İşinizde mutsuz musunuz? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
916 kelime 163 kel/dk

Video özeti: Neil ve Beth, Birleşik Krallık’ta çalışmanın neden mutsuzluğa yol açabildiğini ve uzun saatler ile işte görünme kültürünün yerine göreve dayalı esnek çalışmanın getirilmesinin, projeleri zamanında ve bütçe içinde tutarken çalışanların esenliğini nasıl koruyabileceğini inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. your boss breathing down your neck, — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu canlı iş yeri deyiminin, yöneticinin sizi yakından izleyip yaptığınız her şeyi sürekli kontrol etmesini anlattığını kavrayın. İfadeyi gerçek bir fiziksel yakınlık olarak değil, aşırı denetimin yarattığı baskıyı belirtmek için kullanabilirsiniz. 2. we shift away from the sense of presenteeism, — Phrasal Verbs: shift away from yapısını, yerleşmiş bir uygulama veya düşünce biçiminden uzaklaşıp farklı bir modele geçişi anlatan bir ifade olarak tanıyın; özellikle politika, yönetim, alışkanlık ya da iş kültüründeki değişimleri tartışırken kullanın. 3. Work-life balance is the amount of time you spend doing your job compared with the amount of time you spend doing things you enjoy. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Günümüz çalışma hayatı tartışmalarının temel bir terimini öğrenin ve bunu işe ayrılan zaman ile dinlenmeye, aileye ve keyif alınan etkinliklere kalan zaman arasındaki ilişki olarak anlayın.

Bu derste

6 Minute English from the BBC.

0:00

BBC'den 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, ben BBC Learning English'ten 6 Minute English programı.

I'm Neil.

0:10

Ben Neil.

And I'm Beth.

0:10

Ve ben Beth.

Have you ever had a horrible boss, Dilbilgisi

0:12

Hiç korkunç bir patronunuz oldu mu,

not been paid enough,

0:15

yeterince maaş alamadınız mı,

or simply got tired of doing the same old boring jobs? Kalıp ifadeler

0:16

ya da sadece aynı eski sıkıcı işleri yapmaktan yoruldunuz mu?

Dilbilgisi

Have you ever ...?: yaşam deneyimlerini sormak

Have you ever + geçmiş zaman ortacı ...? bir kişinin hayatında şu ana kadar bir şeyin herhangi bir zamanda yaşanıp yaşanmadığını sorar. Ever, “herhangi bir zamanda, hiç” anlamına gelir; soru, bitmiş belirli bir geçmiş zamanı belirtmez. Örnekte Have you ever, üç paralel deneyim içeren tek bir soruyu başlatır: had a horrible boss, not been paid enough ve got tired of doing the same jobs. Baştaki Have yardımcı fiili üçünün de üzerinde etkilidir.

Alıştırma

Şu ana kadarki bir deneyimi soran cümleyi, dersteki üç sözcüklü yapıyla tamamlayın: ____ ridden a horse?

Cevabı göster

Have you ever

Kalıp ifadeler

got tired of doing: bir etkinlikten bıkmak

Get tired of doing something, bir etkinlik sürdüğü ya da tekrarlandığı için ondan sıkılmak, rahatsız olmak veya bıkmak anlamına gelir. Örnekte got, get fiilinin geçmiş zaman biçimidir; dolayısıyla bu duygunun ortaya çıktığını gösterir. Of bir edattır; bu nedenle ardından bir isim ya da fiilin -ing biçimi gelir: got tired of the noise; got tired of waiting. Of sözcüğünden hemen sonra fiilin yalın biçimini kullanmayın.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için dersteki ifadeyi geçmiş zamanda kullanın: After months of delays, she ____ waiting for the bus.

Cevabı göster

got tired of

I love presenting 6 Minute English,

0:20

Ben 6 Minute English'i sunmayı seviyorum,

of course,

0:23

elbette,

but some of my previous jobs have been pretty awful, Neil. Dilbilgisi

0:24

ama önceki işlerimden bazıları oldukça berbattı, Neil.

Dilbilgisi

have been pretty awful: bugüne kadarki deneyimleri değerlendirmek

Have been pretty awful, bitmiş belirli bir zamanı söylemeden geçmişteki işler hakkında genel bir değerlendirme yapar. İşler geçmiştedir, ancak konuşan kişi bu deneyimleri şu anki konuşmayla ilgili görür. Dil bilgisi açısından, have been biçimindeki present perfect yapısından sonra bir sıfat öbeği gelir. Buradaki pretty, “oldukça” veya “epey” anlamında bir derece zarfıdır ve awful sözcüğünü güçlendirir. “Güzel” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, şimdiye kadar yaşanan birkaç geçmiş deneyimi doğal biçimde özetler?

  1. Some of my school projects were pretty stressful last term.
  2. Some of my school projects have pretty stressful.
  3. Some of my school projects have been pretty stressful.
Cevabı göster

Some of my school projects have been pretty stressful.

When I waitressed in cafes,

0:27

Kafelerde garsonluk yaptığımda,

I was on my feet 10 hours a day. Deyimler

0:29

günde 10 saat ayaktaydım.

Deyimler

on my feet: uzun süre ayakta durmak veya yürümek

Burada on my feet, konuşan kişinin çalışırken uzun süre ayakta kaldığı veya yürüdüğü anlamına gelir. Oturmaya pek fırsat bulamadığını ve işin fiziksel çabasını vurgular; ayakların konumunu kelimesi kelimesine anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi on one's feet ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: By the end of my six-hour shift, I had been ____ all afternoon.

Cevabı göster

on my feet

It was exhausting.

0:32

Çok yorucuydu.

Most people have had bad work experiences at one time or another. Kalıp ifadeler

0:33

Çoğu insan zaman zaman kötü iş deneyimleri yaşamıştır.

Kalıp ifadeler

at one time or another: deneyimde belirtilmemiş bir zaman

At one time or another, “bir kişinin hayatında veya deneyiminde zamanı belirtilmemiş bir noktada” anlamına gelir. Bilinen bir tarihe ya da olaya işaret etmek yerine zamanı bilinçli olarak açık bırakır. Bu cümlede geniş bir genelleme yapmaya yardımcı olur: Çoğu insan en az bir kez ya da bir dönem kötü bir iş deneyimi yaşamıştır. Bu ifade, bir deneyimi birçok insanın hayatının bir noktasında yaşadığı bir şey olarak sunmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle at one time or another ifadesini bir deneyim hakkında geniş bir genelleme yapmak için kullanır?

  1. Most parents worry about their children at exactly three o'clock.
  2. Most parents worry about their children every minute of every day.
  3. Most parents worry about their children at one time or another.
Cevabı göster

Most parents worry about their children at one time or another.

Maybe a job that was boring,

0:38

Belki sıkıcı,

badly paid,

0:40

kötü maaşlı,

or just working too much and getting burned out, Kelime

0:41

ya da sadece çok fazla çalışıp tükenmişlik (burnout) yaşanan,

Kelime

getting burned out: uzun süreli baskı yüzünden tükenmiş hale gelmek

Getting burned out, uzun süreli baskı veya aşırı çalışma sonucunda zihinsel ya da fiziksel olarak derin bir tükenmişlik durumuna yavaş yavaş gelmek demektir; buna çoğu zaman enerji, motivasyon veya heves kaybı eşlik eder. Burada burned out mecazidir; kimse gerçekten yanmıyor. Get + burned out, bu duruma gelmeye veya sonunda kendini bu durumda bulmaya odaklanır. Getting burned out biçimi yalnızca kısa süreli bir yorgunluğu değil, bu süreci veya sonucu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, uzun süreli baskı yüzünden tükenmiş bir kişiyi anlatan burn sözcüğünün iki kelimelik biçimiyle tamamlayın: After months without a real break, Maya got ____.

Cevabı göster

burned out

lacking energy or enthusiasm because of working too hard. Dilbilgisi

0:45

çok çalışmaktan dolayı enerji veya heves eksikliği çekilen bir iş.

Dilbilgisi

because of working too hard: because of + -ing öbeği

Because of, açıklanan durumun nedenini belirtir. Burada ardından gelen working too hard, isim gibi görev yapan ve enerji ya da heves eksikliğine yol açan etkinliği adlandıran bir -ing öbeğidir. Because of sonrasında bir isim, zamir veya -ing öbeği kullanılır. Neden, kendi öznesi ve fiili olan tam bir yan cümleyse because kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, because ile kurulan ve -ing öbeğinden önce gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Owen was exhausted ____ working all night.

Cevabı göster

because of

But does it have to be like this? Ton ve niyet

0:49

Ama böyle olmak zorunda mı?

Ton ve niyet

But does it have to be like this?: mevcut durumu sorgulamak

Bu sorudaki it, daha önce konuşulan olumsuz durumu ifade eder. Does it have to be like this? bu durumun gerçekten zorunlu olup olmadığını sorar. Konuşan kişi yalnızca bir bilgi istemez. Soru, mevcut duruma meydan okur ve başka bir yolun mümkün olabileceğini düşündürür. But, sorunu açıklamaktan değişikliği düşünmeye geçişi belirtir.

Alıştırma

Haftalık bir toplantı üç saat sürüyor ve insanların bunu değiştirmeyi düşünmesini istiyorsunuz. Hangi yanıt mevcut düzene en iyi şekilde meydan okur?

  1. But it has to stay like this.
  2. But what does the meeting room look like?
  3. But does it have to be like this?
Cevabı göster

But does it have to be like this?

Since most of our waking day is spent at work, Dilbilgisi

0:51

Uyanık olduğumuz günün büyük bir kısmını işte geçirdiğimize göre,

Dilbilgisi

Since ...: nedeni önce vermek

Burada Since, “geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar” değil, “çünkü” veya “-dığı için” anlamındadır. Yan cümle, insanların uyanık oldukları zamanın büyük bölümünü işte geçirdiği gerçeğini kabul edilmiş bir arka plan olarak sunar. Bu nedeni başa koymak, dinleyiciyi ardından gelen ana soruya veya sonuca hazırlar. Sıradaki düşüncenizin neden önemli olduğunu önce açıklamak istediğinizde bu kalıbı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

"Since the roads are icy, the school will open late," cümlesinde Since ne işe yarar?

  1. until ile aynı anlama gelir.
  2. Yolların buzlanmaya başladığı zamanı belirtir.
  3. Geç açılmanın nedenini belirtir.
Cevabı göster

Geç açılmanın nedenini belirtir.

how can we make sure our job doesn't make us unhappy? Dilbilgisi

0:55

işimizin bizi mutsuz etmediğinden nasıl emin olabiliriz?

Dilbilgisi

make sure ... doesn't make us ...: istenmeyen bir duyguya yol açmamasını sağlamak

make sure + yan cümle, “yan cümlede belirtilen şeyin doğru olmasını kontrol etmek veya bunun için harekete geçmek” anlamına gelir. Burada güvence altına alınmak istenen şey our job doesn't make us unhappy ifadesidir. İkinci make farklı bir kalıptadır: make + kişi + sıfat, “birinin belli bir hâle gelmesine veya öyle hissetmesine neden olmak” demektir. Bu nedenle make us unhappy, “bizi mutsuz etmek”tir. make sure sonrasında yan cümle normal bildirme cümlesi dizilişini korur: our job doesn't make ...; does our job not make ... kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede make sure + yan cümle ve make + kişi + sıfat doğru kullanılmıştır?

  1. How can we make sure the new schedule doesn't make the team exhausted?
  2. How can we make sure the new schedule doesn't makes the team exhausted?
  3. How can we make sure does the new schedule not make the team exhausted?
Cevabı göster

How can we make sure the new schedule doesn't make the team exhausted?

That's what we'll be discussing in this program, Anlatım akışı

0:59

Bu programda tartışacağımız konu bu,

Anlatım akışı

That's what we'll be discussing in this program: konuyu duyurmak

That's what we'll be discussing in this program, az önce ortaya atılan konuyu yeniden işaret eder ve onu programın konusu olarak sunar. Burada that, önceki soru veya düşünceyi; what we'll be discussing ise “ele alacağımız şey veya konu”yu belirtir. What ile kurulan yan cümle bir isim cümleciğidir ve bu nedenle bildirme cümlesi söz dizimini kullanır: what we'll be discussing doğrudur, what will we be discussing değil. Bu kalıp, önceki bir soruyu sırada ne olduğuna dair açık bir ön bilgiye bağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, cümle içine yerleştirilmiş bir what yan cümlesiyle bugünün konusunu doğru biçimde duyurur?

  1. That's what we'll discussing in today's meeting.
  2. That's what will we be discussing in today's meeting.
  3. That's what we'll be discussing in today's meeting.
Cevabı göster

That's what we'll be discussing in today's meeting.

and as usual,

1:01

ve her zamanki gibi,

we'll be learning some useful new vocabulary as well.

1:02

bazı yararlı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

Sounds good, Beth,

1:05

Kulağa hoş geliyor, Beth,

but first, I have a question for you. Anlatım akışı

1:06

ama önce sana bir sorum var.

Anlatım akışı

but first, I have a question for you: önce başka bir adım eklemek

But first, planlanan konu veya etkinliğin yine gerçekleşeceğini, ancak ondan önce başka bir adım bulunduğunu dinleyiciye bildirir. Burada Sounds good ile ifade edilen önceki onayı geçersiz kılmaz; yalnızca konuşmanın sırasını değiştirir. I have a question for you, ana konudan önce eklenen adımın ne olduğunu belirtir. İfadenin tamamı program sunumunda, sunumlarda, derslerde, toplantılarda ve röportajlarda açık bir geçiş işlevi görür.

Alıştırma

Bir sunucu ana konuya başlamayı kabul ediyor, ancak önce bir soru sormak istiyor. Hangi cümle uygundur?

  1. Sounds good, but I do not want to continue.
  2. Sounds good, but first, I have a question for you.
  3. Sounds good, and that is my answer to your question.
Cevabı göster

Sounds good, but first, I have a question for you.

The worst job I ever had was the summer I spent Dilbilgisi

1:09

Şimdiye kadar sahip olduğum en kötü iş, bir yazımı geçirdiğim

working as a portable toilet cleaner at music festivals. Kalıp ifadeler

1:13

müzik festivallerinde portatif tuvalet temizleyicisi olarak çalıştığım işti.

Dilbilgisi

The worst job I ever had was the summer I spent ...: en uç kişisel deneyimi seçmek

The worst job I ever had, konuşanın deneyimlediği bütün işler arasındaki en kötü işi belirtir. Worst en üstünlük derecesidir; I ever had ise karşılaştırma alanını konuşanın o zamana kadar yaptığı bütün işler olarak belirler. Ever bu alanın tamamını vurgular. was the summer I spent ... bölümü, işi yapıldığı dönem üzerinden tanımlar. Bir iş ile bir yaz sözcük anlamıyla aynı şey olmasa da bu kullanım konuşma dilindeki hikâye anlatımında doğaldır. Yeniden kullanılabilecek kalıp The + en üstünlük derecesi + isim + I ever + geçmiş zaman fiili + was ... şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle matematik finalinin konuşanın deneyimindeki en zor sınav olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. The hardest exam I ever took was my final maths exam.
  2. The hardest exam I ever take was my final maths exam.
  3. The harder exam I ever took was my final maths exam.
Cevabı göster

The hardest exam I ever took was my final maths exam.

Kalıp ifadeler

working as a portable toilet cleaner: bir meslek veya rol belirtmek

Work as + meslek veya rol, o işi yapmak ya da o rolde görev almak anlamına gelir. Burada working as a portable toilet cleaner, konuşanın o yaz üstlendiği rolün seyyar tuvalet temizleyiciliği olduğunu belirtir. as sözcüğünden sonra rolün adı gelir. Tekil ve sayılabilen meslek adlarından önce genellikle a veya an kullanılır: work as a cleaner; work as an engineer. Bu ifade kalıcı, geçici veya yarı zamanlı işleri anlatabilir.

Alıştırma

Maya'nın işteki rolünü tanıtan sözcükle cümleyi tamamlayın: Maya worked ____ a tour guide during the summer.

Cevabı göster

as

But according to a recent survey by Forbes Magazine, Anlatım akışı

1:17

Ancak Forbes Dergisi'nin yakın tarihli bir anketine göre,

what was voted the worst job in the UK? Dilbilgisi

1:21

İngiltere'deki en kötü iş olarak hangisi seçildi?

Anlatım akışı

according to a recent survey: bilgi kaynağını belirtme

According to bilgi kaynağını belirtir. Burada according to a recent survey by Forbes Magazine, sorunun konuşanın kişisel görüşüne değil, söz konusu ankete dayandığını dinleyiciye bildirir. Bu kaynak ifadesi ana sorudan önce gelir ve sonraki bilginin nasıl anlaşılması gerektiğini belirler. by Forbes Magazine, anketin arkasındaki kaynak olarak Forbes dergisini gösterir.

Alıştırma

Belirtilen kaynağı tanıtan iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the weather report, the storm will arrive after midnight.

Cevabı göster

According to

Dilbilgisi

was voted the worst job: bir oylamanın sonucunu ifade etme

Was voted, vote fiilinin edilgen biçimidir. Soruda what, sonucu alan mesleğin yerini tutar; the worst job in the UK ise ona verilen tanımdır. Bu ifade oy kullanan kişilere değil, sonuca odaklanır. Tekrar kullanılabilen kalıp be voted + unvan, rol veya tanım şeklindedir: bir kişi ya da şey, oylama yoluyla bu statüye seçilir veya bu statüye layık görülür. Be fiilinin biçimi zamana ve özne uyumuna göre değişir.

Alıştırma

Cümleyi anket sonucunu gösteren vote fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: In the school poll, Maya ____ the best captain.

Cevabı göster

was voted

Was it A, a call center worker,

1:25

A, çağrı merkezi çalışanı mı,

B, a bartender,

1:27

B, barmen mi,

or C, a traffic warden? Kültür

1:29

yoksa C, trafik polisi miydi?

Kültür

traffic warden: Britanya’da park denetimi görevi

Britanya İngilizcesinde traffic warden, geleneksel olarak park hâlindeki araçları kontrol eden, park kısıtlamalarını uygulayan ve ceza bildirimi düzenleyen bir görevliyi ifade eder. Bu soruda genel bir polis görevini değil, park denetimi işini adlandırır. Resmî görev unvanı ve yetkiler bölgeye göre değişebilir ve zaman içinde değişmiştir. Başka bağlamlara aktarılabilecek temel fikir, esas olarak park kurallarını uygulayan yerel bir görevli olmasıdır.

Alıştırma

Britanya bağlamında bir traffic warden en yaygın olarak ne yapar?

  1. Park kısıtlamalarını kontrol eder ve ceza bildirimi düzenleyebilir.
  2. Hasarlı trafik ışıklarını ve yol işaretlerini onarır.
  3. Polis dedektifi olarak ağır suçları araştırır.
Cevabı göster

Park kısıtlamalarını kontrol eder ve ceza bildirimi düzenleyebilir.

Hmm, I think the answer might be a call center worker. Ton ve niyet

1:31

Hmm, bence cevap çağrı merkezi çalışanı olabilir.

Ton ve niyet

I think ... might be ... ile temkinli bir tahminde bulunmak

I think, ardından gelen ifadenin konuşanın kendi yargısı olduğunu gösterirken might be cevabın yalnızca bir olasılık olduğunu belirtir. Bu ikisi birlikte tahmini temkinli hâle getirir ve farklı bir cevaba yer bırakır. Kesin konuşmadan görüş bildirmek istediğinizde I think + özne + might be + tümleç kalıbını kullanın. Bu kalıp The answer is a call center worker. cümlesinden daha yumuşaktır.

Alıştırma

Temkinli tahmini derste öğrendiğiniz iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: "I'm not sure which bus goes downtown. I think it ____ the number 8."

Cevabı göster

might be

Okay, Beth,

1:35

Tamam, Beth,

I'll reveal the answer later in the program. Anlatım akışı

1:36

cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.

Anlatım akışı

I'll reveal the answer later: cevabı geciktirmek ve akışı göstermek

Burada I'll reveal the answer later in the program, izleyiciye cevabın mevcut olduğunu ancak henüz verilmeyeceğini söyler. Reveal, daha önce gizli veya bilinmeyen bir bilgiyi ortaya çıkarmak anlamına gelir; bu yüzden yalnızca cevabı söylemekten daha güçlü bir açıklama hissi verir. later in the program ifadesi akışı gösteren bir işarettir: şu anki soruyu programın daha sonraki bir bölümüyle bağlar. Yeniden kullanılabilen I'll reveal + the answer/result/winner + later/at the end kalıbı, bilgiyi geciktirirken merak oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümle sonucu şimdilik bilinmez tutarken izleyiciye ne zaman açıklanacağını da doğal biçimde söyler?

  1. We'll discuss the result before the presentation begins.
  2. We'll reveal the result at the end of the presentation.
  3. We'll repeat the result throughout the presentation.
Cevabı göster

We'll reveal the result at the end of the presentation.

Now, it's interesting that survey was carried out in the UK Öbek fiiller

1:39

Şimdi, bu anketin İngiltere'de yapılmış olması ilginç

Öbek fiiller

was carried out in the UK: haber dilinde edilgen bir ifade

Bu cümlede was carried out, “gerçekleştirildi” veya “yürütüldü” anlamına gelir ve was conducted ya da was performed ile aynıdır. Carry out genellikle survey, study, experiment, test veya investigation gibi planlı bir etkinliğin tamamlanmasını anlatır; bir şeyi fiziksel olarak dışarı taşımak anlamına gelmez. Was carried out, simple past passive yapısıdır. Anketi yapan kişiler bilinmediği veya önemli olmadığı için survey ifadesini konu olarak tutar; in the UK ise yeri belirtir.

Alıştırma

“Gerçekleştirildi” anlamındaki phrasal verb'ü tamamlayın: The safety test was carried ____ by an independent team.

Cevabı göster

out

because being unhappy at work could be related to the British working culture, Kalıp ifadeler

1:42

çünkü işte mutsuz olmak, tempolu çalışmayı vurgulayan İngiliz çalışma kültürüyle

which emphasizes working at a fast pace. Kalıp ifadeler

1:48

ilişkili olabilir.

Kalıp ifadeler

could be related to: olası bir bağlantıyı ifade etme

Could be related to, bir şeyin başka bir şeyle bağlantısı olabileceğini belirtir. Bu cümlede could ifadeyi temkinli hâle getirir: iş kültürü, işteki mutsuzlukla bağlantılı olabilecek etkenlerden biri olarak sunulur. Bu ifade doğrudan nedenselliğin kanıtını değil, bir ilişkiyi anlatır. Britanya iş kültürünün mutsuzluğa kesinlikle yol açtığını ya da tek neden olduğunu söylemez.

Alıştırma

Burada could be related to the working culture ne anlama geliyor?

  1. Sorunun bu iş kültürüyle hiçbir bağlantısı yoktur.
  2. Bu iş kültürü kesinlikle tek nedendir.
  3. Bu iş kültürüyle bağlantılı olabilir, ancak bu doğrudan nedenselliği kanıtlamaz.
Cevabı göster

Bu iş kültürüyle bağlantılı olabilir, ancak bu doğrudan nedenselliği kanıtlamaz.

Kalıp ifadeler

at a fast pace: hızlı etkinlik veya ilerlemeyi anlatma

At a fast pace, “etkinliğin veya ilerlemenin hızlı gerçekleştiği bir tempoda” anlamına gelir. Pace, işin veya başka bir etkinliğin gelişme hızını ya da ritmini anlatır. Bu cümlede at a fast pace edat öbeği durum bildirir ve çalışmanın nasıl, hangi hızda yapıldığını açıklar. Buradaki at bir yeri belirtmez.

Alıştırma

Bir eğitim programının hızlı ilerlediğini en doğal şekilde hangi cümle anlatır?

  1. The training course moves at high speed, so we cover a new topic every day.
  2. The training course moves in a fast pace, so we cover a new topic every day.
  3. The training course moves at a fast pace, so we cover a new topic every day.
Cevabı göster

The training course moves at a fast pace, so we cover a new topic every day.

Here's Damian Grimshaw,

1:51

İşte King's College London'da istihdam çalışmaları profesörü olan

a professor of employment studies at King's College London,

1:53

Damian Grimshaw,

speaking with BBC Radio 4 program Analysis.

1:56

BBC Radio 4 programı Analysis'e konuşuyor.

Really, it's all about pace, Kalıp ifadeler

2:01

Gerçekten, her şey tempo,

Kalıp ifadeler

it's all about pace: temel etkeni belirtmek

Burada it's all about pace, “temel etken tempodur” anlamına gelir. be all about + isim veya -ing biçimi kalıbı, bir durumun en önemli yönünü gösterir. All vurgu katar, ancak genellikle diğer etkenlerin hiç önemli olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bağlamda “It's all about timing” ne anlama gelir?

  1. Temel etken zamanlamadır.
  2. Zamanlama önemli değildir.
  3. Her ayrıntı yalnızca zamanlamayla ilgilidir.
Cevabı göster

Temel etken zamanlamadır.

cost efficiencies, you know,

2:02

maliyet verimliliği, bilirsiniz,

meeting targets, deadlines. Kalıp ifadeler

2:04

hedeflere ulaşmak, teslim tarihleri ile ilgili.

Kalıp ifadeler

meeting targets, deadlines: meet fiilinin iş hayatındaki kullanımı

Bu iş yeri sıralamasında meeting hem targets hem de deadlines için kullanılır. Burada meet, biriyle görüşmek değil, bir gerekliliği karşılamak veya gerçekleştirmek anlamındadır. Konuşma dilindeki ifadede and atlanmıştır; bu yüzden meeting targets, deadlines, meeting targets and deadlines olarak anlaşılır.

Alıştırma

İş ortamında doğal olan tamamlamayı seçin: The team worked hard to ____ its targets and deadlines.

  1. visit
  2. meet with
  3. meet
Cevabı göster

meet

So this is why when people do surveys of what we call work intensity, Kelime

2:06

İşte bu yüzden, çalışma yoğunluğu dediğimiz şey hakkında anketler yapıldığında,

Kelime

what we call work intensity: “çalışma yoğunluğu” terimini adlandırma

Work intensity, işin belirli bir süre içinde ne kadar zorlayıcı olduğunu anlatan bir terimdir. Çalışma temposunu, iş miktarını, zaman baskısını ve işe yetişmek için gereken çabayı içerebilir. Burada intensity, duyguların yoğunluğunu değil, işin ne kadar baskılı ve zorlayıcı olduğunu anlatır. what we call work intensity ifadesindeki what we call, bu kavram için kullanılan adı, yani “work intensity dediğimiz şeyi” tanıtır. Konuşmacının teknik bir terimi dinleyiciye açıklamasına yardımcı olur.

Alıştırma

İş yeri araştırmalarında work intensity temel olarak neyi anlatır?

  1. Çalışanların iş dışında ne kadar yoğun duygular hissettiği
  2. İşin ne kadar zorlayıcı ve hızlı tempolu olduğu
  3. İş yeri binasının büyüklüğü
Cevabı göster

İşin ne kadar zorlayıcı ve hızlı tempolu olduğu

right, so how hard you work,

2:11

tamam, yani ne kadar çok çalıştığınız,

are you driven on pace,

2:12

tempoya göre yönlendirilip yönlendirilmediğiniz,

is there a supervisor breathing down your neck,

2:14

ensinizde boza pişiren bir amirinizin olup olmadığı gibi konularda,

we score really badly compared to European countries. Dilbilgisi

2:15

Avrupa ülkelerine kıyasla gerçekten kötü puanlar alıyoruz.

Dilbilgisi

compared to European countries: karşılaştırma ölçütünü belirleme

Compared to European countries, we score really badly değerlendirmesinde Avrupa ülkelerini karşılaştırma ölçütü olarak belirler. European countries, score fiilinin nesnesi değildir; puanın değerlendirildiği karşılaştırma grubudur. Bu compared to öbeği, buradaki gibi ana ifadeden sonra gelebilir veya cümlenin başına getirilebilir: Compared to European countries, we score really badly. Cümlenin başında olduğunda genellikle ana cümleden virgülle ayrılır.

Alıştırma

Hangi cümle karşılaştırma ölçütünü belirtmek için compared to ifadesini doğru kullanır?

  1. Compared to last month, sales are higher.
  2. Comparing to last month, sales are higher.
  3. Compared last month, sales are higher.
Cevabı göster

Compared to last month, sales are higher.

Compared to some European countries,

2:18

Bazı Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında,

British workers have to meet more targets and deadlines, Dilbilgisi

2:21

İngiliz işçiler daha fazla hedefe ve son teslim tarihine (deadline) uymak zorundalar,

Dilbilgisi

have to meet more targets and deadlines: dış koşullardan doğan zorunluluk

Bu cümlede have to, kişinin özgürce seçtiği bir eylemi değil, iş yerindeki taleplerden veya koşullardan doğan bir zorunluluğu belirtir. Çalışanların bunları yapması gerekmektedir. Meet, targets ile kullanıldığında “ulaşmak”; deadlines ile kullanıldığında “gereken işi zamanında bitirmek” anlamına gelir. Burada “insanlarla buluşmak” anlamında değildir. More hem targets hem de deadlines sözcüklerini niteler.

Alıştırma

Cümleyi have to ve bir hedefe “ulaşmak” anlamındaki fiille tamamlayın: Employees ____ the monthly target because company rules require it.

Cevabı göster

have to meet

a time or date by which a particular job must be finished. Dilbilgisi

2:25

bu da belirli bir işin bitirilmesi gereken saat veya tarih demektir.

Dilbilgisi

a time or date by which...: son tarihi belirten resmî yapı

Bu isim öbeği bir deadline tanımlar. Which, önceki a time or date ifadesine gönderme yapar; by ise “en geç” anlamına gelir. Dolayısıyla işin o anda veya daha önce bitirilmesi gerekir. By which resmî bir ilgi cümleciği başlatır. Daha az resmî söz diziminde edat sona gelir: a time or date which a particular job must be finished by. Tanımlarda ve resmî yazılarda by sözcüğünün which önüne getirilmesi yaygındır.

Alıştırma

Resmî ilgi yapısını tamamlayın: Friday is the date by ____ the form must be submitted.

Cevabı göster

which

The pressure to work quickly means you might have your boss breathing down your neck, Notlar

2:29

Hızlı çalışma baskısı, patronunuzun ensenizde boza pişirmesi anlamına gelebilir (breathing down your neck),

Kalıp ifadeler

The pressure to work quickly: pressure to + fiil yapısı

the pressure to work quickly ifadesinde to'lu mastar work quickly, baskının hangi eylemle ilgili olduğunu gösterir. Birinin hızlı çalışmaya zorlandığını veya ondan hızlı çalışmasının beklendiğini anlatır. Burada to work quickly, baskının amacını belirtmez. Yeniden kullanılabilen pressure to + fiil kalıbı, bir kişi veya grubun yapması için baskı gördüğü eylemi adlandırır.

Alıştırma

Baskı altındaki eylemi başlatan sözcüğü yazarak cümleyi tamamlayın: The pressure ____ meet the deadline made everyone rush.

Cevabı göster

to

Deyimler

your boss breathing down your neck: yakından izleyip baskı kurmak

have your boss breathing down your neck ifadesinde breathe down someone's neck deyimi kullanılır. Bu deyim, birini baskı hissedecek kadar yakından izlemek, denetlemek veya acele ettirmek anlamına gelir; gerçek anlamda nefes almayı anlatmaz. have + kişi + -ing yapısı devam eden bir durumu gösterir. Burada your boss, sizi tekrar tekrar izleyen veya üzerinizde baskı kuran kişidir.

Alıştırma

İstenmeyen yakın denetimi anlatan deyimi tamamlayın: I can't focus with my coach breathing down my ____.

Cevabı göster

neck

an idiom meaning that someone is watching you very closely

2:34

bu da birinin sizi çok yakından izlediği

and checking everything you do.

2:38

ve yaptığınız her şeyi kontrol ettiği anlamına gelen bir deyimdir.

Not a nice feeling to have at work.

2:40

İşteyken yaşanacak hoş bir duygu değil.

That's right.

2:42

Bu doğru.

A good job is about more than pay and conditions. Anlatım akışı

2:43

İyi bir iş, maaş ve koşullardan daha fazlasıdır.

Anlatım akışı

about more than pay and conditions: değerlendirme ölçütünü genişletmek

Burada be about more than + isim öbeği, söz konusu etkenin önemli olduğunu ancak konuyu değerlendirmenin tek ölçütü olmadığını anlatır. Ücret ve çalışma koşulları iyi bir işin parçalarıdır, fakat başka etkenler de dikkate alınmalıdır. Bu kalıp, bilinen bir etkenle başlayıp ardından ölçütü genişleterek bir görüşü düzenler. Bu cümlede more than, “daha fazla ücret ve koşul” değil, “yalnızca bunlar değil” anlamındadır.

Alıştırma

“Good teaching is about more than clear explanations.” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Açık anlatımlar gereksizdir.
  2. Açık anlatımlar daha uzun olmalıdır.
  3. İyi öğretim, açık anlatımların yanı sıra başka unsurlara da bağlıdır.
Cevabı göster

İyi öğretim, açık anlatımların yanı sıra başka unsurlara da bağlıdır.

It's one that uses your talents

2:47

Yeteneklerinizi kullanan

and gives you some choice over how and when you work. Kalıp ifadeler

2:49

ve nasıl ve ne zaman çalışacağınız konusunda size biraz seçenek sunan iştir.

Kalıp ifadeler

give someone some choice over how and when...: sınırlı karar hakkı vermek

give someone some choice over... kalıbı, bir kişiye bir karar veya alan üzerinde belli ölçüde kontrol vermek anlamına gelir. Cümlede you seçim hakkını alan kişidir; how and when you work ise kişinin karar verebildiği iki konuyu belirtir. choice over sonrasında choice over the schedule gibi bir isim öbeği veya choice over where you sit gibi gömülü bir wh-cümleciği kullanılabilir. Gömülü cümlecikte düz cümle söz dizimi kullanılır: when you work denir, when do you work denmez. Some, tam özgürlük yerine sınırlı bir seçim hakkını belirtir.

Alıştırma

Bu nottaki hedef edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: The schedule gives staff some choice ____ when they take their break.

Cevabı göster

over

In 2022, Britain's biggest employer, Kültür

2:53

2022'de İngiltere'nin en büyük işvereni,

the National Health Service, or NHS,

2:57

Ulusal Sağlık Hizmeti veya NHS,

Kültür

the National Health Service, or NHS: Britanya'nın kamu sağlık sistemi

The National Health Service, NHS kısaltmasının tam açılımıdır ve Britanya'nın kamu kaynaklarıyla finanse edilen sağlık hizmetleri için yaygın olarak kullanılır. Çok sayıda sağlık kuruluşu ve hizmetinden oluşan bir kamu sistemi olup sıradan bir özel şirket değildir. Bu bilgi, sağlık, istihdam veya kamu harcamalarıyla ilgili Britanya haberlerini anlamaya yardımcı olur. Virgüller kimliği belirten ek bilgiler verir. Bu cümlede Britain's biggest employer ile the National Health Service aynı işvereni adlandırırken or NHS onun bilinen kısa adını verir.

Alıştırma

“the National Health Service, or NHS” ifadesinde NHS neyi belirtir?

  1. Britanya'nın kamu kaynaklarıyla finanse edilen sağlık hizmetleri olan the National Health Service
  2. Özel bir sağlık şirketi
  3. Hemşirelere ait bir çalışma programı türü
Cevabı göster

Britanya'nın kamu kaynaklarıyla finanse edilen sağlık hizmetleri olan the National Health Service

lost more than 15,000 nurses,

3:00

15.000'den fazla hemşireyi kaybetti,

many quitting because of the long and inflexible working hours. Dilbilgisi

3:03

birçoğu uzun ve esnek olmayan çalışma saatleri nedeniyle işi bıraktı.

Dilbilgisi

many quitting because of...: ek bilgi veren bir -ing yan cümlesi

Many, hemen önce sözü edilen nurses grubundaki birçok kişiyi belirtir ve kısa bir ek -ing yan cümlesinin öznesi olur. Quitting bu kişilerin ne yaptığını, because of the long and inflexible working hours ise neden ayrıldıklarını açıklar. Eklenen kısmın tamamı, işverenin bu hemşirelerin birçoğunu istifa ettikleri için kaybettiğini anlatır. Geçmiş zamanla çekimlenen ana fiil lost'tur; quitting değildir. Daha açık hâli şöyledir: The NHS lost more than 15,000 nurses, and many of them quit because the working hours were long and inflexible. Haberlerde ek bilgi vermek için çoğul bir grubun ardından many + -ing getirilen daha kısa yapı sık kullanılır.

Alıştırma

Kısa rapor cümlesini many ve leave fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The school lost several teachers, ____ for jobs with shorter hours.

Cevabı göster

many leaving

Another sector with long working hours is the construction industry.

3:08

Uzun çalışma saatlerine sahip bir diğer sektör ise inşaat sektörüdür.

Low-paid, dirty, and physically demanding, Kelime

3:12

Düşük ücretli, kirli ve fiziksel olarak zorlayıcı olan

construction workers also risk high levels of work-related injury. Kalıp ifadeler

3:15

inşaat işçileri ayrıca yüksek oranda işle ilgili yaralanma riski de taşırlar.

Kelime

Low-paid, dirty, and physically demanding: işi sıralı sıfatlarla anlatma

Cümlenin girişinde üç sıfat öbeği eş görevli olarak sıralanır: low-paid ücretin düşük olduğunu, dirty koşulların kir içerdiğini, physically demanding ise işin çok fazla bedensel çaba gerektirdiğini belirtir. Bunları başa almak, yaralanmayla ilgili ana ifadeden önce işin zorlu özelliklerini öne çıkarır. Demanding burada “insanlardan bir şeyler talep eden” değil, “çok çaba gerektiren” anlamındadır. Physically bu çabayı bedensel çabayla sınırlar. Cümle başındaki bir sıfat öbeği normalde hemen ardından gelen ismi niteler. Burada construction workers gelir, ancak physically demanding doğal olarak işçileri değil işi anlatır; bu yüzden niteleyicinin yeri belirsiz ve tuhaftır.

Alıştırma

Bu cümlede physically demanding ne anlama gelir?

  1. Çok fazla bedensel çaba gerektirir.
  2. Beden için kolaydır ama anlaşılması zordur.
  3. Çok sayıda talepte bulunmayı içerir.
Cevabı göster

Çok fazla bedensel çaba gerektirir.

Kalıp ifadeler

risk high levels of work-related injury: geçişli fiil olarak risk

Burada risk, “zarar görme olasılığına maruz kalmak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. high levels of work-related injury isim öbeğinin tamamını doğrudan nesne olarak alır; bu nedenle risk sözcüğünden sonra edat gelmez. Work-related, işle bağlantılı veya işten kaynaklanan anlamındadır. Çoğul özne construction workers ile high levels, grubun tamamında yaralanma miktarının ya da görülme oranının yüksek olduğunu belirtir. Verilmek istenen mesaj, bu işçilerin işleri nedeniyle yaralanma olasılığının yüksek olduğudur. High levels of injury istatistiksel bir ifadedir ve sıradan yazıda risk fiilinin doğrudan nesnesi olarak biraz tuhaf duyulur.

Alıştırma

risk sözcüğünün fiil olarak doğru kullanıldığı cümleyi seçin.

  1. Without safety equipment, workers are risk serious injury.
  2. Without safety equipment, workers risk serious injury.
  3. Without safety equipment, workers risk of serious injury.
Cevabı göster

Without safety equipment, workers risk serious injury.

Here, Emma Stewart, co-founder of social business Time wise,

3:21

Burada, sosyal girişim Timewise'ın kurucu ortağı Emma Stewart,

tells BBC's Radio 4 program Analysis

3:25

BBC Radio 4 programı Analysis'e

about her trial project to help builders enjoy their jobs more.

3:28

inşaat işçilerinin işlerinden daha fazla keyif almalarına yardımcı olan deneme projesinden bahsediyor.

In the work that we've done within the construction industry,

3:33

İnşaat sektörü içinde yaptığımız çalışmalarda,

we have trialed what we would call an output-based way of working, Kelime

3:37

çıktı odaklı bir çalışma yöntemi olarak adlandırdığımız şeyi denedik,

Kelime

an output-based way of working: çıktı odaklı çalışma biçimi

An output-based way of working, insanların yalnızca iş yerinde ne kadar süre görünür olduklarına göre değil, esas olarak neyi tamamladıklarına veya başardıklarına göre değerlendirildiği bir çalışma modelidir. Buradaki output, bilgisayar çıktısı değil, iş sonuçları anlamına gelir. Output-based, way of working ifadesini niteleyen, kısa çizgiyle yazılmış birleşik bir sıfattır. Bu ifade esnek çalışma, proje yönetimi ve performans değerlendirmesi tartışmalarında da kullanılabilir.

Alıştırma

An output-based way of working ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?

  1. Çalışanlar esas olarak iş yerinde görünür kaldıkları saatlere göre değerlendirilir.
  2. Çalışanlar esas olarak ürettikleri sonuçlara göre değerlendirilir.
  3. Çalışanlar bilgisayar çıktı dosyaları üretmekten sorumludur.
Cevabı göster

Çalışanlar esas olarak ürettikleri sonuçlara göre değerlendirilir.

which means we shift away from the sense of presenteeism, Öbek fiiller

3:41

bu da mevcut olma (presenteeism) hissinden uzaklaştığımız anlamına geliyor,

Öbek fiiller

shift away from the sense of presenteeism: presenteizm anlayışından uzaklaşmak

Shift away from, mevcut bir uygulamadan veya düşünceden yavaş yavaş uzaklaşmak, ona daha az dayanmak ya da onu izlemeyi bırakmak anlamına gelir. Burada sıradan bir fiziksel hareketi değil, yön değişikliğini anlatır. Bu cümledeki eski düşünce presenteeismdir: daha iyi sonuçları göstermese bile insanlara işte görünür oldukları veya uzun saatler kaldıkları için değer verme anlayışı. The sense of presenteeism, iş yerindeki bu genel tutumu ifade eder.

Alıştırma

“Yavaş yavaş dayanmayı bırakmak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The company plans to shift ____ attendance-based evaluation.

Cevabı göster

away from

this sense of you are paid by the day, Kelime

3:44

yani size günlük ödeme yapıldığı hissi,

Kelime

paid by the day: gün üzerinden hesaplanan ücret

you are paid by the day ifadesinde by, ücretin hesaplanmasında kullanılan birimi gösterir. Çalışılan her gün bir birim olarak sayılır; hesaplama saat, tamamlanan iş veya sonuç üzerinden yapılmaz. be paid by the + unit kalıbı be paid by the hour, be paid by the week veya be paid by the job biçimlerinde kullanılabilir. Bu kalıp hesaplama temelini anlatır; paranın ne sıklıkla verildiğini mutlaka belirtmez.

Alıştırma

Ücretin çalışılan her gün için hesaplandığını anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Temporary workers are paid ____.

Cevabı göster

by the day

you are on-site from 7:00 in the morning until the last person leaves, Kalıp ifadeler

3:46

sabah 7:00'den son kişi ayrılana kadar,

maybe 7:00 in the evening,

3:49

belki akşam 7:00'ye kadar sahada olduğunuz hissinden,

Kalıp ifadeler

on-site from ... until ...: bir zaman aralığı boyunca iş yerinde bulunma

On-site, bir iş yerinde veya proje sahasında fiziksel olarak bulunmak anlamına gelir. Burada you are on-site, kişinin işin yapıldığı yerde bulunması gerektiğini söyler; çevrim içi veya bir internet sitesinde olmak anlamına gelmez. From 7:00 in the morning until the last person leaves bütün zaman aralığını belirtir. From başlangıç noktasını verir, until ise bitiş sınırını gösterir. Bu sınır sabit bir saat yerine birinin ayrılması gibi bir olay olabilir.

Alıştırma

Cümleyi on-site ve until ile tamamlayın: A technician must be ____ from 8:00 ____ the repairs are complete.

Cevabı göster

on-site · until

to task-based way of working, Kelime

3:51

görev odaklı çalışma yöntemine geçiş,

which means you're going to do five tasks over the course of this day. Kalıp ifadeler

3:53

bu da bugün içinde beş görev yapacağınız anlamına gelir.

Kelime

task-based way of working: görevlere göre düzenlenen çalışma biçimi

Bu cümlede task-based way of working, işin belirli görevleri tamamlamaya göre düzenlendiği bir sistem demektir. Günün işi, sabit bir süre boyunca iş yerinde bulunmakla değil, beş görevle tanımlanır. Baştaki to, move veya switch gibi bir fiilden sonra geçilen yeni sistemi gösterir. Tam ve doğal bir isim grubunda to a task-based way of working denir: way tekil ve sayılabilen bir isimdir; task-based ise onu niteleyen birleşik sıfattır.

Alıştırma

Belirli görevlere göre düzenlenen bir sistemi anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Our studio uses ____, so everyone receives a clear task list.

Cevabı göster

a task-based way of working

Kalıp ifadeler

over the course of this day: günün tamamı boyunca

Over the course of this day, bugünün başlangıcından sonuna kadar geçen süre içinde demektir. Beş görevin mutlaka bir kerede değil, gün boyunca yapıldığını veya tamamlandığını anlatır. Burada course, bir ders değil, zamanın ilerleyişi veya geçişi anlamındadır. Yeniden kullanılabilen kalıp over the course of + bir zaman dilimidir; örneğin over the course of a week.

Alıştırma

Tüm bir süreye yayılan değişimi anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The team improved steadily ____ the season.

Cevabı göster

over the course of

When you've done those tasks and you've done them well, Dilbilgisi

3:56

Bu görevleri tamamladığınızda ve iyi yaptığınızda,

you can go home,

3:59

eve gidebilirsiniz,

Dilbilgisi

When you've done ...: gelecekteki sonuçtan önce tamamlanma

When you've done those tasks, “bu görevleri tamamladıktan sonra” anlamına gelir. you've done biçim olarak present perfect olsa da burada when yan cümlesi gelecekte tamamlanacak bir eylemi gösterir. Gelecekten söz eden when zaman cümlelerinde İngilizce genellikle will yerine bir present biçimi kullanır. Present perfect, eve gitmeden önce görevlerin bitirilmesi gerektiğini vurgular; and you've done them well ise görevlerin yalnızca bitirilmesi değil, iyi yapılması gerektiğini de ekler.

Alıştırma

finish fiilinin kısaltılmış present perfect biçimiyle gelecek zaman cümlesini tamamlayın: When ____ the report, you can go home.

Cevabı göster

you've finished

but we will still pay you the same amount for the day. Kalıp ifadeler

4:00

ancak biz size o gün için yine aynı tutarı ödeyeceğiz.

Kalıp ifadeler

still pay you the same amount for the day: değişmeyen günlük ücret

Will still pay you the same amount for the day, koşullardaki bir değişiklik ücretin düşebileceğini düşündürse bile çalışanın o günlük ücretinin azaltılmayacağı anlamına gelir. Still, sonucun değişmeden kaldığını gösterir. Pay you parayı alan kişiyi belirtir, the same amount önceden beklenen veya kararlaştırılan tutarı ifade eder ve for the day ödemenin hangi çalışma dönemi için yapıldığını gösterir.

Alıştırma

Çalışan erken ayrılabiliyorsa 'We'll still pay you the same amount for the day' ne anlama gelir?

  1. Çalışana yalnızca gerçekten çalıştığı saatler için ödeme yapılır.
  2. O gün için daha önce beklenen ücret değişmeden kalır.
  3. Çalışan erken bitirdiği için ek ödeme alır.
Cevabı göster

O gün için daha önce beklenen ücret değişmeden kalır.

They were able to deliver the projects that we worked on with them Kalıp ifadeler

4:02

Onlarla üzerinde çalıştığımız projeleri teslim edebildiler

Kalıp ifadeler

able to deliver the projects: projeleri tamamlayıp teslim edebilmek

Bu cümlede were able to deliver the projects, üzerinde anlaşılmış proje çalışmalarını başarıyla tamamladıkları ve söz verilen sonuçları sundukları anlamına gelir. Proje dilinde deliver, bir projeyi fiziksel olarak taşımak veya göndermek demek değildir. be able to + fiil kalıbı yetenek veya yeterlilik belirtir. Geçmişteki belirli bir olay anlatılırken were able to, özellikle durum zorsa sonucun gerçekten başarıldığını sık sık vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede was able to deliver, söz verilen proje sonucunu tamamlayıp sunmak anlamında kullanılmıştır?

  1. The presenter was able to deliver the speech without notes.
  2. The courier was able to deliver the new laptops to reception before noon.
  3. Despite the tight schedule, the agency was able to deliver the new website by the agreed deadline.
Cevabı göster

Despite the tight schedule, the agency was able to deliver the new website by the agreed deadline.

on time, on budget, Kalıp ifadeler

4:05

zamanında, bütçesine uygun olarak,

Kalıp ifadeler

on time, on budget: zamanında ve bütçe dahilinde

On time, on budget, projeler hakkında kısa ve öz bilgi vermek için kullanılan bir ifadedir. On time, planlanan son tarihe kadar tamamlamak; on budget ise planlanan harcama sınırını aşmadan bütçe içinde kalmak demektir. Birbirine paralel on + isim öbekleri iki ayrı hedefi değerlendirir: zaman ve maliyet. Tam bir cümlede çoğunlukla finish, complete veya deliver gibi fiillerden sonra gelirler: We delivered the project on time and on budget.

Alıştırma

Hangi cümle projenin hem zaman hem de maliyet hedefini karşıladığını belirtir?

  1. We completed the renovation in time but over budget.
  2. We completed the renovation on time and on budget.
  3. We completed the renovation after the deadline and under budget.
Cevabı göster

We completed the renovation on time and on budget.

but critically,

4:07

ancak kritik olan,

the feedback from workers was that work-life balance scores doubled, Kelime

4:08

işçilerden gelen geri bildirim iş-yaşam dengesi puanlarının iki katına çıktığı yönündeydi,

Kelime

work-life balance scores doubled: iki katına çıkan bir sonucu ifade etmek

İş-yaşam dengesi puanları, çalışanların işleriyle özel yaşamları arasındaki dengeyi nasıl değerlendirdiğini gösteren anket veya değerlendirme sayılarıdır. Scores doubled, bu sayıların önceki değerlerinin iki katına çıktığı anlamına gelir. Doubled burada geçişsizdir: scores öznedir ve fiilin nesnesi yoktur. Cümle, ölçülen puanların değişimini anlatır; başka bir şeyin puanları doğrudan iki katına çıkardığını söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle bir iş yeri esenlik puanının öncekinin iki katına çıktığını söyler?

  1. The workplace well-being score was cut in half after the new schedule began.
  2. The workplace well-being score doubled after the new schedule began.
  3. The workplace well-being score increased by 200% after the new schedule began.
Cevabı göster

The workplace well-being score doubled after the new schedule began.

and they were able to reduce the amount of overtime that they did. Kalıp ifadeler

4:11

ve yaptıkları fazla mesai miktarını azaltabildiler.

Kalıp ifadeler

able to reduce the amount of overtime that they did: yaptıkları fazla mesai miktarını azaltabilmek

Bu geçmiş sonucun anlatımında were able to reduce, bir miktarı azaltmayı başardıkları anlamına gelir. Reduce the amount of overtime, toplam fazla mesai miktarını düşürmek demektir. Overtime, normal çalışma saatlerinin dışındaki ek işi ifade ettiğinde genellikle sayılamaz bir isimdir; bu nedenle the amount of sonrasında kullanılır. That they did, overtime sözcüğünü niteler ve onların yaptığı fazla mesai anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “toplam miktar” anlamındaki hedef miktar ifadesiyle tamamlayın: The new schedule helped reduce ____ overtime the nurses worked.

Cevabı göster

the amount of

It's a win-win. Deyimler

4:13

Bu bir kazan-kazan (win-win) durumudur.

Deyimler

It's a win-win: tüm başlıca taraflara yarar sağlayan bir sonuç

Bu cümlede a win-win, ilgili başlıca kişi veya grupların hepsinin bir şey kazandığı bir durum ya da sonuç anlamına gelir. Bir oyunda iki tarafın da gerçekten kazanması anlamına gelmez. Burada win-win, a tanımlığından sonra kullanılan sayılabilir bir addır. Aynı ifade, a win-win solution örneğinde olduğu gibi bir adı da niteleyebilir.

Alıştırma

İki tarafa da yarar sağlayan bir sonucu anlatan kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: The shared office cuts costs for both companies, so it's ____.

Cevabı göster

a win-win

Emma describes the current working patterns using the word presenteeism,

4:16

Emma, mevcut çalışma modellerini presenteeism kelimesini kullanarak tanımlıyor,

staying at work longer than usual

4:21

normalden daha uzun süre işte kalmak

or going to work when you're ill to show that you work hard.

4:23

veya çok çalıştığınızı göstermek için hastayken işe gitmek.

But this isn't an effective way to work. Anlatım akışı

4:27

Ancak bu etkili bir çalışma yöntemi değildir.

Anlatım akışı

But this isn't an effective way to work: açıklamadan değerlendirmeye geçmek

But, önceki noktadan farklı bir değerlendirmeye geçildiğini gösterir; this ise az önce anlatılan çalışma yöntemine gönderme yapar. Cümle, tartışmayı bu yöntemi anlatmaktan çıkarıp yöntemin amaçlanan sonucu etkili biçimde üretmediğini değerlendirmeye taşır. Bu olumsuz değerlendirme, farklı bir yaklaşıma geçmek için de doğal bir alan açar. Effective, yalnızca meşgul, yorgun veya çok çalışıyor olmakla değil, istenen sonuca ulaşmakla ilgilidir.

Alıştırma

Bu cümle bir görüşü savunurken temel olarak ne yapar?

  1. Önceki yöntemin etkisiz olduğuna karar verir ve farklı bir yaklaşıma geçiş hazırlar.
  2. Önceki yöntemi değerlendirmeden anlatır.
  3. İşin fiziksel olarak zor ama yine de başarılı olduğunu söyler.
Cevabı göster

Önceki yöntemin etkisiz olduğuna karar verir ve farklı bir yaklaşıma geçiş hazırlar.

Emma thinks a task-based approach is better, Dilbilgisi

4:30

Emma, görev odaklı bir yaklaşımın daha iyi olduğunu düşünüyor,

both at getting the job done Kalıp ifadeler

4:33

hem işin yapılması

Kalıp ifadeler

getting the job done: gereken sonucu elde etmek

Getting the job done, görevi tamamlamak ve gereken sonucu elde etmek demektir. Buradaki job, kişinin mesleğini değil, eldeki işi veya görevi ifade eder. get + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısında done, job sözcüğünün tamamlanmış durumunu anlatır. İfade, sonucun gerçekleşmesini sağlamaya odaklanır; her adımı kimin yaptığı belirtilmez.

Alıştırma

Bir görevi başarıyla bitirmeyi anlatan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Even with limited time, our small team can still get ____.

Cevabı göster

the job done

and for improving work-life balance,

4:35

hem de iş-yaşam dengesinin iyileştirilmesi için,

Dilbilgisi

better, both at ... and for ...: iki avantajı eşleştirmek

both ... and ... yapısı, görev temelli yaklaşımın daha iyi olduğu iki yönü eşleştirir. at getting the job done, yaklaşımın bir görevi ne kadar iyi yerine getirdiğini değerlendirirken for improving work-life balance bir faydayı veya hedefi belirtir. İki bölümün aynı edatı kullanması gerekmez. better at doğal olarak -ing biçimindeki bir etkinlikle kullanılır; better for ise yaklaşımın yardımcı olduğu veya yarar sağladığı şeyi tanıtır. Tek bir better, bağlanan iki bölüme de uygulanır.

Alıştırma

Hangi cümle, iki farklı avantajı eşleştirmek için both ... and ... yapısını doğal biçimde kullanır?

  1. The new system is better, both at detecting errors or for reducing delays.
  2. The new system is better, both at detect errors and for reduce delays.
  3. The new system is better, both at detecting errors and for reducing delays.
Cevabı göster

The new system is better, both at detecting errors and for reducing delays.

the amount of time you spend at work

4:37

işte geçirdiğiniz zamanın miktarı

compared with the amount of time you spend relaxing with your family and doing things you enjoy.

4:40

ailenizle dinlenerek ve sevdiğiniz şeyleri yaparak geçirdiğiniz zaman miktarıyla karşılaştırıldığında.

In other words, flexible working is a win-win, Anlatım akışı

4:45

Başka bir deyişle, esnek çalışma bir win-win,

Anlatım akışı

In other words, ...: aynı düşünceyi yeniden ifade etmek

In other words, konuşmacının daha önceki bir düşünceyi daha açık, basit veya kısa bir biçimde yeniden ifade edeceğini gösterir. Burada esnek çalışmanın her iki taraf için de kazançlı olduğu düşüncesini önceki tartışmanın özeti olarak sunar. Yeni bir kanıt eklemek yerine mevcut bilgileri düzenler. Cümlenin başında kullanıldığında ifadenin ardından genellikle virgül gelir.

Alıştırma

Bir konuşmacı daha önce 'The new system saves both time and money.' dedi. Hangi devam cümlesi bu düşünceyi yeniden ifade eder?

  1. In other words, the new system gives us two clear benefits.
  2. Therefore, the new system gives us two clear benefits.
  3. For example, the new system gives us two clear benefits.
Cevabı göster

In other words, the new system gives us two clear benefits.

a situation that's good for everyone involved.

4:49

yani ilgili herkes için iyi olan bir durumdur.

Maybe more flexible working would help some of the jobs I mentioned earlier in my question, Beth. Kelime

4:52

Belki de daha esnek bir çalışma, sorumda daha önce bahsettiğim bazı işlere yardımcı olabilirdi, Beth.

Kelime

more flexible working: çalışma düzenlerinde esnekliği artırmak

Flexible working, çalışanlara ne zaman, nerede veya nasıl çalışacakları konusunda belirli bir seçim ya da değişiklik imkânı veren düzenlemeleri anlatan bir iş yeri terimidir. Esnek işe başlama ve bitirme saatlerini, uzaktan veya hibrit çalışmayı, sıkıştırılmış çalışma haftasını ya da üzerinde anlaşılmış başka bir düzeni içerebilir. Bu cümlede more flexible working, bu esnekliğin miktarını veya derecesini artırmayı anlatır. Burada flexible bir kişinin uyumlu karakterini değil, çalışma düzenini niteler.

Alıştırma

Hangi durum flexible working örneğidir?

  1. Çalışanlar sabah 8 ile 10 arasında bir başlangıç saati seçebilir.
  2. Her çalışan ofiste tam olarak sabah 8'de işe başlamak zorundadır.
  3. Çalışanlar görevlerini ve son tarihlerini görmezden gelebilir.
Cevabı göster

Çalışanlar sabah 8 ile 10 arasında bir başlangıç saati seçebilir.

According to a recent Forbes Magazine survey,

4:58

Forbes Dergisi'nin son anketine göre,

what was voted the worst job in the UK?

5:01

İngiltere'deki en kötü iş olarak hangisi seçildi?

I guessed it was a job I've done myself, Dilbilgisi

5:04

Kendi yaptığım bir iş olduğunu tahmin etmiştim,

working in a call center.

5:07

çağrı merkezinde çalışmak.

Dilbilgisi

a job I've done myself: kişisel deneyim, tek başına çalışma değil

a job I've done myself ifadesinde I've done myself, job sözcüğünü açıklayan bir ilgi yan cümleciğidir. İlgi zamiri that düşürülmüştür: a job (that) I've done myself. Present perfect biçimi I've done, belirli bir geçmiş zaman vermeden bu işi konuşanın bugüne kadarki deneyiminin bir parçası olarak sunar. Burada myself vurgu işlevindedir: konuşan kişi bu tür işi bizzat yapmıştır ve bu, tahminini doğrudan deneyime dayandırır. İşi tek başına yaptığı anlamına gelmez; bu anlamı genellikle by myself taşır.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın gece vardiyası konusunda kişisel deneyimi olduğunu, tek başına çalıştığını söylemeden doğal biçimde anlatır?

  1. I've worked myself night shifts, so I understand the pressure.
  2. I've worked night shifts myself, so I understand the pressure.
  3. I've worked night shifts by myself, so nobody helped me.
Cevabı göster

I've worked night shifts myself, so I understand the pressure.

That was the correct answer,

5:09

Bu doğru cevaptı,

although I think my summer job cleaning toilets was even worse. Dilbilgisi

5:11

yine de yazın tuvalet temizlediğim işimin daha da kötü olduğunu düşünsem de.

Dilbilgisi

although ... was even worse: bir gerçeği koruyup karşıtlık eklemek

Although, daha önceki ana düşünceyle karşıtlık kuran bir yan cümlecik başlatır. Burada konuşan kişi önceki düşünceyi kabul eder ve ardından başka bir yaz işinin daha kötü olduğu yönündeki kişisel değerlendirmesini ekler. Bu yeni yorum daha önce söyleneni geçersiz kılmaz. I think, karşılaştırmanın konuşan kişinin görüşü olduğunu gösterir. Even, worse karşılaştırma biçimini güçlendirir; bu nedenle even worse yalnızca kötü değil, şaşırtıcı veya belirgin ölçüde daha kötü demektir.

Alıştırma

Hangi cümle, ilk gerçeği koruyup daha güçlü bir karşılaştırma eklemek için although sözcüğünü doğru kullanır?

  1. The walk was tiring, although the climb was even bad.
  2. The walk was tiring, although the climb was even worse.
  3. The walk was tiring, although but the climb was even worse.
Cevabı göster

The walk was tiring, although the climb was even worse.

Right, let's recap the vocabulary we've learned from this program, Anlatım akışı

5:15

Pekala, bu programdan öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,

Anlatım akışı

Right, let's recap... ile son değerlendirmeye geçiş

Burada Right bir söylem belirtecidir. Dinleyicilerin dikkatini çeker ve konuşmacının bir aşamayı bitirip diğerine geçtiğini gösterir; bir şeyin doğru olduğunu ya da sağ tarafta bulunduğunu ifade etmez. Let's recap... daha önce ele alınmış bilgileri herkesin birlikte kısaca gözden geçirmesini önerir. Right, let's recap... bir bütün olarak programın son kelime tekrarı bölümüne geçildiğini bildirir.

Alıştırma

Hangi cümle bir toplantının kısa bir son değerlendirmeye geçtiğini doğal biçimde bildirir?

  1. Right, let's recap the main decisions before we finish.
  2. The main decisions are on the right side of the page.
  3. Right, let's introduce a completely new topic before we finish.
Cevabı göster

Right, let's recap the main decisions before we finish.

starting with burnout,

5:19

tükenmişlik (burnout) ile başlıyoruz,

lack of energy or enthusiasm because of working too hard.

5:21

çok çalışmaktan kaynaklanan enerji veya heves eksikliği.

A deadline is the time by which a particular job must be done.

5:25

Teslim tarihi (deadline), belirli bir işin bitirilmesi gereken zamandır.

If someone is breathing down your neck,

5:30

Eğer biri ensenizde boza pişiriyorsa (breathing down your neck),

they're watching you very closely and checking everything you do.

5:32

sizi çok yakından izliyor ve yaptığınız her şeyi kontrol ediyordur.

Presenteeism means staying at work longer than usual Kelime

5:36

İşte bulunma zorunluluğu hissi (presenteeism), patronunuza çok çalıştığınızı ve onlar için önemli olduğunuzu göstermek için

to show your employer that you work hard and are important to them.

5:39

normalden daha uzun süre işte kalmak demektir.

Kelime

Presenteeism: bağlı görünmek için işte kalmak

Presenteeism, işte bulunmanın yararlı veya sağlıklı olmadığı durumlarda yine de işte olmayı anlatan olumsuz bir iş yeri terimidir. Hastayken çalışmayı ya da verim düşük olsa bile gereğinden uzun süre işte kalmayı içerebilir. Bu cümle belirli bir biçime odaklanır: işverenin kişiyi çalışkan ve önemli görmesi için geç saate kadar kalmak. Temel fikir etkili çalışmak değil, görüntü veya baskı nedeniyle görünür biçimde işte bulunmaktır.

Alıştırma

Hangi durum presenteeism için en açık örnektir?

  1. An employee stays late mainly to look committed, even after finishing the day's work.
  2. An employee finishes an urgent task efficiently and leaves on time.
  3. An employee takes approved annual leave and stays away from work.
Cevabı göster

An employee stays late mainly to look committed, even after finishing the day's work.

Work-life balance is the amount of time you spend doing your job Kelime

5:43

İş-yaşam dengesi (work-life balance), işinizi yapmak için harcadığınız zamanın miktarıdır

compared with the amount of time you spend doing things you enjoy.

5:47

sevdiğiniz şeyleri yapmak için harcadığınız zaman miktarıyla karşılaştırıldığında.

Kelime

Work-life balance: iş ile özel yaşamı dengelemek

Work-life balance, bir kişinin işin gerekleriyle özel yaşamı için gereken zaman ve enerjiyi ne kadar iyi dengeleyebildiğini anlatır. Bu cümlede kavram, çalışmaya ayrılan zaman ile keyifli etkinliklere ayrılan zaman karşılaştırılarak açıklanır. Balance burada zamanın tam yarı yarıya bölünmesi anlamına gelmez. Düzenin kişi için makul ve sürdürülebilir olması, işin dinlenmeye, ilişkilere veya ilgi alanlarına sürekli engel olmaması anlamına gelir.

Alıştırma

İş ile kişisel yaşam arasındaki makul ve sürdürülebilir düzeni anlatan kısa çizgili terimle cümleyi tamamlayın: Flexible hours can improve your ____.

Cevabı göster

work-life balance

And finally,

5:51

Ve son olarak,

a win-win is a situation or result that is good for everyone.

5:52

kazan-kazan (win-win), herkes için iyi olan bir durum veya sonuçtur.

Once again, our 6 Minutes are up. Anlatım akışı

5:57

Bir kez daha, 6 Dakikamız doldu.

Anlatım akışı

Once again, our 6 Minutes are up: kapanışın işaretini vermek

our 6 Minutes are up ifadesinde be up, ayrılmış bir süreyle birlikte kullanılır ve bu sürenin sona erdiğini belirtir. Burada 6 Minutes çoğul kabul edildiği için are kullanılır; tekil time ismiyle kullanılan yaygın biçim ise Time is up şeklindedir. Once again, bunun programın her zamanki kapanışı olduğunu gösterir. Cümlenin tamamı hem belirlenen sürenin bittiğini bildirir hem de kapanış sözlerine geçileceğinin işaretini verir.

Alıştırma

be up ifadesine “ayrılan süre sona erdi” anlamını veren sözcükle cümleyi tamamlayın: Our time is ____, so let's stop here.

Cevabı göster

up

Join us again next time,

5:59

Bir dahaki sefere tekrar bize katılın,

but for now, get back to work. Ton ve niyet

6:01

ama şimdilik, işinize geri dönün.

Ton ve niyet

but for now, get back to work: şakacı bir talimatla kapanış

But for now, geleceğe yönelik Join us again next time davetiyle dinleyicilerin şu anda yapması gereken şeyi karşı karşıya getirir. Get back to work, işe dönmek anlamına gelen bir emir cümlesidir. Burada emir, katı bir talimat değil, şakacı bir kapanış görevi görür. Program iş hakkında olduğu için dinleyicileri günlük hayatlarına geri gönderirken konu hakkında son bir şaka yapar. Başka bağlamlarda aynı sözlerin şaka mı yoksa emir mi olduğu; ses tonuna, ilişkiye ve konuşanın yetkisine bağlıdır.

Alıştırma

Bir sunucu, iş hakkında neşeli bir programı bitiriyor. Hangi cümle vedalaşmak ve programın konusuna gönderme yapmak için şakacı bir talimat kullanır?

  1. Join us again next time, but for now, enjoy the rest of your day.
  2. Join us again next time, and remember that today's topic was work.
  3. Join us again next time, but for now, get back to work.
Cevabı göster

Join us again next time, but for now, get back to work.

Goodbye.

6:03

Hoşça kalın.

Bye.

6:04

Görüşürüz.

6 Minute English from the BBC.

6:05

BBC'den 6 Minute English.