.

Deyimler

finances might overlap: kısmi örtüşme, tam birleşme değil

Burada overlap, mekânsal bir fikri soyut bir ilişki için kullanır. İki kişinin mali işleri sınırlı birkaç alanda bağlantılı ya da ortak olabilir; paralarının büyük kısmı ise ayrı kalır. at a few points ifadesi örtüşmenin kapsamını sınırlar. Mali durumlarının tamamen birleştirildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

İki ekip güvenlik sorumluluğunu paylaşıyor ancak diğer görevlerini ayrı tutuyor. Bu ilişkiyi en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Their responsibilities merge into one role.
  2. Their responsibilities stay completely separate.
  3. Their responsibilities overlap in security.
Cevabı göster

Their responsibilities overlap in security.

We could be living in different places

3:51

Farklı yerlerde yaşıyor olabiliriz

and only meet up twice a week.

3:53

ve haftada sadece iki kez görüşebiliriz.

Conceivably,

3:55

Muhtemelen,

we might not even ask too many questions

3:56

çok fazla soru bile sormayabiliriz

about each other's sex life.

3:58

birbirimizin cinsel yaşantısı hakkında.

But when we would be together,

4:00

Ama birlikte olduğumuz zaman,

it would be profoundly gratifying

4:01

bu derinden haz verici olurdu

because we would be in the presence

4:04

çünkü birinin yanında olurduk

of someone who knew how to be kind, Dilbilgisi

4:05

nasıl nazik olunacağını bilen,

vulnerable, and understanding.

4:08

savunmasız ve anlayışlı.

Dilbilgisi

knew how to be kind: know how to ile pratik yetenek

know how to + fiilin yalın hâli yapısında know, bir şeyi yapmak için gereken pratik yeteneğe veya anlayışa sahip olmak anlamına gelir. Knew how to be kind, nezaketi kişinin öğrendiği ve uygulayabildiği bir davranış biçimi olarak sunar. Geçmiş zaman biçimi knew, bu cümledeki would içeren varsayımsal yapıyla uyumludur. Tek başına kişinin artık bu yeteneğe sahip olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi know how to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Even under pressure, Maya ____ make people feel heard.

Cevabı göster

knew how to

A bond between two people

4:10

İki insan arasındaki bir bağ

can be very deep and important

4:12

çok derin ve önemli olabilir

precisely because it's not played out Öbek fiiller

4:14

tam da her şey yaşanmadığı için

across all practical details of existence.

4:16

hayatın tüm pratik detayları üzerinden.

Öbek fiiller

played out: gerçek hayatta gelişmek veya görünür olmak

Bu cümlede played out, “eyleme geçirilmek veya gerçek hayatta görünür hâle gelmek” anlamına gelir. Edilgen not played out across all practical details ifadesi, bu bağın her günlük düzenlemeyi veya ortak sorumluluğu belirlemek zorunda olmadığını anlatır. Daha genel olarak play out, bir durumun, kalıbın veya çatışmanın olaylar aracılığıyla gelişmesini ya da gerçeğe dönüşmesini ifade eder. Buradaki kullanım mecazidir; oyun oynamak veya sahnede bir bölüm canlandırmak anlamına gelmez.

Alıştırma

“The disagreement was played out through weeks of tense meetings,” cümlesinde “was played out” ne anlama gelir?

  1. Bu toplantılar boyunca gelişti ve görünür hâle geldi.
  2. Toplantılardan çıkarıldı.
  3. Bitene kadar bir oyun gibi keyifle oynandı.
  4. Yalnızca eğlence amacıyla sahnelendi.
Cevabı göster

Bu toplantılar boyunca gelişti ve görünür hâle geldi.

By simplifying and clarifying Anlatım akışı

4:20

Basitleştirerek ve netleştirerek

what a relationship is for,

4:22

bir ilişkinin amacını,

we release ourselves from overly complicated conflicts

4:24

kendimizi aşırı karmaşık çatışmalardan kurtarırız

and can focus on our urgent underlying needs

4:28

ve acil olan temel ihtiyaçlarımıza odaklanabiliriz

to be sympathized with, Dilbilgisi

4:31

halden anlaşılmaya,

seen, and understood.

4:33

görülmeye ve anlaşılmaya dair.

Anlatım akışı

By simplifying and clarifying...: sonuçlara götüren bir yöntem

Cümlenin başındaki By simplifying and clarifying what a relationship is for ayrı bir olayı değil, bir yöntemi çerçeveler. Önceki temel öneriye, yani ilişkinin amacını daha basit ve açık hâle getirme fikrine döner ve bu öneriyi sonuca ulaşmanın yolu olarak sunar. Ardından ana cümle birbiriyle bağlantılı iki sonuç verir: çatışmalardan kurtuluruz ve temel ihtiyaçlara odaklanabiliriz. Böylece bu By + -ing başlangıcı, önceki akıl yürütmeyi kısa bir nihai çıkarıma bağlar: önce yöntem, sonra sonuçlar.

Alıştırma

Hangi cümle, bir öneriyi iki sonuç çıkaran bir yönteme dönüştürmek için cümle başındaki yöntem ifadesini en doğru biçimde kullanır?

  1. Despite setting clear priorities, we reduce confusion and make decisions faster.
  2. When clear priorities, we reduce confusion and make decisions faster.
  3. To set clear priorities, we reduce confusion and make decisions faster.
  4. By setting clear priorities, we reduce confusion and make decisions faster.
Cevabı göster

By setting clear priorities, we reduce confusion and make decisions faster.

Dilbilgisi

to be sympathized with, seen, and understood ifadesinde paylaşılan to be

to be sympathized with, seen, and understood ifadesi, needs ile anlatılan ihtiyaçların içeriğini belirtir: başka insanlardan sempati, kabul ve anlayış görmek. Üç past participle edilgen anlamdadır ve baştaki tek bir to be yapısını paylaşır. Açık biçimi to be sympathized with, to be seen ve to be understood şeklindedir. Sympathize with, fiil ve edattan oluşan bir yapıdır; bu nedenle edilgen biçimde with sonda kalır. Buradaki seen, yalnızca gözle görülmek değil, gerçekten fark edilmek ve kabul edilmek anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle, to be yapısını üç edilgen fikir arasında doğru biçimde paylaşırken gerekli edatı da korur?

  1. After a hard day, we all want to listened to, respected, and understood.
  2. After a hard day, we all want to be listened to, respected, and understood.
  3. After a hard day, we all want to be listened, respected, and understood.
Cevabı göster

After a hard day, we all want to be listened to, respected, and understood.

Deciding whether to stay in or leave a relationship Dilbilgisi

4:36

Bir ilişkide kalmaya ya da ayrılmaya karar vermek

is one of the trickiest and most consequential decisions Dilbilgisi

4:40

alabileceğimiz en zorlu ve en mühim kararlardan biridir

we can face.

4:42

yüzleşebileceğimiz.

Dilbilgisi

whether to stay in or leave a relationship seçim yapısı

Whether to stay in or leave a relationship, Deciding sözcüğünden sonra gelen gömülü bir seçimdir ve değerlendirilen iki eylemi belirtir. whether to A or B yapısı, alternatifler arasındaki bir kararı kısa ve net biçimde ifade eder. İki fiil paralel yapılardadır: stay in a relationship ve leave a relationship. A relationship iki seçenekte de anlaşılır, ancak stay fiili in gerektirirken leave ismi doğrudan alır. Deciding ... grubunun tamamı tek bir gerund subject olduğu için cümlede is kullanılır.

Alıştırma

To sözcüğünden hemen önce bir seçim başlatan sözcükle cümleyi tamamlayın: I can't decide ____ to call now or wait until tomorrow.

Cevabı göster

whether

Dilbilgisi

en zor ve sonuçları en önemli kararlardan biri

one of the + üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim kalıbı, bir kişi ya da şeyin bir ölçeğin uç noktasındaki küçük bir gruba ait olduğunu anlatır. Burada bu karar, birinin karşılaşabileceği en zor ve sonuçları en önemli kararlar arasındadır; mutlaka hepsinden daha zor olan tek karar değildir. one of the ifadesinden sonra sayılabilen çoğul bir isim gelir: one of the ... decisions. decisions çoğul olsa da tüm öbeğin baş ögesi one'dır; bu nedenle öbek fiilin biçimini belirlediğinde tekil kabul edilir.

Alıştırma

Cümleyi, bundan daha zorlayıcı çok az görev olduğu anlamına gelecek şekilde tamamlayın. challenging ve task ile one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim kalıbını kullanın. Learning a new language is ____ I have taken on.

Cevabı göster

one of the most challenging tasks

Our stay or leave card game

4:44

Kalma veya ayrılma kart oyunumuz

can help us towards an answer.

4:46

bir cevap bulmamıza yardımcı olabilir.

Click now.

4:48

Şimdi tıklayın.