Sevmesi Zor Biri misiniz?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
720 kelime 166 kel/dk

Video Tanıtımı: Bu deneme, yakınlığın yalnızlığın, arkadaşların ve eski partnerlerin gizleyebildiği alışkanlıkları ve kusurları ortaya çıkardığını savunur. Olgun sevgi, kişinin masum olduğunu varsaymasından değil, dürüst öz bilgisinden başlar. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. "get bogged down in" — Deyimsel Fiiller: Birinin yorucu ayrıntılara nasıl saplandığını anlayarak arkadaşların uzun kişilik eleştirilerinden neden kaçındığını açıklayın. 2. "holding up a mirror." — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Partnerin geri bildirimini kişisel saldırı değil, var olan davranışın yansıması olarak yorumlayın. 3. "the point of ... isn't to ... just to ..." — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Öz incelemenin utanç yaratmak için değil, davranış kalıplarımızın başkasını nasıl etkilediğini görmek için yapıldığını açıklayın.

Bu derste

The idea that one is in many ways an extremely difficult person to be in a relationship with Ton ve niyet

0:01

Birinin birçok açıdan ilişki yürütülmesi son derece zor bir insan olduğu fikri

Ton ve niyet

in many ways ile bir değerlendirmenin kapsamını sınırlamak

In many ways, “birçok açıdan” veya “çeşitli yönlerden bakıldığında” anlamına gelir. Burada birinin son derece zor biri olduğu değerlendirmesinin kapsamını sınırlar: eleştiri, ilişkinin çeşitli yönleri için geçerlidir; kişinin her yönünü bütünüyle kapsamak zorunda değildir. Bu ifadeyi, geniş kapsamlı bir değerlendirmeyi mutlak hâle getirmeden daha doğru biçimde anlatmak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Örnekteki in many ways ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Bu kişi yalnızca ilişkiye giden birkaç yol olduğu için zordur.
  2. Bu kişi bir ilişkinin çeşitli yönlerinde zordur, ancak ifade kişinin her yönünü kötülememektedir.
  3. Bu kişi istisnasız mümkün olan her açıdan zordur.
Cevabı göster

Bu kişi bir ilişkinin çeşitli yönlerinde zordur, ancak ifade kişinin her yönünü kötülememektedir.

may sound rather improbable and even at points offensive. Ton ve niyet

0:06

kulağa pek olası gelmeyebilir, hatta zaman zaman kırıcı bile olabilir.

Ton ve niyet

may sound ... at points offensive ile ilk tepkiyi çerçevelemek

May sound, ardından gelen tanımlamayı konuşanın son hükmü olarak değil, dinleyicinin edinebileceği olası ilk izlenim olarak sunar. Buradaki sound bir bağ fiilidir ve “duyulduğunda veya düşünüldüğünde öyle görünmek” anlamına gelir. Rather, improbable sözcüğünü yalın ve sert bir etiket olarak bırakmak yerine ölçülü bir dereceyle sunar. Even, offensive tepkisinin daha şaşırtıcı olduğunu belirtirken at points bu tepkiyi düşüncenin tamamına değil, belirli anlara veya bölümlere sınırlar. Bu seçimler birlikte, konuşan kişi savını sürdürmeden önce olası bir direnci kabul eder.

Alıştırma

May sound rather improbable and even at points offensive ifadesinin etkisini en iyi hangi seçenek anlatır?

  1. Düşünce baştan sona kesinlikle hoş olmayan fiziksel bir ses çıkarır.
  2. Konuşan kişi düşüncenin yanlış ve tamamen kırıcı olduğunu kanıtlamıştır.
  3. Düşünce ilk başta akla aykırı, bazı bölümlerde de kırıcı görünebilir.
Cevabı göster

Düşünce ilk başta akla aykırı, bazı bölümlerde de kırıcı görünebilir.

Yet fully understanding and readily and graciously admitting to this possibility Kalıp ifadeler

0:11

Yine de bu olasılığı tam olarak anlamak, içtenlikle ve zarafetle kabul etmek

might be the surest way of making sure one is an endurable proposition Anlatım akışı

0:16

kişinin katlanılabilir bir partner olmasını sağlamanın en kesin yolu olabilir

over the long term. Kalıp ifadeler

0:22

uzun vadede.

Kalıp ifadeler

admit to + isim veya -ing biçimi

admit to + isim veya -ing biçimi yapısında admit, rahatsız edici olabilecek bir gerçeği, sorumluluğu ya da olasılığı kabul etmek anlamına gelir. Buradaki this possibility, kişinin uzun süre yakın ilişki kurması zor biri olabileceği olasılığını ifade eder. To, mastarın bir parçası değil, bir edattır. admit to the mistake örneğindeki gibi bir isim öbeğini veya admit to making a mistake örneğindeki gibi bir -ing biçimini başlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: After checking the logs, Maya had to ____ deleting the file by mistake.

Cevabı göster

admit to

Anlatım akışı

the surest way of making sure: amaçlı tekrar

Bu ifade sure sözcüğünü iki farklı dil bilgisi görevinde tekrarlar. Surest, the surest way içinde en üstünlük derecesindeki sıfattır ve bir yöntemi tüm seçeneklerden daha güvenilir olarak sunar. Making sure ise bir sonucun gerçekleşmesini sağlamak anlamına gelen bir fiil öbeğidir. Bu yankı, iddiayı önce yöntem, sonra amaçlanan sonuç gelecek biçimde düzenler. Rahatsız edici bir olasılığı açıkça kabul etmenin, uzun vadeli bir ilişkide katlanılabilir biri olarak kalmanın en güvenilir yolu olabileceğini vurgular. Tekrar amaçlıdır; ilk sure kaldırılırsa yöntemler arasındaki karşılaştırma, make sure kaldırılırsa sonucu sağlama düşüncesi kaybolur.

Alıştırma

the surest way of making sure ifadesindeki tekrar ne işe yarar?

  1. İkinci kullanımda sure sözcüğünü isme dönüştürür.
  2. Yazarın yöntemin işe yarayıp yaramayacağından emin olmadığını gösterir.
  3. Aynı dil bilgisel iddiayı tam olarak tekrarlar ve hiçbir anlam katmaz.
  4. Bir yöntemi en güvenilir seçenek olarak sunar ve ardından bu yöntemin sağlaması amaçlanan sonucu belirtir.
Cevabı göster

Bir yöntemi en güvenilir seçenek olarak sunar ve ardından bu yöntemin sağlaması amaçlanan sonucu belirtir.

Kalıp ifadeler

over the long term: uzun vadede

Over the long term, kısa bir ana değil, uzun bir dönemdeki genel gidişata veya nihai etkiye odaklanmak anlamına gelir. Bu cümlede, bir kişinin zaman geçtikçe partneri için katlanılabilir biri olarak kalıp kalmadığı değerlendiriliyor. Bu ifade zaman bildiren bir zarf öbeğidir. Bir ilişkinin, alışkanlığın, yatırımın veya stratejinin zaman içinde nasıl geliştiğini ve nasıl sonuç verdiğini değerlendirirken kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi ‘uzun bir dönem boyunca’ anlamına gelen dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Regular maintenance can save the company money ____.

Cevabı göster

over the long term

There are few people more deeply insufferable Dilbilgisi

0:23

Derinden tahammül edilemez çok az insan vardır

than those who don't at regular intervals suspect they might be so. Kalıp ifadeler

0:26

öyle olabileceklerinden düzenli aralıklarla şüphe etmeyenlerden daha fazla.

Dilbilgisi

few people more ... than those who: ... olanlardan daha ... kişi pek azdır

Few burada ‘bazı’ değil, ‘neredeyse hiç’ anlamına gelir. few + çoğul isim + karşılaştırma sıfatı + than ... kalıbı, söz konusu özellik bakımından than sonrasındaki grubu aşan çok az kişi olduğunu belirtir. Bu yapı, üstünlük derecesine yakın bir etki oluşturur: than sonrasında anlatılan kişiler uç noktaya yakın bir yere yerleştirilir, ancak nadir istisnalara yine de izin verilir. Those who, ‘... olan kişiler’ anlamına gelir ve değerlendirilen grubu belirleyen yan cümleyi başlatır.

Alıştırma

Örnekteki karşılaştırmayı en iyi hangi cümle yeniden ifade eder?

  1. Kendisinin de çekilmez olabileceğinden hiç şüphelenmeyen kişilerden daha çekilmez olan neredeyse hiç kimse yoktur.
  2. Hoş birkaç kişi birbiriyle karşılaştırılmaktadır.
  3. Kendini düzenli olarak sorgulayan kişilerden daha az çekilmez olan birçok insan vardır.
Cevabı göster

Kendisinin de çekilmez olabileceğinden hiç şüphelenmeyen kişilerden daha çekilmez olan neredeyse hiç kimse yoktur.

Kalıp ifadeler

at regular intervals: zaman içinde tekrarlanan eylem

At regular intervals, bir şeyin her gerçekleşmesi arasında bir süre olacak şekilde tekrar tekrar meydana gelmesi demektir. Burada suspect fiilini niteler: kişi zaman zaman kendisinin de çekilmez biri olup olmadığını düşünmelidir. Regular, sürekli kendinden şüphe etmeyi değil, tekrarlanan bir düzeni anlatır. Aralıklar kesin bir programa bağlı olabilir veya fark edilebilir bir düzen oluşturacak kadar benzer olabilir.

Alıştırma

Cümleyi “benzer zaman aralıklarıyla tekrar tekrar” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The safety system runs a full check ____.

Cevabı göster

at regular intervals

We are all of us invariably hugely tricky propositions.

0:31

Hepimiz, istisnasız bir şekilde, son derece zorlayıcı insanlarız.

We don't need to know anyone in particular Anlatım akışı

0:36

Özellikle kimseyi tanımamıza gerek yok

to know this about everyone.

0:38

bunu herkes hakkında bilmek için.

Anlatım akışı

don't need to know anyone in particular ... everyone: belirli bir örnek gerektirmeden genel bir iddiaya

don't need to X to Y kalıbı, Y'ye ulaşmak için X'in gerekli olmadığını söyler. Anyone in particular belirli bir kişiye işaret ederken everyone sonucu genelleştirir. Bu karşıtlık, argümanı gerekli bir bireysel örneğin bulunmamasından insanlar hakkında genel bir iddiaya taşır. Cümle, herkesin özel ayrıntılarının bilindiğini ileri sürmez; this, daha önce konuşulmakta olan geniş kapsamlı gözleme gönderme yapar.

Alıştırma

Bu argümana en uygun yorum hangisidir? You don't need to interview anyone in particular to know that the whole team is exhausted.

  1. Her ekip üyesinin kişisel hikâyesi zaten ayrıntılı olarak bilinmektedir.
  2. Ekip hakkındaki genel gözlemi yapmak için belirli bir kişiyle görüşmek gerekmez.
  3. Ekip hakkında herhangi bir yargıda bulunmadan önce belirli bir kişiyle görüşülmelidir.
Cevabı göster

Ekip hakkındaki genel gözlemi yapmak için belirli bir kişiyle görüşmek gerekmez.

We have all, in some way or another, Deyimler

0:41

Hepimiz, öyle ya da böyle,

been inadequately parented. Kelime

0:43

yetersiz bir ebeveynlik gördük.

Deyimler

in some way or another: kesin biçimi açık bırakmak

In some way or another, “belirtilmemiş şu ya da bu biçimde” anlamına gelir. Kesin biçim kişiden kişiye değişebilir, ancak konuşan kişi genel düşüncenin yine de herkes için geçerli olduğunu söyler. Burada ifade, herkes hakkındaki geniş genellemeyi yumuşatır: Herkes aynı biçimde yetersiz yetiştirilmemiş olabilir, fakat her kişi bir tür eksiklik yaşamış olabilir.

Alıştırma

Cümledeki “in some way or another” ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Herkes tamamen aynı şekilde yetersiz yetiştirildi.
  2. Yetersiz yetiştirilmenin biçimi değişebilir, ancak genel deneyim herkes için geçerlidir.
  3. Yalnızca iki olası yetiştirme biçimi vardı.
Cevabı göster

Yetersiz yetiştirilmenin biçimi değişebilir, ancak genel deneyim herkes için geçerlidir.

Kelime

been inadequately parented: parent fiilinin edilgen kullanımı

Burada parent, “bir çocuğu ebeveyn olarak büyütmek ve onunla ilgilenmek” anlamına gelen bir fiildir. Have been parented, present perfect edilgen yapıdır; insanların yaptığı bir şeyi değil, aldıkları ebeveynlik bakımını anlatır. Inadequately, parented fiilini niteler ve bakımın ya da yönlendirmenin bazı yönlerden yetersiz olduğunu belirtir. Ebeveynlerin sayısını değil, ebeveynliğin niteliğini anlatır.

Alıştırma

“Been inadequately parented” ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. İhtiyaç duyduklarından daha az sayıda ebeveynleri vardı.
  2. Bazı yönlerden yetersiz bir ebeveynlik gördüler.
  3. Kendi çocuklarını iyi yetiştirmediler.
Cevabı göster

Bazı yönlerden yetersiz bir ebeveynlik gördüler.

We have a panoply of unfortunate psychological traits. Kelime

0:45

Bir dizi talihsiz psikolojik özelliğe sahibiz.

Kelime

Geniş ve çeşitli bir bütün için “a panoply of”

“A panoply of”, bir şeyin geniş ve çeşitli bir bütününü ifade eder. Yapı a panoply of + çoğul isim şeklindedir ve yalnızca sayının fazlalığını değil, çeşitliliği ve her şeyin bir arada sergilendiği hissini vurgular. Bu cümlede gösterişli ve resmî ifade, istenmeyen psikolojik özellikleri eksiksiz bir sergi gibi sunarak hafif bir abartı ve mizah yaratır. Kullanım mecazidir; somut bir donanımdan söz edilmez.

Alıştırma

Cümleyi, geniş ve çeşitli bir bütünü anlatan bu dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: The festival offers ____ performances from around the world.

Cevabı göster

a panoply of

We're beset by bad habits. Kelime

0:48

Kötü alışkanlıkların kuşatması altındayız.

Kelime

Kalıcı güçlükler için “beset by”

“Be beset by”, güçlükler nedeniyle tekrar tekrar ya da yoğun biçimde sıkıntı çekmek anlamına gelir. Genellikle özne + be + beset by + sorun veya sıkıntı kaynağı biçimindeki edilgen yapıyı izler. Bu cümlede kötü alışkanlıklar, üzerimize sürekli gelen güçler gibi sunulur. Bu ifade yalnızca kötü alışkanlıklarımız olduğunu söylemekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi, ‘tekrar tekrar sıkıntı çekmek’ anlamındaki bu dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: The old system is ____ technical problems.

Cevabı göster

beset by

We're anxious, jealous, ill-tempered and vain.

0:50

Endişeli, kıskanç, huysuz ve kibirliyiz.

We are bringing an awesome amount of trouble Deyimler

0:53

Başkasının hayatına inanılmaz miktarda sorun

into someone else's life

0:55

getiriyoruz

by agreeing to be their partner. Dilbilgisi

0:57

onların partneri olmayı kabul ederek.

Deyimler

başka birinin hayatına inanılmaz miktarda sorun getirmek

Burada bring trouble into someone's life, sorunları başka birinin dünyasına taşınan bir şey gibi anlatır. Birisiyle yakın bir ilişki kurmanın o kişiye birçok yeni sorun veya yük getirebileceği anlamına gelir. an awesome amount ifadesinde awesome, “mükemmel” değil, “şaşırtıcı derecede büyük” veya “olağanüstü” anlamındadır. Olumsuz trouble sözcüğü yorumu belirler; abartı da konuşanın kendini eleştirmesine mizahi bir hava katar.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The tiny mistake caused an awesome amount of trouble. an awesome amount of trouble ne anlama gelir?

  1. çok keyifli bir sorun türü
  2. etkileyici görünen küçük bir sorun
  3. şaşırtıcı derecede büyük miktarda sorun
Cevabı göster

şaşırtıcı derecede büyük miktarda sorun

Dilbilgisi

by agreeing to be their partner: onun partneri olmayı kabul ederek

By + -ing biçimi, bir sonucun gerçekleşmesini sağlayan eylemi veya yöntemi gösterir. Burada o kişinin partneri olmayı kabul etmek, onun hayatına sorun getiren eylem olarak sunulur. Bu yapı, kabulün kötü niyetli olduğunu göstermez. Seçimi sonucuna bağlar: yakın bir ilişkiye girmek, her iki kişinin zorluklarını da diğerinin hayatına taşır.

Alıştırma

Cümleyi by + double-check fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Nina caught the typo ____ the address.

Cevabı göster

by double-checking

We tend to be shielded from this unwelcome news Deyimler

1:00

Bu hoş olmayan haberden korunma eğilimindeyiz

prior to a big relationship Kelime

1:03

büyük bir ilişkiden önce

through a mixture of sentimentality and neglect.

1:05

duygusallık ve ihmalkarlığın bir karışımı yoluyla.

Deyimler

be shielded from: maruz kalmaktan korunmak

To be shielded from something, bir şeyi yaşamamak, görmemek, duymamak veya onunla tamamen yüzleşmemek için korunmak demektir. Buradaki koruma mecazidir: insanlar hoş olmayan bilgilerle yüzleşmekten korunur; gerçek bir kalkanın arkasına konmazlar. Edilgen yapı be + shielded + from + isim öbeği şeklindedir. Odak, korunan kişidedir. Koruyan kişi veya neden by ile eklenebilir, ancak çoğu zaman belirtilmez.

Alıştırma

Cümleyi shield fiilinin edilgen biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: The younger campers were ____ the frightening details.

Cevabı göster

shielded from

Kelime

prior to: before anlamındaki resmî edat

Prior to, before anlamına gelir ve başka bir şeyin kendisinden önce gerçekleştiği daha sonraki zamanı veya olayı belirtir. Bu cümlede önemli bir ilişkiden önceki dönemi işaret eder. Buradaki to, mastarın bir parçası değil, bir edattır. Ardından prior to the meeting örneğindeki gibi bir isim öbeği veya prior to entering örneğindeki gibi -ing biçimi gelir.

Alıştırma

Resmî duyuruyu dersteki before anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: All safety checks must be completed ____ departure.

Cevabı göster

prior to

Our parents loved us too much to tell us. Dilbilgisi

1:08

Ebeveynlerimiz bizi bize söyleyemeyecek kadar çok sevdi.

Dilbilgisi

loved us too much to tell us: too ... to yapısı

too + sıfat/zarf + to + fiil yapısında too aşırı bir dereceyi belirtir; mastar ise bu aşırılık yüzünden gerçekleşmeyen eylemi gösterir. Burada much, loved fiilini niteler: Ebeveynlerin yoğun sevgisi, çocuklarının kusurları konusunda dürüst davranmak istememelerine yol açmıştır. Tell us ifadesinde neyin söylendiği belirtilmez, ancak bağlam bunu tamamlar; cümle, sevgilerinin onları gerçeği söylemeye yönelttiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bağlamda “Our parents loved us too much to tell us” ne anlama gelir?

  1. Sevgileri, bize rahatsız edici bir gerçeği söylemekten kaçınmalarına neden oldu.
  2. Bizi çok seviyorlardı, bu yüzden gerçeği mutlaka söylediler.
  3. Bizimle konuşacak kadar bizi sevmiyorlardı.
Cevabı göster

Sevgileri, bize rahatsız edici bir gerçeği söylemekten kaçınmalarına neden oldu.

Our friends don't want to get bogged down Öbek fiiller

1:10

Arkadaşlarımız bataklığa saplanmak istemiyor

in detailed critiques of our personalities.

1:12

kişiliklerimizin detaylı eleştirilerinde.

Öbek fiiller

get bogged down in: ayrıntılara saplanıp kalmak

Get bogged down in, zor, ayrıntılı veya zaman alan bir işe gereğinden fazla karışıp ilerlemenin yavaşlaması ya da durması demektir. Islak zemine saplanma görüntüsünden gelir, ancak genellikle mecaz anlamda kullanılır. Bu cümlede arkadaşlar, rahat bir buluşmanın konuşan kişilerin karakterlerini uzun ve ayrıntılı biçimde inceleyen bir ortama dönüşmesini istemiyor. in sonrasında gecikmeye yol açan şeyi belirtmek için bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi get bogged down in ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın: The meeting ____ minor wording changes and never reached the main issue.

Cevabı göster

got bogged down in

A pleasant occasional meal is all they want from us.

1:15

Bizden tek istedikleri ara sıra yenen keyifli bir yemek.

And our exes were too keen to escape from us Dilbilgisi

1:18

Ve eski sevgililerimiz bizden kaçmak için o kadar istekliydiler ki

to offer up a helpfully detailed critique

1:21

faydalı ve detaylı bir eleştiri sunamadılar

of our personalities.

1:23

kişiliklerimiz hakkında.

Dilbilgisi

too keen to escape from us to offer up yapısı

Burada too keen to escape from us to offer up ... ifadesi, “bizden kaçmaya o kadar hevesliydiler ki ... sunmadılar” anlamına gelir. Keen, onların çok istediği şeyi belirten ilk mastar yapısı to escape from us ile tamamlanır. İkinci mastar yapısı to offer up, too ... to kalıbını tamamlar ve gerçekleşmeyen eylemi belirtir. Kaçmanın amacını göstermez. Offer up burada “sunmak” veya “vermek” anlamındadır.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama gelir? “Nora was too keen to catch the early train to stay for breakfast.”

  1. Nora tren konusunda karar vermeden önce kahvaltı için kalmak istedi.
  2. Nora'nın trene yetişme isteği, kahvaltı için kalmamasına neden oldu.
  3. Nora kahvaltı edebilmek için trene bindi.
Cevabı göster

Nora'nın trene yetişme isteği, kahvaltı için kalmamasına neden oldu.

They simply told us they needed a little bit more space Ton ve niyet

1:25

Bize sadece biraz daha fazla alana ihtiyaçları olduğunu söylediler

or needed to take a long trip to India.

1:28

ya da Hindistan'a uzun bir yolculuğa çıkmaları gerektiğini.

Ton ve niyet

Bir ilişkide needed a little bit more space

Bir ilişki konuşmasında needed a little bit more space genellikle daha fazla kişisel veya duygusal mesafe istemek anlamına gelir: daha az iletişim, daha fazla yalnız kalma süresi ya da ilişkiye ara verme. Genellikle bir odanın büyüklüğünden söz etmez. Bu ifade dolaylı ve yumuşatılmıştır: needed, mesafeyi kişisel bir ihtiyaç olarak sunar; a little bit ise isteğin daha az sert duyulmasını sağlar. Mesafenin geçici mi yoksa ilişkiyi bitirmeye yönelik dolaylı bir adım mı olduğunu bağlam belirler.

Alıştırma

Yargılayın: Bir tartışmadan sonra biri partnerine “I need a little bit more space.” diyor. Bu, kesinlikle daha büyük bir oda istediği anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Furthermore, when we're on our own, Kalıp ifadeler

1:30

Dahası, kendi başımızayken,

Kalıp ifadeler

on our own: başka insanlar olmadan yalnız olmak

Bu cümlede on our own, yalnız olmak veya başka biriyle birlikte yaşamamak anlamına gelir. Bağlam, alışkanlıklarımıza tepki verecek başka kimsenin yanımızda olmadığını vurgular. Aynı ifade yardım almadan anlamına da gelebilir; bu nedenle doğru anlamı bağlam belirler. Burada söz konusu olan yetenek değil, yanımızda birinin bulunup bulunmamasıdır.

Alıştırma

“After his roommate left, Leo was on his own in the apartment,” cümlesinde on his own ne anlama gelir?

  1. Daire ona aitti.
  2. Zor bir işi yardım almadan tamamladı.
  3. Orada birlikte yaşadığı başka biri olmadan kalıyordu.
Cevabı göster

Orada birlikte yaşadığı başka biri olmadan kalıyordu.

we just don't notice how annoying we might well be Dilbilgisi

1:32

ne kadar sinir bozucu olabileceğimizi fark etmiyoruz

in the eyes of others. Deyimler

1:35

başkalarının gözünde.

Dilbilgisi

might well be: sağlam gerekçeli bir olasılık

Might well be, bir olasılığı makul veya oldukça muhtemel olarak sunar. Konuşan kişi yine de kesinlikten kaçınır, ancak tahmine yalnızca might be kullanımından daha fazla ağırlık verir. Buradaki well, might ile ifade edilen kiplik değerlendirmesini güçlendirir; “iyi bir şekilde” anlamına gelmez. İfade, başka insanlara sinir bozucu görünebileceğimizi düşünmek için sağlam gerekçeler olduğunu gösterir.

Alıştırma

Temkinli ancak sağlam gerekçeli bir olasılık ifade etmek için cümleyi tam olarak üç kelimelik might + well + be yapısıyla tamamlayın: With all those delays, the package ____ late.

Cevabı göster

might well be

Deyimler

In the eyes of others: başkalarının değerlendirmesine göre

“In the eyes of others”, “başka insanların görüş veya değerlendirmesine göre” anlamına gelen bir bakış açısı çerçevesidir. Others, we sözcüğüyle anlatılan grubun dışındaki kişileri belirtir; ifade, birinin gözlerinin içindeki gerçek bir konumdan söz etmez. Bu ifade, dikkati kendimizi nasıl gördüğümüzden başkaları üzerinde bıraktığımız izlenime kaydırır. Buradaki düşünce, davranışlarımızın dışarıdan ne kadar sinir bozucu göründüğünü fark etmeyebileceğimizdir.

Alıştırma

“In the eyes of others, Malik appeared calm,” İngilizce cümlesinde baştaki ifade ne anlama gelir?

  1. Malik diğer insanları izlerken
  2. Doğrudan diğer insanların gözlerine bakarak
  3. Diğer insanların Malik'i değerlendirme biçimine göre
Cevabı göster

Diğer insanların Malik'i değerlendirme biçimine göre

Perhaps we were in a sulk for the whole of Sunday, Kalıp ifadeler

1:36

Belki bütün pazar günü surat astık,

but no one was there to be driven crazy Kalıp ifadeler

1:39

ama orada çileden çıkacak kimse yoktu

by our self-pity and our passive fury.

1:41

kendimize acımamızdan ve pasif öfkemizden.

Kalıp ifadeler

Be in a sulk: gücenip somurtarak geri çekilmek

“Be in a sulk”, bir kişinin kızdığı, gücendiği veya hayal kırıklığına uğradığı için bir süre belirgin biçimde somurtkan ve içine kapanık olduğu durumu anlatır. Sulk çoğu zaman susmayı, kısa cevaplar vermeyi veya normal iletişimi reddetmeyi içerir; bu nedenle yalnızca üzgün olmak anlamına gelmez. Bu cümlede for the whole of Sunday, durumun ne kadar uzun sürdüğünü vurgular. İfade aynı zamanda olumsuz bir değerlendirme taşır: davranış, kendine acıyan ve başkalarının katlanmakta zorlanacağı bir davranış olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi açıklama “Nina was in a sulk after the decision” cümlesine en iyi uyar?

  1. Yalnızca odaklanması gerektiği için sessizdi.
  2. Somurtup normal iletişimden çekilerek hoşnutsuzluğunu gösterdi.
  3. Üzgündü ama herkese karşı açık ve dostça davranmaya devam etti.
Cevabı göster

Somurtup normal iletişimden çekilerek hoşnutsuzluğunu gösterdi.

Kalıp ifadeler

be driven crazy by: … yüzünden çileden çıkmak

Bu cümlede be driven crazy by, bir şey yüzünden aşırı derecede rahatsız olmak veya artık dayanamamak anlamına gelir. Edilgen be driven biçimi etkilenen kişiyi öne çıkarır, by ise nedeni belirtir. Bu genellikle bilinçli bir abartıdır; birinin gerçekten ruhsal bir hastalığa yakalandığı anlamına gelmez. Burada, konuşanların kendilerine acıması ve bastırılmış öfkelerinin yol açtığı yoğun rahatsızlığı yaşayacak kimsenin orada olmadığı anlatılır.

Alıştırma

Cümleyi drive someone crazy ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: After three hours of constant tapping, I was ____ by the noise.

Cevabı göster

driven crazy

We may have tendencies to use our work Deyimler

1:44

İşimizi kullanma eğilimlerimiz olabilir

as an escape from intimacy.

1:46

yakınlıktan bir kaçış olarak.

Deyimler

use our work as an escape from intimacy: işi yakınlıktan kaçış yolu olarak kullanmak

Use A as an escape from B, A'yı B'den kaçınmanın bir yolu hâline getirmek demektir. Burada A iştir; B ise intimacy, yani duygusal yakınlıktır. Escape burada mecazidir: Cümle, çalışmanın kişinin duygusal yakınlıktan kaçınmasına yardımcı olabileceğini anlatır; işin tehlikeden çıkmak için gerçek bir çıkış sunduğunu değil.

Alıştırma

Hangi cümle, Lena'nın stresle uğraşmaktan kaçınmak için egzersize yöneldiği anlamına gelir?

  1. Lena escapes exercise because of stress.
  2. Lena uses exercise as an escape from stress.
  3. Lena uses stress as an escape from exercise.
Cevabı göster

Lena uses exercise as an escape from stress.

But so long as we're not permanently with someone, Dilbilgisi

1:48

Ama biriyle sürekli birlikte olmadığımız sürece,

we can pass off our eccentric hours without comment. Öbek fiiller

1:50

tuhaf saatlerimizi yorumsuz bir şekilde geçiştirebiliriz.

Dilbilgisi

so long as: koşul bildirme

Burada so long as, “şu koşulla” veya “yeter ki” anlamına gelir. Ana sonucun hangi koşul altında mümkün olduğunu gösterir: biriyle sürekli yaşamamak, alışılmadık saatlerin yorum yapılmadan geçip gitmesini sağlar. Bu ifade bir koşulu sonuca bağlar; bir sürenin uzunluğunu anlatmaz. Yararlı kalıp sonuç + so long as + koşul şeklindedir ve koşul cümleciği başa da gelebilir.

Alıştırma

Örnekte so long as hangi koşulu bildiriyor?

  1. Biriyle sürekli yaşamadığımız sürece yorumlardan kaçınabiliriz.
  2. Biriyle sürekli yaşamaya başladıktan sonra yorumlardan kaçınabiliriz.
  3. Uzun zamandır aynı saat düzenini koruduğumuz için yorumlardan kaçınabiliriz.
Cevabı göster

Biriyle sürekli yaşamadığımız sürece yorumlardan kaçınabiliriz.

Öbek fiiller

pass off: dikkat veya yorum çekmeden geçiştirmek

Burada pass off, şüpheli ya da alışılmadık bir şeyi dikkat, soru veya yorum çekmeden kabul ettirmek anlamına gelir. Konuşan kişi, kimse onunla sürekli yaşamadığı sürece sıra dışı saat düzeninin sorgulanmadan geçebileceğini söylüyor. Bu yapıda kişi bir nesneyi ya da davranışı sorgulanmadan geçirir; ardından sık sık without comment veya without anyone noticing gibi bir ifade gelir. Ayrıntılı bir aldatmaca olmasa bile ifade, incelemeden kaçıldığı izlenimini verebilir.

Alıştırma

Burada pass off our eccentric hours without comment ne anlama geliyor?

  1. Saat düzeninin huzur içinde gerçekleşmesini sağlamak.
  2. Alışılmadık saat düzeninin soru veya yorum çekmesini önlemek.
  3. Saat düzeninin başka birine aitmiş gibi davranmak.
Cevabı göster

Alışılmadık saat düzeninin soru veya yorum çekmesini önlemek.

Our peculiar eating habits won't be real

1:54

Tuhaf yeme alışkanlıklarımız gerçek olmayacak

until there is another person across the table

1:57

masanın karşısında başka bir kişi olana kadar

to register our challenging chewing sounds

1:59

o zorlayıcı çiğneme seslerimizi fark edecek

and ingredient combinations.

2:02

ve malzeme kombinasyonlarımızı.

Eventually, a partner will call us out on these traits. Öbek fiiller

2:04

Sonunda, bir partner bu özellikleri yüzümüze vuracaktır.

Öbek fiiller

call someone out on: birini bir sorun hakkında doğrudan sorgulamak

Call someone out on something, birini davranışı, iddiası ya da başka bir sorun hakkında doğrudan ve bazen açıkça sorgulamak veya eleştirmek demektir. Sorunun görmezden gelinmesini zorlaştırır ve onu yalnızca fark etmekten ya da dile getirmekten daha güçlüdür. Kalıp call + kişi + out + on + sorun şeklindedir. Bu cümlede us sorgulanan kişileri, these traits ise partnerin işaret ettiği sorunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, Nina'nın kendi çalışmasının başarısını üstlendiği için Omar'ı doğrudan sorguladığı anlamına gelir?

  1. Nina called Omar out on taking credit for her work.
  2. Nina pointed Omar out after the meeting.
  3. Nina called Omar after hearing about his work.
Cevabı göster

Nina called Omar out on taking credit for her work.

It feels like a horrible personal attack,

2:07

Bu korkunç bir kişisel saldırı gibi hissettirir,

which a nicer person wouldn't put us through. Öbek fiiller

2:10

daha iyi bir insanın bize yaşatmayacağı türden.

Öbek fiiller

put someone through something: birine zor bir deneyim yaşatmak

Put someone through something, birine zor, stresli veya tatsız bir olay ya da süreç yaşatmak demektir. Bir kişinin, olayın veya sürecin başka birini bu deneyime katlanmak zorunda bıraktığını anlatır. Yaygın kalıp put + kişi + through + deneyim şeklindedir. Burada which, önceki a horrible personal attack ifadesine gönderme yaparak deneyimin yerini tutar; bu yüzden through ilgi cümleciğinin sonunda doğal olarak kalır.

Alıştırma

Cümleyi, put ile kurulan ve 'bize yaşattı' anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The week-long delay ____ a lot of unnecessary stress.

Cevabı göster

put us through

But it's no such thing. Ton ve niyet

2:13

Ama durum hiç de öyle değildir.

Ton ve niyet

it's no such thing: önceki bir sınıflandırmayı reddetmek

But, konuşanın daha önce kullanılan “a horrible personal attack” tanımlamasına karşılık verdiğini gösterir. Burada it's no such thing bu tanımlamayı reddeder: söz konusu tepki, o türden bir saldırı değildir. Tepkinin kendisinin var olmadığını söylemez. it's no such thing kalıbı, such thing önceki bir kategoriye veya tanıma açıkça gönderme yaptığında kullanılır. Birinin bir olayı, eylemi ya da fikri nasıl çerçevelediğini güçlü biçimde düzeltir.

Alıştırma

Örnekte “it's no such thing” ne anlama geliyor?

  1. Tepki, daha önce belirtilen tanıma uymuyor.
  2. Tepki hiç gerçekleşmedi veya var değil.
  3. Tepki, daha önce belirtilen saldırı türünün tam olarak kendisi.
Cevabı göster

Tepki, daha önce belirtilen tanıma uymuyor.

It's an inevitable response to our failings,

2:14

Bu, eksikliklerimize verilen kaçınılmaz bir tepkidir,

which anyone would need eventually to bring up. Öbek fiiller

2:17

er ya da geç herkesin gündeme getirmesi gereken.

Öbek fiiller

bring up: tartışılacak bir konudan söz etmek

Burada bring up, insanların tartışabilmesi için bir sorundan veya konudan söz etmek anlamına gelir. Nesnesi “our failings” ifadesidir: ilişkideki biri eninde sonunda bu kusurları konuşmak zorunda kalacaktır. Bu ayrılabilen öbek fiil iki yapıyla kullanılabilir: bring up the issue veya bring the issue up. Nesne bir zamirse ortaya getirilir: bring it up denir, bring up it denmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef öbek fiille tamamlayın: Before we decide, I need to ____ one concern.

Cevabı göster

bring up

Our partner is not really doing anything odd.

2:20

Partnerimiz aslında garip bir şey yapmıyor.

They're merely holding up a mirror. Deyimler

2:23

Sadece bize bir ayna tutuyorlar.

Deyimler

Holding up a mirror ile davranışları yansıtmak

Burada holding up a mirror mecazdır: partner, kişinin kendi davranışlarını ve kusurlarını dürüstçe görmesini sağlar. Sorunlara neden olmak yerine zaten var olan sorunları ortaya çıkarır. Başka durumlarda da kullanılabilen hold up a mirror to someone or something yapısı, insanların gerçeği fark edebilmesi için birini ya da bir şeyi olduğu gibi yansıtmak anlamına gelir.

Alıştırma

“The documentary holds up a mirror to the city,” cümlesinde bu ifade ne anlama gelir?

  1. Şehirden gerçek bir ayna asmasını ister.
  2. Çekimler bitene kadar şehrin harekete geçmesini engeller.
  3. Şehre kendi davranışlarının ve sorunlarının dürüst bir görüntüsünü sunar.
Cevabı göster

Şehre kendi davranışlarının ve sorunlarının dürüst bir görüntüsünü sunar.

Everyone seen close-up Deyimler

2:25

Yakından bakılan herkesin

has an appalling amount wrong with their character.

2:27

karakterinde korkunç miktarda yanlış giden şey vardır.

Deyimler

Seen close-up: yakından ve ayrıntılı gözlemlenmek

everyone seen close-up ifadesinde seen, everyone sözcüğünü niteleyen bir geçmiş zaman ortacıdır; ifade everyone when viewed close-up anlamına gelir. Burada close-up mecazdır. Yakın ve uzun süreli tanışıklık, küçük kusurların daha kolay fark edildiği çok kısa bir mesafeden birine bakmaya benzetilir. Cümle kamera kadrajını değil, birinin karakterini ayrıntılı biçimde tanımayı anlatır.

Alıştırma

“People seen close-up often seem less perfect,” cümlesinde seen close-up ne anlama gelir?

  1. Uzaktan çekilmiş bir kamera görüntüsünde gösterilmek
  2. Samimi ayrıntılarına kadar tanınmak veya gözlemlenmek
  3. Anlaşılmadan kısaca görülmek
Cevabı göster

Samimi ayrıntılarına kadar tanınmak veya gözlemlenmek

It's not us. Anlatım akışı

2:30

Bu biz değiliz.

It's the human condition.

2:31

Bu insanlık durumudur.

Anlatım akışı

Sorun yalnızca bizde değil... bu insanlık durumu: kapsamı genişletmek

İlk kısa cümle dar bir çerçeveyi reddeder: sorun yalnızca “bize” özgü değildir. Bu, “bizim” hiçbir kusurumuz olmadığı anlamına gelmez. İkinci cümle bu çerçevenin yerine daha genişini koyar. Burada human condition, belirli bir hastalığı değil, genel olarak insanların paylaştığı sınırlılıkları ve zorlukları ifade eder. İki kısa cümle arasındaki keskin karşıtlık, savı tek bir gruptan bütün insanlığa taşır.

Alıştırma

İki kısa cümle arasındaki karşıtlık ne işe yarıyor?

  1. Sorunun yalnızca bu grupta olduğu fikrini reddeder ve sorunu evrensel olarak sunar.
  2. Bu grubun hiçbir kusuru olmadığını iddia eder.
  3. Grubu etkileyen belirli bir hastalığı tanımlar.
Cevabı göster

Sorunun yalnızca bu grupta olduğu fikrini reddeder ve sorunu evrensel olarak sunar.

The specifics vary hugely,

2:32

Ayrıntılar elbette

of course.

2:34

büyük farklılıklar gösterir.

People are nightmarish in different ways.

2:35

İnsanlar farklı şekillerde kabus gibidirler.

But the basic point is there.

2:37

Ama temel nokta oradadır.

Whatever we think or feel about ourselves, Dilbilgisi

2:39

Kendimiz hakkında ne düşünürsek veya hissedersek hissedelim,

we will be revealed as sorely defective

2:42

ciddi şekilde kusurlu olduğumuz ortaya çıkacaktır

upon close-up prolonged inspection.

2:44

yakından ve uzun süreli bir incelemede.

Dilbilgisi

Whatever we think or feel about ourselves: koşulsuz ödünleme

Whatever, koşulsuz bir ödünleme yan cümlesi başlatır. Whatever we think or feel about ourselves, “kendimiz hakkında ne düşünür ya da ne hissedersek hissedelim” anlamına gelir. Kişinin kendisi hakkındaki görüşü ne olursa olsun ana cümlenin sonucu geçerliliğini korur. Konuşan kişi insanların ne düşündüğünü sormaz veya cevabın bilinmediğini söylemez; bu yan cümle, kişinin kendisi hakkındaki görüşünü sonucun bir koşulu olmaktan çıkarır.

Alıştırma

Hangi cümle, kişinin görüşü ne olursa olsun bir sonucun geçerli kaldığını söyler?

  1. Do you think the plan can meet the deadline?
  2. Whatever you think about the plan, the deadline stays the same.
  3. What you think about the plan may change the deadline.
Cevabı göster

Whatever you think about the plan, the deadline stays the same.

Sadly, it's not that our partner is being too critical

2:47

Ne yazık ki, bu partnerimizin çok eleştirel olduğu

or unusually demanding.

2:50

veya alışılmadık derecede talepkar olduğu anlamına gelmiyor.

They are the bearer of an inevitable bit of bad news, Deyimler

2:52

Onlar, kaçınılmaz kötü haberlerin taşıyıcısıdır,

that we are a nightmare.

2:55

bir kabus olduğumuzun.

Deyimler

the bearer of an inevitable bit of bad news: kaçınılmaz kötü haberi getiren kişi

Bu cümlede the bearer of an inevitable bit of bad news, eninde sonunda gelecek olan tatsız bir gerçeği taşıyan veya duyuran kişidir. Bearer, soruna neden olan ya da haberi alan kişiyi değil, haberi ileten kişiyi belirtir. Ardından gelen that yan cümlesi kötü haberin içeriğini verir: that we are a nightmare. Bu yapı, mesajı ileten kişiyle mesajın kendisini birbirinden ayırır.

Alıştırma

Nina ekibine projenin iptal edildiğini söyler, ancak kararı kendisi vermemiştir. Nina'ya the bearer of bad news denmesi ne anlama gelir?

  1. Projenin iptal edilmesine neden olmuştur.
  2. Hoş olmayan bilgiyi iletir.
  3. Bilgiyi ilk duyan kişidir.
Cevabı göster

Hoş olmayan bilgiyi iletir.

Being asked to acknowledge one's flaws Kalıp ifadeler

2:58

Kişinin kusurlarını kabul etmesinin istenmesi

isn't a request to admit something very strange.

3:00

çok tuhaf bir şeyi itiraf etme talebi değildir.

Kalıp ifadeler

acknowledge one's flaws: kişinin kendi kusurlarını kabul etmesi

To acknowledge one's flaws, kişinin zayıflıklarının veya kusurlarının gerçek olduğunu fark edip kabul etmesi, çoğu zaman bunu açıkça yapması demektir. Acknowledge yalnızca farkında olmaktan daha güçlüdür; gerçeği inkâr etmek veya ondan kaçmak yerine onunla yüzleşmeyi ifade eder. Bu ifade kusurları onaylamak veya kişinin olağanüstü derecede kötü olduğunu söylemek anlamına gelmez. One's genel bir iyelik biçimidir; belirli bir kişi için my, your, his, her, our veya their ile değiştirilir. Örneğin acknowledge my flaws denir.

Alıştırma

Kişisel zayıflıkları iyi olduklarını öne sürmeden kabul etmeye ilişkin sakin ve resmî bir konuşmaya en uygun cümle hangisidir?

  1. She acknowledged her flaws and listened to the feedback.
  2. She praised her flaws and listened to the feedback.
  3. She ignored her flaws and listened to the feedback.
Cevabı göster

She acknowledged her flaws and listened to the feedback.

What would be strange would be to think Dilbilgisi

3:03

Asıl tuhaf olan, kişinin

that one was without major defects.

3:05

büyük kusurları olmadığını düşünmesi olurdu.

Dilbilgisi

What would be strange would be to think: pseudo-cleft yapısıyla odaklama

Burada What would be strange bir soru değildir. “Garip olacak şey” anlamına gelen ve tüm cümlenin öznesi görevini gören ad işlevli bir what yan cümlesidir. Ardından gelen ikinci would be ana cümlenin bağ fiilidir; to think that one was without major defects değerlendirilen eylemi belirtir. Bu pseudo-cleft yapısı odağı ikinci would be sonrasındaki düşünceye taşır ve çoğu zaman önceki bir yargıyı düzeltmek için kullanılır.

Alıştırma

Yeni cümleyi pseudo-cleft kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: “____ would be surprising ____ to assume that careful people never make mistakes.”

Cevabı göster

What · would be

Of course,

3:08

Elbette,

we have some delightful qualities as well.

3:08

bizim de harika niteliklerimiz var.

But it does mean that we are unavoidably Dilbilgisi

3:10

Ancak bu, kaçınılmaz olarak,

going to be very hard for another person to live around. Dilbilgisi

3:12

başka bir kişinin birlikte yaşamasının çok zor olacağı anlamına gelir.

Dilbilgisi

does mean: olumlu cümlede vurgulu do

Olumlu bir cümlede, ifadenin gerçekten doğru olduğunu vurgulamak için yalın hâldeki fiilden önce does kullanılabilir. Burada does mean, yalnızca means demekten daha güçlüdür. Bu vurgu bir karşıtlığa yanıt verir: daha önce belirtilen olumlu bir gerçek bu sonucu geçersiz kılmaz. Kalıp do/does/did + fiilin yalın hâlidir; bu yüzden mean yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Sonucu güçlü biçimde doğrulayan vurgulu yardımcı fiille cümleyi tamamlayın: “The test isn't perfect, but it ____ mean we need more data.”

Cevabı göster

does

Dilbilgisi

hard for another person to live around: başka birinin birlikte yaşamakta zorlandığı biri olmak

X is hard for Y to + verb kalıbı, X’i eylemi Y için zorlaştıran kişi ya da şey olarak gösterir. Burada X we, Y another person, eylem ise live around X’tir. around sözcüğünün nesnesi açıkça belirtilmemiştir ve we sözcüğüne geri döner: başka bir kişi bizim çevremizde yaşamak zorundadır. Burada live around someone, o kişiyle düzenli biçimde yakın alanları ve günlük yaşamı paylaşmak anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle, davranışımın veya varlığımın ev arkadaşlarım için günlük yaşam alanını paylaşmayı zorlaştırdığı anlamına gelir?

  1. I can be hard for my roommates to live around.
  2. It can be hard for me to live around my roommates.
  3. I find it hard to live near my roommates.
Cevabı göster

I can be hard for my roommates to live around.

We need, therefore, to ask ourselves,

3:16

Bu nedenle, kendimize sormamız gerekir,

in as candid a manner as we can manage, Dilbilgisi

3:17

başarabileceğimiz kadar samimi bir şekilde,

Dilbilgisi

in as candid a manner as we can manage: elimizden geldiğince açık sözlü bir biçimde

in as candid a manner as we can manage, yapmayı gerçekten başarabileceğimiz en açık sözlü biçimde anlamına gelir. Edat öbeği kendimize nasıl soru sormamız gerektiğini belirtirken can manage, gerçekten olabileceğimiz kadar açık sözlü olmak şeklinde pratik bir sınır koyar. Resmî kalıp as + sıfat + a/an + tekil sayılabilen isim + as biçimindedir: as candid a manner as. Alışılmadık nokta, a sözcüğünün candid’den önce değil sonra gelmesidir.

Alıştırma

Cümleyi candid ve resmî as + sıfat + a + isim + as kalıbıyla tamamlayın: Please describe what happened in ____ manner ____ you can manage.

Cevabı göster

as candid a · as

what specifically might be slightly crazy

3:20

karakterimizde tam olarak neyin biraz çılgınca,

or desperate or underdeveloped in our characters.

3:22

umutsuz veya az gelişmiş olabileceğini.

Maturity involves having quite a detailed answer Dilbilgisi

3:26

Olgunluk, şu soruya oldukça ayrıntılı bir cevap vermeyi gerektirir:

to the question, "How are you difficult to live with?"

3:29

"Seninle yaşamak neden zor?"

Dilbilgisi

involves having: involve + -ing yapısı

Involve + -ing, bir etkinliğin, niteliğin veya durumun o eylemi içerdiğini ya da gerektirdiğini belirtir. Buradaki involves having, olgunluğun ayrıntılı bir cevap verebilmeyi içerdiğini söyler; involve to have kullanılmaz. Bu yapı, soyut bir düşünceyi somut bir gerekliliğe dönüştürmek için kullanılabilir: X involves doing Y. answer to the question ifadesinde to, answer sözcüğünü yanıtlanan soruya bağlar; mastar yapısının parçası değildir.

Alıştırma

Cümleyi involve ve work sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: Organizing a community festival ____ with many volunteers.

Cevabı göster

involves working

A presumption of one's own innocence Kültür

3:32

Kişinin kendi masumiyetini varsayması

is at the heart of self-righteousness and cruelty. Deyimler

3:35

kendini haklı görmenin ve zulmün merkezinde yer alır.

Kültür

A presumption of one's own innocence: ahlaki eleştiri olarak hukuk dili

Hukuki presumption of innocence ifadesi, suçluluğu kanıtlanmadıkça suçlanan bir kişiye masum muamelesi yapmak anlamına gelir. Bu cümlede one's own hedefi değiştirir: Bir mahkemenin başka bir kişiyi korumasından değil, kişinin kendisinin hatalı olamayacağı inancıyla işe başlamasından söz edilir. Bu kullanımda hukuk dili, öz eleştiri eksikliğini eleştiren bir metafora dönüşür. Yazar, kişinin kendisini otomatik olarak kusursuz görmesini kendini haklı görme ve acımasızlıkla ilişkilendirir; hukuki ilkenin kendisini reddetmez.

Alıştırma

"A presumption of one's own innocence is at the heart of self-righteousness and cruelty," cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. Kişi kendi hatalarını kabul etmeye isteklidir.
  2. Mahkemeler kanıt sunulmadan önce suçlanan kişileri cezalandırmalıdır.
  3. Kişi otomatik olarak kendisini hatasız sayıyor.
  4. Kişi diğer herkesin masum olduğundan emindir.
Cevabı göster

Kişi otomatik olarak kendisini hatasız sayıyor.

Deyimler

at the heart of: merkezî bir nedeni belirtme

At the heart of, bir şeyin “merkezinde veya en önemli kısmında” olmak anlamına gelir. Bu cümlede kişinin kendi masumiyetine inanmasını, kendini ahlaken üstün görmenin ve acımasızlığın temel kaynağı olarak gösterir; fiziksel bir konumdan söz etmez. Bir sorunu, sistemi veya niteliği temelden yönlendiren, şekillendiren ya da tanımlayan unsuru açıklamak için be at the heart of + isim öbeği yapısını kullanın.

Alıştırma

'Bir şeyin merkezî nedeni' anlamındaki dört sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: A lack of trust is ____ the conflict.

Cevabı göster

at the heart of

Because our minds may go blank at this point Öbek fiiller

3:39

Bu noktada zihnimiz boşalabileceği

and remember only our tender and beautiful sides,

3:41

ve sadece şefkatli ve güzel yanlarımızı hatırlayabileceği için,

we should lean on a set of prompts. Öbek fiiller

3:44

bir dizi ipucuna dayanmalıyız.

Öbek fiiller

minds may go blank: bir anda düşünememek veya hatırlayamamak

Someone's mind goes blank olduğunda kişi geçici olarak ne söyleyeceğini düşünemez veya ihtiyaç duyduğu bilgiyi hatırlayamaz. Burada minds may go blank, bu anılar hâlâ var olsa da insanların kendi kusurlarını bir anda hatırlayamayabileceğini anlatır. Our minds may go blank yapısında may olasılık bildirir ve go, may sözcüğünden sonra yalın fiil biçimindedir. Blank ortaya çıkan zihinsel durumu anlatır. İfade genellikle bilinçsizce yaşanan kısa bir duraksamayı belirtir; sessiz kalma kararını değil.

Alıştırma

Cümleyi mind go blank ifadesinin üç sözcüklü basit geçmiş biçimiyle tamamlayın: When I was asked to name every capital city, my ____.

Cevabı göster

mind went blank

Öbek fiiller

Lean on a set of prompts: bir dizi yönlendirici ifadeden destek almak

Burada lean on, destek veya yardım için bir şeyden yararlanmak anlamına gelir. Konuşmacı, düşünmeye devam etmek zorlaştığında bir dizi yönlendirici ifadeden yararlanmayı öneriyor; fiziksel olarak yaslanmaktan söz etmiyor. Yapı lean on + kişi, araç, deneyim veya kaynak biçimindedir. Bu ögeyi, zor bir görevi sürdürmenize veya ele almanıza yardım eden bir destek olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve bir şeyi destek ya da yardım için kullanmak anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When I cannot remember all the steps, I ____ my checklist.

Cevabı göster

lean on

For example,

3:49

Örneğin,

when I'm annoyed,

3:50

sinirlendiğimde,

I have a tendency to Kalıp ifadeler

3:51

eğilimim var

Kalıp ifadeler

I have a tendency to + fiilin yalın hâli

Have a tendency to, bir şeyi yapmaya yatkın olmak veya belirli bir davranış biçimini tekrarlamak anlamına gelir. İstisnalara yer bıraktığı için, eylemin her zaman gerçekleştiğini söylemekten daha yumuşak ve daha kesindir. Yapı özne + have/has a tendency to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bu yönlendirici ifade bilerek tamamlanmamıştır; I have a tendency to ifadesinden sonra speak too quickly gibi bir eylem eklenir.

Alıştırma

Cümleyi, tekrarlanan ancak kesin olmayan bir davranış biçimini anlatan bu dersin yapısıyla tamamlayın: When I'm nervous, ____ speak too quickly.

Cevabı göster

I have a tendency to

when I feel hurt,

3:54

incindiğimi hissettiğimde,

I

3:55

ben

when I'm tired,

3:57

yorulduğumda,

I

3:58

ben

Around money, I can be a bit difficult because Kelime

3:59

Para konusunda biraz zor olabilirim çünkü

Kelime

Konuyu belirleyen Around money ifadesi

Burada Around money, “paranın söz konusu olduğu durumlarda veya konuşmalarda” demektir. Fiziksel olarak paranın yakınında bulunmayı anlatmaz. Cümlenin başındaki bu edat öbeği, ardından gelen ifadenin konusunu veya kapsamını belirler. around’un bu kullanımı, bir meseleyle bağlantılı duyguları, alışkanlıkları ya da davranışları anlatırken yaygındır.

Alıştırma

“Around money, I can be difficult,” cümlesinde Around money ne anlama gelir?

  1. Yaklaşık olarak belirli bir miktar para
  2. Paranın söz konusu olduğu durumlarda veya konuşmalarda
  3. Fiziksel olarak bir miktar paranın yanında durmak
Cevabı göster

Paranın söz konusu olduğu durumlarda veya konuşmalarda

I guess I worry really quite a lot about

4:04

sanırım şu konuda gerçekten çok endişeleniyorum

I suppose I might be a bit of a handful around sex because Deyimler

4:08

Sanırım cinsellik konusunda biraz baş belası olabilirim çünkü

Deyimler

A bit of a handful: idare edilmesi biraz zor

Bu cümlede a handful, başa çıkmak için çok fazla enerji, sabır veya dikkat gerektiren bir kişiyi anlatan bir deyimdir. Kişinin vücut ölçüsüyle ya da tek elde tutulan bir şeyle ilgili değildir. A bit of bu itirafı yumuşatır. Konuşan kişi hafif ve belki mizahi bir biçimde “Benimle başa çıkmak zor olabilir” demektedir. Cümlenin tamamında around sex, bu davranışı seks konusuyla sınırlar.

Alıştırma

Cümleyi a handful deyiminin yumuşatılmış biçimiyle tamamlayın: Our puppy is sweet, but he can be ____ when guests arrive.

Cevabı göster

a bit of a handful

the point of prompting greater awareness Dilbilgisi

4:12

daha fazla farkındalık yaratmanın amacı

of our questionable patterns of behavior

4:14

şüpheli davranış kalıplarımız hakkında,

isn't to feel guilty or ashamed about them,

4:17

bunlar için suçluluk veya utanç hissetmek değil,

just to see how easily they could be confusing,

4:20

bunların başka bir insan için ne kadar kolay bir şekilde kafa karıştırıcı,

disturbing, and annoying to another person.

4:23

rahatsız edici ve sinir bozucu olabileceğini görmektir.

Dilbilgisi

the point of ... isn't to ..., just to ...: amaç ... değil, yalnızca ...

the point of X isn't to Y, just to Z kalıbı, reddedilen bir amacı gerçek amaçtan ayırır. X eylemi veya konuşmayı adlandırır; Y ulaşılmak istenmeyen sonucu, Z ise konuşanın dinleyiciyi yöneltmek istediği sınırlı gerçek amacı gösterir. Burada just, “yalnızca” veya “sadece” anlamındadır. Konuşan kişi insanlardan suçluluk ya da utanç duymalarını istemiyor. Amaç, davranışlarının başka bir kişiyi nasıl etkileyebileceğini fark etmektir.

Alıştırma

Hangi cümle bir amacı reddedip ardından gerçek ve daha sınırlı amacı verir?

  1. The point of the review is not only to assign blame, but also to prevent the same mistake.
  2. The point of the review isn't to assign blame, just to prevent the same mistake.
  3. The point of the review is to assign blame rather than prevent the same mistake.
Cevabı göster

The point of the review isn't to assign blame, just to prevent the same mistake.

We need, before we commit ourselves to a relationship, Kalıp ifadeler

4:25

Bir ilişkiye kendimizi adamadan önce,

to get fully acquainted with all the ways Kalıp ifadeler

4:28

tüm yollarla tam olarak tanışmamız gerekir

in which we are going to be a serious challenge to live around.

4:31

birlikte yaşaması ciddi bir zorluk olacağımız yönlerimizle.

Kalıp ifadeler

commit ourselves to a relationship: bir ilişkiye ciddi biçimde bağlanmak

commit oneself to something ifadesinde commit, bir şeye zaman, çaba, sadakat veya sorumluluk vermeye yönelik ciddi bir karar almak demektir. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: I commit myself, we commit ourselves ve she commits herself. Bu cümlede commit ourselves to a relationship, yalnızca bir randevuya çıkmak veya sıradan biçimde bir şeye başlamak değil, ilişkiye ciddi ve sürekli bir bağlılıkla girmek anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın ilişkisine ciddi ve sürekli biçimde bağlandığını söylüyor?

  1. Maya heard that two friends had started a relationship.
  2. Maya committed herself to the relationship and planned a future with her partner.
  3. Maya went on one casual date and made no further plans.
Cevabı göster

Maya committed herself to the relationship and planned a future with her partner.

Kalıp ifadeler

get fully acquainted with: kapsamlı biçimde tanır hâle gelmek

Get acquainted with, bir kişiyi, konuyu, sistemi ya da bir dizi olguyu zaman içinde tanır hâle gelmek demektir. Burada with'ten sonra gelen şey, kişinin birlikte yaşamayı hangi yönlerden zorlaştıracağıdır; dolayısıyla ifade yalnızca biriyle ilk kez tanışmayı değil, kişinin kendi davranış kalıplarını öğrenmesini anlatır. Fully, kapsam ve derinlik ekler: bir ilişkiye bağlanmadan önce kişinin kendini dürüstçe ve iyice anlaması gerekir. get + sıfat veya ortaç yapısı bir duruma geçişi anlatır; with ise tanınan şeyi belirtir.

Alıştırma

Örnekte get fully acquainted with ifadesinin en yakın anlamı hangisidir?

  1. Daha fazla öğrenmeden zaten kusursuz biçimde bilmek
  2. Hakkında derin ve kapsamlı bir anlayış geliştirmek
  3. İlk kez kısa süreliğine karşılaşmak
Cevabı göster

Hakkında derin ve kapsamlı bir anlayış geliştirmek

Our relationship reboot cards inspire conversations

4:45

İlişki yeniden başlatma kartlarımız,

that can help to rekindle love between you and your partner. Deyimler

4:49

partnerinizle aranızdaki aşkı yeniden canlandırmaya yardımcı olabilecek sohbetlere ilham verir.

Deyimler

rekindle love: sevgiyi yeniden güçlü hâle getirmek

Rekindle love, ateş benzetmesi kullanan bir ifadedir: sevgi zayıflamış veya sönmüş bir alev gibi düşünülür; rekindle ise onu yeniden canlı ve güçlü hâle getirmek demektir. re- ön eki yeniden anlamını eklediği için ifade, sevginin veya şefkatin daha önce var olduğunu varsayar. Bu cümlede sohbetler, partnerler arasındaki yakınlığı geri getirmenin olası bir yolu olarak sunulur. İfade, gerçek bir ateş yakmayı veya ilişkinin tamamının kesinlikle düzeldiğini değil, duyguların yeniden canlanmasını anlatır.

Alıştırma

Hangi durum rekindle love ifadesine en iyi uyar?

  1. Bir çift odayı aydınlatmak için mum yakar.
  2. Sevgisi zayıflayan bir çift, bu sevgiyi geri getirmek için birlikte anlamlı zaman geçirmeye başlar.
  3. Birbirini tanımayan iki kişi ilk kez karşılaşır ve birbirlerinden etkilenir.
Cevabı göster

Sevgisi zayıflayan bir çift, bu sevgiyi geri getirmek için birlikte anlamlı zaman geçirmeye başlar.