Omurga Altından Çekme (Keelhauling): Korsan İşkencesi - İnsanlık Tarihinin En Kötü Cezaları: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.456 kelime 214 kel/dk

Video özeti: Bu anlatı, gemi omurgasının altından sürükleme cezasını, tehlikelerini ve onu destekleyen ya da sorgulayan kayıtları inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “let things slide.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: “yanlışları görmezden gelmek” anlamını gerçek kaymadan ayırın ve hoş görülen hatalar için kullanın. 2. “hauled under the keel,” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: haul ve keel sözcüklerini cezayla ilişkilendirin; halat, gövde, midyeler ve boğulma riskinin rolünü kavrayın. 3. “the lower the man sank, the better his chances were” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: İki değişimi bağlayan eşleşmiş karşılaştırmayı tanıyın ve başka orantılı eğilimler için kullanın.

Bu derste

Back during the ancient world and the Middle Ages, the ship represented the pinnacle of the military. Deyimler

0:00

Antik Çağ ve Orta Çağ’da gemiler, askerî gücün zirvesini temsil ediyordu.

Deyimler

the pinnacle of: bir başarının en yüksek noktası

Bu cümlede the pinnacle of the military, o dönemde askerî teknoloji ve gücün ulaştığı en yüksek düzey anlamına gelir. Pinnacle sözcüğü kelime anlamıyla bir dağın tepesi ya da başka bir yüksek noktadır; burada ise mecaz anlamda kullanılır. the pinnacle of + alan, kariyer, dönem veya başarı kalıbını en yüksek noktayı ya da düzeyi anlatmak için kullanabilirsin. Bu ifade, bir şeyin yalnızca very good olduğunu söylemekten daha güçlü ve daha yüksek bir üsluba sahiptir.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamla: The successful Mars landing represented ____ the team's engineering work.

Cevabı göster

the pinnacle of

The ship was a sacred thing,

0:05

Gemi kutsal bir şeydi,

and as time went by, Kalıp ifadeler

0:06

ve zaman geçtikçe,

Kalıp ifadeler

as time went by: geçmiş bir hikâyede aşamalı değişim

Bu cümlede as time went by, “zaman geçtikçe” ya da “sonraki dönem boyunca yavaş yavaş” anlamına gelir. Anlatıyı ileri taşır ve dinleyiciyi bir anda gerçekleşmeyen, zaman içinde gelişen bir değişikliğe hazırlar. Dil bilgisi bakımından as bir zaman yan cümlesi başlatır: time öznedir ve went by, passed yani “geçti” anlamındadır. Geçmişteki bir dönemi anlatırken went geçmiş zaman biçimini kullan. Bu ifade, zamanın fiziksel olarak bir yerin yanından geçtiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan geçmiş zaman bağlayıcısıyla tamamla: At first, Lena missed her old school, but ____, she made close friends.

Cevabı göster

as time went by

it was those who ruled the waves that became the most powerful nations. Dilbilgisi

0:07

denizlere hükmedenler en güçlü uluslar hâline geldi.

Dilbilgisi

It was those who ... that ...: it-cleft vurgu yapısı

it was X that Y kalıbı, X ögesine özel vurgu yapan bir it-cleft yapısıdır. Burada X, those who ruled the waves bölümüdür ve cümle, en güçlü uluslar hâline gelenlerin başka bir grup değil, bu ülkeler olduğunu belirtir. Baştaki it, yapısal bir yer tutucudur; daha önce sözü edilen bir şeye gönderme yapmaz. Vurgulanan bölümde those “o ülkeler” anlamındadır; who ruled the waves ise hangi ülkelerin kastedildiğini açıklar. Vurgu yapısı olmadan temel ifade şöyledir: “Those who ruled the waves became the most powerful nations.”

Alıştırma

the backup team bölümüne karşıtsal vurgu vermek için cümleyi it-cleft kalıbıyla tamamlayın: “____ the backup team ____ solved the problem.”

Cevabı göster

It was · that

But during the Age of Discovery, Kültür

0:11

Ancak Keşifler Çağı’nda,

Kültür

the Age of Discovery: belirli bir tarihsel dönemin adı

The Age of Discovery, yaklaşık 15. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Avrupa güçlerinin uzun mesafeli deniz yolculukları yaptığı ve denizaşırı bölgelerde genişlediği dönemin yerleşik adıdır. Bu asgari arka plan, çevredeki anlatımın neden okyanus yolculuğuna, mürettebatlara ve deniz gücüne geçtiğini açıklar. Bu, belirli bir tarihsel dönemin adıdır; çok sayıda keşfin yapıldığı herhangi bir çağ için kullanılan genel bir ifade değildir. Dönem ayrıca ticaret, fetih, sömürgeleştirme ve bu bölgelerde zaten yaşayan halklarla temasla bağlantılıdır.

Alıştırma

Yerleşik tarihsel adı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. European sea travel expanded during the Age of Discovery.
  2. European sea travel expanded during an age of Discovery.
  3. European sea travel expanded during the age of discoveries.
Cevabı göster

European sea travel expanded during the Age of Discovery.

when ships were discovering new worlds and crossing vast oceans,

0:12

gemiler yeni dünyalar keşfedip uçsuz bucaksız okyanusları aşarken,

life was tough for sailors.

0:16

denizcilerin hayatı zordu.

The Age of Discovery was also an era of mutiny.

0:18

Keşifler Çağı aynı zamanda bir isyanlar dönemiydi.

When an aggrieved crew turned against their captain, Öbek fiiller

0:20

Haksızlığa uğradığını düşünen mürettebat kaptana karşı ayaklandığında,

Öbek fiiller

“turn against”: destekten karşıtlığa geçmek

Burada turned against, mürettebatın kaptanını kabul etmeyi veya desteklemeyi bırakıp ona karşı çıkmaya başlaması anlamına gelir. İfade, fiziksel olarak bir yöne dönmeyi değil, bağlılık ya da tutum değişikliğini gösterir. Kalıp turn against + kişi, grup veya fikir şeklindedir. Genellikle bir ilişkinin bozulduğunu gösterir ve eleştiriye, direnişe, ihanete ya da saldırıya yol açabilir; karşı çıkışın şiddet içerip içermediğini bağlam belirler.

Alıştırma

“Onu desteklemekten ona karşı çıkmaya geçtiler” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: After defending the mayor for years, several advisers ____ her.

Cevabı göster

turned against

all hell could break loose, Deyimler

0:23

kıyamet kopabilir,

Deyimler

“all hell could break loose”: aniden tam bir kaos çıkması

Burada all hell could break loose, mürettebatın isyanının ani ve geniş çaplı bir kaosa ya da şiddetli çatışmaya yol açabileceği anlamına gelir. Could bunun olası bir sonuç olduğunu belirtirken deyim ifadeye güçlü bir yoğunluk katar. Yaygın şimdiki zaman biçimi all hell breaks loose şeklindedir. all hell broke loose veya all hell might break loose örneklerinde olduğu gibi zaman ya da kiplik değişebilir. İfadeyi cehennemin kelimenin tam anlamıyla serbest kalması olarak değil, bir bütün hâlinde deyim olarak yorumlayın.

Alıştırma

Yargı: Kasıtlı bir komik abartı yoksa bu deyimin kullanımı durumun boyutuna uygun mudur? “A paper clip was missing, so all hell broke loose.”

  1. Evet—kayıp eşya bu deyimi kullanacak kadar ciddi bir sorundur.
  2. Hayır—sorun bu kadar güçlü bir deyim için fazla önemsizdir.
Cevabı göster

Hayır—sorun bu kadar güçlü bir deyim için fazla önemsizdir.

and there was nowhere to hide.

0:24

saklanacak hiçbir yer kalmazdı.

That's why some particularly horrifying punishments were reserved for out-of-control sailors. Kalıp ifadeler

0:26

Bu nedenle özellikle de kontrolden çıkan denizciler için korkunç cezalar ayrılmıştı.

Kalıp ifadeler

be reserved for + sınırlı bir grup veya amaç

Bu cümlede were reserved for, söz konusu cezaların yalnızca kontrolden çıkmış denizcilere uygulanmak üzere ayrıldığı anlamına gelir. Bir rezervasyon yapıldığını anlatmaz. be reserved for + kişi, grup veya amaç kalıbı, alıcının ya da kullanımın sınırlı olduğunu gösterir. Koltuklar ve odalar için kullanılabildiği gibi erişim, haklar, ödüller, muamele veya cezalar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede reserved for, erişimin belirli bir grupla sınırlı olduğunu gösterir?

  1. A table was reserved by Lena for eight o'clock.
  2. Sam is reserved around new people.
  3. Entry to the archive is reserved for approved researchers.
Cevabı göster

Entry to the archive is reserved for approved researchers.

Welcome to keelhauling.

0:31

Omurga altından geçirme cezasına hoş geldiniz.

Our viewers have likely seen the movies that depict mutinies on ships

0:33

İzleyicilerimiz muhtemelen gemilerdeki isyanları gösteren filmler

or sailors that no longer follow commands.

0:36

ya da artık emirlere uymayan denizciler görmüştür.

For their transgression,

0:38

İşledikleri suç nedeniyle,

the punishment had to be quite severe,

0:39

cezanın oldukça ağır olması gerekiyordu,

because when you're in the middle of the ocean,

0:41

çünkü okyanusun ortasındayken,

you just can't afford to let things slide. Deyimler

0:43

hiçbir şeyi görmezden gelme lüksünüz yoktur.

Deyimler

let things slide: sorunların denetlenmeden sürmesine izin vermek

Burada let things slide, sorunları veya kötü davranışları düzeltmeden bırakmak ve durumun kötüleşmesine izin vermek anlamına gelir. Things kasıtlı olarak geneldir; slide ise fiziksel değil mecazi anlamdadır. Yapı let + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: let things slide. Genellikle tek bir hatayı affetmekten ziyade tekrar tekrar harekete geçmemeyi anlatır.

Alıştırma

“Küçük sorunları görmezden gelip devam etmelerine izin vermek” anlamındaki bu dersin deyimiyle cümleyi tamamlayın: A good supervisor cannot ____ when safety rules are ignored.

Cevabı göster

let things slide

On the other hand, Anlatım akışı

0:45

Öte yandan,

Anlatım akışı

On the other hand ile ödünleşimin karşıt tarafını sunmak

On the other hand, aynı mesele içindeki farklı ve genellikle karşıt bir değerlendirmeye geçildiğini gösterir. Burada argümanı fazla hoşgörülü olmanın tehlikesinden fazla katı olmanın tehlikesine taşır. Dengeli bir karşılaştırma düzenlemeye yardımcı olur: bir taraf daha önce sunulmuştur ve bu ifade yalnızca başka bir bilgi eklemek yerine diğer tarafı sunar.

Alıştırma

Aynı ödünleşimin karşıt tarafını sunan dört sözcüklü söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: “The course is inexpensive. ____, it requires a three-hour commute.”

Cevabı göster

On the other hand

if a captain is too stern,

0:46

kaptan fazla sert olursa,

this might create a conspiracy to take him out, Öbek fiiller

0:48

onu ortadan kaldırmak için bir komplo kurulabilir,

Öbek fiiller

Düşmanca anlamda kullanılan take him out fiil öbeği

Bu komplo bağlamında take him out, onu bir tehdit olarak ortadan kaldırmak anlamına gelir ve öldürmeyi ya da şiddet kullanarak etkisiz hâle getirmeyi güçlü biçimde ima eder. Nesne bir zamir olduğunda yapı take + him + out şeklindedir; take out him değildir. Bu ifadenin zararsız anlamları da vardır, ancak burada komplo fikri düşmanca anlamı seçtirir. Amaçlanan anlamı belirlemek için tehdit, suç, randevu veya yemek gibi yakın bağlam ipuçlarını her zaman kullanın.

Alıştırma

“The witnesses heard a gang planning to take the prosecutor out,” cümlesinde take the prosecutor out en büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Savcıyı ortadan kaldırmak veya öldürmek
  2. Savcıdan kısa süreliğine dışarı çıkmasını istemek
  3. Savcıyı bir restorana veya gösteriye davet etmek
Cevabı göster

Savcıyı ortadan kaldırmak veya öldürmek

and that's what we call mutiny.

0:50

biz de buna isyan deriz.

Maybe the most well-known of those was the mutiny on the Bounty. Kültür

0:52

Bunların en ünlüsü belki de Bounty İsyanı’ydı.

Kültür

“the mutiny on the Bounty” tarihsel göndermesi

Bu cümlede the mutiny on the Bounty, 1789'da Britanya donanmasına ait HMS Bounty adlı gemide mürettebat üyelerinin gerçekleştirdiği ünlü isyanı anlatır. Mutiny, denizcilerin ya da askerlerin komuta makamına karşı ayaklanmasıdır. Bounty bir gemi adı olduğu için büyük harfle başlar; on burada “gemide” anlamındadır. Olay tarih, kitaplar ve filmler sayesinde yaygın biçimde bilindiğinden, kolayca tanınan önemli bir örnek olarak kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede “the mutiny on the Bounty” neyi ifade ediyor?

  1. İsyancı bir denizciyi yakalamak için konan ödül
  2. Bounty adlı gemide gerçekleşen ünlü bir mürettebat isyanı
  3. Bir kaptanın sert ama adil olma ilkesi
Cevabı göster

Bounty adlı gemide gerçekleşen ünlü bir mürettebat isyanı

A captain had to be hard, but fair,

0:55

Bir kaptan sert ama adil olmalıydı,

lest he lose the respect of his crew. Dilbilgisi

0:57

yoksa mürettebatının saygısını kaybederdi.

Dilbilgisi

“lest he lose” içindeki resmî lest + özne + fiilin yalın hâli yapısı

Burada lest he lose, “onun kaybetme ihtimalini önlemek için” veya “kaybetmesinden korkulduğu için” anlamına gelir. Lest, önceki eylem veya davranışla önlenmek istenen olumsuz bir sonucu tanıtır. Kalıp lest + özne + fiilin yalın hâlidir: lest he lose doğrudur, lest he loses değil. Lest zaten korkulan olumsuz olasılığı belirttiği için burada ayrıca not kullanılmaz.

Alıştırma

“Birinin unutması riskini önlemek” anlamını vermek için cümleyi lest + özne + fiilin yalın hâliyle tamamlayın: The guide repeated the warning ____.

Cevabı göster

lest anyone forget

The most common types of punishment then were not keelhauling,

0:59

O dönemde en yaygın ceza, omurga altından geçirmek değildi,

which could be said to be the most severe form.

1:02

çünkü bu, en ağır ceza türü sayılabilirdi.

It was most likely that the offending sailor would receive some strokes of the cane,

1:04

Suçlu denizcinin birkaç kez sopayla dövülmesi daha olasıydı,

or worse, the whip.

1:08

ya da daha kötüsü, kırbaçlanması.

He might simply be tied to the mast and left to think about what he'd done.

1:09

Yalnızca direğe bağlanıp yaptığı şeyi düşünmesi için orada bırakılabilirdi.

But let's say a sailor had been part of a mutiny,

1:13

Ama bir denizcinin isyana katıldığını

and that mutiny had failed.

1:15

ve isyanın başarısız olduğunu düşünelim.

Or what if the villains of the seas, the pirates,

1:17

Ya denizlerin kötüleri olan korsanlar,

had wanted to come down hard on someone? Deyimler

1:19

birini ağır biçimde cezalandırmak isteseydi?

Deyimler

come down hard on someone: birini ağır biçimde cezalandırmak

Bu cümlede come down hard on someone, o kişiyi ağır biçimde cezalandırmak, sertçe eleştirmek veya ona karşı güçlü önlemler almak demektir. Bu bir deyimdir; aşağı doğru hareket etmeyi ya da fiziksel sertliği anlatmaz. on edatı, sert tepkiye maruz kalan kişiyi veya grubu belirtir. İfade çoğu zaman yetkili bir tarafın yanlış davranışa kararlı biçimde tepki verdiğini düşündürür.

Alıştırma

“The regulator came down hard on the bank for hiding fees,” cümlesinde ne oldu?

  1. Düzenleyici kurum bankanın daha alt katına indi.
  2. Düzenleyici kurum bankayı ağır biçimde cezalandırdı veya eleştirdi.
  3. Düzenleyici kurum bankaya nazikçe hatırlatmada bulundu.
Cevabı göster

Düzenleyici kurum bankayı ağır biçimde cezalandırdı veya eleştirdi.

What was the worst thing they could do?

1:21

Yapabilecekleri en kötü şey neydi?

Well,

1:23

Pekâlâ,

they might be hanged,

1:24

onu asabilirlerdi,

but it was a particularly painful type of hanging,

1:25

ama bu, özellikle acı veren bir asılma biçimiydi,

because rather than being dropped, Dilbilgisi

1:27

çünkü kişi aşağı bırakılmak yerine,

the person would be pulled up while his head was on the noose.

1:29

boynu ilmekteyken yukarı çekilirdi.

Dilbilgisi

rather than being dropped: düşürülmek yerine

Rather than, reddedilen alternatifi, yani being dropped eylemini sunar. Gerçek eylem ana cümlede belirtilir: the person would be pulled up. Being dropped, being + geçmiş zaman ortacı biçimindeki edilgen bir -ing yapısıdır. Kişi eylemi yapan değil, eyleme maruz kalan taraftır; dolayısıyla başka birini düşürdüğü anlamına gelmez. Başlangıçtaki ifadenin örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır.

Alıştırma

drop fiilini kullanarak edilgen karşıtlığı tamamlayın: Rather ____, the package was lifted slowly by the crane.

Cevabı göster

than being dropped

He would be run up something called the yardarm, Notlar

1:32

Seren denen bir yere kadar çekilirdi,

Öbek fiiller

run up: halatla yukarı kaldırmak

Bu denizcilik bağlamında run up, genellikle bir halat çekerek veya geminin donanımını kullanarak birini yukarı kaldırmak anlamına gelir. Kişinin koşmasını anlatmaz. would be run up edilgen bir yapıdır; bu nedenle he, yukarı kaldırılan kişidir. Ardından yardarm sözcüğünün gelmesi, run up ifadesinin diğer yaygın anlamlarını değil bu özel denizcilik anlamını seçmemizi sağlar.

Alıştırma

He would be run up ... the yardarm cümlesinde run up ne anlama gelir?

  1. Kişiyi daha yüksek bir yere koşturmak
  2. Kişiyi halat veya gemi donanımıyla yukarı kaldırmak
  3. Kişinin adına masraf biriktirmek
Cevabı göster

Kişiyi halat veya gemi donanımıyla yukarı kaldırmak

which was part of the timber cross section of the mast

1:34

bu, direğin ahşap yatay bölümünün bir parçasıydı

from where the sails are set.

1:37

ve yelkenler buradan açılırdı.

Kelime

the yardarm: serenin dış ucu

Yardarm, yard denen yatay serenin dış ucudur. Yard, bir yelkenli geminin direğine yatay olarak bağlanan ve yelkenleri desteklemek ya da açmak için kullanılan serendir. Cümle, donanımın bu bölümünü bir kişinin kaldırılabileceği yer olarak gösterir. Sözcük yard ve arm parçalarından oluşur; ancak burada yard evin yanındaki bahçe değil denizcilikteki seren, arm ise insan kolu değil serenin dışarı uzanan ucudur.

Alıştırma

Hangi açıklama yardarm terimini doğru tanımlar?

  1. Donanımı destekleyen dikey direğin tamamı
  2. Bir uçtan diğer uca yatay serenin tamamı
  3. Direğe bağlanan yatay serenin dış ucu
Cevabı göster

Direğe bağlanan yatay serenin dış ucu

There was a case of hanging by the yardarm in 1860

1:38

1860’ta serende asılma vakası yaşandı

that happened to the Royal Marine John Dalinger on the HMS Leven.

1:41

ve bu, HMS Leven’daki Kraliyet Deniz Piyadesi John Dalinger’ın başına geldi.

There was also cases where men were thrown overboard,

1:45

İnsanların denize atıldığı vakalar da vardı,

but in one infamous instance of this happening,

1:48

ama bunun yaşandığı kötü şöhretli bir olayda,

the men hadn't committed a crime.

1:50

o insanlar hiçbir suç işlememişti.

The crime was against them.

1:52

Suç, onlara karşı işlenmişti.

It's now known as the Zong Massacre, Kültür

1:54

Bu olay bugün Zong Katliamı olarak biliniyor

and 130 slaves were thrown overboard a British ship.

1:56

ve bir İngiliz gemisindeki 130 köle denize atıldı.

Kültür

the Zong Massacre: tarihî bir vahşetin adı

Zong Katliamı, Atlantik ötesi köle ticaretinde yaşanan belirli bir vahşetin yerleşik adıdır. 1781'de İngiliz köle gemisi Zong'un bazı mürettebat üyeleri, köleleştirilmiş 130'dan fazla Afrikalıyı kasten denize atarak öldürdü. Massacre sözcüğü bunun gemide uygulanan sıradan bir ceza ya da kazara yaşanan bir deniz felaketi değil, kasıtlı bir toplu katliam olduğunu gösterir. Bu ad, yan cümleyi genel bir betimleme olmaktan çıkarıp tarihî bir olaya yapılan gönderme hâline getirir.

Alıştırma

Bu cümlede the Zong Massacre adı neyi belirtir?

  1. Herkesin kazara denize düştüğü bir gemi kazası
  2. Zong mürettebatının köleleştirilmiş Afrikalıları denize attığı tarihî bir vahşet
  3. Gemide uygulanan sıradan bir yasal ceza
Cevabı göster

Zong mürettebatının köleleştirilmiş Afrikalıları denize attığı tarihî bir vahşet

And then there's the punishment you might have all heard of from reading books or watching movies about pirates,

1:59

Bir de korsanlarla ilgili kitaplardan ya da filmlerden duymuş olabileceğiniz ceza var,

and that's the ghastly treatment that involved having a man to walk the plank and into the ocean. Deyimler

2:04

yani birini kalas üzerinde yürütüp okyanusa düşmeye zorlayan o korkunç muamele.

Deyimler

walk the plank: gemiden dışarı uzanan kalasta yürümeye zorlanmak

Walk the plank kalıplaşmış bir ifadedir. Gerçek anlamıyla, geminin yanından dışarı uzanan bir kalas üzerinde yürümeye ve ardından denize düşmeye ya da atlamaya zorlanmak demektir. Bu cümlede having a man walk the plank, yalnızca tahta üzerinde yürümeyi değil, tehditkâr veya ölümcül bir eylemi anlatır. Bu görüntü, öykü ve filmlerdeki korsanlarla güçlü biçimde ilişkilendirilir; ancak korsanların bu cezayı yaygın olarak kullandığını gösteren sağlam tarihî kanıtlar sınırlıdır. İfade mecazi olarak bir işten veya görevden ayrılmaya zorlanmak anlamına da gelebilir.

Alıştırma

Bir gemiden dışarı uzanan kalasta yürüyerek gemiden ayrılmaya zorlanmak anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: In the pirate story, the prisoner was ordered to ____.

Cevabı göster

walk the plank

Despite this being the most recognizable punishment in the era of pirates, Dilbilgisi

2:09

Bu, korsanlık döneminin en bilinen cezası olsa da,

it's mostly a thing of fiction.

2:13

büyük ölçüde kurgudan ibarettir.

Dilbilgisi

Despite this being ...: -ing yan cümleciğiyle ödünleme

Despite, normalde farklı bir sonuç beklemenize yol açacak bir gerçeği sunar. Burada tümleyeni this being the most recognizable punishment... şeklindeki -ing yan cümleciğidir; ana cümle ise bu cezanın çoğunlukla kurgu olduğunu söyler. Despite sonrasında bir isim öbeği veya -ing yan cümleciği kullanılır; özne + çekimli fiilden oluşan normal bir yan cümlecik doğrudan gelmez. Aktarılabilir kalıp despite + isim/-ing ve ardından karşıt sonucu bildiren ana cümledir.

Alıştırma

Cümleyi despite ve be fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the youngest applicant, Maya was chosen to lead the project.

Cevabı göster

Despite being

There have been some recorded instances,

2:14

Kayda geçmiş bazı örnekler var,

such as a mutineer in the 18th century confessing that he had made his officers walk the plank while blindfolded,

2:17

örneğin 18. yüzyılda bir isyancı, subaylarının gözlerini bağlayıp kalasta yürüttüğünü itiraf etmişti,

but the details are sketchy on this, Kelime

2:22

ama bunun ayrıntıları belirsiz

Kelime

The details are sketchy: eksik veya belirsiz bilgi

details are sketchy dendiğinde, mevcut bilgiler belirsiz, eksik veya açık bir anlatım sağlayacak kadar güvenilir değildir. Burada sketchy, bilginin görsel görünümünü değil niteliğini değerlendirir. Bu anlam, konuşanın daha güçlü bir iddiada bulunmamasını da sağlar: bazı ayrıntılar var olabilir, ancak güven oluşturmak için fazla yetersiz veya belirsizdir.

Alıştırma

The records from that night are sketchy cümlesinde sketchy büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Kayıtlarda ayrıntılı kurşun kalem çizimleri var.
  2. Kayıtlar eksik veya tamamen güvenilir değil.
  3. Kayıtlar kesin ve ayrıntılı biçimde doğrulanmış.
Cevabı göster

Kayıtlar eksik veya tamamen güvenilir değil.

and many believe that it never happened.

2:24

ve pek çok kişi olayın hiç yaşanmadığına inanıyor.

There are some instances that sound true and were reported in the newspapers of the day, Kelime

2:26

Gerçek gibi duran ve dönemin gazetelerinde yayımlanan bazı vakalar var,

Kelime

“Of the day” ifadesinin “o tarihsel döneme ait” anlamı

“The newspapers of the day” ifadesinde “of the day”, “söz konusu dönemde var olan veya dolaşımda bulunan” anlamına gelir. Bu ifade “newspapers” sözcüğünü niteler; yani haberler günümüz gazetelerinde değil, o tarihsel dönemin gazetelerinde yayımlanmıştır. Bu, anlamı bağlama bağlı bir zaman ifadesidir. “The day”, tek bir takvim gününden çok, anlatıda daha önce belirlenmiş bir çağı veya dönemi geniş anlamda belirtebilir.

Alıştırma

Örnekteki “the newspapers of the day” ne anlama gelir?

  1. Söz konusu tarihsel dönemde dolaşımda olan gazeteler
  2. Kesin bir tarihte yayımlanan gazeteler
  3. Bugün yayımlanan gazeteler
Cevabı göster

Söz konusu tarihsel dönemde dolaşımda olan gazeteler

but walking the plank was certainly a rare thing to happen.

2:31

ancak kalasta yürütme kesinlikle çok nadir yaşanırdı.

So now we come to keelhauling, Anlatım akışı

2:34

Şimdi omurga altından geçirme cezasına gelelim,

Anlatım akışı

Sunum geçişi olarak “So now we come to ...”

“So now we come to keelhauling” bir geçiş ifadesidir. “So” bu geçişi önceki açıklamaya bağlar, “now” yeni bir aşamayı işaretler ve “come to” fiziksel bir hareketi değil, “bir konuyu tartışma noktasına gelmeyi” anlatır. Yeniden kullanılabilen “So now we come to + konu” kalıbı, girişin veya önceki bölümlerin tamamlandığını ve konuşmacının sıradaki planlı konuya, çoğu zaman önemli bir konuya geçtiğini dinleyicilere bildirir.

Alıştırma

Vurgulanan kalıpla planlı sunum geçişini tamamlayın: We have reviewed the evidence. So now we ____ the main question.

Cevabı göster

come to

which definitely did happen,

2:36

bu kesinlikle yaşandı

and you might argue was a worse punishment than any of the above.

2:37

ve yukarıdakilerin hepsinden daha kötü bir ceza olduğu söylenebilir.

The keel of the ship is like the backbone of the ship. Deyimler

2:41

Geminin omurgası, geminin omurgası gibidir.

Deyimler

like the backbone of the ship: benzetmeyle açıklama

Bu cümlede “like the backbone of the ship” bir benzetme kurar. Geminin omurgası insanın belkemiğine benzetilir; çünkü ikisi de daha büyük bir yapının ortasından geçer ve bütün yapıyı destekleyip bir arada tutmaya yardımcı olur. X is like the backbone of Y kalıbı, bilinmeyen veya karmaşık bir parçayı tanıdık bir imgeyle açıklar. Buradaki “backbone” mecazidir; geminin gerçek anlamda bir omurgası yoktur.

Alıştırma

“A reliable database is like the backbone of an online service.” cümlesinde “like the backbone of” neyi anlatır?

  1. Yalnızca dış şekli aynıdır.
  2. Tüm hizmeti destekleyen merkezi bir parçadır.
  3. Gerçek anlamda kemikten yapılmıştır.
Cevabı göster

Tüm hizmeti destekleyen merkezi bir parçadır.

It's the bottom part.

2:43

En alttaki bölümdür.

When someone is hauled under the keel, Kültür

2:45

Birisi geminin omurgasının altından çekildiğinde,

this is called keelhauling.

2:47

buna omurga altından geçirme denir.

Kültür

hauled under the keel: anlamı ve tarihî bağlamı

“Hauled under the keel” edilgen bir yapıdır: Bir kişi halatlarla sürüklenerek geminin omurgasının altından geçirilmeye zorlanır. Haul, hafifçe çekme değil, güçlü ve sürekli bir çaba anlamı ekler. Keelhauling adı verilen tarihî cezada kişi geminin tabanının altındaki sudan sürüklenirdi. Bu nedenle under the keel yalnızca bir nesnenin altında bulunulan konumu değil, tehlikeli bir fiziksel güzergâhı belirtir.

Alıştırma

Tarihî bir anlatımda “The prisoner was hauled under the keel” ne anlama gelir?

  1. Mahkûm omurganın altından küçük bir nesne çekti.
  2. Mahkûm geminin altındaki suda zorla sürüklendi.
  3. Mahkûm geminin en yüksek güvertesine kaldırıldı.
Cevabı göster

Mahkûm geminin altındaki suda zorla sürüklendi.

That person might have been hauled with ropes from one side of the ship to the other,

2:48

Kişi halatlarla geminin bir yanından diğer yanına çekilebilirdi,

or even worse,

2:52

ya da daha kötüsü,

dragged the entire length of the ship

2:53

geminin tüm uzunluğu boyunca,

from what are called the bow and the stern. Kelime

2:55

pruva denilen ön kısımdan kıç tarafına kadar sürüklenebilirdi.

Kelime

the bow and the stern: geminin pruvası ve kıçı

Bu denizcilik terimi çiftinde bow, geminin ön ucu olan pruvayı; stern ise arka ucu olan kıçı belirtir. Cümlede bu terimler geminin birbirine zıt iki ucunu adlandırmak için kullanılır. Bow ve stern birlikte geminin uzunluğu boyunca konumu düzenler. Buradaki bow bir denizcilik ismidir; ok atmak için kullanılan yay, dekoratif fiyonk veya öne eğilme hareketi anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi iki denizcilik terimiyle tamamlayın: The front of a ship is the ____, and the back is the ____.

Cevabı göster

bow · stern

As you can imagine, Anlatım akışı

2:57

Tahmin edebileceğiniz gibi,

Anlatım akışı

As you can imagine: kolay çıkarılan bir sonucu tanıtmak

As you can imagine, sıradaki düşüncenin az önce verilen bilgilerden kolayca çıkarılabileceğini belirtir. Dinleyiciyi açıklanan bir olgudan beklenen bir sonuca veya değerlendirmeye yönlendirir. Bu ifade dinleyiciye seslenir ancak kelimesi kelimesine bir hayal kurma çalışması yapmasını istemez. Bir sonraki noktayı yeniden kanıtlamak yerine öngörülebilir kabul ederek açıklamanın akışını düzenler.

Alıştırma

Bir sonucun az önce belirtilen olgudan kolayca çıkarılabildiğini en iyi hangi ifade belirtir?

  1. As you can imagine
  2. As you know
  3. Imagine this
Cevabı göster

As you can imagine

this would be rather unpleasant,

2:58

bu oldukça tatsız olurdu,

to say the least. Deyimler

3:00

en hafif ifadeyle.

Deyimler

to say the least: kasıtlı hafifseme

To say the least, bir değerlendirmenin ardından gelerek sözlerin kasıtlı biçimde hafifletildiğini gösterir: kullanılan sözler makul olan en hafif tanımdır, fakat gerçek durum daha ağır ya da daha kötüdür. Burada önceki olumsuz yargıyı bilinçli biçimde ölçülü gösterir. “Az konuşmak” anlamına gelmez. Dinleyicinin daha güçlü yargıyı kendisinin çıkarmasını sağlar ve çoğu zaman soğukkanlı bir vurgu veya ironi yaratır.

Alıştırma

frustrating sözcüğünün hafif kalan bir ifade olduğunu gösteren kalıpla cümleyi tamamlayın: The flight was delayed for twelve hours, which was frustrating, ____.

Cevabı göster

to say the least

You might think,

3:01

Şöyle düşünebilirsiniz:

well, if the operation was short enough,

3:02

işlem yeterince kısa sürerse,

at least you could hold your breath and make it to the other side. Kalıp ifadeler

3:03

en azından nefesinizi tutup diğer tarafa ulaşabilirsiniz.

Kalıp ifadeler

hold your breath: kısa süreliğine nefesini tutmak

Burada hold your breath, bilinçli olarak kısa bir süre nefes almayı bırakmak anlamına gelir. Kişi suyun içinden geçmeye çalıştığı için anlam gerçektir; düşük beklentiyi anlatan deyimsel kullanım değildir. Kalıp hold + iyelik belirleyicisi + breath şeklindedir. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: I held my breath; she held her breath.

Alıştırma

Bir yüzme antrenörü suyun altına girmeden önce kısa süre nefes almayı bırakmanızı istiyor. Doğal talimatı seçin: Before you go under, …

  1. take a breath
  2. hold your breath
  3. catch your breath
Cevabı göster

hold your breath

You might then dry yourself off,

3:06

Sonra kurulanır,

issue some apologies,

3:07

özür diler

and be back to work.

3:08

ve işinize geri dönersiniz.

That wasn't really the case, Anlatım akışı

3:09

Ama durum pek de öyle değildi,

though,

3:11

doğrusu,

Anlatım akışı

That wasn't really the case, though: beklentiden gerçeğe geçiş

That wasn't really the case, hemen önce sözü edilen bir düşünceyi veya beklentiyi reddeder. Burada the case, ‘gerçek durum’ anlamına gelir; böylece konuşmacı önceki iddianın tamamını tekrarlamadan ona gönderme yapabilir. Cümle sonundaki though, konuşma diline özgü bir karşıtlık ekler: önceki düşünce makul veya umut verici görünmüştür, ancak ardından gelen gerçekler onu düzeltir. Bu yapı, anlatının beklentiden gerçeğe döndüğünü fark etmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi ‘gerçek durum’ anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: We expected the update to fix everything. That wasn't really ____, though.

Cevabı göster

the case

because being bashed up against the ship was a painful affair.

3:11

çünkü gemiye çarparak sürüklenmek son derece acı vericiydi.

There was a good chance bones would be broken,

3:15

Kemiklerin kırılma ihtimali yüksekti,

or a head injury could mean the person was pulled up dead.

3:17

ya da başından yaralanan kişi yukarı ölü olarak çekilebilirdi.

It was actually quite an extreme form of punishment,

3:19

Bu aslında oldukça uç bir ceza biçimiydi,

because the ships are generally not smooth on the surface of the hull,

3:22

çünkü gemilerin gövde yüzeyi genellikle pürüzsüz değildir,

the part of the ship that floats in the water.

3:26

yani geminin su üzerinde duran bölümü.

These wooden ships' hulls were covered in barnacles,

3:28

Bu ahşap gemilerin gövdeleri deniz kabuklularıyla kaplıydı,

which are those ultra sharp crustaceans that stick to things.

3:31

bunlar yüzeylere yapışan son derece keskin kabuklulardır.

We are sure some of you have experienced slipping on a rock and being cut by these razor sharp things.

3:34

Bazılarınızın kayada kayıp jilet gibi keskin bu şeylerle kesildiğine eminiz.

Now imagine your body being hauled against them with pressure. Dilbilgisi

3:39

Şimdi bedeninizin büyük bir kuvvetle bunlara sürtünerek çekildiğini hayal edin.

Dilbilgisi

imagine your body being hauled: eylemden etkilenen varlığı belirtmek

imagine kelimesinden sonra your body, zihinde canlandırılacak katılımcıdır; being hauled ise ona ne olduğunu açıklayan edilgen bir -ing yan cümlesidir. Your body eylemden etkilenir; herhangi bir şeyi sürüklemez. Yeniden kullanılabilir kalıp imagine + isim öbeği + being + geçmiş zaman ortacıdır. Bir kişiyi veya şeyi bir eyleme maruz kalırken zihinde canlandırmaya yönlendirir ve çoğu zaman bir sonucu daha canlı hissettirmek için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi pull fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Imagine the raft ____ toward the rocks by the current.

Cevabı göster

being pulled

The keelhauled man would be shredded all over his body,

3:43

Omurga altından geçirilen adamın bütün vücudu paramparça olur,

and he might come out looking like a victim of Freddy Krueger. Notlar

3:46

sudan çıktığında Freddy Krueger’ın kurbanlarından biri gibi görünebilirdi.

Dilbilgisi

come out looking like: bir süreçten sonraki görünüş

Bu cümlede come out looking like, “o süreçten … gibi görünerek çıkmak” anlamındadır. Looking, dışarı çıktığı andaki sonuç durumunu anlatan bir -ing tamamlayıcısıdır; daha sonra gerçekleşen ayrı bir eylem değildir. come out + -ing kalıbı, bir süreçten sonra ortaya çıkan durumu veya izlenimi vurgular. Burada come out fiziksel olarak dışarı çıkmayı anlatır; bir şeyin kamuya açıklanması ya da kişinin cinsel yönelimini açıklaması anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede come out + -ing, görünüşü daha önceki bir sürecin sonucu olarak sunmak için kullanılmıştır?

  1. After the photo shoot, Maya came out looking like a movie star.
  2. Maya came out of the studio and spoke to a movie star.
  3. After the photo shoot, Maya looked like a movie star.
Cevabı göster

After the photo shoot, Maya came out looking like a movie star.

Kültür

Freddy Krueger: kesik ve yara izlerinden oluşan bir korku görüntüsü

Freddy Krueger, A Nightmare on Elm Street korku filmlerindeki kurgusal katildir. Ağır biçimde yanmış ve yara izleriyle kaplı yüzüyle, ayrıca bıçak takılı eldiveniyle tanınır. Birine “Freddy Krueger’ın kurbanı” demek, her yeri kesilmiş ve ağır yaralanmış bir insan görüntüsünü abartılı biçimde canlandırır. Bu, popüler kültüre dayalı bir benzetmedir; kişinin Freddy’ye dönüştüğü veya aynı tür yanıklara maruz kaldığı iddiası değildir.

Alıştırma

Bu cümlede Freddy Krueger göndermesi nasıl bir görüntü yaratıyor?

  1. Resmî bir etkinliğe uygun, düzgün bir görünüş
  2. Adı tesadüfen Freddy olan sıradan bir kişi
  3. Ağır biçimde kesilmiş, yara izleriyle kaplı, korku filmi benzeri bir görünüş
Cevabı göster

Ağır biçimde kesilmiş, yara izleriyle kaplı, korku filmi benzeri bir görünüş

It was a fate worse than marooning, Notlar

3:49

Bu, ıssız bir adaya terk edilmekten bile kötü bir kaderdi,

Deyimler

a fate worse than marooning: ıssız adaya terk edilmekten beter bir kader

Bu cümlede a fate worse than marooning, ıssız bir yerde terk edilmekten bile daha korkunç görülen bir son anlamına gelir. Buradaki fate yalnızca gelecek zamanı değil, birinin başına gelen kasvetli sonu ya da kaderi ifade eder. a fate worse than X kalıbı dramatik bir karşılaştırma kurar: X zaten korkunç kabul edilir ve konuşan kişi başka bir sonucu ondan da kötü gösterir. Bu çoğu zaman nesnel olarak ölçülebilen bir karşılaştırma değil, retorik bir abartıdır.

Alıştırma

Yukarıda öğretilen dramatik karşılaştırma kalıbıyla cümleyi tamamlayın: For Lena, giving the speech unprepared would be ____ missing the contest.

Cevabı göster

a fate worse than

which is when pirates just left people to die on a deserted island.

3:51

yani korsanların insanları ıssız bir adada ölüme terk etmesinden.

Kelime

marooning: ıssız bir yerde kasıtlı olarak terk etme

Marooning, birini kasıtlı olarak ıssız bir yerde, geleneksel olarak da ıssız bir adada bırakıp oradan ayrılmasını veya yardım almasını fiilen imkânsız hâle getirme eylemidir. Burada kurbanı ölüme terk edebilen ağır bir korsan cezasını adlandırır. Maroon fiilinden, yani to maroon someone ifadesinden gelir. -ing biçimi eylemin kendisine ad verir. Bu anlam, koyu kızıl-kahverengi rengi ifade eden maroon ile ilgili değildir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi marooning olarak tanımlanır?

  1. Treni kaçırıp bir sonraki treni bir saat beklemek
  2. Bir tekneyi koyu kızıl-kahverengiye boyamak
  3. Birini dönüş yolu olmayan uzak bir adada kasıtlı olarak yalnız bırakmak
Cevabı göster

Birini dönüş yolu olmayan uzak bir adada kasıtlı olarak yalnız bırakmak

Jokingly, some pirates called this making someone the governor of an island. Deyimler

3:54

Bazı korsanlar şakayla buna birini adanın valisi yapmak derdi.

Deyimler

“making someone the governor of an island” ifadesindeki kara mizahlı ironi

Burada “making someone the governor of an island”, kişiye gerçek bir siyasi görev vermek anlamına gelmez. Birini adada tek başına bırakmayı şakacı biçimde yumuşatan bir ifadedir. Dil bilgisi açısından make + someone + a role, normalde bir kişiye görev veya unvan verilmesini anlatır. Bu kara mizah, terk edilmeyi terfi gibi göstermek için saygın görünen bu kalıbı kullanır; dolayısıyla gösterişli unvan gerçek gücün tam tersini ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede “making someone the governor of an island” ne anlama geliyor?

  1. Birine bir adayı nasıl yöneteceğini öğretmek
  2. Birine resmî bir siyasi görev vermek
  3. Birini adada yalnız bırakıp bunu şakayla terfi diye adlandırmak
Cevabı göster

Birini adada yalnız bırakıp bunu şakayla terfi diye adlandırmak

Back to keelhauling.

3:58

Omurga altından geçirme cezasına dönelim.

Sometimes weight was placed on the man,

3:59

Bazen adama ağırlık bağlanırdı,

so the people pulling him had more control of the movement of his body.

4:01

böylece onu çekenler vücudunun hareketini daha iyi kontrol ederdi.

There was an upside and a downside to this. Kalıp ifadeler

4:04

Bunun iyi ve kötü bir yanı vardı.

Kalıp ifadeler

Yarar ve dezavantajları tartmak için “an upside and a downside”

“An upside and a downside”, aynı durumun bir olumlu ve bir olumsuz yönünü sunar. There is an upside and a downside to something kalıbında upside bir yarar, downside ise bir dezavantaj anlamına gelir. Bu bağlamda upside ironiktir: iki sonuç da gerçekten iyi değildir. Konuşmacı, kötü bir riski başka bir kötü riskle karşılaştırmak için bu tanıdık ve dengeli çifti kullanır; böylece karanlık bir durum sıradan bir artı-eksi değerlendirmesi gibi duyulur.

Alıştırma

Cümleyi upside ve downside sözcükleriyle doğru sırada tamamlayın: The new schedule has an ____ and a ____: it saves time but limits flexibility.

Cevabı göster

upside · downside

He might have actually missed all those sharp barnacles if he went low enough, Dilbilgisi

4:06

Yeterince derine inerse o keskin kabukluların hepsini atlatabilirdi,

but he might also have drowned.

4:10

ama boğulabilirdi de.

Dilbilgisi

Belirsiz geçmiş sonuçları için might have missed ... might have drowned

Her iki yan cümlede de might have + geçmiş zaman ortacı, geçmişteki olası bir sonuca dönüp bakar. might have missed, kaya midyelerinden kaçınmış olabileceğini; might have drowned ise boğulmuş olabileceğini belirtir. İki sonuç da kesin bir gerçek olarak sunulmaz. if yan cümlesi hayal edilen bu geçmiş durumun koşulunu kurar, but ise karşıt tehlikeyi ekler. Bu yapı, geçmişteki bir seçimin iki belirsiz sonucunu değerlendirirken kullanışlıdır.

Alıştırma

Belirsiz geçmiş olasılıklarını göstermek için dersteki aynı iki sözcüklü modal perfect ifadeyi iki boşluğa da yazın: If Maya had taken the shortcut, she ____ arrived sooner, but she ____ gotten lost.

Cevabı göster

might have · might have

This punishment was rare,

4:12

Bu ceza nadirdi,

to say the least,

4:13

en hafif ifadeyle,

but there have been depictions of it in paintings going back to ancient times and the Middle Ages. Öbek fiiller

4:14

ancak Antik Çağ’a ve Orta Çağ’a uzanan resimlerde tasvirleri bulunuyor.

Öbek fiiller

Tarihsel köken belirten going back to

Burada going back to, bir şeyin belirli bir dönemden kalması veya o döneme kadar izlenebilmesi anlamına gelir. Resimlerin ve içlerindeki tasvirlerin Antik Çağ ve Orta Çağ kadar eski dönemlerden geldiğini söyler; fiziksel olarak geriye giden hiçbir şey yoktur. going back to ... biçimindeki -ing öbeği, kısaltılmış bir ilgi cümleciği gibi önceki isim öbeğini niteler: paintings that go back to .... Bu kalıbı kayıtları, gelenekleri, nesneleri veya kanıtları daha eski bir başlangıç dönemiyle ilişkilendirmek için kullanın.

Alıştırma

Cümleyi maps sözcüğünü niteleyen go back to ifadesinin üç sözcüklü -ing biçimiyle tamamlayın: The library owns maps ____ the 1600s.

Cevabı göster

going back to

There is this picture that was sketched sometime in the 15th or 16th century England.

4:18

İngiltere’de 15. ya da 16. yüzyılda çizilmiş bir resim var.

It was discussed in 1880 in British Parliament,

4:23

Bu resim 1880’de İngiliz Parlamentosunda tartışıldı,

when one politician asked the secretary to Admiralty about an instance of keelhauling that had been reported in Italian newspapers.

4:26

bir siyasetçi, İtalyan gazetelerinde bildirilen omurga altından geçirme vakasını Bahriye Bakanına sordu.

It allegedly happened on the HMS Alexandra, Kelime

4:33

Olayın HMS Alexandra’da yaşandığı iddia edildi,

Kelime

“Allegedly happened” doğrulanmamış bir iddiayı belirtir

“Allegedly happened” ifadesindeki allegedly, olayı doğrulanmış bir gerçek olarak değil, bir iddia olarak sunar. Birinin olayın gerçekleştiğini söylediğini, ancak mevcut bilgilerin bunu doğrulamadığını ve konuşanın bunun doğru olduğuna şahsen güvence vermediğini belirtir. Bu tutum sözcüğü, konuşan ile iddia arasında mesafe oluşturur. Olayın kesinlikle gerçekleştiği anlamına gelmediği gibi, iddianın kendi başına yanlış olduğu anlamına da gelmez.

Alıştırma

Bir gazeteci, bir şirketin güvenlik kayıtlarını gizlediğine dair kanıtlanmamış bir suçlama duymuştur. Hangi cümle iddiayı doğru biçimde doğrulanmamış bırakır?

  1. The company allegedly hid the safety records.
  2. The company apparently hid the safety records because the files look disorganized.
  3. The company definitely hid the safety records.
Cevabı göster

The company allegedly hid the safety records.

but the Navy denied it had ever happened.

4:36

ama Donanma bunun hiç gerçekleşmediğini söyledi.

There is also a well-known painting that's called The Keelhauling of the Ship's Surgeon of Admiral Jan van Nyssen.

4:38

Ayrıca Amiral Jan van Nyssen’ın Gemi Cerrahının Omurga Altından Geçirilmesi adlı ünlü bir tablo var.

The event happened on a stationary ship in front of many spectators,

4:44

Olay, pek çok izleyicinin önünde duran bir gemide gerçekleşti,

but it seems the punishment was never supposed to kill the offender, Dilbilgisi

4:48

ama görünüşe göre bu cezanın amacı suçluyu öldürmek değildi,

but only act as a warning to others who thought about not towing the line, Notlar

4:51

yalnızca çizgiyi çekmek istemeyenlere bir uyarı vermekti,

Dilbilgisi

“Never supposed to ... but only ...” amaçlanan hedefi düzeltir

never X, but only Y kalıbı önce X’i amaçlanan hedef olarak reddeder, ardından amaçlanan hedefi Y ile sınırlar. Burada suçluyu öldürmek dışlanırken uyarı görevi görmek tek amaçlanan işlev olarak sunulur. Ortak sözcüklerin tekrarlanması gerekmez: “but only act”, “but was supposed to only act” olarak anlaşılır. Was supposed to gerçek sonucu değil, planı veya tasarımı anlatır; bu nedenle ifade kimsenin ölmediğini garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi never ... but only ... kalıbıyla tamamlayın: The policy was ____ intended to punish employees, ____ to prevent future mistakes.

Cevabı göster

never · but only

Kalıp ifadeler

act as a warning to: uyarı ve caydırıcı görevi görmek

Bu cümlede act as, “rol yapmak” değil, “görevini görmek” veya “işlevi görmek” anlamındadır. Burada ceza, diğer insanlar için bir uyarı görevi görür. act as a warning to + kişi veya grup yapısı; bir olayın, sonucun ya da örneğin benzer davranışları caydıran bir uyarı etkisi yarattığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: The large fine was meant to ____ companies considering the same violation.

Cevabı göster

act as a warning to

pun intended.

4:54

kelime oyunu kasıtlıdır.

That expression is a reference from the Navy.

4:55

Bu ifade Donanmadan gelir.

Deyimler

towing the line, pun intended: toe the line üzerine bir kelime oyunu

Standart deyim toe the line şeklindedir ve “kurallara veya kabul edilen standarda uymak” anlamına gelir. Altyazıda toe, denizcilik temalı bir şaka oluşturmak için kasıtlı olarak towing ile değiştirilmiştir. Pun intended, değiştirilen ifadenin bilinçli bir kelime oyunu olduğunu dinleyiciye bildirir. Şaka, tow sözcüğünün bir şeyi halatla veya gemiyle çekmeyi çağrıştırması sayesinde işler; şaka amaçlanmadığında kullanılacak ifade ise toe the line olarak kalır.

Alıştırma

Kasıtlı bir kelime oyunu dışında, hangi cümle kurallara uymak anlamındaki standart deyimi kullanıyor?

  1. Employees are expected to tow the line and follow the safety rules.
  2. Employees are expected to toe the line and follow the safety rules.
  3. Employees are expected to toe a line and follow the safety rules.
Cevabı göster

Employees are expected to toe the line and follow the safety rules.

Historians have written that keelhauling did happen in the Dutch Navy.

4:58

Tarihçiler, Hollanda Donanmasında omurga altından geçirmenin gerçekten uygulandığını yazdı.

They described as we have,

5:01

Bunu bizim anlattığımız gibi tarif ettiler,

saying that the man was lowered on pulleys and ropes into the water, Kalıp ifadeler

5:03

adamın makaralar ve halatlarla suya indirildiğini

Kalıp ifadeler

was lowered ... into the water: suya indirildi

Bu cümlede was lowered, başka kişilerin adamı kontrollü bir şekilde aşağı indirdiği anlamına gelir. Edilgen was + lowered yapısı, odağı ekipmanı kullanan kişiden çok adama ve onun başına gelene yöneltir. Lower someone or something into + yer yapısı, bir kişiyi veya nesneyi aşağı doğru hareket ettirip o yerin içine sokmak anlamına gelir. On pulleys and ropes, inişte kullanılan destekleyici ekipmanı veya yöntemi belirtir; lower burada daha alçak anlamındaki sıfat değildir.

Alıştırma

Hangi cümle suya doğru kontrollü bir fiziksel inişi en açık biçimde anlatır?

  1. The diver was let down by the crew after the dive.
  2. The diver was lowered into the water with a safety line.
  3. The diver was dropped into the water with a safety line.
Cevabı göster

The diver was lowered into the water with a safety line.

and weights were attached to him.

5:06

ve üzerine ağırlıklar bağlandığını söylediler.

He was then pulled back up the other side of the ship.

5:07

Ardından geminin diğer tarafından yukarı çekilirdi.

Although it's also written that he might have been given some time to get his breath back, Kalıp ifadeler

5:10

Nefesini toplaması için ona biraz zaman verildiği de yazılıdır,

Kalıp ifadeler

get his breath back: nefesini toparlamak

Get his breath back, nefes almak zorlaştıktan veya kesintiye uğradıktan sonra solunumun normale dönmesi anlamına gelir. Burada ona verilen zaman, bu fiziksel toparlanmaya imkân sağlayacaktır. Yapı get + iyelik belirleyicisi + breath back biçimindedir. Back, önceki normal duruma dönüşü gösterir; bir nesneyi gerçek anlamda geri almak demek değildir.

Alıştırma

Get ... breath back yapısını doğru iyelik sözcüğüyle kullanarak cümleyi tamamlayın: After sprinting for the bus, Elena sat down to ____.

Cevabı göster

get her breath back

and then it started again.

5:14

sonra her şey tekrar başlardı.

This was apparently much more severe in the winter

5:15

Bu ceza kışın çok daha ağırmış,

when the water was freezing cold,

5:18

çünkü su dondurucu derecede soğuktu

and severe injury could happen due to the man hitting his head.

5:19

ve adam başını çarparak ciddi şekilde yaralanabilirdi.

It wasn't supposed to be a death sentence,

5:22

Bunun bir idam cezası olması amaçlanmıyordu,

though.

5:24

gerçi.

In the case of this keelhauling,

5:24

Bu omurga altından geçirme vakasında,

it was under the command of a 17th century Dutch admiral named Jan van Nyssen. Kalıp ifadeler

5:26

emir, Jan van Nyssen adlı 17. yüzyıl Hollandalı bir amiralden gelmişti.

Kalıp ifadeler

under the command of: resmî yetki ve komuta hiyerarşisi

Bu cümlede under the command of, gemiyi veya operasyonu yönetme konusunda resmî yetkiye sahip kişiyi belirtir. Under fiziksel bir konumu değil, komuta zinciri içindeki bir konumu anlatır. be under the command of + kişi veya yetkili makam yapısı, komutanın kim olduğuna odaklanır. Birinin yalnızca bir emir verdiğini söylemekten daha güçlü ve kurumsal bir komuta ilişkisi ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi “tarafından yönetilen” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: During the exercise, the rescue team operated ____ Captain Lewis.

Cevabı göster

under the command of

We just can't find any resource

5:31

Ne yazık ki hiçbir kaynak bulamıyoruz

that tells us what the guilty surgeon had done to deserve this wicked treatment.

5:33

ve suçlu cerrahın bu korkunç muameleyi hak edecek ne yaptığını öğrenemiyoruz.

Keelhauling is described in a book called A Relation of Two Several Voyages made into the East Indies,

5:37

Omurga altından geçirme, A Relation of Two Several Voyages made into the East Indies adlı kitapta anlatılır,

that was published in 1700.

5:43

kitap 1700 yılında yayımlanmıştır.

Again,

5:44

Yine,

it's the Dutch that did

5:45

bunu yapanlar Hollandalılardı

it. Here's an excerpt from that book.

5:46

işte. Kitaptan bir alıntı şöyle.

He that strikes an officer or master of the ship Dilbilgisi

5:48

Bir subaya ya da geminin kaptanına vuran kişi

is without hopes of pardon Kelime

5:51

affedilme umudu olmaksızın

to be thrown into the sea,

5:52

denize atılır,

Dilbilgisi

He that strikes ...: tarihî bir genel özne

1700 yılına ait bu alıntıda He that strikes ... yapısı, he sözcüğünü genel bir öncül olarak kullanır ve that ile strikes ... ilgi cümleciğini başlatır. Öznenin tamamı, daha önce sözü edilen belirli bir erkeği değil, “vuran herhangi bir kişiyi” ifade eder. Bu yapı, genel bir kuralı dile getirmenin eski bir yoludur. Günümüzün tarafsız İngilizcesinde Anyone who strikes ... veya A person who strikes ... olarak yeniden yazılır; cümlenin geri kalanı böyle bir kişiye ne olacağını belirtir.

Alıştırma

Tarihî kuraldaki “He that strikes an officer” ifadesinin en iyi modern karşılığı hangisidir?

  1. Anyone who strikes an officer
  2. The officer who strikes him
  3. Anyone whom an officer strikes
  4. He strikes because of that officer
Cevabı göster

Anyone who strikes an officer

Kelime

Eski hukuk İngilizcesinde without hopes of pardon

Bu cümlede without hopes of pardon, “affedilme veya cezadan kurtulma umudu olmadan” anlamına gelir. Buradaki pardon, resmî af veya cezadan muaf tutulma anlamındaki resmî bir isimdir; birinden sözünü tekrarlamasını isterken kullanılan Pardon? değildir. Çoğul hopes ve without hopes of... kalıbı, yan cümleye eski hukuk veya tarih metinlerini andıran bir ton verir. Günümüz İngilizcesinde aynı düşünce genellikle with no hope of being pardoned ya da with no chance of a pardon ile ifade edilir.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: Günlük günümüz İngilizcesinde without hopes of pardon, bir kişinin resmî olarak affedilme umudunun olmadığını söylemenin olağan ve doğal yoludur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

fastened by a rope,

5:53

bir halata bağlanır,

with which he is thrown in on one side of the ship,

5:55

bu halatla geminin bir yanından suya atılır

and drawn up again on the other. Öbek fiiller

5:57

ve diğer yanından yeniden yukarı çekilir.

Öbek fiiller

“tekrar yukarı çekilmek” anlamında drawn up again

Burada drawn up again, “tekrar yukarı çekilmek veya çıkarılmak” anlamına gelir. Drawn, draw fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; up yönü belirtir, again ise suya giren kişinin yeniden yukarı çıkarıldığını gösterir. Yapı edilgen olduğu için çekilen kişi, bağlamdan anlaşılan öznedir. Çeken kişinin ve kullanılan ipin belirtilmesi gerekmez.

Alıştırma

“After the climber slipped below the ledge, she was drawn up again with a rope,” cümlesinde drawn up again ne anlama gelir?

  1. Tekrar yukarı çekildi.
  2. Aracı gelip durdu.
  3. Onun hakkında bir belge hazırlandı.
Cevabı göster

Tekrar yukarı çekildi.

And so three times together he is drawn round the keel of the ship.

5:59

Böylece art arda üç kez geminin omurgasının çevresinden geçirilir.

In the doing of which,

6:03

Bu yapılırken,

if they should chance not to allow rope enough to let him sink below the keel, Dilbilgisi

6:04

kişinin omurganın altına batmasına yetecek kadar halat bırakılmazsa,

the malefactor might have his brains knocked out. Kelime

6:07

suçlunun beyni parçalanabilir.

Dilbilgisi

Resmî bir if yan cümlesinde should chance not to

If yan cümlesindeki should, olayı belirsiz bir olasılık olarak gösterir; görev veya tavsiye anlamı taşımaz. Chance to, “tesadüfen yapmak” demektir; dolayısıyla should chance not to allow, “eğer tesadüfen bırakmazlarsa” anlamına gelir. Not, allow fiilini olumsuzlar: düşünülen olasılık, yeterli ip sağlayamamalarıdır. Bu birleşim resmî ve eski tarzdadır; bu nedenle tarihî alıntıya uygundur.

Alıştırma

Alıntıdaki if they should chance not to allow rope enough ne anlama gelir?

  1. Yeterli ip sağlamamaları gerekiyorsa
  2. Tesadüfen yeterli ip sağlamazlarsa
  3. Kesinlikle gereğinden fazla ip sağlayacaklarsa
Cevabı göster

Tesadüfen yeterli ip sağlamazlarsa

Kelime

Kötülük yapan kişi için resmî bir sözcük olarak malefactor

Malefactor, yanlış veya suç niteliğinde bir eylem gerçekleştiren kişi demektir. Alıntıda the malefactor, cezalandırılan kişidir; bir yetkili veya mağdur değildir. Bu adlandırma oldukça resmî ve eski tarzdadır. Kişiyi suçlu bir kötülük yapan olarak sunar; bu nedenle tarihî hukuk veya ceza metinlerine uygundur.

Alıştırma

Malefactor en doğal olarak hangi bağlamda kullanılır?

  1. Şifre sorunuyla ilgili tarafsız bir müşteri hizmetleri e-postasında
  2. Geç kalan bir arkadaş için özür dilenen gündelik bir mesajda
  3. Hüküm giymiş bir suçludan söz eden tarihî bir anlatıda
Cevabı göster

Hüküm giymiş bir suçludan söz eden tarihî bir anlatıda

It sounds like the lower the man sank, Dilbilgisi

6:10

Görünüşe göre adam ne kadar derine batarsa,

the better his chances were of keeping his head intact and not being sliced by barnacles.

6:12

başını sağlam tutma ve keskin kabuklularla kesilmeme şansı o kadar yükseliyordu.

Dilbilgisi

the lower ..., the better ... bağıntılı karşılaştırma yapısı

the + comparative ..., the + comparative ... kalıbı, birlikte değişen iki miktarı veya koşulu birbirine bağlar. Bu cümlede daha aşağıda olmak, adamın başını sağlam tutma olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkilidir. İki the de belirli tanımlık değil, bağıntılı karşılaştırma yapısının dil bilgisel işaretleridir. İlk yan cümle değişen koşulu, ikinci yan cümle ise ona bağlı sonucu verir. Bu yapı genel bir eğilim veya bağımlılık ifade edebilir; ilişkinin nedensel olup olmadığını bağlam belirler.

Alıştırma

Tekrarlanan işareti iki boşluğa da yazarak sabit bağıntılı karşılaştırma yapısını tamamlayın: ____ more carefully you plan, ____ fewer problems you will face.

Cevabı göster

The · the

There are other cases of keelhauling that were described in the journal of Dutch admiral named Maarten Harpertszoon Tromp.

6:16

Hollandalı Amiral Maarten Harpertszoon Tromp’un günlüğünde başka omurga altından geçirme vakaları da anlatılmıştır.

In 1639,

6:22

1639’da,

he described something similar to the above.

6:24

yukarıdakine benzer bir olay anlattı.

In the 18th century,

6:26

18. yüzyılda,

a piece of writing by an Englishman said,

6:27

bir İngiliz’in yazısında şöyle deniyordu:

"The English don't do it,

6:29

«İngilizler bunu yapmaz,

but the French do.

6:30

ama Fransızlar yapar.

One instance is described when a French sailor went around the ship five times."

6:31

Bir vakada Fransız bir denizcinin geminin çevresinde beş kez dolaştırıldığı anlatılır.»

It was published in November of 1869,

6:35

Bu yazı Kasım 1869’da,

in a publication called Onward Magazine.

6:38

Onward Magazine adlı bir yayında basıldı.

The person who witnessed this and wrote about it

6:40

Buna tanık olup hakkında yazan kişi,

said the sailor had injuries of the most serious nature, Kelime

6:42

denizcinin son derece ciddi yaralar almasının,

or death itself,

6:45

ya da ölümün kendisinin,

certain of being the result.

6:46

kaçınılmaz sonuç olduğunu söyledi.

Kelime

of the most serious nature: son derece ciddi nitelikte

of the most serious nature ifadesi burada son derece ciddi anlamına gelir. Nature, doğal dünyayı değil, yaralanmaların niteliğini veya derecesini belirtir. İfadenin tamamı injuries sözcüğünü ardından niteleyerek yaralanmaları vahim olarak sınıflandırır. İsim ağırlıklı bu anlatım, ifadeyi resmî ve ağırbaşlı gösterir. Tarafsız modern gündelik konuşmadan ziyade eski dönemlerin resmî haber diline uygundur.

Alıştırma

Değerlendirme: injuries of the most serious nature günlük modern konuşmada genellikle nasıl duyulur?

  1. Günlük modern konuşmada doğal
  2. Belirgin biçimde eski moda ve resmî
Cevabı göster

Belirgin biçimde eski moda ve resmî

Ah, matey. Kelime

6:48

Hey, tayfa.

Kelime

Şakacı, korsan tarzı bir hitap olarak matey

Matey, birine doğrudan hitap etmek için kullanılan ve kabaca dost ya da arkadaş anlamına gelen bir sözdür. Ah, matey. cümlesinde bir meslek veya rütbe belirtmez; dinleyiciye şakacı bir samimiyetle seslenir. Anlatıcı basmakalıp bir korsan sesini taklit etmektedir ve matey, popüler kültürde bu üslubu belirten tanıdık bir işarettir. Bu rol yapma bağlamının dışında aynı söz, tona göre sıcak bir şaka, kasıtlı bir teatrallik veya küçümseyici bir hitap gibi duyulabilir.

Alıştırma

Bu replikteki matey sözüne en uygun yorum hangisidir?

  1. İş yazışmalarında kullanılan tarafsız bir terim
  2. Profesyonel bir denizci için resmî unvan
  3. Birine korsan tarzında şakacı biçimde hitap etme
Cevabı göster

Birine korsan tarzında şakacı biçimde hitap etme

Now that you've gotten through this video,

6:48

Bu videonun sonuna ulaştığınıza göre,

let's stick together and watch another.

6:50

birlikte kalıp bir tane daha izleyelim.

We've picked two for you,

6:52

Sizin için iki tane seçtik,

so choose this one over here

6:53

o yüzden şuradakini

or this video here.

6:55

ya da buradaki videoyu seçin.

Pick now,

6:56

Hemen seçin,

or you might end up keelhauling yourself. Öbek fiiller

6:57

yoksa kendinizi omurga altından geçirirken bulabilirsiniz.

Öbek fiiller

Nihai sonuç için end up + -ing

End up + fiilin -ing biçimi, bir eylemi bir sürecin ya da olaylar zincirinin nihai sonucu olarak gösterir. Özne -ing biçimindeki eylemi yapar ve end zamana göre değişir: end up waiting, ended up walking. Bu yapı çoğu zaman sonucun planlanmadığını veya şaşırtıcı olduğunu düşündürür, ancak sonuç mutlaka olumsuz olmak zorunda değildir. Buradaki keelhauling tarihî bir denizcilik cezasıdır ve kişinin bunu kendisine yapması saçmadır; bu nedenle olası sonuç gerçekçi bir tahmin değil, şaka yollu bir tehdittir.

Alıştırma

Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zamanıyla ve walk fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: We planned to take the bus, but we ____ all the way home.

Cevabı göster

ended up walking

Just kidding. Ton ve niyet

6:59

Şaka yapıyoruz.

Or are we?

7:00

Yoksa yapmıyor muyuz?

Ton ve niyet

“Just kidding. Or are we?” ile şakacı bir ters köşe

“Just kidding” normalde önceki sözü geri alır ve dinleyene bunu ciddiye almaması gerektiğini bildirir. Burada “Or are we?” örtük olan “We are just kidding” ifadesini sorgular; böylece verilen güvence hemen yeniden belirsizleşir. Bu, gerçekten bilgi isteyen bir soru değil, retorik bir sorudur. İki aşamalı yapı önce izleyeni rahatlatır, sonra bu rahatlığı şakacı biçimde sarsarak gerilim ve kara mizah yaratır.

Alıştırma

Bu şakacı yapıda “Just kidding” sonrasındaki “Or are we?” nasıl bir etki yaratır?

  1. Belirsizliği geri getirir ve şakayı uzatır.
  2. Önceki sözün ciddi olmadığına dair kesin ve samimi bir güvence verir.
  3. Konuşanların şaka yapıp yapmadığına ilişkin gerçek bilgiyi izleyiciden ister.
Cevabı göster

Belirsizliği geri getirir ve şakayı uzatır.