Yavaşlama Sanatı: İngilizce çalışma notları

Life Of Riza

Öğrenme zorluğu
521 kelime 225 kel/dk

Video özeti: Bu kişisel deneme, sürekli üretken olma baskısını, tek başına yapılan bir yolculuktan çıkarılan dersleri ve yavaşlamanın getirebildiği yaratıcı özgürlüğü ele alıyor. Sıradan anların, verilen araların ve bilinçli değişim kararlarının gerçekten neyin ve kimlerin önemli olduğunu yeniden görmemizi sağlayabileceği sonucuna varıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. But is it worth doing other things if it means doing more, even if it's not really what you want to be doing? — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: is it worth doing, if it means ve even if yapılarını birleştirerek bir eylemi bedeliyle birlikte değerlendirmeyi öğrenin. Bu katmanlı soru, yapılan iş gerçek arzunuzla örtüşmüyorsa daha fazlasını başarmanın gerçekten değip değmediğini sorgulamanızı sağlar. 2. Not pursuing anything grand, but just living through the small moments that I know I'll eventually miss over time. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Not..., but... yapısının bir beklentiyi reddedip yerine konuşanın asıl önceliğini nasıl koyduğunu fark edin. Bu karşıtlığı yalnızca iki seçeneği kıyaslamak için değil, başarıyı yeniden tanımlamak veya kişisel bir değeri netleştirmek için kullanabilirsiniz. 3. going a thousand miles an hour and don't really know where anymore. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu abartılı imgeyi gerçek hız ya da yolculuk olarak değil, çılgın bir tempoda yaşarken yönünü kaybetmek şeklinde anlayın. Artık bir amacı varmış gibi hissettirmeyen bunaltıcı yoğunluğu canlı biçimde anlatmanıza yardımcı olur.

Bu derste

They say it's not enough to be busy. Dilbilgisi

0:03

Meşgul olmanın tek başına yeterli olmadığını söylerler.

Dilbilgisi

not enough to be busy: bir eylemin tek başına yeterli olmaması

not enough to be busy ifadesindeki not enough to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir eylemin tek başına gerekli ölçütü karşılamadığını anlatır. Burada kişi gerçekten meşgul olabilir, ancak yalnızca meşgul olması yaptığı işi değerli kılmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp It is not enough to + fiilin yalın hâlidir. Odağı bir şeyin miktarından, bir eylemin sonuç veya amaç için yeterli olup olmadığına taşır.

Alıştırma

Tek bir eylemin yeterli olmadığını anlatan hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: It is ____ read the safety rules; you must also follow them.

Cevabı göster

not enough to

The question is, Anlatım akışı

0:06

Soru şu,

what are we busy about?

0:08

neyle meşgulüz?

Anlatım akışı

The question is, ...: temel konuya odaklanmak

The question is, ... burada bir geçiş ifadesi olarak kullanılır. Önceki tartışmayı toparlar ve dinleyiciye ardından gelen sözlerin yanıtlanması gereken temel konu olduğunu gösterir. Örnekte konuşmacı, genel olarak meşgul olma fikrinden bu çabanın neye yöneldiğiyle ilgili daha önemli soruya geçer. Konuşurken asıl sorudan önce is sözcüğünün ardından çoğunlukla kısa bir duraklama olur.

Alıştırma

Odağı temel konuya yönelten geçiş ifadesiyle cümleyi tamamlayın: We have agreed on the goal. ____, how will we pay for it?

Cevabı göster

The question is

That is something I've been considering quite a lot recently. Dilbilgisi

0:14

Bu son zamanlarda oldukça fazla düşündüğüm bir şey.

Dilbilgisi

I've been considering ... recently: devam eden bir düşünme süreci

I've been considering, have + been + fiilin -ing hâli yapısındaki present perfect continuous biçimidir. Düşünme eylemini geçmişte başlayıp yakın zamana kadar süren veya tekrarlanan bir süreç olarak gösterir. Quite a lot sıklık ya da yoğunluk katar, recently ise zaman aralığını yakın dönem olarak belirler. Cümle, tamamlanmış bir karardan çok devam eden düşünme sürecine odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi consider fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: I ____ changing my study schedule recently.

Cevabı göster

have been considering

The past few months have taught me a lot about slowing down. Kalıp ifadeler

0:26

Geçtiğimiz birkaç ay bana yavaşlamak hakkında çok şey öğretti.

Kalıp ifadeler

teach someone a lot about + isim veya -ing biçimi

have taught me a lot about slowing down ifadesindeki teach someone a lot about X, bir deneyimin bir kişinin X’i çok daha iyi anlamasını sağladığı anlamına gelir. The past few months mecazi bir öğretmen gibi ele alınır: dersi veren takvim aylarının kendisi değil, o dönemde yaşananlardır. Konuyu belirtmek için about sonrasında bir isim veya gerund, yani -ing öbeği kullanılır. Slowing down burada genel tempoyu azaltmak anlamına gelen bir gerund öbeğidir; yalnızca tek bir anda daha yavaş hareket etmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, bir deneyimin bir kişinin sabrı çok daha iyi anlamasına yardımcı olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. The experience taught me a lot about patience.
  2. The experience taught to me a lot about patience.
  3. The experience learned me a lot about patience.
Cevabı göster

The experience taught me a lot about patience.

Not like I really had a choice, Ton ve niyet

0:30

Gerçekten bir seçeneğim olduğundan değil,

but still.

0:32

ama yine de.

Ton ve niyet

Not like I really had a choice, but still: çekinceli bir kabulleniş

Not like I really had a choice, It's not like I really had a choice ifadesinin konuşma dilindeki eksiltili biçimidir. Buradaki not like bir karşılaştırma yapmaz; yavaşlamanın tamamen gönüllü bir seçim olduğu düşüncesini reddeder. But still bir noktayı kabul edip ana düşünceyi korumayı gösterir: Bu sınırlamaya rağmen konuşan kişi önceki duygusunu veya sonucunu geçerli tutar. still'den sonraki düşünce bağlamdan anlaşıldığı için söylenmez; bu da cümleye durumun farkında olan hafif buruk bir ton verir.

Alıştırma

Hangi yorum konuşanın çekinceli kabulünü en iyi yansıtır?

  1. Konuşan birkaç seçenek arasından özgürce seçim yaptı ve bundan memnun.
  2. Konuşan önceki düşüncesini tamamen geri alıyor.
  3. Konuşanın pek seçeneği yoktu, ancak bu durum az önce söylediği noktayı geçersiz kılmaz.
Cevabı göster

Konuşanın pek seçeneği yoktu, ancak bu durum az önce söylediği noktayı geçersiz kılmaz.

On some days I feel overwhelmed, Kalıp ifadeler

0:34

Bazı günler bunalmış hissediyorum,

thinking I'm not doing enough,

0:37

yeterince yapmadığımı düşünerek,

Kalıp ifadeler

On some days: değişen bir duruma zaman çerçevesi vermek

On some days ifadesi, duygunun her zaman değil belirli günlerde yaşandığını gösterir. Kesin takvim tarihleri vermez; duyguyu zaman zaman ortaya çıkan bir durum olarak sunar. Bu zaman çerçevesini cümlenin başına koymak bilgiyi düzenler: I feel overwhelmed ifadesinin sürekli bir durum değil, belirli türdeki günlerde tekrar eden bir hâl olduğu baştan anlaşılır. sometimes ile karşılaştırıldığında on some days, o belirli günleri gözde canlandırmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Cümleyi ‘belirli günlerde, ama her gün değil’ anlamındaki üç sözcüklü zaman ifadesiyle tamamlayın: ____, I can focus for hours; on other days, I need frequent breaks.

Cevabı göster

On some days

and at the same time Dilbilgisi

0:39

ve aynı zamanda

feeling like everyone else is doing so much more.

0:40

diğer herkesin çok daha fazlasını yaptığını hissediyorum.

Dilbilgisi

and at the same time feeling...: paralel -ing yapılarını bağlama

Bu cümlede and at the same time, ilk düşünceyle birlikte var olan ikinci bir duyguyu anlatmaya başlar. Yalnızca bir şeyin ne zaman olduğunu belirtmez; aynı anda var olan iki zihinsel tepkiyi birbirine bağlar. -ing yapısındaki feeling... bölümü, thinking I'm not doing enough ile paraleldir. İkisi de konuşanın neden bunalmış hissettiğini açıklar ve bağlantılı iki baskının tek cümlede kalmasını sağlar.

Alıştırma

and at the same time feeling... bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Herkesin daha fazlasını yaptığı kesin saati verir.
  2. Konuşanın bu duyguyu hissetmeden önce düşünmeyi bıraktığını söyler.
  3. İlk tepkiyle birlikte var olan ikinci bir zihinsel tepki ekler.
Cevabı göster

İlk tepkiyle birlikte var olan ikinci bir zihinsel tepki ekler.

But is it worth doing other things Dilbilgisi

0:44

Ama başka şeyler yapmaya değer mi

if it means doing more,

0:47

eğer bu daha fazlasını yapmak anlamına geliyorsa,

even if it's not really what you want to be doing?

0:50

gerçekten yapmak istediğin şey olmasa bile?

Dilbilgisi

Is it worth doing... if it means... even if...: yarar ile bedeli karşılaştırma

Is it worth doing other things? sorusu, bu eylemin yapılmasını haklı çıkaracak kadar değerli olup olmadığını sorar. İngilizcede worth sözcüğünden sonra -ing biçimi kullanılır: worth doing denir, worth to do denmez. if it means doing more, değerlendirmeye katılacak olası bir yarar sunar. even if it's not really what you want to be doing ise bununla çatışan bir koşul ekler: daha fazla sonuç, kişinin gerçekten istemediği faaliyetlerden gelebilir. Bu katmanlar birlikte, yalnızca miktarın artmasının bir seçimi değerli kılmaya yetip yetmediğini sorgular.

Alıştırma

Özgün sorudaki düşünce biçimini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Olası bir kazancı, faaliyetin gerçekten istenmiyor olabileceği gerçeğiyle karşılaştırır.
  2. Yalnızca konuşanın daha fazla işi tamamlamak için yeterli zamanı olup olmadığını sorar.
  3. Daha fazlasını yapmanın her seçimi otomatik olarak değerli kıldığını varsayar.
Cevabı göster

Olası bir kazancı, faaliyetin gerçekten istenmiyor olabileceği gerçeğiyle karşılaştırır.

I wrote that question down and now I don't know if it makes sense.

0:54

Bu soruyu bir yere yazdım ve şimdi mantıklı olup olmadığını bilmiyorum.

Well,

0:59

Şey,

hopefully you get what I mean.

1:00

umarım ne demek istediğimi anlarsınız.

Anyway,

1:08

Her neyse,

the other day I thought it was finally time Anlatım akışı

1:09

geçen gün nihayet zamanının geldiğini düşündüm

to do some things I've been putting off for a while. Öbek fiiller

1:11

bir süredir ertelediğim bazı şeyleri yapmanın.

Anlatım akışı

the other day ... I thought it was finally time: yakın zamanda alınmış bir kararla hikâyeye başlamak

The other day, hikâyeyi geçmişte yakın zamanda bulunan ancak tam olarak belirtilmeyen bir güne yerleştirir. Kesin bir tarih vermek yerine belirli bir yaşantı için zaman çerçevesi oluşturur. I thought it was finally time to..., konuşanın o sırada vardığı yargıyı aktarır: ertelenmiş bir eyleme artık başlamak gerekiyordu. Bu iki ifade birlikte, dinleyiciyi genel bir konudan geçmişteki somut bir karara ve ardından gelen eyleme taşır.

Alıştırma

Yakın geçmişte, hangi gün olduğu belirtilmeyen bir zamanda alınmış kararla ilgili hikâyeyi en doğal biçimde hangi cümle başlatır?

  1. Last Monday, I decided to sort through my old clothes.
  2. The other day, I thought it was finally time to sort through my old clothes.
  3. Every other day, I sort through one drawer of old clothes.
Cevabı göster

The other day, I thought it was finally time to sort through my old clothes.

Öbek fiiller

been putting off for a while: bir süredir devam eden erteleme

Put off, bir eylemi, görevi veya etkinliği geciktirmek ya da ertelemek anlamına gelen ayrılabilir bir deyimsel fiildir. things I've been putting off ifadesinde things, ilgi cümleciğinin içinde anlaşılan nesnedir; cümlecikten önce yer alsa da off hâlâ zorunludur. I've been putting off yapısı present perfect continuous zamanındadır. Ertelemenin konuşanın şu anki bakış açısına kadar gelen bir dönem boyunca sürdüğünü veya tekrarlandığını gösterir; for a while ise süresi tam belirtilmeyen bir zaman ekler.

Alıştırma

Geçmişte devam eden bir ertelemeyi gösterecek biçimde put off kullanın: I finally did the paperwork I'd ____ for weeks.

Cevabı göster

been putting off

I've so many photos piling up Öbek fiiller

1:18

Biriken o kadar çok fotoğrafım var ki

and something needed to be done about it. Dilbilgisi

1:20

ve bu konuda bir şeyler yapılması gerekiyordu.

Öbek fiiller

photos piling up: zamanla biriken fotoğraflar

photos piling up ifadesinde pile up, 'zamanla birikmek' anlamına gelir. Geçişsiz bir öbek fiildir ve -ing biçimi piling up, fotoğrafların başına ne geldiğini, yani sayılarının giderek arttığını anlatır. Fotoğrafların fiziksel bir yığın oluşturması gerekmez. Burada ifade, henüz düzenlenmemiş veya ele alınmamış fotoğrafların giderek biriktiğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede pile up, bekleyen işlerin giderek biriktiği anlamında kullanılmıştır?

  1. Unread messages are piling up in my inbox.
  2. I picked up the messages from my inbox.
  3. I piled the books neatly on one shelf.
Cevabı göster

Unread messages are piling up in my inbox.

Dilbilgisi

something needed to be done about it: harekete geçmek gerekiyordu

Something needed to be done about it, harekete geçmek gerektiği anlamına gelir; ancak kimin harekete geçmesi veya tam olarak ne yapması gerektiğini söylemez. Dil bilgisi açısından needed to be done, need fiilinden sonra edilgen mastar gelen bir yapıdır. Do something about a situation, bir durumla ilgilenmek veya onu iyileştirmek için harekete geçmek demektir. Burada it, giderek artan fotoğraf sayısına gönderme yapar; dolayısıyla about it yalnızca konu hakkında konuşmak anlamına gelmez. Edilgen anlatım, sorumlu kişi yerine soruna odaklanır.

Alıştırma

Örnekte something needed to be done about it ne anlama gelir?

  1. Birinin durumu değiştirmeden yalnızca onun hakkında konuşması gerekiyordu.
  2. Durumla ilgilenmek için harekete geçmek gerekiyordu.
  3. Durum zaten kendi kendine çözülmüştü.
Cevabı göster

Durumla ilgilenmek için harekete geçmek gerekiyordu.

My mom always made albums,

1:23

Annem her zaman albümler yapardı,

so

1:25

bu yüzden

I figured I should start making them too.

1:26

benim de onları yapmaya başlamam gerektiğini düşündüm.

I came across some pictures from 4 years ago. Öbek fiiller

1:31

4 yıl öncesine ait bazı fotoğraflara denk geldim.

Öbek fiiller

came across: bir şeyi tesadüfen bulmak

Came across, come across ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada, konuşan kişinin bir şeyi tesadüfen bulduğunu belirtir. Konuşan kişi dört yıl öncesine ait fotoğrafları özellikle aramıyordu. Nesne bir kişi de olabilir: come across someone, o kişiyle beklenmedik biçimde karşılaşmak anlamına gelebilir. Bağlam ve nesne, sözün bir şeyi bulmak mı yoksa biriyle karşılaşmak mı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “tesadüfen buldum” anlamına gelen geçmiş zamanlı öbek fiille tamamlayın: While checking the library shelves, I ____ a book about space.

Cevabı göster

came across

It was the first time I ever traveled alone Dilbilgisi

1:34

İlk defa yalnız seyahat edişimdi

halfway across the world.

1:36

dünyanın öbür ucuna.

Dilbilgisi

It was the first time I ever...: hayatta ilk kez yaşanan bir deneyimi belirtmek

It was the first time... kalıbı, bir deneyimin geçmişte belirli bir ana kadar konuşan kişinin ilk deneyimi olduğunu gösterir. Bu cümlede konuşan kişi daha önce tek başına hiç bu kadar uzağa gitmemiştir. Burada ever, “o zamana kadarki herhangi bir zamanda” anlamına gelir; “sonsuza kadar” demek değildir. Geçmişe dönük özenli yazımda It was the first time sonrasında past perfect yaygındır: It was the first time I had ever traveled alone. Asıl cümledeki I ever traveled gibi simple past kullanımları da Kuzey Amerika'nın gündelik konuşma dilinde duyulur.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “hayatta ilk kez yaşanan deneyimi” belirten ifadeyle tamamlayın: It was ____ I had ever stayed in a hotel by myself.

Cevabı göster

the first time

And it's funny because

1:38

Ve bu komik çünkü

I felt like I needed to get away from everything Öbek fiiller

1:40

her şeyden uzaklaşmam gerektiğini hissediyordum

to figure everything out.

1:42

her şeyi çözmek için.

Öbek fiiller

get away from everything to figure everything out: her şeyden uzaklaşıp her şeyi çözmek

Burada get away from everything, yalnızca tatile çıkmak değil, günlük ortamdan, sorumluluklardan ve baskıdan bir süre uzaklaşmak anlamına gelir. Figure everything out ise bütün durum netleşene veya ilerlemenin bir yolu bulunana kadar düşünmek demektir. To figure everything out mastar yapısı, uzaklaşmanın amacını belirtir. Bu ifadeler birlikte bir eylem-amaç zinciri kurar: önce biraz mesafe yaratılır, sonra bu alan daha açık düşünmek için kullanılır. Everything sözcüğünün tekrarı, konuşanın aynı anda birçok sorun veya baskıyla çevrili hissettiğini vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede bir konuyu iyice düşünmek amacıyla uzaklaşma düzeni kullanılıyor?

  1. She got away from work for a day because she had already figured out her next step.
  2. She needed to figure out where she could get away for a day.
  3. She needed to get away from work for a day to figure out her next step.
Cevabı göster

She needed to get away from work for a day to figure out her next step.

I remember going there for as long as I possibly could. Dilbilgisi

1:45

Olabildiğince uzun süre oraya gittiğimi hatırlıyorum.

Dilbilgisi

for as long as I possibly could: mümkün olan en uzun süre

for as long as I possibly could, “koşullarımın izin verdiği en uzun süre boyunca” demektir. for süreyi belirtir; as long as ... could ise bu süreyi konuşanın pratikte ulaşabileceği üst sınıra taşır. possibly, bu sınıra ulaşma anlamını güçlendirir. could sonrasında, bağlamdan zaten anlaşılan tekrar edilmiş eylem veya durum İngilizcede söylenmez; burada genel anlam, koşulların izin verdiği kadar uzun süre orada vakit geçirmektir.

Alıştırma

Cümleyi “koşulların izin verdiği en uzun süre boyunca” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: I stayed at the library for ____.

Cevabı göster

as long as I possibly could

It was the first time

1:51

Bu ilk defaydı

I was just with myself and no one else. Kalıp ifadeler

1:52

başkası olmadan sadece kendimle baş başa kaldığım.

Kalıp ifadeler

with myself and no one else: yalnızca kendisiyle olmak

I was just with myself ifadesinde just, “yalnızca” anlamına gelir: konuşan kişinin tek eşliği kendisidir. and no one else, diğer herkesi açıkça dışarıda bırakarak bu anlamı güçlendirir. Bu ifade, yakında başka kimsenin olmadığını söylemekten fazlasını yapar. Bu bağlamda yalnızlığı, kişinin kendi düşünce ve seçimlerine alan açarak kendisiyle zaman geçirmesi şeklinde sunar.

Alıştırma

with myself and no one else bu cümleye hangi ek anlamı katıyor?

  1. Konuşan kişi zor bir işi kimseden yardım almadan tamamladı.
  2. Konuşan kişi, başka herkesi dışarıda bırakarak yalnızca kendisiyle zaman geçiriyordu.
  3. Konuşan kişi kendisine tıpatıp benzeyen başka biriyle tanıştı.
Cevabı göster

Konuşan kişi, başka herkesi dışarıda bırakarak yalnızca kendisiyle zaman geçiriyordu.

It was lonely

1:56

Yalnız hissettiriyordu

some days.

1:57

bazı günler.

But it's weird because

1:59

Ama garip çünkü

I think I'd be a totally different person Dilbilgisi

2:00

sanırım tamamen farklı bir insan olurdum

if I didn't do that.

2:02

eğer bunu yapmasaydım.

Dilbilgisi

I'd be ... if I didn't do that: farklı bir şimdiki zamanı hayal etmek

I'd be ifadesindeki 'd, would anlamına gelir. would + fiilin yalın hâli ile if + basit geçmiş yapısı ikinci koşul cümlesidir: gerçek dışı bir koşul altında şimdiki bir sonucu hayal eder. Burada konuşan kişi, şimdi farklı biri olacağını düşünüyor. That, gerçekten yapılmış bir tek başına yolculuğa gönderme yaptığı için koşul geçmişle, sonuç ise şimdiyle ilgilidir. Özenli İngilizcede bu zaman ilişkisi normalde past perfect ile açıkça gösterilir: I'd be a totally different person if I hadn't done that. Asıl cümledeki if I didn't do that, doğaçlama konuşmada anlaşılabilir; ancak bu bağlam olmadan güncel veya tekrarlanan bir eylemden söz ediliyormuş gibi gelebilir.

Alıştırma

Karma koşul cümlesini take fiilinin kısaltılmış olumsuz biçimiyle tamamlayın: I'd be less independent today if I ____ that summer job.

Cevabı göster

hadn't taken

I think I spent a lot of my young adult life

2:07

Sanırım genç yetişkinliğimin büyük bir kısmını

looking for answers and a life outside myself. Deyimler

2:09

cevaplar ve kendi dışımda bir hayat arayarak geçirdim.

Deyimler

looking for answers and a life outside myself: amacı kendi dışında aramak

Burada looking for hem answers hem de a life outside myself ögelerini kapsar. Answers, sınav sorularının çözümlerini değil, nasıl yaşanacağına dair bir yol göstericiyi ifade eder; a life outside myself ise kişinin kendi dışında bulunduğunu düşündüğü, arzulanan bir yaşam biçimini veya tatmin kaynağını anlatır. Konuşmacı, içsel bir amaç arayışını fiziksel olarak bir şey arama eylemine dönüştürür. İngilizcede look for; meaning, direction, purpose veya clarity gibi soyut kavramlarla sıkça kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede looking for answers and a life outside myself ne anlama geliyor?

  1. Kayıp bir kitabı geri almak için başka birini takip etmesi.
  2. Sınav sorularının yazılı cevaplarını dışarıda araması.
  3. Yönlendirmeyi ve tatmin edici bir hayatı kişinin kendi içinde değil, dışarıdaki şeylerde araması.
Cevabı göster

Yönlendirmeyi ve tatmin edici bir hayatı kişinin kendi içinde değil, dışarıdaki şeylerde araması.

Always chasing, Anlatım akışı

2:13

Hep peşinden koşarak,

always wanting more.

2:15

hep daha fazlasını isteyerek.

Anlatım akışı

Always chasing, always wanting more: tekrarlanan bir düzeni özetleyen paralel -ing parçaları

Always chasing ve always wanting more, always + -ing biçimiyle kurulmuş iki paralel cümle parçasıdır. Çevredeki anlatı bunları anlaşılır kıldığı için özne ve yardımcı fiil düşürülmüştür; düşüncenin tam hâli I was always chasing something and always wanting more şeklindedir. Always sözcüğünün ve aynı dil bilgisi biçiminin tekrarı cümleye güçlü bir ritim verir ve iki eylemi tek bir sürekli düzen olarak birleştirir. Buradaki chasing mecazidir: Birinin fiziksel olarak peşinden koşmayı değil, hedefleri veya tatmini sürekli olarak aramayı ifade eder.

Alıştırma

Always chasing, always wanting more yapısının temel etkisi nedir?

  1. Birinin daha sonra ne yapması gerektiği hakkında iki tam emir verir.
  2. Tekrarlanan bir düzeni güçlü bir ritimle özetlemek için paralel -ing parçaları kullanır.
  3. Her biri yalnızca bir kez gerçekleşmiş iki ayrı eylemi bildirir.
Cevabı göster

Tekrarlanan bir düzeni güçlü bir ritimle özetlemek için paralel -ing parçaları kullanır.

Only a couple of years later

2:17

Sadece birkaç yıl sonra

to find out that the real peace Anlatım akışı

2:18

gerçek huzurun

is being content in the everyday stuff.

2:20

günlük şeylerle yetinmekte olduğunu bulmak için.

Anlatım akışı

to find out that... ile sonradan farkına varma

Burada to find out that... anlatıyı, konuşanın ancak daha sonra anladığı noktaya taşır. Bu to’lu mastar daha geniş bir zaman akışının parçasıdır; dolayısıyla “araştırmak için” gibi bir amaç değil, sonradan ortaya çıkan bir sonuç veya fark ediş sunar. find out that ifadesinden sonra, neyin keşfedildiğini bildiren tam bir yan cümle gelir. Bu kalıp, bir deneyime dönüp bakarken sonunda ne öğrendiğinizi söylemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Bu bağlamda to find out that... ne işe yarıyor?

  1. Bir araştırmanın amacını belirtir.
  2. Sonradan varılan bir farkındalığı sunar.
  3. Bir yeri bulmak için yol tarifi verir.
Cevabı göster

Sonradan varılan bir farkındalığı sunar.

And that the small things that happen everyday

2:25

Ve her gün olan küçük şeylerin

matter more than the big things Dilbilgisi

2:27

büyük şeylerden daha çok önemli olduğunu,

that happen every once in a while.

2:28

arada bir gerçekleşen o büyük şeylerden.

Dilbilgisi

matter more than... ile hangisinin daha önemli olduğunu karşılaştırmak

Burada matter, “önemli olmak” veya “önem taşımak” anlamına gelen bir fiildir. A matters more than B kalıbı, A’nın B’den daha önemli olduğunu söyler; matter burada fiziksel madde anlamında kullanılmaz. the big things that happen every once in a while ifadesinde, that happen every once in a while ilgi cümleciği hangi büyük şeylerin karşılaştırıldığını belirtir. Every once in a while “arada bir” demektir; dolayısıyla cümle sık gerçekleşen küçük olaylarla ara sıra gerçekleşen büyük olayları karşılaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle düzenli çalışmanın tek bir uzun çalışma oturumundan daha önemli olduğunu söylüyor?

  1. Regular practice takes more time than one long study session.
  2. Regular practice happens more often than one long study session.
  3. Regular practice matters more than one long study session.
Cevabı göster

Regular practice matters more than one long study session.

So much has changed since then.

2:32

O zamandan beri çok şey değişti.

But in a way I feel like I'm there again. Kalıp ifadeler

2:35

Ama bir bakıma yine oradaymışım gibi hissediyorum.

Kalıp ifadeler

In a way I feel like...: kişisel bir yargıyı yumuşatmak

In a way, “bir bakıma” veya “belirli bir açıdan” anlamına gelir. Ardından gelen ifadenin geçerli olduğu alanı sınırlar; bu nedenle konuşmacı her şeyin eskisiyle tamamen aynı olduğunu iddia etmez. I feel like kesin bir gerçekten çok kişisel bir izlenim belirtir. But in a way I feel like... birlikte kullanıldığında bir karşıtlık kurar: pek çok şey değişmiştir, ancak deneyimin bir bölümü hâlâ tanıdık gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede in a way, kişisel bir yargıyı yumuşatmak için “bir bakıma” anlamında kullanılmıştır?

  1. The suitcase is in the way of the door.
  2. In a way, joining the new team feels like starting school again.
  3. We're on the way to the science museum.
Cevabı göster

In a way, joining the new team feels like starting school again.

Taking it day by day, Deyimler

2:39

Günü gününe yaşayarak,

Deyimler

Taking it day by day: her seferinde bir güne odaklanmak

Take it day by day, her şeyi bir anda çözmeye veya planlamaya çalışmak yerine içinde bulunulan zamanı gün gün ele almak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki it belirli bir nesneyi değil, genel olarak kişinin hayatını veya durumunu ifade eder. Altyazıda Taking... kısa ve betimleyici bir parça olarak kullanılmıştır. Yaygın bir tam cümle biçimi I'm taking it day by day şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi “hayatı her seferinde bir günle ilgilenerek sürdürmek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: I can't plan far ahead, so I'm ____.

Cevabı göster

taking it day by day

Observing what things actually matter to me

2:41

Benim için aslında neyin önemli olduğunu gözlemleyerek

and where I would like to go from here. Anlatım akışı

2:43

ve buradan nereye gitmek istediğimi.

Anlatım akışı

where I would like to go from here: gelecekteki yönü seçmek

Burada where I would like to go from here, fiziksel bir varış noktasını değil, gelecekte izlenecek yönü anlatır. Here, konuşanın içinde bulunduğu aşamayı ya da durumu belirtir; go ise gelecekteki gelişimi bir yolda ilerleme gibi sunar. Where ile başlayan yan cümle, and aracılığıyla önceki what yan cümlesine, yani what things actually matter to me bölümüne bağlanır. İkisi birlikte düşünceyi iki parçaya ayırır: şu anki öncelikler ve gelecekteki yön.

Alıştırma

Hangi cümlede where to go from here ifadesi fiziksel bir rota seçmek yerine gelecekteki yöne karar vermek anlamında kullanılmıştır?

  1. From this corner, I can see where the hiking trail goes from here.
  2. After the internship ends, I need to decide where I want to go from here.
  3. The sign tells visitors where to walk from here to reach the lake.
Cevabı göster

After the internship ends, I need to decide where I want to go from here.

When you're an artist, Dilbilgisi

2:55

Eğer bir sanatçıysanız,

a photographer,

2:56

bir fotoğrafçı,

a filmmaker,

2:58

bir film yapımcısı,

everything we make feels like it has to be amazing

3:00

yaptığımız her şeyin harika olması gerekiyormuş gibi hissediyoruz

to the point where we almost get afraid to make mistakes. Kalıp ifadeler

3:03

neredeyse hata yapmaktan korkacak noktaya gelene kadar.

Dilbilgisi

When you're..., everything... feels like it has to...: bir role bağlı baskı

When you're an artist, a photographer, a filmmaker ifadesinde you genel anlamdadır: yalnızca karşıdaki kişiyi değil, bu rollerden birinde olan herkesi anlatır. Everything we make bölümünde we kullanımına geçilmesi, konuşanı da aynı gruba dahil eder. Feels like it has to be amazing güçlü bir gerekliliği gerçek bir kural olarak değil, öznel olarak hissedilen bir baskı olarak sunar. To the point where bu baskının aşırı sonucunu açıklar: üreticiler hata yapmaktan neredeyse korkar hale gelir. Cümle bilgiyi kimlikten hissedilen baskıya, ardından da bu baskının sonucuna taşır.

Alıştırma

Hangi cümlede genel anlamdaki you ve feels like... doğal biçimde kullanılarak bir rolle bağlantılı baskı anlatılmıştır?

  1. When you're leading a team, the weekly meeting starts at nine.
  2. When Elena leads the team, I feel like taking a walk.
  3. When you're leading a team, every decision can feel like it has to be perfect.
Cevabı göster

When you're leading a team, every decision can feel like it has to be perfect.

Kalıp ifadeler

get afraid to make mistakes: hata yapmaktan korkar hâle gelmek

get afraid ifadesinde get + sıfat, bir duruma geçişi gösterir. Baskı, üreticilerin korkar hâle gelmesine yol açar; be afraid ise yalnızca zaten var olan korku durumunu anlatır. Almost, ifadeyi daha az kesin yapar: korkunun tamamen baskın çıktığını açıkça söylemek yerine, korkar hâle gelmeye yaklaştıklarını belirtir. To make mistakes, ne yapmaktan korkmaya başladıklarını gösterir.

Alıştırma

Durum değişikliğini göstermek için get + afraid yapısının geçmiş zaman biçimini kullanın: After the dog barked at him twice, Ben ____ to walk past that house.

Cevabı göster

got afraid

And we lose that sense of play that we had in the beginning. Kalıp ifadeler

3:08

Ve başlangıçta sahip olduğumuz o oyunculuk hissini kaybediyoruz.

Kalıp ifadeler

lose that sense of play that ...: oyunbaz ve keşifçi zihniyeti kaybetmek

Bir sense of play duygusunu kaybetmek, bir etkinliğe artık merak, özgürlük ve deneme isteği katmamak demektir. Buradaki play sözcüğü gerçek anlamda bir oyun değil, üreticilerin başlangıçta sahip olduğu rahat ve keşifçi zihniyettir. that sense of play that we had... yapısında ilk that, daha önce söz edilen belirli duyguyu gösterir. Son that ise önceki oyunbaz keşif duygusunu tanımlayan that we had in the beginning ilgi cümleciğini başlatır.

Alıştırma

Bu cümlede sense of play ne anlama geliyor? Strict rules made the art club lose its sense of play.

  1. Başka bir kulübe karşı oynadıkları maçı kaybettiler.
  2. Belirli bir oyunun nasıl oynandığını artık bilmiyorlardı.
  3. Keşfetmeye ve denemeye daha az istekli oldular.
Cevabı göster

Keşfetmeye ve denemeye daha az istekli oldular.

But I think I've found some freedom in slowing down. Deyimler

3:14

Ama sanırım yavaşlamakta bir miktar özgürlük buldum.

Deyimler

find freedom in slowing down: yavaşlayarak özgürlük bulmak

Find freedom in doing something, bir etkinlik aracılığıyla rahatlama ya da bağımsızlık hissi yaşamak demektir. Burada in, bu hissi oluşturan etkinliği tanıtır; slowing down ise slow down ifadesinin -ing biçimidir. Bu cümlede freedom hukuki değil, duygusal bir özgürlüktür: daha yavaş hareket etmek, konuşanın kendini daha az baskı altında ve sürekli acele etme zorunluluğundan daha uzak hissetmesini sağlar.

Alıştırma

Cümleyi in ve slow down ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: After I stopped rushing every morning, I found freedom ____.

Cevabı göster

in slowing down

I want to be able to remember the everyday trivial things, Ton ve niyet

3:20

Günlük sıradan şeyleri hatırlayabilmek istiyorum,

you know?

3:24

anlarsınız ya?

Ton ve niyet

Cümle sonundaki you know?: dinleyiciden anlayış ve empati istemek

Cümle sonundaki you know? burada gerçek bir bilgi isteği değil, bir söylem belirleyicisidir. Dinleyiciyi, gündelik küçük anları hatırlama isteğiyle ilgili düşünceyi takip etmeye veya konuşanın duygusunu paylaşmaya çağırır. Bu ek ifade, kişisel bir monoloğa sohbet havası ve paylaşılmışlık duygusu verir. Dile ve bağlama göre “ne demek istediğimi anlıyor musun?” şeklinde çevrilebilir ya da kelimesi kelimesine aktarılmadan örtük bırakılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede, cümle sonundaki you know? ne işe yarıyor: “It can be hard to say goodbye, you know?”

  1. Dinleyiciyi konuşanın duygusunu paylaşmaya çağırır.
  2. Dinleyicinin belirli bir gerçeği bilip bilmediğini sorar.
  3. Dinleyiciye durumu açıklamasını emreder.
Cevabı göster

Dinleyiciyi konuşanın duygusunu paylaşmaya çağırır.

Not pursuing anything grand, Anlatım akışı

3:26

Görkemli bir şeyin peşinden koşmak değil,

but just living through the small moments

3:28

sadece o küçük anları yaşamak

that I know I'll eventually miss over time.

3:30

zamanla nihayetinde özleyeceğimi bildiğim.

Anlatım akışı

Not pursuing..., but just living...: ana odağı gerçek noktaya yöneltmek

not X, but Y kalıbı önce X'in doğru tanım olduğunu reddeder, ardından Y'yi konuşanın asıl anlatmak istediği nokta olarak sunar. Burada not pursuing anything grand, büyük bir hedefin peşinden gitme fikrini ortadan kaldırır; but just living through the small moments ise konuşanın gerçekten değer verdiği yaşamı belirtir. pursuing ve living sözcükleri paralel iki -ing biçimidir; bu da düzeltmeyi takip etmeyi kolaylaştırır. Başlangıçtaki olumsuzlukta durmayın: bu yapıda ana bilgi odağı but sözcüğünden sonra gelir.

Alıştırma

Hangi cümle bir odağı reddedip asıl odağı belirtmek için not..., but... yapısını kullanıyor?

  1. She's not trying to win attention, but sharing an idea she cares about.
  2. She's trying to win attention, but she has no idea what she cares about.
  3. She's not only trying to win attention, but also sharing an idea she cares about.
Cevabı göster

She's not trying to win attention, but sharing an idea she cares about.

There's a quote from C.S. Lewis. Kültür

3:36

C.S. Lewis'ten bir alıntı var.

It's funny how day by day nothing changes, Anlatım akışı

3:40

Günden güne hiçbir şeyin değişmemesi ne kadar komik,

but when you look back,

3:43

ama geriye dönüp baktığınızda,

everything is different.

3:45

her şey farklı.

Kültür

C.S. Lewis: bir alıntının kaynağını belirlemek

C.S. Lewis tanınmış bir İngiliz yazardı. There's a quote from C.S. Lewis ifadesinde adı, sonraki cümlenin kime ait sayıldığını belirtir. Bu adı tanımak, sonraki düşüncenin konuşanın doğaçlama bir yorumu olarak değil, bir alıntı olarak sunulduğunu anlamanızı sağlar. Bu parçayı anlamak için ihtiyacınız olan tek arka plan bilgisi bu temel tanımlamadır.

Alıştırma

Bu parçada C.S. Lewis'tan söz edilmesi ne işe yarıyor?

  1. Konuşanın bir zamanlar yaşadığı yerin adını verir.
  2. Sonraki sözlerin atfedildiği yazarı belirtir.
  3. Sohbete katılan ikinci bir konuşmacıyı tanıtır.
Cevabı göster

Sonraki sözlerin atfedildiği yazarı belirtir.

Anlatım akışı

day by day ... but when you look back ...: zaman bakış açılarının karşıtlığı

Bu cümle but ile iki zaman bakış açısını karşı karşıya getirir. Day by day, değişimi her seferinde bir gün üzerinden izlemek demektir; bu nedenle her küçük adım görünmez gibi gelebilir. When you look back ise daha uzun bir zaman dilimini gözden geçirmek demektir; böylece küçük değişimler birikir ve belirginleşir. Nothing changes ve everything is different bilinçli olarak kullanılan karşıt ifadelerdir; cümle her gün kesinlikle hiçbir şey olmadığını gerçek anlamda iddia etmez. Bu yapı, kademeli değişim fikrini düzenler: yakından bakınca değişim gizli kalır, daha sonra geçmişe dönüp düşününce ortaya çıkar.

Alıştırma

Hangi fikir vurgulanan cümleyle en iyi eşleşir?

  1. Bir değişim bugün görünmüyorsa asla gerçekleşmez.
  2. Günlük küçük değişimler, daha uzun bir dönem içinde bakıldığında belirginleşebilir.
  3. Fiziksel olarak arkaya bakmak, şeylerin değişmesine neden olur.
Cevabı göster

Günlük küçük değişimler, daha uzun bir dönem içinde bakıldığında belirginleşebilir.

I guess it's a good reminder that we don't always have to stick to what we know. Kalıp ifadeler

3:48

Sanırım bu, bildiğimiz şeylere her zaman bağlı kalmak zorunda olmadığımızı hatırlatan iyi bir şey.

Kalıp ifadeler

don't always have to stick to what we know: her zaman bildiklerimize bağlı kalmamak

Stick to what we know, yalnızca tanıdık fikirleri, yöntemleri veya seçenekleri kullanmaya devam etmek demektir. Stick to burada mecazidir: fiziksel olarak bir şeye yapışmak değil, bir şeyi izlemeye devam etmek veya onunla kalmak anlamına gelir. Don't always have to, bunun her seferinde gerekli olmadığını anlatır. Cümle, tanıdık seçenekler işe yaradığında onları kullanmaya izin verirken bazen yeni bir şey deneyebileceğimizi de söyler; bildiklerimizi hiçbir zaman kullanmamamız gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, 'yeni bir yöntem denemek yerine tanıdık yöntemlerle devam etmek' anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The old method is comfortable, but we don't always have to ____.

Cevabı göster

stick to what we know

And we have the choice to change things if we're not happy with it. Dilbilgisi

3:52

Ve eğer mutlu değilsek, bir şeyleri değiştirme seçeneğimiz var.

Dilbilgisi

have the choice to... if...: değiştirme kararını vurgulamak

Have the choice to do something, bir eylemi yapıp yapmamaya karar verme seçeneğinin bulunduğunu anlatır. Yalnızca bir şeyi değiştirebilme yetisini değil, değiştirip değiştirmemeyi seçme gücünü vurgular. To change things olası eylemi belirtir. If we're not happy with it bu seçime yol açabilecek koşulu verir; it zamiri ise mevcut duruma veya yaşam biçimine gönderme yapar.

Alıştırma

Hangi cümle, programı değiştirmenin yalnızca bir yetenek değil, mevcut bir karar seçeneği olduğunu en iyi vurgular?

  1. We can change the schedule if it no longer works.
  2. We have the choice to change the schedule if it no longer works.
  3. We know how to change the schedule if it no longer works.
Cevabı göster

We have the choice to change the schedule if it no longer works.

If we did it before, Dilbilgisi

3:57

Eğer daha önce yaptıysak,

then we'll survive if we do it again.

3:59

tekrar yaparsak hayatta kalacağız.

Dilbilgisi

If we did it before... we'll survive if we do it again: geçmiş deneyimle güven vermek

İlk if yan cümlesi If we did it before, konuşmacının gerçek kabul ettiği bir geçmiş deneyime işaret eder ve bu deneyimi dayanak olarak kullanır. Bu bağlamda işlevi, bunu daha önce yaptığımıza göre anlamına yakındır. Then we'll survive geleceğe ilişkin güvenli bir sonuç bildirirken if we do it again gelecekteki koşulu belirtir. Burada survive mecazi ve konuşma diline özgüdür. Kelimenin gerçek anlamıyla hayatta kalmayı değil, değişimi veya zorluğu atlatmayı anlatır. İki it kullanımı da daha önce söz edilen değişikliği yapmaya gönderme yapar.

Alıştırma

Hangi cümle, aynı zorlukla yeniden karşılaşırken güven duymak için geçmişteki bir başarıyı gerekçe olarak kullanır?

  1. If we handled the school play once, then we'll survive if we do it again.
  2. If we do the school play tomorrow, it will be our first time.
  3. We handled the school play once, but that does not mean we can do it again.
Cevabı göster

If we handled the school play once, then we'll survive if we do it again.

I guess what I'm trying to say is Anlatım akışı

4:02

Sanırım söylemeye çalıştığım şey

all we can do is give ourselves the time we need, Ton ve niyet

4:05

tek yapabileceğimiz kendimize ihtiyacımız olan zamanı vermek,

Anlatım akışı

I guess what I'm trying to say is: ana fikre geçiş sinyali

I guess what I'm trying to say is, konuşmacı dağınık veya düzenlemesi zor düşüncelerini paylaştıktan sonra bunları özetlemeye başlar. Dinleyiciye ana fikrin birazdan geleceğini bildirir. Burada trying to say, fiziksel olarak konuşmakta zorlanmak değil, bir düşünceyi ifade etmeye veya özetlemeye çalışmak demektir. I guess girişi daha temkinli ve düşünceli yaparak sonucu yumuşatır.

Alıştırma

Şu cümlede başlangıçtaki ifade ne işe yarar: "I guess what I'm trying to say is that we need a simpler plan."?

  1. Konuşmacının fiziksel olarak sözcük üretemediğini söyler.
  2. Konuşmacının ana fikri özetlemek üzere olduğunu bildirir.
  3. Önceki düşüncelerle bağlantısı olmayan yeni bir konu açar.
Cevabı göster

Konuşmacının ana fikri özetlemek üzere olduğunu bildirir.

Ton ve niyet

all we can do is give ourselves the time we need: sınırları kabullenmek ve kendimize zaman tanımak

All we can do is + fiilin yalın hâli, is sonrasındaki eylemi mevcut durumda tek gerçekçi veya kontrol edilebilir seçenek olarak sunar. Genellikle beklentileri azaltıp bir sınırı kabullenir; her zaman kelimenin tam anlamıyla başka hiçbir eylemin mümkün olmadığı anlamına gelmez. Give ourselves the time we need, iyileşmek, düşünmek veya ilerlemek için kendimize yeterli zaman tanımak demektir. Bu yapıda is sonrasında fiilin yalın hâli kullanılır: all we can do is give denir, is giving denmez.

Alıştırma

Şu beş sözcüğü doğru sıraya koyarak boşluğu doldurun: all / we / can / do / is. The roads are closed by snow, so ____ wait until morning.

Cevabı göster

all we can do is

the break we need,

4:09

ihtiyacımız olan molayı vermek,

from people,

4:11

insanlardan,

from work,

4:12

işten,

to figure things out,

4:13

bir şeyleri çözmek için,

maybe to remind ourselves what really matters, Anlatım akışı

4:15

belki kendimize neyin gerçekten önemli olduğunu hatırlatmak için,

who matters.

4:18

kimin önemli olduğunu.

Anlatım akışı

what really matters, who matters: paralel wh- yan cümleleri

remind ourselves ifadesinden sonra wh- sözcükleriyle başlayan iki yan cümle yan yana getirilir. What really matters “gerçekten önemli olan şeyler”, who matters ise “gerçekten önemli olan kişiler” demektir. Her iki yan cümlede de matters, “önemli olmak” anlamında bir fiildir. What'tan who'ya geçiş, düşünceyi önce öncelikler ve konular, sonra insanlar şeklinde düzenler. Virgülden sonraki ikinci yan cümle, “yalnızca neyin değil, kimin de önemli olduğu” anlamını kısa ve güçlü biçimde ekler; bu paralellik bir özetin ya da kapanışın odağını güçlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle hem önemli şeyleri hem de önemli kişileri belirtmek için paralel wh- yan cümleleri kullanır?

  1. The quiet weekend reminded us where to go and when to leave.
  2. The quiet weekend reminded us what really matters and who really matters.
  3. The quiet weekend reminded us that everyone was busy.
Cevabı göster

The quiet weekend reminded us what really matters and who really matters.

Maybe just to slow down

4:22

Belki sadece yavaşlamak için

because we're going a thousand miles an hour and don't really know where anymore. Deyimler

4:24

çünkü saatte bin mil hızla gidiyoruz ve artık nereye gittiğimizi gerçekten bilmiyoruz.

Deyimler

going a thousand miles an hour ... don't really know where: yönü olmayan hız

Going a thousand miles an hour kasıtlı bir abartıdır. Günlük yaşamı aşırı hızla hareket ediyormuş gibi gösterir; burada gerçek ve ölçülmüş bir hızla yolculuk etmek değil, son derece meşgul olmak ve hayatı gereğinden hızlı yaşamak anlamına gelir. Don't really know where anymore bölümündeki where, where we're going anlamında anlaşılır. İki bölüm and ile bağlanınca bir karşıtlık oluşur: çok fazla hız ve hareket vardır, ancak net bir yön veya amaç yoktur.

Alıştırma

Aşırı yoğun bir tempoda ilerlemeyi anlatan abartılı ifadeyle cümleyi tamamlayın: Our club has been going ____ all week, so everyone needs a break.

Cevabı göster

a thousand miles an hour