İrrasyonel kararların arkasındaki psikoloji - Sara Garofalo: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bir yarışma programındaki ikilem ile iki olasılık deneyi; kayıptan kaçınma, birleşim yanılgısı ve çıpalamanın sezgiyle mantığı nasıl karşı karşıya getirdiğini gösteriyor. Video, sezgisel kestirmelerin hayatta kalmaya neden yararlı olduğunu, fakat günümüzün karmaşık kararlarında bilinçli biçimde sorgulanmaları gerektiğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Let's say — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bu kalıbın, bir örnek veya sav geliştirmek üzere dinleyiciyi varsayımsal bir durumu kabul etmeye davet ettiğini öğrenin. Açıklamalarda senaryo kuran bir giriş olarak tanıyabilir, sözcüğü sözcüğüne konuşma isteği şeklinde yorumlamaktan kaçınabilirsiniz. 2. cognitive bias — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Psikoloji ve eleştirel düşüncenin bu temel terimini, yargının akılcı analizden sistemli biçimde sapma eğilimi olarak anlayın. Terimi tek seferlik her hata için değil; kayıptan kaçınma, birleşim yanılgısı ve çıpalama gibi tekrar eden düşünce çarpıtmalarını anlatmak için kullanabilirsiniz. 3. shut off our brains' heuristics, — Deyimsel fiiller: shut off ifadesinin bir makineyi kapatmaktan soyut bir zihinsel işlevi durdurmaya doğru mecazi biçimde genişlediğini fark edin. Böylece kestirmelerin kolayca devre dışı bırakılamadığını, ancak sayılar veya olasılıklarla ilgili kararlarda etkilerinin fark edilip sezginin sorgulanabileceğini anlayabilirsiniz.
Bu derste
Let's say: varsayımsal bir durum sunmak
Burada Let's say, konuşmacının bir örnek kurabilmesi için dinleyicinin bir süreliğine kabul etmesi gereken varsayımsal bir durum sunar. Dinleyiciden gerçekten yüksek sesle bir şey söylemesini istemez. Yaygın yapı Let's say + tam bir cümledir. Önce durum kurulur; ardından bu durum üzerinden soru sorulabilir, açıklama yapılabilir veya akıl yürütülebilir.
Alıştırma
Bu cümlede Let's say ne işe yarıyor?
- Dinleyiciden bazı sözleri tekrar etmesini ister.
- Örnek için varsayımsal bir durum kurar.
- Kesinlikle gerçekleşmiş bir durumu bildirir.
Cevabı göster
Örnek için varsayımsal bir durum kurar.
game show: kuralları ve ödülleri olan televizyon yarışması
game show, yarışmacıların belirlenmiş kurallara göre soruları yanıtladığı, görevleri tamamladığı veya oyunlar oynadığı ve genellikle ödül kazanmaya çalıştığı bir televizyon programıdır. Buradaki be on a game show, bir gösteri veya sergiyi izlemek değil, programa yarışmacı olarak katılmak anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi durum game show ifadesine en uygun örnektir?
- Yarışmacılar kurallara uyar ve televizyonda ödül için yarışır.
- Bir mağaza vitrininde yeni video oyunlarını sergiler.
- Oyuncular tiyatro sahnesinde hayalî bir hikâyeyi canlandırır.
Cevabı göster
Yarışmacılar kurallara uyar ve televizyonda ödül için yarışır.
You've already earned: şu an önem taşıyan tamamlanmış bir sonuç
You've, you have ifadesinin kısaltmasıdır. Have + earned yapısı İngilizcedeki present perfect zamanı oluşturur; already ise genellikle yardımcı fiille geçmiş zaman ortacı arasına gelir. Burada konuşan kişi 1.000 doları tamamlanmış ve şu anki durumun parçası olan bir sonuç olarak sunar. İlk tur bitmiş olabilir, ancak oyun ve karar hâlâ devam eden durumun içindedir. Vurgu yalnızca paranın geçmişte kazanılmasında değil, sonraki seçimden önce zaten elde edilmiş olmasındadır.
Alıştırma
earn fiilini present perfect yapısında kullanın ve already sözcüğünü olağan orta konumuna yerleştirin: You ____ enough points to enter the final round.
Cevabı göster
have already earned
land on the bonus space: hamleyi bir oyun karesinde bitirmek
Bir masa oyununda veya benzer bir oyunda land on, bir piyonun ya da oyuncunun hamlesini belirli bir karede bitirmesi anlamına gelir. Bonus space, ek ödül veren bir karedir. Bu nedenle land on the bonus space, bir uçağın inişini değil, oyun hamlesinin sonucunu anlatır. Yapı, land on + kare, renk veya sayı şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümlede land on, bir oyun piyonunun hamlesini bir karede bitirmesi anlamında kullanılmıştır?
- Your token lands on the bonus space, so take an extra card.
- The plane lands on the runway before sunset.
- Place the bonus card next to the game board.
Cevabı göster
Your token lands on the bonus space, so take an extra card.
a $500 bonus guaranteed: isim grubundan sonra gelen guaranteed
Burada guaranteed, a $500 bonus isim grubundan sonra gelir ve bu bonusu niteler. 500 doların şansa bağlı olmadan kesin olarak alınacağı anlamına gelir; bonusu garanti etmek anlamında ikinci bir eylem değildir. Bu, sıfatın isimden sonra geldiği ve postpositive olarak adlandırılan bir kullanımdır. Konuşmada sonradan eklenen bir güvence gibi duyulur. Daha yaygın ve tarafsız sıra a guaranteed $500 bonus, tam cümlecikli biçim ise the $500 bonus is guaranteed şeklindedir.
Alıştırma
The winner gets a $100 payment guaranteed cümlesinde guaranteed ne işe yarar?
- İkinci bir ödül sunar.
- Kazanana bir söz vermesini söyler.
- Ödemenin kesin olduğunu belirtir.
Cevabı göster
Ödemenin kesin olduğunu belirtir.
can either ... or ... ile iki seçenek sunmak
Birlikte kullanılan either ... or ... yapısı iki seçenek sunar. Burada ilk seçenek 500 dolarlık garantili bonusu almak, ikinci seçenek ise yazı tura atmaktır. Bu kararda seçeneklerden biri diğerinin yerine geçer; konuşmacı ikisini birden sunmaz. Either ilk seçeneğin başladığını gösterir, or ise ikinci seçeneği getirir. Either sözcüğünü tek başına ayrıca anlamında düşünmek yerine either ... or ... ifadesinin tamamını tek bir seçim kalıbı olarak anlayın. Konuşmacı or sözcüğünden sonra you can ifadesini tekrar ediyor. Bu, konuşmada doğaldır. Daha kısa ve paralel bir biçim You can either take the bonus or flip a coin. olur.
Alıştırma
Either ... or ... seçim kalıbını tamamlayın: At the activity desk, you have two choices: You can ____ join the art class ____ play soccer.
Cevabı göster
either · or
flip a coin: sonucu şansa bırakarak karar vermek
Flip a coin, bir madeni parayı havaya atıp yazı mı tura mı geldiğine göre bir sonuç seçmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede rastgele bir karar verme yolu sunar. İfade, yalnızca parayı çevirmeyi değil, parayla uygulanan karar verme yönteminin tamamını anlatır.
Alıştırma
Madeni parayla rastgele karar vermeyi anlatan kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: Let's ____ to decide who goes first.
Cevabı göster
flip a coin
If it's heads ... If it's tails: koşulları sonuçlarla eşleştirmek
If it's heads ve If it's tails, birbirine paralel iki if koşul yan cümlesidir. Heads ve tails, yazı tura atışının iki olası yüzünü adlandırır; her koşuldan sonraki ana cümle, o sonucun doğuracağı durumu belirtir. Aynı If it's ... kalıbını tekrarlamak iki kuralı ayrı tutar ve karşılaştırmayı kolaylaştırır. Bu kalıp başka iki seçenekli durumları da düzenleyebilir: If + koşul, sonuç; if + diğer koşul, diğer sonuç.
Alıştırma
Hangi seçenek, madeni paranın iki yüzüne farklı sonuçlar vermek için birbirine paralel iki if koşulunu açıkça kullanıyor?
- Mia starts first, and Leo starts second.
- If it's heads, Mia starts. If it's tails, Leo starts.
- If it's heads, Mia and Leo start.
Cevabı göster
If it's heads, Mia starts. If it's tails, Leo starts.
heads ... tails: madeni paranın iki yüzü
Yazı tura atışında heads, üzerinde insan başı, portre veya ana desen bulunan yüzü; tails ise karşı yüzü belirtir. Buradaki iki if yan cümlesi, iki olası sonucu ve her sonuca karşılık gelen ödülü açıklar. Bu sözcükler -s ile bitseler de yazı tura bağlamında kalıplaşmış biçimlerdir. “It's heads,”, “It's tails,” veya “Heads or tails?” denir. Bu bağlamda onları sıradan vücut bölümü sözcükleri olarak yorumlamayın.
Alıştırma
Standart yazı tura sorusunu tamamlayın: “____ or ____?”
Cevabı göster
Heads · tails
no bonus at all: olumsuzluğu güçlendirmek
At all, olumsuz no bonus ifadesinden sonra gelir ve olumsuzluğu güçlendirir. Cümle, bonus miktarının sıfır olduğunu, yani kesinlikle hiçbir bonus bulunmadığını anlatır. Yaygın yapı “olumsuz ifade + at all” biçimindedir: no help at all, I don't understand at all. Bu kullanımda at all, her yeri veya her şeyi ifade etmez; en küçük miktarın ya da derecenin bile bulunmadığını vurgular.
Alıştırma
“You get no bonus at all” cümlesine en yakın anlam hangisidir?
- Kesinlikle hiçbir bonus alamazsın.
- Küçük bir bonus alırsın.
- Bonusu daha sonra alırsın.
Cevabı göster
Kesinlikle hiçbir bonus alamazsın.
you've earned $2,000 when you land on the penalty space. Kelime
0:30ceza hanesine geldiğinizde 2.000$ kazanmış durumdasınız.
penalty space: olumsuz sonuç doğuran oyun karesi
Bu cümlede penalty space, oyuncu üzerine geldiğinde para, puan veya bir tur kaybetme gibi bir dezavantajı tetikleyen işaretli bir oyun karesidir. Penalty, kuralların belirlediği olumsuz bir sonucu anlatır; yalnızca penaltı vuruşu veya başka bir spor hareketi anlamına gelmez. Bu karar oyununda penalty space olumsuz konumu adlandırır; kesin mali sonuç ise diğer kurallarla belirlenir. Penalty ismi, bunun ne tür bir oyun alanı olduğunu göstermek için space sözcüğünü niteler.
Alıştırma
Bir masa oyununun talimatlarında penalty space büyük olasılıkla neyi ifade eder?
- Oyuncuya her zaman ek ödül veren kareyi
- Kurallar gereği olumsuz bir sonuç doğuran kareyi
- Bir spor karşılaşmasında seyircilerin oturduğu yeri
Cevabı göster
Kurallar gereği olumsuz bir sonuç doğuran kareyi
take a $500 loss: 500 dolarlık mali zararı kabullenmek veya üstlenmek
Take a loss, bir zarara uğramak, zararı kabullenmek veya üstlenmek anlamına gelen yaygın bir fiil–isim birleşimidir. Take a $500 loss ifadesinde dolar miktarı loss sözcüğünü niteler ve zararın büyüklüğünü belirtir; take burada bir şeyi fiziksel olarak almak anlamına gelmez. Bu seçimde 500 dolarlık zarar, daha büyük ve belirsiz bir riskle yüzleşmeye devam etmek yerine kabullenilebilecek kesin bir maliyet olarak sunulur. Aynı kalıp başka miktar ve sıfatlarla da kullanılır: take a small loss ve take a major loss.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “mali zararı kabullenmek” anlamına gelen kalıpla tamamlayın: To avoid bigger costs later, the store decided to ____ on the damaged goods.
Cevabı göster
take a loss
try your luck at the coin flip: yazı turada şansını denemek
Try your luck, sonucu belirsiz ve kısmen şansa bağlı bir şeyi denemek anlamına gelir. Kelimenin tam anlamıyla ne kadar şanslı olduğunu test etmek demek değildir. At the coin flip, şansa dayalı olayın yazı tura olduğunu belirtir. try one's luck at + isim veya -ing biçimi, kişinin belirsiz sonucun kendi lehine olmasını umarak bir şeyi denediğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi try one's luck yapısıyla tamamla: Nina wants a chance-based prize, so she will ____ the raffle.
Cevabı göster
try her luck at
But if it's tails, ... instead: başka bir koşul ve yerine geçen sonuç
But, önceki durumdan başka bir duruma geçildiğini gösterir. If it's tails alternatif koşulu, you lose $1,000 ise bu koşulun sonucunu verir. Instead, bu sonucun daha önce açıklanan sonucun yerini aldığını belirtir. But if + alternatif koşul, + yerine geçen sonuç + instead kalıbı, bir kuralın veya planın iki olasılığını açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Alternatif bir koşulu ve onun yerine geçen sonucu göstermek için But if ... instead yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- But instead the bus is late, we'll walking.
- But if the bus is late, we'll walk instead.
- But if the bus is late instead of, we'll walk.
Cevabı göster
But if the bus is late, we'll walk instead.
you probably chose to take the guaranteed bonus in the first round
0:50muhtemelen ilk turda garantili bonusu almayı
If you're like most people: nazik bir genelleme yapmak
If you're like most people, dinleyicinin muhtemel tepkisini yaygın bir davranış kalıbının içine yerleştirir. Bu cümlede probably ile birlikte kullanılarak herkesin aynı seçimi yaptığını ileri sürmeden tipik bir seçim tahmin edilir. Bu anlatım, dinleyiciyi kendi tepkisini daha genel bir insan eğilimiyle karşılaştırmaya da davet eder. Kişisel bir yargı veya etiket değil, nazik bir giriş çerçevesidir.
Alıştırma
Bu cümlede “If you're like most people” ne işe yarıyor?
- Yaygın seçimin mantıklı seçim olduğunu kanıtlar.
- Herkesin aynı seçimi yaptığını söylemeden bu seçimi yaygın bir eğilim olarak sunar.
- Dinleyiciyi belirli bir insan türü olarak etiketler.
Cevabı göster
Herkesin aynı seçimi yaptığını söylemeden bu seçimi yaygın bir eğilim olarak sunar.
But if you think about it: daha dikkatli bir incelemeye geçmek
But, az önce anlatılan sezgisel seçimle bir karşıtlık kurar. If you think about it, dinleyiciden this makes no sense yargısını duymadan önce durup bu seçimi yeniden değerlendirmesini ister. Bu sözler birlikte savın akışını düzenler: önce doğal gelen şey sunulur, ardından onu sorgulayan daha dikkatli bir incelemeye geçilir. Buradaki think about it yalnızca düşünme eylemini anlatmaz; görüşün tersine döneceğini hazırlayan bir söylem işaretidir.
Alıştırma
“But if you think about it” söylemde hangi geçişi işaret eder?
- Sezgisel bir tepkiden daha dikkatli bir incelemeye geçiş.
- Önceki örneği ezberleme isteği.
- Konuyu kapatan son bir özet.
Cevabı göster
Sezgisel bir tepkiden daha dikkatli bir incelemeye geçiş.
makes no sense: bir şeyin mantıksız olduğunu söylemek
Bu cümlede makes no sense, “mantıklı veya anlaşılır değil” anlamına gelir. Özne olan this, hemen önce konuşulan düşünceyi ya da seçimi gösterir; yani konuşmacı o düşünceyi değerlendirir, birinin gerçekten bir şey “yaptığını” söylemez. Make sense, “anlaşılır veya mantıklı olmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Geniş zamanda tekil bir özneyle make, makes biçimine dönüşür; no eklenince olumsuz anlam oluşur.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “mantıksızdır” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The rule contradicts itself, so it ____.
Cevabı göster
makes no sense
The odds and outcomes: olasılık ve muhtemel sonuçlar
Burada odds, belirli olayların gerçekleşme ihtimalini; outcomes ise ortaya çıkabilecek sonuçları ifade eder. Bu nedenle The odds and outcomes, riskli bir seçimin iki yönünü kapsar: her sonucun gerçekleşme olasılığı ve sonucun ne olacağı. Cümle iki turu bu iki boyuta göre karşılaştırır. Olasılıkla ilgili günlük İngilizcede odds normalde çoğul kullanılır; burada outcomes da birden fazla olası sonuç düşünüldüğü için çoğuldur.
Alıştırma
Hangi ifade odds ile outcomes arasındaki farkı doğru açıklar?
- odds bir şeyin neden olduğunu; outcomes ise seçimi kimin yaptığını söyler.
- odds bir şeyin gerçekleşme ihtimalini; outcomes ise ne olabileceğini söyler.
- odds sonuçların kendisini adlandırır; outcomes ise bunların ne kadar olası olduğunu söyler.
Cevabı göster
odds bir şeyin gerçekleşme ihtimalini; outcomes ise ne olabileceğini söyler.
So why does the second round seem much scarier? Anlatım akışı
1:04O halde ikinci tur neden çok daha korkutucu görünüyor?
So why ...?: sonraki açıklamanın ana sorusunu ortaya koymak
Buradaki So, soruyu az önce ortaya konan sonuca bağlar: İki turun olasılıkları ve sonuçları aynıysa ikinci tur neden daha korkutucu görünür? Bu soru, aradaki gerilimi açıklamanın çözeceği ana meseleye dönüştürür. Açıklayıcı konuşmada So why ...? çoğu zaman geçiş yapmak ve dikkat çekmek için kullanılır. Konuşmacı yalnızca dinleyiciden bilgi istemek yerine birazdan vereceği kendi yanıtına zemin hazırlıyor olabilir.
Alıştırma
“So why does the second round seem much scarier?” sorusu açıklamada hangi görevi görüyor?
- Önceki sonucu, sonraki açıklamanın yanıtlayacağı ana soruya dönüştürüyor.
- İlgisiz bir konuya geçiyor.
- Açıklamanın zaten bittiğini gösteriyor.
Cevabı göster
Önceki sonucu, sonraki açıklamanın yanıtlayacağı ana soruya dönüştürüyor.
The answer lies in a phenomenon known as loss aversion. Notlar
1:08Cevap, kayıptan kaçınma olarak bilinen bir olguda yatmaktadır.
The answer lies in ...: temel açıklamanın nerede olduğunu göstermek
The answer lies in ... ifadesi, yanıtın veya temel açıklamanın ardından gelen şeyde bulunduğunu belirtir. Bu cümlede, hislerdeki farkı açıklayan kavram olarak loss aversion gösterilir; lies in, bir şeyin fiziksel olarak başka bir şeyin içinde yatmasını anlatmaz. Kalıp The answer lies in + isim, isim öbeği veya -ing öbeği şeklindedir. Bir sorudan onu açıklayan etkene düzgün bir geçiş sağlar.
Alıştırma
Cümleyi “yanıt ... içinde bulunur” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: Why is the service slow? The answer ____ outdated equipment.
Cevabı göster
lies in
known as: bir adı belirtme
known as loss aversion ifadesinde known as, “adı verilen” veya “... olarak adlandırılan” anlamına gelir. İfade phenomenon sözcüğünden sonra gelir ve olgunun adını belirtir. Dil bilgisi açısından known as loss aversion, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir: a phenomenon that is known as loss aversion. Bu kısa yapı, terimleri ve adları tanıtırken sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “adı verilen” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Scientists study a pattern ____ the halo effect.
Cevabı göster
known as
loss aversion: kayıplar eşit kazançlardan daha ağır gelir
Kayıptan kaçınma, bir kaybın aynı büyüklükteki bir kazançtan daha güçlü bir psikolojik etki yaratması eğilimidir. Örneğin 20 dolar kaybetmek, 20 dolar kazanmanın verdiği mutluluktan daha kötü hissettirebilir. Bu, yalnızca kaybetmekten hoşlanmamak değildir. Terim, kararları etkileyebilen öngörülebilir bir dengesizliği anlatır. Örneğin kişi, bir şeyden vazgeçme duygusundan kaçınmak için onu elinde tutabilir.
Alıştırma
Hangi durum loss aversion kavramını en iyi gösterir?
- Sam her kaybın her kazançtan tam olarak iki kat büyük olduğunu düşünür.
- Sam her zaman mümkün olan en yüksek ödülü sunan seçeneği seçer.
- Sam, 20 dolar bulduğu için sevindiğinden daha fazla 20 dolar kaybettiği için üzülür.
Cevabı göster
Sam, 20 dolar bulduğu için sevindiğinden daha fazla 20 dolar kaybettiği için üzülür.
Kuramsal çerçeve belirteci olarak Under rational economic theory,
Under rational economic theory, “rasyonel ekonomi teorisinin varsayımlarına göre” anlamına gelir. Buradaki under fiziksel bir konumu anlatmaz. İfadenin cümle başında kullanılması, ardından gelen bilgi için bir çerçeve oluşturur. Sonraki iddianın teorinin bir öngörüsü olduğunu, insanların gerçek hayatta her zaman nasıl davrandığını anlatmak zorunda olmadığını belirtir.
Alıştırma
Şu cümlenin başındaki ifade ne anlama gelir: “Under this theory, the model predicts lower demand” ?
- Konuşan kişi teoriyi kimin oluşturduğunu sorar.
- Öngörü, teorinin varsayımlarına dayanır.
- Model fiziksel olarak teorinin altındadır.
Cevabı göster
Öngörü, teorinin varsayımlarına dayanır.
our decisions should follow a simple mathematical equation
1:15kararlarımız risk seviyesini tehlikedeki miktarla karşılaştıran
that weighs the level of risk against the amount at stake. Notlar
1:18basit bir matematiksel denklemi izlemelidir.
weighs the level of risk against the amount at stake: iki etkeni tartmak
Weigh X against Y, bir yargıya varmadan veya karar vermeden önce iki etkeni dikkatle karşılaştırmak anlamına gelir. Bu cümlede denklem, risk düzeyi ile kazanılabilecek ya da kaybedilebilecek para miktarını karşılaştırır. Buradaki weigh mecazidir: fiziksel ağırlığı ölçmek değil, göreceli önemi, maliyeti veya yararı değerlendirmek anlamına gelir. Against karşılaştırmanın ikinci tarafını getirir.
Alıştırma
weigh X against Y kalıbını tamamlayın: Before we decide, we need to ____ the benefits ____ the costs.
Cevabı göster
weigh · against
amount at stake: kazanılabilecek veya kaybedilebilecek miktar
Bu cümlede the amount at stake, karar sonucunda kazanılabilecek veya kaybedilebilecek para miktarıdır. At stake, sonucu henüz belli olmayan önemli bir şeyi belirtir. Aynı ifade para dışında bir iş, itibar veya birinin güvenliği için de kullanılabilir. Buradaki stake, kazık veya mülkiyet payı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede at stake kalıplaşmış ifadesi doğru kullanılmıştır?
- The future of the community center is at stake.
- The future of the community center is on stake.
- The future of the community center is in stake.
Cevabı göster
The future of the community center is at stake.
But studies have found that for many people, Anlatım akışı
1:22Ancak araştırmalar birçok insan için,
studies have found: araştırma kanıtını tanıtmak
Studies have found, birden fazla araştırmanın desteklediği bir sonucu tanıtır. Burada studies, araştırma projeleri anlamındaki çoğul bir isimdir; have found ise present perfect yapısıdır: önceki bulgular şu anda anlatılan noktayla ilgilidir. Cümlenin başındaki But, bu kanıtın az önce ele alınan düşünceyi sınırlandıracağını veya ona karşı çıkacağını gösterir. Böylece ifade, açıklamayı bir iddia veya modelden gerçek insanlarda neler olduğuna dair kanıtlara taşır.
Alıştırma
Hangi cümle birden fazla araştırmadan elde edilen bulguyu doğal biçimde tanıtır?
- Studies have found that regular sleep helps memory.
- Studies have founded that regular sleep helps memory.
- Studies has found that regular sleep help memory.
Cevabı göster
Studies have found that regular sleep helps memory.
the negative psychological impact we feel from losing something
1:25bir şeyi kaybetmekten hissettiğimiz olumsuz psikolojik etkinin
is about twice as strong as the positive impact Dilbilgisi
1:29aynı şeyi kazanmanın olumlu etkisinden
about twice as strong as: yaklaşık katlı karşılaştırma
Katlı karşılaştırma kalıbı çarpan + as + sıfat veya zarf + as + karşılaştırılan öge biçimindedir. Burada twice as strong as, olumsuz etkinin olumlu etkinin yaklaşık iki katı gücünde olduğunu belirtir; ikinci as karşılaştırma ölçütünü tanıtır. About, twice ifadesinin kesin değil yaklaşık olduğunu gösterir. İki as de korunmalıdır. Yeniden kullanılabilecek kalıp A is about twice as strong as B şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki karşılaştırmayla tamamlayın. Anlamı “gücü yaklaşık iki kat” olmalıdır: The new signal is ____ the old one.
Cevabı göster
about twice as strong as
Loss aversion is one cognitive bias that arises from heuristics, Kelime
1:34Kayıptan kaçınma, buluşsal yöntemlerden kaynaklanan bilişsel bir önyargıdır;
cognitive bias: düşünmedeki sistematik kalıp
Cognitive bias, yani bilişsel yanlılık, insanların bilgiyi fark etme, hatırlama veya değerlendirme biçiminde görülen sistematik bir eğilimdir. Kişi bunun farkında olmadan kararları tekrar tekrar çarpıtabilir ya da dikkatli ve kanıta dayalı akıl yürütmeden uzaklaştırabilir. Burada ifade, kayıptan kaçınmayı bu tür bir düşünme kalıbının örneği olarak sınıflandırır. Bu terimdeki bias mutlaka bir kişi veya gruba karşı bilinçli bir görüş anlamına gelmez.
Alıştırma
Tanımı dersteki psikoloji terimiyle tamamlayın: A systematic tendency that can distort thinking and judgment is a ____.
Cevabı göster
cognitive bias
problem-solving approaches based on previous experience and intuition, Kelime
1:39dikkatli bir analizden ziyade
problem-solving approaches based on previous experience and intuition ifadesinin heuristics tanımı olarak kullanılması
Vurgulanan ad öbeği heuristics terimini daha açık sözlerle yeniden ifade edip açıklar. Buna göre heuristics, önceki deneyime ve sezgiye dayanarak problem çözme yöntemleridir. Virgül, açıklayıcı bir eşleme getirir: önce terim, ardından onu açıklayan bir ad öbeği gelir. Burada approaches “yöntemler” anlamındadır; based on ise bu yöntemlerin neye dayandığını gösterir.
Alıştırma
Vurgulanan ifade cümlede hangi işlevi görüyor?
- heuristics için sade bir tanım verir.
- approaches sözcüğünün fiziksel olarak bir probleme yaklaşmayı anlattığını söyler.
- Ayrı bir bilişsel yanlılık tanıtır.
Cevabı göster
heuristics için sade bir tanım verir.
rather than careful analysis. Dilbilgisi
1:43geçmiş deneyimlere ve sezgilere dayalı sorun çözme yaklaşımlarıdır.
rather than careful analysis: alternatif bir dayanağı reddetme
Rather than, reddedilen veya bir kenara bırakılan alternatifi belirtir. Bu yaklaşımlar dikkatli analize değil, önceki deneyime ve sezgiye dayanır. Karşılaştırılan bölümler normalde aynı dil bilgisel göreve sahip olur. Burada previous experience and intuition ile careful analysis, based on X kalıbını tamamlayan ad öbekleridir.
Alıştırma
Hangi cümle, problem çözmenin dil bilgisel olarak paralel iki yolunu rather than ile karşılaştırıyor?
- We solved the issue through careful testing rather than guesswork.
- We solved the issue through careful testing because the deadline was close.
- We solved the issue after careful testing and reported the result.
Cevabı göster
We solved the issue through careful testing rather than guesswork.
And these mental shortcuts can lead to irrational decisions. Notlar
1:46Ve bu zihinsel kısayollar irrasyonel kararlara yol açabilir.
these mental shortcuts: hızlı yargılar için bir metafor
Burada these mental shortcuts ifadesi, daha önce geçen heuristics kavramına gönderme yapar: Her ayrıntıyı incelemeden hızlı ve basitleştirilmiş biçimde yargıya varma yolları. İfade, zihnin daha kısa bir yol seçmesi gibi bir yolculuk metaforu kullanır. Mental shortcut gerçek bir yol değildir ve her zaman kötü de değildir. Zaman kazandırabilir; ancak önemli bilgileri gözden kaçırıp bazen mantıksız bir karara yol açabilir.
Alıştırma
Örnekteki these mental shortcuts ifadesi ne anlama gelir?
- Beynin içindeki fiziksel yollar
- Bir yolculuğu kısaltan rotalar
- Hızlı ve basitleştirilmiş biçimde yargıya varma yolları
Cevabı göster
Hızlı ve basitleştirilmiş biçimde yargıya varma yolları
can lead to irrational decisions: olası bir sonucu ifade etmek
Lead to, bir sonuca neden olmak ya da bir sonuç doğurmak anlamına gelir. A can lead to B yapısında A olası nedendir, B ise sonuçtur; burada B, irrational decisions ifadesidir. Bu kullanım neden-sonuç ilişkisi anlatır, birini fiziksel olarak bir yere götürmekten söz etmez. Can kesinlik değil olasılık bildirir; dolayısıyla cümle, zihinsel kestirme yolların her zaman bu sonucu doğurduğunu söylemez. Lead to ifadesinden sonra mistakes gibi bir isim öbeği veya making mistakes gibi bir -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Neden-sonuç ifadesini tamamlayın: Too little sleep can lead ____ mistakes at school.
Cevabı göster
to
Not like falling in love or bungee jumping off a cliff, Anlatım akışı
1:50Aşık olmak ya da uçurumdan bungee jumping yapmak gibi değil,
but logical fallacies that can easily be proven wrong.
1:53ancak kolayca yanlış olduğu kanıtlanabilen mantıksal safsatalardır.
Not like ... but logical fallacies: bir yorumu düzeltme
Not like ... sözleri, dinleyicinin önce hayal edebileceği “mantıksız” seçim türünü, yani duygusal veya riskli bir seçimi dışlar. Ardından but logical fallacies, kastedilen anlamı verir: yanlış olduğu gösterilebilen akıl yürütme hataları. Bu, konuşmada kullanılan kısaltılmış bir düzeltme kalıbıdır. Not like X, but Y, “X değil, Y” demektir. Önce olası bir yanlış anlamayı giderip sonra doğru fikri belirterek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Vurgulanan Not like ... but ... yapısı burada ne yapıyor?
- Önce olası bir yorumu reddeder, sonra kastedilen yorumu verir.
- Mantık safsatasının eşit ölçüde geçerli iki türünü sıralar.
- Âşık olmanın hatalı akıl yürütmeye yol açtığını söyler.
Cevabı göster
Önce olası bir yorumu reddeder, sonra kastedilen yorumu verir.
Situations involving probability are notoriously bad for applying heuristics. Kelime
1:58Olasılık içeren durumlar buluşsal yöntemleri uygulamak için son derece kötüdür.
notoriously bad for ...: yaygın olarak bilinen bir sorun
notoriously bad for applying heuristics ifadesinde notoriously, bu olumsuz özelliğin yaygın biçimde bilindiği anlamını ekler. İfade, olasılık durumlarını sezgisel kısa yolların, yani hızlı pratik kuralların sık sık yanlış cevap verdiği ortamlar olarak güçlü biçimde değerlendirir. Burada bad for applying, durumların bir şeyi uygulama eylemine zarar verdiği anlamına değil, “kullanmak için kötü koşullar” anlamına gelir. Odak noktası, sezgisel kısa yolların bu tür problemlerde güvenilmez olmasıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede notoriously sözcüğü ironik bir anlam olmadan en doğal biçimde kullanılmıştır?
- This birthday cake is notoriously delicious.
- The old bridge is notoriously dangerous in winter.
- The singer is notoriously talented and widely admired.
Cevabı göster
The old bridge is notoriously dangerous in winter.
say you were to ...: varsayımsal bir durum kurmak
Burada say, “söylemek” değil, “varsayalım” veya “hayal edin” anlamındadır. Dinleyiciden bir örneği zihninde canlandırmasını ister. say you were to + fiilin yalın hâli yapısında were to, eylemin varsayımsal olduğunu gösterir. Geçmişte gerçekten olmuş bir olayı anlatmaz. Bu yapı, ne olacağını sormadan önce hayalî bir deney veya durum kurmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Varsayımsal durumu were to ile tamamlayın: Say you ____ lose your phone while traveling—what would you do?
Cevabı göster
were to
roll a die: tekil die ile kullanılan standart ifade
Roll a die, bir zarı yuvarlanacak ve bir yüzü üstte kalacak şekilde atmak için kullanılan standart ifadedir. Oyunlarda, olasılık sorularında ve deney yönergelerinde yaygındır. Die tekil isimdir; dice ise çoğuldur. Bu yüzden bir zar için a die veya one die, iki zar için two dice kullanılır. Bu cümlede die, oyun nesnesi olan zarı belirtir; “ölmek” anlamındaki fiil değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede die ve dice doğru kullanılmıştır?
- Roll a die now, and roll two dies on your next turn.
- Roll a dice now, and roll two die on your next turn.
- Roll a die now, and roll two dice on your next turn.
Cevabı göster
Roll a die now, and roll two dice on your next turn.
four green faces and two red faces ifadesindeki faces
Burada faces, zarın düz yüzeyleri anlamına gelir. İfade, zarın altı yüzünden dördünün yeşil, ikisinin kırmızı olduğunu söyler; bu sayılar her rengin gelme olasılığını belirler. Zarlar, küpler ve diğer katı cisimler için face, düz bir yüzeydir. Bu cümlede bir insanın yüzü anlamına gelmez.
Alıştırma
Örnek cümlede faces ne anlama geliyor?
- zara bakan insanlar
- zarın hareket ettiği yönler
- zarın düz yüzeyleri
Cevabı göster
zarın düz yüzeyleri
You can choose one of the following sequences of rolls,
2:10Aşağıdaki atış dizilerinden birini seçebilirsiniz,
ortaya çıkmak anlamındaki shows up
If it shows up ifadesindeki it, seçilen atış dizisini belirtir. Shows up, “ortaya çıkar” veya “gerçekleşir” anlamındadır; dolayısıyla koşul, bu dizinin atışlar arasında aynen gerçekleşmesidir. Show up bir kişinin gelmesini anlatabilir, ancak bir örüntünün, sonucun, hatanın veya başka bir şeyin ortaya çıkmasını ya da fark edilir hâle gelmesini de anlatabilir. Anlamı belirlemek için özneye ve bağlama bakın.
Alıştırma
“Ortaya çıkmak” anlamındaki show up öbek fiilini tamamlayın: If the same pattern shows ____ in the data, check the results again.
Cevabı göster
up
even though A is shorter and contained within B. Notlar
2:26A daha kısa olmasına ve B'nin içinde yer almasına rağmen.
even though: bilinen bir gerçeği beklenmedik sonuçla karşılaştırma
even though, doğru olan ancak normalde beklenen sonucu doğurmayan bir gerçeği anlatır. Burada A daha kısadır ve B'nin bir parçasıdır; bu yüzden A daha olası görünmelidir. Buna rağmen B dizisi seçilmiştir. Bu yapı neden değil, karşıtlık içeren bir ödünleme ilişkisi kurar. Ana cümle şaşırtıcı sonucu, even though yan cümlesi ise bu sonuçla çelişen gerçeği verir.
Alıştırma
Cümleyi, bilinen bir gerçeği sonuçla karşılaştıran iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: ____ the road was icy, the bus arrived on time.
Cevabı göster
Even though
contained within B: daha büyük bir bütünün içinde tamamen yer alma
Contained within B, edilgen be + contained + within yapısını kullanır. A'nın tamamının B'nin sınırları içinde olduğu anlamına gelir; bir dizide A, B'nin eksiksiz bir parçası olarak bulunur. Bu ifade yalnızca bir nesnenin fiziksel bir kabın içinde bulunmasını değil, soyut bir kapsama ilişkisini de anlatabilir. Tam B dizisi gerçekleşirse içindeki A bölümü de gerçekleşir; ancak A, B için gereken ek bölümler olmadan da gerçekleşebilir.
Alıştırma
A örüntüsünün tamamının B örüntüsünün içinde olduğunu hangi cümle doğru biçimde anlatır?
- Pattern A contains within pattern B.
- Pattern A is contained toward pattern B.
- Pattern A is contained within pattern B.
Cevabı göster
Pattern A is contained within pattern B.
In other words: bir fikri daha basit biçimde yeniden ifade etmek
In other words, ardından aynı ana fikrin daha basit, doğrudan ya da farklı sözcüklerle yeniden ifade edileceğini gösterir. Bu parçada more likely, önceki olasılık ilişkisini "daha olası" diye özetler. Bu söylem işareti, dinleyicinin yeni ifadeyi önceki sözlerle ilişkilendirmesine yardımcı olur. İlgisiz yeni bir fikir başlatmaz.
Alıştırma
"In other words" dinleyiciye ne anlatır?
- Konuşmacı ilgisiz bir fikir ortaya atar.
- Konuşmacı belirli bir örnek verir.
- Sonraki sözler aynı fikri daha basit biçimde yeniden ifade eder.
Cevabı göster
Sonraki sözler aynı fikri daha basit biçimde yeniden ifade eder.
This is what's called a conjunction fallacy. Notlar
2:31Bu, birleşim safsatası olarak adlandırılan şeydir.
what's called a conjunction fallacy: bir kavramı adlandırmak
What's, what is ifadesinin kısaltmasıdır. what's called a conjunction fallacy içinde called, az önce açıklanan hata türünü conjunction fallacy adıyla tanıtır. Başka durumlarda da kullanılabilen This is what's called X kalıbı, "Bu, X olarak bilinen olgudur" anlamına gelir. Burada called, adlandırılmış demektir; yüksek sesle seslenilmiş demek değildir.
Alıştırma
Adlandırma kalıbındaki eksik sözcüğü tamamlayın: This is what's ____ a feedback loop.
Cevabı göster
called
a conjunction fallacy: A ve B ile yalnızca A'nın karşılaştırılması
Birleşim yanılgısı, olasılıkları değerlendirirken yapılan bir hatadır: A ve B olmak üzere iki koşulu birlikte taşıyan bir olay, yalnızca A koşulunu gerektiren daha geniş olaydan daha olası sanılır. A ve B'nin birlikte gerçekleştiği her durum zaten A'nın gerçekleştiği bir durumdur. Bu yüzden B koşulunu eklemek olasılığı artıramaz. Burada conjunction, dil bilgisindeki bağlaç değil, koşulların mantıksal olarak birlikte bulunması anlamındadır.
Alıştırma
Hangi yargı bir birleşim yanılgısıdır?
- Ava'nın takımda olup keman çaldığı her durum, onun takımda olduğu bir durumdur.
- Ava'nın hem okul takımında olması hem de keman çalması mümkündür.
- Ava'nın okul takımında olup keman çalması, Ava'nın okul takımında olmasından daha olasıdır.
Cevabı göster
Ava'nın okul takımında olup keman çalması, Ava'nın okul takımında olmasından daha olasıdır.
so our brains can trick us into picking the less likely option. Kalıp ifadeler
2:37bu yüzden beynimiz bizi daha az olası seçeneği seçmemiz için kandırabilir.
trick us into picking: birini yanıltarak harekete geçirmek
trick us into picking ifadesindeki trick, zararsız bir şaka yapmak değil, birini yanıltarak ona bir şey yaptırmak anlamına gelir. Kalıp trick + person + into + -ing şeklindedir: us etkilenen kişileri belirtir, picking ise into'dan sonra -ing biçiminde gelir. Cümlede beyin insan gibi gösterilir. Anlamı, beynin bilerek şaka yapması değil, bir beklentinin bizi yanlış bir seçime yöneltebilmesidir.
Alıştırma
Eksik edatı ekleyerek cümleyi tamamlayın: The misleading pop-up tricked me ____ opening an unwanted page.
Cevabı göster
into
Heuristics are also terrible at dealing with numbers in general. Kalıp ifadeler
2:41Buluşsal yöntemler genel olarak sayılarla başa çıkma konusunda da berbattır.
terrible at dealing with ... in general: genel olarak ... ile başa çıkmakta çok kötü olmak
Burada terrible at dealing with numbers, “sayılarla başa çıkmakta çok kötü olmak” anlamına gelir. deal with, “ele almak veya başa çıkmak” demektir; “ticaret yapmak” anlamında değildir. in general ise bunun her olay için kesin bir iddia değil, genel bir eğilim olduğunu gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı be terrible at + isim veya -ing biçimidir. at bir edat olduğu için deal, dealing olur: terrible at dealing with something.
Alıştırma
Cümleyi be terrible at + -ing yapısıyla tamamlayın: Lena is terrible ____ last-minute changes.
Cevabı göster
at dealing with
were split into two groups: iki gruba ayrıldı
were split into two groups edilgen bir yapıdır: öğrencileri birisi gruplara ayırmıştır, ancak cümle bunu kimin yaptığına değil, öğrencilere ve ortaya çıkan iki gruba odaklanır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı be split into + ortaya çıkan gruplar veya parçalardır. Burada split, fiziksel olarak yırtmak değil, “bölmek veya gruplandırmak” anlamına gelir.
Alıştırma
Eksik edatı yazarak standart gruplandırma yapısını tamamlayın: During the workshop, the participants were split ____ three groups.
Cevabı göster
into
The first group was asked whether Mahatma Gandhi died before or after age 9, Dilbilgisi
2:49İlk gruba Mahatma Gandhi'nin 9 yaşından önce mi yoksa sonra mı öldüğü soruldu,
while the second was asked whether he died before or after age 140.
2:54ikinci gruba ise 140 yaşından önce mi yoksa sonra mı öldüğü soruldu.
whether ... died before or after ...: iki seçenekli bir soruyu aktarmak
whether ... before or after ... yapısı, “önce” ve “sonra” seçeneklerinden oluşan iki seçenekli bir sorunun içeriğini aktarır. Burada her whether yan cümlesi, ilgili gruba tam olarak ne sorulduğunu belirtir. Bu bir dolaylı soru olduğu için düz cümle söz dizimi kullanılır: whether Mahatma Gandhi died denir, whether did Mahatma Gandhi die denmez. Bu cümlede whether, iki seçenekten hangisinin geçerli olduğunu sorar; koşul bildiren “eğer” anlamında değildir.
Alıştırma
“Did the event happen before or after noon?” sorusunu doğru şekilde aktaran cümle hangisidir?
- They were asked whether the event happened before or after noon.
- They were asked whether the event happen before or after noon.
- They were asked whether did the event happen before or after noon.
Cevabı göster
They were asked whether the event happened before or after noon.
way off: doğru değerden çok uzak
Way off, doğru cevaptan, gerçek değerden veya makul bir tahminden çok uzak olmak anlamına gelir. Way, off sözcüğünü güçlendirir; bu nedenle küçük bir farkı değil, büyük bir hatayı belirtir. Burada off, “ayrılmak” değil, “doğru olmamak” anlamındadır. İki yaş sayısı da Gandhi'nin öldüğü gerçek yaştan açıkça çok uzaktır.
Alıştırma
“Çok yanlış” anlamındaki yaygın ifadeyi tamamlayın: The first estimate was way ____; the actual cost was three times higher.
Cevabı göster
off
but when the students were then asked to guess the actual age at which he died, Dilbilgisi
3:02ancak daha sonra öğrencilerden gerçekte öldüğü yaşı tahmin etmeleri istendiğinde,
age at which he died: resmî edat + ilgi zamiri yapısı
age at which he died ifadesinde at which he died, age sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. at edatı, die at an age ile ifade edilen ilişkiden gelir; which ise önceki age sözcüğüne gönderme yapar. Buradaki which yeni bir soru sözcüğü değildir. at which sonrasında he died biçimindeki normal bildirme cümlesi dizilişi kullanılır; did he die biçimindeki soru dizilişi kullanılmaz. Bu isim + edat + which + cümlecik yapısı, resmî İngilizcede bir ismi onunla ilgili bilgiye bağlar.
Alıştırma
Cümleyi resmî iki sözcüklü ilgi yapısıyla tamamlayın: This was the age ____ the scientist published her first paper.
Cevabı göster
at which
averaged to: aritmetik ortalamayı bildirmek
Vurgulanan iki ifadede de averaged, bir veri kümesinin belirli bir aritmetik ortalamaya sahip olduğunu belirten geçmiş zaman fiilidir. Burada to sonrasında hesaplanan sonuç gelir: birinci grubun yanıtlarının ortalaması 50, ikinci grubun yanıtlarının ortalaması ise 67'dir. Ortalama, bütün kümeyi özetler; bu nedenle averaged to 50, her yanıtın 50 olduğu anlamına gelmez. Bu yapı bir değer kümesinden sonra geldiğinde onu hesaplanmış ortalamanın bildirimi olarak okuyun.
Alıştırma
İngilizce “The ratings averaged to 4.2” cümlesi burada ne anlama geliyor?
- Her bir puan tam olarak 4,2'ydi.
- Puanların aritmetik ortalaması 4,2'ydi.
- Puanlar 4,2 arttı.
Cevabı göster
Puanların aritmetik ortalaması 4,2'ydi.
Even though the clearly wrong information in the initial questions Dilbilgisi
3:13İlk sorulardaki açıkça yanlış olan bilgi
Even though ... should have been ...: geçmişteki beklenti ile gerçek arasındaki karşıtlık
Even though ile başlayan yan cümle bir ödünleme ilişkisi kurar: bilginin etkisiz kalmasını beklemek için güçlü bir neden sunar. Ana cümle ise şaşırtıcı gerçeği verir: bilgi yine de tahminleri etkilemiştir. Should have been irrelevant, mantığa veya beklentiye göre bilginin geçmişte o anda ilgisiz olması gerektiği anlamına gelir. Bilginin gerçekte hiç etkisi olmadığını söylemez; cümlenin geri kalanı beklentinin yanlış çıktığını gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle geçmişteki bir beklentiyle gerçekte olanı karşılaştırmak için Even though ... should have been ... yapısını kullanır?
- Even though the map should have been accurate, it still sent us to the wrong street.
- Because the map was accurate, it sent us to the right street.
- The map should be accurate when we use it tomorrow.
Cevabı göster
Even though the map should have been accurate, it still sent us to the wrong street.
the anchoring effect: ilk bilginin yargıyı etkilemesi
The anchoring effect, yani çıpalama etkisi, ilk verilen bir sayı veya bilginin zihinsel bir referans noktasına dönüşerek daha sonraki tahminleri ya da kararları kendine doğru çekmesi eğilimidir. Başlangıçtaki bilgi açıkça yanlış veya ilgisiz olsa bile bu durum ortaya çıkabilir. Anchoring burada bir mecazdır: yargı sanki bir çıpanın yakınında tutuluyormuş gibi davranır. Burada bir geminin gerçekten demir atması değil, psikolojik bir etki anlatılır.
Alıştırma
Hangi durum the anchoring effect kavramını en iyi örnekler?
- Bir satıcı önce $1,000 söyler, bu yüzden sonraki teklifler bu miktara yakın kalır.
- Bir alıcı daha önce herhangi bir sayı görmeden veya duymadan bütçe hesaplar.
- Bir mağaza çalışma saatlerini her hafta değiştirir.
Cevabı göster
Bir satıcı önce $1,000 söyler, bu yüzden sonraki teklifler bu miktara yakın kalır.
to raise the prices that people are willing to pay. Kalıp ifadeler
3:27pazarlama ve müzakerelerde sıklıkla kullanılır.
pazarlama ve müzakerelerde sık sık kullanılan
Bu ifade, çapa etkisinin gerçek hayatta yaygın olarak kullanıldığı iki alanı belirtir. Pazarlamada, önceden sunulan bir fiyat daha sonraki teklifler için bir referans noktası olabilir; bir müzakerede ise ilk sayı, insanların makul bulduğu aralığı şekillendirebilir. Often, bunların yaygın uygulamalar olduğunu belirtir; tek uygulamalar olduklarını söylemez. Çapa etkisi, pazarlama ve müzakerelerin dışındaki değerlendirmeleri de etkileyebilir.
Alıştırma
Bu yorumu değerlendirin: Çapa etkisi yalnızca pazarlama ve müzakerelerde ortaya çıkar.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
be willing to pay: ödemeye razı olmak
Be willing to + fiilin yalın hâli, kişinin kendi seçimiyle bir şeyi yapmaya hazır veya razı olduğunu belirtir. Bu cümlede people are willing to pay, insanların ödemeyi kabul edeceği fiyatları anlatır. Willing bir sıfattır, bu nedenle normalde be fiilinin bir biçiminden sonra gelir: people are willing to pay. Gelecek zaman yardımcı fiili will değildir.
Alıştırma
Pay kullanarak be willing to + fiil kalıbını tamamlayın: How much are you willing ____ for the ticket?
Cevabı göster
to pay
if heuristics lead to all these wrong decisions,
3:31eğer buluşsal yöntemler tüm bu yanlış kararlara yol açıyorsa,
So, if ... why do we even ...?: sorunlardan açıklama arayışına geçmek
Bu cümle, konuyu bir sonraki açıklamaya taşıyan bir sorudur. So daha önce anlatılan sorunlara bağlanır; if yan cümlesi ise sezgisel kestirmelerin yanlış kararlara yol açtığı düşüncesini başlangıç noktası yapar. Ardından why sorusu odağı, sezgisel kestirmelerin sorunlarından insanların bunlara neden sahip olduğuna çevirir. Even soruya şaşkınlık ve vurgu katar: sezgisel kestirmeler bu kadar zararlı olabiliyorsa neden var olduklarının açıklanması gerekir. Soru, sonraki açıklığa hazırlık yapar; sezgisel kestirmelerin hiçbir değeri olmadığını iddia etmez.
Alıştırma
Bu soru açıklamanın yönünü nasıl değiştiriyor?
- Sezgisel kestirmelerin her zaman doğru kararlar ürettiğini kanıtlar.
- Konuyu insanlık tarihinin ilgisiz bir tanımına çevirir.
- Sezgisel kestirmelerin sorunlarını sıralamaktan, neden hâlâ var olduklarını sormaya geçer.
Cevabı göster
Sezgisel kestirmelerin sorunlarını sıralamaktan, neden hâlâ var olduklarını sormaya geçer.
survival depended on making quick decisions with limited information. Kalıp ifadeler
3:41hayatta kalmak sınırlı bilgiyle hızlı kararlar almaya bağlıydı.
For most of human history: geniş bir tarihsel zaman çerçevesi kurmak
For most of human history, ana iddiadan önce geniş bir zaman çerçevesi kurar. Hayatta kalmayla ilgili açıklamanın insanlığın geçmişindeki çok uzun bir dönem boyunca genel olarak doğru anlaşılması gerektiğini gösterir. Most of, bütün zaman aralığının büyük bir bölümünü belirtir. Belirli bir tarihî dönemin adını vermez ve insanlık tarihinin tamamı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümlenin başındaki ifade bu cümlede ne işe yarıyor?
- Hızlı kararların başladığı kesin yılı belirtir.
- İddianın yalnızca günümüzde doğru olduğunu söyler.
- Hayatta kalmayla ilgili iddiayı geniş bir tarihsel zaman çerçevesine yerleştirir.
Cevabı göster
Hayatta kalmayla ilgili iddiayı geniş bir tarihsel zaman çerçevesine yerleştirir.
depended on making quick decisions içinde depend on + -ing
Depend on, “bir şeye bağlı olmak” veya “bir şey tarafından belirlenmek” anlamına gelir. Buradaki depended on making, hayatta kalmanın hızlı karar verme eylemini gerektirdiğini anlatır. depend on + eylem yapısında on bir edattır; bu nedenle eylem making gibi -ing biçimiyle kullanılır. with limited information, bu kararların sınırlı bilgi koşullarında verildiğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi depend on ve plan fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Our success depends ____ carefully before we begin.
Cevabı göster
on planning
When there's no time to logically analyze all the possibilities, Dilbilgisi
3:46Tüm olasılıkları mantıksal olarak analiz edecek zaman olmadığında,
heuristics can sometimes save our lives. Kalıp ifadeler
3:49buluşsal yöntemler bazen hayatımızı kurtarabilir.
When there's no time to + fiilin yalın hâli
When there's no time to + fiilin yalın hâli, bir eylem için yeterli zamanın bulunmadığı bir durumu kurar. Bu when yan cümlesi koşulu verir; ana cümle de bu durumda neyin gerçekleşebileceğini veya yardımcı olabileceğini söyler. no time ifadesinden sonra to bir mastar yapısı başlatır, bu nedenle analyze yalın hâlde kalır. logically zarfı doğal olarak to ile analyze arasına gelebilir ve analizin nasıl yapılacağını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi to ve check fiilinin yalın hâliyle tamamlayın: When there's no time ____ every detail, use the emergency checklist.
Cevabı göster
to check
save our lives: hayat kurtarmak veya ölümcül tehlikeyi önlemek
Save our lives, ölmemizi engellemek yani hayatımızı kurtarmak demektir. Yapı save + iyelik belirleyicisi + life/lives şeklindedir: save my life, save her life, save our lives. Our birden fazla kişiyi belirttiği için life çoğul hâle gelir: lives. Bu cümlede heuristics, hızlı karar vermeye yarayan zihinsel kestirme yolları anlatır. Bunların save our lives olabileceğini söylemek, tehlike anında yeterince hızlı bir seçimin ölümcül bir sonucu önleyebileceğini vurgular. İfade, çok ciddi bir tehlikeden kaçınmayı da anlatabilir ancak yine de güçlü bir ifadedir.
Alıştırma
Save our lives ifadesini doğru zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: The life jackets ____ during the storm.
Cevabı göster
saved our lives
But today's environment requires far more complex decision making,
3:52Ancak günümüzün ortamı çok daha karmaşık kararlar almayı gerektiriyor
and these decisions are more biased by unconscious factors than we think, Dilbilgisi
3:56ve bu kararlar düşündüğümüzden çok daha fazla bilinçdışı faktörlerin etkisinde kalıyor;
more biased ... than we think: beklenenden daha yüksek bir derece
more + sıfat ya da geçmiş zaman sıfat-fiili + than we think yapısı, gerçek derecenin insanların fark ettiğinden daha yüksek olduğunu anlatır. Burada more biased ... than we think bir küçümsemeyi düzeltir: bilinçdışı etkenler kararları fark ettiğimizden daha güçlü biçimde etkiler. Biased, be biased by + neden edilgen yapısında kullanılan bir geçmiş zaman sıfat-fiilidir. Kararlar etkiyi alan taraftır; aktif olarak birini kayırmazlar. Bu yapı, konuşan kişi bir etkinin ne kadar büyük olduğuna ilişkin varsayıma karşı çıktığında kullanışlıdır.
Alıştırma
Influence fiilinin edilgen biçimini ve more ... than we think yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Our choices are ____ by habit ____.
Cevabı göster
more influenced · than we think
everything from X to Y: geniş bir kapsamı göstermek
everything from X to Y kalıbı, X ve Y'yi geniş bir aralığın temsilî noktaları olarak sunar. Bu cümlede eşleştirilmiş alanlar, bir şeyin toplumun birçok yönünü etkilediği iddiasını daha somut hâle getirir. From ... to ... burada bilginin kapsamını düzenler; bir güzergâh anlatmaz. Everything ayrıca sıralanan alanların dört maddelik tam bir liste değil, daha büyük bir kümenin örnekleri olduğunu gösterir.
Alıştırma
Geniş kapsam bildiren kalıbı tamamlayın: The course covers everything ____ basic first aid ____ emergency planning.
Cevabı göster
from · to
We can't just shut off our brains' heuristics, Öbek fiiller
4:05Beynimizin buluşsal yöntemlerini öylece kapatamayız,
but we can learn to be aware of them. Kalıp ifadeler
4:08fakat onlara karşı farkındalık kazanmayı öğrenebiliriz.
shut off our brains' heuristics: zihinsel bir süreci durdurmak
shut off our brains' heuristics ifadesinde shut off mecaz anlamda kullanılır. Beynin hızlı düşünme kestirmelerinin çalışmasını durdurmak demektir. Fiilin etkilediği şey heuristics olduğundan, cümle tüm beyni gerçek anlamda kapatmaktan söz etmez. Bu anlatım, zihinsel bir süreci açma-kapama düğmesi olan bir işlev gibi ele alır. Can't just, bu süreci tamamen durdurmanın basit veya gerçekçi bir çözüm olmadığını vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede shut off, içsel bir sürecin çalışmayı bırakması anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?
- The office shut down after the storm.
- Please shut off the water before repairing the pipe.
- You cannot simply shut off your emotions during a difficult conversation.
Cevabı göster
You cannot simply shut off your emotions during a difficult conversation.
learn to be aware of: fark etme becerisini geliştirmek
Be aware of, bir şeyin var olduğunu ya da sizi etkilediğini fark etmek veya anlamak demektir. Of, fark edilen şeyi belirtir; bu nedenle them, beynin zihinsel kestirme yollarına gönderme yapar. Learn to be aware of, bu dikkati zamanla bir beceri ya da alışkanlık hâline getirmek demektir. Cümlede amaç bu kestirme yollarını ortadan kaldırmak değil, düşüncenizi ne zaman yönlendiriyor olabileceklerini fark etmektir.
Alıştırma
Cümleyi learn to be aware of ifadesindeki eksik sözcüklerle tamamlayın. Learn zaten verilmiştir: We can learn ____ hidden biases.
Cevabı göster
to be aware of
probability, or multiple details,
4:13olasılık veya çok sayıda detay içeren bir durumla karşılaştığınızda,
come to a situation involving ...: belirli unsurları içeren bir durumla karşılaşmak
Burada come to a situation, fiziksel bir yere gitmek değil, bir durumla karşılaşmak veya o duruma gelmek anlamındadır. When, ardından gelen tavsiyenin geçerli olduğu koşulu belirtir. Involving numbers, probability, or multiple details, situation sözcüğünü niteleyen ve durumun neleri içerdiğini belirten bir şimdiki zaman ortacı öbeğidir. A situation involving numbers ile a situation that involves numbers aynı anlama gelir.
Alıştırma
Hangi seçenek vurgulanan ifadenin bağlamdaki anlamını en iyi biçimde yeniden söyler?
- When you encounter a situation that involves numbers, probability, or several details
- When you finish calculating all the numbers and details
- When you travel to a place where numbers are kept
Cevabı göster
When you encounter a situation that involves numbers, probability, or several details
pause for a second: devam etmeden önce kısa süre durmak
Pause for a second, kısa süre durup sonra devam etmek anlamına gelir. Burada emir biçimindeki pause fiili, düşünmeye yer açan doğrudan ama yumuşak bir öneri sunar. Günlük konuşmada for a second çoğu zaman tam olarak ölçülmüş bir saniye değil, “kısa bir an” demektir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “kısa süre durmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Before you reply, ____ and read the message again.
Cevabı göster
pause for a second
might not be the right one after all: temkinli bir yeniden değerlendirme
Baştaki that, bu düşünceyi önceki consider fiiline bağlayarak consider that + yan cümle yapısını oluşturur. Yan cümledeki might not be, “olmama ihtimali var” anlamına gelir. Sezgisel cevabın yanlış olabileceğini temkinli biçimde belirtir ama kesinlikle yanlış olduğunu iddia etmez. the right one ifadesinde one, answer sözcüğünün yerini tutar. Cümle sonundaki after all yeniden değerlendirmeyi gösterir: biraz daha düşününce ilk izlenim artık güvenilir görünmeyebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, yeniden değerlendirdikten sonra ilk izlenimin yanlış çıkabileceğini temkinli biçimde belirtir?
- The obvious answer might not be the right one after all.
- The obvious answer must be the right one after all.
- The obvious answer was not the right one from the start.
Cevabı göster
The obvious answer might not be the right one after all.
after all: önceki beklentiyi yeniden değerlendirmek
Bu cümlede after all, bir seçeneğin doğru olabileceğine dair önceki beklentiye geri döner. İfade, gözden geçirilmiş bir sonucu belirtir: konuşan kişi yeniden düşündükten sonra o seçeneğin doğru olmayabileceğini kabul eder. Burada after all, eski düşünce ile yeni sonuç arasındaki ilişkiyi düzenler. Kelimesi kelimesine “bütün olaylardan sonra” anlamına gelmez; yeniden değerlendirme mi yoksa başka bir söylem işlevi mi taşıdığını çevredeki düşüncelerin ilişkisi gösterir.
Alıştırma
Hangi örnekte after all, sonucun önceki beklentiden farklı olduğunu göstermek için kullanılmıştır?
- Mia was ready. After all, she practiced every day.
- I thought the library would be closed, but it was open after all.
- We should invite Leo; he is on our team, after all.
Cevabı göster
I thought the library would be closed, but it was open after all.