Schrödinger'in kedisi: Kuantum mekaniğinde bir düşünce deneyi - Chad Orzel: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
680 kelime 178 kel/dk

Video özeti: Video, Schrödinger’in hayalî kedisinden hareketle kuantum süperpozisyonunu açıklıyor; çift yarık deneyinin elektronların hem dalga hem parçacık doğasını nasıl ortaya koyduğunu gösteriyor ve atomlar arasında paylaşılan elektronları yarı iletkenlere, bilgisayar çiplerine ve nihayetinde internete bağlıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. It's only when the box is opened that — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Belirli bir sonucun gözlemlenebilir hâle geldiği kesin koşulu ya da anı öne çıkaran bu vurgu yapısını tanıyıp kullanabilirsiniz. Yapı, olayları yalnızca sıralamak yerine deneyleri, keşifleri ve neden-sonuç ilişkilerini açıklarken “ancak o zaman” odağını açıkça kurmaya yarar. 2. keeping track of all the individual detections, — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: keep track of ifadesinin bilgiyi sürekli kaydetmek veya izlemek anlamına geldiğini; burada saptanan her elektronun konumunun takip edildiğini anlayabilirsiniz. İfade deney verileri, proje ilerlemesi, harcamalar, belirtiler veya zamanla değişen başka bilgiler hakkında konuşurken de doğal biçimde kullanılabilir. 3. the internet owes its existence to — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: owe its existence to ile bir şeyin varlığını mümkün kılan kişilere, keşiflere veya koşullara resmî bir nedensel atıf yapabilirsiniz. Video bu ifadeyi kullanarak interneti ve bilgisayar teknolojisini kuantum teorisine ve Schrödinger’in hayalî kedisine bağlar.

Bu derste

Austrian physicist Erwin Schrödinger is one of the founders of quantum mechanics, Kalıp ifadeler

0:06

Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger, kuantum mekaniğinin kurucularından biridir,

Kalıp ifadeler

one of the founders of + bir alan veya kuruluş

one of the founders of quantum mechanics, Erwin Schrödinger’in bu alanın kurulmasına katkı sağlayan bir grup insandan biri olduğu anlamına gelir. Onun tek kurucu olduğunu söylemez. Kullanılabilir kalıp one of the + çoğul isim + of + alan veya kuruluştur. one of the sonrasında founder değil founders kullanılır; ikinci of, kurucuları kurdukları şeyle ilişkilendirir.

Alıştırma

Bağlam: Mina started the community garden with three other neighbors. Hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Mina is ____ the community garden.

Cevabı göster

one of the founders of

but he's most famous for something he never actually did,

0:11

ancak o aslında hiç yapmadığı bir şeyle,

a thought experiment involving a cat. Kelime

0:14

bir kediyi içeren bir düşünce deneyiyle tanınır.

Kelime

a thought experiment: akıl yürütmeyle incelenen hayali bir test

Bir thought experiment, bir fikri akıl yürüterek sınamak veya incelemek için kullanılan hayali bir durumdur. Fiziksel dünyada hiç gerçekleştirilmeyebilir. Burada bu ifade, ünlü kedi senaryosunun neden onun gerçekten yaptığı bir şey olmadığını açıklar: amaç, bir kediyle gerçek bir deney yapıldığını anlatmak değil, insanların bir sorun üzerinde düşünmesini sağlamaktır.

Alıştırma

Akıl yürütmeyle incelenen hayali bir testi ifade eden iki sözcüklü İngilizce terimle cümleyi tamamlayın: The class discussed a ____ about living on Mars.

Cevabı göster

thought experiment

He imagined taking a cat and placing it in a sealed box Dilbilgisi

0:17

Kapalı bir kutuya bir kedi yerleştirmeyi

Dilbilgisi

taking ... and placing ...: imagine sonrasında paralel -ing eylemleri

imagined sözcüğünden sonra gelen taking a cat ve placing it in a sealed box, -ing biçimindeki iki paralel eylem öbeğidir. İkisi de onun ne hayal ettiğini tamamlar; and bunları aynı dilbilgisel düzeyde bağlar. İkinci eylem placing it in a sealed box ifadesidir ve it, önceki a cat ifadesine gönderme yapar. Aynı -ing biçimini kullanmak, ilişkili ya da art arda gelen eylemleri imagined sözcüğünü tekrarlamadan kısa biçimde sunar.

Alıştırma

İki paralel eylemi tamamlamak için pack ve place fiillerinin -ing biçimlerini kullanın: She imagined ____ the books and ____ them on the shelf.

Cevabı göster

packing · placing

with a device that had a 50% chance of killing the cat in the next hour. Kalıp ifadeler

0:21

ve yanına da önündeki bir saat içinde kediyi öldürme ihtimali %50 olan bir cihaz koymayı hayal etti.

Kalıp ifadeler

had a 50% chance of killing: olasılık için chance of + -ing

have a percentage chance of doing kalıbı, bir olayın ya da sonucun gerçekleşme olasılığını belirtir. Burada had, olasılığı geçmiş zamandaki duruma yerleştirir; of killing the cat ise olası sonucu adlandırır. of sonrasında -ing biçimi kullanılır: chance of killing. Bu kalıp olasılık, risk ve tahminlerden söz ederken yaygındır; öznenin sonucu seçmesi veya amaçlaması gerekmez.

Alıştırma

arrive kullanarak chance of + -ing olasılık kalıbını tamamlayın: The package has a 70% chance ____ before noon.

Cevabı göster

of arriving

At the end of that hour, he asked,

0:25

O bir saatin sonunda ise şu soruyu sordu:

"What is the state of the cat?"

0:28

"Kedinin durumu nedir?"

Common sense suggests that the cat is either alive or dead, Dilbilgisi

0:29

Sağduyu, kedinin ya canlı ya da ölü olduğunu söyler,

Dilbilgisi

either alive or dead: iki alternatifi bağlamak

Either A or B iki alternatifi birbirine bağlar. Bu cümlede alive ve dead, is fiilinden sonra gelen sıfat tümleçleridir; dolayısıyla yapı, kedinin bu iki durumdan birinde olduğunu belirtir. Burada iki durum birbirini dışlayan seçenekler olarak ele alınır: aynı anda ikisi değil, biri ya da diğeri. Daha genel olarak either ... or ... isimleri, sıfatları, öbekleri veya yan cümleleri bağlayabilir ve bağlanan bölümler genellikle dil bilgisi açısından paralel olmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi either ... or ... ile tamamlayın: The answer is ____ true ____ false.

Cevabı göster

either · or

but Schrödinger pointed out that according to quantum physics, Kalıp ifadeler

0:33

ancak Schrödinger, kuantum fiziğine göre

Kalıp ifadeler

according to quantum physics: bir iddianın kaynağını belirtmek

According to, bir ifadenin dayandığı kaynağı veya çerçeveyi tanıtır. According to quantum physics, sonraki iddianın kuantum fiziği teorisi çerçevesinde sunulduğunu belirtir. Bu ifade agree with anlamına gelmez. Burada, sağduyunun önerdiği düşünceden kuantum fiziğinin söylediği açıklamaya geçildiğini gösterir.

Alıştırma

Bilginin kaynağını belirten kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: According ____ the weather report, the storm will arrive tonight.

Cevabı göster

to

at the instant before the box is opened, Kalıp ifadeler

0:36

kutunun açılmasından hemen önceki anda,

the cat is equal parts alive and dead at the same time. Kalıp ifadeler

0:39

kedinin aynı anda eşit oranda hem canlı hem de ölü olduğuna dikkat çekti.

Kalıp ifadeler

at the instant before: bir olaydan önceki kesin an

At the instant before, ardından gelen olaydan “hemen önceki kesin ve çok kısa anda” anlamına gelir. Buradaki referans noktası kutunun açılmasıdır ve ifade, kutunun hâlâ kapalı olduğu son ana odaklanır. at zamanı tek bir noktaya yerleştirir, instant bu noktanın son derece kısa olduğunu vurgular, before ise daha sonra gerçekleşen olayı getirir. Bu nedenle, daha önceki herhangi bir zamanı gösterebilen before sözcüğünün tek başına kullanımından daha kesindir.

Alıştırma

Hangi cümle bir olayı başka bir olaydan hemen önceki kesin ve çok kısa ana yerleştirir?

  1. Before the doors opened, the crew checked the room several times.
  2. At the instant before the doors opened, the crowd fell silent.
  3. After the doors opened, the crowd fell silent.
Cevabı göster

At the instant before the doors opened, the crowd fell silent.

Kalıp ifadeler

equal parts A and B: eşit dengedeki iki özellik

Equal parts A and B, A ile B’nin aynı derecede bulunduğu veya eşit ölçüde belirgin olduğu anlamına gelir. Bu cümlede alive ve dead, aynı ölçüde var olan iki durum olarak sunulur; parts sözcüğü gerçekten ölçülebilen parçaları ifade etmez. Bu kalıp, equal parts comedy and mystery örneğindeki gibi isimleri veya equal parts funny and frightening örneğindeki gibi sıfatları birleştirebilir. İki özelliğin, duygunun, tarzın veya tepkinin dengeli karışımını kısa yoldan anlatır.

Alıştırma

İki özelliğin eşit derecede güçlü olduğunu belirten iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The story is ____ funny and frightening.

Cevabı göster

equal parts

It's only when the box is opened that we see a single definite state. Dilbilgisi

0:43

Sadece kutu açıldığında tek ve kesin bir durum görürüz.

Dilbilgisi

It's only when ... that ...: gerekli bir zaman koşuluna odaklanma

It is only when X that Y kalıbı, özel odağı X üzerine koyan bir it-cleft vurgu yapısıdır. Y'nin ancak X gerçekleştikten sonra doğru, görünür veya bilinir hâle geldiğini anlatır; sıradan bir when yan cümlesi aynı sınırlamayı içermez. Burada X kutunun açılması, Y ise tek bir kesin durumun görülmesidir. Yapı önce gerekli zaman koşulunu, ardından sonucu sunar.

Alıştırma

Kodun test edilmesinin gizli hatayı bulmak için gerekli zaman koşulu olduğunu vurgulu yapıyla doğru anlatan cümle hangisidir?

  1. Only when you test the code, you find the hidden error.
  2. It's only when you test the code that you find the hidden error.
  3. When you test the code, you find the hidden error.
Cevabı göster

It's only when you test the code that you find the hidden error.

Until then, the cat is a blur of probability, Deyimler

0:47

O zamana kadar kedi belirsiz bir olasılıktır,

Deyimler

a blur of probability: belirsizliği anlatan görsel bir eğretileme

a blur of probability ifadesi görsel bir eğretilemedir. Bir blur normalde belirgin kenarlara veya birbirinden ayrılan ayrıntılara sahip değildir; bu nedenle ifade, olası sonuçların soyut dağılımını gözde canlandırılabilen bir şeye dönüştürür. Bu, kedinin gerçekten bulanık göründüğü anlamına gelmez. Bu cümlede henüz tek ve kesin bir durumun ortaya çıkmadığını anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede a blur of probability ne anlama gelir?

  1. Birisi kedi için kesin bir olasılık hesaplamıştır.
  2. Kedinin durumu henüz tek ve kesin bir sonuca oturmamıştır.
  3. Kedinin görüntüsü fiziksel olarak odak dışıdır.
Cevabı göster

Kedinin durumu henüz tek ve kesin bir sonuca oturmamıştır.

half one thing and half the other. Kalıp ifadeler

0:51

yarısı şu, yarısı bu.

Kalıp ifadeler

half one thing and half the other: iki özelliğin eşit payları

Half one thing and half the other, bir şeyin iki farklı parçaya, özelliğe veya duruma yaklaşık olarak eşit miktarlarda sahip olduğu anlamına gelir. One thing ilk olasılığı belirtir; the other ise iki olasılıktan ikincisini anlatır, başka bir fiziksel nesneyi değil. Bu yarıların her zaman tam olarak ölçülmesi gerekmez. Bu kalıp, iki özelliği yaklaşık olarak eşit ölçüde birleştiren bir kişiyi, duyguyu, tarzı veya durumu da anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle filmin komedi ve dramı yaklaşık olarak eşit oranlarda birleştirdiğini doğal biçimde anlatır?

  1. The movie is one comedy and the other drama.
  2. The movie is half comedy or half drama.
  3. The movie is half comedy and half drama.
Cevabı göster

The movie is half comedy and half drama.

This seems absurd, which was Schrödinger's point. Anlatım akışı

0:53

Bu kulağa saçma geliyor ki Schrödinger'in de asıl değinmek istediği buydu.

Anlatım akışı

which was Schrödinger's point: savın amacını açıklamak

which was Schrödinger's point ifadesindeki which, durumun saçma göründüğüne dair önceki düşüncenin tamamına gönderme yapar. Yan cümle, bu etkinin kasıtlı olduğunu anlatır: Schrödinger'in insanların fark etmesini istediği şey tam olarak bu saçmalıktır. Buradaki point, puan veya fiziksel bir nokta değil, bir savın ana fikri ya da amacıdır. Bu kalıp, önceki ifadenin neden önemli olduğunu açıklayan bir yorum ekler.

Alıştırma

"The result looked impossible, which was her point," cümlesinde which was her point ne anlama gelir?

  1. Sonucu parmağıyla işaret etti.
  2. Sonucun imkânsız görünmesi, onun özellikle vurgulamak istediği şeydi.
  3. Sonuç imkânsız göründüğü için bir puan aldı.
Cevabı göster

Sonucun imkânsız görünmesi, onun özellikle vurgulamak istediği şeydi.

He found quantum physics so philosophically disturbing Dilbilgisi

0:56

Kuantum fiziğini felsefi açıdan o kadar rahatsız edici buldu ki

that he abandoned the theory he had helped make

0:59

yaratılmasına yardım ettiği bu teoriyi terk etti

Dilbilgisi

so ... that: sonuca yol açan derece

so + adjective/adverb + that + clause kalıbı, bir şeyin yüksek bir dereceye ulaştığını ve bunun that ile başlayan yan cümledeki sonuca yol açtığını gösterir. Burada so, philosophically disturbing ifadesinin derecesini artırır; sonuç ise onun teoriyi terk etmesidir. Buradaki that bir sonuç cümlesi başlatır; ilgi zamiri değildir. Philosophically, rahatsızlığın kaynağını teorinin felsefi anlamıyla sınırlar.

Alıştırma

Derece ve sonuç bildiren so ... that kalıbını tamamlayın: The box was ____ heavy ____ two people had to carry it.

Cevabı göster

so · that

and turned to writing about biology. Öbek fiiller

1:02

ve biyoloji üzerine yazılar yazmaya yöneldi.

Öbek fiiller

turned to writing: yeni bir faaliyete yönelmek

Turn to + isim veya fiilin -ing biçimi, dikkati ya da faaliyeti yeni bir alana yöneltmek anlamına gelir. Burada turned to writing about biology, çalışmalarının kuantum teorisinden biyoloji hakkında yazmaya kaydığını belirtir; fiziksel olarak dönmeyi anlatmaz. Bu ifadedeki to bir edattır. Bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: turn to writing, turn to teaching.

Alıştırma

turn to sonrasında write fiilinin doğru biçimini kullanın: After retiring from professional sports, he turned to ____ children's books.

Cevabı göster

writing

As absurd as it may seem, though, Anlatım akışı

1:04

Yine de her ne kadar saçma görünse de,

Schrödinger's cat is very real.

1:06

Schrödinger'in kedisi çok gerçektir.

Anlatım akışı

As absurd as it may seem, though: görünüşü kabul edip karşıtlığa geçmek

As absurd as it may seem, ödünleme bildiren bir giriştir: düşüncenin saçma görünebileceğini önce kabul eder. As + sıfat + as + özne + may seem kalıbı “…… gibi görünse de” anlamına gelir; burada eşitlik karşılaştırması yapılmaz. Though, ana iddiaya geçişi daha da belirginleştirir. Cümle önce beklenen bir tepkiyi kabul eder, ardından yüzeydeki izlenimle çelişen önemli mesajı virgülden sonra verir.

Alıştırma

As + sıfat + as ödünleme yapısını tamamlayın: Everyone had given up hope. ____ unlikely ____ it may seem, though, the lost dog found its way home.

Cevabı göster

As · as

In fact, it's essential.

1:08

Aslında bu, son derece temel bir durumdur.

If it weren't possible for quantum objects to be in two states at once, Dilbilgisi

1:10

Kuantum nesnelerinin aynı anda iki durumda olması mümkün olmasaydı,

the computer you're using to watch this couldn't exist.

1:14

bunu izlemek için kullandığınız bilgisayar var olamazdı.

Dilbilgisi

If it weren't possible ..., ... couldn't exist: şimdiki zamana ilişkin gerçek dışı koşul

Bu, şimdiki zamana ilişkin gerçek dışı bir koşul cümlesidir. If yan cümlesinde geçmiş biçim weren't, sonuç cümlesinde ise could not + fiilin yalın biçimi kullanılır: If + geçmiş biçim, ... would/could/might + fiilin yalın biçimi. Geçmiş biçim, durumun geçmişte olduğunu göstermez. Gerçeklikle arasına mesafe koyar: konuşan kişi koşulu yanlış kabul eder ve hayal edilen sonucu kullanarak bu koşulun gerçek sonuç için gerekli olduğunu vurgular.

Alıştırma

Were not ve could not ifadelerinin kısaltmalarını kullanarak şimdiki zamana ilişkin gerçek dışı koşul cümlesini tamamlayın: If sunlight ____ available, most plants ____ survive.

Cevabı göster

weren't · couldn't

The quantum phenomenon of superposition Kelime

1:17

Kuantumdaki süperpozisyon olgusu,

Kelime

phenomenon of superposition: bilimsel bir olguyu adlandırma

phenomenon of superposition isim öbeğinde phenomenon ana isimdir; of superposition ise olgunun adını belirtir. Quantum, bilimsel alanı veya türü ekler. phenomenon of + isim kalıbı, doğa bilimlerinde ve sosyal bilimlerde bir olguya ad verilirken yaygın olarak kullanılır. Burada superposition, bir kuantum sisteminin olası durumların bir birleşimi olarak tanımlanmasının resmî adıdır. Phenomenon gözlemlenebilen veya incelenebilen bir olgu demektir; mutlaka tuhaf bir olay anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi ifade göçü bir olgu olarak doğru biçimde adlandırır?

  1. the phenomenal of migration
  2. the phenomenon to migrate
  3. the phenomenon of migration
Cevabı göster

the phenomenon of migration

is a consequence of the dual particle and wave nature of everything. Kelime

1:20

her şeyin ikili parçacık ve dalga doğasının bir sonucudur.

Kelime

dual particle and wave nature: aynı şeyde iki özellik

Dual particle and wave nature, tek bir şeyin iki tür fiziksel davranışa sahip olması demektir: parçacık benzeri davranış ve dalga benzeri davranış. Dual, nature sözcüğünü niteler; particle ve wave ise bu doğanın iki yönünü belirtir. Bu kuantum bağlamında aynı nesne iki davranış türünü de gösterebilir. İfade, bir parçacık nesnesi ile ayrı bir dalga nesnesini anlatmaz. Of everything bu iddiayı her şeye yayar; nature ise burada doğal dünya değil, temel özellikler anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle dual particle and wave nature ifadesini en iyi açıklar?

  1. Bir parçacık ve bir dalga her zaman ayrı nesnelerdir.
  2. Her şey kalıcı olarak ya parçacık ya da dalga olmayı seçmelidir.
  3. Aynı şey hem parçacık benzeri hem de dalga benzeri davranış gösterebilir.
Cevabı göster

Aynı şey hem parçacık benzeri hem de dalga benzeri davranış gösterebilir.

In order for an object to have a wavelength, Dilbilgisi

1:25

Bir nesnenin dalga boyuna sahip olabilmesi için

Dilbilgisi

In order for an object to have ...: mastarın öznesini belirtmek

In order for X to do Y, “X'in Y yapabilmesi için” veya “X'in Y yapmasının bir koşulu olarak” anlamına gelir. for'dan sonraki ad öbeği, to do Y mastarının öznesini belirtir: bu cümlede dalga boyuna sahip olabilecek şey an object'tir. Buradaki giriş yan cümlesi, sonraki cümlede açıklanacak gerekli bir koşulu tanıtır. Bu kalıp, mastarın öznesinin açıkça belirtilmesi gerektiğinde özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

In order for X to do Y kalıbını tamamlayın: In order ____ the ice ____ melt, the temperature must rise above freezing.

Cevabı göster

for · to

it must extend over some region of space, Kalıp ifadeler

1:27

uzayın bir bölgesine yayılması gerekir,

Kalıp ifadeler

must extend over some region of space: uzamsal yayılımı anlatmak

Extend over an area, “bir alana yayılmak veya o alanı kaplamak” anlamına gelir. some region of space ifadesindeki region, siyasi bir bölgeyi değil, üç boyutlu uzayın bir bölümünü anlatır. Must, bu uzamsal yayılmanın açıklamadaki gerekli bir koşul olduğunu gösterir. İfade, nesnenin tek bir noktayla sınırlı olamayacağını söyler; bir şeyi daha sonraki bir zamana ertelemekten söz etmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir şeyin bir alana yayıldığını söyler?

  1. The trail extends beyond the bridge.
  2. The fog extends over the whole valley.
  3. The road extends to the next village.
Cevabı göster

The fog extends over the whole valley.

which means it occupies many positions at the same time. Anlatım akışı

1:29

bu da aynı anda birçok konumu işgal ettiği anlamına gelir.

Anlatım akışı

which means: önceki düşünceyi açıklamak

Burada which means, space gibi yakındaki tek bir sözcüğe değil, az önce belirtilen düşüncenin tamamına gönderme yapar. Bu düşüncenin doğrudan anlamını veya sonucunu açıklar. Bu kalıp bilgiyi iki adımda düzenler: önce bir olgu ya da soyut düşünce belirtilir, ardından onu daha açık anlatmak için which means + cümlecik kullanılır.

Alıştırma

Cümlede which means ne işe yarar?

  1. Yalnızca space sözcüğünü tanımlar.
  2. Konuyla ilgisiz bir örnek başlatır.
  3. Önceki düşüncenin tamamının daha açık anlamını veya sonucunu verir.
Cevabı göster

Önceki düşüncenin tamamının daha açık anlamını veya sonucunu verir.

The wavelength of an object limited to a small region of space Dilbilgisi

1:33

Ancak küçük bir uzay bölgesine sınırlandırılmış bir nesnenin dalga boyu

can't be perfectly defined, though. Kalıp ifadeler

1:37

kusursuz bir şekilde tanımlanamaz.

Dilbilgisi

limited to a small region of space: kısaltılmış ilgi cümleciği

limited to a small region of space, object sözcüğünden sonra gelen bir geçmiş zaman ortaç grubudur. Nesnenin o alanla sınırlı olduğunu anlatır ve an object which is limited to a small region of space biçiminde genişletilebilir. Bu grup object sözcüğünü nitelediği için limited ana fiil değildir. Ana fiil grubu can't be perfectly defined ifadesidir. Bu kısaltılmış ilgi cümleciği kalıbı bilimsel açıklamaları daha özlü hâle getirir.

Alıştırma

object sözcüğünden sonra gelen limited to a small region of space ifadesini hangi seçenek doğru biçimde genişletir?

  1. an object which is limited to a small region of space
  2. an object which limits a small region of space
  3. an object which a small region of space limits
Cevabı göster

an object which is limited to a small region of space

Kalıp ifadeler

can't be perfectly defined: kesin bir değer belirlenemez

Can't be perfectly defined, can't + be + geçmiş zaman ortacı yapısındadır. Özne olan the wavelength eylemden etkilenen taraftır; tamamen kesin biçimde belirlenemez veya netleştirilemez. Bu bilimsel bağlamda defined, bir terimi sözlükteki gibi “tanımlamak” değil, açık ve kesin bir değer ya da sınır belirlemek anlamına gelir. Perfectly kesinliğin derecesini sınırlar; cümle, dalga boyu hakkında hiçbir şey bilinemeyeceğini söylemez.

Alıştırma

Define fiilinin edilgen biçimiyle cümleyi tamamlayın: From this blurry image, the boundary can't be clearly ____.

Cevabı göster

defined

So it exists in many different wavelengths at the same time. Kalıp ifadeler

1:38

Bu yüzden aynı anda pek çok farklı dalga boyunda var olur.

Kalıp ifadeler

exists in ... at the same time: eş zamanlı biçimler veya durumlar

Burada it exists in many different wavelengths, nesnenin tamamen sabit tek bir dalga boyuyla değil, birçok dalga boyu bileşeni veya olası dalga boyu değeriyle temsil edildiği anlamına gelir. In, bir şeyin var olduğu biçimleri ya da durumları gösterir; bir kabın içine doğru hareketi anlatmaz. At the same time, bu dalga boyu olasılıklarının eş zamanlı olduğunu gösterir; nesnenin bir dalga boyundan diğerine sırayla geçtiği anlamına gelmez. Aktarılabilir exists in + forms/states/versions kalıbı, bir şeyin hangi biçimlerde bulunduğunu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, tek bir tasarımın birkaç sürümünün art arda ortaya çıkmak yerine aynı anda var olduğunu söyler?

  1. The design exists in several versions at the same time.
  2. The design exists several versions at the same time.
  3. The design enters several versions one after another.
Cevabı göster

The design exists in several versions at the same time.

We don't see these wave properties for everyday objects

1:42

Günlük nesneler için bu dalga özelliklerini görmeyiz,

because the wavelength decreases as the momentum increases, Dilbilgisi

1:46

çünkü momentum arttıkça dalga boyu azalır

Dilbilgisi

because ... as ... increases: neden belirtmek ve değişimleri ilişkilendirmek

Because, günlük nesnelerde bu dalga özelliklerini neden görmediğimizi açıklar. Bu nedenin içinde as the momentum increases, “momentum arttıkça” anlamına gelir: bir değişken diğeriyle birlikte değişir. Burada momentum artarken dalga boyu azalır. Kullanılabilir kalıp A increases/decreases as B increases/decreases şeklindedir. Bu kullanımda as, bağlantılı değişimleri anlatır; “olarak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede as, değişmekte olan iki şeyi birbirine bağlıyor?

  1. The room gets brighter as the sun rises.
  2. She works as a lighting designer.
  3. The room gets brighter because the lamp is on.
Cevabı göster

The room gets brighter as the sun rises.

and a cat is relatively big and heavy.

1:49

ve bir kedi nispeten büyük ve ağırdır.

If we took a single atom and blew it up to the size of the solar system, Notlar

1:52

Eğer tek bir atomu alıp onu güneş sistemi büyüklüğüne getirseydik,

Öbek fiiller

blew it up to the size of ...: hedef boyuta kadar büyütmek

blew it up to the size of ... ifadesinde blow up, bir şeyi patlamayla yok etmek değil, onu gerçekten ya da temsili olarak çok daha büyük hâle getirmek demektir. Blew, blow fiilinin geçmiş zamanıdır; it ise önceki a single atom ifadesini gösterir. To the size of ... ulaşılan hedef boyutu belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp blow + nesne + up to the size of + isim şeklindedir. Nesne bir zamirse blow ile up arasına gelir: blow it up denir, blow up it denmez.

Alıştırma

blow fiili büyütmek anlamına gelecek şekilde cümleyi tamamlayın: The editor blew the image ____ to the size of a poster.

Cevabı göster

up

the wavelength of a cat running from a physicist

1:56

bir fizikçiden kaçan kedinin dalga boyu

would be as small as an atom within that solar system. Dilbilgisi

1:59

o güneş sistemi içindeki bir atom kadar küçük olurdu.

Dilbilgisi

If we took ... would be as small as ...: hayalî bir ölçek karşılaştırması

if yan cümlesinde took ve blew geçmiş biçimleri, ana cümlede ise would be kullanılır. Burada If + geçmiş biçim, would + fiilin yalın hâli hayalî bir ölçek kurar; gerçekten yapılmış bir deneyi anlatmaz. Cümle önce bir atomu Güneş Sistemi büyüklüğüne çıkarır, ardından as small as kullanarak kedinin dalga boyunu bu yeni ölçekteki bir atomla karşılaştırır. Kullanılabilir kalıp şöyledir: If we made X ..., Y would be as ... as Z.

Alıştırma

Hangi cümle, hayalî bir ölçek karşılaştırması oluşturmak için aynı yapıyı kullanıyor?

  1. If we enlarge the model, the scratch will look as wide as a highway.
  2. If we enlarged the model, the scratch would look as wide as a highway.
  3. We enlarged the model, so the scratch looked as wide as a highway.
Cevabı göster

If we enlarged the model, the scratch would look as wide as a highway.

Dilbilgisi

as small as ...: eşit küçüklük derecelerini karşılaştırmak

as + sıfat + as + karşılaştırma ögesi kalıbı, iki şeyi sıfatın belirttiği derece bakımından eşit gösterir. Burada as small as, kedinin dalga boyunu hayalî Güneş Sistemi ölçeğindeki bir atomla büyüklük bakımından karşılaştırır; ikisinin aynı nesne olduğunu söylemez. Bu kalıbı as fast as, as heavy as ve as bright as gibi başka sıfatlarla da kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Eşitlik karşılaştırmasını tamamlayın: The camera is ____ small ____ a coin.

Cevabı göster

as · as

That's far too small to detect, Dilbilgisi

2:02

Bu tespit edilemeyecek kadar küçüktür,

Dilbilgisi

far too small to detect: algılama sınırının çok ötesinde küçük

too + sıfat + to + fiil kalıbı, sıfatın belirttiği derecenin eylemi engelleyecek kadar fazla olduğunu anlatır. Burada too small to detect, bir şeyin algılanamayacak kadar küçük olduğu anlamına gelir; algılanamayan şey that sözcüğünün işaret ettiği şeydir. Far, too sözcüğünü güçlendirir. Far too small, boyutun algılama sınırını az değil, çok büyük ölçüde aştığını belirtir.

Alıştırma

far too ... to kalıbını tamamlayın: This backpack is ____ heavy ____ carry by myself.

Cevabı göster

far too · to

so we'll never see wave behavior from a cat.

2:04

bu yüzden bir kediden asla dalga davranışı göremeyeceğiz.

A tiny particle like an electron, though,

2:07

Ancak bir elektron gibi minik bir parçacık,

can show dramatic evidence of its dual nature.

2:09

ikili doğasının çarpıcı kanıtlarını gösterebilir.

If we shoot electrons one at a time Kalıp ifadeler

2:12

Elektronları teker teker

at a set of two narrow slits cut in a barrier, Kelime

2:15

bir bariyere açılmış dar iki yarığa fırlatırsak,

Kalıp ifadeler

one at a time: ayrı ayrı, teker teker

One at a time, her seferinde yalnızca bir kişi veya nesnenin ele alındığını, taşındığını ya da serbest bırakıldığını anlatır. Bu deneyde elektronlar grup hâlinde değil, ayrı ayrı gönderilir. Bu ifade sırayı kontrol etmek için kullanılabilir: insanların ayrı ayrı girmesini, soruların teker teker sorulmasını veya nesnelerin tek tek ele alınmasını belirtir.

Alıştırma

Ayrı ayrı, teker teker anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Please bring the chairs in one ____ a time.

Cevabı göster

at

Kelime

a set of two narrow slits cut in a barrier: bir bariyerde açılmış iki dar yarık

Bu ifadede slits, uzun ve çok dar açıklıklardır. A set of two narrow slits, bu tür iki açıklığın deney düzeneğinin tek bir parçası olarak birlikte ele alındığını anlatır. Cut in a barrier sözleri slits'i niteler ve açıklıkların bariyerde açıldığını belirtir. Buradaki cut, edilgen anlamlı bir geçmiş zaman ortacıdır; elektronların yaptığı bir eylemi anlatmaz.

Alıştırma

a set of two narrow slits cut in a barrier neyi anlatır?

  1. Bir bariyerde açılmış iki uzun ve dar açıklık
  2. Bir bariyerin çevresinde hareket eden iki yuvarlak nesne
  3. Tek bir dar açıklığın içine yerleştirilmiş iki bariyer
Cevabı göster

Bir bariyerde açılmış iki uzun ve dar açıklık

each electron on the far side Kalıp ifadeler

2:18

diğer taraftaki her elektron

is detected at a single place at a specific instant,

2:20

belirli bir anda tek bir yerde tespit edilir,

like a particle.

2:23

tıpkı bir parçacık gibi.

Kalıp ifadeler

on the far side: karşı tarafta

On the far side, konuşanın veya gözlemcinin başlangıçta bulunduğu tarafın karşısındaki tarafı, genellikle bir nesnenin ya da sınırın ötesini anlatır. Bu cümlede, elektronların bariyeri geçtikten sonra ulaştığı tarafı belirtir. Far göreceli tarafı gösterir; yerin mutlaka çok uzakta olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi on the far side ve gereken edatla tamamlayın: The detector is ____ the barrier, opposite the source.

Cevabı göster

on the far side of

But if you repeat this experiment many times,

2:24

Fakat bu deneyi pek çok kez tekrarlar

keeping track of all the individual detections, Kalıp ifadeler

2:27

ve tüm tekil tespitleri kaydederseniz,

Kalıp ifadeler

keeping track of all the individual detections: tüm tespitlerin eksiksiz kaydını tutmak

Keep track of, bir şeyi zaman içinde sürekli kaydetmek, kontrol etmek veya durumundan haberdar olmak demektir. Burada hiçbir sonucun kaçırılmaması için her bir tespitin kaydedilmesi anlamına gelir. -ing yapısındaki keeping track of..., deney tekrarlanırken aynı anda gerçekleşen bir eylemi ekler. Bu ifadede track, sürekli kayıt veya takip anlamındadır; koşu pisti anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi keep track of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: I use a calendar to ____ every deadline.

Cevabı göster

keep track of

you'll see them trace out a pattern that's characteristic of wave behavior, Notlar

2:30

onların dalga davranışına özgü bir model çizdiğini görürsünüz;

Öbek fiiller

trace out a pattern: görünür bir şekli yavaş yavaş oluşturmak

Trace out a pattern, bir dizi konum, iz veya hareket aracılığıyla tanınabilir bir şekli yavaş yavaş oluşturmak ya da görünür hâle getirmek demektir. Burada kaydedilen çok sayıda tespit noktası birikerek dalgaya benzeyen bir desenin görünmesini sağlar. out parçacığı, yolun veya şeklin daha eksiksiz biçimde ortaya konması anlamını ekler. Bir şeyi dışarıya doğru takip etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi trace out ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: As the sparkler moved, it ____ a bright circle in the air.

Cevabı göster

traced out

Kalıp ifadeler

characteristic of wave behavior: dalga davranışına özgü bir özelliği belirtme

Burada characteristic, be characteristic of + isim yapısında kullanılan bir sıfattır. Bir desenin characteristic of wave behavior olması, dalgalara özgü tipik özellikler taşıdığı anlamına gelir; bu desen, gözlemlenen şeyi bu davranış türüyle ilişkilendiren bir kanıttır. Bu ifade bir kişinin karakterini ya da kişiliğini değil, tipik bir özelliği belirtir. Aynı yapıyı gözlemlenen bir özelliği genellikle ait olduğu grup, tarz veya süreçle ilişkilendirmek için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

'Tipik özelliği olmak' anlamındaki kalıbı tamamlayın: This color pattern is characteristic ____ the species.

Cevabı göster

of

a set of stripes,

2:34

yani bir dizi şerit,

regions with many electrons separated by regions where there are none at all. Dilbilgisi

2:35

çok sayıda elektronun bulunduğu bölgeler, hiç elektronun olmadığı bölgelerle ayrılır.

Dilbilgisi

separated by regions where there are none at all: dönüşümlü bölgeleri betimleme

Separated by regions ..., önce geçen regions with many electrons ifadesini açıklayan bir past participle öbeğidir. Elektron bakımından zengin bölgelerin arasında başka bölgelerin bulunduğunu söyler; böylece iki bölge türü dönüşümlü bir uzamsal desen oluşturur. Where there are none at all, ikinci regions sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümlesidir. Burada where 'o bölgelerin içinde' demektir, none electrons sözcüğünün yerini alır ve at all olumsuzluğu güçlendirir: o bölgelerde sıfır elektron vardır.

Alıştırma

Hangi cümle, aydınlık bölgelerin arasında hiç ışık bulunmayan karanlık bölgeler olduğunu söyler?

  1. Bright areas separate the dark areas because light is everywhere.
  2. Bright areas are separated from all light, so they appear dark.
  3. Bright areas are separated by dark areas where there is no light at all.
Cevabı göster

Bright areas are separated by dark areas where there is no light at all.

Block one of the slits and the stripes go away. Öbek fiiller

2:39

Yarıklardan birini kapatırsanız şeritler kaybolur.

Öbek fiiller

go away: bir şey kaybolduğunda

Burada go away, “kaybolmak” veya “artık görünmemek” anlamına gelir. Özne çizgiler olduğu için cümle, çizgili desenin artık oluşmadığını söyler; çizgilerin başka bir yere hareket ettiğini değil. Go away; izler, ağrı, kokular, sesler, sorunlar ve görsel efektler için de bu anlamda kullanılabilir. “Kaybolmak” ile daha gerçek anlamdaki “oradan ayrılmak” arasında seçim yapmak için özneye ve bağlama bakın.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen ve “kaybolmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: The headache should ____ after some rest.

Cevabı göster

go away

This shows that the pattern is a result of each electron Kalıp ifadeler

2:42

Bu durum, modelin her bir elektronun

going through both slits at the same time.

2:46

her iki yarıktan aynı anda geçmesinin bir sonucu olduğunu gösterir.

Kalıp ifadeler

a result of ... going ...: nedeni belirtmek

A result of, bir şeyi ortaya çıkaran nedeni ya da süreci tanıtır. Burada the pattern sonuçtur; each electron going through both slits ise sunulan nedendir. İngilizcede of'tan sonra, merkezinde -ing biçimi bulunan bir isim öbeği kullanılabilir. Each electron going through both slits ifadesinde each electron, going eylemini neyin yaptığını gösterir. Bu yapı, bütün bir olayı neden olarak ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi lose fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The error was a result of the sensor ____ power.

Cevabı göster

losing

A single electron isn't choosing to go left or right, Dilbilgisi

2:49

Tek bir elektron sola ya da sağa gitmeyi seçmez,

but left and right simultaneously.

2:52

aynı anda hem sola hem sağa gider.

Dilbilgisi

isn't ... or ..., but ... and ... simultaneously: ikisinden biri düşüncesini reddedip ikisini birden doğrulamak

isn't A or B, but A and B simultaneously kalıbı önce “A ya da B” biçimindeki ikisinden biri yorumunu reddeder, ardından bunu ikisinin aynı anda geçerli olduğu bir yorumla değiştirir. Burada elektronun solu ya da sağı seçtiği reddedilir; vurgulanan düzeltme left and right simultaneously bölümüdür. Daha genel olarak not A but B, ilk düşünceyi ikincisiyle düzeltir. Bu cümlede or seçenekleri sunarken and ile simultaneously birleşimi iki durumun aynı anda geçerli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle ikisinden biri düşüncesini reddedip yerine ikisinin aynı anda geçerli olduğunu söyleyen aynı kalıbı kullanıyor?

  1. The light isn't flashing red or blue, but red and blue simultaneously.
  2. The light isn't flashing red and blue, but red or blue.
  3. The light flashes red because blue is off.
Cevabı göster

The light isn't flashing red or blue, but red and blue simultaneously.

This superposition of states also leads to modern technology. Kalıp ifadeler

2:55

Durumların bu süperpozisyonu aynı zamanda modern teknolojiye de yol açar.

Kalıp ifadeler

also leads to modern technology: lead to + sonuç

lead to + sonuç kalıbı “bu sonuca neden olmak, bu sonucu ortaya çıkarmak veya mümkün kılmak” anlamına gelir. Bu cümlede leads, tekil özne superposition ile uyumludur; modern technology sonuçtur ve also bu sonucu önceki noktaya ekler. Buradaki to bir edattır. Bu nedenle ardından lead to better results örneğindeki gibi bir isim öbeği veya lead to finding a solution örneğindeki gibi -ing biçimi gelebilir. Bu kullanım, birini fiziksel olarak bir yere götürmek anlamına gelmez.

Alıştırma

“Bu sonuca neden olmak” anlamındaki ifadeyi oluşturmak için cümleyi lead kullanarak tamamlayın: A lack of sleep can ____ poor concentration.

Cevabı göster

lead to

An electron near the nucleus of an atom

2:59

Bir atomun çekirdeğine yakın bir elektron,

exists in a spread-out wave-like orbit. Kelime

3:02

yayılmış, dalgamsı bir yörüngede var olur.

Kelime

spread-out wave-like orbit: iki birleşik niteleyici

spread-out wave-like orbit ifadesinde spread-out ve wave-like, orbit adından önce gelir ve ikisi de bu adı niteler. Spread-out yörüngenin bir alana yayılmış olduğunu, wave-like ise dalga özellikleri taşıdığını belirtir. Tireler, birden fazla kelimeden oluşan her açıklamayı kısa bir niteleyiciye dönüştürür. Burada iki ifade de bir eylemi anlatmaz; birlikte, iki özelliği tek bir bilimsel ad öbeğinde sıkıştırarak verir.

Alıştırma

spread-out wave-like orbit yapısını doğru açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Spread-out cümlenin ana fiilidir.
  2. Hem spread-out hem de wave-like, orbit sözcüğünü niteler.
  3. Wave-like, orbit yerine nucleus sözcüğünü niteler.
Cevabı göster

Hem spread-out hem de wave-like, orbit sözcüğünü niteler.

Bring two atoms close together, Dilbilgisi

3:04

İki atomu birbirine yaklaştırdığınızda,

and the electrons don't need to choose just one atom,

3:06

elektronların sadece tek bir atomu seçmesine gerek kalmaz,

but are shared between them. Kalıp ifadeler

3:10

ikisi arasında paylaşılırlar.

Dilbilgisi

Bring ..., and ...: bir eylemin ardından gelen sonuç

Cümle, Bring two atoms close together emir cümleciğiyle başlar. Ardından and bağlacı bir sonuç cümleciğini getirir. Bu kalıpta ilk cümlecik bir koşul ya da adım oluşturur, ikinci cümlecik ise bunun ardından ne olduğunu söyler: “Do X, and Y happens.” Buradaki Bring, sonucu açıklayabilmek için düzende hayalî bir değişiklik sunar. İzleyiciye gerçek atomlarla işlem yapmasını zorunlu olarak emretmez.

Alıştırma

“Emir + and + sonuç” kalıbını uygun olan tek kelimeyle tamamlayın: Press the green button, ____ the machine will start.

Cevabı göster

and

Kalıp ifadeler

are shared between them: iki atom arasındaki edilgen paylaşım

Bu cümlede are shared edilgen yapıdadır: elektronlar yalnızca bir atoma ait değildir; iki atom elektronları ortaklaşa kullanır. between them ifadesindeki them, bu iki atomu belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen be shared between A and B kalıbı, aynı şeyin A ve B tarafından ortak kullanıldığı, elde tutulduğu veya bölüşüldüğü anlamına gelir.

Alıştırma

Tam olarak iki kişinin sorumluluğu paylaştığı cümleyi doğru edatla tamamlayın: The responsibility is shared ____ Ava and Noah.

Cevabı göster

between

This is how some chemical bonds form. Anlatım akışı

3:11

Bazı kimyasal bağlar işte böyle oluşur.

Anlatım akışı

This is how some chemical bonds form: mekanizmayı sonucuna bağlamak

Buradaki This, az önce açıklanan elektron paylaşımı sürecine gönderme yapar. how some chemical bonds form, bu sürecin neyi açıkladığını, yani bu bağların hangi mekanizmayla oluştuğunu belirtir. This is how + özne + fiil kalıbı bilgiyi düzenler. Önce bir süreci açıklayın, ardından bu kalıpla süreci sonucuna bağlayın. Burada how, yöntem veya mekanizma hakkında bir ifade başlatır; soru oluşturmaz.

Alıştırma

İkinci cümleyi This ile başlayan hedef özet kalıbıyla tamamlayın: The fan pushes hot air outside. ____ the room stays cool.

Cevabı göster

This is how

An electron in a molecule isn't on just atom A or atom B, Dilbilgisi

3:13

Bir moleküldeki elektron sadece A atomunda veya B atomunda değildir,

but A + B.

3:18

A + B'dedir.

Dilbilgisi

isn't ... atom A or atom B, but A + B: iki seçenekten biri değil, ikisinin birleşimi

isn't ... A or B, but ... kalıbı önce “ya A ya B” yorumunu reddeder. Burada elektron yalnızca A atomuyla ya da yalnızca B atomuyla sınırlı değildir; but sonrasındaki bölüm bu düşüncenin yerine iki atomun da katıldığı bir durumu koyar. A + B, A ve B'nin ortak katılımını gösteren kısa bir etikettir. Bu cümlede artı işareti hesaplama değil, birleşim gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle “ya biri ya diğeri” yorumunu reddedip iki özelliğin de katkıda bulunduğunu söylüyor?

  1. The material isn't based on just strength or flexibility, but on a combination of both.
  2. The material is based on either strength or flexibility, but never both.
  3. The material has strength, while flexibility is a separate topic.
Cevabı göster

The material isn't based on just strength or flexibility, but on a combination of both.

As you add more atoms, Dilbilgisi

3:20

Daha fazla atom eklediğinizde,

the electrons spread out more, Öbek fiiller

3:21

elektronlar daha çok yayılır,

shared between vast numbers of atoms at the same time.

3:23

aynı anda çok sayıda atom arasında paylaşılır.

Dilbilgisi

As you add more atoms: birlikte gelişen iki değişim

As you add more atoms ifadesindeki as, “bu süreç ilerlerken” veya “onunla birlikte” anlamına gelir; “rolünde” anlamına gelmez. Yan cümle gelişmekte olan bir değişimi ortaya koyar: daha fazla atom eklenmektedir. Ana cümle bağlantılı değişimi verir: elektronlar daha geniş bir alana yayılır. As + değişim, ... + değişim kalıbı birlikte gelişen iki eğilimi düzenleyerek anlatır; tek bir nedeni tek odak hâline getirmeden aralarında ilişki olduğunu düşündürebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede as, iki değişimin birlikte geliştiğini göstermek için kullanılmıştır?

  1. As the crowd grew, the room became noisier.
  2. As a musician, Lena practices every day.
  3. Lena used the empty box as a table.
Cevabı göster

As the crowd grew, the room became noisier.

Öbek fiiller

spread out: daha geniş bir alana yayılmak

Burada spread out, “daha geniş bir alana veya aralığa dağılmak” anlamına gelir. Daha fazla atom eklendikçe elektronlar tek tek atomların çevresinde daha az yoğunlaşır ve katının daha büyük bir bölümüne yayılır. spread out nesnesiz kullanıldığında genellikle bir grubun daha az yoğun hâle gelmesini anlatır; ayrıca bir dağılımın birçok olası sonuca yayılmasını da anlatabilir. Odak noktası dağılım alanının genişlemesidir, bir maddenin yüzeye sürülmesi değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede spread out, bir grubun daha geniş bir alana dağılması anlamında kullanılmıştır?

  1. The volunteers spread out across the park to search for the missing dog.
  2. The volunteers spread the map out on the table.
  3. The volunteers spread jam on the bread.
Cevabı göster

The volunteers spread out across the park to search for the missing dog.

The electrons in a solid aren't bound to a particular atom, Dilbilgisi

3:26

Bir katıdaki elektronlar belirli bir atoma bağlı değildir,

but shared among all of them,

3:30

aksine hepsi arasında paylaşılır,

Dilbilgisi

aren't bound to ... but shared among ...: tek bir sınırı reddedip gerçek durumu belirtmek

not ... but ... kalıbı önce bir açıklamayı reddeder, sonra onun yerine doğru açıklamayı koyar. Burada aren't bound to a particular atom, her elektronun tek bir atomla sınırlı olmadığını; but shared among all of them ise elektronların atom grubunun tamamına dağıldığını anlatır. Bound ve shared edilgen biçimlerdir: elektronların yaptığı eylemleri değil, elektronlar için geçerli olan durumu anlatırlar. Karşıtlığın tamamı are not bound ... but are shared ... olarak okunabilir; ikinci are anlamdan çıkarılabildiği için kullanılmamıştır.

Alıştırma

Hangi cümle verilerin tek bir sunucuyla sınırlı olmadığını ve bunun yerine birkaç sunucuya dağıtıldığını doğal biçimde anlatır?

  1. The data is bound to reach one server before it is shared.
  2. The data isn't bound to one server but shared among several servers.
  3. The data is stored on one server and not shared with any others.
Cevabı göster

The data isn't bound to one server but shared among several servers.

extending over a large range of space. Kalıp ifadeler

3:32

ve uzayda geniş bir alana yayılır.

Kalıp ifadeler

extending over a large range of space: -ing yapısıyla uzamsal kapsam eklemek

Extending over a large range of space, geniş bir alan boyunca uzanmak veya yayılmak demektir. extend over + alan ya da aralık yapısında over, bir şeyin kapladığı alanın büyüklüğünü belirtir. Buradaki extending, önceki betimlemeyi sürdüren ve durumun uzamsal kapsamını ekleyen bir present participle, yani -ing biçimidir. Ayrı bir öznesi veya zaman eki taşıyan çekimli bir fiili olmadığı için bu altyazı parçası yeni ve tam bir ana cümle değildir.

Alıştırma

Uzamsal kapsamı eklemek için extending over kullanın: The storm formed a wide cloud band, ____ hundreds of miles.

Cevabı göster

extending over

This gigantic superposition of states

3:34

Durumların bu devasa süperpozisyonu,

determines the ways electrons move through the material, Kalıp ifadeler

3:37

elektronların materyal boyunca hareket etme yollarını belirler;

Kalıp ifadeler

determines the ways electrons move through the material: elektronların malzeme içindeki hareket biçimlerini belirlemek

determines the ways electrons move through the material ifadesi, durumların süperpozisyonunun elektronların malzeme içinde nasıl hareket ettiğini kontrol ettiğini anlatır. Ways burada fiziksel yollar değil, hareket biçimleri veya örüntüleri demektir. Yeniden kullanılabilen kalıp determine the way(s) + özne + fiil şeklindedir. electrons move through the material sözleri ways'i açıklayan bir yan cümlecik oluşturur; yapı the ways in which electrons move through the material biçiminde açılabilir. Bu kalıp, bir etkenin bir sistemin davranışına neden olduğunu veya onu kontrol ettiğini açıklarken sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi determine the way ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The shape of the nozzle ____ water flows through it.

Cevabı göster

determines the way

whether it's a conductor or an insulator or a semiconductor. Dilbilgisi

3:41

ister iletken, ister yalıtkan, ister yarı iletken olsun.

Dilbilgisi

whether it's A or B or C: olası kategorileri sıralamak

Whether, olası sınıfları sıralayan bir yan cümle başlatır: malzeme bir iletken, yalıtkan veya yarı iletken olabilir. Bu, doğrudan sorulan bir soru değildir. Daha büyük bir ifadenin içinde yer alan ve o ifadeyi tamamlayan bir yan cümledir. Böyle yan cümlelerde soru sırası değil, whether + özne + fiil biçimindeki normal ifade sırası kullanılır. Seçenekler or ile ayrılır. İkiden fazla olasılık varsa or ile başka seçenekler de eklenebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir yan cümlede üç olası sınıflandırmayı belirtmek için whether sözcüğünü doğru kullanıyor?

  1. The test shows whether the sample is a conductor, an insulator, or a semiconductor.
  2. The test shows whether the sample a conductor, an insulator, or a semiconductor.
  3. The test shows whether is the sample a conductor, an insulator, or a semiconductor.
Cevabı göster

The test shows whether the sample is a conductor, an insulator, or a semiconductor.

Understanding how electrons are shared among atoms

3:44

Elektronların atomlar arasında nasıl paylaşıldığını anlamak,

allows us to precisely control the properties of semiconductor materials like silicon. Notlar

3:48

silikon gibi yarı iletken malzemelerin özelliklerini hassas bir şekilde kontrol etmemizi sağlar.

Dilbilgisi

allows us to precisely control: bir eylemi mümkün kılmak

Allow + nesne + to-infinitive yapısı, bir koşulun, aracın veya bilginin bir eylemi mümkün kıldığını belirtir. Bu cümlede Understanding how electrons are shared among atoms neden, us bu yeteneği kazanan kişiler ve to precisely control mümkün hâle gelen eylemdir. Buradaki anlam izin vermek değil, eylemi yapılabilir kılmaktır. Precisely, control fiilini niteler ve kontrolün büyük bir doğrulukla yapılabildiğini gösterir. Yeniden kullanılabilecek kalıp X allows someone to do Y şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi allow + us + to kalıbıyla tamamlayın: The new software ____ compare the two maps quickly.

Cevabı göster

allows us to

Kelime

semiconductor materials like silicon: silicon, silicone değil

Semiconductor materials isim öbeği, elektronik amaçlarla kullanılmak üzere elektriksel özellikleri kontrol edilebilen malzemeleri belirtir. like silicon ifadesindeki like, “örneğin” anlamındadır; yani silicon bu grubun bir örneği olarak verilir. Buradaki silicon, birçok elektronik cihazda ve bilgisayar çipinde temel malzeme olarak kullanılan silisyum elementidir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. silicon kelimesinin sonuna odaklanın.

  1. Silicon is widely used in computer chips.
  2. Silicone is widely used in computer chips.
Cevabı göster

Silicon is widely used in computer chips.

Combining different semiconductors in the right way Dilbilgisi

3:52

Farklı yarı iletkenleri doğru şekilde birleştirmek,

allows us to make transistors on a tiny scale, Kalıp ifadeler

3:55

minik ölçekte transistörler yapmamızı,

Dilbilgisi

Combining ... allows us to ...: yöntemi sonuca bağlamak

Combining different semiconductors in the right way bir -ing'li isim-fiil öbeğidir. Öbeğin tamamı özne görevindedir: önceki cümleye eklenen yan bir eylemi değil, ele alınan yöntemi belirtir. Tekil fiil allows, bu yöntemi mümkün hâle gelen sonuçla bağlar: Doing X allows us to do Y. Buradaki sonuç, çok küçük ölçekte transistörler yapmaktır.

Alıştırma

combine fiilinin -ing biçimini ve allows us to ifadesini kullanarak yöntem-sonuç kalıbını tamamlayın: ____ the two data sets ____ find missing records.

Cevabı göster

Combining · allows us to

millions on a single computer chip.

3:58

tek bir bilgisayar çipine milyonlarcasını sığdırmamızı mümkün kılar.

Kalıp ifadeler

on a tiny scale: çok küçük boyutları anlatmak

on a tiny scale ifadesi, “fiziksel olarak çok küçük bir boyutta veya düzeyde” demektir. Burada transistörlerin son derece küçük üretilebildiğini ve bu yüzden tek bir çipe milyonlarcasının sığabildiğini anlatır. on a ... scale kalıbı, bir etkinliğin veya nesnenin boyutunu ya da kapsamını anlatır: on a large scale “büyük ölçekte”, on a global scale ise “küresel ölçekte” demektir. Bu kullanımda scale, boyut veya kapsam düzeyini belirtir; tartı aleti anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede on a ... scale çok küçük fiziksel boyutları anlatmak için kullanılmıştır?

  1. The components are manufactured on a massive scale.
  2. The components are manufactured on a microscopic scale.
  3. The components are weighed on a laboratory scale.
Cevabı göster

The components are manufactured on a microscopic scale.

Those chips and their spread-out electrons

4:01

O çipler ve içlerindeki yayılmış elektronlar,

power the computer you're using to watch this video. Kelime

4:04

bu videoyu izlediğiniz bilgisayara güç veriyor.

Kelime

power the computer: fiil olarak power

Burada power, “güç” veya “elektrik” anlamındaki isim değil, geçişli bir fiildir. “Bir cihazın ya da sistemin çalışmasını sağlayan enerjiyi veya temel imkânı vermek” anlamına gelir. Cümlede bilgisayarın çalışmasını sağlayan şey bu çipler ve elektronlardır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp X powers Y şeklindedir: X, Y’yi çalıştıran kaynak veya mekanizmadır; Y ise çalışan cihaz ya da sistemdir. you're using to watch this video sözleri yalnızca hangi bilgisayarın kastedildiğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede power, “bir cihazı çalıştıran enerjiyi sağlamak” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?

  1. Solar panels power the lights in the building.
  2. A timer turns on the lights at sunset.
  3. A charger charges the backup battery.
Cevabı göster

Solar panels power the lights in the building.

An old joke says that Anlatım akışı

4:07

Eski bir şaka,

the internet exists to allow the sharing of cat videos.

4:08

internetin kedi videolarını paylaşmak için var olduğunu söyler.

Anlatım akışı

An old joke says: bilinen mizahi bir sözü tanıtmak

An old joke says, konuşmacının bilinen mizahi bir söz olarak sunduğu içeriği tanıtır. Buradaki says, şakanın içeriğini aktarır; şakanın gerçekten konuştuğu anlamına gelmez. Old, şakanın uzun süredir dolaşımda olduğunu düşündürür ancak kesin bir metin, adı bilinen bir yazar veya izlenebilir bir kaynak vaat etmez. Söylemi düzenleyen bir araç olarak bu giriş, konuşmacı ana konuya dönmeden önce tonu kısa süreliğine hafifletir.

Alıştırma

An old joke says bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Doğrulanmış bir kaynağı olduğunu iddia etmeden bilinen mizahi bir sözü tanıtır.
  2. İfadenin bilimsel bir gerçek olduğunu kanıtlar.
  3. Bir alıntının kesin yazarını ve başlığını belirtir.
Cevabı göster

Doğrulanmış bir kaynağı olduğunu iddia etmeden bilinen mizahi bir sözü tanıtır.

At a very deep level, though, Anlatım akışı

4:11

Fakat çok derin bir düzeyde,

the internet owes its existence Kalıp ifadeler

4:13

internet varlığını

to an Austrian physicist and his imaginary cat.

4:15

Avusturyalı bir fizikçiye ve onun hayali kedisine borçludur.

Anlatım akışı

At a very deep level, though: temeldeki açıklamaya geçiş

At a very deep level açıklamanın düzeyini değiştirir. Buradaki deep soyut anlamdadır: konuşmacı fiziksel bir konumu tarif etmek yerine yüzeydeki şakanın ötesine geçip temeldeki bilimsel dayanağa bakar. Though, önceki şakayla karşıtlık kurar. Açılış çerçevesinin içine yerleştirildiğinde ciddi ana iddiaya yumuşak bir dönüş sağlar.

Alıştırma

At a very deep level, though burada nasıl bir geçiş yapıyor?

  1. Yüzeydeki bir şakadan temeldeki bilimsel açıklamaya geçer.
  2. İnternetin fiziksel olarak yerin çok altında bulunduğunu söyler.
  3. Şakayı aynı açıklama düzeyinde sürdürür.
Cevabı göster

Yüzeydeki bir şakadan temeldeki bilimsel açıklamaya geçer.

Kalıp ifadeler

A owes its existence to B: A'nın varlığını B'ye bağlamak

A owes its existence to B kalıbı, B'nin A'nın var olmasının temel nedenlerinden biri olduğu anlamına gelir. Buradaki owe para borcunu anlatmaz; güçlü bir neden-sonuç ilişkisi kurar. Bu cümlede the internet A, the Austrian physicist and his imaginary cat ise B olarak sunulur. İyelik sözcüğü its, A'ya gönderme yapar; to ise A'yı mümkün kıldığı düşünülen kişiyi, keşfi, koşulu veya olayı tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi owe its existence to kalıbının doğru biçimiyle tamamlayın: The coastal town ____ the natural harbor that protected early ships.

Cevabı göster

owes its existence to