İnsan Etinden Sabun Yapan Kadın: Leonarda Cianciulli: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.309 kelime 208 kel/dk

Video özeti: Biyografi, Leonarda Cianciulli'nin çocukluğu ve lanet inancından üç cinayete, insan kalıntılarından sabun ile keklere, onu ele veren sahte işe ve müzedeki mirasına uzanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. hall of infamy — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Hall of Fame sözünün başarı değil kötü ün anlatan karanlık uyarlamasını ve tek sözcüklük alayı anlayın. 2. When it had melted, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Past perfect erimeyi kolonya ve sabun yapımından önceye koyar; geçmiş eylemleri sıralamak için kullanın. 3. buy into — Öbek fiiller: Satın almak değil, bir öyküye, iddiaya ya da plana inanmak demektir; kuşkuyu anlayıp doğal biçimde ifade edin.

Bu derste

Following on from our strangest serial killer in the US, Anlatım akışı

0:00

ABD'deki en tuhaf seri katilimizin ardından,

Anlatım akışı

Following on from ile önceki içeriğe bağlanma

Following on from, yeni bölümü daha önce değinilen içerikle ilişkilendirir. Burada anlatıcının ABD'deki sıra dışı bir seri katil hakkındaki önceki hikâyeden bağlantılı başka bir hikâyeye geçtiğini gösterir. following on from + isim öbeği yapısı önceki içeriğe işaret ederken ana cümle sırada ne olduğunu tanıtır. Konu devamlılığını düzenler; birinin arkasından fiziksel olarak ilerlemeyi anlatmaz.

Alıştırma

Girişi dersteki üç sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: '____ last month's safety review, today we'll discuss the new procedures.'

Cevabı göster

Following on from

we now bring you one of the weirdest tales from the dark side of humanity. Deyimler

0:02

şimdi size insanlığın karanlık yüzünden en garip hikayelerden birini getiriyoruz.

Deyimler

The dark side of humanity benzetmesi

The dark side of humanity, insanların gösterebildiği acımasız, kötü veya son derece rahatsız edici davranışları anlatan bir benzetmedir. Bu cümlede hikâyeyi insan doğasının bu kaygı verici yönüne örnek olarak çerçeveler. Buradaki dark bir yeri, rengi veya yalnızca üzgün bir ruh hâlini anlatmaz. İfade; suç, şiddet, yolsuzluk veya vahşet tartışılırken sık kullanılan ciddi ve çarpıcı bir ton oluşturur.

Alıştırma

'The documentary examines the dark side of humanity,' cümlesinde vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. İnsanların acımasız veya son derece rahatsız edici davranışlarda bulunabilme kapasitesi
  2. Çok az ışık bulunan bir yer
  3. Uzayın bilinmeyen bir bölümü
  4. Geçici bir üzüntü duygusu
Cevabı göster

İnsanların acımasız veya son derece rahatsız edici davranışlarda bulunabilme kapasitesi

Okay, so our woman of the hour may not have been as bestial as lady killer Ted Bundy, Notlar

0:06

Pekâlâ, günün kahramanı kadın katili Ted Bundy kadar vahşi,

Deyimler

woman of the hour: şu anda ilgi odağı olan kadın

“Woman of the hour”, o anda ya da etkinlikte en çok ilgi gören kadını ifade eder. Bu cümlede konuşmacının birazdan ele alacağı kadın, hafif şakacı bir tonla tanıtılıyor. “Of the hour” deyimsel bir kullanımdır: “hour” tam olarak altmış dakika değil, içinde bulunulan durum veya dönem anlamına gelir. İfade kişinin öne çıktığını belirtir, ancak mutlaka övgü içermez.

Alıştırma

Sunucunun şakacı tanıtımını öğrendiğiniz deyimle tamamlayın: Everyone is here to celebrate Elena. Please welcome our ____, Elena Ruiz!

Cevabı göster

woman of the hour

or as utterly demented as Ed Gein,

0:11

ya da ölü kadınlardan yapılan deri kıyafetler giymeyi seven Ed Gein kadar

Dilbilgisi

may not have been as ... as ... or as ... as: temkinli geçmiş karşılaştırması

“May not have been”, geçmiş hakkında temkinli bir yargı bildirir: konuşmacı, öznenin belirtilen ölçekte daha aşağıda olmasını kesin değil, olası bir durum olarak sunar. “Not as + sıfat + as + karşılaştırma öğesi” yapısında “not as”, “daha düşük derecede” demektir; sıfatın hiç geçerli olmadığı anlamına gelmez. Buradaki iki ölçüt “bestial” ve “utterly demented” ifadeleridir. “Or”dan sonraki ifade ilk karşılaştırmayla paraleldir. “As utterly demented as” ifadesinden önce “may not have been” anlaşılır ancak aynı sözleri tekrarlamamak için söylenmez.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki iki düşük derece karşılaştırmasını temkinli biçimde yapmak için “may not have been” kullanır ve ikinci karşılaştırmadan önce yinelenen sözleri çıkarır?

  1. The film was not as funny as the trailer, or as moving as the novel.
  2. The film may not have been as funny as the trailer, or as moving as the novel.
  3. The film may have been as funny as the trailer, or as moving as the novel.
Cevabı göster

The film may not have been as funny as the trailer, or as moving as the novel.

the man who liked to dress in skin suits made from dead women,

0:13

tamamen çıldırmış olmayabilir,

but she has certainly worked her way into the serial killer hall of infamy just for originality. Notlar

0:16

ancak sırf orijinalliğiyle seri katillerin kötülükler salonuna adını kesinlikle yazdırdı.

Kalıp ifadeler

“worked her way into”: adım adım bir konum kazanmak

Worked her way into, onun bir dizi eylem yoluyla zamanla bir yer veya statü kazandığını anlatır. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I worked my way into ... denirken she worked her way into ... denir. Bu cümledeki “yer”, seri katiller için hayalî bir hall of infamy'dir. İfade, onun sıradan bir işte çalıştığı veya fiziksel olarak bir yere girdiği anlamına gelmez; eylemlerinin kötü bir üne nasıl yol açtığını vurgular. Övgüye benzeyen anlatım ironiktir.

Alıştırma

Cümleyi work one's way into ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Starting as an intern, Lena gradually ____ a management position.

Cevabı göster

worked her way into

Deyimler

“hall of infamy”: “Hall of Fame” ifadesinin alaycı biçimde tersine çevrilmesi

Hall of infamy, Hall of Fame ifadesinin esprili biçimde tersine çevrilmiş hâlidir. Infamy, kalıcı bir toplumsal utanç veya kötü ün anlamına gelir; dolayısıyla ifade, yaptığı kötülüklerle ünlü kişiler veya eylemler için bir “salon” hayal eder. Bu cümlede cinayetteki özgünlük, sanki bir onuru hak ediyormuş gibi alaycı biçimde sunulur. Burada ifade gerçek bir kurumun adı değildir; fame yerine infamy kullanılması övgüyü iğnelemeye dönüştürür.

Alıştırma

Bir incelemede “This scam belongs in the hall of infamy” ne ima eder?

  1. Mükemmellik için resmî bir ödül aldı.
  2. Özellikle kötü olduğu için utançla hatırlanıyor.
  3. Ünlü bir binanın içinde gerçekleşti.
Cevabı göster

Özellikle kötü olduğu için utançla hatırlanıyor.

It's conceivable the novel and then movie Fight Club Dilbilgisi

0:21

Dövüş Kulübü romanının ve ardından filminin,

may have used her wicked deeds as inspiration

0:24

liposuction atıklarından yapılan sabun konusunda

Dilbilgisi

It's conceivable ... may have used ... as inspiration: doğrulanmamış geçmiş bir bağlantıyı belirtmek

It's conceivable, tüm iddiayı kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, makul biçimde düşünülebilecek bir olasılık olarak sunar. May have used + nesne + as inspiration, olası eylemi geçmişe yerleştirir. İki işaret birlikte tarihî veya kültürel bağlantıyı özellikle temkinli biçimde aktarır; bağlantının daha olası olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Makul ancak doğrulanmamış geçmiş bir etkiyi gerçekmiş gibi sunmadan en iyi aktaran cümle hangisidir?

  1. The later novel drew inspiration from the earlier case.
  2. The later novel must have drawn inspiration from the earlier case.
  3. It's conceivable that the later novel may have drawn inspiration from the earlier case.
Cevabı göster

It's conceivable that the later novel may have drawn inspiration from the earlier case.

regarding soap made out of liposuction waste, Kalıp ifadeler

0:27

ilham kaynağı olarak onun şeytani eylemlerini kullanmış olması muhtemeldir,

Kalıp ifadeler

made out of: dönüştürülmüş veya yeniden kullanılmış bir malzemeyi belirtmek

Made out of, bir şeyi oluşturmak için kullanılan malzemeyi belirtir. Burada liposuction atıkları sabuna dönüştürülen madde olarak sunulur; dolayısıyla out of, “bunu malzeme olarak kullanarak” demektir. “Hiç kalmadığı için” veya “içeriden dışarı hareket ederek” anlamına gelmez. Made out of çoğu zaman belirgin, şaşırtıcı veya doğaçlama bir dönüşümü öne çıkarır. Bitmiş nesne artık ilk malzemeye benzemeyebilir.

Alıştırma

Made out of ifadesinin soap made out of liposuction waste içinde etkili olmasını en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Atık bittiği için sabunun bulunmadığı anlamına gelir.
  2. Sabunu yapmak için kullanılan sıra dışı kaynak malzemeyi vurgular.
  3. Sabunun atığın içinden dışına hareket ettiği anlamına gelir.
Cevabı göster

Sabunu yapmak için kullanılan sıra dışı kaynak malzemeyi vurgular.

so we can say she made her mark on history. Deyimler

0:29

bu yüzden tarihe iz bıraktığını söyleyebiliriz.

Deyimler

Made her mark on history: tarihte kalıcı bir iz bırakmak

“Made her mark on history”, “make one's mark on history” ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Kalıcı bir etkide bulunduğu ve tarih kayıtlarında hatırlanacağı anlamına gelir. Bu ifade mutlaka övgü anlamı taşımaz. Buradaki kalıcı “iz” kötü şöhretli suçlardan geldiği için sözler karanlık veya ironik bir etki yaratır. Aynı deyim başka bağlamlarda olumlu bir başarıyı da anlatabilir.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: “Made her mark on history” her zaman birini büyük bir başarısından dolayı över.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Welcome to this episode of the Infographic Show,

0:32

Infographic Show'un bu bölümüne hoş geldiniz,

Leonarda Cianciulli, aka the human flesh soap maker.

0:34

Leonarda Cianciulli, namıdiğer insan eti sabunu yapıcısı.

Okay, so there isn't really a big reveal to this show as the title pretty much explains what this serial killer got up to. Notlar

0:38

Tamam, başlık bu seri katilin ne yaptığını oldukça iyi açıkladığı için bu gösteride pek büyük bir sürpriz yok.

Kelime

Big reveal: sayılabilen bir anlatı ismi

“Big reveal” ifadesinde reveal sayılabilen bir isimdir. Önemli ve gizli bir bilginin izleyiciye açıklandığı sahne veya an anlamına gelir. Konuşmacı, başlık temel gerçeği zaten ele verdiği için böyle büyük bir an olmadığını söylüyor. Big, bilginin önemli veya şaşırtıcı olduğu anlamını ekler; fiziksel büyüklüğü anlatmaz.

Alıştırma

Bir gizem öyküsünün başlığı, hikâye başlamadan önce temel gerçeği açıkladığı için daha sonra şaşırtıcı bir bilgi açıklaması olmuyor. Eksik olan bu anlatı anını en iyi hangi ifade adlandırır?

  1. a big reveal
  2. a spoiler
  3. a plot twist
Cevabı göster

a big reveal

Öbek fiiller

get up to: birinin neler yaptığı

what this serial killer got up to ifadesinde got up to, “ne yaptı” veya “hangi işlere karıştı” anlamına gelir. İfade çoğu zaman gizli, yaramazca ya da uygunsuz faaliyetleri düşündürür; burada seri katilden söz edilmesi çağrışımı son derece olumsuz yapar. Get up to birden fazla sözcükten oluşan bir ifadedir. Soru veya iç cümlede birinin faaliyetlerini sormak ya da belirtmek için what + get fiilinin uygun biçimi + up to yapısı kullanılır: What did they get up to? veya what they got up to. To ifadenin bir parçasıdır; bu, “yataktan kalkmak” anlamındaki get up değildir.

Alıştırma

Soruyu, bu dersteki “yapmak veya karışmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: What did the suspect ____ before the alarm went off?

Cevabı göster

get up to

But who was she before she started making lumps of soap out of the people she killed?

0:44

Ancak öldürdüğü insanlardan sabun kalıpları yapmaya başlamadan önce o kimdi?

Let's start with a short bio.

0:48

Kısa bir biyografiyle başlayalım.

Leonarda Cianciulli, aka the human soap maker,

0:50

Leonarda Cianciulli, namıdiğer insan sabunu yapıcısı,

aka the soap maker of Correggio,

0:53

namıdiğer Correggio'nun sabuncusu,

in Italian it sounds much more poetic,

0:56

İtalyancada kulağa çok daha şiirsel geliyor,

la saponificatrice di Correggio,

0:58

la saponificatrice di Correggio,

was born in 1894 and lived until an old age dying in 1970.

1:01

1894'te doğdu ve 1970'te ölene kadar uzun bir yaşam sürdü.

Her childhood wasn't easy,

1:05

Çocukluğu kolay geçmemişti

and reading about it,

1:07

ve bunun hakkında bir şeyler okuduğunuzda,

you might not be surprised that she turned out uh a little odd. Dilbilgisi

1:08

onun, hım, biraz tuhaf biri olmasına şaşırmayabilirsiniz.

Dilbilgisi

you might not be surprised that...: bir beklentiyi yumuşakça sunmak

You might not be surprised that... dinleyiciyi, konuşanın önceki bilgilerden anlaşılabilir veya öngörülebilir olarak sunduğu bir sonuca hazırlar. Burada önceki arka planı onun “biraz tuhaf” olduğu sonucuna bağlar. Might, konuşanın dinleyicinin tepkisiyle ilgili varsayımını yumuşatır. Asıl anlam sonucun kendisinin düşük olasılıklı olması değildir; kapsamı “belki şaşırmazsınız” şeklindedir. Bu çerçeve Obviously... veya Of course... demekten daha az keskindir.

Alıştırma

Given how carefully Maya prepared, you might not be surprised that she won cümlesinde başlangıçtaki çerçeve ne yapar?

  1. Dinleyicinin sonucu önceden bilip bilmediğini sorar.
  2. Onun kazanmasını beklenen bir sonuç olarak nazikçe sunar.
  3. Onun kazanmasının çok düşük olasılıklı olduğunu düşündürür.
Cevabı göster

Onun kazanmasını beklenen bir sonuç olarak nazikçe sunar.

Apparently her mother was a nasty woman

1:12

Görünüşe göre annesi oldukça huysuz bir kadındı

telling Leonarda that she was cursed by the devil and that her life would come to nothing. Deyimler

1:14

ve Leonarda'ya şeytan tarafından lanetlendiğini, hayatının hiçbir işe yaramayacağını söylüyordu.

Deyimler

come to nothing: sonuçsuz kalmak

Bu cümlede come to nothing, Leonarda'nın hayatının sonunda hiçbir başarı, değer veya kayda değer sonuç üretmeyeceğini öngörür. İfade mecazidir: nothing, onun ulaşacağı bir yer değil, nihai sonuçtur. Tekrar kullanılabilen X comes/came to nothing kalıbı; bir planın, çabanın, müzakerenin, umudun veya başka bir sürecin anlamlı hiçbir şey başaramadan sona ermesini anlatır. Özne bir insanın bütün hayatı olduğunda, ifade genelleyici ve özellikle acımasız bir yargıya dönüşür.

Alıştırma

Cümleyi come to nothing ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. After months of planning, the project ____ when the sponsor withdrew.

Cevabı göster

came to nothing

That's not easy on a child,

1:18

Bir çocuk için bu kolay değildir

and when she was a teenager,

1:19

ve ergenlik çağındayken,

she tried to commit suicide not once but twice. Kalıp ifadeler

1:21

bir değil iki kez intihar etmeye kalkıştı.

Kalıp ifadeler

not once but twice: sayıyı yukarı doğru vurgulu biçimde düzeltmek

Bu cümlede not once but twice, intihar girişiminin iki kez gerçekleştiği anlamına gelir. Burada not once tek başına sıfır kez anlamında tamamlanmış bir sayım değildir; but twice daha küçük sayıyı gerçek ve daha büyük sayıyla değiştirir. Tekrar kullanılabilen not X but Y kalıbı önce beklenen veya daha az dikkat çekici bir miktarı reddeder, ardından konuşanın vurgulamak istediği miktarı verir. Sayımlarda not once but twice ya da not twice but five times gibi yapılar ortaya çıkar.

Alıştırma

Cümleyi, onun beklenenden fazla olarak iki kez aradığını belirten vurgulu kalıpla tamamlayın. She called the support desk ____ before the issue was fixed.

Cevabı göster

not once but twice

She was yet another serial killer with what is known as an overbearing mother. Kalıp ifadeler

1:23

O, baskıcı bir anne olarak bilinen duruma sahip bir başka seri katildi.

Kalıp ifadeler

What is known as: tanınan bir adı veya etiketi tanıtma

Bu cümlede what is known as, an overbearing mother etiketini tanıtır. What yan cümlesinin tamamı, insanların genellikle bu adla sınıflandırdığı bir kişiyi belirtir. Bu ifade, etiketi anlatıcının yeni uydurduğu bir betimleme olarak değil, zaten kullanımda olan veya tanınan bir ad olarak sunar. Bir şeyin nasıl adlandırıldığını bildirir; etiketin nesnel, bilimsel veya doğru olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Tanınan bir etiketi tanıtan ifadeyle cümleyi tamamlayın: This effect is ____ confirmation bias.

Cevabı göster

what is known as

She then met a fellow when she got older,

1:27

Büyüdüğünde bir adamla tanıştı,

a registry office clerk,

1:29

bir nüfus dairesi memuruyla,

but he wasn't quite what her mother was expecting Dilbilgisi

1:30

ancak annesinin beklediği gibi biri değildi

Dilbilgisi

Wasn't quite what ... was expecting: beklentiyle uyuşmamayı yumuşatarak ifade etme

Burada what her mother was expecting, annesinin hayal ettiği kişi veya koca türü anlamına gelen bir kaynaşmış ilgi yan cümlesidir. Was fiilinden sonra tamamlayıcı görevindedir: adam bu beklentiye tamamen uymuyordu. Wasn't quite içindeki quite, tamamen veya tam olarak anlamına gelir; dolayısıyla olumsuz birleşim tam olarak değil demektir. Bu kullanım genellikle olumsuz bir yargıyı yumuşatır: konuşan, adamın bütünüyle kabul edilemez veya tamamen farklı olduğunu daha sert biçimde doğrudan söylemeden bir uyumsuzluğa işaret eder.

Alıştırma

Notta yer alan yumuşatılmış uyumsuzluk kalıbıyla cümleyi tamamlayın ve beklenti yan cümlesinde we kullanın: The apartment was clean, but it ____.

Cevabı göster

wasn't quite what we were expecting

and so the man was vociferously disapproved of. Kelime

1:32

ve bu yüzden adam şiddetle reddedildi.

Kelime

vociferously disapproved of: yüksek sesli ve güçlü onaylamama

Vociferously, yüksek sesli, güçlü ve ısrarlı bir biçimde demektir. Burada disapproved of eyleminin nasıl gerçekleştiğini anlatır: adama yönelik olumsuz yargı yalnızca özel bir düşünce olarak kalmamış, güçlü ve açık biçimde ifade edilmiştir. Disapprove of, birini veya bir şeyi yanlış, kötü ya da uygunsuz bulmak demektir. Ardından bir nesne geldiğinde of yapının parçasıdır: disapprove of the man denir, disapprove the man denmez.

Alıştırma

Halka açık bir toplantıda bölge sakinleri, önerinin yanlış olduğunu yüksek sesle ve güçlü biçimde ifade etti. Duruma en uygun cümle hangisidir?

  1. They quietly disapproved of the proposal.
  2. They vociferously disapproved of the proposal.
  3. They vociferously disapproved the proposal.
  4. They enthusiastically approved of the proposal.
Cevabı göster

They vociferously disapproved of the proposal.

She had in total 17 kids,

1:35

Toplamda 17 çocuğu oldu,

which is quite the accomplishment, Dilbilgisi

1:37

ki bu oldukça büyük bir başarıdır,

Dilbilgisi

quite the accomplishment: vurgulu değerlendirme

Quite the + tekil sayılabilen isim, güçlü bir değerlendirme bildiren vurgu yapısıdır. Quite the accomplishment, özellikle etkileyici bir başarı veya başarının çarpıcı bir örneği demektir; quite ile the sözcüklerinin harfi harfine birleşimi değildir. Bu değerlendirme içten övgü, şaşkınlık veya ironi ifade edebilir. Yorumu bağlam ve ton belirler; burada sonuç sıra dışı bir başarı olarak güçlü biçimde sunulur.

Alıştırma

Cümleyi tam quite the + noun vurgu yapısıyla tamamlayın: Finishing the entire restoration in one weekend was ____.

Cevabı göster

quite the accomplishment

but unfortunately only four of them lived past the age of 10.

1:39

ama ne yazık ki sadece dördü 10 yaşını geçebildi.

You could say after all that heartbreak and pain,

1:42

Tüm o kalp kırıklığı ve acıdan sonra,

she was a protective mother to those that survived.

1:44

hayatta kalan çocukları için korumacı bir anne olduğunu söyleyebilirsiniz.

Leonarda doted on her kids, Kalıp ifadeler

1:47

Leonarda çocuklarının üzerine titrerdi,

Kalıp ifadeler

Dote on someone: birinin üzerine titremek

Dote on someone, birine çok yoğun sevgi ve ilgi göstermek anlamına gelir. Bu sevginin özellikle güçlü, hatta bazen fazlasıyla hoşgörülü olduğu ima edilebilir. Burada Leonarda'nın çocuklarına derinden bağlı olduğu anlatılıyor. Bu, sabit bir fiil-edat birleşimidir: dote on + kişi veya hayvan. Sevgi dolu bir tutum ve ilgiyi anlatır; birinin günlük bakımını üstlenme eylemini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi dote on ifadesinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: My grandfather ____ his youngest granddaughter and talks about her constantly.

Cevabı göster

dotes on

but she was full of anger at what life had thrown at her, Deyimler

1:48

ancak hayatın ona yaşattıklarına karşı öfke doluydu

Deyimler

What life had thrown at her: hayatın karşısına çıkardığı zorluklar

Burada what, “şeyler” veya “olanlar” anlamındadır. Life, sanki bir insana sorun fırlatabilen bir varlıkmış gibi kişileştirilir. Bu nedenle ifade, gerçekten fırlatılan nesneleri değil, onun yüzleşmek zorunda kaldığı acı verici ve beklenmedik zorlukları anlatır. Past perfect yapıdaki had thrown, cümlede anlatılan öfkeden önce gerçekleşmiş zorluklara dönüp bakar. Aktarılabilir kalıp what veya whatever life throws at someone biçimindedir ve kişinin karşılaştığı, kontrolü dışındaki zorlukları ifade eder.

Alıştırma

"After everything life had thrown at Maya, she was proud that she had kept going," cümlesinde "everything life had thrown at Maya" ne anlama gelir?

  1. Maya'nın yüzleşmek zorunda kaldığı tüm zorluklar ve beklenmedik olaylar
  2. Maya'nın kendisi için dikkatle seçtiği tüm fırsatlar
  3. insanların fiziksel olarak Maya'ya doğru fırlattığı tüm nesneler
Cevabı göster

Maya'nın yüzleşmek zorunda kaldığı tüm zorluklar ve beklenmedik olaylar

and it threw a lot more than dying children and miscarriages.

1:51

ve hayat ona ölen çocuklar ve düşüklerden çok daha fazlasını yaşattı.

Perhaps it was very much her fault when she got imprisoned for fraud at the age of 33,

1:54

33 yaşındayken dolandırıcılıktan hapse atılması büyük olasılıkla kendi suçuydu,

but when an earthquake destroyed her house a few years later,

1:58

ancak birkaç yıl sonra bir deprem evini yıktığında,

that seemed like rotten luck again.

2:01

bu yine korkunç bir şanssızlık gibi görünüyordu.

Nonetheless, this unlucky woman was apparently well liked in her community,

2:03

Yine de, bu şanssız kadın, kendi kafasında bir nevi lanetli olduğuna inansa da

if not in her own mind doomed somewhat.

2:07

toplumunda görünüşe göre çok seviliyordu.

In fact, it's said she even believed that her mother was right

2:09

Hatta annesinin haklı olduğuna

and indeed she was cursed.

2:12

ve gerçekten lanetlendiğine inandığı bile söylenir.

She went to see a Gypsy fortune teller, Kelime

2:14

Bir Çingene falcıya gitti,

Kelime

Gypsy: eskimiş ve incitici olabilecek bir etiket

Bu cümlede Gypsy, fortune teller ifadesini niteleyen bir etnik etikettir. Romani halkını falcılıkla ilişkilendiren eski bir basmakalıp düşünceyi yansıtır; yalnızca fortune teller anlamına gelmez. Günümüzün tarafsız İngilizcesinde birçok kişi Gypsy sözcüğünü incitici veya indirgemeci bulur. Etnik kimlik doğru ve bağlamla ilgiliyse dil bilgisel konuma ve ilgili kişilerin tercihine göre Roma ya da Romani kullanılır. Etnik kimlik bilinmiyor veya önemsizse etnik etiket eklemeden fortune teller denir.

Alıştırma

Yargı: Günümüzde yazılmış tarafsız bir haberde, kimliği bilinmeyen bir falcıya yalnızca işi nedeniyle “a Gypsy” deniyor. Bu kullanım uygun mudur?

  1. Hayır. Bu etiket incitici olabilir ve etnik kimliği yanlış biçimde bir meslek gibi ele alır.
  2. Evet. Gypsy, fortune teller ifadesinin tarafsız bir eş anlamlısıdır.
Cevabı göster

Hayır. Bu etiket incitici olabilir ve etnik kimliği yanlış biçimde bir meslek gibi ele alır.

but that just made matters a lot worse as it said this is what she was told: Kalıp ifadeler

2:16

ancak bu sadece işleri çok daha kötüleştirdi çünkü ona şunların söylendiği iddia ediliyor:

Kalıp ifadeler

made matters a lot worse: mevcut bir sorunu daha da kötüleştirmek

made matters a lot worse, zaten kötü olan bir durumu çok daha kötü hâle getirdi demektir. Matters burada birbirinden ayrı, sayılabilir birkaç “şeyi” değil, genel olarak durumu veya koşulları ifade eder. Dil bilgisi bakımından made, make fiilinin geçmiş zamanıdır; matters nesnesi, worse ise sonuç tümlecidir. A lot, worse sözcüğünün derecesini artırır. Yeniden kullanılabilir kalıp make + matters + worse şeklindedir ve make fiilinin zamanı ihtiyaca göre değiştirilir.

Alıştırma

Cümleyi, matters kullanan ve mevcut sorunu daha kötü hâle getirdi anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The server was already down, and restarting it without a backup ____.

Cevabı göster

made matters worse

"In your right hand I see prison,

2:20

"Sağ elinde hapishane,

in your left a criminal asylum."

2:22

sol elinde bir suçlu akıl hastanesi görüyorum."

Okay, so you kind of get the picture. Deyimler

2:24

Tamam, durumu anladınız sanırım.

Deyimler

get the picture: bağlamdan genel durumu anlamak

Bu cümlede get the picture, daha önce verilen ayrıntılardan genel durumu anlamak demektir. Gerçek bir resmi görmek veya almak anlamına gelmez. Bu ifade çoğu zaman yeterince örnek verildiğini ve konuşanın artık devam etmeye hazır olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız bir planın neden başarısız olacağına dair birkaç neden sıralayıp “You get the picture.” diyor. Son ifade ne anlama gelir?

  1. Birinin size fotoğraf göstermesi gerekiyor.
  2. Ayrıntıları tamamen unuttunuz.
  3. Bu ayrıntılardan genel durumu anlıyorsunuz.
Cevabı göster

Bu ayrıntılardan genel durumu anlıyorsunuz.

This is a woman who had a brutal life,

2:26

Bu acımasız bir hayat yaşamış bir kadındı,

but on the surface of things she looked okay. Deyimler

2:28

ama dışarıdan bakıldığında iyi görünüyordu.

Deyimler

on the surface of things: dışarıdan görülen işaretlere göre yargılamak

On the surface of things, yalnızca dışarıdan görülen işaretlere veya hemen fark edilen şeylere göre yargıda bulunmak demektir. Things burada fiziksel nesneleri değil, genel olarak durumu belirtir. Bu cümlede ifade, she looked okay sözünü farklı bir gerçeği gizleyebilecek bir görünüş olarak çerçeveler. Bu yapı, bir şeyin nasıl göründüğü ile gerçekte nasıl olduğu arasında karşıtlık kurmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Şu cümleye en uygun yorum hangisidir: “On the surface of things, the project looked successful”?

  1. Görünür işaretler projeyi başarılı gösteriyordu, ancak daha derindeki gerçekler farklı olabilirdi.
  2. Projenin fiziksel üst katmanı başarılı görünüyordu.
  3. Herkes projenin başarılı olduğunu doğrulamıştı.
Cevabı göster

Görünür işaretler projeyi başarılı gösteriyordu, ancak daha derindeki gerçekler farklı olabilirdi.

Her neighbors liked her and she was a loving mother to the dear children that didn't kick the bucket before they got out of primary school, Deyimler

2:30

Komşuları onu severdi ve ilkokuldan mezun olmadan nalları dikmeyen sevgili çocukları için sevgi dolu bir anneydi,

Deyimler

ölmek anlamındaki gayriresmî kick the bucket deyimi

Bu cümlede “kick the bucket”, “ölmek” anlamına gelir. Bu bir deyimdir; dolayısıyla sözcükler gerçekten bir kovayı tekmelemeyi anlatmaz. Bu ifade ölümü gündelik, komik veya kara mizah içeren bir şey gibi gösterir. Burada bu ton, ölümleri tarafsız ya da şefkatli bir dille aktarmak yerine, ilkokulu bitirmeden ölen çocuklar hakkındaki anlatıcının acımasız şakasını güçlendirir.

Alıştırma

Durumu değerlendirin: Babası ölen bir iş arkadaşınıza resmî bir taziye mesajı yazıyorsunuz. “I was sorry to hear that your father kicked the bucket” demek uygun mudur?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

but something sinister was lurking behind the scenes. Deyimler

2:36

ancak perde arkasında sinsi bir şeyler pusuya yatmıştı.

Deyimler

gizli bir tehdit için lurking behind the scenes

“Lurking behind the scenes”, görünmeyen bir tehlikeyi saklanan ve bekleyen bir şey gibi kişileştirir. “Lurking”, zarar verme niyeti taşıyabilecek gizli bir varlığı ima ederken “behind the scenes” onu insanların göremediği bir yere yerleştirir. İfadenin tamamı, normal görünen bir yüzey ile henüz ortaya çıkarılmamış tehditkâr bir gerçeklik arasındaki karşıtlığı gösterir. Gerilim yaratmak veya gizli bir nedeni, riski ya da etkiyi açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, “tehdit oluştururken gizli kalmak” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Although the launch looked smooth, a serious security problem was ____.

Cevabı göster

lurking behind the scenes

Imagine this: Anlatım akışı

2:39

Şunu hayal edin:

Anlatım akışı

Imagine this: ile bir sahneyi tanıtmak

Imagine this: dinleyicileri doğrudan, birazdan gelecek sahnenin tamamını zihinlerinde kurmaya davet eder. Buradaki this, daha önce sözü edilen tek bir nesneye değil, iki noktadan sonra sunulan duruma ileriye dönük olarak işaret eder. Bir söylem düzenleyicisi olarak açıklamadan canlı bir varsayımsal örneğe geçiş yapar ve dinleyiciye sonraki ayrıntıları nasıl işlemesi gerektiğini bildirir: hepsini tek bir sahne olarak gözünde canlandırmalıdır.

Alıştırma

Imagine ve ileride gelecek içeriğe işaret eden zamiri kullanarak iki sözcüklü sahne girişini tamamlayın: “____: You check your phone and see twenty missed calls.”

Cevabı göster

Imagine this

one day your neighbor, a loving mother and good friend,

2:40

bir gün sevgi dolu bir anne ve iyi bir arkadaş,

the owner of a shop in town,

2:43

kasabadaki bir dükkanın sahibi,

a trusted member of the community,

2:44

toplumun güvenilir bir üyesi olan komşunuz,

invites you for cake and coffee.

2:46

sizi pasta ve kahveye davet ediyor.

You accept the offer and are greeted with some sweet-tasting cakes,

2:48

Teklifi kabul ediyorsunuz ve tadı tatlı pastalarla karşılanıyorsunuz,

only you don't know that the cakes are part human.

2:51

sadece pastaların bir kısmının insan olduğunu bilmiyorsunuz.

Yes, between 1939 and 1940,

2:54

Evet, 1939 ile 1940 yılları arasında,

when she was about 42 or 43,

2:57

42 ya da 43 yaşlarındayken,

Leonarda murdered three women.

2:59

Leonarda üç kadını öldürdü.

The story goes that she wasn't just killing because she was inherently evil, Anlatım akışı

3:01

Hikayeye göre, sadece doğası gereği kötü olduğu için öldürmüyordu,

Anlatım akışı

The story goes that: dolaşımda olan bir anlatıyı işaretlemek

The story goes that, insanların anlattığı veya zaman içinde aktarılan bir anlatıyı tanıtır. Bu cümlede ardından gelen açıklamayı, konuşanın bizzat doğruladığı bir olgu olarak değil, dolaşımda olan hikâyenin bir parçası olarak çerçeveler. Böylece kanıtın gücünü ve bakış açısını yönetir: konuşan anlatıyı aktarır, ancak şüpheye yer bırakır. Asıl içeriği veren yan cümle that sözcüğünden sonra başlar.

Alıştırma

İddiayı doğrulanmış olduğunu öne sürmeden dolaşımda olan bir hikâye şeklinde en iyi hangi başlangıç sunar? “_____ a tunnel runs under the old station.”

  1. Records confirm that
  2. The story goes that
  3. According to the city engineer,
Cevabı göster

The story goes that

but she believed, again, that she was cursed and that to keep her remaining kids alive,

3:04

aynı zamanda lanetlendiğine ve kalan çocuklarını hayatta tutmak için,

she had to make some sacrifices, as you do. Ton ve niyet

3:09

bazen olduğu gibi, bazı fedakarlıklar yapması gerektiğine inanıyordu.

Ton ve niyet

İronik ara söz “as you do”

Burada as you do, parantez içi bir yorum gibi eklenen ironik bir ara sözdür. Sözcüğü sözcüğüne bakıldığında önceki davranışı sıradan veya beklenen bir şeymiş gibi sunar; ancak söz konusu “fedakârlıklar” oğlunu korumak için insan öldürmeyi içerdiğinden bu iddia açıkça samimi değildir. Konuşmacı bu uyumsuzluğu kuru ve ölçülü bir mizah yaratmak için kullanır: dehşet verici bir şey, gündelik bir sıkıntıymış gibi anlatılır. Başka bağlamlarda ifade samimi olabilir; bu nedenle önceki eylemin gerçekten normal mi yoksa bariz biçimde sıra dışı mı olduğuna bakmak gerekir.

Alıştırma

Bu cümlede “as you do” ne anlatıyor?

  1. Aşırı bir eylemi sıradanmış gibi sunarak kuru ve ironik bir mizah yaratıyor.
  2. Herkesin bu tür bir fedakârlık yaptığına içtenlikle inanıyor.
  3. Dinleyiciye ne yapması gerektiğini söylüyor.
Cevabı göster

Aşırı bir eylemi sıradanmış gibi sunarak kuru ve ironik bir mizah yaratıyor.

She was particularly concerned about her favorite son Giuseppe,

3:12

Özellikle, İtalyan ordusuna yeni katılan

who had just signed up to the Italian army Öbek fiiller

3:15

ve kanlı Avrupa'nın savaş alanlarına katılmak üzere olan

Öbek fiiller

Katılmak için kaydolmak anlamındaki “signed up”

Signed up, resmî olarak kaydolmak veya katılmayı kabul etmek anlamındaki sign up öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada oğul, İtalyan ordusuna katılmak için kaydolmuştur; signed tek başına bu anlamı taşımaz. Ardından gelen ifade, neye katıldığını belirtir. Bu altyazıda sign up to the Italian army kullanılırken kurslar, etkinlikler ve hizmetlerle sign up for yaygındır. Tercih edilen edat, nesneye ve İngilizce çeşidine göre değişir.

Alıştırma

Lena’nın henüz bir hesabı yok ve fotoğrafçılık kursuna kaydolmak istiyor. En uygun cümle hangisidir?

  1. Lena signed up for the photography course.
  2. Lena signed out of the photography course.
  3. Lena signed in for the photography course.
Cevabı göster

Lena signed up for the photography course.

and was about to join the battlefields of bloody Europe. Dilbilgisi

3:17

en sevdiği oğlu Giuseppe için endişeleniyordu.

Dilbilgisi

was about to + fiilin yalın biçimi

was about to join ifadesinde was about to + fiilin yalın biçimi olan join, eylemi geçmişteki bir bakış açısından hemen gerçekleşmek üzereymiş gibi sunar. Kişinin katılmanın eşiğinde olduğunu belirtir; burada about, “yaklaşık” veya “hakkında” anlamına gelmez. Bu yapı çok dar bir zaman aralığı yaratır ve çoğu zaman bir kesintiye, karara ya da sonuca zemin hazırlar. Eylemin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini tek başına söylemez; bu bilgi sonraki bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Kesintiye uğrayan, geçmişte gerçekleşmek üzere olan bir eylemi anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Nora ____ leave when the fire alarm rang.

Cevabı göster

was about to

So, that's what she did.

3:20

Yani, yaptığı buydu.

She made some sacrifices like those old-school Aztecs who propitiated the gods with human blood. Kelime

3:21

Tanrıları insan kanıyla yatıştıran o eski tarz Aztekler gibi bazı fedakarlıklar yaptı.

Kelime

propitiated the gods: tanrıları ritüel yolla yatıştırdı

Propitiated, propitiate fiilinin geçmiş zaman biçimidir. propitiated the gods ifadesinde, bir sunu veya kurban eylemi aracılığıyla tanrıların lütfunu kazanmaya ya da öfkelerini önlemeye çalışmak anlamına gelir. Fiil, tanrıları düşmanlığı uzaklaştırılması gereken güçlü varlıklar olarak ele alır. Kalıp propitiate + kişi, tanrı veya güç biçimindedir; isteğe bağlı olarak with + sunu veya eylem eklenebilir. Burada resmî, tarihî-dinî bir imge oluşturur. Karşılaştırma retoriktir ve tüm Aztek uygulamaları hakkında eksiksiz bir iddia sayılmamalıdır.

Alıştırma

Resmî ve ritüel anlamı en iyi hangi fiil aktarır? They burned incense to ___ the deity and avert its anger.

  1. propitiate
  2. entertain
  3. please
Cevabı göster

propitiate

Leonarda lured these women into her shop and then drugged them. Kalıp ifadeler

3:26

Leonarda bu kadınları dükkanına çekip sonra onlara ilaç verdi.

Kalıp ifadeler

Lure someone into a place: birini hileyle bir yere çekmek

“lured these women into her shop” ifadesinde lure, çoğunlukla çekici bir şey sunarak veya sahte bir güven duygusu yaratarak birini bir yere gitmeye ikna etmek ya da kandırmak anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen kalıplar lure + person + into + place ve lure + person + into + an -ing activity şeklindedir. Lure, tarafsız bir hareket anlatımından farklı olarak manipülasyona işaret eder ve çoğu zaman dürüst olmayan veya zararlı bir niyet sezdirir.

Alıştırma

Uyarıyı lure sözcüğünün doğru biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: “The caller used a fake refund to ____ the customer ____ a private chat.”

Cevabı göster

lure · into

After they passed out, Öbek fiiller

3:30

Kadınlar bayıldıktan sonra,

Öbek fiiller

Pass out: “bilincini kaybetmek” anlamı

“After they passed out” ifadesinde passed out, bilinçlerini kaybettiler anlamına gelir. Daha önce uyuşturulmuş olmaları, burada nesne almayan geçişsiz anlamın kullanıldığını gösterir: kadınların kendileri bilinçlerini kaybetmiştir. Bu anlam için yeniden kullanılabilen yapı person + pass out şeklindedir. Normal uykuyu değil, bilinç kaybını anlatır ve doğrudan nesne almaz.

Alıştırma

Cümleyi pass out ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: “The room was so hot that one runner ____ and needed medical help.”

Cevabı göster

passed out

she killed them with an ax and then boiled their bodies in caustic soda. Kelime

3:31

onları bir baltayla öldürdü ve ardından bedenlerini kostik sodada kaynattı.

Kelime

caustic soda: sodyum hidroksitin yaygın adı

“Caustic soda”, son derece aşındırıcı bir kimyasal olan sodyum hidroksitin (NaOH) yaygın adıdır. Burada kaynatma işleminde kullanılan maddeyi belirtir; soda sözcüğü gazlı içecek anlamına gelmez. Caustic sıfatı, maddenin kimyasal yanıklara yol açabileceğini veya malzemeleri tahrip edebileceğini gösterir. Temizlik, sanayi ve suç anlatılarında iki sözcüklü terimin tamamını tanımak önemlidir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi soda ile biten iki sözcüklü terimle tamamlayın: Sodium hydroxide is commonly known as ____.

Cevabı göster

caustic soda

So far so good, Ton ve niyet

3:35

Buraya kadar her şey normal,

Ton ve niyet

So far so good: ironikleşebilen bir ilerleme kontrolü

“So far so good”, işlerin şu ana kadar iyi gittiği anlamına gelen, ilerlemeyi kontrol etmeye yarayan kalıplaşmış bir ifadedir. So far olumlu değerlendirmeyi şu anla sınırlar ve durumun daha sonra değişebileceği ihtimalini açık bırakır. Burada sakin ve olumlu sözler korkunç olaylarla ve ardından gelen sorunla çeliştiği için ifade samimi bir övgü değil, ironidir. Konuşmacı kara mizah yaratmak için sıradan bir durum güncelleme kalıbı kullanır.

Alıştırma

Bir proje bütün son tarihleri kaçırıyor ve yönetici “So far so good.” diyor. Bu bağlamda ifadenin ironik olması muhtemel mi?

  1. Evet — muhtemelen durumun açıkça iyi gitmediği anlamına geliyor.
  2. Hayır — projenin başarısını doğrudan övüyor.
Cevabı göster

Evet — muhtemelen durumun açıkça iyi gitmediği anlamına geliyor.

but that doesn't mean everything just disappears. Dilbilgisi

3:36

ama bu her şeyin öylece yok olacağı anlamına gelmez.

Dilbilgisi

that doesn't mean: otomatik bir sonucu reddetmek

That doesn't mean, konuşmacının az önce söylenenlerin otomatik sonucu olarak kabul etmediği bir çıkarımı sunar. Burada önceki gerçek doğru olabilir; ancak bundan her şeyin ortadan kaybolduğu sonucu zorunlu olarak çıkmaz. Kalıp That doesn't mean + yan cümle şeklindedir. Konuşmacının bir kanıtı veya gerçeği kabul ederken dinleyicinin bundan ne kadar ileri bir sonuç çıkarabileceğini sınırlamasını sağlar.

Alıştırma

“The deadline is close, but that doesn't mean we should skip the safety checks.” cümlesinde that doesn't mean ne yapar?

  1. Kontrolleri atlamanın mümkün olan tek seçenek olduğunu kanıtlar.
  2. Son teslim tarihinin yakın olduğunu kabul eder, ancak kontrolleri atlamanın zorunlu bir sonuç olduğunu reddeder.
  3. Son teslim tarihinin aslında yakın olmadığını söyler.
Cevabı göster

Son teslim tarihinin yakın olduğunu kabul eder, ancak kontrolleri atlamanın zorunlu bir sonuç olduğunu reddeder.

In her own diaries,

3:38

Leonarda kendi günlüklerinde,

Leonarda described what was left as a thick dark mush.

3:39

geriye kalanı kalın, koyu renkli bir bulamaç olarak tanımlamıştır.

So, our killer went a step further. Deyimler

3:43

Böylece, katilimiz bir adım daha ileri gitti.

Deyimler

went a step further: ilk eylemin ötesine geçmek

Went a step further, go a step further ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Kişinin önceki bir eylem, fikir veya önlemin ötesinde bir şey daha yaptığı anlamına gelir; fiziksel bir adım söz konusu değildir. Bir anlatı veya tartışmada bu ifade yükselişe işaret eder: sıradaki ayrıntı, daha önce belirlenmiş olan temel düzeyin ötesine geçer.

Alıştırma

İlk eylemden daha fazlasını yaptığını anlatan dört sözcüklü deyimle cümleyi tamamlayın: She didn't just apologize; she ____ and paid for the damage.

Cevabı göster

went a step further

You might know that regular soap often contains animal fats.

3:45

Normal sabunun genellikle hayvansal yağlar içerdiğini biliyor olabilirsiniz.

So, Miss Cianciulli realized she could turn human fat into soap. Kalıp ifadeler

3:49

Bayan Cianciulli de insan yağını sabuna dönüştürebileceğini fark etti.

Kalıp ifadeler

turn A into B: bir dönüşüme neden olmak

Turn A into B, A'nın B'ye dönüşmesini sağlamak anlamına gelir. Bu cümlede human fat A'dır; soap ise sonuç olan B'dir. Into bir varış noktasını değil, yeni biçimi veya sonucu belirtir. Bu yapı hem fiziksel hem de soyut dönüşümleri anlatabilir.

Alıştırma

Dönüşümün sonucunu belirten sözcükle cümleyi tamamlayın: The designer turned old jars ____ lamps.

Cevabı göster

into

She actually explained this in her diaries.

3:52

Bunu günlüklerinde gerçekten açıkladı.

Her flesh was fat and white.

3:55

Eti yağlı ve beyazdı.

When it had melted, Dilbilgisi

3:57

Eridiğinde,

I added a bottle of cologne and after a long time on the boil, Kelime

3:58

bir şişe kolonya ekledim ve uzun süre kaynadıktan sonra,

Kelime

on the boil: devam eden bir kaynama durumu

Bu pişirme bağlamında on the boil, “kaynamakta” veya “kaynama sıcaklığında tutulmakta” anlamına gelir. İfade bir durumu belirtir; bu nedenle after a long time on the boil, karışımın ne kadar süre kaynar durumda kaldığını anlatır. Sıvının ilk kez kaynama noktasına ulaştığı anı anlatmaz. Bu değişim genellikle bring something to the boil ile ifade edilir.

Alıştırma

Hangi cümle karışımın on dakika boyunca kaynar durumda kaldığını söylüyor?

  1. The mixture was on the boil for ten minutes.
  2. The mixture came off the boil for ten minutes.
  3. The mixture was brought to the boil after ten minutes.
Cevabı göster

The mixture was on the boil for ten minutes.

I was able to make some most acceptable creamy soap.

4:01

oldukça kabul edilebilir, kremsi bir sabun yapmayı başardım.

Dilbilgisi

When it had melted: daha önce tamamlanmış bir geçmiş eylem

Had melted, had + fiilin üçüncü hâliyle kurulan past perfect yapısıdır. Erime eylemini daha sonraki geçmiş eylem olan added'dan önceye yerleştirir. When daha önce tamamlanmış aşamayı tanıtır. Bu yapı erimenin uzun sürdüğü anlamına gelmez; geçmişteki iki olayın sırasını düzenler.

Alıştırma

Daha önce gerçekleşen eylemi melt fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time I added the sauce, the butter ____.

Cevabı göster

had melted

I gave bars to neighbors and acquaintances.

4:04

Komşularıma ve tanıdıklarıma kalıplar halinde verdim.

What a sweet gift that was, Ton ve niyet

4:07

Ne tatlı bir hediyeydi

Ton ve niyet

What a sweet gift that was: vurgulu ve ironik bir ünlem

What a + sıfat + tekil sayılabilen isim + özne + be bir ünlem kalıbıdır. Bir değerlendirmeye daha güçlü bir duygu katar; isimden sonra gelen that was, düz cümle sırasındadır ve soru değildir. Burada sweet yüzeyde övgü gibi görünür, ancak rahatsız edici bağlam anlamı tersine çevirir. Cümle ironiktir: konuşan kişi şok ve tiksinti ifade eder; olumlu sözlerle gerçek arasındaki uyumsuzluk kara mizah yaratır.

Alıştırma

Öğle yemeği için yalnızca bir kraker alan arkadaşınız, "What a generous lunch that was." diyor. Generous samimi bir övgü mü?

  1. Hayır, ironik bir eleştiridir.
  2. Evet, samimi bir övgüdür.
Cevabı göster

Hayır, ironik bir eleştiridir.

and Leonarda went as far as to call the remains of her victims very sweet. Notlar

4:08

ve Leonarda kurbanlarının kalıntılarına çok tatlı diyecek kadar ileri gitti.

Kalıp ifadeler

went as far as to call: beklenmedik derecede aşırı bir adım

Go as far as to + fiilin yalın hâli, ardından gelen eylemi şaşırtıcı, alışılmadık derecede ileri veya aşırı bir adım olarak sunar. Bu cümlede geçmiş zaman biçimi went kullanılmıştır. Buradaki far fiziksel mesafeyi değil, davranışın ulaştığı dereceyi belirtir. Bu bağlamda went as far as to call, kurbanların kalıntılarını very sweet diye nitelemeyi normal beklentileri aşan başka bir eylem olarak çerçeveler ve konuşanın şaşkınlığını ya da eleştirisini aktarır.

Alıştırma

Cümleyi go as far as to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Although the restaurant refunded her meal, the customer ____ demand a written apology from the owner.

Cevabı göster

went as far as to

Deyimler

very sweet: rahatsız edici bir çift anlam

Sweet şekerli bir tadı ifade edebileceği gibi hoş, nazik veya sevimli bir şeyi de anlatabilir. Buradaki ifade iki anlamı da etkinleştirir: sıradan ve olumlu bir övgü gibi duyulur, fakat kurbanların kalıntılarından söz edilmesi yemek ve tatla ilgili dehşet verici bir olası yorumu ortaya çıkarır. Very, sweet sözcüğünü güçlendirir ancak belirsizliği ortadan kaldırmaz. Karanlık söz oyunu, sweet sözcüğünün sıcak ve olumlu çağrışımlarıyla betimlenen korkunç şey arasındaki çatışmadan doğar; bu, yalnızca kurbanların kişiliklerine yönelik bir iltifat değildir.

Alıştırma

"and Leonarda went as far as to call the remains of her victims very sweet," cümlesindeki karanlık söz oyununu ne oluşturur?

  1. Sweet yalnızca kurbanların nazik kişilikleri olduğunu söyler.
  2. Sweet şekerli bir tada gönderme yapabilir ve ayrıca hoş ya da sevimli anlamına gelebilir.
  3. Sweet, Leonarda'nın ne kadar sessiz konuştuğunu anlatır.
  4. Sweet, kalıntıların fiziksel olarak küçük olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Sweet şekerli bir tada gönderme yapabilir ve ayrıca hoş ya da sevimli anlamına gelebilir.

She didn't stop there, though. Anlatım akışı

4:12

Ama orada durmadı.

Anlatım akışı

didn't stop there, though: daha ileri bir tırmanışı haber vermek

Bu cümlede didn't stop there, az önce sözü edilen eylemin son nokta olmadığı anlamına gelir; there fiziksel bir yeri değil, olaylar dizisindeki bir aşamayı belirtir. Cümle sonundaki though, önceki eylemin zaten sınır olduğu yönündeki olası beklentiyle karşıtlık kurar. İfade, bir gelişmeyi kapatırken merak yaratır ve dinleyiciyi daha ileri ya da daha uç bir gelişmeye hazırlar.

Alıştırma

“She didn't stop there, though” geçişi dinleyiciye ne anlatır?

  1. Önceki eylem son değildi ve ardından başka bir gelişme gelecek.
  2. Önceki eyleme rağmen hikâye sona erdi.
  3. Fiziksel bir yerde durdu ve orada bekledi.
Cevabı göster

Önceki eylem son değildi ve ardından başka bir gelişme gelecek.

Waste not, want not was likely her motto. Deyimler

4:14

Muhtemelen onun mottosu israf etme, muhtaç olma idi.

Deyimler

Waste not, want not: want sözcüğünün “yokluk çekmek” anlamı

Waste not, want not, sahip olduğunuz şeyleri israf etmekten kaçınırsanız daha sonra yokluk çekme olasılığınızın azalacağını anlatan geleneksel bir atasözüdür. Koşul-sonuç düşüncesini kısaltır ve eski fiil + not sırasını kullanır: waste not, do not waste; want not ise do not lack anlamına gelir. Bunun muhtemelen onun düsturu olduğunu söylemek, hiçbir şeyin israf edilmemesi gerekiyormuş gibi davrandığını düşündürür. Bu ürkütücü bağlamda, tutumlulukla ilgili saygın bir öğüdün insan kalıntılarının yeniden kullanılmasına uygulanması gerçek bir övgü değil, kara mizahi bir ironi yaratır.

Alıştırma

Geleneksel atasözünü tamamlayın: Waste not, ____.

Cevabı göster

want not

She used part of this mush to make what she called crunchy cakes.

4:16

Bu bulamacın bir kısmını çıtır pastalar adını verdiği şeyi yapmak için kullandı.

This wasn't, it seems,

4:20

Görünüşe göre bu,

out of rage towards her neighbors

4:21

komşularına duyduğu öfkeden değildi

because she said she and her sons all ate the delicious cakes.

4:23

çünkü kendisinin ve oğullarının hepsinin bu lezzetli pastaları yediğini söyledi.

She said of her process,

4:26

Süreci hakkında şöyle dedi:

"As for the blood in the basin, Anlatım akışı

4:28

"Leğendeki kana gelince,

Anlatım akışı

As for... ile bekleyen bir konuya geçiş

Bu cümlede As for the blood in the basin, dikkati daha önce ele alınan konulardan hâlâ ayrıca açıklanması gereken belirli bir unsura çevirir. “Çünkü” anlamına gelmez; ardından gelen isim öbeğini yeni konu olarak sunar. Aktarılabilir kalıp as for + isim öbeği veya zamirdir. Birkaç mesele ele alınırken önce bir konu bitirilebilir, ardından as for X kullanılarak X hakkında geçerli olan veya olacak durum açıklanabilir.

Alıştırma

Konu değişimini burada öğretilen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We know where the conference will be. ____ the date, we have not decided yet.

Cevabı göster

As for

I waited until it had coagulated,

4:29

pıhtılaşana kadar bekledim,

dried it in the oven,

4:31

fırında kuruttum,

ground it, and mixed it with flour, sugar, chocolate, milk, and eggs,

4:33

öğüttüm ve un, şeker, çikolata, süt ve yumurtayla karıştırdım,

as well as a bit of margarine,

4:37

ayrıca biraz margarin ekleyerek,

kneading all the ingredients together."

4:38

tüm malzemeleri birlikte yoğurdum."

Voila, human cake. Kelime

4:40

İşte, insan pastası.

Kelime

Voila tamamlanmış bir sonucu sunar

Voila, tamamlanmış bir sonucu sunarken veya gözler önüne sererken kullanılan, İngilizceye Fransızcadan geçmiş bir ünlemdir. Yaklaşık olarak “işte burada” ya da “ve sonuç bu” anlamına gelir. Sürecin başka bir adımı veya kaliteye ilişkin resmî bir değerlendirme değildir. Burada neşeli ve gösterişli sunum, korkunç human cake ifadesiyle çatışır. Bu nedenle hafif sunum tarzı samimi bir beğeniden çok güçlü bir ironi taşır.

Alıştırma

Şakacı sonuç gösterimini burada öğretilen ünlemle tamamlayın: Tighten the final screw, and ____, the shelf is ready.

Cevabı göster

voila

You could at least call her resourceful,

4:42

Ona en azından becerikli diyebilirsiniz,

which isn't necessarily a bad thing during a World War. Dilbilgisi

4:44

ki bu bir Dünya Savaşı sırasında mutlaka kötü bir şey değildir.

Dilbilgisi

isn't necessarily a bad thing ifadesinin anlamı

Isn't necessarily a bad thing ifadesindeki necessarily, “her durumda” veya “kaçınılmaz bir sonuç olarak” anlamına gelir. Burada which, onun becerikli ve çözüm üretebilen biri olmasına gönderme yapar. Necessarily sözcüğünü olumsuzlamak yargıyı yumuşatır: savaş sırasında bu özellik kötü olmak zorunda değildir. İfade nihai değerlendirmeyi açık bırakır. Bu özellik iyi, tarafsız veya başka nedenlerle kötü olabilir; ifade “kesinlikle iyi bir şeydir” anlamına gelmez.

Alıştırma

Değişikliğin kesinlikle iyi olduğunu söylemeden kaçınılmaz bir olumsuz yargıyı reddeden, dersteki kısaltılmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: Working from home ____ a bad thing if it saves you a long commute.

Cevabı göster

isn't necessarily

But she wasn't exactly a clever killer and was easily found out. Notlar

4:47

Ancak pek zeki bir katil değildi ve kolayca yakalandı.

Ton ve niyet

wasn't exactly a clever killer ifadesindeki hafifletilmiş eleştiri

Wasn't exactly + olumlu bir betimleme çoğu zaman hafifletme işlevi görür. Sözcüğü sözcüğüne bakıldığında betimlemenin tam olarak uymadığını söyler; ancak burada onun kolayca açığa çıkarılması daha güçlü bir mesajı destekler: zeki bir katil değildi. Bu kalıp, konuşanın eleştiriyi dolaylı ve çoğu zaman kuru bir ironiyle iletmesini sağlar. Gücünü yorumlamak için çevredeki kanıtları kullanın: açık bir başarısızlıktan sonra not exactly clever, genellikle yalnızca kusurlu değil, belirgin biçimde beceriksiz veya zekice davranmamış demektir.

Alıştırma

Cümlede wasn't exactly a clever killer en doğal olarak neyi ima eder?

  1. Konuşan yalnızca meslek unvanını düzeltiyor, yeteneğini değerlendirmiyor.
  2. Genel olarak zekiydi ama kusursuz bir katil örneği değildi.
  3. Zeki değildi ve konuşan eleştiriyi hafifleterek ifade ediyor.
Cevabı göster

Zeki değildi ve konuşan eleştiriyi hafifleterek ifade ediyor.

Öbek fiiller

found out: gizli yanlış davranışın ortaya çıkması

was easily found out ifadesinde found out, “gizlediği yanlış davranış ortaya çıkınca foyası meydana çıkmak” anlamındadır. Edilgen yapı, she sözcüğünü aldatmacası açığa çıkarılan kişi konumuna getirir. Burada find out, onun fiziksel olarak nerede olduğunu bulmak anlamına gelmez. find someone out örneğindeki gibi nesne bir kişiyse veya edilgen be found out kullanılıyorsa, ifade genellikle o kişinin yalan söylediğinin, hile yaptığının ya da bir şey sakladığının anlaşılmasını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “gizli bir hilesi ortaya çıkmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Nina secretly changed the scores, but she was soon ____.

Cevabı göster

found out

You see, she didn't just make things from her victims, Dilbilgisi

4:50

Anlayacağınız, kurbanlarından sadece bir şeyler yapmadı,

but she scammed them out of money, too. Kalıp ifadeler

4:52

aynı zamanda onların parasını da dolandırdı.

Dilbilgisi

didn't just ... but ...: iki nokta da doğrudur

Didn't just A, but B, hem A'nın hem de B'nin gerçekleştiği anlamına gelir. Olumsuzluk, “yalnızca” anlamındaki just sözcüğüne yöneliktir; A'nın hikâyenin tamamı olduğu yönündeki sınırlı düşünceyi reddeder. Bu cümlede kurbanlarından bir şeyler yaptığı hâlâ doğru kabul edilir. But ardından onun paralarını da dolandırıcılıkla aldığı bilgisini ekler. Bu yapı, eksik bir izlenimi düzeltmek ve daha ciddi ya da şaşırtıcı bir ayrıntıya geçmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi iki sonucun da gerçekleştiğini anlatan eşleşmiş yapıyla tamamlayın: The storm ____ damage the roof, ____ it flooded the basement too.

Cevabı göster

didn't just · but

Kalıp ifadeler

scam someone out of something: birini kandırarak bir şeyini almak

Scam someone out of something, birini aldatarak belirtilen şeyi kaybetmesine veya teslim etmesine neden olmak demektir. Örnekte them mağdurları, out of sonrasındaki money ise alınan şeyi belirtir. Aktarılabilir kalıp scam + kişi + out of + para, mal veya fırsat şeklindedir. Geçmiş zaman biçimi scammed, dolandırıcılığın daha önce gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

Kalıbı scam fiilinin geçmiş zaman biçimiyle ve kaybedilen şeyi tanıtan ifadeyle tamamlayın: The fake charity ____ hundreds of donors ____ their savings.

Cevabı göster

scammed · out of

She went as far as to tell these women that she had found a great teaching job for them abroad,

4:54

Bu kadınlara yurtdışında harika bir öğretmenlik işi bulduğunu söyleyecek kadar ileri gitti

and just before they set off, Öbek fiiller

4:59

ve yola çıkmadan hemen önce,

Öbek fiiller

Bir yolculuğa başlamak anlamındaki set off

Burada set off, bir yolculuğa başlamak veya bir hedefe doğru yola çıkmak anlamına gelir. They öznedir ve deyimsel fiilden sonra doğrudan nesne yoktur. Bu geçişsiz kalıp sıklıkla bir zaman, hedef veya amaçla kullanılır: set off at dawn, set off for Rome ya da set off to find help. Çevredeki yolculuk bağlamı, yola çıkma anlamını seçer.

Alıştırma

Hangi cümlede set off bir yolculuğa başlamak anlamındadır?

  1. Her comment set off a long argument.
  2. The burnt toast set off the smoke alarm.
  3. We set off before sunrise to avoid the traffic.
Cevabı göster

We set off before sunrise to avoid the traffic.

Leonarda coerced them to write to their family and friends Kelime

5:00

Leonarda onları ailelerine ve arkadaşlarına mektup yazmaya zorlayarak

Kelime

coerced them to write: coerce someone to do something yapısı

coerced them to write, Leonarda’nın tehdit, baskı veya zorlama kullanarak onların yazmasını sağladığı anlamına gelir. Yani gerçekten özgür bir şekilde hareket etmemişlerdir. Yapı coerce + kişi + to + fiilin yalın hâlidir ve “birini bir şey yapmaya zorlamak” demektir. to write to their family and friends, zorlanan eylemi belirtir. Bu ifade mektupları, mağdurların kendi istekleriyle ayrılmış gibi görünmesini sağlayan bir planın parçası olarak sunar; sıradan bir rica veya öneri olarak değil.

Alıştırma

Hangi cümle, ciddi baskı nedeniyle seçme hakkı ortadan kaldırılan bir kişiyi doğru biçimde anlatır?

  1. The supervisor coerced the intern to sign the form.
  2. The supervisor encouraged the intern to sign the form.
  3. The supervisor persuaded the intern to sign the form.
Cevabı göster

The supervisor coerced the intern to sign the form.

explaining that they would be leaving the country for a while to work.

5:03

çalışmak için bir süreliğine ülkeden ayrılacaklarını açıklamalarını sağladı.

There was no job, of course,

5:06

Elbette bir iş yoktu

and a fate worse than cake awaited them. Deyimler

5:08

ve onları pastadan daha kötü bir kader bekliyordu.

Deyimler

fate worse than cake ... a fate worse than death ifadesinin mizahi değişimi

a fate worse than cake, tanınmış a fate worse than death ifadesinin mizahi biçimde değiştirilmiş hâlidir. Asıl ifadede fate korkunç bir sonucu anlatır; death yerine cake kullanılması şaşırtıcı ve kara mizah içeren bir etki yaratır. Buradaki cake, tatlılarla ilgili rastgele bir kelime değildir; mağdurların gerçek kaderine işaret eder. Bu nedenle cümle hem bir gönderme hem de ürkütücü bir ipucu işlevi görür. Bunu, pastanın genellikle ölümden daha kötü olduğu yönünde kelimesi kelimesine bir iddia olarak değil, bir kelime oyunu olarak okuyun.

Alıştırma

a fate worse than cake bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Pastanın normalde ölümden daha kötü olduğunu söyleyen standart bir deyimdir.
  2. “a fate worse than cake”, “a fate worse than death” ifadesinin mizahi bir değişikliğidir ve cake karakterlerin gerçek kaderine işaret eder.
  3. Hoş olmayan bir tatlıyı tarafsız biçimde tanımlar.
Cevabı göster

“a fate worse than cake”, “a fate worse than death” ifadesinin mizahi bir değişikliğidir ve cake karakterlerin gerçek kaderine işaret eder.

One such victim, Virginia Cacioppo,

5:10

Bu kurbanlardan biri olan Virginia Cacioppo,

had disappeared and her sister had said the last person who had seen her was that shopkeeper called Leonarda.

5:12

ortadan kaybolmuştu ve kız kardeşi, onu en son gören kişinin Leonarda adlı şu dükkan sahibi olduğunu söylemişti.

She didn't buy into the teaching job and believed a cunning canard had taken place. Notlar

5:18

Öğretmenlik işine inanmamıştı ve kurnazca bir yalan uydurulduğuna inanıyordu.

Öbek fiiller

buy into: bir fikri veya iddiayı kabul etmek

Bu cümlede didn't buy into, onun öğretmenlik işiyle ilgili anlatılanları kabul etmediği veya bunlara inanmadığı anlamına gelir. Gerçek bir satın alma söz konusu değildir. buy into + fikir, iddia, plan veya açıklama yapısı, bir şeyi doğru ya da desteklemeye değer bulup kabul etmeyi anlatır. Olumsuz biçim çoğu zaman kuşku gösterir: kişi iddiayı duymuştur ama ikna olmamıştır.

Alıştırma

Cümleyi, bu notta ‘bir fikri kabul etmek’ anlamında kullanılan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: I was skeptical at first, but the clear evidence helped me ____ the proposal.

Cevabı göster

buy into

Kelime

cunning canard: ustaca tasarlanmış sahte bir hikâye

Burada cunning canard, ustaca tasarlanmış sahte bir hikâye veya temelsiz bir iddia anlamına gelir. Canard, yayılmış sahte bir haber veya hikâye için kullanılan, nispeten nadir ve resmî bir isimdir; cunning ise aldatmacanın ne kadar ustaca planlandığını anlatır. İfadede ayrıca aliterasyon vardır: cunning ve canard aynı /k/ sesiyle başlar. Bu ses tekrarı suçlamayı daha akılda kalıcı yapar; ancak asıl anlam, iş hikâyesinin aldatıcı bir kurmaca olmasıdır, bir hayvana gönderme yapılması değildir.

Alıştırma

Cunning canard ifadesindeki canard kelimesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Hâlâ doğru olabilecek, doğrulanmamış bir hikâye
  2. Gerçekmiş gibi yayılan yanlış bir hikâye için kullanılan resmî bir kelime
  3. Mutlaka hikâye biçiminde olmayan aldatıcı bir olay veya mizansen
Cevabı göster

Gerçekmiş gibi yayılan yanlış bir hikâye için kullanılan resmî bir kelime

She was right.

5:22

Haklıydı.

Later, Leonarda would remark that this was her best victim in terms of how she turned out on the plate and in the bathroom.

5:23

Daha sonra Leonarda, tabakta ve banyoda nasıl sonuçlandığı açısından bunun en iyi kurbanı olduğunu belirtecekti.

In her diaries, she wrote,

5:29

Günlüklerine şöyle yazdı:

"The cakes, too, were better.

5:30

"Pastalar da daha iyiydi.

That woman was really sweet."

5:32

O kadın gerçekten çok tatlıydı."

At first, the Italian cops accused Leonarda,

5:34

Başlangıçta, İtalyan polisleri Leonarda'yı suçladı,

who denied any wrongdoing.

5:36

o ise herhangi bir yanlış yaptığını inkar etti.

But then the cops accused her son,

5:38

Ancak daha sonra polisler oğlunu,

good old Giuseppe,

5:39

bizim iyi Giuseppe'yi suçladı

and that was too much to bear for the doting mother. Deyimler

5:41

ve bu, çocuklarının üzerine titreyen anne için dayanılmayacak kadar fazlaydı.

Deyimler

Too much to bear: duygusal dayanma sınırına ulaşmak

too much to bear ifadesindeki bear, hayvan olan «ayı» değil, dayanmak veya katlanmak anlamında bir fiildir. İfade, bir duygunun, baskının ya da durumun kişinin duygusal olarak kaldırabileceği sınırı aştığını belirtir. Bu cümlede, en sevdiği oğlundan şüphelenilmeye başlanınca annenin sıkıntısı dayanılmaz hâle gelir. Başka durumlarda kullanılabilecek yapı be ya da become too much for someone to bear şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede too much to bear, duygusal olarak dayanılması imkânsız anlamında kullanılmıştır?

  1. The thought of losing the family home was too much for Nina to bear.
  2. Nina carried too much luggage to the station.
  3. Nina bought a bear that was much too large.
Cevabı göster

The thought of losing the family home was too much for Nina to bear.

She confessed to everything, Kalıp ifadeler

5:43

Her şeyi itiraf etti,

Kalıp ifadeler

Confessed to everything: confess to + isim veya -ing

confessed to everything ifadesinde confess, yanlış bir davranışı ya da saklanan bir gerçeği itiraf etmek anlamına gelir. Bu yapıda to, itiraf edilen şeyden önce gelmesi gereken edattır; everything ise ilgili bütün eylem veya olguları kapsar. confess to + isim/zamir ya da confess to + -ing kullanılır: He confessed to the theft; she confessed to taking the money. Buradaki to bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır.

Alıştırma

Cümleyi confess fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: After the audit found false receipts, the manager ____ changing the records.

Cevabı göster

confessed to

even the soap and cake bit. Kelime

5:45

sabun ve pasta kısmını bile.

Kelime

the soap and cake bit: bit ile hikâyenin bilinen bir bölümünü adlandırmak

Burada bit adı gündelik bir kullanımdadır. Fiziksel olarak küçük bir parça değil, bir hikâye veya konuşmadaki belirli bir bölüm, olay ya da ayrıntı anlamına gelir. soap and cake sözcükleri bu bölümü kısaca adlandıran bir etiket görevi görür. the + konu etiketi + bit kalıbı, konuşanın dinleyicinin de tanıyacağını düşündüğü bir bölüme geri gönderme yapar. Burada daha önce sözü edilen, sabun ve kekle ilgili rahatsız edici olayı belirtir; olayların yalnızca küçük bir kısmının kabul edildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“the soap and cake bit” ifadesinde bit neyi anlatır?

  1. Sabun ve kekten yapılmış küçük bir fiziksel parça
  2. Hikâyenin sabun ve kekle ilgili, önceden bilinen bölümü
  3. Olayların yalnızca konuşanın doğru olduğunu kabul ettiği kısmı
Cevabı göster

Hikâyenin sabun ve kekle ilgili, önceden bilinen bölümü

Not surprisingly, this soon became a cause célèbre in Italy. Kelime

5:46

Bunun kısa sürede İtalya'da ünlü bir dava haline gelmesi şaşırtıcı değildi.

Kelime

cause célèbre: kamuoyunda büyük yankı ve tartışma yaratan dava veya mesele

Cause célèbre, İngilizcede ödünç bir ad öbeği olarak kullanılan Fransızca bir ifadedir. Genellikle tartışmalı veya sansasyonel olduğu için yaygın biçimde tanınan ve yoğun kamuoyu ilgisi çeken bir dava, yargılama, mesele ya da olayı anlatır. Bu cümlede became a cause célèbre, meselenin kısa sürede İtalya'da kamuoyunun yoğun biçimde tartıştığı önemli bir konuya dönüştüğü anlamına gelir. İfade ünlü bir kişiyi veya yalnızca “ünlü bir nedeni” değil, bu kamusal olguyu adlandırır.

Alıştırma

Hangi durum en doğal biçimde cause célèbre olarak tanımlanabilir?

  1. Rutin bir mahkeme belgesi kamuoyunun ilgisi olmadan kayda geçirilir.
  2. Ünlü bir oyuncu küçük bir yerel yardım kuruluşuna sessizce bağış yapar.
  3. Bir ceza davası ülke çapında tartışmanın ve medya ilgisinin odağı olur.
Cevabı göster

Bir ceza davası ülke çapında tartışmanın ve medya ilgisinin odağı olur.

The trial lasted three days and after that,

5:50

Dava üç gün sürdü ve ardından,

our loving mother would spend a total of 30 years in prison

5:52

sevgi dolu annemiz toplam 30 yılını hapiste

and three years in an asylum.

5:55

ve 3 yılını bir akıl hastanesinde geçirecekti.

She died at age 76 from a cerebral apoplexy. Kelime

5:56

76 yaşında beyin apopleksisinden öldü.

Kelime

Cerebral apoplexy: stroke için kullanılan eski bir terim

Burada cerebral apoplexy tıbbi ölüm nedenini belirtir. Kan akışının kesilmesi veya kanama sonucu oluşan ani bir beyin olayını anlatan eski bir terimdir; modern genel İngilizcede buna genellikle stroke denir. Tarihî tıbbi adlandırmalar günümüzdeki tanılar kadar kesin olmadığından, bu ifade olayın iskemik mi yoksa hemorajik mi olduğunu göstermeyebilir. Önemli olan, bunu öfke veya şok ifadesi olarak değil, eski tıbbi dil olarak tanımaktır.

Alıştırma

Eski bir ölüm kaydında cerebral apoplexy büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Kısa süreli bir öfke patlaması
  2. Uzun süreli bir hafıza bozukluğu
  3. İnme veya ani serebrovasküler olay
Cevabı göster

İnme veya ani serebrovasküler olay

She still causes shivers down people's spines today Deyimler

6:00

Bugün hala insanların tüylerini ürpertmektedir

Deyimler

Shivers down people's spines: yoğun korku veya huzursuzluk

Bu cümlede shivers down people's spines güçlü bir korku, tiksinti veya huzursuzluk hissini anlatır. Özne bugün bile bu tepkiye yol açmaktadır; herkesin gözle görülür biçimde titrediği anlamına gelmesi gerekmez. Bedensel imge, tepkiyi canlı ve güçlü kılar. Yaygın ve farklı durumlarda kullanılabilen kalıp send shivers down someone's spine biçimindedir ve “birini aniden korkutmak veya son derece huzursuz etmek” anlamına gelir.

Alıştırma

“The empty hallway sent shivers down my spine.” cümlesindeki ifade ne anlama gelir?

  1. Daha dik durmama yardımcı oldu.
  2. Beni son derece korkmuş veya huzursuz hissettirdi.
  3. Kendimi hoş biçimde sıcak ve rahat hissetmemi sağladı.
Cevabı göster

Beni son derece korkmuş veya huzursuz hissettirdi.

as you can see her ax and other instruments,

6:03

çünkü baltasını ve bedenleri kaynattığı tencere de dahil olmak üzere

including the pot in which she boiled the bodies, Dilbilgisi

6:05

diğer aletlerini

Dilbilgisi

in which: edatı öne alınmış bir ilgi cümleciği

İlgi zamiri which, the pot ifadesine gönderme yapar; in ise tencereyle boiled eylemi arasındaki ilişkiyi, yani kaynatma eyleminin tencerenin içinde gerçekleştiğini belirtir. in which birlikte she boiled the bodies ilgi cümleciğini başlatır ve the pot ifadesini niteler. Edatın which sözcüğünden önce getirilmesine edatın öne alınması denir. Bu yapı bilgiyi derli toplu ve resmî biçimde sunar; daha konuşma diline özgü sıralama the pot which she boiled the bodies in şeklindedir. Tencerenin içi anlamını korumak için in atılamaz; which de önceki olayın tamamına gönderme yapmaz.

Alıştırma

Cümleyi edatı öne alınmış resmî ilgi ifadesiyle tamamlayın: The report identified the container ____ the samples had been stored.

Cevabı göster

in which

at the Criminology Museum in Rome, Italy.

6:08

İtalya'nın Roma kentindeki Kriminoloji Müzesi'nde görebilirsiniz.

Well, that's all we have to say about this strange cannibal. Anlatım akışı

6:10

Pekâlâ, bu tuhaf yamyam hakkında söyleyeceklerimiz bu kadar.

Anlatım akışı

that's all we have to say about: mevcut konuyu kapatma

that's all we have to say about ... ifadesindeki all, konuşanların belirtilen konu hakkında eklemeyi planladıkları yorumların tamamını anlatır. Burada have to say, ‘söylemek zorunda olmak’ değil, ‘söyleyecek bir şeyi olmak veya katkıda bulunmak istemek’ anlamındadır. İfadenin tamamı ana tartışmayı kapatır. Bir söylem belirteci olarak dinleyicilere mevcut bölümün bittiğini bildirir ve onları bir soruya, geçişe ya da sona hazırlar. ‘Bu konuyu şimdilik bitirdik’ demektir; ‘bundan bir daha hiç söz etmeyeceğiz’ demek değildir.

Alıştırma

Hangi kapanış cümlesi, konuşanların gecikmeyle ilgili planlı tartışmalarını bitirdiklerini, ancak daha fazla konuşamadıklarını veya konuşmalarının yasak olduğunu ima etmeden belirtir?

  1. That's all we can say about the delay.
  2. That's all we have to say about the delay.
  3. That's all there is to say about the delay.
Cevabı göster

That's all we have to say about the delay.

Only in Italy can a cannibal turn her victim not only into a delicious dessert, Dilbilgisi

6:13

Sadece İtalya'da bir yamyam kurbanını sadece lezzetli bir tatlıya değil,

but also a sweet fragrance.

6:17

aynı zamanda tatlı bir kokuya da dönüştürebilir.

Dilbilgisi

not only ... but also: yalnızca ... değil, aynı zamanda ... da

Bu cümlede not only ... but also, turn her victim ifadesinin iki sonucunu eşleştirir: kurbanı bir tatlıya ve bir kokuya dönüştürmek. İki sonuç da doğru olarak sunulur. not only ilk sonucu geçersiz kılmaz veya inkâr etmez; but also daha beklenmedik olan ikinci sonucu ekler. İki tarafın dil bilgisi yapısı paralel olmalıdır. Açık ve yeniden kullanılabilir bir kalıp fiil + nesne + not only into X but also into Y şeklindedir. Özenli bir anlatımda ikinci sonuçtan önce into sözcüğünü tekrarlamak paralel yapıyı belirginleştirir.

Alıştırma

İki sonucun da doğru olduğunu belirten ve ikinci sonucu vurgulayan ikili bağlaçla cümleyi tamamlayın: The update ____ fixed the security flaw ____ made the app faster.

Cevabı göster

not only · but also

What are your thoughts regarding this serial killer?

6:19

Bu seri katil hakkında düşünceleriniz neler?

Pure evil or worthy of sympathy? Kalıp ifadeler

6:22

Saf kötülük mü yoksa sempati duyulmaya değer mi?

Kalıp ifadeler

worthy of sympathy: anlayış ve merhameti hak eden

Worthy of sympathy, anlayış veya merhameti hak etmek anlamına gelir. Soru, kişinin yalnızca mutlak kötülük olarak görülmesi yerine bir ölçüde anlayış ve merhametle değerlendirilip değerlendirilmemesi gerektiğini sorar. Kalıp worthy of + isim şeklindedir: worthy of sympathy, worthy of respect, worthy of attention. Birine worthy of sympathy demek, yaptıklarını onaylamak veya mazur görmek anlamına gelmez.

Alıştırma

worthy + edat + isim kalıbını tamamlayın: Even when we reject his actions, his suffering may be worthy ____ sympathy.

Cevabı göster

of

Let us know your thoughts in the comments.

6:24

Düşüncelerinizi yorumlarda bize bildirin.

Also, be sure to check out our other video called Worst Punishments in the History of Mankind.

6:25

Ayrıca, İnsanlık Tarihinin En Kötü Cezaları adlı diğer videomuzu da mutlaka izleyin.

Thanks for watching and as always,

6:29

İzlediğiniz için teşekkürler ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

6:31

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

6:33

Gelecek sefere görüşmek üzere.