KEDİLER için Silindir Şapkalar! LÜT #25: İngilizce çalışma notları
Vsauce
Video özeti: Hayvan biçimli araçlar, tuvalet şakaları, piksel sanatı, takılar, saatler ve kelime oyunlu duvar kâğıtları ciddi yüzlü abartıyla bağlanıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. a cool $12,000, — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: cool, büyük bir tutarı şaşkınlık veya ironiyle vurgular; sıcaklık anlamına gelmez. 2. why have real light when you can have eight-bit light — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: why have X when you can have Y ile başka bir seçeneği daha çekici ya da komik gösterin. 3. particle physics gives me a hadron. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: hadron ile hard-on arasındaki sesten doğan yetişkin şakasını yakalayın ve bilimsel anlamı ayrı tutun.
Bu derste
and a T-shirt commemorating one of history's most lapidary quotes. Kelime
0:02ve tarihin en özlü sözlerinden birini anan bir tişört.
lapidary: özlü, işlenmiş ve akılda kalıcı ifade
Bu cümlede lapidary, quotes sözcüğünü niteler. Alıntının çok az sayıda ve özenle seçilmiş sözcükle ifade edildiğini, sanki kazınmaya değermiş gibi işlenmiş ve akılda kalıcı bir niteliğe sahip olduğunu belirtir. Alıntının üslubunu över; onun gerçekten taşa kazındığını söylemez. Sözcük bilinçli olarak yüksek ve biraz gösterişli bir ton yaratır. lapidary dili nitelerken yalnızca kısalığı değil, kısalık ile özenle işlenmiş gücün birleşimini arayın.
Alıştırma
Kısa, işlenmiş ve akılda kalıcı bir ifadeyi resmî biçimde övmek için cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? The reviewer admired the essay's ___ closing line.
- terse
- concise
- lapidary
Cevabı göster
lapidary
Navigate the web with a glow-in-the-dark mouse Kalıp ifadeler
0:12Karanlıkta parlayan bir fareyle internette gezinin;
Kısa çizgili birleşik sıfat olarak glow-in-the-dark
Glow-in-the-dark, mouse sözcüğünü niteleyen birleşik bir sıfattır. Farenin karanlıkta gözle görülür biçimde ışıldayan bir malzemeden yapıldığını veya böyle bir malzemeyle kaplandığını belirtir. Dört sözcüğün tamamı isimden önce tek bir niteleyici olarak çalıştığı için sözcükler kısa çizgilerle bağlanır: a glow-in-the-dark mouse. İfade sesi değil, görünür ışığı anlatır.
Alıştırma
Ürün açıklamasını “karanlıkta ışıldayabilen” anlamındaki birleşik sıfatla tamamlayın: The backpack has a ____ safety strip.
Cevabı göster
glow-in-the-dark
And you can use a straw to drink juice right out of a fruit, Kalıp ifadeler
0:18Bir pipetle meyvenin suyunu doğrudan içebilirsiniz,
right out of: bir kaynağın içinden doğrudan
right out of ifadesinde out of, kaynağın bir şeyin içi olduğunu gösterir; right ise bu anlamı vurgular. Burada meyve suyu başka bir kaba dökülmeden doğrudan meyvenin içinden içilir. Bir şey bir yerin, kabın veya kaynağın içinden doğrudan geldiğinde right out of kullanılabilir. Bu ifadede right, left sözcüğünün karşıtı olan “sağ” değil, “doğrudan” anlamındadır.
Alıştırma
“She drank the milk right out of the carton,” İngilizce cümlesinde right out of neyi anlatır?
- kartonun sağ tarafına doğru
- kartonu dışarı çıkardıktan sonra
- doğrudan kartonun içinden
Cevabı göster
doğrudan kartonun içinden
into a spray bottle for all your favorite dishes.
0:23sevdiğiniz tüm yemeklerde kullanabileceğiniz bir sprey şişesine dönüştürüyor.
turn A into B: bir şeyi değiştirmek veya ona yeni bir kullanım kazandırmak
Turn A into B, A’nın B olmasını sağlamak veya A’ya B’nin işlevini kazandırmak anlamına gelir. Turn sözcüğünden sonraki nesne değiştirilen şeydir; into ise sonucu gösterir. Burada meyve gerçekten plastik bir şişeye dönüşmez. Meyve sıkacağı takıldığında sprey şişesi işlevi kazanır. Aynı yapı fiziksel değişimler, yeni kullanımlar ve soyut değişimler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi turn ... into yapısının doğru biçimiyle tamamla: This app ____ your phone ____ a scanner.
Cevabı göster
turns · into
toast his style: kadeh kaldırarak kutlamak anlamındaki toast
Burada toast, “kadeh kaldırarak ve genellikle o kadehten içerek birini ya da bir şeyi onurlandırmak veya kutlamak” anlamına gelen bir fiildir. His style doğrudan nesnedir; yani övgüyü alan şey tarzdır. With a frothy beer, kadeh kaldırırken kullanılan içeceği belirtir. Bu, toast fiilinin sosyal anlamıdır; “yiyeceği kahverengileşene kadar ısıtmak” şeklindeki yemek anlamı değildir. Kutlanan kişi, başarı veya özellik toast fiilinden hemen sonra gelebilir. Bir kedinin tarzına kadeh kaldırmak, övgüyü bilerek eğlenceli hâle getirir.
Alıştırma
“We toasted Mia's brave idea with lemonade.” cümlesinde ne yaptık?
- Onun fikrini gizlice kopyaladık.
- Kadeh kaldırarak veya birlikte bir şey içerek onun fikrini kutladık.
- Onun fikrini kahverengi olana kadar ısıttık.
Cevabı göster
Kadeh kaldırarak veya birlikte bir şey içerek onun fikrini kutladık.
that with a single click sends a rush of new bubbles to the top. Kalıp ifadeler
0:36tek tıkla yüzeye yeni bir baloncuk akını gönderiyor.
with a single click: tek bir işlem yeterlidir
With a single click, cihazın sonucu nasıl oluşturduğunu açıklar. “Bir kez tıklayarak” anlamında kullanılan bir edat öbeğidir: with “kullanarak”, a single click ise tam olarak bir kez basmak veya dokunmak anlamına gelir. Bu ifade, işlemin hızlı ve kolay olduğunu vurgular. Web siteleri, uygulamalar ve cihazlarla ilgili talimatlarda ve ürün açıklamalarında yaygındır. Single tıklama sayısını belirtir; burada “bekâr” veya “yalnız” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “yalnızca bir kez tıklayarak” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: You can save the report ____.
Cevabı göster
with a single click
and then snuggle up with your custom made pillows. Öbek fiiller
0:44ve sonra özel yapım yastıklarınıza sarılabilirsiniz.
snuggle up with: yaklaşıp rahatça sokulmak
Bu cümlede snuggle up with, yastıklara yaklaşıp onlara yaslanarak veya onları kucaklayarak rahat etmek anlamına gelir. Yalnızca yakında uzanma şeklindeki tarafsız anlamı değil, sıcak, rahat ve eğlenceli bir görüntüyü anlatır. Snuggle up bir öbek fiildir; with ise yaklaşılan kişiyi, hayvanı veya nesneyi tanıtır. Burada up ifadenin bir parçasıdır ve yukarı doğru hareket etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, bu dersteki “yaklaşarak rahat etmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: On movie night, I like to ____ my warm blanket on the sofa.
Cevabı göster
snuggle up with
and then receive a nice soft cuddly high quality pillow,
0:52ve ardından hoş, yumuşak, sarılmalık, kaliteli bir yastık olarak teslim alabilirsiniz;
NeatoShop offers a unicorn-shaped pencil sharpener,
0:58NeatoShop'ta tek boynuzlu at şeklinde bir kalemtıraş,
a beanie that makes you look like a gory zombie,
1:02sizi kanlar içindeki bir zombi gibi gösteren bir bere,
I guess to carry around your spy video camera. Ton ve niyet
1:12Sanırım casus video kameranızı yanınızda taşımanız için.
I guess: günlük bir çıkarımı yumuşatmak
Burada I guess, çantanın ne işe yarayabileceğiyle ilgili günlük ve kesin olmayan bir yanıtı tanıtır. Konuşan kişi ciddi biçimde bir bilmece çözmüyor; ifade, düşüncenin akla gelivermiş ve biraz şakacı görünmesini sağlıyor. I guess bir ifadenin başında kullanıldığında, genellikle ardından gelen düşüncenin gücünü azaltır. “Aklıma gelen en iyi fikir bu ama emin değilim” anlamına yakındır; bu nedenle devamındaki söz kesin bir iddia değildir.
Alıştırma
Hangi cümle günlük ve özellikle daha az kesin duyuluyor?
- I guess this little key opens the desk drawer.
- This little key definitely opens the desk drawer.
- I know this little key opens the desk drawer.
Cevabı göster
I guess this little key opens the desk drawer.
with a spy camera hidden inside what looks like a phone charger. Dilbilgisi
1:17telefon şarj cihazına benzeyen bir nesnenin içindeki casus kamera sayesinde.
what looks like: “... gibi görünen şey” anlamındaki kaynaşık ilgi yapısı
what looks like a phone charger yapısında what, öncülünü kendi içinde barındıran kaynaşık bir ilgi zamiridir; the thing that, yani “... olan şey” anlamını zaten içerir. Bu nedenle yan cümle, nesneyi gerçekte ne olduğuna göre değil, nasıl göründüğüne göre belirtir. what kendi örtük öncülünü sağladığı için önüne ayrıca bir isim koyulmaz. Burada yan cümlenin tamamı inside sözcüğünden sonra gelir ve bu edatın tümleci olur.
Alıştırma
“... gibi görünen şey” anlamını vermek için cümleyi what ve look fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın. The spare key is hidden inside ____ a small rock.
Cevabı göster
what looks like
Evolution in New York sells a cute stylized tiger rug.
1:22New York'taki Evolution, sevimli ve stilize bir kaplan halısı satıyor.
But if you have $3,000 and want a real animal rug,
1:25Ama 3.000 dolarınız varsa ve gerçek bir hayvan postu istiyorsanız,
I’m not kidding: şaşırtıcı bir iddianın doğru olduğunda ısrar etmek
Bu sıralamada I’m not kidding, “ciddiyim; bu doğru” anlamına gelen kalıplaşmış bir ara sözdür. Dinleyicileri özellikle şaşırtıcı olan zebras sözcüğüne hazırlar ve konuşanın eğlence olsun diye abarttığı yorumunu engeller. Burada kid, “şaka yapmak veya takılmak” anlamında bir fiildir; bu nedenle kidding sözcüğünün çocuklarla ilgisi yoktur.
Alıştırma
Bir konuşmacı şaşırtıcı ama gerçek bir bilgi eklemek üzeredir: “The library even has a rooftop garden.” İddianın gerçek olduğunu vurgulamak için hangi ifadeyi araya ekleyebilir?
- Are you kidding?
- I'm only kidding.
- I'm not kidding.
Cevabı göster
I'm not kidding.
a cool $12,000: vurgulanan bir miktar
Burada a cool, 12.000 dolarlık tam fiyatın dikkat çekici veya şaşırtıcı derecede yüksek olduğunu vurgulamak için miktardan önce gelir. Sayıyı değiştirmeden şaşkınlık, inanmama veya alay gibi samimi bir tutum katar. Başka durumlarda da kullanılabilen a cool + miktar kalıbında cool, düşük sıcaklıkta veya havalı anlamına gelmez. Miktarı özellikle dikkat çekici olarak sunar.
Alıştırma
Tahmin edilen tutar on iki bin dolardı. Bu şaşırtıcı derecede yüksek miktarı vurgulamak için a cool kullanarak şu İngilizce cümleyi tamamlayın: The repair cost ____.
Cevabı göster
a cool twelve thousand dollars
Less real but still macabre Dilbilgisi
1:40Daha az gerçekçi ama yine de ürpertici olan bir başka şeyse
Less real but still macabre is this ...: değerlendirmenin öne alındığı sıra
Less real but still macabre, cümlenin başına alınmış ve özneyi niteleyen bir tamamlayıcıdır: Cümle, nesnenin adını vermeden önce onu değerlendirir. Ardından bağ fiili is, gerçek özne olan this hollowed-out skull USB hub ifadesinden önce gelir. Tamamlayıcı + be + özne sırası, karşıtlık içeren değerlendirmeyi öne çıkarır ve önceki bir karşılaştırmaya doğal biçimde bağlanabilir. Daha tarafsız sıra This hollowed-out skull USB hub is less real but still macabre. şeklindedir.
Alıştırma
Tamamlayıcının be fiilinden önce, öznenin ise sonra geldiği ve değerlendirmenin başa alındığı aynı kalıbı hangi cümle kullanır?
- Is the smaller model more practical, though less elegant?
- More practical, though less elegant, is the smaller model.
- The smaller model is more practical, though less elegant.
Cevabı göster
More practical, though less elegant, is the smaller model.
and a skull bowl to keep your stuff.
1:46ve eşyalarınızı koyabileceğiniz kafatası biçimli bir kâseye kavuşuyorsunuz.
Similarly skeletory are these leg bone knee-high socks, Kelime
1:48Benzer biçimde iskeletimsi olan bu bacak kemiği desenli diz boyu çorapların
skeletory: şakacı biçimde türetilmiş bir sıfat
Bu cümlede skeletory, “iskelete benzeyen” veya “kemiklerle süslenmiş” anlamına gelen, şakacı biçimde uydurulmuş bir sıfattır. Konuşmacı bu sözcükle diz altı çorapların tarzını anlatır. İngilizcede bazen tanıdık bir kök ve sıfata benzeyen bir son kullanılarak yeni bir sözcük oluşturulur. Dinleyen kişi skeleton sözcüğünden ve kemik desenli bağlamdan anlamı tahmin edebilir; ancak skeletory günlük kullanımda yerleşmiş standart bir sözcük değildir.
Alıştırma
Bu şakacı ürün açıklamasında skeletory büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- İskelet veya kemik temalı bir tarza sahip
- Resmî bilimsel yazı için uygun
- Dize kadar uzanacak şekilde tasarlanmış
Cevabı göster
İskelet veya kemik temalı bir tarza sahip
and Sock Theory also has ones that lace up. Öbek fiiller
1:53Sock Theory'de ayrıca bağcıklı olanlar da bulunuyor.
lace up: bağcıkla bağlamak
Burada lace up, “bağcık veya iple bağlamak” anlamına gelen bir öbek fiildir. ones ile belirtilen çoraplarda tasarımın ya da kapatma biçiminin bir parçası olarak bağcık bulunur. Nesne özne olabilir: These boots lace up at the front. Bir kişi de nesneyi bağlayabilir: Lace your boots up before you walk.
Alıştırma
Cümleyi dersteki “bağcıkla bağlamak” anlamına gelen öbek fiille tamamla: These hiking boots ____ at the front.
Cevabı göster
lace up
Happy Socks and Converse shoes socks.
1:56Happy Socks çorapları ve Converse ayakkabı biçimli çoraplar.
render each animal half as a handle: her hayvanın yarısını kulp olarak tasvir etmek
render A as B yapısında render, “A’yı B biçiminde veya rolünde göstermek, betimlemek ya da tasarlamak” anlamına gelir. Bu cümlede kupa tasarımı, resmedilen her hayvanın yarısını kulp olarak kullanır. Yapı render + nesne + as + isim öbeği şeklindedir. Bir şeyin nasıl sunulduğunu veya tasarlandığını anlatır; gerçek bir hayvanın fiziksel olarak kulba dönüştüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi render A as B yapısıyla tamamlayın: The concept artist ____ the robot's arms ____ folding wings.
Cevabı göster
rendered · as
sip away: küçük yudumlar almaya devam etmek
Sip, küçük yudumlarla içmek anlamına gelir. Away eklendiğinde eylem, genellikle rahat ve acele etmeden bir süre devam ediyormuş gibi sunulur. Bu cümlede kişi yudumlamayı sürdürdükçe kahvenin seviyesi yavaş yavaş azalır. Bu, başka durumlara da aktarılabilen fiil + away yapısıdır: work away, chat away ve tap away de benzer biçimde bir etkinliğin devam ettiğini gösterebilir. Buradaki away, içeceğin başka bir yere götürüldüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi sip away ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: They chatted while Ben ____ at his hot chocolate.
Cevabı göster
sipped away
java: “kahve” için samimi bir sözcük
Bu cümlede java “kahve” anlamına gelir. sip away fiil öbeği ve kahve fincanı bağlamı bu anlamı seçtirir; burada bir programlama dilinden veya bir adadan söz edilmez. Java, Amerikan İngilizcesinde kahve için kullanılan samimi ve şakacı bir addır. Kahve anlamındaki java ile özel ad olan Java aynı şekilde telaffuz edildiği için konuşmada bağlam özellikle önemlidir.
Alıştırma
“She poured herself some java before breakfast,” cümlesinde java ne anlama gelir?
- Bir programlama dili
- Kahve
- Endonezya’daki Java Adası
Cevabı göster
Kahve
Kaba bir tuvalet argosu olarak dumps
Burada dumps, dışkılama eylemleri yani büyük tuvaletini yapma anlamına gelen çoğul bir isimdir. awkward sıfatı bu tuvalet anlarının ne kadar utandırıcı olduğunu anlatır. Bu anlam açık sözlü ve komiktir. Çöp yığınlarını ya da bir şeyi düşürme eylemini anlatmaz.
Alıştırma
Örnekte dumps ne anlama geliyor?
- Yere düşen şeyler
- Dışkılama eylemleri
- Çöp yığınları
Cevabı göster
Dışkılama eylemleri
or dropped toilet paper with this handy survival guide.
2:19ya da tuvalet kâğıdını düşürmekten kaçınmak için bu kullanışlı hayatta kalma rehberini kullanın.
When it comes to + konu
When it comes to, cümlenin geri kalanında ele alınacak belirli konuyu veya yönü tanıtır. Burada odağı ofiste kaka yapma konusuna çevirir; “konu ... olduğunda” veya “... konusunda” ifadelerine benzer. Bu yan cümle bir konu çerçevesidir, zaman cümleciği değildir: hiçbir şey kelimenin gerçek anlamıyla bir yere gelmez. Yaygın kalıp When it comes to + isim, zamir veya -ing biçimi şeklindedir ve ardından o konu hakkında bir ifade gelir.
Alıştırma
Cümleyi “... konusunda” anlamına gelen dört sözcüklü konu çerçevesiyle tamamlayın: “____ school lunches, Leo always chooses fruit.”
Cevabı göster
When it comes to
make sure you've got an emergency underpants dispenser. Dilbilgisi
2:24acil durum iç çamaşırı dispenserinizin hazır olduğundan emin olun.
in a worst-case scenario: en olumsuz olasılık
In a worst-case scenario, makul olarak gerçekleşebilecek en olumsuz durumlardan birinde demektir. In, hayal edilen bu durumun koşullarını belirtir; worst-case ise scenario sözcüğünü niteler. Bu ifade, acil durum önerisini veya yedek planı sunar. Planlama amacıyla bir olasılıktan söz eder; durumun gerçekleştiğini ya da kesinlikle gerçekleşeceğini söylemez.
Alıştırma
Olası en olumsuz durumu tanıtan bu dersteki dört sözcüklük ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, our flight will be canceled, so we have a backup route.
Cevabı göster
In a worst-case scenario
Bir şeye sahip olduğunuzu doğrulamak için make sure you've got ...
make sure + yan cümle yapısında make sure, yan cümledeki durumun doğru olduğunu kontrol etmeye veya doğru olmasını sağlamaya yönelik güçlü bir hatırlatma oluşturur. Burada konuşan kişi, dinleyiciye bu nesneye sahip olarak hazırlıklı olmasını kuvvetle tavsiye ediyor. You've got, you have got ifadesinin kısaltmasıdır. Bu sahiplik yapısında have got, “sahip olmak” anlamına gelir; “zaten elde etmiş olmak” anlamına gelmez. make sure sonrasındaki yan cümle düz cümle dizilişini kullanır: make sure you've got ... denir, make sure have you got ... denmez.
Alıştırma
Hatırlatmayı make sure ve ardından have got ifadesinin kısaltılmış biçimini kullanarak tamamlayın: Before the hike, ____ enough water for everyone.
Cevabı göster
make sure you've got
Speaking of ... ile bağlantılı bir konuya geçiş
Speaking of + isim öbeği, konuşmayı düzenleyen bir geçiş ifadesidir. Biraz önce söylenen bir şeyi alıp bağlantılı bir konuya köprü olarak kullanır; burada bathrooms, önceki banyoyla ilgili düşünceyi banyo süslemesine bağlar. Genellikle yeni konuşma sırasının veya cümlenin başında yer alır ve yazıda arkasından virgül gelir. Geçişi ifadenin kendisi yapar; birinin o anda bu konu hakkında konuştuğunu bildirmez.
Alıştırma
Hangi seçenek speaking of ifadesini önceki konudan doğal bir köprü kurmak için kullanıyor?
- Bir tarifi konuştuktan sonra: “Speaking of satellites, did you watch the launch?”
- İlgisiz bir duyurunun başında: “Speaking of batteries, the school play begins at seven.”
- Bir seyahati konuştuktan sonra: “Speaking of travel, have you booked your hotel?”
Cevabı göster
Bir seyahati konuştuktan sonra: “Speaking of travel, have you booked your hotel?”
And they may not have meant it ironically, Ton ve niyet
2:34Bunu ironik olsun diye yapmamış olabilirler,
but this book proves that dads are the original hipsters.
2:36ama bu kitap babaların ilk hipsterlar olduğunu kanıtlıyor.
mean it ironically: niyet ile etki arasındaki fark
mean something ironically ifadesinde mean, sözlerin veya yaratıcı bir eserin belirli bir biçimde anlaşılmasını amaçlamak anlamına gelir. Ironically ise görünen ya da kelimesi kelimesine anlam ile gerçeklik arasında bilinçli bir karşıtlık amaçlandığını gösterir. May not have meant it ironically temkinli bir değerlendirmedir: kitap şimdi izleyicide ironik bir etki yaratsa da yaratıcılar bu etkiyi özellikle hedeflememiş olabilir. Yaratıcının niyeti ile izleyicinin yorumunu birbirinden ayırır.
Alıştırma
Örnekteki they may not have meant it ironically ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- İzleyici kitaptaki hiçbir karşıtlığı fark edememiştir.
- Yaratıcılar kesinlikle okurların babalara gülmesini istemiştir.
- Yaratıcılar, karşıtlığın ironik bir etki üretmesini amaçlamamış olabilir.
Cevabı göster
Yaratıcılar, karşıtlığın ironik bir etki üretmesini amaçlamamış olabilir.
those gnomes and pink flamingos they've got today,
2:40günümüzdeki o bahçe cüceleri ve pembe flamingolar yerine,
buy yourself a zombie version for your own lawn.
2:43kendi çimleriniz için bir zombi versiyonu alın.
And enjoy the sweetness of a 20-sided sucker. Kültür
2:47Bir de 20 yüzlü bir lolipopun tatlılığının keyfini çıkarın.
20-sided sucker: d20 biçiminde bir lolipop
Burada sucker, kolay kandırılan bir kişi değil, lolipop anlamındaki Kuzey Amerika İngilizcesine özgü bir şekerleme sözcüğüdür. 20-sided nitelemesi şekerlemenin biçimini açıklar. Bu biçim, masaüstü rol yapma oyunlarında genellikle d20 diye adlandırılan yirmi yüzlü bir zarı taklit eder. Bu yüzden ifadenin tamamı d20 biçiminde bir lolipop anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede a 20-sided sucker ne anlama gelir?
- Yirmi kişilik bir gruba ait kolay kandırılan kişi
- Yirmi yüzlü bir oyun zarı biçiminde lolipop
- Yirmi farklı aroması olan bir şekerleme
Cevabı göster
Yirmi yüzlü bir oyun zarı biçiminde lolipop
The only luxury items more soothing Dilbilgisi
2:51Bundan daha rahatlatıcı lüks ürünler varsa, onlar da
are these tequila ice pops filled with real edible gold flakes.
2:53gerçek, yenilebilir altın parçacıklarıyla dolu bu tekilalı buzlu şekerler.
The only ... more soothing are ...: Daha ... olan tek ... bunlardır
Cümle The only + çoğul isim + karşılaştırma sıfat öbeği + are + tanımlayıcı bölüm yapısındadır. Öznenin tamamı The only luxury items more soothing, ana bağ fiili ise are sözcüğüdür. More soothing, items sözcüğünden sonra gelir ve that are more soothing anlamıyla items sözcüğünün kapsamını daraltır; gold flakes ifadesini nitelemez. Karşılaştırma ölçütü konuşmada daha önce verilen bilgiden anlaşılır. Only, dışlayıcılık katar: tekilalı buzlu çubuklar, rahatlatıcılık bakımından bu ölçütü aşan tek lüks ürünler olarak sunulur. Bu, önce karşılaştırıp sonra kazananı açıklayan vurgulu ve reklam tarzı bir anlatımdır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için comfortable sözcüğünün karşılaştırma biçimini kullanın: Compared with the standard chairs, the only seats ____ are the two by the fireplace.
Cevabı göster
more comfortable
so save money and collect the flakes back
3:01o yüzden tasarruf etmek için altın parçacıklarını yeniden toplayın;
after sitting on your truck hitched toilet seat on the go. Kalıp ifadeler
3:04kamyonunuzun çeki demirine takılı klozet oturağında yolda işinizi gördükten sonra.
on the go: yolda veya sürekli meşgul
On the go, yolculuk ederken veya bir yerden başka bir yere giderken ya da bir yerde durup dinlenmeden sürekli meşgulken anlamına gelen bir deyimdir. Burada genellikle hareketli ve olumlu çağrışımı olan gündelik ifade, kamyona bağlanmış bir klozet için kullanılır. Böylece deyim tuhaf biçimde gerçek anlam kazanır: kişi fiziksel olarak yolculuk ederken tuvaleti kullanabilir. Bu da reklam tarzı kara mizahı oluşturur.
Alıştırma
Videodaki cümlede on the go şakaya nasıl bir anlam katıyor?
- Yolculuk sırasında kamyona monte edilmiş tuvaleti kullanmayı ima eder ve “meşgul ya da hareket hâlinde olmak” anlamındaki deyimle oynar.
- Klozetin sabit bir banyodaki normal bir donanım olduğu anlamına gelir.
- Altın pullarının sürücüye hemen gitmesini emrettiğini söyler.
Cevabı göster
Yolculuk sırasında kamyona monte edilmiş tuvaleti kullanmayı ima eder ve “meşgul ya da hareket hâlinde olmak” anlamındaki deyimle oynar.
why ever stop sitting? retorik sorusu
Bu soruda why ever, “bunun için ne gibi bir sebep olabilir ki?” anlamına gelir. Ever, why sözcüğünü güçlendirir; konuşanın birinin gerçekten sonsuza kadar oturmasını istediği anlamına gelmez. Konuşan kişi oturmayı bırakmak için gerçekten bir sebep sormuyor. Retorik soru, oturmaya devam etmeyi gülünç derecede bariz bir seçim gibi göstererek espri yaratıyor ve oturmayla ilgili bir sonraki ürüne geçiş sağlıyor.
Alıştırma
Konuşan kişi bu cümlede why ever stop sitting? diyerek ne yapıyor?
- Abartılı bir retorik soruyla oturmaya devam etmeyi komik derecede bariz göstermek
- Ayağa kalkmak için pratik sebepleri ciddi biçimde sormak
- Hiç ayağa kalkmamak için doğrudan emir vermek
Cevabı göster
Abartılı bir retorik soruyla oturmaya devam etmeyi komik derecede bariz göstermek
These lazy football chairs let you try your skills Dilbilgisi
3:10Tembeller için olan bu futbol koltuklarıyla becerilerinizi deneyebilirsiniz
let you try your skills yapısı
let + nesne + fiilin yalın hâli yapısı; bir kişinin, şeyin veya durumun nesneye eylemi gerçekleştirmek için izin, fırsat ya da pratik imkân vermesi anlamına gelir. let you try ifadesinde you nesnedir, try ise fiilin yalın hâlidir. Burada koltuklar bir insan gibi izin vermez; tasarımları, futbol etkinliğini otururken denemeyi mümkün kılar. let you try kullanılır, let you to try kullanılmaz.
Alıştırma
play sözcüğünü ve let sonrasındaki doğru yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: This music app lets you ____ songs offline.
Cevabı göster
play
Kick the ball with Kobi Levi's shark shoes for him and her
3:14Kobi Levi'nin kadın ve erkeklere özel köpekbalığı ayakkabılarıyla topa vurun
that helps you snap old light bulbs into fun shapes around a new one.
3:20Bu set, eski ampulleri yenisinin çevresine eğlenceli şekillerde tutturmanızı sağlıyor.
when you can have eight-bit light painted on a canvas just for you.
3:27sırf sizin için tuvale resmedilmiş sekiz bitlik bir ışığınız olabiliyorsa?
why have X when you can have Y karşılaştırma kalıbı
why have X when you can have Y kalıbı, gerçekten gerekçe isteyen bir soru değil, retorik bir karşılaştırmadır. X'i sıradan seçenek, Y'yi ise daha iyi veya daha heyecan verici olduğu varsayılan alternatif olarak sunar. Burada when iki seçeneği birbirine bağlar; esas olarak zaman bildirmez. Espri, “eight-bit light”ın yalnızca tuvale çizilmiş piksel tarzı bir görüntü olması ve gerçek ışık vermemesidir. Konuşmacı bu ikna kalıbını ironik biçimde kullanarak daha az kullanışlı bir yeniliği över.
Alıştırma
Şakacı öneriyi karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: “Why buy a plain notebook ____ a custom one?”
Cevabı göster
when you can have
Because then you can show your eight-bit life with this necklace
3:32Çünkü o zaman bu kolyeyle sekiz bitlik yaşamınızı gösterebilir
or use one where the pendant swings on the necklace,
3:36ya da kolye ucunun zincir üzerinde sallandığı bir modeli kullanabilirsiniz;
why the neck hegemony?: komik abartı olarak hegemony
Hegemony normalde bir devletin, grubun veya sistemin başkaları üzerindeki baskın etkisi ya da denetimi anlamına gelir. why the neck hegemony? ifadesinde konuşmacı, boynu bütün kolye takma yerleri üzerinde gücü varmış gibi şakayla ele alır. Bu parça, “Neden boyun egemen olmalı?” anlamındaki kısaltılmış bir retorik sorudur. Resmî bir siyasi veya kültürel terimi gündelik bir takı sohbetine taşımak bilinçli bir abartı yaratır. Neck hegemony yerleşik bir deyim değildir ve gerçek siyasi gücü anlatmaz.
Alıştırma
“why the neck hegemony?” sözünde hegemony kullanımını komik yapan nedir?
- Hegemony sözcüğünü takının normal eş anlamlısı olarak kullanır.
- Boynun ilk kez ne zaman moda olduğunu sorar.
- Kolyelerin boyna gerçek siyasi yetki verdiğini iddia eder.
- Egemenlik belirten resmî bir sözcük, kolyelerin boyunda takılması şeklindeki gündelik alışkanlığa uygulanır.
Cevabı göster
Egemenlik belirten resmî bir sözcük, kolyelerin boyunda takılması şeklindeki gündelik alışkanlığa uygulanır.
to give you a mustache or a full biker beard.
3:50size bıyık ya da kocaman bir motorcu sakalı kazandırıyorlar.
prefer A to B: B yerine A'yı tercih etmek
Bu soruda prefer air to metal?, dinleyicinin metal seçeneğe göre hava doldurulan seçeneği daha çok sevip sevmediğini sorar. prefer A to B kalıbı iki seçeneği karşılaştırır ve tercih edilen seçeneği A konumuna yerleştirir. Prefer ile iki isim veya -ing biçimi karşılaştırılırken standart bağlayıcı than değil, to olur. Buradaki to bir tercih karşılaştırmasını gösterir; hareket veya yön bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi prefer sonrasında kullanılan standart bağlayıcıyla tamamlayın: "Nora prefers apples ____ oranges."
Cevabı göster
to
Because you can wash your body with soap containing a fetus doll.
3:58Çünkü içinde fetüs oyuncağı bulunan bir sabunla vücudunuzu yıkayabilirsiniz.
or brighten things up with a brain in a jar candle. Öbek fiiller
4:06ya da kavanozdaki beyin biçimli mumla ortalığı aydınlatın.
brighten things up: ortamı aydınlatmak veya canlandırmak
Bu cümlede brighten things up, çevreyi daha aydınlık hâle getirmek anlamındadır. Mum ışık verdiği için burada öncelikle gerçek anlam kullanılır; ancak sıra dışı nesne görsel bir şaka da oluşturur. Brighten ... up, fiil ile parçacığın ayrılabildiği bir yapıdır. Things nesne, up ise parçacıktır. Daha genel olarak aynı ifade bir yeri, durumu veya ruh hâlini daha neşeli ya da canlı yapmak anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi brighten things up ile tamamlayın: "The gray office felt dull, so we added colorful posters to ____."
Cevabı göster
brighten things up
You may wish to use a miniature MacBook pocket mirror, Ton ve niyet
4:09Minyatür MacBook biçiminde bir cep aynası kullanmak isteyebilirsiniz,
May wish to use: nazik ve resmî bir öneri
Bu cümlede may wish to use nazik bir öneri sunar: dinleyici minyatür aynayı kullanmayı seçebilir, ancak bunu yapması emredilmez. May öneriyi daha az doğrudan hâle getirirken wish to ifadeye bilinçli olarak resmî bir ton verir. You may wish to + fiilin yalın biçimi kalıbı hizmet dilinde, açıklamalarda ve incelikli tavsiyelerde kullanışlıdır. Burada alışılmadık ölçüde törensel ifade, saçma ürünü komik biçimde önemli gösterir; gerçek bir isteği sormaz ve may geçmiş zamanı belirtmez.
Alıştırma
Dersi temel alarak cümleyi seçenek sunan resmî öneri ifadesiyle tamamlayın: For a quieter journey, you ____ the noise-cancelling headphones provided.
Cevabı göster
may wish to use
or a wiper blade to easily defog after a shower.
4:18ya da duştan sonra buğuyu kolayca silmek için silecekli bir model.
Özel ad olarak The London Underground
The London Underground, Londra’nın kent içi raylı ulaşım sisteminin özel adıdır ve yaygın olarak the Tube diye de anılır. Burada Underground yalnızca yerin altındaki bir alanı değil, ulaşım ağını ifade eder. Bu ayna tasarımları listesinde ad, Londra Metrosu’nun görsel öğelerine, özellikle tanınmış yuvarlak amblemine gönderme yapar; yer altında bulunan bir aynayı anlatmaz. Bu kültürel çağrışım, ifadenin tasarım adı olarak kullanılabilmesini açıklar.
Alıştırma
Bu ürün tasarımları listesinde “The London Underground” neyi belirtir?
- Londra’nın altındaki bir odaya yerleştirilmiş ayna
- Londra metro sistemine veya onun tanınabilir simgesine dayanan bir tasarım
- Yalnızca yayalar için yapılmış bir tünel
Cevabı göster
Londra metro sistemine veya onun tanınabilir simgesine dayanan bir tasarım
and this one lets you compare your height to celebrities.
4:23bu model de boyunuzu ünlülerinkiyle karşılaştırmanızı sağlıyor.
whose melting clocks could be yours with this shelf-clinging model.
4:30Onun eriyen saatleri de rafın kenarına tutunan bu modelle sizin olabilir.
Salvador Dalí ve eriyen saatler
Salvador Dalí, İspanyol bir Sürrealist sanatçıydı. En tanınmış tablolarından biri olan Belleğin Azmi, eriyip sarkıyormuş gibi görünen yumuşak saatler gösterir. melting clocks ifadesi bu ünlü imgeye gönderme yapar. whose melting clocks sözünde whose, Salvador Dalí'yi gösterir. Saatleri onun sanatıyla ilişkilendirir; Dalí'nin bu rafa tutunan modele gerçekten sahip olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümle Salvador Dalí ile melting clocks ifadesini neden ilişkilendiriyor?
- Dalí, rafa tutunan modelin gerçekten sahibidir.
- Dalí, daha sonra söz edilen ahşap kol saatini tasarlamıştır.
- Dalí'nin sanatı, eriyormuş gibi görünen yumuşak saatlerle ünlüdür.
Cevabı göster
Dalí'nin sanatı, eriyormuş gibi görünen yumuşak saatlerle ünlüdür.
It might be easier to just keep time on your wrist Ton ve niyet
4:35Belki de zamanı doğrudan bileğinizden takip etmek daha kolaydır;
might be easier to just + fiil
it might be easier to just + fiilin yalın hâli kalıbı, daha basit bir seçeneği nazikçe önerir. Burada konuşan kişi, ilk fikrin kötü olduğunu açıkça söylemeden sıra dışı raf saatinden kol saati takmaya geçer. Might öneriyi yumuşatır, easier seçenekleri karşılaştırır ve just yeni eylemi basit gösterir. Bu ifade, karşıdaki kişiye seçim alanı bırakarak sorun çözerken kullanışlıdır.
Alıştırma
Bir internet sitesi formu çalışmadığında daha basit bir seçeneği en nazik biçimde öneren cümle hangisidir?
- Just email the form.
- It might be easier to just email the form.
- Emailing the form is easier.
Cevabı göster
It might be easier to just email the form.
For every X, Y: birim başına ilişki
Bu cümlede For every watch they sell bire bir bir kural kurar: satılan her bir saate karşılık bir ağaç dikilir. Buradaki for, bir saatin “yararına” değil, “her birim başına” anlamındadır. Başka durumlara uygulanabilen For every X, Y kalıbı, sayılabilen bir birimi veya grubu ona karşılık gelen bir sonuçla bağlar. Oranı açıkça belirtir: şirket on saat satarsa bu beyan onu on ağaç dikmekle yükümlü kılar.
Alıştırma
Dersteki birim başına ilişki kalıbıyla taahhüdü tamamlayın: ____ book the shop sells, it donates one meal.
Cevabı göster
For every
check out the wallpapers Split Reason is offering.
4:44Split Reason'ın sunduğu duvar kâğıtlarına göz atın.
I particularly enjoy what the Count must see in the mirror Kültür
4:47Ben özellikle Kont'un aynada gördüğü şeyden
what the Count must see in the mirror: vampirin yansımasıyla ilgili espri
The Count, Sesame Street’teki Count von Count adlı, saymaya meraklı ve vampire benzeyen karakteri ifade eder. İngilizcede unvan olan Count ile count fiili aynı biçimdedir; bu da karakterin kelime oyununun bir parçasıdır. Geleneksel vampir hikâyelerinde vampirlerin yansımasının olmadığı sıkça söylenir. Konuşmacı, bu karakterin aynada ne göreceğini hayal etmeyi eğlenceli bulur. must see içindeki must, yükümlülük değil, yaklaşık olarak “kesinlikle görüyordur” anlamında güçlü bir çıkarım belirtir.
Alıştırma
Bu bağlamda what the Count must see in the mirror neden komiktir?
- Kont’a gördüğü her aynayı sayması emredilmiştir.
- Kont vampire benzeyen bir karakterdir ve geleneksel olarak vampirlerin yansıması olmadığı söylenir.
- Ayna, yansıma yerine sayıları gösterir.
Cevabı göster
Kont vampire benzeyen bir karakterdir ve geleneksel olarak vampirlerin yansıması olmadığı söylenir.
and the simple fact that particle physics gives me a hadron. Deyimler
4:51ve parçacık fiziğinin bana bir hadron vermesi gerçeğinden hoşlanıyorum.
hard-on sesine dayanan hadron kelime oyunu
Burada hadron, parçacık fiziğinde incelenen bir atom altı parçacık türü olan gerçek bilimsel anlamını korur. Ancak gives me a hadron ifadesi ikinci ve komik bir yoruma da kapı açar; çünkü bu cümlede hadron, hard-on ifadesine yaklaşık olarak benzer duyulabilir. Hard-on, ereksiyon anlamına gelen gayriresmî bir yetişkin argosudur. Şaka, hadron sözcüğünün cinsel bir tanımı olmasına değil, yaklaşık ses benzerliğine ve imalı cümle yapısına dayanır.
Alıştırma
particle physics gives me a hadron ifadesindeki ikinci anlamı ne oluşturur?
- Bu cümlede bilimsel hadron sözcüğü, yetişkin argosu olan hard-on ifadesine yaklaşık olarak benzer duyulur.
- hadron sözcüğü İngilizcede her zaman cinsel bir anlam taşır.
- Hard-on, hadron sözcüğünün standart bilimsel yazımıdır.
- Cümle, parçacık fiziğinin konuşana kelimenin tam anlamıyla bir parçacık verdiğini söyler.
Cevabı göster
Bu cümlede bilimsel hadron sözcüğü, yetişkin argosu olan hard-on ifadesine yaklaşık olarak benzer duyulur.
Combine honeybees and Boo to get boo-bees. Deyimler
4:55Honeybees ile Boo'yu birleştirince boo-bees elde edersiniz.
Boo + bees birleşiminden oluşturulan boo-bees
Boo, boo bölümünü; honeybees ise bees bölümünü sağlar. Tireli boo-bees yazımı bu iki parçanın görsel olarak kolayca tanınmasını sağlar. Bu, arılar için standart bir ad değil, şakaya özel olarak oluşturulmuş bir sözcüktür. Söylendiğinde boo-bees, göğüsler için kullanılan gayriresmî boobies sözcüğüne çok benzer. Bu nedenle mizah iki düzeyde çalışır: yazılı biçim karakter ile böceğin birleşimini gösterirken ses başka bir sözcüğü çağrıştırır.
Alıştırma
Şakayı Boo + bees ile oluşturulan yazımla tamamlayın: Combine honeybees and Boo to get ____.
Cevabı göster
boo-bees