Depresif Hissetmek Üzerine: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
699 kelime 146 kel/dk

Video özeti: Anlatı, tıbbi yardım gerektiren umutsuzluğu gündelik çökkünlükten ayırıyor, acıyı ortak bir insanlık hâli sayıyor ve iyileşme ihtimaline yer bırakıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "mired in moods of quiet desperation." — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: mired sözcüğünü gizli ve kalıcı sıkıntıyı anlatan duygusal çamura saplanma imgesi olarak okuyun. 2. If only we could see into their minds, we would feel so much less alone. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: If only + could yapısını would ile kullanarak gerçek dışı bir şimdiki zaman dileğini ve hayal edilen sonucunu anlatın. 3. get over — Öbek Fiiller: üzüntüden aşamalı olarak toparlanmayı, deneyimi tamamen unutmaktan ayırın.

Bu derste

We're not talking about the extreme, most paralyzing regions of despair, where external medical help is vital. Anlatım akışı

0:01

Dışarıdan tıbbi yardımın hayati olduğu o uç, o en felç edici çaresizlik bölgelerinden bahsetmiyoruz.

Our target is rather the times when we feel, as indicated by Thoreau's phrase,

0:09

Hedefimiz daha ziyade, Thoreau'nun o meşhur sözünde belirttiği gibi,

"mired in moods of quiet desperation." Deyimler

0:14

"sessiz bir çaresizlik bataklığına saplanmış" hissettiğimiz anlardır.

Anlatım akışı

We're not talking about ... Our target is rather: dışlayıp odağı belirlemek

İlk bölüm olan “We're not talking about ...”, aşırı bir durumu tartışmanın dışında bırakır. Böylece dinleyicilerin, konuşmacının tıbbi yardım gerektiren durumlar için tavsiye verdiğini düşünmesi önlenir. Ardından “Our target is rather ...” gerçek konuyu belirtir. Burada rather, “oldukça” değil, “bunun yerine” ya da “daha doğrusu” anlamına gelir. İki bölüm birlikte net bir kapsam belirleme düzeni oluşturur: önce tartışmanın dışında olanı ele, sonra içinde olan odağı belirt.

Alıştırma

Örnekte vurgulanan iki bölümün temel söylem işlevi nedir?

  1. Aşırı durumun betimlemesini güçlendirirler.
  2. Aralarında seçim yapmadan eşit derecede önemli iki konuyu karşılaştırırlar.
  3. Önce kapsam dışındaki bir durumu eler, ardından gerçek odağı belirlerler.
Cevabı göster

Önce kapsam dışındaki bir durumu eler, ardından gerçek odağı belirlerler.

Deyimler

Mired in moods of quiet desperation: sıkışıp kalma metaforu

To be mired, kelime anlamıyla derin ve ıslak bir zemine saplanmak demektir. Bu cümlede bir metafordur: kişi yalnızca kötü bir gün geçirmiyor, kurtulması zor duygusal durumların içinde sıkışıp kalıyor. Quiet desperation, içte kalan veya dile getirilmeyen umutsuzluktur. İfadenin tamamı, uzun süren ve gizli bir mücadeleyi kişiyi yerinde tutan bir bataklık gibi tasvir eder.

Alıştırma

Bu cümlede mired in ne anlatıyor: “After months of uncertainty, Lena felt mired in anxiety.”?

  1. Kaygının içinde derinden sıkışmıştı ve kurtulmakta zorlanıyordu.
  2. Fiziksel olarak ıslak çamurun içinde duruyordu.
  3. Kısa süren, hafif bir endişe yaşadı ve bu hızla geçti.
Cevabı göster

Kaygının içinde derinden sıkışmıştı ve kurtulmakta zorlanıyordu.

A large gray hinterland Deyimler

0:18

Geniş, gri bir arka bölge,

in which beneath an outward surface of endurance,

0:20

dışarıdan dayanıklı görünen bir yüzeyin altında,

we feel exhausted, close to tears,

0:23

kendimizi bitkin, ağlamaklı ve

beyond the sympathetic understanding of others.

0:26

başkalarının sempatik anlayışının çok ötesinde hissettiğimiz o yer.

Deyimler

A large gray hinterland ... beneath an outward surface of endurance ifadesindeki genişletilmiş metafor

Bu iki ifade, duygusal bir durumu anlatan genişletilmiş tek bir metafor oluşturur. Hinterland sözcüğü gerçek anlamıyla iç kesim veya uzak bölge demektir; burada A large gray hinterland, geniş ve sınırları belirsiz bir çökkünlük alanıdır. En uç umutsuzluk değildir ama yine de kasvetli ve tüketicidir. Beneath an outward surface of endurance ikinci bir görüntü ekler: kişi dışarıdan dayanmaya devam ediyor gibi görünürken yorgunluk ve gözyaşları altta gizli kalır. Manzara ve yüzey imgeleri birlikte, geniş bir iç mücadele ile kontrollü dış görünüş arasındaki karşıtlığı düzenler.

Alıştırma

Bu birleşik metafor kişi hakkında ne anlatıyor?

  1. Geniş ve tanımlanması zor bir duygusal mücadele, sabırla dayanan bir dış görünüşün altında gizlidir.
  2. Konuşmacı, insanların çok çalıştığı uzak ve gri bir bölgeyi anlatmaktadır.
  3. Kişi bütün duygularını anlayışlı insanlara açıkça göstermektedir.
  4. Dayanıklılık kişinin yorgunluğunu ve üzüntüsünü ortadan kaldırmıştır.
Cevabı göster

Geniş ve tanımlanması zor bir duygusal mücadele, sabırla dayanan bir dış görünüşün altında gizlidir.

Easily irritated and daunted by the simplest tasks. Kelime

0:29

En basit görevler bile gözümüzü korkutur, çabucak sinirleniriz.

Kelime

daunted by: zor görünen bir görev karşısında güven kaybetmek

Daunted by, bir şey zor, ürkütücü veya bunaltıcı göründüğü için kişinin güveninin azalması ya da devam etmeye daha az istekli olması demektir. Neden by sözcüğünden sonra gelir: biri be daunted by a task, a challenge veya the amount of work olabilir. Bu ifade kişinin bir denemeden önceki veya deneme sırasındaki tepkisini anlatır; görevin onu gerçekten yendiğini kanıtlamaz. Bu parçada en basit görevler bile güveni azaltacak kadar zor görünür.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade daunted by ile tamamlayın: At first, Leo felt ____ the complex instructions, but he asked for help.

Cevabı göster

daunted by

There will probably have been certain triggers for our melancholy, Dilbilgisi

0:34

Melankolimiz için muhtemelen bazı tetikleyiciler olmuştur,

an intimate rejection,

0:37

samimi bir ilişkide reddedilmek,

a humiliation around work,

0:39

işle ilgili bir aşağılanma,

the growing realization that the ambitious plans of earlier years have come to very little. Kalıp ifadeler

0:41

önceki yıllara ait hırslı planların boşa çıktığının giderek daha fazla farkına varmak gibi.

Dilbilgisi

There will probably have been: geçmişteki bir durumu çıkarımla belirtmek

Bu cümlede There will probably have been, bazı tetikleyicilerin var olmuş olmasının çok muhtemel olduğu anlamına gelir. Konuşan kişi, şu anki melankoli hâlinden geçmişe bakıp daha önceki tetikleyicileri çıkarır; bunlar gelecekte gerçekleşecek olaylar değildir. Yapı there + will + probably + have + geçmiş zaman ortacı (been) şeklindedir. will have been gelecekteki bir zamana kadar tamamlanmış bir durumu anlatabilse de will geçmiş hakkında güvenli bir çıkarımı da gösterebilir. Probably bu çıkarımı kesin bir yargıdan yüksek bir olasılık düzeyine indirir.

Alıştırma

Geçmiş hakkında güçlü ama kesin olmayan bir çıkarım oluşturmak için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Looking back, there ____ warning signs that we missed.

Cevabı göster

will probably have been

Kalıp ifadeler

have come to very little: sonunda neredeyse hiç sonuç vermemek

Burada have come to very little, bir şeyin sonunda çok az başarıya ya da sonuca ulaşması demektir. Come to, iddialı planların nihai sonucunu anlatır; bir yere doğru hareketi ifade etmez. Present perfect have come, önceki yıllarda yapılan planları şimdi görülen hayal kırıklığı yaratan sonuca bağlar. Very little, bu sonucu planlara bağlanan yüksek beklentilerle karşılaştırarak ölçer.

Alıştırma

Cümleyi come to very little ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Despite years of discussion, the reform plans ____.

Cevabı göster

have come to very little

Unfortunately, sadness feels very taboo.

0:47

Ne yazık ki, üzüntü oldukça tabu gibi hissettiriyor.

Societies tend slyly to insist on cheerfulness.

0:51

Toplumlar sinsi bir şekilde neşeli olmamız konusunda ısrar etme eğilimindedir.

We end up not only struggling, but humiliated that we're in such difficulties. Notlar

0:55

Sonuçta sadece mücadele etmekle kalmaz, bu kadar zorluk içinde olduğumuz için de aşağılanmış hissederiz.

Öbek fiiller

Sonucu anlatan end up + -ing veya sıfat

Burada end up, bir sürecin sonunda ortaya çıkan ve genellikle planlanmamış ya da istenmemiş olan nihai sonucu belirtir. Cümledeki sonuç hem mücadele etmek hem de aşağılanmış hissetmektir. Birinin sonunda ne yaptığını ya da yapmayı sürdürdüğünü belirtmek için end up + -ing; son durumu belirtmek için end up + sıfat veya edat öbeği kullanılır: end up waiting, end up exhausted, end up in trouble. “Bir işi bitirmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: After taking one wrong turn, we ____ walking for an extra hour.

Cevabı göster

ended up

Dilbilgisi

not only ... but humiliated: daha güçlü ikinci bir sonuç eklemek

Not only ... but ... iki sonucu birbirine bağlar. Burada but, struggling ifadesini geçersiz kılmaz; aşağılanmış olma şeklindeki ikinci sonucu ekler ve bunu ilave, daha ciddi bir sorun olarak sunar. But sözcüğünden sonra also kullanılması isteğe bağlıdır. İki tarafın biçimleri farklı olsa bile dil bilgisel görevleri karşılaştırılabilir olmalıdır: burada struggling bir eylemi veya durumu belirtir, humiliated bir sıfattır ve ikisi de end up ifadesini sonuç bakımından tamamlar.

Alıştırma

Her boşluğa bir sözcük yazarak not only ... but also yapısını tamamlayın: The new schedule not ____ saves time, ____ also reduces stress.

Cevabı göster

only · but

Yet, in truth,

1:01

Oysa gerçekte,

there is nothing more natural or routine than grief. Dilbilgisi

1:02

kederden daha doğal veya sıradan bir şey yoktur.

Dilbilgisi

there is nothing more ... than ... karşılaştırması

there is nothing more + adjective + than + noun kalıbı, mümkün olan en yüksek derecede bir karşılaştırma yapar: başka hiçbir şey kederden daha doğal ya da sıradan değildir. Basitçe söylemek gerekirse keder tamamen normal ve olağan bir şey olarak sunulur. Burada natural, kederi normal bir insan tepkisi olarak nitelerken routine onun hayatta sıkça yaşandığını belirtir. Cümle, kederin anormal olduğu düşüncesini reddetmek için bu vurgulu yapıyı kullanır.

Alıştırma

Hedef kalıp nothing more + adjective + than ve calming sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: There is ____ a quiet walk after a stressful day.

Cevabı göster

nothing more calming than

We have so much to feel morose about.

1:06

Karamsar hissetmek için o kadar çok nedenimiz var ki.

Simply by virtue of being alive, Kalıp ifadeler

1:09

Sadece hayatta olduğumuz için bile,

we will inevitably so often feel badly misunderstood,

1:11

kaçınılmaz olarak çoğu zaman fena halde yanlış anlaşıldığımızı,

Kalıp ifadeler

by virtue of being alive: dayanak olarak bir gerçek

By virtue of, belirli bir gerçek, nitelik, statü veya duruma dayanarak ‘nedeniyle’ ya da ‘temelinde’ anlamını verir. Buradaki by virtue of being alive, yalnızca hayatta olma gerçeğinin devamında anlatılan deneyimleri açıklamaya yettiğini belirtir; virtue burada ahlaki erdem anlamına gelmez. of sözcüğünden sonra bir isim öbeği veya -ing biçimi gelmelidir; bu yüzden being alive ifadenin tümleyenidir. Simply ise ‘yalnızca bu gerçek sayesinde’ anlamını ekler.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ve ‘bu statüye dayanarak’ anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: ____ holding a valid license, Omar was authorized to drive the van.

Cevabı göster

By virtue of

unfairly criticized,

1:15

haksız yere eleştirildiğimizi,

overlooked, and rejected.

1:16

göz ardı edildiğimizi ve reddedildiğimizi hissedeceğiz.

We'll be struck by our own stupidity Kelime

1:18

Kendi aptallığımız bizi sarsacak

and appalled by our inner ugliness and cowardice.

1:21

ve içsel çirkinliğimiz ve korkaklığımız bizi dehşete düşürecek.

Kelime

Be struck by: ani ve güçlü bir fark ediş

Bu cümlede be struck by, bir şeyi aniden ve güçlü biçimde fark etmek veya kavramak anlamına gelir. Konuşmacı, insanların kendi aptallıklarını keskin biçimde fark edeceğini öngörüyor; fiziksel bir darbeden söz edilmiyor. Bu tepki olumlu, olumsuz veya tarafsız olabilir. by sonrasındaki isim öbeği, güçlü izlenimi neyin yarattığını gösterir. Buradaki olumsuz anlam our own stupidity ifadesinden ve ona paralel olan appalled by yapısından gelir.

Alıştırma

Bu cümlede was struck by ne anlama geliyor? After reading the report, Maya was struck by how many families needed help.

  1. Bir şey ona fiziksel olarak çarptı.
  2. Gerçeği aniden fark etti ve güçlü bir tepki verdi.
  3. Gerçeği bilerek görmezden geldi.
Cevabı göster

Gerçeği aniden fark etti ve güçlü bir tepki verdi.

We will make some shockingly poor decisions.

1:24

Şok edici derecede kötü bazı kararlar alacağız.

We will let others down, Öbek fiiller

1:27

Başkalarını hayal kırıklığına uğratacağız,

Öbek fiiller

Let others down: size güvenen kişileri hayal kırıklığına uğratmak

Let someone down, bir kişinin umduğu, beklediği veya ihtiyaç duyduğu şeyi yapamayarak onu hayal kırıklığına uğratmak demektir. Buradaki others, beklentileri karşılanmayabilecek kişileri ifade eder. Bu öbek fiil ayrılabilir. İsim olan bir nesne ortada veya down sonrasında bulunabilir: let your friends down ya da let down your friends. Zamir olan nesne mutlaka ortada olmalıdır: let them down doğrudur, let down them değildir.

Alıştırma

Cümleyi let ... down ve them zamirini kullanarak tamamlayın: The volunteers are counting on us, so we must not ____.

Cevabı göster

let them down

and we will witness those we love suffer and die

1:28

ve sevdiğimiz insanların acı çekip öldüğüne tanık olacağız

before ourselves having to give up the keys to life. Deyimler

1:32

hayatın anahtarlarını kendimiz teslim etmek zorunda kalmadan önce.

Deyimler

Şiirsel bir örtmece olarak give up the keys to life

Burada give up the keys to life, kişinin yaşam üzerindeki hâkimiyetini bırakması, yani ölmesi anlamına gelir. Bu imge, yaşamı anahtarları bir süreliğine kişinin elinde olan bir şey gibi göstererek ölümü dolaylı ve daha yumuşak biçimde anlatır. Give up sıradan bir İngilizce ifadedir, ancak give up the keys to life kalıplaşmış bir deyim değildir. Bu bağlam için oluşturulmuş bir benzetmedir. Önceki suffer and die sözleri, konuşmacının iyi yaşamanın sırrından değil, gelecekteki kendi ölümümüzden bahsettiğini açıkça gösterir.

Alıştırma

Cümlede give up the keys to life en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Başka bir kişiye yasal yetki vermek.
  2. Yaşam üzerindeki hâkimiyeti bırakma şeklindeki şiirsel bir imgeyle anlatılan ölüm.
  3. Bir anahtar demetini taşımayı bırakmak.
  4. Mutlu yaşamanın sırrını keşfetmek.
Cevabı göster

Yaşam üzerindeki hâkimiyeti bırakma şeklindeki şiirsel bir imgeyle anlatılan ölüm.

The reasons for feeling low and demoralized

1:36

Kendini kötü ve moralsiz hissetmenin nedenleri

touch more or less everyone.

1:39

az çok herkese dokunur.

It is the universality, the normality of suffering, Dilbilgisi

1:41

Küçük, mutlu çocukların görüntüsünü bu kadar dokunaklı yapan şey,

that makes the sight of small happy children so poignant.

1:45

acının evrenselliği, sıradanlığıdır.

Dilbilgisi

Bir nedeni vurgulamak için It is X that ...

Bu, it-cleft adı verilen bir vurgu yapısıdır: It is + odaklanan öge + that + yan cümle. Odaklanan öge the universality, the normality of suffering bölümüdür. İkinci isim öbeği ilkini yeniden ifade edip daha belirgin hâle getirir; ikisi birlikte dokunaklı duygunun nedenini gösterir. Burada it herhangi bir şeyi göstermez. Bu yapı, nedene karşılaştırmalı vurgu verir: görüntüyü dokunaklı kılan başka bir neden değil, özellikle budur. Vurgu yapısı kullanılmadığında temel mesaj yalnızca acının evrenselliği ve olağanlığının bu tepkiye neden olduğudur.

Alıştırma

Zamanı vurgulamak için cümleyi tam It is ... that yapısıyla yeniden yazın: The meeting starts at noon. ____ at noon ____ the meeting starts.

Cevabı göster

It is · that

We know, as they cannot yet, Dilbilgisi

1:49

Biz biliyoruz, onların henüz bilemeyeceği gibi,

how much they're going to suffer.

1:52

ne kadar acı çekeceklerini.

Dilbilgisi

as they cannot yet ifadesindeki eksilti

Bu ara söz niteliğindeki karşılaştırmada as they cannot yet, “onlar aynı şeyi henüz bilemezken” anlamına gelir. know fiili ve how much they're going to suffer tümleci, ana cümleden anlaşılabildiği için söylenmemiştir. Virgüller bu yan cümleyi ara söz olarak ayırır ve we ile they arasında kısa bir karşıtlık kurar. Buradaki as neden ya da zaman bildirmez; aynı bilgiye farklı ölçüde erişebilen iki grubu ilişkilendirir.

Alıştırma

“The doctors understand, as the patient cannot yet, why the treatment must continue,” cümlesinde cannot yet ifadesinden sonra hangi bölüm anlaşılmaktadır?

  1. explain the treatment to the doctors
  2. understand why the treatment must continue
  3. continue the treatment
Cevabı göster

understand why the treatment must continue

We don't know the precise details,

1:54

Kesin ayrıntıları bilmiyoruz,

but we know that in some way or another, Kalıp ifadeler

1:56

ama biliyoruz ki şu ya da bu şekilde,

a distinctive range of horrors will, in time, befall them. Kelime

1:58

kendilerine özgü bir dizi dehşet, zamanı geldiğinde başlarına gelecektir.

Kalıp ifadeler

in some way or another ile belirsiz yöntem

In some way or another, “hangisi olduğu tam olarak bilinmese de bir yöntemle ya da bir biçimde” anlamına gelir. Belirli yöntemi açık bırakırken olayın olası yollardan en az biriyle gerçekleşeceğini ileri sürer. Bu cümlede ifade, kesin ayrıntıların bilinmemesiyle genel sonuca duyulan güveni birbirine bağlar. Belirsiz olan, korkunç olayların gerçekleşip gerçekleşmeyeceği değil, tam olarak hangi biçimde gerçekleşeceğidir.

Alıştırma

Mesajın e-posta, telefon veya bir arkadaş aracılığıyla mı ulaşacağını bilmiyorsunuz, ancak ulaşacağına inanıyorsunuz. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The message will reach her in some way or another.
  2. The message reached her in two clearly identified ways.
  3. The message may never reach her because no method exists.
Cevabı göster

The message will reach her in some way or another.

Kelime

befall them: 'onların başına gelmek' anlamında resmî kullanım

Burada befall them, “onların başına gelmek” anlamındadır ve them etkilenen kişileri gösterir. Dilbilgisel özne olan a distinctive range of horrors, gerçekleşecek korkunç olayları adlandırır. Befall İngilizcede geçişli bir fiildir: an event befalls a person kalıbında olay ya da kader kişiyi doğrudan nesne olarak alır. Özellikle ciddi anlatılarda bir olayı birinin üzerine çöken kader gibi sunar.

Alıştırma

Cümleyi “birinin başına gelmek” anlamındaki resmî fiille tamamlayın: No one could predict what would ____ the travelers.

Cevabı göster

befall

Every day, almost without noticing it,

2:04

Her gün, neredeyse fark etmeden,

we have to fight off a range of incoming powerful reasons not to despair. Öbek fiiller

2:07

umutsuzluğa kapılmamak için bize doğru gelen bir dizi güçlü nedenle savaşmak zorundayız.

Öbek fiiller

fight off: bir tehdide direnip onu uzakta tutmak

Fight off, tehdit edici bir şeye direnerek onun size zarar vermesini veya sizi yenmesini önlemek demektir. Fiziksel bir saldırganı ya da hastalığı anlatabilir; burada ise yaklaşan nedenler sanki üzerinize gelen saldırganlarmış gibi ele alınarak mecaz anlamda kullanılmıştır. Off, sonuç fikri ekler: tehdit püskürtülür veya uzakta tutulur. İfade, sorunu yalnızca fark etmeyi ya da tartışmayı değil, etkin bir çabayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “başarıyla direnip uzakta tutmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The medicine helped his body ____ the infection.

Cevabı göster

fight off

We rely on an internal engine or muscle of hope to pump out consoling thoughts. Deyimler

2:12

Teselli edici düşünceler pompalamak için içsel bir motora ya da umut kasına güveniriz.

Then one day,

2:18

Sonra bir gün,

the task seems too much.

2:20

bu görev çok ağır gelmeye başlar.

The muscle can't take it anymore.

2:22

O kas artık dayanamaz.

Deyimler

İçteki umut motoru ya da kası... kas artık dayanamıyor

Konuşmacı üç cümle boyunca tek bir genişletilmiş metaforu sürdürür. Umut, hayat acı verdiğinde bizi rahatlatan düşünceleri üretmeye devam eden içsel bir motor ya da kas olarak hayal edilir. Pump out motor imgesini sürdürürken muscle çaba ve dayanıklılık fikrini ekler. Görev fazlasıyla ağır geldiğinde ve kas artık dayanamadığında, hayalî destek sistemi tükenmiş demektir. Gerçek bir makine ya da vücut parçası bozulmamıştır; aynı imgenin tekrarlanması cümleleri birbirine bağlar ve metni başa çıkma hâlinden geçici bir duygusal çöküşe yöneltir.

Alıştırma

Bu bölümde tekrarlanan motor ve kas imgesi neyi gösteriyor?

  1. Teselli edici düşünceler her ortaya çıktığında gerçek bir kası güçlendirir.
  2. Umut, zihnin başa çıkma kapasitesi tükenene kadar teselli üretmeye devam eder.
  3. Konuşmacı gerçek bir kasta fiziksel bir sorun keşfetmiştir.
Cevabı göster

Umut, zihnin başa çıkma kapasitesi tükenene kadar teselli üretmeye devam eder.

At such times, Anlatım akışı

2:24

Böyle zamanlarda,

we need to keep a few ideas in mind.

2:25

aklımızda birkaç fikri tutmamız gerekir.

For a start,

2:28

Başlangıç olarak,

that sorrow is not an individual failing.

2:29

bu üzüntünün bireysel bir başarısızlık olmadığını.

Anlatım akışı

Böyle zamanlarda... Öncelikle

At such times, hemen önce anlatılan zor an türüne gönderme yapar ve tavsiyenin geçerli olduğu durumu belirler. Konuşmayı bir çöküşü anlatmaktan, o anda ne yapılacağını açıklamaya taşır. For a start, sıralı bir yanıtın ilk düşüncesini işaretler ve ardından başka noktaların gelebileceğini düşündürür. Sonraki that yan cümlesi olan that sorrow is not an individual failing, keep in mind ifadesinin içeriğidir; altyazı bunu noktadan sonra göstermiş olsa da yapı bakımından önceki ifadeye bağlıdır.

Alıştırma

Bu dersteki iki söylem işaretleyicisiyle tavsiye metnini tamamlayın: A storm can cut the power without warning. ____, we need to stay calm. ____, check whether everyone is safe.

Cevabı göster

At such times · For a start

It is a basic reality for our entire species.

2:32

Tüm türümüz için temel bir gerçekliktir bu.

We are so extremely sensitive,

2:36

Bizler o kadar son derece hassasız,

such fragile constructions,

2:38

o kadar kırılgan yapıdayız ki,

constantly exposed to danger,

2:40

sürekli tehlikeye maruz kalıyoruz,

for the most part blind,

2:42

çoğunlukla körüz,

hopeful without regard to reality, Kalıp ifadeler

2:44

gerçekliği umursamadan umutluyuz,

Kalıp ifadeler

without regard to: dikkate almadan

Without regard to, “dikkate almadan” veya “bir şeyin bir yargıyı ya da eylemi etkilemesine izin vermeden” anlamına gelir. Bu kalıplaşmış edat öbeğinde regard “dikkate alma” anlamındadır; to ise göz ardı edilen unsuru getirir. Burada without regard to reality, hopeful sözcüğünü niteler: umut, gerçeklik rehber alınmadan sürmektedir. İfade, dışlanan unsuru açıkça belirttiği için without thinking gibi belirsiz bir ifadeden daha kesindir.

Alıştırma

“Dikkate almadan” anlamındaki resmî ifadeyi tamamlayın: The committee made its decision ____ personal friendships.

Cevabı göster

without regard to

and with unquenchable needs for love and sympathy.

2:46

ve sevgi ile sempatiye dair bitmek bilmeyen ihtiyaçlarımız var.

Our tribulations are a symptom of being human, Anlatım akışı

2:49

Çektiğimiz çileler insan olmanın bir belirtisidir,

never just a curse attached to our sliver of existence.

2:53

varlığımızın bu küçük dilimine iliştirilmiş bir lanet değil.

Anlatım akışı

a symptom of being human, never just a curse: insan olmanın bir belirtisi, asla yalnızca bir lanet değil

Cümle önce tribulations sözcüğünü geniş bir çerçeveye yerleştirir: Bunlar a symptom of being human, yani ortak insanlık durumunun bir belirtisidir. Buradaki symptom mecazidir; tıbbi tanı değil, ortak bir insanlık hâlinin işareti anlamına gelir. Ardından never just ile daha dar bir çerçeveyi reddeder: Acı, yalnızca kendi sliver bölümümüze, yani varoluşumuzun küçük parçasına ilişmiş bir lanet değildir. A, never just B kalıbı önce geniş yorumu sunar, sonra dar ve kişisel yorumun tek başına yeterli olduğunu reddeder. Bu geçiş, sıkıntıyı tek bir kişinin hedef alındığının kanıtı olarak değil, paylaşılan bir deneyim olarak gösterir.

Alıştırma

Cümlenin savını nasıl düzenlediğini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. İnsanların çektiği acılar ortak bir duruma işaret eder; bu yüzden yalnızca tek ve küçük bir yaşama yöneltilmiş lanet olarak görülmemelidir.
  2. İnsanların çektiği acılar, gerçek bir lanetin yol açtığı tıbbi bir belirtidir.
  3. Her insanın acısı benzersizdir ve ortak insanlık deneyimiyle ilişkilendirilemez.
Cevabı göster

İnsanların çektiği acılar ortak bir duruma işaret eder; bu yüzden yalnızca tek ve küçük bir yaşama yöneltilmiş lanet olarak görülmemelidir.

Others who might seem successful,

2:59

Başarılı,

buoyant, and composed will travel, Deyimler

3:01

neşeli ve sakin görünen diğerleri de,

at moments they shield us from,

3:03

bizden gizledikleri o anlarda,

to the very same places of despair we have been exiled to.

3:05

sürüldüğümüz o aynı çaresizlik diyarlarına seyahat edeceklerdir.

Deyimler

Genişletilmiş bir metafor olarak will travel ... to the very same places of despair

Bu cümle, umutsuzluğu bir yer olarak gösteren genişletilmiş bir metafor kurar. Başarılı görünen kişiler de oraya “will travel” ederken “we” zaten oraya “exiled” edilmiştir. Yolculuk ve yerle ilgili sözcükler, duygusal acıyı farklı insanların paylaşabileceği bir varış noktası gibi sunar; gerçek bir yolculuk ya da sürgün kastedilmez. “The very same places of despair we have been exiled to”, “the very same places of despair to which we have been exiled” anlamına gelir. İlgi yan cümleciğini to ile bitirmek İngilizcede doğaldır. Araya giren “at moments they shield us from” ifadesi, bu kişilerin kötü hissettikleri anları başkalarından sakladığını belirtir. Soğukkanlı görünmeleri, umutsuzluğa karşı bağışık oldukları anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümledeki yolculuk ve sürgün imgeleri ne anlama geliyor?

  1. Başarılı görünen kişiler bile konuşan kişiyle aynı umutsuzluğu yaşayabilir.
  2. Konuşan kişi bir ülkeden ayrılmaya zorlanmış, diğerleri ise güvende kalmıştır.
  3. Başarılı kişiler, konuşan kişinin yaşadığı yere yolculuk planlamaktadır.
Cevabı göster

Başarılı görünen kişiler bile konuşan kişiyle aynı umutsuzluğu yaşayabilir.

We live so close to ourselves,

3:09

Kendimize o kadar yakın yaşıyoruz ki,

we know so much about our own private failings,

3:11

kendi gizli kusurlarımız hakkında o kadar çok şey biliyoruz ki,

we miss that our flaws are in fact general,

3:14

kusurlarımızın aslında genel olduğunu gözden kaçırıyoruz,

present even in the outwardly placid,

3:18

dışarıdan uysal görünenlerde,

the beautiful, the rich, and the people next door.

3:21

güzellerde, zenginlerde ve kapı komşumuzda bile bulunduğunu.

If only we could see into their minds, Dilbilgisi

3:24

Keşke zihinlerinin içini görebilseydik,

we would feel so much less alone.

3:27

kendimizi çok daha az yalnız hissederdik.

Dilbilgisi

Gerçek dışı bir dilek ve sonucu için If only we could ..., we would ...

“If only + özne + could + fiil”, şu anda gerçekte mevcut olmayan bir yetenek veya olasılığa ilişkin güçlü ve pişmanlık içeren bir dileği ifade eder. Burada konuşan kişi gerçekten başkalarının zihninin içini göremez. Would içeren ana cümle hayal edilen sonucu verir: Bu imkânsız erişim var olsaydı kendimizi çok daha az yalnız hissederdik. Bu, gerçeğe aykırı bir dilek ve sonuç yapısıdır; koşulun gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu bildiren bir tahmin değildir.

Alıştırma

Şu ana ilişkin gerçek dışı bir dileği ve hayal edilen sonucunu anlatan hedef yapıyı tamamlayın: If only I ____ see what others were feeling, I ____ know how to help.

Cevabı göster

could · would

We are, it's true,

3:30

Doğru, bizler

sometimes hard to be around.

3:32

bazen etrafında bulunması zor kişileriz.

We're easy to caricature as grumpy and a pain. Notlar

3:33

Huysuz ve baş belası olarak karikatürize edilmemiz kolaydır.

Kelime

Caricature someone as ...: birini abartılı bir etiketle sunmak

Burada caricature someone as X, bir kişiyi veya grubu abartılmış ve aşırı basitleştirilmiş bir tip olarak sunmak demektir. Bu betimleme sözlü ya da yazılı olabilir; gerçek bir karikatür çizimi olmak zorunda değildir. be easy to caricature as X yapısında özne, karikatürize edilen nesne olarak anlaşılır. We're easy to caricature as... ifadesi, başkalarının bizi as sözcüğünden sonra gelen etiketlere kolayca indirgeyebildiği anlamına gelir.

Alıştırma

“The review caricatures the scientist as a cold, emotionless machine,” cümlesinde caricatures ... as ne anlama gelir?

  1. bilim insanının fiziksel acı çektiğini söylüyor
  2. bilim insanının teknik açıdan doğru bir portresini çiziyor
  3. bilim insanını abartılmış ve aşırı basitleştirilmiş bir tip olarak sunuyor
Cevabı göster

bilim insanını abartılmış ve aşırı basitleştirilmiş bir tip olarak sunuyor

Deyimler

A pain: sinir bozucu bir kişi veya şey

A pain, sinir bozucu, zahmetli veya başa çıkması zor bir kişi ya da şey için kullanılan gündelik bir isim öbeğidir. Bu cümlede insanları birlikte bulunması hoş olmayan kişiler olarak etiketler; fiziksel ağrıdan söz etmez. Yaygın yapı be a pain biçimindedir ve özne bir kişi ya da şey olabilir: That app is a pain. Bağlam, pain sözcüğünün yaralanma değil baş belası anlamına geldiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede a pain fiziksel acı yerine baş belası anlamında kullanılmıştır?

  1. That broken locker is a pain to open every morning.
  2. She is in pain after twisting her ankle.
  3. I have a sharp pain in my wrist.
Cevabı göster

That broken locker is a pain to open every morning.

But in truth, we're sad rather than mean, Dilbilgisi

3:37

Ama aslında, bizler kötü niyetli olmaktan ziyade üzgünüz,

anxious rather than bad.

3:40

kötü olmaktan ziyade endişeliyiz.

Dilbilgisi

Bir etiketi düzeltmek için A rather than B

Her A rather than B yapısında A daha doğru tanım olarak sunulur, B ise reddedilir. Burada sad, mean'in; anxious da bad'in yerini alır: incitici görünen davranış, kötü karakter olarak değil duygusal sıkıntı olarak açıklanır. Aynı kalıbın tekrarı paralellik oluşturur. Bir etiketi ya da yorumu düzeltmek için X rather than Y kullanabilirsin. Bu kullanım daha doğru sınıflandırmayı seçer; yalnızca birinin hangi eylemi tercih ettiğini söylemez.

Alıştırma

Hangi cümlede rather than iki olumsuz yargıyı daha doğru durumlarla değiştirmek için kullanılmıştır?

  1. He's tired rather than lazy, and worried rather than careless.
  2. He'd rather rest than go to the party.
  3. Rather than calling, he sent a message.
Cevabı göster

He's tired rather than lazy, and worried rather than careless.

It's hard to make our despair sound charming,

3:42

Çaresizliğimizin kulağa hoş gelmesini sağlamak,

to present ourselves in the way that would win us the compassion we so require.

3:45

kendimizi o çok ihtiyaç duyduğumuz şefkati kazanacak şekilde sunmak zordur.

Yet, we're being harder on ourselves than we would be on a friend. Dilbilgisi

3:49

Yine de, kendimize bir arkadaşımıza olacağımızdan daha sert davranıyoruz.

Dilbilgisi

be harder on yourself than ... would be on someone else: kendine başkasına davranacağından daha sert davranmak

Be hard on someone, birini sert biçimde yargılamak, eleştirmek ya da ona katı davranmak demektir. Being harder on ourselves dereceleri karşılaştırır: konuşanlar kendilerine, bir arkadaşlarına uygulayacaklarından daha katı bir ölçüt uygular. Would be, bir arkadaşla ilgili varsayımsal karşılaştırmayı kurar. would be sonrasında hard söylenmez, çünkü harder sözcüğünden anlaşılır; karşılaştırılan şey, arkadaşlarına ne kadar katı davranacaklarıdır.

Alıştırma

Karşılaştırmayı “birine karşı daha sert” anlamındaki ifadeyle tamamla: The coach is ____ herself than she would be on a teammate.

Cevabı göster

harder on

We should, at the least,

3:53

En azından,

accord ourselves the same degree of forgiveness we wouldn't hesitate to direct to an acquaintance. Kelime

3:54

bir tanıdığa hiç tereddüt etmeden göstereceğimiz aynı derecedeki bağışlayıcılığı kendimize de tanımalıyız.

Kelime

accord ourselves the same degree of forgiveness: kendimize aynı ölçüde bağışlayıcılık göstermek

Burada accord, “vermek” veya “bahşetmek” anlamına gelen resmî bir fiildir. accord someone something kalıbında ourselves alan kişiyi, the same degree of forgiveness ise verilen şeyi belirtir. Konuşmacı, bir tanıdığımıza kolayca göstereceğimiz kadar bağışlayıcılığı kendimize de göstermemiz gerektiğini söylüyor. Bu, accord fiilinin çift nesneli kullanımıdır; “uyuşmak” veya “tutarlı olmak” anlamındaki accord with değildir.

Alıştırma

Accord fiilinin resmî çift nesne kalıbını kullanarak politika cümlesini tamamlayın: We must ____ every applicant the same consideration.

Cevabı göster

accord

In the end,

4:01

Sonunda,

however tempting it is, Dilbilgisi

4:02

ne kadar cazip gelse de,

we can't just abandon our lives.

4:03

hayatımızı öylece terk edemeyiz.

Dilbilgisi

however tempting it is: ne kadar cazip olursa olsun

however + sıfat + özne + be yapısında however, “ne kadar… olursa olsun” anlamına gelir. Yan cümle, bir özelliğin çok güçlü olabileceğini kabul eder; ancak bu derecenin ana cümledeki sonucu değiştirmediğini belirtir. Burada however tempting it is, kişinin hayatından vazgeçmesinin cazip gelebileceğini kabul ederken we can't just abandon our lives bu eylemi kesin biçimde reddeder. It, bu olası eyleme gönderme yapar; however burada “bununla birlikte” anlamındaki bağımsız bağlayıcı zarf değildir.

Alıştırma

Cümleyi “ne kadar zor olursa olsun” anlamına gelen tam iki İngilizce sözcükle tamamlamak için however + sıfat ödünleme yapısını kullanın: ____ the decision is, we must make it today.

Cevabı göster

However difficult

There are too many people who rely on us,

4:06

Bize güvenen çok fazla insan var,

even if their presence doesn't feel real right now.

4:09

şu anda onların varlığı gerçek gibi hissettirmese bile.

Above all,

4:13

Her şeyden önemlisi,

we don't know the future.

4:14

geleceği bilmiyoruz.

It's the other side of our dependence on chance. Deyimler

4:16

Bu bizim şansa bağımlılığımızın diğer yüzüdür.

Deyimler

Şansa bağlı oluşumuzun diğer yüzü

the other side of X ifadesi, tek bir durumu iki yüzü olan bir şey gibi anlatır. Aynı durumun karşıt bir yönünü veya sonucunu belirtir; fiziksel olarak öbür taraftaki bir yeri belirtmez. Burada şansa bağlı olmak belirsizlik yaratır, ancak bu belirsizlik olayların beklenmedik biçimde iyileşmesine de imkân tanır. İfade, düşünceyi şansın zararlı tarafından bu daha umut verici olasılığa kaydırır.

Alıştırma

Cümlede the other side of our dependence on chance neyi sunuyor?

  1. Tamamen ilgisiz bir neden
  2. Karşı tarafta bulunan gerçek bir yer
  3. Aynı bağımlılığın doğurabileceği karşıt bir sonuç
Cevabı göster

Aynı bağımlılığın doğurabileceği karşıt bir sonuç

Things can get slightly better

4:19

İşler biraz daha iyiye gidebilir

for reasons it's hard to foresee. Dilbilgisi

4:21

öngörülmesi zor nedenlerden dolayı.

Dilbilgisi

reasons it's hard to foresee yapısında düşürülen that

reasons it's hard to foresee ifadesinde it's hard to foresee, reasons sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Nesne görevindeki that ilgi sözcüğü düşürülmüştür; tam biçim reasons that it's hard to foresee şeklindedir. Bu cümlecikte it, it is hard to + fiil kalıbındaki biçimsel öznedir. Foresee yine de bir nesneye ihtiyaç duyar ve boş bırakılan konum önceki reasons sözcüğüne gönderme yapar. Bu nedenle yapı “öngörülmesi zor nedenler” anlamına gelir; nedenlerin kendilerinin zorluk yaşadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, özgün yapıyı koruyarak düşürülen ilgi sözcüğünü doğru biçimde geri getirir?

  1. Things can get slightly better for reasons that it's hard to foresee them.
  2. Things can get slightly better for reasons what it's hard to foresee.
  3. Things can get slightly better for reasons that it's hard to foresee.
Cevabı göster

Things can get slightly better for reasons that it's hard to foresee.

Just as pleasures fade and can seem meaningless in retrospect, Dilbilgisi

4:24

Tıpkı zevklerin solup geriye dönüp bakıldığında anlamsız görünebildiği gibi,

so pains, at least sometimes,

4:28

acılar da, en azından bazen,

can pass or soften.

4:31

geçebilir ya da hafifleyebilir.

Dilbilgisi

Just as X, so Y: paralel bir karşılaştırma

Just as X, so Y birbirine paralel iki düşünce kurar. İlk yan cümle bir örüntü verir, so ise buna karşılık gelen örüntüyü sunar: hazlar azalabilir; aynı şekilde, acılar da bazen geçebilir veya daha az yoğun hâle gelebilir. Burada so yalnızca “bu yüzden” değil, “aynı şekilde” anlamındadır. Araya giren at least sometimes ifadesi iddianın kapsamını sınırlar. Konuşan kişi her acının ortadan kalkacağını vadetmez; cümle yalnızca bunun bazı durumlarda gerçekleşebileceğini söyler.

Alıştırma

“Just as a bruise can fade, so an upsetting memory can become less painful,” cümlesinde so ne işe yarar?

  1. İlk olayın ikinci olaya doğrudan neden olduğunu gösterir.
  2. İlk yan cümleyle eşleşen paralel bir örüntü sunar.
  3. İkinci olayın her zaman gerçekleştiği anlamına gelir.
Cevabı göster

İlk yan cümleyle eşleşen paralel bir örüntü sunar.

Things we thought we'd never be able to get over gradually become bearable. Öbek fiiller

4:33

Asla atlatamayacağımızı düşündüğümüz şeyler yavaş yavaş katlanılabilir hale gelir.

Öbek fiiller

get over: zor bir deneyimin etkisinden kurtulmak

Get over something; bir hastalık, şok, kayıp, ayrılık, hayal kırıklığı veya başka bir zorluktan, artık sizi eskisi kadar güçlü etkilemeyecek ölçüde toparlanmak demektir. Bu cümlede fiziksel bir nesnenin üzerinden geçmek değil, acı veren deneyimlerle yaşayabilir hâle gelmek anlamındadır. Bu ifade mutlaka olanları unutmak veya hiç acı hissetmemek anlamına gelmez. Toparlanmaya ya da durumla yeniden baş edip ilerleyebilir hâle gelmeye odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi “bunun duygusal etkisinden kurtulmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: After the disappointment, it took Maya several weeks to ____, but she can talk about it calmly now.

Cevabı göster

get over it

We adjust our mental posture. Deyimler

4:38

Zihinsel duruşumuzu ayarlarız.

We stoop to accommodate a new reality.

4:41

Yeni bir gerçeğe uyum sağlamak için eğiliriz.

Deyimler

mental posture ... stoop to accommodate a new reality ifadesindeki beden metaforu

mental posture, tutumları ve beklentileri bedensel bir duruş gibi sunar: gerçeklik değiştiğinde kişi içsel duruşunu da ayarlar. We stoop to accommodate a new reality aynı mekânsal imgeyi sürdürür. Sanki tavan alçalmış ve kişi sığabilmek için eğilmek zorunda kalmıştır. Soyut anlamda insanlar, değişen koşullarla yaşayabilmek için beklentilerini düşürür ya da yeniden biçimlendirir; gerçekliğin kendisi eski hâline dönmüş değildir.

Alıştırma

Bu bağlamda iki cümle temel olarak neyi anlatıyor?

  1. Gerçeklik onları yenilgiye uğrattığı için insanlar utanç verici bir eylem seçer.
  2. Oda çok alçak olduğu için insanlar fiziksel duruşlarını düzeltir.
  3. İnsanlar değişen bir gerçeklikle yaşayabilmek için beklentilerini yeniden biçimlendirir.
Cevabı göster

İnsanlar değişen bir gerçeklikle yaşayabilmek için beklentilerini yeniden biçimlendirir.

Being miserable does not exclude us from the human community.

4:44

Sefil hissetmek bizi insan topluluğundan dışlamaz.

It's a sure sign that we are very normal

4:49

Bu bizim son derece normal olduğumuzun kesin bir işaretidir

and that life is progressing in its own dark way, Anlatım akışı

4:53

ve hayatın kendi karanlık yolunda,

more or less exactly to plan.

4:57

aşağı yukarı tam da planlandığı gibi ilerlediğinin.

Anlatım akışı

in its own dark way ... exactly to plan ifadesindeki kasvetli ironi

Bu yan cümle, söz konusu kesin işaretin neyi gösterdiğini tamamlar. life is progressing güven verici duyulur, ancak in its own dark way araya kasvetli bir değerlendirme yerleştirir: buradaki ilerleme, acıdan kaçışı değil, acının kendisini içerir. more or less exactly to plan, bir belirsizlik ifadesiyle kesinliği bilinçli olarak birleştirir. Bu gerilim to plan ifadesini ironik hâle getirir. Cümle acıyı hayatın normal akışının bir parçası sayar; birinin acıyı istediğini ya da planladığını söylemez.

Alıştırma

more or less exactly to plan ifadesinin etkisini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Kimse seçmemiş olsa da acıyı hayatın normal akışının bir parçası olarak buruk biçimde sunar.
  2. Birinin her acı verici olayı dikkatle planladığını ve programın başarıyla tamamlandığını söyler.
  3. Hayatın beklendiği gibi giderek daha mutlu olmasını kutlar.
Cevabı göster

Kimse seçmemiş olsa da acıyı hayatın normal akışının bir parçası olarak buruk biçimde sunar.