İlişkilerde Nasıl Savunmacı Olunmaz: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video Özeti: Haklı olmak; güven, empati ve teselli olmadan savunmacı çatışmayı çözmez. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. "There are no prizes for winning other than self-satisfied loneliness." - Deyimler ve Mecazi İfadeler: İronik yarışmayı ve kazanmanın ilişkiye neden zarar verebildiğini anlayın. 2. "not because the accusations are wrong, but because we're terrified." - Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Görünür nedeni gerçekle değiştirin; ilk düşünceyi yanlış ilan etmeniz gerekmez. 3. "Love is a skill that we can learn." - Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Sevgiyi öğrenilebilir bir yetenek olarak sunan kısa tanımı fark edin.
Bu derste
We often operate in romantic life under the mistaken view Kalıp ifadeler
0:00Romantik hayatımızda sık sık yanlış bir görüşle hareket ederiz,
Under the mistaken view: yanlış bir görüşün etkisiyle hareket etmek
under the mistaken view ifadesi, “yanlış bir inancın yönlendirmesiyle hareket etmek” anlamına gelir. Under burada soyuttur: fiziksel bir konumu değil, inancın kişinin davranışını nasıl etkilediğini anlatır. Mistaken, bu görüşün yanlış olduğunu açıkça belirtir. Yanlış inancın içeriğini açıklamak için yapının ardından çoğu zaman bir that cümleciği gelir: under the mistaken view that ...
Alıştırma
“They kept changing the plan under the mistaken view that every complaint required a new rule,” cümlesinde under the mistaken view ne anlama gelir?
- Görebildikleri bir şeyin fiziksel olarak altında bulunuyorlardı.
- Yanlış bir inanç tarafından yönlendiriliyorlardı.
- İnancın yanlış olduğunu açıkça biliyor ama onu görmezden geliyorlardı.
Cevabı göster
Yanlış bir inanç tarafından yönlendiriliyorlardı.
unconsciously imported from law courts and school debating traditions Deyimler
0:04mahkemelerden ve okul münazara geleneklerinden bilinçsizce ithal edilen,
Unconsciously imported from ...: farkında olmadan ... alanından aktarılmış
Imported burada mecaz olarak kullanılır. Rekabetçi bir düşünme biçimi, fiziksel bir ürünün sınırı geçmesi gibi değil, mahkemelerden ve okul münazaralarından romantik ilişkilere taşınan bir şey gibi sunulur. Unconsciously, bu aktarımın fark edilmeden gerçekleştiğini gösterir. import X from A into B kalıbı aktarılan şeyi, kaynak alanı ve yeni alanı belirtebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede imported, bir uygulamanın alanlar arasında taşınmasını anlatan soyut bir mecaz olarak kullanılmıştır?
- The association inherited its rules from an older club.
- The committee imported a decision-making rule from courtroom procedure.
- The café imported coffee beans from Colombia.
Cevabı göster
The committee imported a decision-making rule from courtroom procedure.
that the person who is right or has the stronger case Kalıp ifadeler
0:08haklı olan veya argümanı daha güçlü olan kişinin
should legitimately win any argument.
0:12herhangi bir tartışmayı meşru olarak kazanması gerektiği görüşüyle.
have the stronger case: daha güçlü gerekçelere sahip olmak
Bu cümlede has the stronger case, “daha ikna edici gerekçelere ve kanıtlara sahip olmak” anlamına gelir. Buradaki case yalnızca hukuki bir dava değil, bir görüşü destekleyen sav ve gerekçeler bütünüdür. Karşılaştırma biçimi stronger, iki veya daha fazla tarafın değerlendirildiğini gösterir. İfade, bir tarafın dayanaklarının daha ikna edici olduğunu söyler; kişinin fiziksel olarak daha güçlü olduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki tam karşılaştırmalı ifadeyle tamamlayın: After hearing both sides, I think Maya ____ because her evidence is more reliable.
Cevabı göster
has the stronger case
what the point of relationships might be. Dilbilgisi
0:18ilişkilerin amacının ne olabileceğini yanlış anlamaktır.
what the point of relationships might be: ilişkilerin amacının ne olabileceği
what the point of relationships might be sözleri bir dolaylı soru oluşturur ve misunderstand fiilinin nesnesi olarak görev yapar. Soru daha büyük bir bildirme cümlesinin içinde bulunduğu için bildirme cümlesi dizilişini korur: what + the point of relationships + might be; what might the point of relationships be biçimi kullanılmaz. Buradaki might, düşünceyi kesin bir sonuç olarak değil, araştırılan bir olasılık olarak sunar. İfade, dinleyiciye doğrudan soru sormadan ilişkilerin olası amacını veya değerini ele alır.
Alıştırma
discuss fiilinden sonra dolaylı soruyu doğru kullanan cümleyi seçin.
- We should discuss what the point of relationships might be.
- We should discuss what the point might relationships be.
- We should discuss what might the point of relationships be.
Cevabı göster
We should discuss what the point of relationships might be.
Kendinden memnun yalnızlığın ironik ödülü
Cümle yarışma dilinden yararlanır: winning karşıdaki kişiyi yenmeyi, prizes ise bir ödülü çağrıştırır. Yakın bir ilişkide bu düşünme biçimi reddedilmektedir. There are no prizes ... other than self-satisfied loneliness ironiktir. Yalnızlık gerçek bir ödül değil, haklı çıkmakta ısrar etmenin zararlı sonucudur. Other than, “-den başka” anlamına gelir; dolayısıyla cümle böyle bir zaferin yalnızca kendini beğenmiş bir yalnızlık getirdiğini söyler.
Alıştırma
Vurgulanan cümle, yakın olduğunuz biriyle tartışırken kazanmaya çalışmanın sonucu hakkında ne ima ediyor?
- Saygı ve değerli bir ödül kazanırsın.
- Karşındaki kişinin rakibin olduğunu kanıtlarsın.
- Kendini üstün hissetsen de yalnız kalabilirsin.
Cevabı göster
Kendini üstün hissetsen de yalnız kalabilirsin.
The point is more to try to help each other
0:28Amaç daha çok birbirimize yardım etmeye çalışmaktır,
to evolve into the best versions of ourselves. Kalıp ifadeler
0:30kendimizin en iyi versiyonlarına evrilmek için.
evolve into the best versions of ourselves: olabileceğimiz en iyi hâllere doğru gelişmek
Burada evolve into, “zamanla gelişerek bir şeye dönüşmek” anlamına gelir. Değişimi ani bir dönüşüm veya biyolojik evrim olarak değil, zaman içinde ilerleyen bir süreç olarak sunar. The best versions of ourselves, olabileceğimiz en güçlü, sağlıklı veya olgun kişiler anlamına gelir. Ourselves her iki kişiyi de kapsadığı için cümle, bir kişinin diğerini düzeltmesini değil, karşılıklı gelişimi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “zamanla gelişerek bir şeye dönüşmek” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Over several years, the small club began to ____ a national organization.
Cevabı göster
evolve into
argument that erupts: patlak veren bir tartışma
Burada erupts mecaz anlamda kullanılır. Tartışma, biriken basıncın aniden açığa çıkması gibi birden başlayıp şiddetlenir; burada yanardağdan söz edilmez. that erupts ilgi cümleciği, hangi tür tartışmadan bahsedildiğini açıklar. Bu eşdizim, çatışmayı hızlı, güçlü ve kontrol edilmesi zor gösterir.
Alıştırma
argument that erupts ne anlatır?
- Bir tartışma aniden ve şiddetli biçimde başlar.
- Bir tartışma sakin ve ayrıntılı biçimde ele alınır.
- Bir tartışmanın doğru olduğu kanıtlanır.
Cevabı göster
Bir tartışma aniden ve şiddetli biçimde başlar.
when one partner has a largely correct insight
0:36partnerlerden biri, diğerinin sorunları hakkında
into the problems of their partner.
0:39büyük ölçüde doğru bir kavrayışa sahip olduğunda patlak verir.
With a stern, masterful, and almost gleeful tone, Ton ve niyet
0:42Sert, otoriter ve neredeyse neşeli bir ses tonuyla,
With a stern, masterful, and almost gleeful tone: sert, hâkim ve neredeyse keyifli bir tonla
Baştaki with öbeği, açıklamanın nasıl yapıldığını anlatır. Stern sert ve katı; masterful burada güçlü biçimde hâkim ve kontrol sahibi; almost gleeful ise neredeyse haz ya da heyecan gösteren anlamındadır. Bu sıfatlar birlikte konuşanı sert ve üstün gören, hatta eleştirmekten zevk alıyor olabilecek biri olarak çerçeveler. Almost, kişinin tamamen keyifli olduğunun kesin biçimde söylenmesini engeller.
Alıştırma
İfadenin tamamı burada nasıl bir tutum aktarıyor?
- Sıcak, kararsız ve kırıcı olmaktan endişeli.
- Sert, kontrolcü ve eleştirmekten neredeyse memnun.
- Tarafsız ve yalnızca gerçekleri aktarmakla ilgili.
Cevabı göster
Sert, kontrolcü ve eleştirmekten neredeyse memnun.
Or, "You hogged the conversation at the party." Kelime
0:48Veya, "Partide sohbeti sen tekelinize aldın."
hogged the conversation: sohbeti tekeline almak
Buradaki hog, sınırlı bir şeyin gereğinden fazlasını bencilce kendine ayırmak anlamına gelen gündelik bir fiildir. Hogged the conversation, bir kişinin konuşmanın büyük bölümünü üstlenip başkalarına katılmaları için çok az fırsat vermesi demektir. Bu ifade, konuşma süresinin paylaşılmasına yönelik olumsuz bir değerlendirmedir; sohbeti yönetmeyi veya yönlendirmeyi tarafsız biçimde anlatmaz.
Alıştırma
Eleştiriyi dersteki gündelik ifadeyle tamamlayın: At lunch, Leo spoke almost the whole time and did not let anyone else join in. He ____.
Cevabı göster
hogged the conversation
Or, "You don't take enough responsibility." Kalıp ifadeler
0:53Veya, "Yeterince sorumluluk almıyorsun."
take enough responsibility: yeterince sorumluluk almak
Take responsibility, bir eylem, sorun veya sonuçtan sorumlu olduğunu fark edip kabul etmek demektir. Take bu eşdizimin bir parçasıdır; bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. You don't take enough responsibility cümlesinde enough, sorumluluk üstlenme derecesini ölçer. Konuşan kişi karşısındakinin hiç sorumluluk kabul etmediğini söylemek zorunda değildir; sorumluluğun miktarını veya sürekliliğini yetersiz bulmaktadır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki “sorumluluğu kabul etmek” anlamına gelen iki sözcüklü eşdizimle tamamlayın: After forgetting to send the invitation, I should ____ for the mistake.
Cevabı göster
take responsibility
Or, "You waste far too much time online." Dilbilgisi
0:55Veya, "İnternette çok fazla zaman kaybediyorsun."
far too much: kabul edilebilirden çok daha fazla bir miktar
Far, too much ifadesini güçlendirir. Bu cümlede far too much time, konuşanın kabul edilebilir bulduğu miktarın açıkça üzerinde bir zaman miktarını anlatır. Buradaki far fiziksel mesafeyi değil, dereceyi belirtir. Aktarılabilir kalıplar far too + sıfat veya zarf, far too much + sayılamayan isim ve far too many + çoğul sayılabilen isim şeklindedir. Too zaten “kabul edilebilir olandan fazla” demektir; far bu aşırılığı çok daha güçlü hâle getirir.
Alıştırma
Bir fiyatın kabul edilebilir düzeyin çok üzerinde olduğunu gösterecek doğal ifadeyi seçin: The ticket is ___ expensive.
- very too
- too much
- far too
Cevabı göster
far too
take enough exercise: Britanya İngilizcesine özgü bir eşdizim
Take exercise, “fiziksel etkinlik yapmak” veya “egzersiz yapmak” anlamına gelen bir Britanya İngilizcesi eşdizimidir; take burada bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. Olumsuz cümlede enough gerekli miktarı belirtir. Bu nedenle never take enough exercise, “gerektiği kadar fiziksel etkinlik yapmamak” demektir. Exercise genel anlamda fiziksel etkinliği ifade ettiğinde sayılamayan isimdir. Bu yüzden enough exercise önünde artikel olmadan ve çoğul eki almadan kullanılır.
Alıştırma
“You never take enough exercise,” cümlesinde take enough exercise ne anlama gelir ve bu ifade özellikle hangi İngilizce türüne özgüdür?
- “Yeterli antrenman ekipmanı taşımak” anlamına gelir ve özellikle Amerikan İngilizcesine özgüdür.
- “Yeterli sayıda ayrı egzersizi tamamlamak” anlamına gelir ve bölgesel bir özellik taşımaz.
- “Yeterli fiziksel etkinlik yapmak” anlamına gelir ve özellikle Britanya İngilizcesine özgüdür.
Cevabı göster
“Yeterli fiziksel etkinlik yapmak” anlamına gelir ve özellikle Britanya İngilizcesine özgüdür.
maybe not wrong: temkinli ve sınırlı kabul
Maybe, konuşanın kesinlik derecesini azaltır. Not wrong ise doğrudan “right” demek yerine “yanlış” olmayı reddederek sınırlı bir kabul ifade eder. İkisi birlikte, fikrin bir ölçüde geçerli olabileceğini söyler; tamamen doğru olduğunu değil. Bu, temkinli bir ödün vermedir: Konuşan kişi, karşı görüşün bir noktada haklı olabileceğini kabul ederken tam destek vermeyerek mesafesini korur.
Alıştırma
Hassas bir tartışmada biri "Her concern is maybe not wrong." diyor. En doğal anlam hangisidir?
- Konuşan kişi ona güçlü ve coşkulu biçimde katılıyor.
- Onun kaygısı kesinlikle yanlıştır.
- Onun kaygısında haklılık payı olabilir, ancak konuşan kişi bunu bütünüyle desteklemiyor.
Cevabı göster
Onun kaygısında haklılık payı olabilir, ancak konuşan kişi bunu bütünüyle desteklemiyor.
correctly discerning the flaws: kusurları doğru biçimde saptamak
Correctly discerning the flaws ifadesinde correctly, discerning sözcüğünü niteler. Discern; genellikle dikkatli düşünme veya gözlem yoluyla bir şeyi açıkça belirlemek ya da algılamak anlamına gelen, oldukça resmî bir fiildir. Flaws ise kusurlar veya zayıflıklar demektir. Burada ifade, eleştiren kişinin partnerinin zayıflıklarını doğru biçimde fark ettiğini söyler. Discern tek başına eleştirmek veya kınamak anlamına gelmez. Olumsuz değerlendirme fiilden değil, flaws sözcüğünden ve genel savdan gelir.
Alıştırma
Cümleyi resmî ve analitik bir tonla en iyi tamamlayan fiili seçin: "After comparing the reports, the analyst could ___ a recurring weakness in the method."
- discern
- criticize
- congratulate
Cevabı göster
discern
by attacking a partner with clinical energy, Notlar
1:18bir partnere klinik bir enerjiyle saldırarak,
with clinical energy: soğuk ve mesafeli yoğunluk anlamında clinical
with clinical energy ifadesinde clinical mecaz anlamda kullanılır. Saldırıyı soğuk, mesafeli ve sistemli gösterir; sanki partnere sıcaklıkla yaklaşmak yerine o bir vaka gibi inceleniyormuş izlenimi verir. Energy yoğunluk ve güç katar. İfade bir bütün olarak güçlü ama empatiden yoksun şekilde saldırmak demektir; buradaki clinical, tıbbi beceriye veya profesyonelliğe övgü değil, eleştiridir.
Alıştırma
Bu cümlede with clinical energy, partnere nasıl saldırıldığını düşündürüyor?
- Saldırı sıcak, kendiliğinden ve sevgi doludur.
- Saldırı yoğun, sistemli ve duygusal olarak soğuktur.
- Saldırı tıbbi bir tedavinin parçasıdır.
Cevabı göster
Saldırı yoğun, sistemli ve duygusal olarak soğuktur.
by attacking ...: by + -ing bir sonucun nasıl oluştuğunu gösterir
By + -ing yapısı, ana cümledeki sonucu oluşturan veya açıklayan eylemi gösterir. Burada by attacking ... başarı şansımızı nasıl azalttığımızı anlatır; ayrıca bu istenmeyen sonucun doğrudan nedeni olarak da anlaşılabilir. Bu yapı, bir eylemi sonucuna doğrudan bağlar. Ayrı bir because cümleciğinden daha kısadır ve çoğu zaman “Bu sonuç nasıl ortaya çıktı?” sorusunu yanıtlar.
Alıştırma
Sonucun nasıl ortaya çıktığını gösteren bir by + -ing ifadesi oluşturmak için cümleyi tek sözcükle tamamlayın: The group solved the problem ____ sharing all the clues.
Cevabı göster
by
the evolution of the person we have to live with.
1:25yani birlikte yaşamak zorunda olduğumuz kişinin evrimine.
on the receiving end of: etkilenen tarafta olmak
be on the receiving end of something, bir şeyden etkilenen ya da ona maruz kalan kişi olmak demektir. Burada, kendi kusurları hakkında can acıtıcı bir değerlendirmeyi dinlemek zorunda kalan kişiyi anlatır. Bu ifade bir eylemin yönünü gösterir: eleştiriyi ya da başka bir davranışı başkası yöneltir ve onun etkisini siz yaşarsınız. Genellikle hoş olmayan bir deneyimi düşündürür; ancak ardından açıkça olumlu bir isim gelirse deneyim de olumlu olabilir.
Alıştırma
Cümleyi “hedefi oldu” anlamındaki deyimle tamamlayın: After the team lost, the coach was ____ a wave of angry messages.
Cevabı göster
on the receiving end of
what makes us bristle and deny everything Dilbilgisi
1:34bizi öfkelendiren ve her şeyi inkar etmemize neden olan şey
What makes us ... isn't ... itself: görünürdeki nedeni reddetme kalıbı
Burada what makes us bristle and deny everything, isn't ifadesinin öznesi olarak görev yapan bir isim cümleciğidir. What bir soru sormaz; “bizi böyle tepki vermeye iten şey ya da neden” anlamına gelir. What makes + kişi + tepki + isn't + görünürdeki neden kalıbı, konuşanın gerçek nedeni vermeden önce bariz görünen bir açıklamayı reddetmesini sağlar. Itself görünürdeki nedeni vurgular: the accusation itself, etrafındaki üslup veya durumdan ayrı olarak suçlamanın kendisini belirtir. Burada what cümleciğinin tamamı tek bir fikir olarak görüldüğü için tekil isn't kullanılır.
Alıştırma
Görünürdeki nedeni reddetmek için kalıbı What ve isn't ile tamamlayın: ____ makes Lena upset ____ the delay itself; it's the lack of an explanation.
Cevabı göster
What · isn't
all too well: fazlasıyla iyi bilmek
all too well ifadesinde all, flaws sözcüğünü değil, too well ifadesinin derecesini güçlendirir. İfadenin tamamı “son derece iyi” veya “insanı rahatsız edecek kadar iyi” bilmek anlamına gelir. Genellikle bu bilginin hoş olmayan deneyimlerden geldiğini ya da konuşanın konuya bu kadar aşina olmamayı tercih edeceğini düşündürür. Burada konuşanlar kendi kusurlarını zaten çok açık biçimde bilmekte ve sözlerinde rahatsızlık veya kabullenmişlik hissi bulunmaktadır.
Alıştırma
“I know that feeling all too well” sözüne en uygun durum hangisidir?
- Konuşan iyi bildiği sevdiği bir hobiyi anlatmaktan keyif almaktadır.
- Konuşan bu hoş olmayan duyguyu birçok kez yaşamış ve onu derinden tanımaktadır.
- Konuşan bu duyguyu hiç yaşamamıştır, ancak nasıl olduğunu tahmin edebilir.
Cevabı göster
Konuşan bu hoş olmayan duyguyu birçok kez yaşamış ve onu derinden tanımaktadır.
We just can't bear to take their criticism on board Öbek fiiller
1:46Sadece onların eleştirilerini kabul etmeye katlanamıyoruz,
take their criticism on board: eleştirilerini ciddiye alıp özümsemek
Take criticism on board, eleştiriyi ciddiyetle dinlemek, geçerli olabileceğini kabul etmek ve düşünce ya da eylemleri etkilemesine izin vermek demektir. On board deyimin bir parçasıdır; gerçekte hiçbir şey bir taşıta alınmaz. Bu cümlede can't bear to take it on board, eleştirinin sert biçimde iletilmesinin konuşanların onu özümseyememesine veya özümsemek istememesine yol açtığını belirtir. Bu, eleştirinin kendisinin mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak take ... on board ifadesiyle tamamlayın: The coach promised to ____ the players' concerns ____ before changing the schedule.
Cevabı göster
take · on board
not because A, but because B: A olduğu için değil, B olduğu için
not because A, but because B kalıbı A'yı açıklama olarak reddeder ve B'yi gerçek neden olarak sunar. Burada konuşmacı, inkârın suçlamaların yanlış olduğuna inanmaktan değil, korkudan kaynaklandığını söyler. İlk bölüm, içindeki ifadenin doğru ya da yanlış olduğunu değil, onun bir neden olduğunu reddeder. Başka bir deyişle bu yapı, suçlamaların doğru mu yanlış mı olduğunu tek başına bildirmez; davranışı hangi güdünün açıkladığını gösterir.
Alıştırma
Nedenleri karşılaştıran yapıyla cümleyi tamamlayın: I stayed quiet ____ I agreed, ____ I needed time to think.
Cevabı göster
not because · but because
The light of truth is shining too brightly. Deyimler
1:59Hakikatin ışığı çok parlak bir şekilde parlıyor.
The light of truth is shining too brightly: acı verici biçimde açığa çıkarmayı anlatan metafor
Bu cümlede bir metafor kullanılır: Gerçek, ışık olarak; bir şeyi anlamak veya açığa çıkarmak ise bu ışığın parlaması olarak hayal edilir. Gerçek bir fiziksel ışıktan söz edilmez. Too brightly, insanların rahatça yüzleşebileceğinden daha parlak demektir. Bu yüzden imge yalnızca açıklığı övmez; gerçeğin acı verecek kadar çok şeyi açığa çıkardığını ve insanları geri çekilmeye ya da savunmaya ittiğini anlatır.
Alıştırma
Bu bağlamda "The light of truth is shining too brightly." en güçlü biçimde neyi ifade eder?
- Gerçek bir lamba odayı rahatsız edici hâle getiriyor.
- Gerçek, insanlara her şeyleri açığa çıkmış gibi hissettirerek onları savunmaya itiyor.
- Gerçek tamamen hoş ve memnuniyetle karşılanan bir şey olarak övülüyor.
Cevabı göster
Gerçek, insanlara her şeyleri açığa çıkmış gibi hissettirerek onları savunmaya itiyor.
The fear is that if we admitted our failings, Dilbilgisi
2:03Korkumuz şudur ki, başarısızlıklarımızı kabul edersek,
we would be crushed, shown up as worthless, Öbek fiiller
2:05yıkılırız, değersiz birer hiç olarak teşhir ediliriz,
If we admitted..., we would...: ikinci koşul yapısı
if we admitted our failings, we would be crushed yapısında if yan cümlesi, koşulu şimdi veya gelecekte hayal edilen ya da psikolojik olarak gerçeklikten uzak bir durum şeklinde sunmak için geçmiş zaman biçimi admitted sözcüğünü kullanır. Sonuç cümlesinde would + fiilin yalın hâli bulunur. Admitted, kabul etme eyleminin daha önce gerçekleştiği anlamına gelmez. Buradaki crushed mecazidir: konuşan kişi, zayıflıklarını kabul ettikten sonra duygusal olarak ezilmekten ve değersiz görülmekten korkar. İkinci koşul yapısı, koşulun gerçek olduğunu iddia etmeden korkulan bir sonucu incelemeyi sağlar.
Alıştırma
Cümleyi admit ve be fiillerinin ikinci koşul biçimleriyle tamamlayın: If Nora ____ the problem, she ____ more likely to get help.
Cevabı göster
admitted · would be
Shown up as worthless: be shown up as + betimleme
shown up as worthless ifadesinde shown up, show someone up as + betimleme yapısının edilgen biçimidir. Birini olumsuz bir niteliğe sahipmiş gibi gösterecek şekilde açığa çıkarmak veya gerçek yüzünü ortaya koymak anlamına gelir. As worthless, kişiye yakıştırılan ağır “değersiz” yargısını verir. Buradaki anlamı gelmek veya ortaya çıkmak değildir. Edilgen yapı, açığa çıkaran kişi ya da şeyi belirtmez ve kişinin gerçek yüzünün görülüp değersiz diye yargılanmasından doğan korkulan aşağılanmayı öne çıkarır.
Alıştırma
"The seller was shown up as dishonest by the records," cümlesinde shown up as ne anlama gelir?
- Kayıtlar satıcının sahtekâr olduğunu ortaya çıkardı.
- Satıcı kayıtları incelemek için geldi.
- Kayıtlarda satıcının bir resmi gösterildi.
Cevabı göster
Kayıtlar satıcının sahtekâr olduğunu ortaya çıkardı.
and that unless and until we reform ourselves, Kalıp ifadeler
2:14ve kendimizi düzeltmediğimiz sürece ve o zamana kadar,
we would have no claim on the affections or forgiveness of the other. Kalıp ifadeler
2:16diğerinin şefkati veya affediciliği üzerinde hiçbir hakkımız kalmaz.
Vurgulu koşul ve sınır olarak “unless and until”
Bu cümlede unless and until, sonucun değişebilmesi için önce yerine getirilmesi gereken koşulu, yani kendimizi düzeltmemizi ifade eder. Bu gerçekleşene kadar diğer kişinin sevgisi ya da bağışlaması üzerinde hak iddia etmek imkânsızmış gibi sunulur. Bu ikili, koşul eşiğini belirten unless ile zaman sınırını belirten until sözcüklerini birleştirir. Tek başlarına kullanıldıklarından daha vurguludur: koşul yerine getirilmediği sürece sonuç engellenmeye devam eder.
Alıştırma
İnceleme tamamlanmadan önce kısıtlamanın yürürlükte kalacağını belirten vurgulu ikili bağlaçla kuralı tamamlayın: “The restriction will remain in place ____ the safety review is complete.”
Cevabı göster
unless and until
Hak sahibi olmamayı belirten “have no claim on”
Have no claim on, bir şeyi talep etmek, beklemek veya kontrol etmek için hiçbir hakka ya da geçerli gerekçeye sahip olmamak anlamına gelir. Burada diğer kişinin sevgisi ve bağışlaması, borçlu olduğu düşünülemeyecek şeyler olarak ele alınır. Yapı have + no claim + on + söz konusu kişi, kaynak, sadakat, zaman veya tepki biçimindedir. Claim burada “ileri sürülen hak” anlamında bir isimdir; “bir şeyin doğru olduğunu iddia etmek” anlamındaki fiil değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede claim, başka birinin kaynağı üzerinde hak veya gerekçeli talep anlamında kullanılmıştır?
- After leaving the committee, Lena knew she had no claim on its members' time.
- Lena claimed that the meeting had ended early.
- Lena filed a claim for her damaged phone.
Cevabı göster
After leaving the committee, Lena knew she had no claim on its members' time.
That's why we insist that we do actually do enough exercise, Dilbilgisi
2:21İşte bu yüzden aslında yeterince egzersiz yaptığımızda,
do actually do enough exercise ifadesindeki vurgulayıcı do
İlk do, yalın hâldeki do fiilinden önce gelen vurgulayıcı bir yardımcı fiildir. Olumlu ifadeyi güçlendirir: konuşan kişi yalnızca bir alışkanlığı anlatmak yerine gerçekten egzersiz yaptığında ısrar eder. Actually düzeltmeyi daha da güçlendirir. do actually do bütünü, konuşanın egzersiz yapmadığı düşüncesine karşı çıkar; iki do farklı görevler üstlendiği için bu tekrar dil bilgisi açısından doğrudur.
Alıştırma
Düzeltmeyi vurgulayıcı do, actually ve ana fiil do ile tamamlayın: “I ____ my share of the cleaning, even if you do not notice.”
Cevabı göster
do actually do
and that we've never wasted any time on any embarrassing websites.
2:26ve utanç verici web sitelerinde asla zaman kaybetmediğimizde ısrar ederiz.
We feel so burdened with shame and guilt already. Kalıp ifadeler
2:31Zaten utanç ve suçluluk duygusuyla yeterince ezilmiş hissediyoruz.
Utanç ve suçluluk yükü altında olmak
Burdened with shame and guilt, bu duyguların ağırlığı altında ezilmiş hissetmek demektir. Buradaki ağırlık mecazidir: utanç ve suçluluk taşınması zor bir yük gibi hissedilir ve sürekli baskı yaratır. be veya feel burdened with + isim yapısı; duygu, görev, borç veya endişe gibi ciddi ve devam eden bir yükü belirtir. Bu cümlede duygusal baskının zaten ağır olduğunu gösterir.
Alıştırma
Ciddi ve devam eden bir yükü belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: “After taking on three extra projects, Nina felt ____ the responsibility of managing them.”
Cevabı göster
burdened with
A lover's further upbraiding feels impossible to listen to. Kelime
2:34Bir sevgilinin daha fazla azarlamasını dinlemek imkansız gelir.
Sert ve resmî bir azarlama olarak “Upbraiding”
Upbraiding, sert bir azarlama veya kınama anlamına gelen resmî ve edebî bir isimdir. Burada a lover's further upbraiding, sevgiliden gelen yeni bir sert ve suçlayıcı sözlü saldırıyı ifade eder; tavsiye veya nazik eleştiri değildir. Bu sözcük duygusal şiddeti artırır: kişi zaten utanç veya suçluluk hissetmektedir ve sevgilinin daha fazla kınaması dayanılmaz gelir.
Alıştırma
Edebî bir betimlemede, sevgiliden gelen sert ve suçlayıcı bir azarlamayı en iyi hangi sözcük adlandırır?
- advice
- upbraiding
- criticism
Cevabı göster
upbraiding
There's too much pre-existing fragility in our psyches
2:39Sorunlarımıza dair yeni ve ağır bir gerçeği daha itiraf edemeyecek kadar,
for us to admit to another difficult insight into what's wrong with us.
2:42ruhlarımızda zaten var olan çok fazla kırılganlık vardır.
is that it is the overly confrontational pursuit of truth Anlatım akışı
2:49gerçeğin aşırı derecede çatışmacı bir şekilde aranmasının,
“is that ... it is ... that ...”: ironiyi açıklamak ve odağa almak
The irony of the defensive argument is that, paradoksun açıklamasını başlatır. is that sonrasındaki her şey ironinin ne olduğunu belirtir: gerçeğe ulaşması amaçlanan bir yöntem, bunun yerine gerçeği engeller. Bu açıklamanın içinde it is the overly confrontational pursuit of truth that makes ... bir it-cleft, yani bölünmüş cümle yapısıdır. the overly confrontational pursuit of truth ifadesini neden olarak odağa yerleştirirken truth tekrarını hedeflenen amaçla başarısız sonucu bağlamak için kullanır. Eleştiri gerçeğin kendisine değil, çatışmacı yönteme yöneliktir. Burada reaching truth yalnızca nesnel bir gerçeği keşfetmek değil, dürüstçe kabullenme ve sorunla ilgilenme noktasına ulaşmak demektir.
Alıştırma
Vurgulanan yan cümlenin argümanı nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama anlatır?
- “is that” açıklamayı başlatır ve “it is X that Y” X'i neden olarak odağa yerleştirir.
- İki “it” kullanımı da savunmacı argümana gönderme yapar.
- Cümle, gerçeği aramanın her zaman zararlı olduğunu savunur.
Cevabı göster
“is that” açıklamayı başlatır ve “it is X that Y” X'i neden olarak odağa yerleştirir.
outlined by the ancient Greek philosopher Plato.
3:04antik Yunan filozofu Platon tarafından özetlenmiştir.
“the just lie”: just, “ahlaken haklı” anlamında
Bu ifadede just, “ahlaken doğru veya haklı” anlamına gelen bir sıfattır. Dolayısıyla the just lie, gerçeği söylemenin ciddi bir zarara yol açabileceği için etik açıdan izin verilebilir sayılan bir yalandır. Bu ifade felsefi bir istisnayı adlandırır; yalan söylemenin genel olarak iyi olduğunu savunmaz. Metindeki örnekte, başka bir kişinin karşı karşıya olduğu tehlike olası yalanı “haklı” kılan şeydir.
Alıştırma
the just lie ifadesindeki just ne anlama gelir?
- Yakın zamanda
- Koşullar içinde ahlaken haklı
- Yalnızca veya sadece
Cevabı göster
Koşullar içinde ahlaken haklı
“be entitled to do”: bir hakka veya gerekçeye sahip olmak
Be entitled to + fiil, bir şeyi yapmak için tanınmış bir hakka veya yeterli bir gerekçeye sahip olmak demektir. We’re entitled to lie cümlesinde entitled to ifadesinden sonra fiilin yalın hâli olan lie gelir. Buradaki iddia hukuki değil ahlakidir: Konuşan kişi, tehlikeli koşulların yalan söylemeyi haklı kıldığını belirtir. Bu ifade yalnızca yalan söylemenin mümkün olduğu anlamına gelmez ve entitled burada “kendini özel muameleye layık gören” biçimindeki olumsuz kişilik etiketi olarak kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi be entitled to ifadesinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: Under the policy, every employee ____ take one paid volunteer day.
Cevabı göster
is entitled to
because we understand that were we to tell them the truth, Dilbilgisi
3:15çünkü onlara gerçeği söylersek,
they'd probably use the tool to do something horrendous to us.
3:17aracı muhtemelen bize korkunç bir şey yapmak için kullanacaklarını anlarız.
Were we to tell them the truth: resmî koşul devrikliği
“Were we to tell them the truth” resmî bir devrik koşul yapısıdır. “if we were to tell them the truth” ile aynı anlama gelir. Varsayımsal bir olasılık sunar; gerçeğin onlara gerçekten söylendiğini belirtmez. if kaldırılıp were öznenin önüne getirildiğinde soru değil, koşul anlamı oluşur. Ardından gelen “they'd probably use the tool” bölümü, bu varsayımsal eylemin olası sonucunu açıklar.
Alıştırma
Resmî devrik koşul cümlesini tamamlayın: ____ the pilot to change course, the flight would arrive late.
Cevabı göster
Were
we can reasonably tell a lie when our life is in danger.
3:22hayatımız tehlikedeyken makul bir şekilde yalan söyleyebiliriz.
our partner may not literally be searching for an axe Anlatım akışı
3:28partnerimiz bize sorgulayıcı bir soru sorduğunda,
when they ask us an inquisitorial question, Kelime
3:31kelimenin tam anlamıyla bir balta aramıyor olabilir,
an inquisitorial question: sorgu gibi hissettiren bir soru
Bu cümlede an inquisitorial question, bir sorgunun parçasıymış gibi hissettiren bir soru anlamına gelir. Yalnızca meraklı ya da ayrıntılı bir soru değildir; dinleyeni baskı altında bırakır ve şüphe, suçlama veya eşitsiz bir güç ilişkisi ima edebilir. Bu sıfat sorunun dil bilgisel biçimini değil, soruluş tarzını ve yarattığı etkiyi anlatır. Sorgulamanın düşmanca, kontrolcü veya suçlayıcı şekilde sunulduğunu gösterir.
Alıştırma
Sorgu gibi hissettiren ve baskı ya da suçlama taşıyan bir soruyu en iyi hangi ifade anlatır?
- a probing question
- an inquisitive question
- an inquisitorial question
Cevabı göster
an inquisitorial question
may not literally ... but psychologically: olgu ve deneyim ayrımı
“may not literally ... but psychologically ...” kalıbı iki anlam düzeyini ayırır. İlk bölüm, görüntünün fiziksel bir gerçek olduğunu reddeder; ikinci bölüm ise dikkati durumun zihinde nasıl hissedilebileceğine yöneltir. Bu sayede konuşan kişi, partnerin gerçekten baltası olduğunu ya da iki durumun nesnel tehlikesinin aynı olduğunu iddia etmeden baltayı tehdit altında hissetmenin benzetmesi olarak kullanabilir.
Alıştırma
Hangi cümle nesnel bir olgu ile psikolojik bir deneyimi doğru şekilde ayırır?
- The email is literally shouting at me, so psychologically it makes no sound.
- The email may be harsh, but literally I feel nervous.
- The email is not literally shouting at me, but psychologically, its harsh wording can feel threatening.
Cevabı göster
The email is not literally shouting at me, but psychologically, its harsh wording can feel threatening.
which makes it at least a little understandable
3:38bu da ne hakkında konuştuklarını hiç bilmediğimizi söylersek
if we say we simply don't know what they're talking about.
3:40bunu en azından biraz anlaşılır kılar.
It may feel unfair to ask an accuser to take responsibility for our vulnerability,
3:44Bizi suçlayan birinden kırılganlığımızın sorumluluğunu almasını istemek haksızlık gibi görünebilir,
they will need to make it abundantly clear Kalıp ifadeler
3:53şunu çok açıkça belirtmeleri gerekecektir ki,
make it abundantly clear: şüpheye yer bırakmamak
Make it abundantly clear, bir şeyi şüpheye çok az yer bırakacak ya da hiç yer bırakmayacak kadar açık ve vurgulu biçimde iletmek anlamına gelir. Abundantly, clear kelimesinin anlamını güçlendirir; bir şeyin miktarının çok olduğu anlamına gelmez. make it + adjective + that-clause yapısında it, ardından gelen that yan cümlesindeki asıl içeriği hazırlayan biçimsel nesnedir: They made it abundantly clear that the rule applied to everyone. Bu yapı bir sınırı, koşulu, kuralı veya taahhüdü duyururken kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi “bunu şüpheye yer bırakmadan belirtmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The principal wanted to ____ that bullying would not be tolerated.
Cevabı göster
make it abundantly clear
use the truth ... as a weapon: gerçeği silah olarak kullanmak
use A as B yapısında B, A'ya verilen rolü veya işlevi belirtir. Burada truth, mecazi olarak bir weapon gibi ele alınır: Bir kişi acı veren bir gerçeği kabul ettikten sonra, başka biri bu gerçeği onu utandırmak, kontrol etmek veya ona saldırmak için kasıtlı olarak onun aleyhine kullanabilir. Cümle, gerçeğin kendisinin zararlı olduğunu söylemez. Zarar, başka birinin kabul edilmiş bilgiyi kullanma biçiminden doğar.
Alıştırma
Bu cümlede use the truth as a weapon ne anlama gelir?
- Her doğru ifadenin fiziksel olarak tehlikeli olduğunu kanıtlamak.
- Kabul edilmiş bir gerçeği birini utandırmak, kontrol etmek veya ona saldırmak için kullanmak.
- Kimsenin kabul edememesi için gerçeği saklamak.
Cevabı göster
Kabul edilmiş bir gerçeği birini utandırmak, kontrol etmek veya ona saldırmak için kullanmak.
if only the circumstances were more sympathetic, Dilbilgisi
4:04keşke koşullar daha şefkatli olsaydı,
if only the circumstances were more sympathetic: keşke koşullar daha anlayışlı olsaydı
Burada if only + geçmiş zaman biçimi (were), şimdiki zamanla ilgili güçlü bir dileği ifade eder. Konuşan kişi daha anlayışlı koşullar hayal ederken mevcut koşulların yeterince anlayışlı olmadığını da ima eder. Buradaki geçmiş zaman biçimi, durumu geçmiş zamana yerleştirmez. Gerçek dışı veya varsayımsal bir mesafe oluşturur. Bu dilek confess sözcüğünden önce araya girer; yani istenen koşullar oluşsaydı suçlanan kişiler itiraf etmeye istekli olabilirdi.
Alıştırma
Hangi cümle bugünkü havanın gerçekte olduğundan daha sıcak olmasına yönelik güçlü bir dileği ifade eder?
- If only the weather were warmer today!
- If the weather gets warmer today, we'll eat outside.
- I'll eat outside only if the weather gets warmer today.
Cevabı göster
If only the weather were warmer today!
and admit to all that's broken and wounded in us.
4:12ve içimizdeki tüm kırık ve yaralı şeyleri kabul etmeyi çok isterdik.
unburden ourselves: üzerimizdeki duygusal yükü anlatmak
Burada unburden ourselves, uzun süredir içimizde tuttuğumuz acı verici düşünceleri, duyguları veya gerçekleri dile getirerek duygusal yükü hafifletmek anlamına gelir. Ardından gelen admit to all that's broken and wounded in us sözleri, konuşanların neyi açıklamak istediğini belirtir. Fiil dönüşlü bir yapıyla kullanılır: unburden + oneself. Dönüşlü zamir özneye göre değişir; I unburden myself ve they unburden themselves örneklerinde olduğu gibi. Buradaki ana fikir yalnızca bilgi aktarmak değil, duygusal rahatlama yaşamaktır.
Alıştırma
Cümleyi unburden oneself ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After keeping the fear secret for months, Maya finally decided to ____ to her closest friend.
Cevabı göster
unburden herself
The answer is to try and create a situation
4:16Çözüm, her iki tarafın da kusurlu olduklarını kabul ettikleri,
ever beyond a need for love and kindness,
4:24karşılıklı evrim ihtiyacının verili olarak kabul edildiği,
where the mutual need for evolution is taken as a given, Deyimler
4:27ve üzerinde iyi düşünülmüş her eleştirinin,
is taken as a given: kabul edilmiş bir başlangıç varsayımı
is taken as a given ifadesinde a given, önceden kesinleşmiş gibi kabul edilen bir olgu veya koşulu belirten isimdir. Cümle, karşılıklı gelişim ihtiyacının ortak bir başlangıç varsayımı olarak ele alındığını, bu nedenle önce kanıtlanmasının veya tartışılmasının gerekmediğini söyler. Bu yapı take X as a given ifadesinin edilgen biçimidir: X is taken as a given. Bir fikrin tartışma içinde nasıl çerçevelendiğini anlatır; fikrin nesnel olarak kanıtlandığını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi take something as a given ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: In this discussion, mutual respect ____.
Cevabı göster
is taken as a given
and yet needing to be wrapped up in extraordinary layers of reassurance. Deyimler
4:36bir durum yaratmaya çalışmaktır.
wrapped up in extraordinary layers of reassurance: güven verici sözlerin birçok katmanına sarılmak
Bu cümlede eleştiri, koruyucu bir malzemeye sarılması gereken bir nesne gibi düşünülür. Wrapped up in reassurance, eleştirinin çok sayıda rahatlatıcı söz ve duygusal destekle birlikte sunulması, böylece onu kabul etmenin daha güvenli ve kolay hâle gelmesi demektir. Extraordinary layers, verilen güvencenin miktarını abartılı biçimde vurgular. Bu imge, doğru olmanın tek başına yetmediğini; zor bir geri bildirimin tekrar tekrar yumuşatılması ve destekle sunulması gerekebileceğini anlatır. Burada wrapped up, bitirilmiş anlamına gelmez.
Alıştırma
Burada needing to be wrapped up in extraordinary layers of reassurance neyi anlatıyor?
- Eleştiri hızlıca sonuca bağlanmalıdır.
- Eleştiri yanlış olduğu için gizlenmelidir.
- Eleştiri, çok fazla rahatlatma ve destekle iletilmelidir.
Cevabı göster
Eleştiri, çok fazla rahatlatma ve destekle iletilmelidir.
There should be a recognition that people don't change Anlatım akışı
4:41İnsanların kendilerine nelerin yanlış olduğu söylendiğinde
They change when they feel sufficiently supported
4:47Ancak yeterince desteklendiklerini hissettiklerinde değişirler,
People don't change when ... They change when ... paralel karşıtlığı
İki cümle aynı kalıbı kullanır: people don't change when X; they change when Y. Yalnızca koşul değiştirilir. İlk cümle, neyin yanlış olduğunu söylemenin tek başına değişim yaratmadığını belirtir; ikinci cümle ise desteklendiğini hissetmeyi harekete geçmeyi mümkün kılan koşul olarak sunar. Change ve when sözcüklerinin tekrarı karşıtlığı izlemeyi kolaylaştırır ve sonuca güç verir. Bu iddia, eleştirinin değersiz olduğunu söylemek yerine bilmekle yapmak arasındaki farkı gösterir. They almost always already know içinde almost always, insanların değişimin gerekli olduğunu zaten ne sıklıkla bildiğine ilişkin iddiayı yumuşatır; desteğin değişimi her zaman garanti ettiğini söylemez.
Alıştırma
Hangi devam cümlesi bir koşulu reddedip ardından daha iyi bir koşul vererek aynı tür paralel karşıtlığı oluşturur? People don't ask honest questions when they expect ridicule. ...
- Ridicule is sometimes meant as a joke.
- They ask honest questions when they feel safe.
- They feel safe, and honest questions can be difficult.
Cevabı göster
They ask honest questions when they feel safe.
the change ... is due: değişimin zamanı geldi
they already know is due sözleri, the change ifadesini niteleyen bir ilgi tümcesidir: they already know [the change is due]. the change sonrasında ilgi zamiri that kullanılmamıştır. Due, is sonrasında gelen bir sıfattır ve değişimin gerçekleşmesi için uygun ya da beklenen zamanın geldiğini belirtir. Bu, değişimin artık gerçekleşmesi gerektiğini söylemenin kısa ve biraz resmî bir yoludur. Birinin bir şey borçlu olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“The annual review is due,” cümlesinde incelemenin şimdi yapılması gerekiyorsa due hangi anlama gelir?
- İncelemeye bir şey neden olmuştur.
- İncelemenin yapılması için uygun zaman gelmiştir.
- Birinin inceleme için ödeme yapması gerekir.
Cevabı göster
İncelemenin yapılması için uygun zaman gelmiştir.
It isn't enough to be sometimes right in relationships. Dilbilgisi
4:56İlişkilerde bazen haklı olmak yeterli değildir.
It isn't enough to ...: tek bir koşulun yetersiz olduğunu söylemek
It isn't enough to + fiilin yalın hâli, tek bir eylemin veya özelliğin ihtiyacı kendi başına karşılamadığını ya da hedefe ulaşmaya yetmediğini belirtir. Bu cümlede bazen haklı olmak önemli olabilir, ancak bir ilişki için yeterli değildir. Bu yapı genellikle başka bir gerekliliğin geleceğini gösterir: It isn't enough to X; you also need to Y. X'in hiç değeri olup olmadığını değil, yeterli olup olmadığını değerlendirir.
Alıştırma
Yalnızca özür dilemenin yeterli olmadığını belirten yapıyla İngilizce cümleyi tamamlayın: “____ apologize; you also need to repair the harm.”
Cevabı göster
It isn't enough to
in order that our partner can admit when they are in the wrong. Notlar
5:02partnerimiz haksız olduğunda bunu kabul bilsin.
in order that + tam bir amaç cümleciği
In order that bir amaç yan cümlesi başlatır ve sevgide cömert olmanın amacını açıklar. Buradaki that bir bağlaçtır; şu veya o anlamındaki bir işaret sözcüğü değildir. Özneler farklıdır: cömert davranan we, hatasını kabul edebilen kişi ise our partnerdır. Can, ilk eylemin oluşturduğu koşulu veya olasılığı gösterir.
Alıştırma
Tam bir amaç cümleciği başlatan resmî, üç sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The coach repeated the instructions ____ every player could understand the plan.
Cevabı göster
in order that
be in the wrong: hatalı veya kusurlu olmak
Be in the wrong, bir anlaşmazlıkta, kararda veya olayda yanılmış ya da kusurlu olmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede partner, kendi tutumunun veya davranışının hatalı olduğunu fark edebilir. İfade, kişinin genel değerini değil belirli bir konuyu değerlendirir ve fiziksel olarak yanlış bir yerde bulunmak anlamına gelmez.
Alıştırma
in ile başlayan ve kusurlu olmak anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After reading the messages, Nina admitted that she had been ____.
Cevabı göster
in the wrong
Sevgi öğrenebileceğimiz bir beceridir: sonucu bağlayan bir yeniden çerçeveleme
Burada “Love is a skill” sevgiyi yeniden çerçeveler: konuşmacı sevgiyi yalnızca kendiliğinden ortaya çıkan bir duygu olarak değil, pratik yapılarak geliştirilebilen bir beceri olarak sunar. “that we can learn” ilgi cümleciği, skill ile ne tür bir becerinin kastedildiğini netleştirir ve odağı soğuk bir teknikten ziyade gelişime yöneltir. Kısa “A is B” ifadesi, önceki akıl yürütmeyi açık ve akılda kalıcı bir sonuca dönüştürür. Bu, retorik bir tanımdır: sevginin tam bir sözlük tanımını vermek yerine, bu argümanda yararlı olan bir anlama biçimini öne çıkarır.
Alıştırma
Hangi cümle, sabrı öğrenilebilir bir beceri olarak yeniden çerçevelemek ve kısa bir sonuç sunmak için aynı A is B yapısını en iyi şekilde kullanır?
- Patience is a skill that we can learn.
- Patience can make long waits feel easier.
- Learning patience takes time.
Cevabı göster
Patience is a skill that we can learn.
Our Relationships book calmly guides us with calm and charm
5:13İlişkiler kitabımız sakinlik ve zarafetle bize rehberlik ediyor,
to ensure that success in love need not be a matter of good luck.
5:19aşkta başarının iyi bir şans meselesi olmasına gerek olmadığını garantilemek için.