Sinizm felsefesi - William D. Desmond: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Diogenes’in zenginlik ve gelenekleri kökten reddedişini, sinizm kavramının anlam değişimini ve bu mirasın yerleşik değerlere meydan okuma biçimi olarak süren etkisini ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. At least, that's how the story goes. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Anlatıcının çarpıcı bir tarihsel olayı tamamen doğrulanmış bir gerçek olarak değil, aktarılagelen ya da belirsiz bir hikâye olarak sunduğunu fark etmenizi sağlar. Ayrıca bir hikâyeyi yeniden anlatırken her ayrıntıyı kesin gerçek gibi ileri sürmeden aktarmanıza yardımcı olur. 2. or kynikoi, a designation that eventually became the word cynic. — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: “Köpek filozoflar” için kullanılan Yunanca ad ile modern cynic sözcüğü arasındaki köken bağını izleyebilir; kültüre özgü bir adlandırmanın zamanla gündelik bir sözcüğe dönüşüp farklı anlamlar kazanmasını anlayabilirsiniz. 3. questioned the status quo. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Kabul görmüş kurumlara, geleneklere veya çoğunluk varsayımlarına eleştirel biçimde karşı çıkmayı anlatan bu özlü eşdizimi anlayıp felsefe, siyaset, iş hayatı ve toplumsal değişim tartışmalarında kullanabilirsiniz.
Bu derste
a banker's son threw the city of Sinope into scandal by counterfeiting coins. Notlar
0:09bir bankacının oğlu sahte para basarak Sinope (Sinop) şehrini skandala sürükledi.
4th century BCE: Ortak Çağ’dan önceki bir tarih
BCE, Before Common Era ifadesinin kısaltmasıdır. Ortak Çağ’ın geleneksel başlangıç noktasından önceki bir yılı veya yüzyılı gösterir ve tarihten sonra gelir. Bu nedenle the 4th century BCE, “MÖ 4. yüzyıl” anlamındadır. BCE, BC ile aynı yıl numaralandırmasını kullanır; ancak tarih, arkeoloji, müzeler ve akademik yazılarda sık görülen daha tarafsız bir ifadedir. Burada olayın MS 4. yüzyılda değil, antik dünyada gerçekleştiğini gösterir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi doğru tamamlayan tarih etiketini seçin: An artifact dated to 350 years before the Common Era belongs to the 4th century ___.
- CE
- AD
- BCE
Cevabı göster
BCE
throw ... into scandal: kamuoyu önünde utanca sürüklemek
throw + someone/something + into + a state kalıbı, bir kişinin veya şeyin belirli bir duruma girmesine neden olmak anlamına gelir ve çoğunlukla ani ya da ciddi bir değişimi vurgular. Burada threw the city of Sinope into scandal, kalpazanlığın kenti kamuoyu önünde utanç verici bir duruma sürüklediğini anlatır; throw fiziksel bir hareketi ifade etmez. Nesne throw ile into arasına gelir, into’dan sonraki sözler ise ortaya çıkan durumu adlandırır. Bu kalıp özellikle chaos, panic, confusion, crisis ve turmoil gibi soyut durumlarla sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi throw + the town + into panic kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The false emergency alert ____.
Cevabı göster
threw the town into panic
by counterfeiting coins: yöntemi göstermek için by + -ing kullanımı
by + fiilin -ing biçimi, bir sonucu ortaya çıkarmak için kullanılan eylemi, yani “bir şeyi yaparak” anlamındaki yöntemi gösterir. Burada by counterfeiting coins, bankacının oğlunun skandala nasıl yol açtığını açıklar. by sözcüğünden sonra fiilin -ing biçimi kullanılır. Bu nedenle counterfeit, bu ifadede counterfeiting olur.
Alıştırma
İngilizce cümleyi by ve save fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Maya reduced her electricity use ____ energy.
Cevabı göster
by saving
When the dust finally settled: kargaşa bitip sonuç netleşince
When the dust settles, kafa karıştırıcı, gergin veya hızla değişen bir durumun sona erdiğini ve sonucun artık açıkça görülebildiğini anlatan bir deyimdir. Bu cümlede finally, kargaşanın bir süre devam ettiğini vurgular. when yan cümlesi ayrıca anlatıyı skandaldan sonuçlarına taşır: durum netleşince anlatıcı, Diogenes’in neleri kaybettiğini açıklar. Buradaki dust gerçek anlamda toz değildir.
Alıştırma
Bu cümlede When the dust finally settled ne anlama geliyor?
- Birisi kentteki tozu temizledikten sonra
- Kargaşa sona erip sonuç netleştikten sonra
- Skandal başlamadan önce
Cevabı göster
Kargaşa sona erip sonuç netleştikten sonra
had been stripped of his citizenship: be stripped of something kullanımı
To strip someone of something, güç veya otorite kullanarak bir kişinin statüsünü, haklarını ya da malını elinden almak demektir. Edilgen be stripped of something kalıbında, elinden alınan şey of sözcüğünden sonra gelir; burada alınan şey citizenship olduğundan stripped giysileri çıkarmak anlamında değildir. Had been stripped, past perfect edilgen yapıdır. Elinden alma eyleminin geçmişteki başka bir noktadan daha önce gerçekleşmiş olduğunu gösterir ve eylemi kimin yaptığı yerine Diyojen'in başına gelene odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi strip someone of something kalıbının edilgen biçimiyle tamamlayın: After the ruling, the officer was ____ his rank.
Cevabı göster
stripped of
At least, that's how the story goes: belirsiz bir anlatıya mesafe koymak
That's how the story goes, “insanların genellikle anlattığı biçim budur” anlamına gelir. Goes burada fiziksel hareketi değil, bir anlatının nasıl aktarıldığını veya anlatıldığını ifade eder. At least, anlatıcının önceki sözlere ne ölçüde bağlı kaldığını sınırlar: Önceki anlatı yaygın olarak bilinen biçim olabilir, ancak anlatıcı her ayrıntının doğrulandığını iddia etmez. Cümlenin tamamı, anlatının dışına kısa süreliğine çıkarak onun güvenilirliği hakkında yorum yapar.
Alıştırma
Konuşmacı bir anlatıdan sonra 'At least, that's how the story goes' diyerek neyi belirtir?
- Anlatının her ayrıntısı kanıtlanmıştır.
- Konuşmacı sırada olayların sırasını açıklamak istiyor.
- Anlatı bilinen sürümdür, ancak ayrıntıları tamamen doğrulanmamış olabilir.
Cevabı göster
Anlatı bilinen sürümdür, ancak ayrıntıları tamamen doğrulanmamış olabilir.
While many of the details of Diogenes's life are shadowy, Dilbilgisi
0:29Diyojen'in hayatına dair detayların çoğu karanlıkta kalsa da,
the philosophical ideas born out of his disgrace survive today. Notlar
0:33onun gözden düşmesinden doğan felsefi fikirler bugün hala yaşamaktadır.
While many ... are shadowy: “-mesine rağmen” anlamındaki while
Buradaki while, although veya even though gibi “-mesine rağmen” anlamındadır. İlk yan cümle bir sınırlamayı kabul eder: Diyojen'in yaşamıyla ilgili birçok bilgi belirsizdir. Ana cümle daha sonra asıl önemli noktayı verir; bu fikirler hâlâ yaşamaktadır. İki cümleciğin içeriği farklı yönlere gittiğinde while bu ödünleme anlamını taşır. Burada iki olayın aynı anda gerçekleştiğini anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümlede while nasıl bir ilişki ifade ediyor?
- Ana düşünceyi söylemeden önce yaşamla ilgili ayrıntıların belirsiz olduğunu kabul eder.
- Ayrıntıların belirsizliği ile fikirlerin varlığını sürdürmesinin aynı anda gerçekleştiğini söyler.
- Belirsizliği, fikirlerin varlığını sürdürmesinin nedeni olarak gösterir.
Cevabı göster
Ana düşünceyi söylemeden önce yaşamla ilgili ayrıntıların belirsiz olduğunu kabul eder.
born out of his disgrace: deneyimin biçimlendirdiği bir köken
Born out of, “bir şey nedeniyle gelişmiş” veya “bir şeyden kaynaklanmış” anlamına gelir. born out of his disgrace ifadesi philosophical ideas söz grubunu niteler ve bu fikirlerin onun utanç ve kayıp deneyiminden geliştiğini anlatır. Buradaki born mecazidir. Bir insanın fiziksel olarak doğmasını değil, soyut bir şeyin belirli koşullar altında biçim kazanmasını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “bir neden veya ihtiyaçtan gelişmiş” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The community project was ____ a need for safer playgrounds.
Cevabı göster
born out of
survive today: günümüze kadar varlığını sürdüren fikirler
Bu cümlede survive, “bir tehlikeden sağ çıkmak” değil, “varlığını sürdürmek” anlamına gelir. Özne the philosophical ideas olduğu için survive today, bu fikirlerin günümüzde hâlâ bilindiğini veya etkili olduğunu anlatır. Bu soyut kullanım geçmişten gelen fikirler, gelenekler, âdetler, kurumlar ve eserlerle yaygındır. Today yalnızca içinde bulunulan günü değil, “günümüzü” de ifade edebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede survive, “bir fikir, âdet veya gelenek olarak varlığını sürdürmek” anlamında kullanılmıştır?
- The battery survived the long journey.
- The hiker survived a night in the snow.
- The ancient custom still survives today.
Cevabı göster
The ancient custom still survives today.
by rejecting ...: yöntemi gösteren by + -ing yapısı
Burada by + fiil-ing, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi gösterir. By rejecting ... ifadesi “Nasıl gerçekten özgür olabilirdi?” sorusunu yanıtlar: Bu dış ölçütleri reddetmenin özgürlüğe götüren yol olduğuna inanıyordu. Rejecting fiilinin and ile bağlanan iki paralel nesnesi vardır: the opinions of others ve societal measures of success. İkisi de aynı by ifadesine bağlıdır ve onun kendisine rehber olarak kabul etmemeyi seçtiği dış ölçütlerdir.
Alıştırma
Parantezdeki fiili kullanarak yöntem ifadesini tamamlayın: ____ unnecessary alerts, Leo finished his homework faster. (turn off)
Cevabı göster
By turning off
societal measures of success: toplumun başarı ölçütleri
Burada societal measures of success, zenginlik, statü, şöhret veya mesleki unvanlar gibi, toplumun bir kişinin başarılı olup olmadığına karar verirken kullandığı ölçütler anlamına gelir. Measures burada “ölçütler” veya “standartlar” anlamındaki çoğul bir isimdir; measure fiili değildir. Bu ifade, başarıya ilişkin dışarıdan gelen ve ortaklaşa kabul edilen bir tanımı gösterir. Diogenes anlamlı ya da başarılı bir yaşam fikrini değil, bu ölçütleri reddeder.
Alıştırma
Bu cümlede societal measures of success ne anlama gelir?
- bir toplumun büyüklüğünü ölçmek için kullanılan araçlar
- herkesin başarısını garanti eden eylemler
- toplumun birinin başarılı olup olmadığına karar vermek için kullandığı ölçütler
Cevabı göster
toplumun birinin başarılı olup olmadığına karar vermek için kullandığı ölçütler
He would live ...: sonraki yaşam biçimini anlatan would
Geçmiş zamanla anlatılan bu biyografide would live, Diogenes'in karar verdiği noktadan geleceğe bakar ve daha sonra seçip sürdürdüğü yaşam biçimini özetler. Bu yaşam biçimini o dönemin belirgin bir özelliği olarak sunar. Bu kullanım koşul veya isteklilik değil, anlatıdaki would kullanımıdır. Geçmişteki zaman noktası belirlendikten sonra would + fiilin yalın hâli, bir kişinin daha sonra tipik olarak ya da tekrar tekrar yaptığı şeyleri anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede anlatısal would geçmişte tekrarlanan bir davranışı doğal biçimde anlatır?
- Nora would know French when she was six.
- Nora would visit the museum once yesterday.
- Nora moved to the village in 2012. Every spring after that, she would organize a book fair.
Cevabı göster
Nora moved to the village in 2012. Every spring after that, she would organize a book fair.
close to nature: doğayla bağlantılı bir yaşam biçimi
Bu cümlede close to nature, doğal dünyayla bağını koruyan ve basit, doğal ihtiyaçlara göre sürdürülen bir yaşam biçimini anlatır. Yalnızca ağaçlara veya kırsala fiziksel olarak yakın olmaktan değil, yaşam tarzı ve değerlerden söz eder. Burada close bir sıfattır ve ardından to gelir. live close to nature ve feel close to nature doğal kalıplardır.
Alıştırma
Hangi cümle doğal dünyayla daha bağlantılı bir yaşam tarzını doğal biçimde ifade eder?
- They moved to the countryside to live closer with nature.
- They moved to the countryside to live closer to nature.
- They moved to the countryside to close the nature.
Cevabı göster
They moved to the countryside to live closer to nature.
without materialism, vanity, or conformity: reddedilen üç değer
without edatı, kişinin reddettiği toplumsal güçleri veya değerleri adlandıran üç soyut ismi başlatır. Virgüllerle ayrılan liste or ile biter; without sözcüğünün olumsuz kapsamı içinde bu, anlatılan yaşamda bu üç unsurdan hiçbirinin bulunmadığı anlamına gelir. Üç isim farklı şeyleri eleştirir: sahip olunan şeylere bağlılık, kişinin kendi imajına aşırı önem vermesi ve gruba uyma baskısı. Birlikte, geleneksel toplumsal başarı anlayışının kısa ve güçlü bir reddini oluştururlar.
Alıştırma
Bu durumu en iyi hangi sözcük anlatır? Mia farklı görünmekten korktuğu için herkesle aynı müziği seviyormuş gibi davranıyor.
- materialism
- conformity
- vanity
Cevabı göster
conformity
this meant he spent years wandering around Greek cities with nothing but a cloak, Kalıp ifadeler
0:56bu, sadece bir pelerin,
In practice: bir fikirden gerçekte olanlara geçmek
In practice, bir fikirden, kuraldan veya ilkeden bunlar uygulandığında gerçek hayatta olanlara geçildiğini gösterir. Burada onun somut olarak nasıl yaşadığını anlatmaya başlar. Teori ile gerçekliği karşılaştırabilir, ancak ikisinin mutlaka çeliştiği anlamına gelmez. Bu cümlede soyut bir ilkeyi gözlemlenebilir davranışa dönüştürür.
Alıştırma
Kâğıt üzerindeki bir kuraldan gerçekte olanlara geçmek için en uygun ifade hangisidir? The rule seems fair, but ___, it creates delays.
- in practice
- for practice
- in theory
Cevabı göster
in practice
with nothing but ...: yalnızca listelenen şeylere sahip olmak
nothing but + isim öbeği yapısında but, «dışında» anlamına gelir. İfadenin tamamı yalnızca o şeyin veya grubun bulunduğunu, başka hiçbir şey olmadığını anlatır. Burada ardından gelen liste, onun taşıdığı her şey olarak sunulur. Baştaki with, beraberindeki eşyaları veya içinde bulunduğu durumu anlatır. Bu nedenle with nothing but..., yalnızca bu eşyalara sahip olarak dolaştığı anlamına gelir. İfade, ne kadar az eşyası olduğunu vurgular.
Alıştırma
«Yalnızca, başka hiçbir şey olmadan» anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyi kullanın: Omar opened the door with ____ a candle in his hand.
Cevabı göster
nothing but
outdoors year round: yıl boyunca açık havada
Year round, tüm yıl boyunca veya her mevsim demektir. Burada açık havada olmanın ara sıra değil, bütün yıl devam ettiğini anlatır. Bu parçada year round, zaman bildiren zarf işlevli bir ifadedir. Anlatılan durumdan sonra gelir ve bu durumun ne kadar sürdüğünü gösterir.
Alıştırma
Her mevsim anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The clinic is open ____.
Cevabı göster
year round
forgoing technology, baths, and cooked food: bunlar olmadan yaşamayı seçmek
Forgoing, forgo fiilinin -ing biçimidir. Forgo something, bir şeye sahip olmamayı, onu kullanmamayı veya yapmamayı bilinçli olarak seçmek demektir. Buradaki liste, kişinin teknoloji, banyo ve pişmiş yiyecekler olmadan yaşamayı seçtiğini anlatır. Bu sözcük çoğu zaman bir şeyin yalnızca mevcut olmamasını değil, bilinçli bir seçimi veya fedakârlığı ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi forgo fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: To save money, the family is ____ a vacation this year.
Cevabı göster
forgoing
He didn't go about this new existence quietly, Öbek fiiller
1:10Bu yeni hayatını sessiz sedasız sürdürmedi,
but is said to have teased passersby and mocked the powerful, Notlar
1:13yoldan geçenlere sataştığı, güç sahipleriyle alay ettiği,
is said to have + geçmiş zaman ortacı: önceki olayları aktarma
Is said to have + geçmiş zaman ortacı, edilgen bir aktarma yapısıdır. Bilgiyi konuşanın bizzat doğruladığı bir gerçek olarak değil, bir anlatı, gelenek veya iddia olarak sunar. Buradaki is said to have teased and mocked, anlatılanlara göre onun bu davranışları yaptığı anlamına gelir. Tamamlanmış mastar yapısı to have teased, aktarılan eylemleri şimdiki zamandaki is said fiilinden önceye yerleştirir. Have sözcüğünün korunması, bu eylemlerin daha önce gerçekleştiğini veya tamamlandığını gösterir.
Alıştırma
Daha önceki bir eylemi gösteren iki sözcükle aktarım cümlesini tamamlayın: The explorer is said ____ reached the island in 1512.
Cevabı göster
to have
the powerful: bir grubu belirten the + sıfat yapısı
the + adjective yapısı, ortak bir özelliğe sahip insanların oluşturduğu bütün bir grubu adlandırabilir. mocked the powerful ifadesindeki the powerful, adı söylenmemiş tek bir kişiyi değil, güçlü veya nüfuzlu kişileri bir grup olarak ifade eder. Bu ifade çoğul bir grup anlamı taşıdığı için özne olduğunda İngilizcede normalde çoğul fiille kullanılır: The powerful are often protected.
Alıştırma
Cümleyi gücü olan insanlar anlamındaki iki kelimelik tam İngilizce ifadeyle tamamlayın: The law must apply to ordinary citizens and ____ alike.
Cevabı göster
the powerful
didn't go about this new existence quietly: go about + isim
Go about something, bir şeyi belirli bir şekilde sürdürmek, ele almak veya uygulamak anlamına gelir. Burada this new existence onun yeni seçtiği yaşam biçimidir. Bu yüzden didn't go about this new existence quietly, bu yaşamı sessiz ve dikkat çekmeden sürdürmediği anlamına gelir. Quietly, fiziksel olarak nasıl hareket ettiğini değil, bu yaşamı nasıl sürdürdüğünü anlatır. Ardından gelen halka açık davranışlar, yaşam biçimini bilerek görünür kıldığını ve kurallara meydan okuduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede go about, “bir görevi ele almaya başlamak” anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- How should we go about solving this problem?
- How should we go this problem about solving?
- How should we go about to solve this problem?
Cevabı göster
How should we go about solving this problem?
and even masturbating: even ile listeyi giderek güçlendirmek
eating, urinating ve masturbating şeklindeki üç -ing biçimi, davranışlardan oluşan paralel bir liste kurar. Sondaki in public ifadesi üç öğenin tamamı için geçerlidir. Son öğenin önüne even getirilmesi, bu öğeyi öncekilerden daha beklenmedik veya uç bir davranış olarak gösterir. Böylece sıralama, üç olguyu eşit ağırlıkta sunmak yerine en güçlü noktaya doğru ilerler.
Alıştırma
Bu listede even, son öğe hakkında dinleyiciye ne anlatıyor?
- Son öğenin önceki öğelerden daha önemsiz olduğunu gösterir.
- Son öğenin gerçekleşmemiş olabileceğini düşündürür.
- Son öğeyi önceki öğelerden daha beklenmedik veya uç olarak sunar.
Cevabı göster
Son öğeyi önceki öğelerden daha beklenmedik veya uç olarak sunar.
called him a kyôn, a barking dog: Yunanca “köpek” sözcüğüne dayanan kyôn adlandırması
Bu cümlede kyôn bir kişinin adı değildir. Antik Yunancada “köpek” anlamına gelen sözcüğü temsil eder ve yurttaşlar bunu Diogenes için alaycı bir adlandırma olarak kullanır. a barking dog isim öbeği kyôn sözcüğünü hemen açıklar; dilbilgisel olarak açıklayıcı bir eşleme, yani appozisyondur. Köpekle ilgili bu adlandırma, Diogenes’in takipçileri ile Cynic sözcüğü arasında daha sonra kurulan tarihsel bağlantıya da zemin hazırlar.
Alıştırma
a barking dog açıklamasına göre kyôn bu cümlede ne anlama gelir?
- Onun için kullanılan, köpekle ilgili aşağılayıcı bir adlandırma
- Bir Yunan şehrinin adı
- Bir kişinin adı
Cevabı göster
Onun için kullanılan, köpekle ilgili aşağılayıcı bir adlandırma
dogs were actually a good symbol for his philosophy. Anlatım akışı
1:28köpekler aslında onun felsefesi için iyi bir semboldü.
Though meant as an insult: kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesi
Though meant as an insult, beklenmedik bir karşıtlık bildiren kısaltılmış bir yan cümledir. Burada Though it was meant as an insult anlamına gelir ve it önceki cümledeki köpekle ilgili adlandırmaya gönderme yapar. Though beklenmedik bir karşıtlık kurar: adlandırmanın amacı onu aşağılamaktır, ancak köpek imgesi sonradan bu felsefeye çok uygun çıkar. Yan cümlede bağlamdan anlaşılabilen it öznesi ile be fiilinin was biçimi atılır ve geriye geçmiş zaman ortacı meant kalır. Eksik sözcükler bağlamdan açıkça anlaşıldığında bu kısa yapı açıklayıcı metinlerde yaygındır.
Alıştırma
Bu bağlamda Though meant as an insult ifadesini en doğru biçimde açan tam yan cümle hangisidir?
- Before it was used as an insult
- Though it was meant as an insult
- Because it was meant as an insult
Cevabı göster
Though it was meant as an insult
dogs were actually a good symbol: önceki değerlendirmeyi tersine çevirme
Cümlenin başı, ona köpek demenin hakaret amacı taşıdığını söyler. dogs were actually a good symbol... bölümündeki actually, beklenen değerlendirmenin düzeltileceğini gösterir: olumsuz adlandırma, onun felsefesini uygun biçimde temsil eden bir simge olarak yeniden yorumlanır. Bu anlatım önce adlandırmanın neden olumsuz duyulduğunu kabul eder, ardından neden uygun olduğuna odaklanır. Böylece köpeklerle ilgili sonraki açıklama, yeni ve olumlu yorumu destekleyebilir.
Alıştırma
Bu cümlede actually ne işe yarıyor?
- Köpeklerin daha sonra simge hâline geldiğini söyler.
- Yazarın önceki olumsuz görüşü düzelttiğini gösterir.
- Yazarın köpeklerin simge olup olamayacağından emin olmadığını gösterir.
Cevabı göster
Yazarın önceki olumsuz görüşü düzelttiğini gösterir.
free from abstractions like wealth or reputation: soyut kavramların etkisinden uzak
Free from, bir şeyden etkilenmemek, onun tarafından kısıtlanmamak veya rahatsız edilmemek anlamına gelir. Burada free from abstractions like wealth or reputation, köpeklerin insanlara ait bu toplumsal düşünceler tarafından yönlendirilmediğini veya yük altında bırakılmadığını anlatır. Abstractions, fiziksel nesneleri değil düşünce ve kavramları ifade eder. Bu cümlede wealth ve reputation, insanların değer verdiği veya peşinden koştuğu kavramlardır; köpeklerin gerçekten bir şeyden kaçtığı anlatılmaz.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: With the new filter, the water is ___ harmful bacteria.
- free for
- free from
- free to
Cevabı göster
free from
Diogenes and his growing number of followers became known as dog philosophers, Kalıp ifadeler
1:37Diyojen ve giderek artan sayıdaki takipçileri köpek filozofları
a designation that eventually became the word cynic.
1:45ki bu isimlendirme sonunda 'kinik (cynic)' kelimesine dönüştü.
became known as dog philosophers: zamanla bir ad kazanmak
Become known as, “zamanla belirli bir ad, unvan veya kimlikle anılmaya ya da tanınmaya başlamak” anlamına gelir. Yapı become known as + ad veya etiket şeklindedir. Bu cümlede became, zaman içindeki bir değişimi gösterir: Diyojen ve takipçileri daha sonra dog philosophers adlı grup adını aldı. Bu ifade, onların “kendilerini bir şey olarak bildikleri” anlamına gelmez.
Alıştırma
Grubun daha sonra the Lantern Club adını aldığını doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The group became known the Lantern Club.
- The group became knowing as the Lantern Club.
- The group became known as the Lantern Club.
Cevabı göster
The group became known as the Lantern Club.
kynikoi ... eventually became the word cynic: sözcüğün tarihi
Burada or kynikoi, dog philosophers için başka bir ad verir. a designation ad öbeği kynikoi sözcüğünü bir adlandırma olarak yeniden açıklar; that ise bu adlandırmaya gönderme yapar. Yan cümle, bu eski Yunanca adlandırmanın tarih içinde İngilizcedeki cynic sözcüğüne dönüştüğünü söyler. Sözcüğün kökenini açıklar; eski adlandırmanın, genellikle insanların iyi veya samimi nedenlerle davrandığından kuşku duyan birini anlatan modern cynic sözcüğünün bütün anlamlarını o dönemde zaten taşıdığını söylemez.
Alıştırma
Cümledeki a designation that eventually became the word cynic bölümünün temel görevi nedir?
- kynikoi adlandırmasının daha sonra cynic sözcüğüne dönüştüğünü açıklar.
- kynikoi ile modern cynic sözcüğünün her zaman tamamen aynı anlama geldiğini söyler.
- cynic sözcüğünü Diyojen’in başka bir kişisel adı olarak tanıtır.
Cevabı göster
kynikoi adlandırmasının daha sonra cynic sözcüğüne dönüştüğünü açıklar.
drawn to the freedom of a wandering lifestyle. Kalıp ifadeler
1:53göçebe bir yaşam tarzının özgürlüğüne kapılmış, tasasız bir gruptu.
a carefree bunch: bir grubu samimi bir dille anlatma
Bu cümlede a carefree bunch, rahat görünen ve fazla kaygı ya da kısıtlamadan etkilenmeyen bir grup insan demektir. Carefree grubun ortak tutumunu anlatır; bunch ise burada günlük dilde bir grup insan anlamına gelir. Bu ifade, ilk Kinikleri kesin biçimde sınıflandırmak yerine onlar hakkında genel ve canlı bir izlenim verir. Bağlama göre carefree olumlu duyulabilir ya da insanların sorumluluklarını ciddiye almadığını düşündürebilir.
Alıştırma
Cümlede a carefree bunch ne anlama geliyor?
- Özenle düzenlenmiş bir kurum için kullanılan resmî bir terim
- Çok az bakım isteyen bir demet çiçek
- Rahat ve kaygısız bir insan grubunun samimi bir dille anlatılması
Cevabı göster
Rahat ve kaygısız bir insan grubunun samimi bir dille anlatılması
drawn to: bir şeye ilgi duymak
Burada drawn to, bir şeyden etkilenmek veya ona ilgi duymak anlamına gelir. Drawn, draw fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; to ise çekimi yaratan şeyi getirir: göçebe bir yaşam tarzının özgürlüğü. Virgülden sonra gelen drawn to... ifadesi these early cynics öbeğini niteler ve onları neyin etkilediğini açıklar. Başka bağlamlarda be drawn to bir kişiye, yere, fikre, etkinliğe veya yaşam biçimine ilgi duymayı anlatabilir.
Alıştırma
Draw fiilinden oluşan ve ilgi duymak anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Mia was ____ the idea of helping at the animal shelter.
Cevabı göster
drawn to
others tried to challenge his commitment. Kalıp ifadeler
1:58başkaları onun kararlılığını sınamaya çalıştı.
As ... grew: zaman içindeki değişimi gösterme
As Diogenes's reputation grew ifadesinde as, “bir durum yavaş yavaş değişirken” veya daha doğal biçimde “ün arttıkça” anlamındadır. Bu yan cümle, ana cümledeki tepkinin gerçekleştiği değişen zaman arka planını verir. as + özne + değişim bildiren fiil kalıbı, gelişmekte olan bir durumu başka bir olay veya eğilimle bağlar. Genellikle ikinci durumun birinciyle birlikte geliştiğini düşündürür; ancak birinci durumun tek neden olduğunu kendiliğinden belirtmez.
Alıştırma
“As the neighborhood grew, the school added more classrooms,” cümlesinde As neyi gösterir?
- Okul bir mahalle rolünde hareket ediyordu.
- Okulun genişlemesi mahallenin büyümesiyle birlikte gerçekleşti.
- Mahallenin büyümesinin mümkün olan tek neden olduğu belirtildi.
Cevabı göster
Okulun genişlemesi mahallenin büyümesiyle birlikte gerçekleşti.
challenge his commitment: birinin bağlılığını sınamak
challenge his commitment ifadesinde challenge, onun bağlılığını sınamak veya bu bağlılığı sorgulamak anlamına gelir. Burada commitment, ilkelere ya da bir yaşam biçimine duyulan sürekli bağlılıktır; randevu veya tek seferlik bir söz değildir. challenge + iyelik belirleyicisi + commitment (to something) kalıbı; baskı, ayartma, eleştiri veya zor bir olay birinin bağlılığını ne kadar kararlı biçimde sürdüreceğini ortaya çıkardığında kullanılır.
Alıştırma
“The long delay challenged Maya's commitment to the project” ne anlama gelir?
- Gecikme, Maya için yeni bir randevu ayarladı.
- Gecikme, Maya'yı projeye karşı yarışmaya çağırdı.
- Gecikme, Maya'nın projeye ne kadar bağlı olduğunu sınadı.
Cevabı göster
Gecikme, Maya'nın projeye ne kadar bağlı olduğunu sınadı.
Alexander the Great offered him anything he desired,
2:01Büyük İskender ona arzu ettiği her şeyi teklif etti,
instead of asking for material goods: seçilmeyen eylem
Instead of + -ing, seçilmeyen bir eylemi belirtir. Burada asking for material goods beklenen eylemdir; ancak cümle, Diogenes'in farklı seçimini vermeden önce bu eylemi bir kenara bırakır. Bu yapıda instead of sonrasında fiil genellikle -ing biçimini alır: instead of asking. instead of a reward örneğinde olduğu gibi bir isim de gelebilir; instead of ask ya da instead of he asked kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi take fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Instead of ____ the bus, we walked to school.
Cevabı göster
taking
Diogenes only asked Alexander to get out of his sunshine. Ton ve niyet
2:07Diyojen, İskender'den sadece güneşini kapatmamasını istedi.
get out of his sunshine: gücü reddeden gerçek anlamlı bir istek
Get out of his sunshine sözünün gerçek anlamı, güneş ışığının Diogenes'e ulaşabilmesi için kenara çekilmektir. Bu, kalıplaşmış bir deyim değildir. Anlatıcı isteği aktardığı için his kullanılır; Diogenes'in doğrudan sözleriyle "Get out of my sunshine." olurdu. Bu istek, yalnızca hareket etmekten daha fazlasını anlatır. İskender her şeyi teklif ederken Diogenes yalnızca hükümdarın güneşi engellememesini ister. Hediyeleri reddedip güçlü bir hükümdara bu kısa emri vererek zenginliğin ve statünün kendisi için önemli olmadığını gösterir.
Alıştırma
Bu öyküde Diogenes, İskender'den "get out of his sunshine" diye isteyerek esas olarak ne anlatıyor?
- İskender'in hediyelerine veya statüsüne ihtiyacı yok; yalnızca hükümdarın güneşi engellememesini istiyor.
- İskender'in yanına oturup onunla birlikte güneşin tadını çıkarmasını istiyor.
- İskender'in kendisine daha değerli bir maddi ödül vermesini istiyor.
Cevabı göster
İskender'in hediyelerine veya statüsüne ihtiyacı yok; yalnızca hükümdarın güneşi engellememesini istiyor.
adherents to his philosophy: bir fikrin resmî dildeki takipçileri
Bu cümlede adherents to his philosophy, onun felsefi fikirlerini kabul edip izleyen kişiler anlamına gelir. Adherent bir kişiyi adlandırdığında, fiziksel olarak bir yüzeye yapışan bir şeyi değil, bir inanç veya sistemi destekleyen kişiyi anlatır. Bu isim resmîdir ve tarihî, dinî, siyasi ve akademik metinlerde yaygındır. Vurgulanan ifadede to, izlenen felsefeyi tanıtır; adherents of a philosophy kalıbı da yaygındır.
Alıştırma
Bir felsefeye bağlı kişileri anlatan resmî akademik bir açıklamaya en uygun ifade hangisidir?
- the philosophy's social-media followers
- people walking behind the philosopher
- adherents to the philosophy
Cevabı göster
adherents to the philosophy
continued to call themselves ... for about 900 years: uzun süre kullanılan bir öz ad
Continued to call themselves cynics, grubun cynics adını kendisi için kullanmaya devam ettiğini anlatır. call oneself + ad kalıbında ad, dönüşlülük zamirinden hemen sonra gelir ve as kullanılmaz. For about 900 years, bu tekrarlanan uygulamanın ne kadar sürdüğünü gösterir. continued to ... for + süre yapısı, bir adın, kimliğin veya geleneğin belirli bir süre kullanılmaya devam ettiğini anlatır.
Alıştırma
Üyelerin Riverkeepers adını yirmi yıl boyunca kendi adları olarak kullanmaya devam ettiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The members continued to call themselves Riverkeepers for twenty years ago.
- The members continued to call themselves Riverkeepers for twenty years.
- The members continued to call themselves as Riverkeepers since twenty years.
Cevabı göster
The members continued to call themselves Riverkeepers for twenty years.
thought everyone should follow Diogenes's example. Kalıp ifadeler
2:26herkesin Diyojen'in örneğini takip etmesi gerektiğini düşündü.
like the Stoics: bir felsefe grubunu örnek olarak belirtmek
the Stoics bir grubun adıdır. Bu cümlede, Yunan ve Roma dünyasının önemli felsefi geleneklerinden biri olan antik Stoa okulunun üyelerini belirtir. Stoics sözcüğündeki büyük S, the ve çoğul biçimle birlikte bunun belirli bir grubun adı olduğunu gösterir. Burada like, örneğin anlamındadır. like the Stoics, Some Greek philosophers adlı daha geniş grubun içinden belirli bir grubu örnek verir; bütün Yunan filozofların Stoacı olduğunu söylemez.
Alıştırma
like the Stoics ifadesinin cümledeki görevi nedir?
- Stoics sözcüğünü sakin ve duygularını göstermeyen anlamında bir sıfat olarak kullanır.
- Bütün Yunan filozofların Stoacı olduğunu söyler.
- Stoacıları Yunan filozoflara bir örnek olarak verir.
Cevabı göster
Stoacıları Yunan filozoflara bir örnek olarak verir.
follow Diogenes's example: birinin davranışını örnek almak
thought everyone should ... yapısında thought bazı filozofların inancını aktarır; should ise eylemi, onların herkesin yapması gerektiğini düşündüğü bir şey olarak sunar. follow Diogenes's example, Diyojen’in davranış veya yaşam biçimini örnek almak demektir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı follow + iyelik biçimi + example şeklindedir; örneğin follow her example veya follow the captain's example. Buradaki follow, birinin arkasından yürümek anlamına gelmez.
Alıştırma
Maya'nın iyi davranışını örnek almak anlamındaki bu dersin kalıp ifadesini tamamlayın: Maya returned the lost keys, so I decided to ____.
Cevabı göster
follow her example
They also attempted to tone down his philosophy to be more acceptable to conventional society, Öbek fiiller
2:29Ayrıca, onun felsefesini geleneksel toplum için daha kabul edilebilir kılmak amacıyla yumuşatmaya çalıştılar,
attempted to tone down his philosophy: felsefesini yumuşatmaya çalıştı
Bu cümlede tone down, geleneksel toplumun daha kolay kabul edebilmesi için onun felsefesini daha az sert, radikal veya meydan okuyucu hâle getirmek demektir. Bir sesin perdesini düşürmek anlamına gelmez. attempt to + fiil yapısı bir şeyi yapmaya çalışmak anlamına gelir. Attempted to tone down, bunun için çaba gösterdiklerini belirtir ancak başarılı olduklarını söylemez. Tone down; dilin, görüşlerin, davranışların, renklerin ve başka unsurların yoğunluğunu azaltmayı anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The editor asked Maya to ____ the angry language before publication.
Cevabı göster
tone down
fundamentally at odds with his approach: yaklaşımıyla temelden çelişen
Be at odds with, bir şeyle çatışma veya uyuşmazlık içinde olmak demektir. Burada felsefeyi geleneksel toplumun kabul edebileceği hâle getirmek, geleneksel normlara meydan okumaya dayanan bir yaklaşımla çatışır. Odds burada kalıplaşmış deyimin bir parçasıdır; bahis oranları anlamına gelmez. Fundamentally, çatışmanın küçük bir uygulama farkında değil, temel ilkeler düzeyinde olduğunu belirtir. Yapı X be fundamentally at odds with Y biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “bir şeyle çatışmak” anlamına gelen kalıpla tamamlayın: The new advertising plan is ____ the company's privacy policy.
Cevabı göster
at odds with
Others viewed the cynics less charitably. Anlatım akışı
2:41Diğerleri ise kiniklere o kadar da merhametli bakmıyordu.
Others viewed ... less charitably: daha sert bir bakış açısına geçiş
Others, aktarılan görüşün sahibinin değiştiğini gösterir: bir grubun görüşünden sonra cümle başka bir gruba geçer. Viewed the cynics less charitably, Kiniklerin daha az olumlu veya daha az hoşgörülü biçimde değerlendirildiği anlamına gelir. Buradaki charitably, cömert ve anlayışlı bir yorumlama biçimini anlatır; hayır kurumlarına para vermekle ilgili değildir. İfade bütünüyle, okuyucuyu daha olumsuz bir değerlendirmeye hazırlar.
Alıştırma
“Others viewed the cynics less charitably.” cümlesi anlatımda nasıl bir geçiş yapıyor?
- Herkesin önceki övgüye katıldığını gösterir.
- Daha olumsuz görüşe sahip başka bir gruba geçer.
- Aynı grubun daha az para bağışladığını söyler.
Cevabı göster
Daha olumsuz görüşe sahip başka bir gruba geçer.
the satirist Lucian described the cynics of his own time as unprincipled, Kalıp ifadeler
2:48hicivci Lukianos kendi döneminin kiniklerini,
self-promoting hypocrites who only preached what Diogenes had once actually practiced. Anlatım akışı
2:55sadece Diyojen'in bir zamanlar gerçekten uyguladıklarını vaaz eden, kendi reklamını yapan ikiyüzlüler olarak tanımladı.
described ... as ...: bir nitelemeyi aktarma
Kalıp describe + object + as + description biçimindedir. Object, hakkında konuşulan kişi veya şeyi belirtir; as ise onu niteleyen sıfatı veya isim grubunu tanıtır. Burada the cynics of his own time object görevindedir ve unprincipled, Lukianos’un tanımlamasını başlatır. Bu aktarma kalıbı, yargının kaynağını açık tutar. Cümle bize Lukianos’un Kinikleri nasıl nitelediğini anlatır; bu nitelemeyi anlatıcının kendi kanıtlanmış gerçeği olarak otomatik biçimde sunmaz.
Alıştırma
describe + object + as + description kalıbını tamamlayın: The reviewer described the ending ____ predictable.
Cevabı göster
as
only preached what ... actually practiced: sözler ve eylemler
Burada preached, özellikle “dinî bir vaaz verdi” değil, “bir düşünceyi halka açık biçimde savundu veya öğretti” anlamındadır. practiced ise “düşünceyi eyleme geçirdi” demektir. Bu iki sözcük sözlerle davranışları karşı karşıya getirirken only ve actually karşıtlığı daha da belirginleştirir. who ile başlayan yan cümle self-promoting hypocrites ifadesini niteler ve suçlamanın nedenini açıklar: bu insanlar, Diogenes'in gerçekten hayatına uyguladığı ilkeler hakkında yalnızca konuşuyordu. Preach ile practice arasındaki bu karşıtlık, davranışları savundukları düşüncelerle uyuşmayan kişileri eleştirmek için sıkça kullanılır.
Alıştırma
preached ile practiced karşıtlığının oluşturduğu eleştiriyi en iyi hangi açıklama ifade eder?
- Bu insanlar bir düşünceyi savunuyor ama kendileri eyleme geçirmiyordu.
- Bu insanlar bir düşünceden hiç söz etmeden onu uyguluyordu.
- Bu insanlar bir düşünceyi konuşuyor ve sürekli ona göre yaşıyordu.
Cevabı göster
Bu insanlar bir düşünceyi savunuyor ama kendileri eyleme geçirmiyordu.
Reading Lucian's texts centuries later, Dilbilgisi
3:01Yüzyıllar sonra Lukianos'un metinlerini okuyan
Renaissance and Reformation writers called their rivals cynics as an insult, Kalıp ifadeler
3:03Rönesans ve Reform yazarları, rakiplerini hakaret amacıyla kinik olarak adlandırdılar,
meaning people who criticized others without having anything worthwhile to say. Dilbilgisi
3:09bununla söyleyecek değerli bir şeyi olmadan başkalarını eleştiren kişileri kastediyorlardı.
Reading Lucian's texts centuries later: cümle başında bir -ing grubu
Reading Lucian's texts centuries later, cümle başında kullanılan -ing biçimli bir ortaç grubudur. Ana olayın arka planını verir ve “When they read Lucian's texts centuries later” biçiminde açılabilir. Cümlenin asıl çekimli fiili Reading değil, called sözcüğüdür. Reading eyleminin örtük öznesi, virgülden hemen sonra gelen ana cümle öznesidir: Renaissance and Reformation writers. Bu kısa yapı, arka plandaki eylemle ana eylemi yapan kişi aynı olduğunda kullanılabilir.
Alıştırma
Örnek cümlede Reading Lucian's texts eylemini kim yapıyor?
- Lucian's texts
- Renaissance and Reformation writers
- their rivals
Cevabı göster
Renaissance and Reformation writers
called their rivals cynics as an insult: bir etiketi hakaret amacıyla kullanmak
Burada call someone X, birine X etiketini vermek demektir. Their rivals etiketi alan kişileri, cynics ise kullanılan etiketi belirtir. As an insult, yazarların bu etiketi nasıl kullandığını gösterir: tarafsız bir tanım olarak değil, rakiplerine saldırmak veya onları küçümsemek için. Bu yapı, bir sözcüğün temel olarak neyi belirttiğiyle konuşanın o sözcüğü kullanma amacını ayırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Örnekteki as an insult neyi gösteriyor?
- Yazarlar rakiplerine resmî bir felsefi unvan verdi.
- Yazarlar cynics etiketini rakiplerini kırmak veya küçümsemek için kullandı.
- Yazarlar rakiplerinin kendileri için seçtiği tarafsız bir adı tekrarladı.
Cevabı göster
Yazarlar cynics etiketini rakiplerini kırmak veya küçümsemek için kullandı.
without having anything worthwhile to say: eksik bir eylemi without + -ing ile belirtmek
Without + -ing, bir eylem gerçekleşirken onu destekleyebilecek başka bir eylemin, koşulun veya katkının bulunmadığını gösterir. Burada bu insanlar başkalarını eleştirir, ancak kendilerinin sunacağı değerli bir düşünce yoktur. Anything worthwhile to say, “söylemeye değer herhangi bir şey” demektir. Worthwhile, anything belirsiz zamirinden sonra gelir; to say ise neyin değerli olacağını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi without + offer fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Maya criticized the design ____ a useful alternative.
Cevabı göster
without offering
This usage eventually laid the groundwork for the modern meaning of the word cynic, Deyimler
3:15Bu kullanım nihayetinde 'kinik' kelimesinin modern anlamının temelini attı,
laid the groundwork for: daha sonraki bir sonucun koşullarını oluşturmak
To lay the groundwork for something, bir şeyin daha sonra gelişmesini sağlayacak temel koşulları oluşturmak demektir. Burada laid, lay fiilinin geçmiş zaman biçimidir; for ise daha sonraki sonucu, yani cynic sözcüğünün modern anlamını getirir. Bu ifade mecazidir: groundwork gerçek bir inşaat çalışmasını anlatmaz. Önceki kullanımın sonraki anlamı mümkün kılmaya yardım ettiğini gösterir; o anlamı hemen ya da tek başına ortaya çıkardığını söylemez.
Alıştırma
İlk keşfin daha sonraki çalışmalar için temel oluşturduğunu doğru biçimde söyleyen cümleyi seçin.
- The discovery laid the groundwork for later research.
- The discovery laid the groundwork of later research.
- The discovery layed the groundwork for later research.
Cevabı göster
The discovery laid the groundwork for later research.
a person who thinks everyone else is acting out of pure self-interest, Kalıp ifadeler
3:20yani daha ulvi bir amaç iddia etseler bile
even if they claim a higher motive. Dilbilgisi
3:25diğer herkesin tamamen kendi çıkarı için hareket ettiğini düşünen kişi.
acting out of pure self-interest: bir güdüyü belirtmek
act out of + isim öbeği yapısında out of, eylemin nedenini veya güdüsünü belirtir. Acting out of pure self-interest, yalnızca kişinin kendisine yarar sağlamak amacıyla hareket etmesi demektir. Pure bu yargıyı güçlendirir: konuşan kişi, eylemin arkasında daha iyi niyetli veya daha yüce bir güdü görmez. Bu cümlede söz konusu inanç, cynic tanımının bir parçasıdır.
Alıştırma
Bir rapora göre bir yönetici, yalnızca kendi kârını koruduğu için daha güvenli bir planı reddetti. Hangi cümle onun bencil güdüsünü en doğrudan belirtir?
- She acted out of pure self-interest.
- She acted despite the risk to herself.
- She acted out of genuine concern for the team.
Cevabı göster
She acted out of pure self-interest.
even if they claim a higher motive: ödünleme bildiren bir koşul
Even if ödünleme bildiren bir koşul kurar: koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de ana yargı geçerli kalır. Burada kinik bir kişi, insanların güdüleri hakkında ne söylediklerine bakmadan kendi çıkarları için hareket ettiğini varsayar. Claim, söylenenin doğru olduğunu doğrulamadan birinin ne iddia ettiğini aktarır. A higher motive, kişisel kazançtan daha ahlaki veya idealist bir neden demektir.
Alıştırma
Cümleyi varsayımsal veya belirsiz bir koşul için kullanılan iki sözcüklü ödünleme bağlacıyla tamamlayın: ____ you disagree, please listen to the whole explanation.
Cevabı göster
Even if
especially among those who wished to question the state of society. Kalıp ifadeler
3:32özellikle de toplumun gidişatını sorgulamak isteyenler arasında.
Still, ... had admirers: önceki düşünceyi düzeltme
Cümle başındaki Still, yine de ya da buna rağmen anlamına gelen bir söylem belirtecidir; hareketsiz anlamında değildir. Önceki olumsuz noktayı kabul eder, sonra da buna rağmen geçerli kalan bir olgu ekler. Burada okuru Kinizmin olumsuz imajından bu izlenimi sınırlayan bir olguya yönlendirir: bu felsefenin yine de hayranları vardı. Bu yapı, daha önce söylenenlerin tümünü reddetmeden önceki izlenimi düzeltir.
Alıştırma
Hangi cümlede Still örnektekiyle aynı söylem işlevinde kullanılmıştır?
- The road was difficult. Still, we reached the village before dark.
- The lake was still in the early morning.
- She is still waiting for the bus.
Cevabı göster
The road was difficult. Still, we reached the village before dark.
to question the state of society: toplumsal koşulları eleştirel biçimde incelemek
Burada question, bir şeyin doğru ya da kabul edilebilir olup olmadığını eleştirel biçimde incelemek veya bundan kuşku duymak anlamında kullanılan bir fiildir. Yalnızca soru sormak anlamına gelmez. The state of society, toplumun mevcut durumu demektir. Bu nedenle to question the state of society, mevcut toplumsal koşulları, değerleri veya kurumları eleştirel biçimde incelemek anlamına gelir.
Alıştırma
Cümledeki to question the state of society ne anlama geliyor?
- Bir devletin resmî adını öğrenmek
- Toplumun mevcut durumunun kabul edilebilir olup olmadığını eleştirel biçimde incelemek
- Topluma tek ve basit bir soru sormak
Cevabı göster
Toplumun mevcut durumunun kabul edilebilir olup olmadığını eleştirel biçimde incelemek
and technology corrupt people.
3:44ve teknolojinin insanları yozlaştırdığını savunduğunda, yeni Diyojen olarak adlandırıldı.
was called the new Diogenes: tarihî bir kişiyle yapılan karşılaştırma
Edilgen was called + etiket yapısı, başka insanların Rousseau için bu etiketi kullandığını gösterir. the new Diogenes etiketi, onu antik filozof Diyojen'i hatırlatan modern bir kişi olarak sunar; Rousseau'nun adını değiştirdiği anlamına gelmez. Bu karşılaştırmayı anlamak için Diyojen'in toplumsal geleneklere ve uygarlığın değerlerine meydan okumasıyla ünlü olduğunu bilmek yeterlidir. Rousseau'nun sanatın, bilimin ve teknolojinin insanları yozlaştırdığı iddiası, eleştirisinin benzer duyulmasına yol açtı.
Alıştırma
Burada was called the new Diogenes ne anlama geliyor?
- İnsanlar Rousseau'nun hayata dönen Diyojen olduğuna inanıyordu
- Rousseau yasal olarak adını Diyojen yaptı
- İnsanlar benzer eleştirel tutumu nedeniyle Rousseau'yu Diyojen'in modern bir karşılığı olarak görüyordu
Cevabı göster
İnsanlar benzer eleştirel tutumu nedeniyle Rousseau'yu Diyojen'in modern bir karşılığı olarak görüyordu
argued that ...: Bir iddiayı aktarmak
Bu cümlede argued that, onun öne sürdüğü görüşü tanıtır: sanat, bilim ve teknoloji insanları yozlaştırır. Buradaki argued, tartışma çıkarmak değil, bir iddiayı ortaya koyup desteklemek anlamındadır. that ile başlayan yan cümle, iddianın içeriğini verir. Bu yapı, anlatıcının o görüşe katıldığını göstermeden görüşü belirli bir kişiye atfetmeyi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede argued that, bir tartışmayı değil, bir kişinin iddiasını aktarmak için kullanılmıştır?
- The historian argued that the policy caused more harm than good.
- The historian argued with a colleague after the meeting.
- The historian had an argument in the hallway.
Cevabı göster
The historian argued that the policy caused more harm than good.
Friedrich Nietzsche reimagined a story in which Diogenes went into the Athenian marketplace with a lantern, Dilbilgisi
3:48Friedrich Nietzsche, Diyojen'in bir fenerle Atina pazarına girdiği
searching in vain for a single honest person. Kalıp ifadeler
3:55ve boş yere dürüst tek bir insan aradığı hikayeyi yeniden kurguladı.
a story in which ...: İlgi cümleciğiyle hikâye içeriği eklemek
a story in which Diogenes ... ifadesinde in which, story sözcüğünü niteleyen ilgi cümleciğini başlatır. Which, story sözcüğüne geri gönderme yapar; in ise olayların o hikâyenin içinde gerçekleştiğini gösterir. Burada in which, in the story ile aynı işlevdedir. İlgi cümleciği story sözcüğüne bağlı kalır ve hikâyede ne olduğunu anlatır. İsim + in which + tam cümlecik kalıbı; bir hikâyenin, filmin veya durumun içeriğini kısa ve düzenli biçimde açıklamayı sağlar.
Alıştırma
Romanın içinde ne olduğunu anlatan edat + ilgi zamiri yapısıyla cümleyi tamamlayın: She wrote a novel ____ two sisters solve a mystery.
Cevabı göster
in which
searching in vain for ...: ... arayıp bulamamak
In vain, “başarısız bir şekilde” veya “boşuna” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Burada searching in vain for a single honest person, arama sonucunda tek bir dürüst insanın bile bulunamadığını anlatır. Bu ifade searching sözcüğünü niteler; for ise aranan şeyi veya kişiyi belirtir. Buradaki vain sözcüğünü “görünüşüyle ya da yetenekleriyle aşırı gurur duyan” anlamındaki sıfat olarak yorumlamayın.
Alıştırma
Cümleyi “başarısız bir şekilde” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The team searched ____ for the lost file.
Cevabı göster
in vain
a so-called madman rushes into a town square to proclaim that God is dead. Notlar
4:00sözde bir deli, Tanrı'nın öldüğünü ilan etmek için bir kasaba meydanına dalar.
In Nietzsche's version: Nietzsche'nin yeniden anlatımını çerçevelemek
In Nietzsche's version cümle başında kullanılan bir çerçeve ifadedir: sıradaki bilginin kimin yeniden anlatımına ait olduğunu gösterir. Bu nedenle deliyle ilgili ifade, önceki Diyojen hikâyesinin değişmemiş bir ayrıntısı olarak değil, Nietzsche'nin yeniden kurgulamasının bir parçası olarak sunulur. Başka bağlamlarda da kullanılabilen In X's version, ... kalıbı, okurun farklı anlatımlar, uyarlamalar veya aktarımlar arasındaki geçişi takip etmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Cümle başındaki In Nietzsche's version ifadesi neyi belirtir?
- Sonraki olay Nietzsche'nin yeniden anlatımına aittir.
- Nietzsche olaya bizzat tanık olmuştur.
- Hikâyenin tüm versiyonlarında tamamen aynı olay vardır.
Cevabı göster
Sonraki olay Nietzsche'nin yeniden anlatımına aittir.
so-called madman: bir etikete mesafe koymak
Bir addan önce kullanılan so-called, “bu adla tanımlanan ya da anılan” anlamına gelir. so-called madman ifadesinde madman, anlatıcının doğrudan doğruladığı bir teşhis değil, önceden var olan bir etiket olarak sunulur. Bu ifade çoğu zaman etikete mesafe koyar ve şüphe, ironi ya da karşı çıkış belirtebilir. Bu tutumun gücünü bağlam belirler; burada madman tanımının adil olup olmadığını yeniden düşünmeye çağırır.
Alıştırma
“The so-called expert could not answer a basic question.” cümlesinde so-called neyi düşündürür?
- Konuşan kişi, o kişinin resmî yeterliliğini doğruluyor.
- Konuşan kişi, o kişinin expert etiketini hak edip etmediğinden şüphe duyabilir.
- Kişinin adı Expert'tır.
Cevabı göster
Konuşan kişi, o kişinin expert etiketini hak edip etmediğinden şüphe duyabilir.
God is dead: anlam ve değerin geleneksel temellerinin kaybı
God is dead, Nietzsche'nin ünlü felsefi bildirisidir. Bu bağlamda, ilahi bir varlığın gerçekten öldüğünü bildiren bir haber değildir. Nietzsche bu sözü, Avrupa kültüründe geleneksel Hristiyan inancının ve ona dayandırılan mutlak değerlerin otoritesinin azalmasına işaret etmek için kullanır. Bildiri ardından şu soruyu doğurur: Miras alınan bu temeller artık yaygın kabul görmediğinde insan yaşamına ne yön verebilir?
Alıştırma
Bu bağlamda God is dead sözünün temel düşüncesi nedir?
- Nietzsche yeni keşfedilmiş bir tarihsel olayı haber vermektedir.
- Anlam ve değerlere ilişkin geleneksel temeller otoritelerinin büyük bölümünü kaybetmiştir.
- God adlı bir karakter kasaba meydanında ölmüştür.
Cevabı göster
Anlam ve değerlere ilişkin geleneksel temeller otoritelerinin büyük bölümünü kaybetmiştir.
This was Nietzsche's way of calling for a revaluation of values Kalıp ifadeler
4:06Bu, Nietzsche'nin değerlerin yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunma
calling for a revaluation of values: değerlerin yeniden değerlendirilmesini savunmak
calling for... ifadesinde call for + isim öbeği, bir şeyin gerçekleşmesini savunmak veya bunu açıkça talep etmek anlamına gelir. Calling, way of yapısından sonra geldiği için -ing biçimindedir: Nietzsche's way of calling for.... A revaluation of values, mevcut değerleri yeniden değerlendirmek ve gerekirse bunların sırasını ya da önemini değiştirmek demektir. İfadenin bütünü, Nietzsche'nin hikâye ve bildiriyi toplumun ölçütlerini yeniden düşünmesini istemek için kullandığını anlatır; birine telefon ettiğini değil.
Alıştırma
Cümleyi call for ifadesinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: The editorial is ____ a full review of the policy.
Cevabı göster
calling for
and rejecting the dominant Christian and Platonic idea of universal spiritual insights beyond the physical world. Kültür
4:10ve fiziksel dünyanın ötesindeki evrensel ruhsal içgörülere dair baskın Hıristiyan ve Platoncu fikri reddetme yoluydu.
fiziksel dünyanın ötesindeki baskın Hristiyan ve Platoncu düşünce
Burada Platonic büyük harfle başlar çünkü romantik olmayan bir ilişkiyi değil, Platon'u ve onunla bağlantılı felsefi geleneği ifade eder. Christian ve Platonic, burada özetlenen geleneksel düşünceyi birlikte niteler. Bu kısa özette söz konusu düşünce, evrensel ruhsal hakikat veya içgörünün fiziksel dünyanın ötesinde var olduğunu kabul eder. Dominant, bu bakışın Batı düşüncesinde büyük bir otoriteye sahip olduğunu; rejecting ise Nietzsche'nin böyle aşkın bir alanı değerlerin nihai temeli olarak kullanmayı reddettiğini gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede Platonic ne anlama gelir?
- Düşüncenin pratik ve maddi olduğu anlamına gelir.
- Platon'la ilişkili felsefi geleneği ifade eder.
- Romantizm içermeyen bir arkadaşlığı anlatır.
Cevabı göster
Platon'la ilişkili felsefi geleneği ifade eder.
Nietzsche admired Diogenes for sticking stubbornly to the here and now. Deyimler
4:19Nietzsche, Diyojen'e burada ve şimdi olana inatla bağlı kalmasından dolayı hayrandı.
sticking stubbornly to the here and now: şimdiki gerçekliğe inatla bağlı kalmak
sticking stubbornly to ifadesinde stick to, bir şeye odaklanmayı sürdürmek ya da ona bağlı kalmak demektir. Stubbornly, Diogenes'in bu odağından uzaklaştırılamadığını vurgular ve eleştirel ya da takdir edici duyulabilecek bir ton ekler. the here and now, yalnızca here konumu ile now zamanının toplamı değil, şimdiki somut gerçekliği ve doğrudan deneyimi anlatan bir isim öbeğidir. Sözcükler birlikte, onu gündelik yaşamın ötesindeki bir dünyada hakikat aramak yerine yaşanan gerçeklikte ısrar eden biri olarak gösterir.
Alıştırma
Örnekte sticking stubbornly to the here and now ne anlama geliyor?
- Daha sonraki bir zamana kadar fiziksel olarak aynı yerde kalmak.
- Dikkati şimdiki somut gerçeklikten uzaklaştırmayı reddetmek.
- Uzak geleceği ayrıntılı biçimde tahmin etmeye çalışmak.
Cevabı göster
Dikkati şimdiki somut gerçeklikten uzaklaştırmayı reddetmek.
the hippies of the 1960s have been compared with Diogenes as countercultural rebels. Kültür
4:251960'ların hippileri, karşı kültür isyancıları olarak Diyojen ile karşılaştırılmıştır.
the hippies of the 1960s ... countercultural rebels: karşı kültürel başkaldıranlar olarak karşılaştırma
The hippies of the 1960s, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batı ülkelerinde ana akım değerleri ve geleneksel yaşam biçimlerini sorgulayan karşı kültürle ilişkili insanları anlatır. Bu nedenle countercultural rebels, inançları ve yaşam biçimleriyle baskın kültürel kurallara meydan okuyan insanlar demektir; rebels burada silahlı isyancıları anlatmaz. Have been compared with ... as, karşılaştırmanın hangi ortak özelliğe dayandığını gösterir. Diogenes ve hippiler çok farklı dönemlerde yaşamış olsa da cümle onları kendi toplumlarının kabul edilmiş değer ve geleneklerine direnen insanlar olarak bir araya getirir. Her bakımdan birbirlerine benzediklerini ileri sürmez.
Alıştırma
Bu cümlede 1960'ların hippileriyle Diogenes'in karşılaştırılmasının temel dayanağı nedir?
- Aynı antik felsefe okuluna bağlı oldukları söylenir.
- Aynı silahlı isyanın üyeleri olarak tanımlanırlar.
- Kendi toplumlarının baskın değerlerine ve geleneklerine meydan okuyan insanlar olarak gösterilirler.
Cevabı göster
Kendi toplumlarının baskın değerlerine ve geleneklerine meydan okuyan insanlar olarak gösterilirler.
Diogenes's ideas have been adopted and reimagined over and over again. Kalıp ifadeler
4:32Diyojen'in fikirleri defalarca benimsenmiş ve yeniden yorumlanmıştır.
adopted and reimagined over and over: tekrar tekrar benimseme ve yeniden tasarlama
Adopted, sonraki dönemlerdeki insanların bu fikirleri kabul edip kullanmaya başladığını anlatır. Reimagined ise fikirlerin yeni bir şekilde anlaşıldığını, biçimlendirildiğini veya sunulduğunu belirtir; fikirlerin hiç değiştirilmeden tekrarlanması anlamına gelmez. Edilgen present perfect yapısı have been adopted and reimagined, odağı fikirlere ve bu fikirlerin zaman içinde tekrar tekrar ele alınmasına yöneltir. Over and over bunun birçok kez gerçekleştiğini ekler.
Alıştırma
Hangi cümle "adopted and reimagined over and over" ifadesinin anlamına en uygundur?
- İnsanlar fikri tekrar tekrar kabul edip yeni biçimlerde yeniden şekillendirdi.
- İnsanlar fikri tekrar tekrar reddedip onun hakkında konuşmayı bıraktı.
- Fikir hiçbir değişiklik yapılmadan yalnızca bir kez kopyalandı.
Cevabı göster
İnsanlar fikri tekrar tekrar kabul edip yeni biçimlerde yeniden şekillendirdi.
The original cynics might not have approved of these fresh takes. Kelime
4:37Orijinal kinikler bu yeni yorumları onaylamayabilirdi.
have approved of these fresh takes: yeni yorumları onaylamak
Approve of, bir şeyi kabul edilebilir, iyi veya desteklenmeye değer bulmak demektir. Buradaki these fresh takes, fikirlerin yeni yorumları veya yeni sunuluş biçimleri anlamındadır; take burada bir bakış açısını ya da yorumu anlatan isimdir, bir şeyi alma eylemi değildir. Might not have approved of yapısının tamamında might belirsizlik bildirir, have approved ise olası onayı geçmiş zamana yerleştirir. Konuşmacı, ilk Kiniklerin sonraki yorumlardan belki de hoşlanmayacağını temkinli bir şekilde belirtir.
Alıştırma
Hangi seçenek "have approved of these fresh takes" ifadesini en iyi biçimde açıklar?
- bu fikirleri ilk kez yaratmış olmak
- bu yeni yorumlara olumlu bakmış olmak
- bu yeni nesneleri fiziksel olarak almış olmak
Cevabı göster
bu yeni yorumlara olumlu bakmış olmak
They believed that their values of rejecting custom and living closely with nature were the only true values. Dilbilgisi
4:41Gelenekleri reddetme ve doğayla iç içe yaşama değerlerinin tek gerçek değerler olduğuna inanıyorlardı.
values of rejecting ... and living ...: değerlerin içeriğini -ing biçimleriyle tanımlama
of rejecting custom and living closely with nature ifadesi, bu değerlerin nelerden oluştuğunu gösterir. of edatından sonra gelen rejecting ve living gerund, yani burada isim gibi kullanılan -ing biçimli fiillerdir. Cümlenin ana fiilleri değildir. İki gerund öbeği and ile bağlanır ve birbiriyle uyumlu, paralel biçimdedir. values of + -ing yapısını, savunulan eylemleri adlandırarak idealleri ya da ilkeleri tanımlamak için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
values of sonrasında help ve protect fiillerinin doğru biçimlerini kullanarak cümleyi tamamlayın: Our club promotes the values of ____ others and ____ nature.
Cevabı göster
helping · protecting
Whether or not you agree with that or with any of the later incarnations, Dilbilgisi
4:48Buna veya daha sonraki herhangi bir versiyona katılsanız da katılmasanız da,
Whether or not you agree ...: her iki olasılığı da kapsayan ödünleyici yapı
Whether or not you agree ... burada 'katılıp katılmadığınıza bakılmaksızın' anlamına gelen ödünleyici bir giriş yapısıdır. Katılma ve katılmama olasılıklarının ikisini de kapsar ve sonraki sonucun her iki durumda da geçerli olacağını belirtir. Doğrudan bir soru değildir. Burada that, ilk başta sözü edilen değerler bütününü; later incarnations ise aynı felsefenin daha sonraki biçimlerini veya sürümlerini ifade eder. with sözcüğünün tekrarlanması agree fiilinin iki nesnesini açıkça gösterir: with that ve with any of the later incarnations.
Alıştırma
Cümleyi Whether ile başlayan üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: ____ the bus is late, the meeting will start at nine.
Cevabı göster
Whether or not
have one thing in common: ortak bir özelliği paylaşmak
Have one thing in common, iki veya daha fazla kişinin, şeyin ya da düşüncenin belirli bir özelliği paylaştığı anlamına gelir. Buradaki thing, birlikte sahip olunan bir nesneyi değil, soyut bir özelliği anlatır. Bu ifade önce ortak bir özellik bulunduğunu haber verebilir; ardından gelen yan cümle veya cümle bu özelliğin ne olduğunu açıklayabilir. Bu örnekte They questioned the status quo, ortak özelliği belirtir.
Alıştırma
“Tek bir özelliği paylaşmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: These two plans look different, but they ____: both reduce energy use.
Cevabı göster
have one thing in common
question the status quo: kabul edilmiş uygulamaları sorgulamak
Question burada fiildir. Bir şeyin doğru ya da gerekli olup olmadığından kuşku duymak veya bunu incelemek anlamına gelir; yalnızca bilgi istemek için soru sormak değildir. The status quo, işlerin şu anki hâlini, özellikle de uzun süredir kabul edilen kuralları, sistemleri veya alışkanlıkları anlatır. Question the status quo, kabul edilmiş iş yapma biçimlerinin doğru olduğunu varsaymak yerine onları incelemek demektir. Genellikle meydan okuma veya reform düşüncesi taşır, ancak her şeyi reddetmek ya da hemen değişiklik istemek anlamına gelmez.
Alıştırma
'The committee questioned the status quo' cümlesine en uygun anlam hangisidir?
- Kabul görmüş uygulamaları incelediler ve bunları değiştirmeyi düşündüler.
- Mevcut koşulları değerlendirmeden tarafsızca aktardılar.
- Toplantının saatini sordular.
Cevabı göster
Kabul görmüş uygulamaları incelediler ve bunları değiştirmeyi düşündüler.
And that's an example we can still follow. Anlatım akışı
4:57Ve bu, bizim de hala takip edebileceğimiz bir örnektir.
an example we can still follow ile geçmişten bugüne uygulanabilir bir ders çıkarma
Bu kapanış cümlesinde that, daha önce sözü edilen eyleme, yani mevcut durumu sorgulamaya gönderme yapar. Bu eylemi an example we can still follow diye adlandırmak, geçmişteki bir hikâyeyi bugünün insanları için uygulanabilir bir derse dönüştürür. Burada follow an example, değerli bir eylemi örnek almak demektir; birinin arkasından yürümek değildir. still, eylem geçmişten gelse de bugün hâlâ yararlı olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bu kapanış cümlesinde an example we can still follow ne işe yarar?
- Daha sonra başka bir örneğin verileceğini duyurur.
- Dinleyicilere tarihî bir kişinin arkasından yürümelerini söyler.
- Önceki eylemi günümüz insanları için yararlı bir örnek olarak sunar.
Cevabı göster
Önceki eylemi günümüz insanları için yararlı bir örnek olarak sunar.
Not to blindly follow conventional or majority views, Dilbilgisi
5:00Geleneksel veya çoğunluk görüşlerini körü körüne takip etmemek,
but to think hard about what is truly valuable.
5:04bunun yerine neyin gerçekten değerli olduğu hakkında derinlemesine düşünmek.
Not to ..., but to ... ile bir eylemi reddedip yerine diğerini önerme
Not to ..., but to ... iki paralel mastar öbeğini birbirine bağlar. not to bölümü bir eylemi reddederken but to bölümü konuşanın gerçekten önerdiği eylemi verir. Burada blindly follow reddedilir, think hard ise önerilir. Her iki fiilin yalın hâlinden önce to kullanılması karşıtlığı açık ve dengeli kılar. Bu bağlamda parçanın tamamı, önceki örneği izlemenin gerçekte ne anlama gelmesi gerektiğini açıklar.
Alıştırma
not to A, but to B yapısını tamamlamak için memorize ve understand fiillerini kullanın: Our aim is ____ every detail, ____ the main idea.
Cevabı göster
not to memorize · but to understand
Thinking critically about our institutions and way of life is more important than ever. Kalıp ifadeler
5:09Kurumlarımız ve yaşam tarzımız hakkında eleştirel düşünmek her zamankinden daha önemli.
Kurumlarımız ve yaşam biçimimiz üzerine eleştirel düşünmek
Bu cümlede thinking critically about, bir sonuca varmadan önce fikirleri, varsayımları, kanıtları ve sonuçları dikkatle incelemek demektir. Critically analitik bir yaklaşımı anlatır; otomatik olarak kusur bulmak anlamına gelmez. -ing ile başlayan yan cümlenin tamamı is fiilinin öznesidir. Burada institutions, binaları değil; yönetim, eğitim ve hukuk gibi yerleşik toplumsal sistemleri veya önemli kuruluşları ifade eder. Way of life, bir toplumun ya da grubun alışılmış yaşam biçimidir. İfade bir bütün olarak toplumun nasıl örgütlendiğini ve insanların nasıl yaşadığını düşünerek değerlendirmeyi anlatır.
Alıştırma
thinking critically about social institutions ifadesi bir kişiden ne yapmasını ister?
- Yalnızca kusurlarını sıralayıp güçlü yanlarını görmezden gelmek.
- Bir sonuca varmadan önce varsayımlarını ve kanıtlarını incelemek.
- Sırf eski oldukları için onları reddetmek.
Cevabı göster
Bir sonuca varmadan önce varsayımlarını ve kanıtlarını incelemek.
Her zamankinden daha önemli
More important than ever, “şimdi önceki herhangi bir zamandan daha önemli” demektir. Ever, karşılaştırmayı geçmişteki tüm zamanları kapsayacak şekilde genişletir; belirli bir anı ifade etmez. more + adjective + than ever kalıbı, mevcut bir durumu güçlü biçimde vurgular. Örneğin more necessary than ever ve more relevant than ever aynı yapıyı kullanır.
Alıştırma
“Şimdi önceki herhangi bir zamandan daha önemli” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: In an emergency, clear communication is ____.
Cevabı göster
more important than ever
Hone your newfound skepticism with these videos. Kalıp ifadeler
5:14Yeni bulduğunuz şüpheciliğinizi bu videolarla bileyin.
Hone your newfound skepticism: yeni kazandığın sorgulama alışkanlığını geliştirmek
“Hone your newfound skepticism” ifadesinde hone, bir şeyi sürekli pratikle geliştirmek veya keskinleştirmek demektir. Newfound, yakın zamanda kazanılmış ya da keşfedilmiş anlamına gelir. Hone... emir biçimi, yeni oluşmaya başlayan sorgulama alışkanlığını güçlendirmeye devam etmeye yönelik teşvik edici bir çağrıdır. Burada skepticism, iddiaları otomatik olarak kabul etmek yerine onları kontrol etmek ve kanıt aramak demektir. Her şeyi reddetmek değil, kanıta dayalı ve dikkatli bir şüphe duymaktır.
Alıştırma
Bu cümledeki “Hone your newfound skepticism” ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Yakın zamanda geliştirdiğin iddiaları sorgulama alışkanlığını güçlendirmek.
- Yeni iddiaları sorgulama alışkanlığını değiştirmeden bırakmak.
- Kanıtlara bakmadan her iddiayı hemen reddetmek.
Cevabı göster
Yakın zamanda geliştirdiğin iddiaları sorgulama alışkanlığını güçlendirmek.