Sevmesi Zor Biri misiniz?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video Tanıtımı: Bu deneme, yakınlığın yalnızlığın, arkadaşların ve eski partnerlerin gizleyebildiği alışkanlıkları ve kusurları ortaya çıkardığını savunur. Olgun sevgi, kişinin masum olduğunu varsaymasından değil, dürüst öz bilgisinden başlar. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. "get bogged down in" — Deyimsel Fiiller: Birinin yorucu ayrıntılara nasıl saplandığını anlayarak arkadaşların uzun kişilik eleştirilerinden neden kaçındığını açıklayın. 2. "holding up a mirror." — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Partnerin geri bildirimini kişisel saldırı değil, var olan davranışın yansıması olarak yorumlayın. 3. "the point of ... isn't to ... just to ..." — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Öz incelemenin utanç yaratmak için değil, davranış kalıplarımızın başkasını nasıl etkilediğini görmek için yapıldığını açıklayın.
Bu derste
The idea that one is in many ways an extremely difficult person to be in a relationship with Ton ve niyet
0:01Birinin birçok açıdan ilişki yürütülmesi son derece zor bir insan olduğu fikri
in many ways ile bir değerlendirmenin kapsamını sınırlamak
In many ways, “birçok açıdan” veya “çeşitli yönlerden bakıldığında” anlamına gelir. Burada birinin son derece zor biri olduğu değerlendirmesinin kapsamını sınırlar: eleştiri, ilişkinin çeşitli yönleri için geçerlidir; kişinin her yönünü bütünüyle kapsamak zorunda değildir. Bu ifadeyi, geniş kapsamlı bir değerlendirmeyi mutlak hâle getirmeden daha doğru biçimde anlatmak için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Örnekteki in many ways ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Bu kişi yalnızca ilişkiye giden birkaç yol olduğu için zordur.
- Bu kişi bir ilişkinin çeşitli yönlerinde zordur, ancak ifade kişinin her yönünü kötülememektedir.
- Bu kişi istisnasız mümkün olan her açıdan zordur.
Cevabı göster
Bu kişi bir ilişkinin çeşitli yönlerinde zordur, ancak ifade kişinin her yönünü kötülememektedir.
may sound rather improbable and even at points offensive. Ton ve niyet
0:06kulağa pek olası gelmeyebilir, hatta zaman zaman kırıcı bile olabilir.
may sound ... at points offensive ile ilk tepkiyi çerçevelemek
May sound, ardından gelen tanımlamayı konuşanın son hükmü olarak değil, dinleyicinin edinebileceği olası ilk izlenim olarak sunar. Buradaki sound bir bağ fiilidir ve “duyulduğunda veya düşünüldüğünde öyle görünmek” anlamına gelir. Rather, improbable sözcüğünü yalın ve sert bir etiket olarak bırakmak yerine ölçülü bir dereceyle sunar. Even, offensive tepkisinin daha şaşırtıcı olduğunu belirtirken at points bu tepkiyi düşüncenin tamamına değil, belirli anlara veya bölümlere sınırlar. Bu seçimler birlikte, konuşan kişi savını sürdürmeden önce olası bir direnci kabul eder.
Alıştırma
May sound rather improbable and even at points offensive ifadesinin etkisini en iyi hangi seçenek anlatır?
- Düşünce baştan sona kesinlikle hoş olmayan fiziksel bir ses çıkarır.
- Konuşan kişi düşüncenin yanlış ve tamamen kırıcı olduğunu kanıtlamıştır.
- Düşünce ilk başta akla aykırı, bazı bölümlerde de kırıcı görünebilir.
Cevabı göster
Düşünce ilk başta akla aykırı, bazı bölümlerde de kırıcı görünebilir.
Yet fully understanding and readily and graciously admitting to this possibility Kalıp ifadeler
0:11Yine de bu olasılığı tam olarak anlamak, içtenlikle ve zarafetle kabul etmek
might be the surest way of making sure one is an endurable proposition Anlatım akışı
0:16kişinin katlanılabilir bir partner olmasını sağlamanın en kesin yolu olabilir
admit to + isim veya -ing biçimi
admit to + isim veya -ing biçimi yapısında admit, rahatsız edici olabilecek bir gerçeği, sorumluluğu ya da olasılığı kabul etmek anlamına gelir. Buradaki this possibility, kişinin uzun süre yakın ilişki kurması zor biri olabileceği olasılığını ifade eder. To, mastarın bir parçası değil, bir edattır. admit to the mistake örneğindeki gibi bir isim öbeğini veya admit to making a mistake örneğindeki gibi bir -ing biçimini başlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: After checking the logs, Maya had to ____ deleting the file by mistake.
Cevabı göster
admit to
the surest way of making sure: amaçlı tekrar
Bu ifade sure sözcüğünü iki farklı dil bilgisi görevinde tekrarlar. Surest, the surest way içinde en üstünlük derecesindeki sıfattır ve bir yöntemi tüm seçeneklerden daha güvenilir olarak sunar. Making sure ise bir sonucun gerçekleşmesini sağlamak anlamına gelen bir fiil öbeğidir. Bu yankı, iddiayı önce yöntem, sonra amaçlanan sonuç gelecek biçimde düzenler. Rahatsız edici bir olasılığı açıkça kabul etmenin, uzun vadeli bir ilişkide katlanılabilir biri olarak kalmanın en güvenilir yolu olabileceğini vurgular. Tekrar amaçlıdır; ilk sure kaldırılırsa yöntemler arasındaki karşılaştırma, make sure kaldırılırsa sonucu sağlama düşüncesi kaybolur.
Alıştırma
the surest way of making sure ifadesindeki tekrar ne işe yarar?
- İkinci kullanımda sure sözcüğünü isme dönüştürür.
- Yazarın yöntemin işe yarayıp yaramayacağından emin olmadığını gösterir.
- Aynı dil bilgisel iddiayı tam olarak tekrarlar ve hiçbir anlam katmaz.
- Bir yöntemi en güvenilir seçenek olarak sunar ve ardından bu yöntemin sağlaması amaçlanan sonucu belirtir.
Cevabı göster
Bir yöntemi en güvenilir seçenek olarak sunar ve ardından bu yöntemin sağlaması amaçlanan sonucu belirtir.
over the long term: uzun vadede
Over the long term, kısa bir ana değil, uzun bir dönemdeki genel gidişata veya nihai etkiye odaklanmak anlamına gelir. Bu cümlede, bir kişinin zaman geçtikçe partneri için katlanılabilir biri olarak kalıp kalmadığı değerlendiriliyor. Bu ifade zaman bildiren bir zarf öbeğidir. Bir ilişkinin, alışkanlığın, yatırımın veya stratejinin zaman içinde nasıl geliştiğini ve nasıl sonuç verdiğini değerlendirirken kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi ‘uzun bir dönem boyunca’ anlamına gelen dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Regular maintenance can save the company money ____.
Cevabı göster
over the long term
There are few people more deeply insufferable Dilbilgisi
0:23Derinden tahammül edilemez çok az insan vardır
than those who don't at regular intervals suspect they might be so. Kalıp ifadeler
0:26öyle olabileceklerinden düzenli aralıklarla şüphe etmeyenlerden daha fazla.
few people more ... than those who: ... olanlardan daha ... kişi pek azdır
Few burada ‘bazı’ değil, ‘neredeyse hiç’ anlamına gelir. few + çoğul isim + karşılaştırma sıfatı + than ... kalıbı, söz konusu özellik bakımından than sonrasındaki grubu aşan çok az kişi olduğunu belirtir. Bu yapı, üstünlük derecesine yakın bir etki oluşturur: than sonrasında anlatılan kişiler uç noktaya yakın bir yere yerleştirilir, ancak nadir istisnalara yine de izin verilir. Those who, ‘... olan kişiler’ anlamına gelir ve değerlendirilen grubu belirleyen yan cümleyi başlatır.
Alıştırma
Örnekteki karşılaştırmayı en iyi hangi cümle yeniden ifade eder?
- Kendisinin de çekilmez olabileceğinden hiç şüphelenmeyen kişilerden daha çekilmez olan neredeyse hiç kimse yoktur.
- Hoş birkaç kişi birbiriyle karşılaştırılmaktadır.
- Kendini düzenli olarak sorgulayan kişilerden daha az çekilmez olan birçok insan vardır.
Cevabı göster
Kendisinin de çekilmez olabileceğinden hiç şüphelenmeyen kişilerden daha çekilmez olan neredeyse hiç kimse yoktur.
at regular intervals: zaman içinde tekrarlanan eylem
At regular intervals, bir şeyin her gerçekleşmesi arasında bir süre olacak şekilde tekrar tekrar meydana gelmesi demektir. Burada suspect fiilini niteler: kişi zaman zaman kendisinin de çekilmez biri olup olmadığını düşünmelidir. Regular, sürekli kendinden şüphe etmeyi değil, tekrarlanan bir düzeni anlatır. Aralıklar kesin bir programa bağlı olabilir veya fark edilebilir bir düzen oluşturacak kadar benzer olabilir.
Alıştırma
Cümleyi “benzer zaman aralıklarıyla tekrar tekrar” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The safety system runs a full check ____.
Cevabı göster
at regular intervals
We are all of us invariably hugely tricky propositions.
0:31Hepimiz, istisnasız bir şekilde, son derece zorlayıcı insanlarız.
We don't need to know anyone in particular Anlatım akışı
0:36Özellikle kimseyi tanımamıza gerek yok
don't need to know anyone in particular ... everyone: belirli bir örnek gerektirmeden genel bir iddiaya
don't need to X to Y kalıbı, Y'ye ulaşmak için X'in gerekli olmadığını söyler. Anyone in particular belirli bir kişiye işaret ederken everyone sonucu genelleştirir. Bu karşıtlık, argümanı gerekli bir bireysel örneğin bulunmamasından insanlar hakkında genel bir iddiaya taşır. Cümle, herkesin özel ayrıntılarının bilindiğini ileri sürmez; this, daha önce konuşulmakta olan geniş kapsamlı gözleme gönderme yapar.
Alıştırma
Bu argümana en uygun yorum hangisidir? You don't need to interview anyone in particular to know that the whole team is exhausted.
- Her ekip üyesinin kişisel hikâyesi zaten ayrıntılı olarak bilinmektedir.
- Ekip hakkındaki genel gözlemi yapmak için belirli bir kişiyle görüşmek gerekmez.
- Ekip hakkında herhangi bir yargıda bulunmadan önce belirli bir kişiyle görüşülmelidir.
Cevabı göster
Ekip hakkındaki genel gözlemi yapmak için belirli bir kişiyle görüşmek gerekmez.
in some way or another: kesin biçimi açık bırakmak
In some way or another, “belirtilmemiş şu ya da bu biçimde” anlamına gelir. Kesin biçim kişiden kişiye değişebilir, ancak konuşan kişi genel düşüncenin yine de herkes için geçerli olduğunu söyler. Burada ifade, herkes hakkındaki geniş genellemeyi yumuşatır: Herkes aynı biçimde yetersiz yetiştirilmemiş olabilir, fakat her kişi bir tür eksiklik yaşamış olabilir.
Alıştırma
Cümledeki “in some way or another” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Herkes tamamen aynı şekilde yetersiz yetiştirildi.
- Yetersiz yetiştirilmenin biçimi değişebilir, ancak genel deneyim herkes için geçerlidir.
- Yalnızca iki olası yetiştirme biçimi vardı.
Cevabı göster
Yetersiz yetiştirilmenin biçimi değişebilir, ancak genel deneyim herkes için geçerlidir.
been inadequately parented: parent fiilinin edilgen kullanımı
Burada parent, “bir çocuğu ebeveyn olarak büyütmek ve onunla ilgilenmek” anlamına gelen bir fiildir. Have been parented, present perfect edilgen yapıdır; insanların yaptığı bir şeyi değil, aldıkları ebeveynlik bakımını anlatır. Inadequately, parented fiilini niteler ve bakımın ya da yönlendirmenin bazı yönlerden yetersiz olduğunu belirtir. Ebeveynlerin sayısını değil, ebeveynliğin niteliğini anlatır.
Alıştırma
“Been inadequately parented” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- İhtiyaç duyduklarından daha az sayıda ebeveynleri vardı.
- Bazı yönlerden yetersiz bir ebeveynlik gördüler.
- Kendi çocuklarını iyi yetiştirmediler.
Cevabı göster
Bazı yönlerden yetersiz bir ebeveynlik gördüler.
We have a panoply of unfortunate psychological traits. Kelime
0:45Bir dizi talihsiz psikolojik özelliğe sahibiz.
Geniş ve çeşitli bir bütün için “a panoply of”
“A panoply of”, bir şeyin geniş ve çeşitli bir bütününü ifade eder. Yapı a panoply of + çoğul isim şeklindedir ve yalnızca sayının fazlalığını değil, çeşitliliği ve her şeyin bir arada sergilendiği hissini vurgular. Bu cümlede gösterişli ve resmî ifade, istenmeyen psikolojik özellikleri eksiksiz bir sergi gibi sunarak hafif bir abartı ve mizah yaratır. Kullanım mecazidir; somut bir donanımdan söz edilmez.
Alıştırma
Cümleyi, geniş ve çeşitli bir bütünü anlatan bu dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: The festival offers ____ performances from around the world.
Cevabı göster
a panoply of
Kalıcı güçlükler için “beset by”
“Be beset by”, güçlükler nedeniyle tekrar tekrar ya da yoğun biçimde sıkıntı çekmek anlamına gelir. Genellikle özne + be + beset by + sorun veya sıkıntı kaynağı biçimindeki edilgen yapıyı izler. Bu cümlede kötü alışkanlıklar, üzerimize sürekli gelen güçler gibi sunulur. Bu ifade yalnızca kötü alışkanlıklarımız olduğunu söylemekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi, ‘tekrar tekrar sıkıntı çekmek’ anlamındaki bu dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: The old system is ____ technical problems.
Cevabı göster
beset by
başka birinin hayatına inanılmaz miktarda sorun getirmek
Burada bring trouble into someone's life, sorunları başka birinin dünyasına taşınan bir şey gibi anlatır. Birisiyle yakın bir ilişki kurmanın o kişiye birçok yeni sorun veya yük getirebileceği anlamına gelir. an awesome amount ifadesinde awesome, “mükemmel” değil, “şaşırtıcı derecede büyük” veya “olağanüstü” anlamındadır. Olumsuz trouble sözcüğü yorumu belirler; abartı da konuşanın kendini eleştirmesine mizahi bir hava katar.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The tiny mistake caused an awesome amount of trouble. an awesome amount of trouble ne anlama gelir?
- çok keyifli bir sorun türü
- etkileyici görünen küçük bir sorun
- şaşırtıcı derecede büyük miktarda sorun
Cevabı göster
şaşırtıcı derecede büyük miktarda sorun
by agreeing to be their partner: onun partneri olmayı kabul ederek
By + -ing biçimi, bir sonucun gerçekleşmesini sağlayan eylemi veya yöntemi gösterir. Burada o kişinin partneri olmayı kabul etmek, onun hayatına sorun getiren eylem olarak sunulur. Bu yapı, kabulün kötü niyetli olduğunu göstermez. Seçimi sonucuna bağlar: yakın bir ilişkiye girmek, her iki kişinin zorluklarını da diğerinin hayatına taşır.
Alıştırma
Cümleyi by + double-check fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Nina caught the typo ____ the address.
Cevabı göster
by double-checking
through a mixture of sentimentality and neglect.
1:05duygusallık ve ihmalkarlığın bir karışımı yoluyla.
be shielded from: maruz kalmaktan korunmak
To be shielded from something, bir şeyi yaşamamak, görmemek, duymamak veya onunla tamamen yüzleşmemek için korunmak demektir. Buradaki koruma mecazidir: insanlar hoş olmayan bilgilerle yüzleşmekten korunur; gerçek bir kalkanın arkasına konmazlar. Edilgen yapı be + shielded + from + isim öbeği şeklindedir. Odak, korunan kişidedir. Koruyan kişi veya neden by ile eklenebilir, ancak çoğu zaman belirtilmez.
Alıştırma
Cümleyi shield fiilinin edilgen biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: The younger campers were ____ the frightening details.
Cevabı göster
shielded from
prior to: before anlamındaki resmî edat
Prior to, before anlamına gelir ve başka bir şeyin kendisinden önce gerçekleştiği daha sonraki zamanı veya olayı belirtir. Bu cümlede önemli bir ilişkiden önceki dönemi işaret eder. Buradaki to, mastarın bir parçası değil, bir edattır. Ardından prior to the meeting örneğindeki gibi bir isim öbeği veya prior to entering örneğindeki gibi -ing biçimi gelir.
Alıştırma
Resmî duyuruyu dersteki before anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: All safety checks must be completed ____ departure.
Cevabı göster
prior to
Our parents loved us too much to tell us. Dilbilgisi
1:08Ebeveynlerimiz bizi bize söyleyemeyecek kadar çok sevdi.
loved us too much to tell us: too ... to yapısı
too + sıfat/zarf + to + fiil yapısında too aşırı bir dereceyi belirtir; mastar ise bu aşırılık yüzünden gerçekleşmeyen eylemi gösterir. Burada much, loved fiilini niteler: Ebeveynlerin yoğun sevgisi, çocuklarının kusurları konusunda dürüst davranmak istememelerine yol açmıştır. Tell us ifadesinde neyin söylendiği belirtilmez, ancak bağlam bunu tamamlar; cümle, sevgilerinin onları gerçeği söylemeye yönelttiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu bağlamda “Our parents loved us too much to tell us” ne anlama gelir?
- Sevgileri, bize rahatsız edici bir gerçeği söylemekten kaçınmalarına neden oldu.
- Bizi çok seviyorlardı, bu yüzden gerçeği mutlaka söylediler.
- Bizimle konuşacak kadar bizi sevmiyorlardı.
Cevabı göster
Sevgileri, bize rahatsız edici bir gerçeği söylemekten kaçınmalarına neden oldu.
Our friends don't want to get bogged down Öbek fiiller
1:10Arkadaşlarımız bataklığa saplanmak istemiyor
get bogged down in: ayrıntılara saplanıp kalmak
Get bogged down in, zor, ayrıntılı veya zaman alan bir işe gereğinden fazla karışıp ilerlemenin yavaşlaması ya da durması demektir. Islak zemine saplanma görüntüsünden gelir, ancak genellikle mecaz anlamda kullanılır. Bu cümlede arkadaşlar, rahat bir buluşmanın konuşan kişilerin karakterlerini uzun ve ayrıntılı biçimde inceleyen bir ortama dönüşmesini istemiyor. in sonrasında gecikmeye yol açan şeyi belirtmek için bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi get bogged down in ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın: The meeting ____ minor wording changes and never reached the main issue.
Cevabı göster
got bogged down in
A pleasant occasional meal is all they want from us.
1:15Bizden tek istedikleri ara sıra yenen keyifli bir yemek.
And our exes were too keen to escape from us Dilbilgisi
1:18Ve eski sevgililerimiz bizden kaçmak için o kadar istekliydiler ki
too keen to escape from us to offer up yapısı
Burada too keen to escape from us to offer up ... ifadesi, “bizden kaçmaya o kadar hevesliydiler ki ... sunmadılar” anlamına gelir. Keen, onların çok istediği şeyi belirten ilk mastar yapısı to escape from us ile tamamlanır. İkinci mastar yapısı to offer up, too ... to kalıbını tamamlar ve gerçekleşmeyen eylemi belirtir. Kaçmanın amacını göstermez. Offer up burada “sunmak” veya “vermek” anlamındadır.
Alıştırma
Bu cümle ne anlama gelir? “Nora was too keen to catch the early train to stay for breakfast.”
- Nora tren konusunda karar vermeden önce kahvaltı için kalmak istedi.
- Nora'nın trene yetişme isteği, kahvaltı için kalmamasına neden oldu.
- Nora kahvaltı edebilmek için trene bindi.
Cevabı göster
Nora'nın trene yetişme isteği, kahvaltı için kalmamasına neden oldu.
They simply told us they needed a little bit more space Ton ve niyet
1:25Bize sadece biraz daha fazla alana ihtiyaçları olduğunu söylediler
or needed to take a long trip to India.
1:28ya da Hindistan'a uzun bir yolculuğa çıkmaları gerektiğini.
Bir ilişkide needed a little bit more space
Bir ilişki konuşmasında needed a little bit more space genellikle daha fazla kişisel veya duygusal mesafe istemek anlamına gelir: daha az iletişim, daha fazla yalnız kalma süresi ya da ilişkiye ara verme. Genellikle bir odanın büyüklüğünden söz etmez. Bu ifade dolaylı ve yumuşatılmıştır: needed, mesafeyi kişisel bir ihtiyaç olarak sunar; a little bit ise isteğin daha az sert duyulmasını sağlar. Mesafenin geçici mi yoksa ilişkiyi bitirmeye yönelik dolaylı bir adım mı olduğunu bağlam belirler.
Alıştırma
Yargılayın: Bir tartışmadan sonra biri partnerine “I need a little bit more space.” diyor. Bu, kesinlikle daha büyük bir oda istediği anlamına gelir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
on our own: başka insanlar olmadan yalnız olmak
Bu cümlede on our own, yalnız olmak veya başka biriyle birlikte yaşamamak anlamına gelir. Bağlam, alışkanlıklarımıza tepki verecek başka kimsenin yanımızda olmadığını vurgular. Aynı ifade yardım almadan anlamına da gelebilir; bu nedenle doğru anlamı bağlam belirler. Burada söz konusu olan yetenek değil, yanımızda birinin bulunup bulunmamasıdır.
Alıştırma
“After his roommate left, Leo was on his own in the apartment,” cümlesinde on his own ne anlama gelir?
- Daire ona aitti.
- Zor bir işi yardım almadan tamamladı.
- Orada birlikte yaşadığı başka biri olmadan kalıyordu.
Cevabı göster
Orada birlikte yaşadığı başka biri olmadan kalıyordu.
we just don't notice how annoying we might well be Dilbilgisi
1:32ne kadar sinir bozucu olabileceğimizi fark etmiyoruz
might well be: sağlam gerekçeli bir olasılık
Might well be, bir olasılığı makul veya oldukça muhtemel olarak sunar. Konuşan kişi yine de kesinlikten kaçınır, ancak tahmine yalnızca might be kullanımından daha fazla ağırlık verir. Buradaki well, might ile ifade edilen kiplik değerlendirmesini güçlendirir; “iyi bir şekilde” anlamına gelmez. İfade, başka insanlara sinir bozucu görünebileceğimizi düşünmek için sağlam gerekçeler olduğunu gösterir.
Alıştırma
Temkinli ancak sağlam gerekçeli bir olasılık ifade etmek için cümleyi tam olarak üç kelimelik might + well + be yapısıyla tamamlayın: With all those delays, the package ____ late.
Cevabı göster
might well be
In the eyes of others: başkalarının değerlendirmesine göre
“In the eyes of others”, “başka insanların görüş veya değerlendirmesine göre” anlamına gelen bir bakış açısı çerçevesidir. Others, we sözcüğüyle anlatılan grubun dışındaki kişileri belirtir; ifade, birinin gözlerinin içindeki gerçek bir konumdan söz etmez. Bu ifade, dikkati kendimizi nasıl gördüğümüzden başkaları üzerinde bıraktığımız izlenime kaydırır. Buradaki düşünce, davranışlarımızın dışarıdan ne kadar sinir bozucu göründüğünü fark etmeyebileceğimizdir.
Alıştırma
“In the eyes of others, Malik appeared calm,” İngilizce cümlesinde baştaki ifade ne anlama gelir?
- Malik diğer insanları izlerken
- Doğrudan diğer insanların gözlerine bakarak
- Diğer insanların Malik'i değerlendirme biçimine göre
Cevabı göster
Diğer insanların Malik'i değerlendirme biçimine göre
Perhaps we were in a sulk for the whole of Sunday, Kalıp ifadeler
1:36Belki bütün pazar günü surat astık,
Be in a sulk: gücenip somurtarak geri çekilmek
“Be in a sulk”, bir kişinin kızdığı, gücendiği veya hayal kırıklığına uğradığı için bir süre belirgin biçimde somurtkan ve içine kapanık olduğu durumu anlatır. Sulk çoğu zaman susmayı, kısa cevaplar vermeyi veya normal iletişimi reddetmeyi içerir; bu nedenle yalnızca üzgün olmak anlamına gelmez. Bu cümlede for the whole of Sunday, durumun ne kadar uzun sürdüğünü vurgular. İfade aynı zamanda olumsuz bir değerlendirme taşır: davranış, kendine acıyan ve başkalarının katlanmakta zorlanacağı bir davranış olarak sunulur.
Alıştırma
Hangi açıklama “Nina was in a sulk after the decision” cümlesine en iyi uyar?
- Yalnızca odaklanması gerektiği için sessizdi.
- Somurtup normal iletişimden çekilerek hoşnutsuzluğunu gösterdi.
- Üzgündü ama herkese karşı açık ve dostça davranmaya devam etti.
Cevabı göster
Somurtup normal iletişimden çekilerek hoşnutsuzluğunu gösterdi.
be driven crazy by: … yüzünden çileden çıkmak
Bu cümlede be driven crazy by, bir şey yüzünden aşırı derecede rahatsız olmak veya artık dayanamamak anlamına gelir. Edilgen be driven biçimi etkilenen kişiyi öne çıkarır, by ise nedeni belirtir. Bu genellikle bilinçli bir abartıdır; birinin gerçekten ruhsal bir hastalığa yakalandığı anlamına gelmez. Burada, konuşanların kendilerine acıması ve bastırılmış öfkelerinin yol açtığı yoğun rahatsızlığı yaşayacak kimsenin orada olmadığı anlatılır.
Alıştırma
Cümleyi drive someone crazy ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: After three hours of constant tapping, I was ____ by the noise.
Cevabı göster
driven crazy
use our work as an escape from intimacy: işi yakınlıktan kaçış yolu olarak kullanmak
Use A as an escape from B, A'yı B'den kaçınmanın bir yolu hâline getirmek demektir. Burada A iştir; B ise intimacy, yani duygusal yakınlıktır. Escape burada mecazidir: Cümle, çalışmanın kişinin duygusal yakınlıktan kaçınmasına yardımcı olabileceğini anlatır; işin tehlikeden çıkmak için gerçek bir çıkış sunduğunu değil.
Alıştırma
Hangi cümle, Lena'nın stresle uğraşmaktan kaçınmak için egzersize yöneldiği anlamına gelir?
- Lena escapes exercise because of stress.
- Lena uses exercise as an escape from stress.
- Lena uses stress as an escape from exercise.
Cevabı göster
Lena uses exercise as an escape from stress.
But so long as we're not permanently with someone, Dilbilgisi
1:48Ama biriyle sürekli birlikte olmadığımız sürece,
we can pass off our eccentric hours without comment. Öbek fiiller
1:50tuhaf saatlerimizi yorumsuz bir şekilde geçiştirebiliriz.
so long as: koşul bildirme
Burada so long as, “şu koşulla” veya “yeter ki” anlamına gelir. Ana sonucun hangi koşul altında mümkün olduğunu gösterir: biriyle sürekli yaşamamak, alışılmadık saatlerin yorum yapılmadan geçip gitmesini sağlar. Bu ifade bir koşulu sonuca bağlar; bir sürenin uzunluğunu anlatmaz. Yararlı kalıp sonuç + so long as + koşul şeklindedir ve koşul cümleciği başa da gelebilir.
Alıştırma
Örnekte so long as hangi koşulu bildiriyor?
- Biriyle sürekli yaşamadığımız sürece yorumlardan kaçınabiliriz.
- Biriyle sürekli yaşamaya başladıktan sonra yorumlardan kaçınabiliriz.
- Uzun zamandır aynı saat düzenini koruduğumuz için yorumlardan kaçınabiliriz.
Cevabı göster
Biriyle sürekli yaşamadığımız sürece yorumlardan kaçınabiliriz.
pass off: dikkat veya yorum çekmeden geçiştirmek
Burada pass off, şüpheli ya da alışılmadık bir şeyi dikkat, soru veya yorum çekmeden kabul ettirmek anlamına gelir. Konuşan kişi, kimse onunla sürekli yaşamadığı sürece sıra dışı saat düzeninin sorgulanmadan geçebileceğini söylüyor. Bu yapıda kişi bir nesneyi ya da davranışı sorgulanmadan geçirir; ardından sık sık without comment veya without anyone noticing gibi bir ifade gelir. Ayrıntılı bir aldatmaca olmasa bile ifade, incelemeden kaçıldığı izlenimini verebilir.
Alıştırma
Burada pass off our eccentric hours without comment ne anlama geliyor?
- Saat düzeninin huzur içinde gerçekleşmesini sağlamak.
- Alışılmadık saat düzeninin soru veya yorum çekmesini önlemek.
- Saat düzeninin başka birine aitmiş gibi davranmak.
Cevabı göster
Alışılmadık saat düzeninin soru veya yorum çekmesini önlemek.
Eventually, a partner will call us out on these traits. Öbek fiiller
2:04Sonunda, bir partner bu özellikleri yüzümüze vuracaktır.
call someone out on: birini bir sorun hakkında doğrudan sorgulamak
Call someone out on something, birini davranışı, iddiası ya da başka bir sorun hakkında doğrudan ve bazen açıkça sorgulamak veya eleştirmek demektir. Sorunun görmezden gelinmesini zorlaştırır ve onu yalnızca fark etmekten ya da dile getirmekten daha güçlüdür. Kalıp call + kişi + out + on + sorun şeklindedir. Bu cümlede us sorgulanan kişileri, these traits ise partnerin işaret ettiği sorunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, Nina'nın kendi çalışmasının başarısını üstlendiği için Omar'ı doğrudan sorguladığı anlamına gelir?
- Nina called Omar out on taking credit for her work.
- Nina pointed Omar out after the meeting.
- Nina called Omar after hearing about his work.
Cevabı göster
Nina called Omar out on taking credit for her work.
which a nicer person wouldn't put us through. Öbek fiiller
2:10daha iyi bir insanın bize yaşatmayacağı türden.
put someone through something: birine zor bir deneyim yaşatmak
Put someone through something, birine zor, stresli veya tatsız bir olay ya da süreç yaşatmak demektir. Bir kişinin, olayın veya sürecin başka birini bu deneyime katlanmak zorunda bıraktığını anlatır. Yaygın kalıp put + kişi + through + deneyim şeklindedir. Burada which, önceki a horrible personal attack ifadesine gönderme yaparak deneyimin yerini tutar; bu yüzden through ilgi cümleciğinin sonunda doğal olarak kalır.
Alıştırma
Cümleyi, put ile kurulan ve 'bize yaşattı' anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The week-long delay ____ a lot of unnecessary stress.
Cevabı göster
put us through
it's no such thing: önceki bir sınıflandırmayı reddetmek
But, konuşanın daha önce kullanılan “a horrible personal attack” tanımlamasına karşılık verdiğini gösterir. Burada it's no such thing bu tanımlamayı reddeder: söz konusu tepki, o türden bir saldırı değildir. Tepkinin kendisinin var olmadığını söylemez. it's no such thing kalıbı, such thing önceki bir kategoriye veya tanıma açıkça gönderme yaptığında kullanılır. Birinin bir olayı, eylemi ya da fikri nasıl çerçevelediğini güçlü biçimde düzeltir.
Alıştırma
Örnekte “it's no such thing” ne anlama geliyor?
- Tepki, daha önce belirtilen tanıma uymuyor.
- Tepki hiç gerçekleşmedi veya var değil.
- Tepki, daha önce belirtilen saldırı türünün tam olarak kendisi.
Cevabı göster
Tepki, daha önce belirtilen tanıma uymuyor.
It's an inevitable response to our failings,
2:14Bu, eksikliklerimize verilen kaçınılmaz bir tepkidir,
which anyone would need eventually to bring up. Öbek fiiller
2:17er ya da geç herkesin gündeme getirmesi gereken.
bring up: tartışılacak bir konudan söz etmek
Burada bring up, insanların tartışabilmesi için bir sorundan veya konudan söz etmek anlamına gelir. Nesnesi “our failings” ifadesidir: ilişkideki biri eninde sonunda bu kusurları konuşmak zorunda kalacaktır. Bu ayrılabilen öbek fiil iki yapıyla kullanılabilir: bring up the issue veya bring the issue up. Nesne bir zamirse ortaya getirilir: bring it up denir, bring up it denmez.
Alıştırma
Cümleyi hedef öbek fiille tamamlayın: Before we decide, I need to ____ one concern.
Cevabı göster
bring up
Holding up a mirror ile davranışları yansıtmak
Burada holding up a mirror mecazdır: partner, kişinin kendi davranışlarını ve kusurlarını dürüstçe görmesini sağlar. Sorunlara neden olmak yerine zaten var olan sorunları ortaya çıkarır. Başka durumlarda da kullanılabilen hold up a mirror to someone or something yapısı, insanların gerçeği fark edebilmesi için birini ya da bir şeyi olduğu gibi yansıtmak anlamına gelir.
Alıştırma
“The documentary holds up a mirror to the city,” cümlesinde bu ifade ne anlama gelir?
- Şehirden gerçek bir ayna asmasını ister.
- Çekimler bitene kadar şehrin harekete geçmesini engeller.
- Şehre kendi davranışlarının ve sorunlarının dürüst bir görüntüsünü sunar.
Cevabı göster
Şehre kendi davranışlarının ve sorunlarının dürüst bir görüntüsünü sunar.
has an appalling amount wrong with their character.
2:27karakterinde korkunç miktarda yanlış giden şey vardır.
Seen close-up: yakından ve ayrıntılı gözlemlenmek
everyone seen close-up ifadesinde seen, everyone sözcüğünü niteleyen bir geçmiş zaman ortacıdır; ifade everyone when viewed close-up anlamına gelir. Burada close-up mecazdır. Yakın ve uzun süreli tanışıklık, küçük kusurların daha kolay fark edildiği çok kısa bir mesafeden birine bakmaya benzetilir. Cümle kamera kadrajını değil, birinin karakterini ayrıntılı biçimde tanımayı anlatır.
Alıştırma
“People seen close-up often seem less perfect,” cümlesinde seen close-up ne anlama gelir?
- Uzaktan çekilmiş bir kamera görüntüsünde gösterilmek
- Samimi ayrıntılarına kadar tanınmak veya gözlemlenmek
- Anlaşılmadan kısaca görülmek
Cevabı göster
Samimi ayrıntılarına kadar tanınmak veya gözlemlenmek
Sorun yalnızca bizde değil... bu insanlık durumu: kapsamı genişletmek
İlk kısa cümle dar bir çerçeveyi reddeder: sorun yalnızca “bize” özgü değildir. Bu, “bizim” hiçbir kusurumuz olmadığı anlamına gelmez. İkinci cümle bu çerçevenin yerine daha genişini koyar. Burada human condition, belirli bir hastalığı değil, genel olarak insanların paylaştığı sınırlılıkları ve zorlukları ifade eder. İki kısa cümle arasındaki keskin karşıtlık, savı tek bir gruptan bütün insanlığa taşır.
Alıştırma
İki kısa cümle arasındaki karşıtlık ne işe yarıyor?
- Sorunun yalnızca bu grupta olduğu fikrini reddeder ve sorunu evrensel olarak sunar.
- Bu grubun hiçbir kusuru olmadığını iddia eder.
- Grubu etkileyen belirli bir hastalığı tanımlar.
Cevabı göster
Sorunun yalnızca bu grupta olduğu fikrini reddeder ve sorunu evrensel olarak sunar.
Whatever we think or feel about ourselves, Dilbilgisi
2:39Kendimiz hakkında ne düşünürsek veya hissedersek hissedelim,
Whatever we think or feel about ourselves: koşulsuz ödünleme
Whatever, koşulsuz bir ödünleme yan cümlesi başlatır. Whatever we think or feel about ourselves, “kendimiz hakkında ne düşünür ya da ne hissedersek hissedelim” anlamına gelir. Kişinin kendisi hakkındaki görüşü ne olursa olsun ana cümlenin sonucu geçerliliğini korur. Konuşan kişi insanların ne düşündüğünü sormaz veya cevabın bilinmediğini söylemez; bu yan cümle, kişinin kendisi hakkındaki görüşünü sonucun bir koşulu olmaktan çıkarır.
Alıştırma
Hangi cümle, kişinin görüşü ne olursa olsun bir sonucun geçerli kaldığını söyler?
- Do you think the plan can meet the deadline?
- Whatever you think about the plan, the deadline stays the same.
- What you think about the plan may change the deadline.
Cevabı göster
Whatever you think about the plan, the deadline stays the same.
Sadly, it's not that our partner is being too critical
2:47Ne yazık ki, bu partnerimizin çok eleştirel olduğu
the bearer of an inevitable bit of bad news: kaçınılmaz kötü haberi getiren kişi
Bu cümlede the bearer of an inevitable bit of bad news, eninde sonunda gelecek olan tatsız bir gerçeği taşıyan veya duyuran kişidir. Bearer, soruna neden olan ya da haberi alan kişiyi değil, haberi ileten kişiyi belirtir. Ardından gelen that yan cümlesi kötü haberin içeriğini verir: that we are a nightmare. Bu yapı, mesajı ileten kişiyle mesajın kendisini birbirinden ayırır.
Alıştırma
Nina ekibine projenin iptal edildiğini söyler, ancak kararı kendisi vermemiştir. Nina'ya the bearer of bad news denmesi ne anlama gelir?
- Projenin iptal edilmesine neden olmuştur.
- Hoş olmayan bilgiyi iletir.
- Bilgiyi ilk duyan kişidir.
Cevabı göster
Hoş olmayan bilgiyi iletir.
Being asked to acknowledge one's flaws Kalıp ifadeler
2:58Kişinin kusurlarını kabul etmesinin istenmesi
isn't a request to admit something very strange.
3:00çok tuhaf bir şeyi itiraf etme talebi değildir.
acknowledge one's flaws: kişinin kendi kusurlarını kabul etmesi
To acknowledge one's flaws, kişinin zayıflıklarının veya kusurlarının gerçek olduğunu fark edip kabul etmesi, çoğu zaman bunu açıkça yapması demektir. Acknowledge yalnızca farkında olmaktan daha güçlüdür; gerçeği inkâr etmek veya ondan kaçmak yerine onunla yüzleşmeyi ifade eder. Bu ifade kusurları onaylamak veya kişinin olağanüstü derecede kötü olduğunu söylemek anlamına gelmez. One's genel bir iyelik biçimidir; belirli bir kişi için my, your, his, her, our veya their ile değiştirilir. Örneğin acknowledge my flaws denir.
Alıştırma
Kişisel zayıflıkları iyi olduklarını öne sürmeden kabul etmeye ilişkin sakin ve resmî bir konuşmaya en uygun cümle hangisidir?
- She acknowledged her flaws and listened to the feedback.
- She praised her flaws and listened to the feedback.
- She ignored her flaws and listened to the feedback.
Cevabı göster
She acknowledged her flaws and listened to the feedback.
What would be strange would be to think: pseudo-cleft yapısıyla odaklama
Burada What would be strange bir soru değildir. “Garip olacak şey” anlamına gelen ve tüm cümlenin öznesi görevini gören ad işlevli bir what yan cümlesidir. Ardından gelen ikinci would be ana cümlenin bağ fiilidir; to think that one was without major defects değerlendirilen eylemi belirtir. Bu pseudo-cleft yapısı odağı ikinci would be sonrasındaki düşünceye taşır ve çoğu zaman önceki bir yargıyı düzeltmek için kullanılır.
Alıştırma
Yeni cümleyi pseudo-cleft kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: “____ would be surprising ____ to assume that careful people never make mistakes.”
Cevabı göster
What · would be
going to be very hard for another person to live around. Dilbilgisi
3:12başka bir kişinin birlikte yaşamasının çok zor olacağı anlamına gelir.
does mean: olumlu cümlede vurgulu do
Olumlu bir cümlede, ifadenin gerçekten doğru olduğunu vurgulamak için yalın hâldeki fiilden önce does kullanılabilir. Burada does mean, yalnızca means demekten daha güçlüdür. Bu vurgu bir karşıtlığa yanıt verir: daha önce belirtilen olumlu bir gerçek bu sonucu geçersiz kılmaz. Kalıp do/does/did + fiilin yalın hâlidir; bu yüzden mean yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Sonucu güçlü biçimde doğrulayan vurgulu yardımcı fiille cümleyi tamamlayın: “The test isn't perfect, but it ____ mean we need more data.”
Cevabı göster
does
hard for another person to live around: başka birinin birlikte yaşamakta zorlandığı biri olmak
X is hard for Y to + verb kalıbı, X’i eylemi Y için zorlaştıran kişi ya da şey olarak gösterir. Burada X we, Y another person, eylem ise live around X’tir. around sözcüğünün nesnesi açıkça belirtilmemiştir ve we sözcüğüne geri döner: başka bir kişi bizim çevremizde yaşamak zorundadır. Burada live around someone, o kişiyle düzenli biçimde yakın alanları ve günlük yaşamı paylaşmak anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle, davranışımın veya varlığımın ev arkadaşlarım için günlük yaşam alanını paylaşmayı zorlaştırdığı anlamına gelir?
- I can be hard for my roommates to live around.
- It can be hard for me to live around my roommates.
- I find it hard to live near my roommates.
Cevabı göster
I can be hard for my roommates to live around.
in as candid a manner as we can manage: elimizden geldiğince açık sözlü bir biçimde
in as candid a manner as we can manage, yapmayı gerçekten başarabileceğimiz en açık sözlü biçimde anlamına gelir. Edat öbeği kendimize nasıl soru sormamız gerektiğini belirtirken can manage, gerçekten olabileceğimiz kadar açık sözlü olmak şeklinde pratik bir sınır koyar. Resmî kalıp as + sıfat + a/an + tekil sayılabilen isim + as biçimindedir: as candid a manner as. Alışılmadık nokta, a sözcüğünün candid’den önce değil sonra gelmesidir.
Alıştırma
Cümleyi candid ve resmî as + sıfat + a + isim + as kalıbıyla tamamlayın: Please describe what happened in ____ manner ____ you can manage.
Cevabı göster
as candid a · as
Maturity involves having quite a detailed answer Dilbilgisi
3:26Olgunluk, şu soruya oldukça ayrıntılı bir cevap vermeyi gerektirir:
involves having: involve + -ing yapısı
Involve + -ing, bir etkinliğin, niteliğin veya durumun o eylemi içerdiğini ya da gerektirdiğini belirtir. Buradaki involves having, olgunluğun ayrıntılı bir cevap verebilmeyi içerdiğini söyler; involve to have kullanılmaz. Bu yapı, soyut bir düşünceyi somut bir gerekliliğe dönüştürmek için kullanılabilir: X involves doing Y. answer to the question ifadesinde to, answer sözcüğünü yanıtlanan soruya bağlar; mastar yapısının parçası değildir.
Alıştırma
Cümleyi involve ve work sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: Organizing a community festival ____ with many volunteers.
Cevabı göster
involves working
is at the heart of self-righteousness and cruelty. Deyimler
3:35kendini haklı görmenin ve zulmün merkezinde yer alır.
A presumption of one's own innocence: ahlaki eleştiri olarak hukuk dili
Hukuki presumption of innocence ifadesi, suçluluğu kanıtlanmadıkça suçlanan bir kişiye masum muamelesi yapmak anlamına gelir. Bu cümlede one's own hedefi değiştirir: Bir mahkemenin başka bir kişiyi korumasından değil, kişinin kendisinin hatalı olamayacağı inancıyla işe başlamasından söz edilir. Bu kullanımda hukuk dili, öz eleştiri eksikliğini eleştiren bir metafora dönüşür. Yazar, kişinin kendisini otomatik olarak kusursuz görmesini kendini haklı görme ve acımasızlıkla ilişkilendirir; hukuki ilkenin kendisini reddetmez.
Alıştırma
"A presumption of one's own innocence is at the heart of self-righteousness and cruelty," cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama gelir?
- Kişi kendi hatalarını kabul etmeye isteklidir.
- Mahkemeler kanıt sunulmadan önce suçlanan kişileri cezalandırmalıdır.
- Kişi otomatik olarak kendisini hatasız sayıyor.
- Kişi diğer herkesin masum olduğundan emindir.
Cevabı göster
Kişi otomatik olarak kendisini hatasız sayıyor.
at the heart of: merkezî bir nedeni belirtme
At the heart of, bir şeyin “merkezinde veya en önemli kısmında” olmak anlamına gelir. Bu cümlede kişinin kendi masumiyetine inanmasını, kendini ahlaken üstün görmenin ve acımasızlığın temel kaynağı olarak gösterir; fiziksel bir konumdan söz etmez. Bir sorunu, sistemi veya niteliği temelden yönlendiren, şekillendiren ya da tanımlayan unsuru açıklamak için be at the heart of + isim öbeği yapısını kullanın.
Alıştırma
'Bir şeyin merkezî nedeni' anlamındaki dört sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: A lack of trust is ____ the conflict.
Cevabı göster
at the heart of
and remember only our tender and beautiful sides,
3:41ve sadece şefkatli ve güzel yanlarımızı hatırlayabileceği için,
minds may go blank: bir anda düşünememek veya hatırlayamamak
Someone's mind goes blank olduğunda kişi geçici olarak ne söyleyeceğini düşünemez veya ihtiyaç duyduğu bilgiyi hatırlayamaz. Burada minds may go blank, bu anılar hâlâ var olsa da insanların kendi kusurlarını bir anda hatırlayamayabileceğini anlatır. Our minds may go blank yapısında may olasılık bildirir ve go, may sözcüğünden sonra yalın fiil biçimindedir. Blank ortaya çıkan zihinsel durumu anlatır. İfade genellikle bilinçsizce yaşanan kısa bir duraksamayı belirtir; sessiz kalma kararını değil.
Alıştırma
Cümleyi mind go blank ifadesinin üç sözcüklü basit geçmiş biçimiyle tamamlayın: When I was asked to name every capital city, my ____.
Cevabı göster
mind went blank
Lean on a set of prompts: bir dizi yönlendirici ifadeden destek almak
Burada lean on, destek veya yardım için bir şeyden yararlanmak anlamına gelir. Konuşmacı, düşünmeye devam etmek zorlaştığında bir dizi yönlendirici ifadeden yararlanmayı öneriyor; fiziksel olarak yaslanmaktan söz etmiyor. Yapı lean on + kişi, araç, deneyim veya kaynak biçimindedir. Bu ögeyi, zor bir görevi sürdürmenize veya ele almanıza yardım eden bir destek olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve bir şeyi destek ya da yardım için kullanmak anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When I cannot remember all the steps, I ____ my checklist.
Cevabı göster
lean on
I have a tendency to + fiilin yalın hâli
Have a tendency to, bir şeyi yapmaya yatkın olmak veya belirli bir davranış biçimini tekrarlamak anlamına gelir. İstisnalara yer bıraktığı için, eylemin her zaman gerçekleştiğini söylemekten daha yumuşak ve daha kesindir. Yapı özne + have/has a tendency to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bu yönlendirici ifade bilerek tamamlanmamıştır; I have a tendency to ifadesinden sonra speak too quickly gibi bir eylem eklenir.
Alıştırma
Cümleyi, tekrarlanan ancak kesin olmayan bir davranış biçimini anlatan bu dersin yapısıyla tamamlayın: When I'm nervous, ____ speak too quickly.
Cevabı göster
I have a tendency to
Around money, I can be a bit difficult because Kelime
3:59Para konusunda biraz zor olabilirim çünkü
Konuyu belirleyen Around money ifadesi
Burada Around money, “paranın söz konusu olduğu durumlarda veya konuşmalarda” demektir. Fiziksel olarak paranın yakınında bulunmayı anlatmaz. Cümlenin başındaki bu edat öbeği, ardından gelen ifadenin konusunu veya kapsamını belirler. around’un bu kullanımı, bir meseleyle bağlantılı duyguları, alışkanlıkları ya da davranışları anlatırken yaygındır.
Alıştırma
“Around money, I can be difficult,” cümlesinde Around money ne anlama gelir?
- Yaklaşık olarak belirli bir miktar para
- Paranın söz konusu olduğu durumlarda veya konuşmalarda
- Fiziksel olarak bir miktar paranın yanında durmak
Cevabı göster
Paranın söz konusu olduğu durumlarda veya konuşmalarda
I suppose I might be a bit of a handful around sex because Deyimler
4:08Sanırım cinsellik konusunda biraz baş belası olabilirim çünkü
A bit of a handful: idare edilmesi biraz zor
Bu cümlede a handful, başa çıkmak için çok fazla enerji, sabır veya dikkat gerektiren bir kişiyi anlatan bir deyimdir. Kişinin vücut ölçüsüyle ya da tek elde tutulan bir şeyle ilgili değildir. A bit of bu itirafı yumuşatır. Konuşan kişi hafif ve belki mizahi bir biçimde “Benimle başa çıkmak zor olabilir” demektedir. Cümlenin tamamında around sex, bu davranışı seks konusuyla sınırlar.
Alıştırma
Cümleyi a handful deyiminin yumuşatılmış biçimiyle tamamlayın: Our puppy is sweet, but he can be ____ when guests arrive.
Cevabı göster
a bit of a handful
just to see how easily they could be confusing,
4:20bunların başka bir insan için ne kadar kolay bir şekilde kafa karıştırıcı,
disturbing, and annoying to another person.
4:23rahatsız edici ve sinir bozucu olabileceğini görmektir.
the point of ... isn't to ..., just to ...: amaç ... değil, yalnızca ...
the point of X isn't to Y, just to Z kalıbı, reddedilen bir amacı gerçek amaçtan ayırır. X eylemi veya konuşmayı adlandırır; Y ulaşılmak istenmeyen sonucu, Z ise konuşanın dinleyiciyi yöneltmek istediği sınırlı gerçek amacı gösterir. Burada just, “yalnızca” veya “sadece” anlamındadır. Konuşan kişi insanlardan suçluluk ya da utanç duymalarını istemiyor. Amaç, davranışlarının başka bir kişiyi nasıl etkileyebileceğini fark etmektir.
Alıştırma
Hangi cümle bir amacı reddedip ardından gerçek ve daha sınırlı amacı verir?
- The point of the review is not only to assign blame, but also to prevent the same mistake.
- The point of the review isn't to assign blame, just to prevent the same mistake.
- The point of the review is to assign blame rather than prevent the same mistake.
Cevabı göster
The point of the review isn't to assign blame, just to prevent the same mistake.
We need, before we commit ourselves to a relationship, Kalıp ifadeler
4:25Bir ilişkiye kendimizi adamadan önce,
to get fully acquainted with all the ways Kalıp ifadeler
4:28tüm yollarla tam olarak tanışmamız gerekir
in which we are going to be a serious challenge to live around.
4:31birlikte yaşaması ciddi bir zorluk olacağımız yönlerimizle.
commit ourselves to a relationship: bir ilişkiye ciddi biçimde bağlanmak
commit oneself to something ifadesinde commit, bir şeye zaman, çaba, sadakat veya sorumluluk vermeye yönelik ciddi bir karar almak demektir. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: I commit myself, we commit ourselves ve she commits herself. Bu cümlede commit ourselves to a relationship, yalnızca bir randevuya çıkmak veya sıradan biçimde bir şeye başlamak değil, ilişkiye ciddi ve sürekli bir bağlılıkla girmek anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın ilişkisine ciddi ve sürekli biçimde bağlandığını söylüyor?
- Maya heard that two friends had started a relationship.
- Maya committed herself to the relationship and planned a future with her partner.
- Maya went on one casual date and made no further plans.
Cevabı göster
Maya committed herself to the relationship and planned a future with her partner.
get fully acquainted with: kapsamlı biçimde tanır hâle gelmek
Get acquainted with, bir kişiyi, konuyu, sistemi ya da bir dizi olguyu zaman içinde tanır hâle gelmek demektir. Burada with'ten sonra gelen şey, kişinin birlikte yaşamayı hangi yönlerden zorlaştıracağıdır; dolayısıyla ifade yalnızca biriyle ilk kez tanışmayı değil, kişinin kendi davranış kalıplarını öğrenmesini anlatır. Fully, kapsam ve derinlik ekler: bir ilişkiye bağlanmadan önce kişinin kendini dürüstçe ve iyice anlaması gerekir. get + sıfat veya ortaç yapısı bir duruma geçişi anlatır; with ise tanınan şeyi belirtir.
Alıştırma
Örnekte get fully acquainted with ifadesinin en yakın anlamı hangisidir?
- Daha fazla öğrenmeden zaten kusursuz biçimde bilmek
- Hakkında derin ve kapsamlı bir anlayış geliştirmek
- İlk kez kısa süreliğine karşılaşmak
Cevabı göster
Hakkında derin ve kapsamlı bir anlayış geliştirmek
that can help to rekindle love between you and your partner. Deyimler
4:49partnerinizle aranızdaki aşkı yeniden canlandırmaya yardımcı olabilecek sohbetlere ilham verir.
rekindle love: sevgiyi yeniden güçlü hâle getirmek
Rekindle love, ateş benzetmesi kullanan bir ifadedir: sevgi zayıflamış veya sönmüş bir alev gibi düşünülür; rekindle ise onu yeniden canlı ve güçlü hâle getirmek demektir. re- ön eki yeniden anlamını eklediği için ifade, sevginin veya şefkatin daha önce var olduğunu varsayar. Bu cümlede sohbetler, partnerler arasındaki yakınlığı geri getirmenin olası bir yolu olarak sunulur. İfade, gerçek bir ateş yakmayı veya ilişkinin tamamının kesinlikle düzeldiğini değil, duyguların yeniden canlanmasını anlatır.
Alıştırma
Hangi durum rekindle love ifadesine en iyi uyar?
- Bir çift odayı aydınlatmak için mum yakar.
- Sevgisi zayıflayan bir çift, bu sevgiyi geri getirmek için birlikte anlamlı zaman geçirmeye başlar.
- Birbirini tanımayan iki kişi ilk kez karşılaşır ve birbirlerinden etkilenir.
Cevabı göster
Sevgisi zayıflayan bir çift, bu sevgiyi geri getirmek için birlikte anlamlı zaman geçirmeye başlar.