İlişkilerde Nasıl Savunmacı Olunmaz: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
809 kelime 155 kel/dk

Video Özeti: Haklı olmak; güven, empati ve teselli olmadan savunmacı çatışmayı çözmez. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. "There are no prizes for winning other than self-satisfied loneliness." - Deyimler ve Mecazi İfadeler: İronik yarışmayı ve kazanmanın ilişkiye neden zarar verebildiğini anlayın. 2. "not because the accusations are wrong, but because we're terrified." - Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Görünür nedeni gerçekle değiştirin; ilk düşünceyi yanlış ilan etmeniz gerekmez. 3. "Love is a skill that we can learn." - Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Sevgiyi öğrenilebilir bir yetenek olarak sunan kısa tanımı fark edin.

Bu derste

We often operate in romantic life under the mistaken view Kalıp ifadeler

0:00

Romantik hayatımızda sık sık yanlış bir görüşle hareket ederiz,

Kalıp ifadeler

Under the mistaken view: yanlış bir görüşün etkisiyle hareket etmek

under the mistaken view ifadesi, “yanlış bir inancın yönlendirmesiyle hareket etmek” anlamına gelir. Under burada soyuttur: fiziksel bir konumu değil, inancın kişinin davranışını nasıl etkilediğini anlatır. Mistaken, bu görüşün yanlış olduğunu açıkça belirtir. Yanlış inancın içeriğini açıklamak için yapının ardından çoğu zaman bir that cümleciği gelir: under the mistaken view that ...

Alıştırma

“They kept changing the plan under the mistaken view that every complaint required a new rule,” cümlesinde under the mistaken view ne anlama gelir?

  1. Görebildikleri bir şeyin fiziksel olarak altında bulunuyorlardı.
  2. Yanlış bir inanç tarafından yönlendiriliyorlardı.
  3. İnancın yanlış olduğunu açıkça biliyor ama onu görmezden geliyorlardı.
Cevabı göster

Yanlış bir inanç tarafından yönlendiriliyorlardı.

unconsciously imported from law courts and school debating traditions Deyimler

0:04

mahkemelerden ve okul münazara geleneklerinden bilinçsizce ithal edilen,

Deyimler

Unconsciously imported from ...: farkında olmadan ... alanından aktarılmış

Imported burada mecaz olarak kullanılır. Rekabetçi bir düşünme biçimi, fiziksel bir ürünün sınırı geçmesi gibi değil, mahkemelerden ve okul münazaralarından romantik ilişkilere taşınan bir şey gibi sunulur. Unconsciously, bu aktarımın fark edilmeden gerçekleştiğini gösterir. import X from A into B kalıbı aktarılan şeyi, kaynak alanı ve yeni alanı belirtebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede imported, bir uygulamanın alanlar arasında taşınmasını anlatan soyut bir mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. The association inherited its rules from an older club.
  2. The committee imported a decision-making rule from courtroom procedure.
  3. The café imported coffee beans from Colombia.
Cevabı göster

The committee imported a decision-making rule from courtroom procedure.

that the person who is right or has the stronger case Kalıp ifadeler

0:08

haklı olan veya argümanı daha güçlü olan kişinin

should legitimately win any argument.

0:12

herhangi bir tartışmayı meşru olarak kazanması gerektiği görüşüyle.

Kalıp ifadeler

have the stronger case: daha güçlü gerekçelere sahip olmak

Bu cümlede has the stronger case, “daha ikna edici gerekçelere ve kanıtlara sahip olmak” anlamına gelir. Buradaki case yalnızca hukuki bir dava değil, bir görüşü destekleyen sav ve gerekçeler bütünüdür. Karşılaştırma biçimi stronger, iki veya daha fazla tarafın değerlendirildiğini gösterir. İfade, bir tarafın dayanaklarının daha ikna edici olduğunu söyler; kişinin fiziksel olarak daha güçlü olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tam karşılaştırmalı ifadeyle tamamlayın: After hearing both sides, I think Maya ____ because her evidence is more reliable.

Cevabı göster

has the stronger case

But this is fundamentally to misunderstand

0:15

Ancak bu, temelde

what the point of relationships might be. Dilbilgisi

0:18

ilişkilerin amacının ne olabileceğini yanlış anlamaktır.

Dilbilgisi

what the point of relationships might be: ilişkilerin amacının ne olabileceği

what the point of relationships might be sözleri bir dolaylı soru oluşturur ve misunderstand fiilinin nesnesi olarak görev yapar. Soru daha büyük bir bildirme cümlesinin içinde bulunduğu için bildirme cümlesi dizilişini korur: what + the point of relationships + might be; what might the point of relationships be biçimi kullanılmaz. Buradaki might, düşünceyi kesin bir sonuç olarak değil, araştırılan bir olasılık olarak sunar. İfade, dinleyiciye doğrudan soru sormadan ilişkilerin olası amacını veya değerini ele alır.

Alıştırma

discuss fiilinden sonra dolaylı soruyu doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. We should discuss what the point of relationships might be.
  2. We should discuss what the point might relationships be.
  3. We should discuss what might the point of relationships be.
Cevabı göster

We should discuss what the point of relationships might be.

It is not to defeat an opponent.

0:21

Amaç bir rakibi yenmek değildir.

There are no prizes for winning Deyimler

0:23

Kazanmanın bir ödülü yoktur,

other than self-satisfied loneliness.

0:25

kendinden memnun bir yalnızlık dışında.

Deyimler

Kendinden memnun yalnızlığın ironik ödülü

Cümle yarışma dilinden yararlanır: winning karşıdaki kişiyi yenmeyi, prizes ise bir ödülü çağrıştırır. Yakın bir ilişkide bu düşünme biçimi reddedilmektedir. There are no prizes ... other than self-satisfied loneliness ironiktir. Yalnızlık gerçek bir ödül değil, haklı çıkmakta ısrar etmenin zararlı sonucudur. Other than, “-den başka” anlamına gelir; dolayısıyla cümle böyle bir zaferin yalnızca kendini beğenmiş bir yalnızlık getirdiğini söyler.

Alıştırma

Vurgulanan cümle, yakın olduğunuz biriyle tartışırken kazanmaya çalışmanın sonucu hakkında ne ima ediyor?

  1. Saygı ve değerli bir ödül kazanırsın.
  2. Karşındaki kişinin rakibin olduğunu kanıtlarsın.
  3. Kendini üstün hissetsen de yalnız kalabilirsin.
Cevabı göster

Kendini üstün hissetsen de yalnız kalabilirsin.

The point is more to try to help each other

0:28

Amaç daha çok birbirimize yardım etmeye çalışmaktır,

to evolve into the best versions of ourselves. Kalıp ifadeler

0:30

kendimizin en iyi versiyonlarına evrilmek için.

Kalıp ifadeler

evolve into the best versions of ourselves: olabileceğimiz en iyi hâllere doğru gelişmek

Burada evolve into, “zamanla gelişerek bir şeye dönüşmek” anlamına gelir. Değişimi ani bir dönüşüm veya biyolojik evrim olarak değil, zaman içinde ilerleyen bir süreç olarak sunar. The best versions of ourselves, olabileceğimiz en güçlü, sağlıklı veya olgun kişiler anlamına gelir. Ourselves her iki kişiyi de kapsadığı için cümle, bir kişinin diğerini düzeltmesini değil, karşılıklı gelişimi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “zamanla gelişerek bir şeye dönüşmek” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Over several years, the small club began to ____ a national organization.

Cevabı göster

evolve into

There's a kind of argument that erupts Kalıp ifadeler

0:34

Bir tartışma türü vardır ki,

Kalıp ifadeler

argument that erupts: patlak veren bir tartışma

Burada erupts mecaz anlamda kullanılır. Tartışma, biriken basıncın aniden açığa çıkması gibi birden başlayıp şiddetlenir; burada yanardağdan söz edilmez. that erupts ilgi cümleciği, hangi tür tartışmadan bahsedildiğini açıklar. Bu eşdizim, çatışmayı hızlı, güçlü ve kontrol edilmesi zor gösterir.

Alıştırma

argument that erupts ne anlatır?

  1. Bir tartışma aniden ve şiddetli biçimde başlar.
  2. Bir tartışma sakin ve ayrıntılı biçimde ele alınır.
  3. Bir tartışmanın doğru olduğu kanıtlanır.
Cevabı göster

Bir tartışma aniden ve şiddetli biçimde başlar.

when one partner has a largely correct insight

0:36

partnerlerden biri, diğerinin sorunları hakkında

into the problems of their partner.

0:39

büyük ölçüde doğru bir kavrayışa sahip olduğunda patlak verir.

With a stern, masterful, and almost gleeful tone, Ton ve niyet

0:42

Sert, otoriter ve neredeyse neşeli bir ses tonuyla,

they may declare,

0:46

şöyle ilan edebilirler:

Ton ve niyet

With a stern, masterful, and almost gleeful tone: sert, hâkim ve neredeyse keyifli bir tonla

Baştaki with öbeği, açıklamanın nasıl yapıldığını anlatır. Stern sert ve katı; masterful burada güçlü biçimde hâkim ve kontrol sahibi; almost gleeful ise neredeyse haz ya da heyecan gösteren anlamındadır. Bu sıfatlar birlikte konuşanı sert ve üstün gören, hatta eleştirmekten zevk alıyor olabilecek biri olarak çerçeveler. Almost, kişinin tamamen keyifli olduğunun kesin biçimde söylenmesini engeller.

Alıştırma

İfadenin tamamı burada nasıl bir tutum aktarıyor?

  1. Sıcak, kararsız ve kırıcı olmaktan endişeli.
  2. Sert, kontrolcü ve eleştirmekten neredeyse memnun.
  3. Tarafsız ve yalnızca gerçekleri aktarmakla ilgili.
Cevabı göster

Sert, kontrolcü ve eleştirmekten neredeyse memnun.

"You've been drinking too much."

0:47

"Çok fazla içiyorsun."

Or, "You hogged the conversation at the party." Kelime

0:48

Veya, "Partide sohbeti sen tekelinize aldın."

Kelime

hogged the conversation: sohbeti tekeline almak

Buradaki hog, sınırlı bir şeyin gereğinden fazlasını bencilce kendine ayırmak anlamına gelen gündelik bir fiildir. Hogged the conversation, bir kişinin konuşmanın büyük bölümünü üstlenip başkalarına katılmaları için çok az fırsat vermesi demektir. Bu ifade, konuşma süresinin paylaşılmasına yönelik olumsuz bir değerlendirmedir; sohbeti yönetmeyi veya yönlendirmeyi tarafsız biçimde anlatmaz.

Alıştırma

Eleştiriyi dersteki gündelik ifadeyle tamamlayın: At lunch, Leo spoke almost the whole time and did not let anyone else join in. He ____.

Cevabı göster

hogged the conversation

Or, "You're always boasting."

0:51

Veya, "Sürekli övünüyorsun."

Or, "You don't take enough responsibility." Kalıp ifadeler

0:53

Veya, "Yeterince sorumluluk almıyorsun."

Kalıp ifadeler

take enough responsibility: yeterince sorumluluk almak

Take responsibility, bir eylem, sorun veya sonuçtan sorumlu olduğunu fark edip kabul etmek demektir. Take bu eşdizimin bir parçasıdır; bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. You don't take enough responsibility cümlesinde enough, sorumluluk üstlenme derecesini ölçer. Konuşan kişi karşısındakinin hiç sorumluluk kabul etmediğini söylemek zorunda değildir; sorumluluğun miktarını veya sürekliliğini yetersiz bulmaktadır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “sorumluluğu kabul etmek” anlamına gelen iki sözcüklü eşdizimle tamamlayın: After forgetting to send the invitation, I should ____ for the mistake.

Cevabı göster

take responsibility

Or, "You waste far too much time online." Dilbilgisi

0:55

Veya, "İnternette çok fazla zaman kaybediyorsun."

Dilbilgisi

far too much: kabul edilebilirden çok daha fazla bir miktar

Far, too much ifadesini güçlendirir. Bu cümlede far too much time, konuşanın kabul edilebilir bulduğu miktarın açıkça üzerinde bir zaman miktarını anlatır. Buradaki far fiziksel mesafeyi değil, dereceyi belirtir. Aktarılabilir kalıplar far too + sıfat veya zarf, far too much + sayılamayan isim ve far too many + çoğul sayılabilen isim şeklindedir. Too zaten “kabul edilebilir olandan fazla” demektir; far bu aşırılığı çok daha güçlü hâle getirir.

Alıştırma

Bir fiyatın kabul edilebilir düzeyin çok üzerinde olduğunu gösterecek doğal ifadeyi seçin: The ticket is ___ expensive.

  1. very too
  2. too much
  3. far too
Cevabı göster

far too

Or, "You never take enough exercise." Kelime

0:58

Veya, "Hiç yeterince egzersiz yapmıyorsun."

Kelime

take enough exercise: Britanya İngilizcesine özgü bir eşdizim

Take exercise, “fiziksel etkinlik yapmak” veya “egzersiz yapmak” anlamına gelen bir Britanya İngilizcesi eşdizimidir; take burada bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. Olumsuz cümlede enough gerekli miktarı belirtir. Bu nedenle never take enough exercise, “gerektiği kadar fiziksel etkinlik yapmamak” demektir. Exercise genel anlamda fiziksel etkinliği ifade ettiğinde sayılamayan isimdir. Bu yüzden enough exercise önünde artikel olmadan ve çoğul eki almadan kullanılır.

Alıştırma

“You never take enough exercise,” cümlesinde take enough exercise ne anlama gelir ve bu ifade özellikle hangi İngilizce türüne özgüdür?

  1. “Yeterli antrenman ekipmanı taşımak” anlamına gelir ve özellikle Amerikan İngilizcesine özgüdür.
  2. “Yeterli sayıda ayrı egzersizi tamamlamak” anlamına gelir ve bölgesel bir özellik taşımaz.
  3. “Yeterli fiziksel etkinlik yapmak” anlamına gelir ve özellikle Britanya İngilizcesine özgüdür.
Cevabı göster

“Yeterli fiziksel etkinlik yapmak” anlamına gelir ve özellikle Britanya İngilizcesine özgüdür.

The insight is maybe not wrong. Ton ve niyet

1:01

Bu tespit belki de yanlış değildir.

That is what's so tricky.

1:04

İşin püf noktası da budur.

Ton ve niyet

maybe not wrong: temkinli ve sınırlı kabul

Maybe, konuşanın kesinlik derecesini azaltır. Not wrong ise doğrudan “right” demek yerine “yanlış” olmayı reddederek sınırlı bir kabul ifade eder. İkisi birlikte, fikrin bir ölçüde geçerli olabileceğini söyler; tamamen doğru olduğunu değil. Bu, temkinli bir ödün vermedir: Konuşan kişi, karşı görüşün bir noktada haklı olabileceğini kabul ederken tam destek vermeyerek mesafesini korur.

Alıştırma

Hassas bir tartışmada biri "Her concern is maybe not wrong." diyor. En doğal anlam hangisidir?

  1. Konuşan kişi ona güçlü ve coşkulu biçimde katılıyor.
  2. Onun kaygısı kesinlikle yanlıştır.
  3. Onun kaygısında haklılık payı olabilir, ancak konuşan kişi bunu bütünüyle desteklemiyor.
Cevabı göster

Onun kaygısında haklılık payı olabilir, ancak konuşan kişi bunu bütünüyle desteklemiyor.

The critic is correct,

1:06

Eleştiren kişi haklıdır,

but they are unable to win

1:07

ama kazanamazlar,

because there are no prizes in love

1:10

çünkü aşkta, partnerimizin kusurlarını doğru bir şekilde

for correctly discerning the flaws of our partners. Kelime

1:13

fark etmenin bir ödülü yoktur.

Kelime

correctly discerning the flaws: kusurları doğru biçimde saptamak

Correctly discerning the flaws ifadesinde correctly, discerning sözcüğünü niteler. Discern; genellikle dikkatli düşünme veya gözlem yoluyla bir şeyi açıkça belirlemek ya da algılamak anlamına gelen, oldukça resmî bir fiildir. Flaws ise kusurlar veya zayıflıklar demektir. Burada ifade, eleştiren kişinin partnerinin zayıflıklarını doğru biçimde fark ettiğini söyler. Discern tek başına eleştirmek veya kınamak anlamına gelmez. Olumsuz değerlendirme fiilden değil, flaws sözcüğünden ve genel savdan gelir.

Alıştırma

Cümleyi resmî ve analitik bir tonla en iyi tamamlayan fiili seçin: "After comparing the reports, the analyst could ___ a recurring weakness in the method."

  1. discern
  2. criticize
  3. congratulate
Cevabı göster

discern

Indeed, paradoxically,

1:17

Aslında, paradoksal bir şekilde,

by attacking a partner with clinical energy, Notlar

1:18

bir partnere klinik bir enerjiyle saldırarak,

Deyimler

with clinical energy: soğuk ve mesafeli yoğunluk anlamında clinical

with clinical energy ifadesinde clinical mecaz anlamda kullanılır. Saldırıyı soğuk, mesafeli ve sistemli gösterir; sanki partnere sıcaklıkla yaklaşmak yerine o bir vaka gibi inceleniyormuş izlenimi verir. Energy yoğunluk ve güç katar. İfade bir bütün olarak güçlü ama empatiden yoksun şekilde saldırmak demektir; buradaki clinical, tıbbi beceriye veya profesyonelliğe övgü değil, eleştiridir.

Alıştırma

Bu cümlede with clinical energy, partnere nasıl saldırıldığını düşündürüyor?

  1. Saldırı sıcak, kendiliğinden ve sevgi doludur.
  2. Saldırı yoğun, sistemli ve duygusal olarak soğuktur.
  3. Saldırı tıbbi bir tedavinin parçasıdır.
Cevabı göster

Saldırı yoğun, sistemli ve duygusal olarak soğuktur.

we reduce our chances of ever reaching the real goal,

1:21

asıl hedefe ulaşma şansımızı azaltırız,

Dilbilgisi

by attacking ...: by + -ing bir sonucun nasıl oluştuğunu gösterir

By + -ing yapısı, ana cümledeki sonucu oluşturan veya açıklayan eylemi gösterir. Burada by attacking ... başarı şansımızı nasıl azalttığımızı anlatır; ayrıca bu istenmeyen sonucun doğrudan nedeni olarak da anlaşılabilir. Bu yapı, bir eylemi sonucuna doğrudan bağlar. Ayrı bir because cümleciğinden daha kısadır ve çoğu zaman “Bu sonuç nasıl ortaya çıktı?” sorusunu yanıtlar.

Alıştırma

Sonucun nasıl ortaya çıktığını gösteren bir by + -ing ifadesi oluşturmak için cümleyi tek sözcükle tamamlayın: The group solved the problem ____ sharing all the clues.

Cevabı göster

by

the evolution of the person we have to live with.

1:25

yani birlikte yaşamak zorunda olduğumuz kişinin evrimine.

When we are on the receiving end Deyimler

1:30

Kusurlarımız hakkında zor bir tespiti

of a difficult insight into our failings,

1:31

duyan taraf olduğumuzda,

Deyimler

on the receiving end of: etkilenen tarafta olmak

be on the receiving end of something, bir şeyden etkilenen ya da ona maruz kalan kişi olmak demektir. Burada, kendi kusurları hakkında can acıtıcı bir değerlendirmeyi dinlemek zorunda kalan kişiyi anlatır. Bu ifade bir eylemin yönünü gösterir: eleştiriyi ya da başka bir davranışı başkası yöneltir ve onun etkisini siz yaşarsınız. Genellikle hoş olmayan bir deneyimi düşündürür; ancak ardından açıkça olumlu bir isim gelirse deneyim de olumlu olabilir.

Alıştırma

Cümleyi “hedefi oldu” anlamındaki deyimle tamamlayın: After the team lost, the coach was ____ a wave of angry messages.

Cevabı göster

on the receiving end of

what makes us bristle and deny everything Dilbilgisi

1:34

bizi öfkelendiren ve her şeyi inkar etmemize neden olan şey

isn't generally the accusation itself.

1:36

genellikle suçlamanın kendisi değildir.

Dilbilgisi

What makes us ... isn't ... itself: görünürdeki nedeni reddetme kalıbı

Burada what makes us bristle and deny everything, isn't ifadesinin öznesi olarak görev yapan bir isim cümleciğidir. What bir soru sormaz; “bizi böyle tepki vermeye iten şey ya da neden” anlamına gelir. What makes + kişi + tepki + isn't + görünürdeki neden kalıbı, konuşanın gerçek nedeni vermeden önce bariz görünen bir açıklamayı reddetmesini sağlar. Itself görünürdeki nedeni vurgular: the accusation itself, etrafındaki üslup veya durumdan ayrı olarak suçlamanın kendisini belirtir. Burada what cümleciğinin tamamı tek bir fikir olarak görüldüğü için tekil isn't kullanılır.

Alıştırma

Görünürdeki nedeni reddetmek için kalıbı What ve isn't ile tamamlayın: ____ makes Lena upset ____ the delay itself; it's the lack of an explanation.

Cevabı göster

What · isn't

We know our flaws all too well. Kalıp ifadeler

1:39

Kusurlarımızı çok iyi biliyoruz.

Kalıp ifadeler

all too well: fazlasıyla iyi bilmek

all too well ifadesinde all, flaws sözcüğünü değil, too well ifadesinin derecesini güçlendirir. İfadenin tamamı “son derece iyi” veya “insanı rahatsız edecek kadar iyi” bilmek anlamına gelir. Genellikle bu bilginin hoş olmayan deneyimlerden geldiğini ya da konuşanın konuya bu kadar aşina olmamayı tercih edeceğini düşündürür. Burada konuşanlar kendi kusurlarını zaten çok açık biçimde bilmekte ve sözlerinde rahatsızlık veya kabullenmişlik hissi bulunmaktadır.

Alıştırma

“I know that feeling all too well” sözüne en uygun durum hangisidir?

  1. Konuşan iyi bildiği sevdiği bir hobiyi anlatmaktan keyif almaktadır.
  2. Konuşan bu hoş olmayan duyguyu birçok kez yaşamış ve onu derinden tanımaktadır.
  3. Konuşan bu duyguyu hiç yaşamamıştır, ancak nasıl olduğunu tahmin edebilir.
Cevabı göster

Konuşan bu hoş olmayan duyguyu birçok kez yaşamış ve onu derinden tanımaktadır.

It's the surrounding atmosphere.

1:42

Sorun, etraftaki atmosferdir.

We know the other person is right.

1:44

Karşımızdakinin haklı olduğunu biliyoruz.

We just can't bear to take their criticism on board Öbek fiiller

1:46

Sadece onların eleştirilerini kabul etmeye katlanamıyoruz,

given how severely it's been delivered.

1:50

bu kadar sert bir şekilde dile getirildiği için.

Öbek fiiller

take their criticism on board: eleştirilerini ciddiye alıp özümsemek

Take criticism on board, eleştiriyi ciddiyetle dinlemek, geçerli olabileceğini kabul etmek ve düşünce ya da eylemleri etkilemesine izin vermek demektir. On board deyimin bir parçasıdır; gerçekte hiçbir şey bir taşıta alınmaz. Bu cümlede can't bear to take it on board, eleştirinin sert biçimde iletilmesinin konuşanların onu özümseyememesine veya özümsemek istememesine yol açtığını belirtir. Bu, eleştirinin kendisinin mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak take ... on board ifadesiyle tamamlayın: The coach promised to ____ the players' concerns ____ before changing the schedule.

Cevabı göster

take · on board

So we start to deny everything,

1:53

Bu yüzden her şeyi inkar etmeye başlıyoruz,

not because the accusations are wrong, Dilbilgisi

1:55

suçlamalar yanlış olduğu için değil,

but because we're terrified.

1:57

dehşete düştüğümüz için.

Dilbilgisi

not because A, but because B: A olduğu için değil, B olduğu için

not because A, but because B kalıbı A'yı açıklama olarak reddeder ve B'yi gerçek neden olarak sunar. Burada konuşmacı, inkârın suçlamaların yanlış olduğuna inanmaktan değil, korkudan kaynaklandığını söyler. İlk bölüm, içindeki ifadenin doğru ya da yanlış olduğunu değil, onun bir neden olduğunu reddeder. Başka bir deyişle bu yapı, suçlamaların doğru mu yanlış mı olduğunu tek başına bildirmez; davranışı hangi güdünün açıkladığını gösterir.

Alıştırma

Nedenleri karşılaştıran yapıyla cümleyi tamamlayın: I stayed quiet ____ I agreed, ____ I needed time to think.

Cevabı göster

not because · but because

The light of truth is shining too brightly. Deyimler

1:59

Hakikatin ışığı çok parlak bir şekilde parlıyor.

Deyimler

The light of truth is shining too brightly: acı verici biçimde açığa çıkarmayı anlatan metafor

Bu cümlede bir metafor kullanılır: Gerçek, ışık olarak; bir şeyi anlamak veya açığa çıkarmak ise bu ışığın parlaması olarak hayal edilir. Gerçek bir fiziksel ışıktan söz edilmez. Too brightly, insanların rahatça yüzleşebileceğinden daha parlak demektir. Bu yüzden imge yalnızca açıklığı övmez; gerçeğin acı verecek kadar çok şeyi açığa çıkardığını ve insanları geri çekilmeye ya da savunmaya ittiğini anlatır.

Alıştırma

Bu bağlamda "The light of truth is shining too brightly." en güçlü biçimde neyi ifade eder?

  1. Gerçek bir lamba odayı rahatsız edici hâle getiriyor.
  2. Gerçek, insanlara her şeyleri açığa çıkmış gibi hissettirerek onları savunmaya itiyor.
  3. Gerçek tamamen hoş ve memnuniyetle karşılanan bir şey olarak övülüyor.
Cevabı göster

Gerçek, insanlara her şeyleri açığa çıkmış gibi hissettirerek onları savunmaya itiyor.

The fear is that if we admitted our failings, Dilbilgisi

2:03

Korkumuz şudur ki, başarısızlıklarımızı kabul edersek,

we would be crushed, shown up as worthless, Öbek fiiller

2:05

yıkılırız, değersiz birer hiç olarak teşhir ediliriz,

Dilbilgisi

If we admitted..., we would...: ikinci koşul yapısı

if we admitted our failings, we would be crushed yapısında if yan cümlesi, koşulu şimdi veya gelecekte hayal edilen ya da psikolojik olarak gerçeklikten uzak bir durum şeklinde sunmak için geçmiş zaman biçimi admitted sözcüğünü kullanır. Sonuç cümlesinde would + fiilin yalın hâli bulunur. Admitted, kabul etme eyleminin daha önce gerçekleştiği anlamına gelmez. Buradaki crushed mecazidir: konuşan kişi, zayıflıklarını kabul ettikten sonra duygusal olarak ezilmekten ve değersiz görülmekten korkar. İkinci koşul yapısı, koşulun gerçek olduğunu iddia etmeden korkulan bir sonucu incelemeyi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi admit ve be fiillerinin ikinci koşul biçimleriyle tamamlayın: If Nora ____ the problem, she ____ more likely to get help.

Cevabı göster

admitted · would be

Öbek fiiller

Shown up as worthless: be shown up as + betimleme

shown up as worthless ifadesinde shown up, show someone up as + betimleme yapısının edilgen biçimidir. Birini olumsuz bir niteliğe sahipmiş gibi gösterecek şekilde açığa çıkarmak veya gerçek yüzünü ortaya koymak anlamına gelir. As worthless, kişiye yakıştırılan ağır “değersiz” yargısını verir. Buradaki anlamı gelmek veya ortaya çıkmak değildir. Edilgen yapı, açığa çıkaran kişi ya da şeyi belirtmez ve kişinin gerçek yüzünün görülüp değersiz diye yargılanmasından doğan korkulan aşağılanmayı öne çıkarır.

Alıştırma

"The seller was shown up as dishonest by the records," cümlesinde shown up as ne anlama gelir?

  1. Kayıtlar satıcının sahtekâr olduğunu ortaya çıkardı.
  2. Satıcı kayıtları incelemek için geldi.
  3. Kayıtlarda satıcının bir resmi gösterildi.
Cevabı göster

Kayıtlar satıcının sahtekâr olduğunu ortaya çıkardı.

required to attempt an arduous miserable process of change

2:08

gerekli anlayıştan yoksun,

without requisite sympathy,

2:12

zorlu ve sefil bir değişim sürecine girmemiz istenir,

and that unless and until we reform ourselves, Kalıp ifadeler

2:14

ve kendimizi düzeltmediğimiz sürece ve o zamana kadar,

we would have no claim on the affections or forgiveness of the other. Kalıp ifadeler

2:16

diğerinin şefkati veya affediciliği üzerinde hiçbir hakkımız kalmaz.

Kalıp ifadeler

Vurgulu koşul ve sınır olarak “unless and until”

Bu cümlede unless and until, sonucun değişebilmesi için önce yerine getirilmesi gereken koşulu, yani kendimizi düzeltmemizi ifade eder. Bu gerçekleşene kadar diğer kişinin sevgisi ya da bağışlaması üzerinde hak iddia etmek imkânsızmış gibi sunulur. Bu ikili, koşul eşiğini belirten unless ile zaman sınırını belirten until sözcüklerini birleştirir. Tek başlarına kullanıldıklarından daha vurguludur: koşul yerine getirilmediği sürece sonuç engellenmeye devam eder.

Alıştırma

İnceleme tamamlanmadan önce kısıtlamanın yürürlükte kalacağını belirten vurgulu ikili bağlaçla kuralı tamamlayın: “The restriction will remain in place ____ the safety review is complete.”

Cevabı göster

unless and until

Kalıp ifadeler

Hak sahibi olmamayı belirten “have no claim on”

Have no claim on, bir şeyi talep etmek, beklemek veya kontrol etmek için hiçbir hakka ya da geçerli gerekçeye sahip olmamak anlamına gelir. Burada diğer kişinin sevgisi ve bağışlaması, borçlu olduğu düşünülemeyecek şeyler olarak ele alınır. Yapı have + no claim + on + söz konusu kişi, kaynak, sadakat, zaman veya tepki biçimindedir. Claim burada “ileri sürülen hak” anlamında bir isimdir; “bir şeyin doğru olduğunu iddia etmek” anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede claim, başka birinin kaynağı üzerinde hak veya gerekçeli talep anlamında kullanılmıştır?

  1. After leaving the committee, Lena knew she had no claim on its members' time.
  2. Lena claimed that the meeting had ended early.
  3. Lena filed a claim for her damaged phone.
Cevabı göster

After leaving the committee, Lena knew she had no claim on its members' time.

That's why we insist that we do actually do enough exercise, Dilbilgisi

2:21

İşte bu yüzden aslında yeterince egzersiz yaptığımızda,

Dilbilgisi

do actually do enough exercise ifadesindeki vurgulayıcı do

İlk do, yalın hâldeki do fiilinden önce gelen vurgulayıcı bir yardımcı fiildir. Olumlu ifadeyi güçlendirir: konuşan kişi yalnızca bir alışkanlığı anlatmak yerine gerçekten egzersiz yaptığında ısrar eder. Actually düzeltmeyi daha da güçlendirir. do actually do bütünü, konuşanın egzersiz yapmadığı düşüncesine karşı çıkar; iki do farklı görevler üstlendiği için bu tekrar dil bilgisi açısından doğrudur.

Alıştırma

Düzeltmeyi vurgulayıcı do, actually ve ana fiil do ile tamamlayın: “I ____ my share of the cleaning, even if you do not notice.”

Cevabı göster

do actually do

that we have been working very hard,

2:24

çok sıkı çalıştığımızda,

and that we've never wasted any time on any embarrassing websites.

2:26

ve utanç verici web sitelerinde asla zaman kaybetmediğimizde ısrar ederiz.

We feel so burdened with shame and guilt already. Kalıp ifadeler

2:31

Zaten utanç ve suçluluk duygusuyla yeterince ezilmiş hissediyoruz.

Kalıp ifadeler

Utanç ve suçluluk yükü altında olmak

Burdened with shame and guilt, bu duyguların ağırlığı altında ezilmiş hissetmek demektir. Buradaki ağırlık mecazidir: utanç ve suçluluk taşınması zor bir yük gibi hissedilir ve sürekli baskı yaratır. be veya feel burdened with + isim yapısı; duygu, görev, borç veya endişe gibi ciddi ve devam eden bir yükü belirtir. Bu cümlede duygusal baskının zaten ağır olduğunu gösterir.

Alıştırma

Ciddi ve devam eden bir yükü belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: “After taking on three extra projects, Nina felt ____ the responsibility of managing them.”

Cevabı göster

burdened with

A lover's further upbraiding feels impossible to listen to. Kelime

2:34

Bir sevgilinin daha fazla azarlamasını dinlemek imkansız gelir.

Kelime

Sert ve resmî bir azarlama olarak “Upbraiding”

Upbraiding, sert bir azarlama veya kınama anlamına gelen resmî ve edebî bir isimdir. Burada a lover's further upbraiding, sevgiliden gelen yeni bir sert ve suçlayıcı sözlü saldırıyı ifade eder; tavsiye veya nazik eleştiri değildir. Bu sözcük duygusal şiddeti artırır: kişi zaten utanç veya suçluluk hissetmektedir ve sevgilinin daha fazla kınaması dayanılmaz gelir.

Alıştırma

Edebî bir betimlemede, sevgiliden gelen sert ve suçlayıcı bir azarlamayı en iyi hangi sözcük adlandırır?

  1. advice
  2. upbraiding
  3. criticism
Cevabı göster

upbraiding

There's too much pre-existing fragility in our psyches

2:39

Sorunlarımıza dair yeni ve ağır bir gerçeği daha itiraf edemeyecek kadar,

for us to admit to another difficult insight into what's wrong with us.

2:42

ruhlarımızda zaten var olan çok fazla kırılganlık vardır.

The irony of the defensive argument

2:47

Savunmacı tartışmanın ironisi,

is that it is the overly confrontational pursuit of truth Anlatım akışı

2:49

gerçeğin aşırı derecede çatışmacı bir şekilde aranmasının,

that makes the truth impossible to reach.

2:53

gerçeğe ulaşmayı imkansız kılmasıdır.

Anlatım akışı

“is that ... it is ... that ...”: ironiyi açıklamak ve odağa almak

The irony of the defensive argument is that, paradoksun açıklamasını başlatır. is that sonrasındaki her şey ironinin ne olduğunu belirtir: gerçeğe ulaşması amaçlanan bir yöntem, bunun yerine gerçeği engeller. Bu açıklamanın içinde it is the overly confrontational pursuit of truth that makes ... bir it-cleft, yani bölünmüş cümle yapısıdır. the overly confrontational pursuit of truth ifadesini neden olarak odağa yerleştirirken truth tekrarını hedeflenen amaçla başarısız sonucu bağlamak için kullanır. Eleştiri gerçeğin kendisine değil, çatışmacı yönteme yöneliktir. Burada reaching truth yalnızca nesnel bir gerçeği keşfetmek değil, dürüstçe kabullenme ve sorunla ilgilenme noktasına ulaşmak demektir.

Alıştırma

Vurgulanan yan cümlenin argümanı nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. “is that” açıklamayı başlatır ve “it is X that Y” X'i neden olarak odağa yerleştirir.
  2. İki “it” kullanımı da savunmacı argümana gönderme yapar.
  3. Cümle, gerçeği aramanın her zaman zararlı olduğunu savunur.
Cevabı göster

“is that” açıklamayı başlatır ve “it is X that Y” X'i neden olarak odağa yerleştirir.

In the Philosophy of lying,

2:57

Yalan söyleme Felsefesinde,

there is a central historical example of what is termed the just lie, Kültür

2:58

adil yalan olarak adlandırılan şeyin temel bir tarihi örneği vardır,

outlined by the ancient Greek philosopher Plato.

3:04

antik Yunan filozofu Platon tarafından özetlenmiştir.

Kültür

“the just lie”: just, “ahlaken haklı” anlamında

Bu ifadede just, “ahlaken doğru veya haklı” anlamına gelen bir sıfattır. Dolayısıyla the just lie, gerçeği söylemenin ciddi bir zarara yol açabileceği için etik açıdan izin verilebilir sayılan bir yalandır. Bu ifade felsefi bir istisnayı adlandırır; yalan söylemenin genel olarak iyi olduğunu savunmaz. Metindeki örnekte, başka bir kişinin karşı karşıya olduğu tehlike olası yalanı “haklı” kılan şeydir.

Alıştırma

the just lie ifadesindeki just ne anlama gelir?

  1. Yakın zamanda
  2. Koşullar içinde ahlaken haklı
  3. Yalnızca veya sadece
Cevabı göster

Koşullar içinde ahlaken haklı

If a crazed person comes to us and asks,

3:07

Çılgın bir kişi bize gelip sorarsa,

"Where's the axe?"

3:10

"Balta nerede?"

We're entitled to lie and say, Kalıp ifadeler

3:11

Yalan söyleyip şöyle deme hakkımız vardır:

"We don't know."

3:13

"Bilmiyoruz."

Kalıp ifadeler

“be entitled to do”: bir hakka veya gerekçeye sahip olmak

Be entitled to + fiil, bir şeyi yapmak için tanınmış bir hakka veya yeterli bir gerekçeye sahip olmak demektir. We’re entitled to lie cümlesinde entitled to ifadesinden sonra fiilin yalın hâli olan lie gelir. Buradaki iddia hukuki değil ahlakidir: Konuşan kişi, tehlikeli koşulların yalan söylemeyi haklı kıldığını belirtir. Bu ifade yalnızca yalan söylemenin mümkün olduğu anlamına gelmez ve entitled burada “kendini özel muameleye layık gören” biçimindeki olumsuz kişilik etiketi olarak kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi be entitled to ifadesinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: Under the policy, every employee ____ take one paid volunteer day.

Cevabı göster

is entitled to

because we understand that were we to tell them the truth, Dilbilgisi

3:15

çünkü onlara gerçeği söylersek,

they'd probably use the tool to do something horrendous to us.

3:17

aracı muhtemelen bize korkunç bir şey yapmak için kullanacaklarını anlarız.

Dilbilgisi

Were we to tell them the truth: resmî koşul devrikliği

“Were we to tell them the truth” resmî bir devrik koşul yapısıdır. “if we were to tell them the truth” ile aynı anlama gelir. Varsayımsal bir olasılık sunar; gerçeğin onlara gerçekten söylendiğini belirtmez. if kaldırılıp were öznenin önüne getirildiğinde soru değil, koşul anlamı oluşur. Ardından gelen “they'd probably use the tool” bölümü, bu varsayımsal eylemin olası sonucunu açıklar.

Alıştırma

Resmî devrik koşul cümlesini tamamlayın: ____ the pilot to change course, the flight would arrive late.

Cevabı göster

Were

That is,

3:21

Yani,

we can reasonably tell a lie when our life is in danger.

3:22

hayatımız tehlikedeyken makul bir şekilde yalan söyleyebiliriz.

In a couple,

3:27

Bir çiftte,

our partner may not literally be searching for an axe Anlatım akışı

3:28

partnerimiz bize sorgulayıcı bir soru sorduğunda,

when they ask us an inquisitorial question, Kelime

3:31

kelimenin tam anlamıyla bir balta aramıyor olabilir,

Kelime

an inquisitorial question: sorgu gibi hissettiren bir soru

Bu cümlede an inquisitorial question, bir sorgunun parçasıymış gibi hissettiren bir soru anlamına gelir. Yalnızca meraklı ya da ayrıntılı bir soru değildir; dinleyeni baskı altında bırakır ve şüphe, suçlama veya eşitsiz bir güç ilişkisi ima edebilir. Bu sıfat sorunun dil bilgisel biçimini değil, soruluş tarzını ve yarattığı etkiyi anlatır. Sorgulamanın düşmanca, kontrolcü veya suçlayıcı şekilde sunulduğunu gösterir.

Alıştırma

Sorgu gibi hissettiren ve baskı ya da suçlama taşıyan bir soruyu en iyi hangi ifade anlatır?

  1. a probing question
  2. an inquisitive question
  3. an inquisitorial question
Cevabı göster

an inquisitorial question

but psychologically,

3:33

ancak psikolojik olarak,

this is precisely how we might experience them,

3:34

tam olarak böyle deneyimleyebiliriz,

Anlatım akışı

may not literally ... but psychologically: olgu ve deneyim ayrımı

“may not literally ... but psychologically ...” kalıbı iki anlam düzeyini ayırır. İlk bölüm, görüntünün fiziksel bir gerçek olduğunu reddeder; ikinci bölüm ise dikkati durumun zihinde nasıl hissedilebileceğine yöneltir. Bu sayede konuşan kişi, partnerin gerçekten baltası olduğunu ya da iki durumun nesnel tehlikesinin aynı olduğunu iddia etmeden baltayı tehdit altında hissetmenin benzetmesi olarak kullanabilir.

Alıştırma

Hangi cümle nesnel bir olgu ile psikolojik bir deneyimi doğru şekilde ayırır?

  1. The email is literally shouting at me, so psychologically it makes no sound.
  2. The email may be harsh, but literally I feel nervous.
  3. The email is not literally shouting at me, but psychologically, its harsh wording can feel threatening.
Cevabı göster

The email is not literally shouting at me, but psychologically, its harsh wording can feel threatening.

which makes it at least a little understandable

3:38

bu da ne hakkında konuştuklarını hiç bilmediğimizi söylersek

if we say we simply don't know what they're talking about.

3:40

bunu en azından biraz anlaşılır kılar.

It may feel unfair to ask an accuser to take responsibility for our vulnerability,

3:44

Bizi suçlayan birinden kırılganlığımızın sorumluluğunu almasını istemek haksızlık gibi görünebilir,

but if they want to help their relationship,

3:50

ancak ilişkilerine yardım etmek istiyorlarsa,

they will need to make it abundantly clear Kalıp ifadeler

3:53

şunu çok açıkça belirtmeleri gerekecektir ki,

Kalıp ifadeler

make it abundantly clear: şüpheye yer bırakmamak

Make it abundantly clear, bir şeyi şüpheye çok az yer bırakacak ya da hiç yer bırakmayacak kadar açık ve vurgulu biçimde iletmek anlamına gelir. Abundantly, clear kelimesinin anlamını güçlendirir; bir şeyin miktarının çok olduğu anlamına gelmez. make it + adjective + that-clause yapısında it, ardından gelen that yan cümlesindeki asıl içeriği hazırlayan biçimsel nesnedir: They made it abundantly clear that the rule applied to everyone. Bu yapı bir sınırı, koşulu, kuralı veya taahhüdü duyururken kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “bunu şüpheye yer bırakmadan belirtmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The principal wanted to ____ that bullying would not be tolerated.

Cevabı göster

make it abundantly clear

that they won't ever use the truth, Deyimler

3:55

gerçeği asla,

if it's acknowledged, as a weapon.

3:57

kabul edilse bile, bir silah olarak kullanmayacaklarını.

Deyimler

use the truth ... as a weapon: gerçeği silah olarak kullanmak

use A as B yapısında B, A'ya verilen rolü veya işlevi belirtir. Burada truth, mecazi olarak bir weapon gibi ele alınır: Bir kişi acı veren bir gerçeği kabul ettikten sonra, başka biri bu gerçeği onu utandırmak, kontrol etmek veya ona saldırmak için kasıtlı olarak onun aleyhine kullanabilir. Cümle, gerçeğin kendisinin zararlı olduğunu söylemez. Zarar, başka birinin kabul edilmiş bilgiyi kullanma biçiminden doğar.

Alıştırma

Bu cümlede use the truth as a weapon ne anlama gelir?

  1. Her doğru ifadenin fiziksel olarak tehlikeli olduğunu kanıtlamak.
  2. Kabul edilmiş bir gerçeği birini utandırmak, kontrol etmek veya ona saldırmak için kullanmak.
  3. Kimsenin kabul edememesi için gerçeği saklamak.
Cevabı göster

Kabul edilmiş bir gerçeği birini utandırmak, kontrol etmek veya ona saldırmak için kullanmak.

What's so sad is how easily we,

4:00

Çok üzücü olan şey, biz suçlanan taraf olarak,

as the accused, might,

4:02

ne kadar da kolay bir şekilde,

if only the circumstances were more sympathetic, Dilbilgisi

4:04

keşke koşullar daha şefkatli olsaydı,

confess to everything.

4:07

her şeyi itiraf edebileceğimizdir.

Dilbilgisi

if only the circumstances were more sympathetic: keşke koşullar daha anlayışlı olsaydı

Burada if only + geçmiş zaman biçimi (were), şimdiki zamanla ilgili güçlü bir dileği ifade eder. Konuşan kişi daha anlayışlı koşullar hayal ederken mevcut koşulların yeterince anlayışlı olmadığını da ima eder. Buradaki geçmiş zaman biçimi, durumu geçmiş zamana yerleştirmez. Gerçek dışı veya varsayımsal bir mesafe oluşturur. Bu dilek confess sözcüğünden önce araya girer; yani istenen koşullar oluşsaydı suçlanan kişiler itiraf etmeye istekli olabilirdi.

Alıştırma

Hangi cümle bugünkü havanın gerçekte olduğundan daha sıcak olmasına yönelik güçlü bir dileği ifade eder?

  1. If only the weather were warmer today!
  2. If the weather gets warmer today, we'll eat outside.
  3. I'll eat outside only if the weather gets warmer today.
Cevabı göster

If only the weather were warmer today!

We would in fact love to unburden ourselves Kelime

4:09

Aslında içimizi dökmeyi,

and admit to all that's broken and wounded in us.

4:12

ve içimizdeki tüm kırık ve yaralı şeyleri kabul etmeyi çok isterdik.

Kelime

unburden ourselves: üzerimizdeki duygusal yükü anlatmak

Burada unburden ourselves, uzun süredir içimizde tuttuğumuz acı verici düşünceleri, duyguları veya gerçekleri dile getirerek duygusal yükü hafifletmek anlamına gelir. Ardından gelen admit to all that's broken and wounded in us sözleri, konuşanların neyi açıklamak istediğini belirtir. Fiil dönüşlü bir yapıyla kullanılır: unburden + oneself. Dönüşlü zamir özneye göre değişir; I unburden myself ve they unburden themselves örneklerinde olduğu gibi. Buradaki ana fikir yalnızca bilgi aktarmak değil, duygusal rahatlama yaşamaktır.

Alıştırma

Cümleyi unburden oneself ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After keeping the fear secret for months, Maya finally decided to ____ to her closest friend.

Cevabı göster

unburden herself

The answer is to try and create a situation

4:16

Çözüm, her iki tarafın da kusurlu olduklarını kabul ettikleri,

where both partners accept that they are flawed,

4:19

ama bu temele dayanarak,

but not on this basis,

4:22

hiçbir zaman sevgi ve nezaket ihtiyacının dışında bırakılmadıkları,

ever beyond a need for love and kindness,

4:24

karşılıklı evrim ihtiyacının verili olarak kabul edildiği,

where the mutual need for evolution is taken as a given, Deyimler

4:27

ve üzerinde iyi düşünülmüş her eleştirinin,

Deyimler

is taken as a given: kabul edilmiş bir başlangıç varsayımı

is taken as a given ifadesinde a given, önceden kesinleşmiş gibi kabul edilen bir olgu veya koşulu belirten isimdir. Cümle, karşılıklı gelişim ihtiyacının ortak bir başlangıç varsayımı olarak ele alındığını, bu nedenle önce kanıtlanmasının veya tartışılmasının gerekmediğini söyler. Bu yapı take X as a given ifadesinin edilgen biçimidir: X is taken as a given. Bir fikrin tartışma içinde nasıl çerçevelendiğini anlatır; fikrin nesnel olarak kanıtlandığını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi take something as a given ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: In this discussion, mutual respect ____.

Cevabı göster

is taken as a given

and where every well-considered criticism is handled

4:31

hem doğru kabul edildiği

as both correct

4:34

hem de olağanüstü güven verici katmanlara sarılması gereken

and yet needing to be wrapped up in extraordinary layers of reassurance. Deyimler

4:36

bir durum yaratmaya çalışmaktır.

Deyimler

wrapped up in extraordinary layers of reassurance: güven verici sözlerin birçok katmanına sarılmak

Bu cümlede eleştiri, koruyucu bir malzemeye sarılması gereken bir nesne gibi düşünülür. Wrapped up in reassurance, eleştirinin çok sayıda rahatlatıcı söz ve duygusal destekle birlikte sunulması, böylece onu kabul etmenin daha güvenli ve kolay hâle gelmesi demektir. Extraordinary layers, verilen güvencenin miktarını abartılı biçimde vurgular. Bu imge, doğru olmanın tek başına yetmediğini; zor bir geri bildirimin tekrar tekrar yumuşatılması ve destekle sunulması gerekebileceğini anlatır. Burada wrapped up, bitirilmiş anlamına gelmez.

Alıştırma

Burada needing to be wrapped up in extraordinary layers of reassurance neyi anlatıyor?

  1. Eleştiri hızlıca sonuca bağlanmalıdır.
  2. Eleştiri yanlış olduğu için gizlenmelidir.
  3. Eleştiri, çok fazla rahatlatma ve destekle iletilmelidir.
Cevabı göster

Eleştiri, çok fazla rahatlatma ve destekle iletilmelidir.

There should be a recognition that people don't change Anlatım akışı

4:41

İnsanların kendilerine nelerin yanlış olduğu söylendiğinde

when they're told what's wrong with them.

4:44

değişmediklerini kabul etmek gerekir.

They change when they feel sufficiently supported

4:47

Ancak yeterince desteklendiklerini hissettiklerinde değişirler,

to undertake the change they, almost always,

4:50

neredeyse her zaman zaten gerekli olduğunu

already know is due. Kelime

4:54

bildikleri o değişimi gerçekleştirmek için.

Anlatım akışı

People don't change when ... They change when ... paralel karşıtlığı

İki cümle aynı kalıbı kullanır: people don't change when X; they change when Y. Yalnızca koşul değiştirilir. İlk cümle, neyin yanlış olduğunu söylemenin tek başına değişim yaratmadığını belirtir; ikinci cümle ise desteklendiğini hissetmeyi harekete geçmeyi mümkün kılan koşul olarak sunar. Change ve when sözcüklerinin tekrarı karşıtlığı izlemeyi kolaylaştırır ve sonuca güç verir. Bu iddia, eleştirinin değersiz olduğunu söylemek yerine bilmekle yapmak arasındaki farkı gösterir. They almost always already know içinde almost always, insanların değişimin gerekli olduğunu zaten ne sıklıkla bildiğine ilişkin iddiayı yumuşatır; desteğin değişimi her zaman garanti ettiğini söylemez.

Alıştırma

Hangi devam cümlesi bir koşulu reddedip ardından daha iyi bir koşul vererek aynı tür paralel karşıtlığı oluşturur? People don't ask honest questions when they expect ridicule. ...

  1. Ridicule is sometimes meant as a joke.
  2. They ask honest questions when they feel safe.
  3. They feel safe, and honest questions can be difficult.
Cevabı göster

They ask honest questions when they feel safe.

Kelime

the change ... is due: değişimin zamanı geldi

they already know is due sözleri, the change ifadesini niteleyen bir ilgi tümcesidir: they already know [the change is due]. the change sonrasında ilgi zamiri that kullanılmamıştır. Due, is sonrasında gelen bir sıfattır ve değişimin gerçekleşmesi için uygun ya da beklenen zamanın geldiğini belirtir. Bu, değişimin artık gerçekleşmesi gerektiğini söylemenin kısa ve biraz resmî bir yoludur. Birinin bir şey borçlu olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“The annual review is due,” cümlesinde incelemenin şimdi yapılması gerekiyorsa due hangi anlama gelir?

  1. İncelemeye bir şey neden olmuştur.
  2. İncelemenin yapılması için uygun zaman gelmiştir.
  3. Birinin inceleme için ödeme yapması gerekir.
Cevabı göster

İncelemenin yapılması için uygun zaman gelmiştir.

It isn't enough to be sometimes right in relationships. Dilbilgisi

4:56

İlişkilerde bazen haklı olmak yeterli değildir.

Dilbilgisi

It isn't enough to ...: tek bir koşulun yetersiz olduğunu söylemek

It isn't enough to + fiilin yalın hâli, tek bir eylemin veya özelliğin ihtiyacı kendi başına karşılamadığını ya da hedefe ulaşmaya yetmediğini belirtir. Bu cümlede bazen haklı olmak önemli olabilir, ancak bir ilişki için yeterli değildir. Bu yapı genellikle başka bir gerekliliğin geleceğini gösterir: It isn't enough to X; you also need to Y. X'in hiç değeri olup olmadığını değil, yeterli olup olmadığını değerlendirir.

Alıştırma

Yalnızca özür dilemenin yeterli olmadığını belirten yapıyla İngilizce cümleyi tamamlayın: “____ apologize; you also need to repair the harm.”

Cevabı göster

It isn't enough to

We need to be generous enough in our love

4:59

Aşkımızda yeterince cömert olmalıyız ki,

in order that our partner can admit when they are in the wrong. Notlar

5:02

partnerimiz haksız olduğunda bunu kabul bilsin.

Dilbilgisi

in order that + tam bir amaç cümleciği

In order that bir amaç yan cümlesi başlatır ve sevgide cömert olmanın amacını açıklar. Buradaki that bir bağlaçtır; şu veya o anlamındaki bir işaret sözcüğü değildir. Özneler farklıdır: cömert davranan we, hatasını kabul edebilen kişi ise our partnerdır. Can, ilk eylemin oluşturduğu koşulu veya olasılığı gösterir.

Alıştırma

Tam bir amaç cümleciği başlatan resmî, üç sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The coach repeated the instructions ____ every player could understand the plan.

Cevabı göster

in order that

Kalıp ifadeler

be in the wrong: hatalı veya kusurlu olmak

Be in the wrong, bir anlaşmazlıkta, kararda veya olayda yanılmış ya da kusurlu olmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede partner, kendi tutumunun veya davranışının hatalı olduğunu fark edebilir. İfade, kişinin genel değerini değil belirli bir konuyu değerlendirir ve fiziksel olarak yanlış bir yerde bulunmak anlamına gelmez.

Alıştırma

in ile başlayan ve kusurlu olmak anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After reading the messages, Nina admitted that she had been ____.

Cevabı göster

in the wrong

Love is a skill that we can learn. Anlatım akışı

5:10

Aşk, öğrenebileceğimiz bir beceridir.

Anlatım akışı

Sevgi öğrenebileceğimiz bir beceridir: sonucu bağlayan bir yeniden çerçeveleme

Burada “Love is a skill” sevgiyi yeniden çerçeveler: konuşmacı sevgiyi yalnızca kendiliğinden ortaya çıkan bir duygu olarak değil, pratik yapılarak geliştirilebilen bir beceri olarak sunar. “that we can learn” ilgi cümleciği, skill ile ne tür bir becerinin kastedildiğini netleştirir ve odağı soğuk bir teknikten ziyade gelişime yöneltir. Kısa “A is B” ifadesi, önceki akıl yürütmeyi açık ve akılda kalıcı bir sonuca dönüştürür. Bu, retorik bir tanımdır: sevginin tam bir sözlük tanımını vermek yerine, bu argümanda yararlı olan bir anlama biçimini öne çıkarır.

Alıştırma

Hangi cümle, sabrı öğrenilebilir bir beceri olarak yeniden çerçevelemek ve kısa bir sonuç sunmak için aynı A is B yapısını en iyi şekilde kullanır?

  1. Patience is a skill that we can learn.
  2. Patience can make long waits feel easier.
  3. Learning patience takes time.
Cevabı göster

Patience is a skill that we can learn.

Our Relationships book calmly guides us with calm and charm

5:13

İlişkiler kitabımız sakinlik ve zarafetle bize rehberlik ediyor,

through the key issues of relationships

5:17

ilişkilerin temel sorunları arasında,

to ensure that success in love need not be a matter of good luck.

5:19

aşkta başarının iyi bir şans meselesi olmasına gerek olmadığını garantilemek için.

For more, click the link now.

5:24

Daha fazlası için şimdi bağlantıya tıklayın.