Güvende ve Pişman – Terörizm ve Kitlesel Gözetim: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
942 kelime 173 kel/dk

Video özeti: 11 Eylül sonrasında kitlesel gözetim ve polis yetkileri genişleyerek güvenlik kazanımı olmadan sivil özgürlükleri aşındırdı. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. a needle in a haystack, | Deyimler ve mecazi ifadeler: hedefsiz verilerin gürültüyü artırıp hedefi gizlediğini anlatan arama benzetmesini anlayın. 2. if you have nothing to hide, you have nothing to fear. | Söylem, anlatı ve retorik: mahremiyeti geçiştiren sloganı ve konuşmacının onu alıntıladıktan sonra dayandığı varsayımı sorgulamasını tanıyın. 3. principle of proportionality | Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: devlet gücünü tehdidin ciddiyeti ve olasılığıyla orantılı tutmayı gerektiren hukuk terimini anlayın.

Bu derste

Terrorism is very scary,

0:01

Terörizm çok korkutucudur,

especially when it happens close to home Deyimler

0:03

özellikle de uzak bir yerlerde değil

and not in some far away place.

0:05

evimize yakın bir yerde gerçekleştiğinde.

Deyimler

close to home: yakın ve kişisel açıdan ilgili

Bu cümlede close to home, konuşanın kendi topluluğunun ve kişisel yaşam çevresinin içinde ya da yakınında demektir. Bu nedenle tehlike yakın ve kişisel olarak ilgili hissedilir. Olayın konuşanın evinin içinde gerçekleştiği anlamına gelmez. Daha genel olarak close to home, coğrafi açıdan yakındaki bir şeyi veya kişinin kendi hayatına ve deneyimlerine doğrudan dokunan bir şeyi anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede close to home ne anlatıyor?

  1. Tehlike uzaktadır ve hiçbir kişisel bağlantısı yoktur.
  2. Tehlike kesinlikle konuşanın evinin içindedir.
  3. Tehlike konuşanın kendi topluluğuna yakındır veya onunla bağlantılıdır; bu yüzden kişisel hissettirir.
Cevabı göster

Tehlike konuşanın kendi topluluğuna yakındır veya onunla bağlantılıdır; bu yüzden kişisel hissettirir.

Nobody likes to be afraid

0:07

Kimse korkmaktan hoşlanmaz

and we were eager to make the fear go away. Dilbilgisi

0:09

ve biz de bu korkuyu ortadan kaldırmaya hevesliydik.

Dilbilgisi

make the fear go away: make + nesne + fiilin yalın hâli

make + nesne + fiilin yalın hâli yapısı ettirgenlik bildirir. make the fear go away ifadesinde the fear, make fiilinin nesnesidir; go ise fiilin yalın hâlidir. İfadenin tamamı korkunun yok olmasını sağlamak demektir. Etken bir yapıda make sonrasında fiilin yalın hâli to olmadan kullanılır: make the fear go away denir, make the fear to go away denmez. Buradaki go away mecazidir: korku artık mevcut olmaz; fiziksel olarak başka bir yere gitmez.

Alıştırma

make + nesne + fiilin yalın hâli hedef yapısını, sonuç için de go away ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: A short walk can ____ some of your stress ____.

Cevabı göster

make · go away

So we demanded more security.

0:12

Bu yüzden daha fazla güvenlik talep ettik.

In the last decade, it's become increasingly normal for civil liberties to be eroded Notlar

0:14

Son on yılda, sivil özgürlüklerin aşınması

Kelime

Civil liberties: korunan bireysel özgürlükler

Civil liberties, ifade, din, toplanma ve özel yaşam özgürlüğü gibi, devletin haksız müdahalesinden korunan temel bireysel özgürlükleri anlatan resmî bir hukuk ve siyaset terimidir. Bu cümlede ifade, yavaş yavaş zayıflatılan şeyin ne olduğunu belirtir. Burada civil, “kibar” anlamına gelmez. Terim, bir kişinin hukuki ve siyasi bir sistem içinde düşünme, konuşma, bir araya gelme, inancını yaşama ve özel hayatını sürdürme özgürlüğünü anlatır.

Alıştırma

Cümleyi en iyi tamamlayan terimi seçin: The lawsuit argues that constant government surveillance violates people's ____ by invading their privacy.

  1. civil rights
  2. civil service
  3. civil liberties
Cevabı göster

civil liberties

and for government agencies to spy on citizens, Öbek fiiller

0:19

ve devlet kurumlarının vatandaşları gözetlemesi,

Dilbilgisi

it's become increasingly normal for ... to ... yapısı

Bu yapıda it biçimsel öznedir; daha önce geçen bir isme gönderme yapmaz. Has become, günümüze kadar gelişen bir değişimi anlatır; increasingly ise “giderek daha fazla” anlamına gelir. Yapı, it has become increasingly normal for + isim öbeği + to'lu mastar biçimindedir. For ile başlayan öbek, kimin ya da neyin söz konusu olduğunu belirtir; mastar ise ne olduğunu açıklar. Burada edilgen to be eroded, civil liberties ifadesini yavaş yavaş zayıflatılan şey olarak sunar. Bir şeyin has become normal olduğunu söylemek, artık rutin ya da beklenen bir şey olarak görüldüğü anlamına gelir; konuşanın bunun iyi olduğunu düşündüğü anlamına gelmez. Bu cümlede zararlı bir gelişme sıradan bir durum olarak kabul edildiği için ifade eleştirel bir anlam taşıyabilir.

Alıştırma

Cümleyi yukarıda öğretilen eğilim yapısının tam biçimiyle tamamlayın: During the last decade, it ____ shoppers to pay by phone.

Cevabı göster

has become increasingly normal for

Öbek fiiller

“spy on”: birini gizlice gözetlemek

“Spy on”, birini haberi olmadan gizlice izlemek veya onun hakkında bilgi toplamak anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada izleyen taraf devlet kurumları, izlenen kişiler ise vatandaşlardır. İzlenen kişi veya grup on sözcüğünden sonra gelir: spy on someone. Bu cümlede spy bir fiildir; “casus” anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, derste geçen ve “gizlice izlemek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The company was accused of using hidden software to ____ its employees.

Cevabı göster

spy on

to collect and store their personal information.

0:22

onların kişisel bilgilerini toplayıp depolaması giderek daha normal hale geldi.

Regardless of whether you're a fan of right or left-wing policies, Dilbilgisi

0:25

İster sağcı ister solcu politikaların hayranı olun,

This affects every one of us.

0:29

bu hepimizi etkiliyor.

Dilbilgisi

“Regardless of whether”: sonuç değişmez

“Regardless of whether” bir ödünleme ilişkisi kurar: ana cümledeki sonucu değiştirmeyen seçenekleri sunar. Burada sağ veya sol kanat politikalarını desteklemek, konunun herkesi etkilediği sonucunu değiştirmez. Yapı şöyledir: regardless of whether + yan cümle, ana cümle. Whether, whether you're a fan of right or left-wing policies örneğinde olduğu gibi or ile bağlanan seçenekleri sunabilir.

Alıştırma

Her iki durumda da toplantının içeride yapılacağını gösteren bağlayıcı ifadeyi seçin: _____ it rains or stays dry, the meeting will be held indoors.

  1. Regardless of whether
  2. Only if
  3. Depending on whether
Cevabı göster

Regardless of whether

So we have to take a look at the data Kalıp ifadeler

0:31

Bu yüzden verilere bakmalı

Kalıp ifadeler

take a look at: incelemek

Take a look at, “incelemek veya değerlendirmek” anlamına gelen doğal bir fiil ifadesidir. Burada yalnızca hızlıca bakmayı değil, verileri dikkatle incelemeye geçişi anlatır. Kalıp take a look at + isim veya zamir şeklindedir. Nesne at sözcüğünden sonra gelir: take a look at the data.

Alıştırma

take ve look sözcüklerini içeren ve “incelemek” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Before we make a decision, let's ____ the new data.

Cevabı göster

take a look at

and ask ourselves honestly, Anlatım akışı

0:33

ve kendimize dürüstçe sormalıyız:

has all of this actually made us safer?

0:35

tüm bunlar gerçekten bizi daha güvende kıldı mı?

Anlatım akışı

ask ourselves honestly ... has all of this actually made us safer?: sonuçları sorgulamak

And ask ourselves honestly, gerçekleri sunmaktan onları değerlendirmeye geçildiğini gösterir. Konuşmacı dinleyicileri meseleyi aynı ölçüte göre değerlendirmeye çağırır ve soruyu dürüst bir yanıtı hak eden bir konu olarak çerçeveler. Has all of this actually made us safer? dil bilgisi açısından evet-hayır sorusudur, ancak bu tartışmada retorik işlev görür: actually kuşku ekler ve beklenen yanıtın hayır olabileceğini düşündürür. all of this, daha önce ele alınan önlemleri tek bir konu altında toplarken safer bunların işe yarayıp yaramadığını ölçen kriteri belirtir.

Alıştırma

Bu parçada sorunun temel söylem işlevi nedir? “We installed more cameras and hired more guards. But we must ask ourselves honestly: has all of this actually made the building safer?”

  1. Önlemleri sıralamaktan, bu önlemlerin hedeflerine ulaşıp ulaşmadığını sorgulamaya geçer.
  2. Binanın artık tamamen güvenli olduğunu doğrular.
  3. Dinleyicilerden her kamerayı ve her güvenlik görevlisini sıralamalarını ister.
Cevabı göster

Önlemleri sıralamaktan, bu önlemlerin hedeflerine ulaşıp ulaşmadığını sorgulamaya geçer.

In the aftermath of 9/11, Kalıp ifadeler

0:48

11 Eylül'ün ardından,

Kalıp ifadeler

In the aftermath of: ciddi bir olaydan sonraki sonuçlar

“In the aftermath of”, ciddi veya sarsıcı bir olaydan sonraki, etkilerin hâlâ hissedildiği dönemi anlatır. Burada 11 Eylül, daha sonra yaşananları sonuçlarıyla şekillendiren olay olarak sunuluyor. Bu ifade yalnızca bir olayın diğerinden sonra gerçekleştiğini belirtmez; sonraki durumu önceki olayın devam eden etkisine bağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede “in the aftermath of” doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. In the aftermath of the earthquake, the city strengthened its building codes.
  2. In the aftermath of turning one page, I read the next sentence.
  3. In the aftermath of lunch, I washed my spoon.
Cevabı göster

In the aftermath of the earthquake, the city strengthened its building codes.

the U.S. government concluded that the law had not kept pace with technology. Kalıp ifadeler

0:49

ABD hükümeti kanunların teknolojiye ayak uyduramadığı sonucuna vardı.

Kalıp ifadeler

keep pace with: değişim hızına ayak uydurmak

“Kept pace with”, “keep pace with” ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve başka bir şey kadar hızlı gelişmek veya değişmek anlamına gelir. Burada pace mecazidir; yürüme hızını değil, teknolojik değişimin hızını ifade eder. “Had not kept pace with” yapısında had + kept, past perfect zamanı oluşturur. Bu yapı, hükümet sonuca vardığında yasanın teknolojinin zaten gerisinde kalmış olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle bir eğitim programının sektör değiştikçe aynı hızda gelişmesi gerektiğini ifade eder?

  1. Our training program must set the pace for changes in the industry.
  2. Our training program must keep pace with changes in the industry.
  3. Our training program must catch up with changes in the industry.
Cevabı göster

Our training program must keep pace with changes in the industry.

It created the Terrorist Surveillance Program, Kültür

0:53

Terörist Gözetim Programı'nı oluşturdu,

initially to intercept communications linked to Al Qaeda.

0:56

başlangıçta El Kaide ile bağlantılı iletişimleri dinlemek içindi.

Kültür

Özel ad olarak Terrorist Surveillance Program

Terrorist Surveillance Program, 11 Eylül saldırılarından sonra yetkilendirilen bir ABD hükümeti gözetim girişimi için kullanılan addır. Bu cümlede, başlangıçta El Kaide'yle bağlantılı iletişimleri dinlemeyi amaçlayan belirli programı ifade eder. Burada Terrorist, programın adının bir parçasıdır. İletişimi izlenen herkesin hukuken terörist olarak tanımlanmış veya terör suçundan hüküm giymiş olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede Terrorist Surveillance Program neyi ifade ediyor?

  1. 11 Eylül'den sonra oluşturulan belirli bir ABD hükümeti gözetim girişimi
  2. Terör suçundan hüküm giymiş kişilerin hukuki listesi
  3. Dünyadaki bütün gözetim programlarını kapsayan genel bir kategori
Cevabı göster

11 Eylül'den sonra oluşturulan belirli bir ABD hükümeti gözetim girişimi

Officials were confident that if the program had been in place before 9/11, Dilbilgisi

1:00

Yetkililer, eğer bu program 11 Eylül'den önce yürürlükte olsaydı,

the hijackers could have been stopped.

1:03

hava korsanlarının durdurulabileceğine emindi.

Dilbilgisi

Geçmişe yönelik gerçek dışı koşul: if ... had ... could have been stopped

If yan cümlesi, gerçektekinden farklı ve daha önceki bir geçmişi hayal etmek için past perfect biçimi had been in place kullanır. Program 11 Eylül'den önce faaliyette değildi; burada in place, kurulmuş ve işler durumda demektir. Sonuç cümlesindeki could have been stopped, kesin bir sonucu değil, geçmişte mümkün olabilecek bir sonucu ifade eder. Been stopped edilgen yapıdadır; dolayısıyla uçak kaçıranlar saldırıyı gerçekleştirmeleri engellenebilecek kişilerdi.

Alıştırma

'could prevent' ifadesinin edilgen biçimini kullanarak geçmişe yönelik gerçek dışı koşulu tamamlayın: If the safety check had been completed, the accident ____.

Cevabı göster

could have been prevented

But soon the new powers were also used to prove guilt by association. Deyimler

1:06

Ancak kısa süre sonra bu yeni güçler, ilişkiler yoluyla suçluluk kanıtlamak için de kullanıldı.

Deyimler

Guilt by association: ilişki üzerinden suçlama

Burada guilt by association, bir kişiyi esas olarak kınanan veya şüphelenilen bir kişi ya da grupla bağlantısı olduğu için suçlu veya şüpheli saymak demektir. Bağlantı, kişinin bizzat ne yaptığına ilişkin kanıtın yerini alır. Bu ifade genellikle böyle bir akıl yürütmenin adaletsiz veya güvenilmez olduğunu belirtir. Prove guilt by association içindeki prove, bunu geçerli bir hukuki ispat standardı yapmaz; cümle, yetkilerin bağlantıya dayalı bu akıl yürütmeyle suçluluk iddia etmek için kullanıldığını anlatır.

Alıştırma

Cümlede guilt by association ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar birlikte vakit geçirdikleri için suçluluk hisseder.
  2. Suçluluk, kişinin kendi eylemlerine ilişkin doğrudan kanıtlarla ispatlanır.
  3. Suçluluk, esas olarak şüphelenilen veya kınanan kişilerle bağlantıdan çıkarılır.
Cevabı göster

Suçluluk, esas olarak şüphelenilen veya kınanan kişilerle bağlantıdan çıkarılır.

The FBI used immigration records to identify Arab and Muslim foreign nationals in the U.S.

1:10

FBI, göçmen kayıtlarını kullanarak ABD''deki Arap ve Müslüman yabancı uyrukluları tespit etti.

On this basis, 80,000 individuals were required to register,

1:16

Bu temelde, 80.000 kişinin kayıt yaptırması istendi,

another 8,000 were called in for FBI interviews, Öbek fiiller

1:20

bir 8.000 kişi daha FBI mülakatlarına çağrıldı

Öbek fiiller

Were called in for FBI interviews: FBI görüşmeleri için çağrıldılar

Bu cümlede were called in, kişilerin bir yere gelmelerinin resmen istendiği veya gerekli kılındığı anlamına gelir. Edilgen yapı odağı 8.000 kişinin üzerinde tutar; talimatı veren kişi veya kurum ise FBI interviews ifadesinden anlaşılır. For FBI interviews, çağrının amacını belirtir. Burada call in, görüşme için gelmekle ilgilidir; telefon çağrısı almak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi call in ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: After the alarm went off, two technicians ____ to inspect the system.

Cevabı göster

were called in

and more than 5,000 locked up in preventive detention. Notlar

1:22

ve 5.000'den fazla kişi önleyici gözaltında hapsedildi.

Öbek fiiller

locked up: zorla alıkonmuş

Burada locked up, birinin kendi isteğine aykırı olarak zorla kapatılıp gözetim altında tutulması anlamına gelir. Eylem insanlara uygulanır; bu nedenle ifade edilgen anlam taşır: more than 5,000 (were) locked up. Bu bölüm önceki ifadeyle eş görevli olduğu için yardımcı fiil were atılmıştır. Locked up, bu insanların bir kapıyı kilitlediği veya bir eşyayı güvenli yere koyduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Several protesters were locked up overnight,” cümlesinde locked up ne anlama gelir?

  1. Ayrılmadan önce bir binayı kilitlediler.
  2. İsteklerine aykırı olarak gözaltında tutuldular.
  3. Kendi istekleriyle içeride kaldılar.
Cevabı göster

İsteklerine aykırı olarak gözaltında tutuldular.

Kelime

preventive detention: ileri sürülen gelecekteki riski önlemek için alıkoyma

preventive detention ifadesinde preventive, açıklanan amacı belirtir: yetkililer, korkulan bir eylem veya tehdit gerçekleşmeden önce bir kişiyi alıkoyar ve bu alıkoymanın onu önleyebileceğini ileri sürer. Bu terim tek başına kişinin hüküm giydiği veya cezasını çektiği anlamına gelmez. Ayrıca alıkoymanın hukuka uygun ya da haklı olduğunu kanıtlamaz; bu sorular yasaya ve olayın gerçeklerine bağlıdır.

Alıştırma

Yetkililer, gelecekte şiddet uygulayabileceğini söyledikleri bir kişiyi herhangi bir ceza mahkûmiyeti olmadan alıkoyuyor. Açıklanan gerekçeye en uygun terim hangisidir?

  1. imprisonment
  2. preventive detention
  3. pretrial detention
Cevabı göster

preventive detention

Not one terrorist was found Dilbilgisi

1:26

Bir tane bile terörist bulunamadı;

Dilbilgisi

Sıfır sonucunu vurgulayan Not one + tekil isim

Not one + sayılabilen tekil isim “sıfır” anlamına gelir, ancak tek bir örneğin bile bulunmadığını özellikle vurgular. one sonrasında terrorist tekil biçimde olsa da ifadenin tamamı sıfır miktarını anlatır. Not one terrorist was found cümlesinde edilgen was found yapısı, aramayı kimin yaptığına değil aramanın sonucuna odaklanır. Bu kalıp bir arama, test veya soruşturmanın hiçbir örnek ortaya çıkarmadığını vurgulamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

error ismini ve vurgulu Not one + tekil isim kalıbını kullanın: After three careful checks, ____ was found in the report.

Cevabı göster

not one error

in what's been called the most aggressive national campaign of ethnic profiling Kelime

1:27

İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana görülen

Kelime

ethnic profiling: etnik kimliğe dayalı tarama

Ethnic profiling, bir kişi hakkındaki bireysel kanıtlara dayanmak yerine o kişinin etnik kimliğini veya etnik kimliğine ilişkin algıyı temel risk ya da şüphe işareti veya ek inceleme nedeni olarak kullanma uygulamasıdır. Buradaki called, eleştirmenlerin veya yorumcuların kampanyaya bu etiketi verdiğini gösterir. İfade resmîdir ve grup kimliğine dayalı ayrımcı muameleye işaret ettiği için çoğu zaman eleştirel bir anlam taşır.

Alıştırma

Hangi durum ethnic profiling için en açık örnektir?

  1. Bir internet sitesi her kullanıcıdan kısa bir kişisel profil yazmasını ister.
  2. Görevliler yolcuları esas olarak algıladıkları etnik kökenleri nedeniyle durdurur.
  3. Dedektifler iki suç mahallinde bulunan parmak izlerini karşılaştırır.
Cevabı göster

Görevliler yolcuları esas olarak algıladıkları etnik kökenleri nedeniyle durdurur.

since World War II.

1:31

etnik fişlemeye dayalı en agresif ulusal kampanya olarak adlandırılan bu olayda.

How commonplace it's since become for government agencies to collect and store the personal data of citizens

1:33

Hükümet kurumlarının vatandaşların kişisel verilerini toplaması ve depolamasının ne kadar sıradan hale geldiği,

was made plain by the leak of the Snowden documents in 2013. Notlar

1:39

2013'te Snowden belgelerinin sızdırılmasıyla açıkça ortaya çıktı.

Kalıp ifadeler

was made plain by: kanıtın bir olguyu ortaya koyması

Was made plain by, “…… tarafından açıkça gösterildi veya ortaya çıkarıldı” anlamına gelir. Uzun özne, açıklığa kavuşan olguyu veya eğilimi belirtir; by sonrasındaki isim öbeği ise bunu ortaya çıkaran kanıtı belirtir. Bu edilgen yapı, bir savı OLGU + was made plain by + KANIT sırasıyla düzenler. Buradaki plain, “açık veya belli” demektir; “sıradan” ya da “ova” anlamına gelmez.

Alıştırma

Resmî cümleyi “…… tarafından açıkça ortaya çıkarıldı” anlamındaki edilgen ifadeyle tamamlayın: The scale of the problem ____ the independent audit.

Cevabı göster

was made plain by

Kültür

Snowden documents: 2013 gözetim kayıtları

Snowden documents ifadesi, eski istihbarat yüklenicisi Edward Snowden'ın 2013'ten itibaren açıkladığı geniş kapsamlı gizli gözetim kayıtlarını ifade eder. Bu kayıtlar, devlet kurumlarının veri ve iletişim bilgilerini büyük ölçekte nasıl topladığını gösterdi. Bu cümlede ad, savı destekleyen gerçek dünyadan kanıtı sağlar. Documents, sızdırılan kayıtların bütününü ifade eder; özel bir dosya biçimi ya da Snowden tarafından yazılmış geleneksel bir yayın değildir.

Alıştırma

Bu cümlede Snowden documents neyi ifade eder?

  1. Edward Snowden'ın 2013'te açıkladığı sızdırılmış gözetim kayıtları bütünü
  2. Edward Snowden tarafından yazılmış resmî bir hukuk kitabı
  3. Devlet kurumlarının kullandığı özel bir dijital dosya biçimi
Cevabı göster

Edward Snowden'ın 2013'te açıkladığı sızdırılmış gözetim kayıtları bütünü

They showed how the NSA can demand information about users

1:43

Bu belgeler, NSA'nın günlük sivil internet trafiğinden topladığı verilerin,

from firms like Microsoft or Google in addition to their daily collection of data from civilian internet traffic,

1:46

örneğin e-posta içerikleri ve kişi listelerinin yanı sıra, Microsoft veya Google gibi firmalardan,

such as email content and contact lists.

1:51

kullanıcılar hakkında nasıl bilgi talep edebileceğini gösterdi.

So instead of focusing on criminals,

1:54

Yani, suçlulara odaklanmak yerine,

governments are increasingly turning their attention to everyone. Kalıp ifadeler

1:57

hükümetler giderek dikkatlerini herkese yöneltiyor.

Kalıp ifadeler

turning their attention to: dikkati başka bir hedefe çevirmek

Turn one's attention to something, daha önce başka bir şeye odaklanmışken odağı yeni bir hedefe çevirmek demektir. Burada hükûmetler odaklarını suçlulardan herkese kaydırıyor. Yapı turn + iyelik belirleyicisi + attention + to + isim veya zamir şeklindedir. İyelik belirleyicisi, dikkati değişen kişi ya da grupla uyumlu olmalıdır: I turn my..., she turns her... ve governments turn their.... Bu ifade yeni bir konuya, göreve veya önceliğe geçişi de düzenleyebilir.

Alıştırma

Cümleyi özneyle uyumlu turn one's attention to biçimiyle tamamlayın: After reviewing the budget, Maria is now ____ safety.

Cevabı göster

turning her attention to

But if you're looking for a needle in a haystack, Deyimler

2:01

Ancak eğer samanlıkta iğne arıyorsanız,

adding more hay to the stack isn't going to make it any easier to find the needle.

2:04

yığına daha fazla saman eklemek iğneyi bulmayı kolaylaştırmayacaktır.

Deyimler

a needle in a haystack: neredeyse imkânsız bir arama

A needle in a haystack, çok büyük miktarda benzer veya ilgisiz malzemenin içinde gizlendiği için bulunması son derece zor olan bir hedefi anlatır. Burada iğne gerçek bir tehdidi, saman ise ilgisiz veri yığınını temsil eder. Bu görüntü cümle boyunca devam eder: daha fazla saman eklemek aramaya yardımcı olmaz; hedefi daha da fazla ilgisiz malzemeyle çevreler. Bu deyim veri aramalarını, soruşturmaları ve sorun gidermedeki zorlu aramaları anlatabilir.

Alıştırma

Hangi durum looking for a needle in a haystack ifadesiyle en iyi anlatılır?

  1. Açıkça etiketlenmiş iki klasör arasında seçim yapmak
  2. Milyonlarca kayıt arasında yanlış etiketlenmiş tek bir dosyayı bulmak
  3. Bir bilgisayara daha fazla depolama alanı eklemek
Cevabı göster

Milyonlarca kayıt arasında yanlış etiketlenmiş tek bir dosyayı bulmak

On the contrary, every recent success announced by the NSA Anlatım akışı

2:08

Aksine, NSA tarafından duyurulan son dönemdeki her başarı

has come from classic target surveillance.

2:12

klasik hedef gözetiminden gelmiştir.

Anlatım akışı

On the contrary: önceki bir sonucu reddetmek

On the contrary, hemen önce belirtilen bir düşünceyi veya sonucu doğrudan reddeder. Doğru olanın bunun tersi olduğunu ifade eder; yalnızca başka bir bakış açısı eklemez. Burada tartışmayı, geniş çaplı veri toplamanın başarı getirdiği düşüncesinden karşıt kanıta yöneltir: başarılar klasik hedef gözetiminden gelmiştir. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir.

Alıştırma

Sonucun tahmini çürüttüğünü gösteren bağlayıcıyı seçin: The shorter route was expected to take longer. ____ it saved us twenty minutes.

  1. For example,
  2. On the contrary,
  3. On the other hand,
Cevabı göster

On the contrary,

Despite high hopes, the NSA surveillance program has not stopped any major terror attack. Dilbilgisi

2:14

Büyük umutlara rağmen, NSA gözetim programı hiçbir büyük terör saldırısını durduramadı.

Dilbilgisi

Despite high hopes: despite + isim öbeği

Despite high hopes bir ödünleme ilişkisi kurar: insanlar iyi bir sonuç beklemiştir, ancak ana cümle bu beklentiye aykırı bir sonuç bildirir. Despite bir edattır; bu nedenle burada ardından high hopes isim öbeği gelir. despite + isim öbeği veya -ing biçimi kullanın; despite sözcüğünden hemen sonra tam bir çekimli yan cümle getirmeyin. Bir yan cümleden önce despite the fact that veya although kullanın.

Alıştırma

Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?

  1. Despite high hopes, the project failed.
  2. Despite hopes were high, the project failed.
  3. Despite of high hopes, the project failed.
Cevabı göster

Despite high hopes, the project failed.

For instance, one of the Boston Marathon bombers

2:20

Örneğin, Boston Maratonu bombacılarından biri

was already a target of the FBI.

2:22

zaten FBI'ın hedefiydi.

So what we need is not even more random data, Dilbilgisi

2:25

Dolayısıyla ihtiyacımız olan şey daha fazla rastgele veri değil,

but better ways to understand and use the information we have.

2:28

sahip olduğumuz bilgileri anlama ve kullanma konusunda daha iyi yollardır.

Dilbilgisi

What we need is not X, but Y: bir fikri reddedip yerine başkasını koymak

“what we need” ifadesindeki what bir soru sözcüğü değildir. “the thing that” anlamına gelir; bu nedenle kaynaşmış ilgi yan cümlesi olan “what we need” bütünüyle is fiilinin öznesi olur. “What we need is not X, but Y” kalıbı X’i gerçek çözüm olarak reddeder ve onun yerine Y’yi koyar. Buradaki “even more” daha da büyük bir miktar anlamındadır; dolayısıyla X, ilave rastgele veridir. Bu yapı, bir sorunun ele alınış biçimini düzeltmeye ve dikkati daha iyi bir yanıta yöneltmeye yarar.

Alıştırma

Konuşmacı daha fazla toplantı yapılması fikrini reddediyor ve onun yerine net bir plan koyuyor. Cümleyi tamamlayın: What we need is ____ more meetings, ____ a clear plan.

Cevabı göster

not · but

Spy agencies are also pushing to cripple encryption. Kelime

2:32

Casusluk kurumları aynı zamanda şifrelemeyi felce uğratmaya da çalışıyor.

Kelime

“Cripple encryption” ifadesinde cripple sözcüğünün mecazi anlamı

Burada cripple mecazi anlamda kullanılır: Şifrelemeye, verileri artık etkili biçimde koruyamayacağı kadar ciddi zarar vermek demektir. Şifrelemeyi silmek veya yasaklamak anlamına gelmesi şart değildir. Bu fiil konuşmacının tutumunu da gösterir. “Pushing to cripple encryption”, önerilen eylemi tarafsız bir teknik ayarlama olarak değil, zararlı ve tehlikeli bir girişim olarak sunar.

Alıştırma

Burada “cripple encryption” ifadesinin hem anlamını hem de eleştirel tonunu en iyi koruyan açıklama hangisidir?

  1. şifrelemenin verileri koruma yeteneğine ciddi zarar vermek
  2. şifrelemede küçük bir ayarlama yapmak
  3. her türlü şifrelemeyi tamamen ortadan kaldırmak
  4. şifrelenmiş tek bir mesajı başarıyla okumak
Cevabı göster

şifrelemenin verileri koruma yeteneğine ciddi zarar vermek

In early 2016, the FBI asked Apple to produce a back-door program Kelime

2:36

2016'nın başlarında FBI, Apple'dan bir teröristin iPhone'unun şifresini kırmak için

to disable the encryption of a terrorist's iPhone.

2:40

bir arka kapı programı üretmesini istedi.

Kelime

Siber güvenlikte back-door program

Burada a back-door program, bir cihazın normal güvenlik korumalarını aşmak ve özel bir erişim yolu sağlamak üzere tasarlanmış yazılım anlamına gelir. Bu bir siber güvenlik terimidir; fiziksel bir arka kapıyla ilgili program değildir. Cümlede back-door, program sözcüğünü niteler. FBI, iPhone'un şifrelemesini devre dışı bırakabilecek veya aşabilecek bir yazılım istiyordu. Buna back door denmesi, bu istisnai erişimin daha sonra başkaları tarafından yeniden kullanılabilmesi riskini de vurgular.

Alıştırma

Bir siber güvenlik raporunda back-door program ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Ekran parlaklığını değiştirmeye yarayan normal kullanıcı ayarı
  2. Özel erişim sağlamak için normal güvenlik kontrollerini aşan yazılım
  3. Bir ofisin arkasındaki fiziksel giriş
Cevabı göster

Özel erişim sağlamak için normal güvenlik kontrollerini aşan yazılım

Apple publicly declined,

2:43

Apple bunu kamuoyu önünde reddetti,

not only because this tool could be used to permanently weaken the privacy of law-abiding citizens worldwide,

2:45

sadece bu aracın dünya çapında yasalara uyan vatandaşların mahremiyetini kalıcı olarak zayıflatmak için kullanılabileceği için değil,

but fearing to open the floodgates for governments requesting access to a technology used by billions of people. Deyimler

2:50

aynı zamanda milyarlarca insanın kullandığı bir teknolojiye hükümetlerin erişim talep etmesinin önünü açmaktan korktuğu için.

Deyimler

Open the floodgates: bir istisnanın birçok sonuca yol açması

Open the floodgates, bir eylem veya istisnanın çok sayıda benzer talebi, olayı ya da sonucu tetiklemesine ve durumun kontrol edilmesinin zorlaşmasına izin vermek anlamındaki mecazi bir deyimdir. İmge, açılan taşkın kapaklarından hızla akan sudur; ancak burada gerçek kapaklardan söz edilmez. Burada Apple, bir kez erişim izni vermenin birçok hükümeti aynı erişimi talep etmeye yöneltebileceğinden korkuyor. İfade, ilk vakayı geniş çaplı sonuçlara yol açabilecek bir emsal olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi ‘çok sayıda benzer ve kontrol edilmesi zor talebin önünü açmak’ anlamındaki üç sözcüklü deyimle tamamlayın: The committee feared that one exception would ____ to hundreds of new claims.

Cevabı göster

open the floodgates

A fear shared by security experts and cryptographers. Anlatım akışı

2:56

Bu korku, güvenlik uzmanları ve kriptograflar tarafından da paylaşılmaktadır.

Anlatım akışı

A fear shared by security experts and cryptographers: bilinçli kullanılan bir cümle parçası

“A fear” merkezdeki isim öbeğidir. “shared by security experts and cryptographers”, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir ve “that is shared by security experts and cryptographers” anlamına gelir. Buradaki shared, fear sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortacıdır; tam bir cümlenin ana fiili değildir. Satırın tamamı, önceki düşünceye bilinçli olarak eklenmiş bir cümle parçasıdır. Daha önce sözü edilen korkuyu kısaca yeniden belirtir ve uzmanların da aynı korkuyu paylaştığını söyleyerek ona ağırlık kazandırır. Tam biçimi şöyle olurdu: “This fear is shared by security experts and cryptographers.”

Alıştırma

Vurgulanan parçanın söylemdeki işlevi nedir?

  1. Güvenlik uzmanları ve kriptografların da hemen önce sözü edilen korkuyu paylaştığını kısa bir eklemeyle belirtir.
  2. Güvenlik uzmanlarına ve kriptograflara bir eylemde bulunmalarını söyler.
  3. Uzmanların paylaşmadığı, önceki konuyla ilgisiz bir korku ortaya atar.
Cevabı göster

Güvenlik uzmanları ve kriptografların da hemen önce sözü edilen korkuyu paylaştığını kısa bir eklemeyle belirtir.

A few weeks later, the FBI revealed that they had hacked the phone themselves,

3:00

Birkaç hafta sonra FBI, telefonu kendilerinin hacklediğini açıkladı,

basically admitting that they lied to the public about the need for a back-door,

3:04

bu da temelde arka kapı ihtiyacı konusunda halka yalan söylediklerini itiraf etmekti;

which questions how trustworthy spy agencies are in the debate about privacy and security.

3:08

bu da mahremiyet ve güvenlik tartışmalarında casusluk kurumlarının ne kadar güvenilir olduğunu sorgulatıyor.

Especially considering that the NSA, for example, Anlatım akışı

3:14

Özellikle de NSA'in, örneğin,

already has the capability to turn on your iPhone microphone

3:16

siz farkına bile varmadan iPhone mikrofonunuzu açma

Anlatım akışı

Especially considering that ile güçlü bir neden eklemek

Considering that, hesaba katılması gereken bir olguyu sunar; especially ise bu olgunun özellikle önemli olduğunu belirtir. Birlikte, Especially considering that ifadesi “özellikle de ... hesaba katıldığında” anlamına gelir. Burada ifade, bağımsız bir ana cümle başlatmaz. Önceki yargıya ek bir neden bağlar ve önemli bir kanıtla bu yargıyı güçlendirir. Tam bir cümlede aynı bağlantı şöyle kurulabilir: “That claim is surprising, especially considering that the evidence was already public.”

Alıştırma

Cümleyi especially considering that ile tamamlayın: The cancellation is surprising, ____ every ticket had been sold.

Cevabı göster

especially considering that

or activate your laptop camera without you noticing. Dilbilgisi

3:19

veya dizüstü bilgisayarınızın kamerasını etkinleştirme yeteneğine halihazırda sahip olduğu düşünüldüğünde.

Dilbilgisi

siz fark etmeden

without you noticing ifadesinde without sözcüğünden sonra nesne zamiri you ve noticing fiilinin -ing biçimi gelir. Fark etmeyen kişi you’dur; yani you, noticing fiilinin mantıksal öznesidir. without + kişi + -ing kalıbı, o kişinin haberi olmadan bir şeyin gerçekleştiğini anlatır. Burada kamera, kullanıcı fark etmeden etkinleştirilebilir.

Alıştırma

Cümleyi “Leo farkında değilken” anlamına gelen kalıpla tamamlayın: The program changed the settings ____.

Cevabı göster

without Leo noticing

Concerns about this are often met with the argument, Kalıp ifadeler

3:23

Bu konudaki endişeler genellikle şu argümanla karşılaşıyor:

if you have nothing to hide, you have nothing to fear. Anlatım akışı

3:26

Saklayacak bir şeyiniz yoksa, korkacak bir şeyiniz de yoktur.

Kalıp ifadeler

çoğu zaman bu savla karşılanmak

Are often met with, “çoğu zaman bu yanıtla karşılanır” anlamına gelen edilgen bir yapıdır. Dil bilgisel özne olan concerns about this birisiyle görüşmez; başka insanlar bu endişelere bir savla yanıt verir. be met with + tepki veya yanıt kalıbı; bir fikir, istek, öneri ya da endişenin nasıl karşılandığını anlatırken yaygındır. Often, bunun tek bir olay değil, tekrarlanan veya tipik bir tepki olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede bir önerinin olumsuz tepki aldığını göstermek için be met with kullanılmıştır?

  1. The proposal was met with strong criticism.
  2. The team responded with a revised proposal.
  3. The proposal led to a lively debate.
  4. The manager met with the team to discuss the proposal.
Cevabı göster

The proposal was met with strong criticism.

Anlatım akışı

Alıntılanan bir slogan olarak “If you have nothing to hide, you have nothing to fear”

Cümle dengeli bir if ..., ... yapısı kullanır: Bir koşul doğruysa ona karşılık gelen sonuç kesinmiş gibi sunulur. “you have nothing to” ifadesinin tekrarı, iddiayı kısa, akılda kalıcı ve slogan benzeri hâle getirir. Burada konuşmacı kendi sonucunu belirtmiyor; yaygın bir görüşü sorgulamak üzere alıntılıyor. Slogan, tartışmalı bir varsayımı kısaltır: Yalnızca yanlış yapanların mahremiyete ihtiyacı vardır, dolayısıyla masum insanların gözetimden korkması gerekmez.

Alıştırma

Bu cümle, tartışmanın bu bölümünde ne yapıyor?

  1. Özel bilgilerin nasıl saklanacağına dair pratik talimatlar verir.
  2. Konuşmacının mahremiyet hakkındaki nihai ve tartışmasız sonucunu belirtir.
  3. Konuşmacının birazdan sorgulayacağı, gözetimi destekleyen yaygın bir sloganı alıntılar.
Cevabı göster

Konuşmacının birazdan sorgulayacağı, gözetimi destekleyen yaygın bir sloganı alıntılar.

But this reasoning only creates a climate of oppression. Deyimler

3:29

Ancak bu mantık sadece bir baskı iklimi yaratır.

Deyimler

Toplumsal atmosfer mecazı olarak “a climate of oppression”

a climate of oppression ifadesinde climate mecaz anlamdadır. İnsanların genel olarak yaşadığı toplumsal atmosferi veya koşulları belirtir; oppression ise sert ya da adaletsiz kontrol anlamına gelir. a climate of + soyut isim kalıbı, bir gruba veya topluma yayılan ve sanki herkesi çevreleyen bir duygu ya da durumu anlatır. Burada ifade, bu akıl yürütmenin kontrol ve korkuyu toplum genelinde normalmiş gibi gösterebileceğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede climate, altyazıdakiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. Her mood changed after lunch.
  2. Constant threats created a climate of fear in the office.
  3. The mountain climate is cold and dry in winter.
Cevabı göster

Constant threats created a climate of fear in the office.

wanting to keep certain parts of your life private Dilbilgisi

3:33

Hayatınızın belirli kısımlarını gizli tutmak istemeniz,

doesn't mean you're doing anything wrong.

3:35

yanlış bir şey yaptığınız anlamına gelmez.

Dilbilgisi

Wanting ... doesn't mean ...: temelsiz bir çıkarımı reddetmek

wanting to keep certain parts of your life private şeklindeki -ing yan cümlesi özne görevi görür. Eylemin tamamı tek bir fikir olarak ele alındığı için don't değil, tekil fiil olan doesn't kullanılır. X doesn't mean Y kalıbı, X'ten Y sonucunun çıkarılmasını reddeder. Burada mahremiyet istemek, yanlış bir şey yapıldığının kanıtı değildir. Bu kalıbı bir gerçeği, seçimi veya duyguyu temelsiz bir yorumdan ayırmak için kullanabilirsin.

Alıştırma

Hangi cümle bir -ing yan cümlesini tekil özne olarak doğru kullanır ve temelsiz bir çıkarımı reddeder?

  1. Needing a break don't mean you are lazy.
  2. Needing a break doesn't mean you are lazy.
  3. Needing a break means you are definitely lazy.
Cevabı göster

Needing a break doesn't mean you are lazy.

Right now, we live in a democracy.

3:38

Şu anda bir demokraside yaşıyoruz.

But imagine the damage the wrong person could do with all our data

3:40

Ancak yanlış kişinin tüm verilerimizle ve cihazlarımıza bu kadar kolay bir erişimle

and such easy access to our devices.

3:44

ne kadar zarar verebileceğini bir hayal edin.

Anti-terrorism laws allow the authorities to investigate and punish non-terrorism related crimes more aggressively.

3:47

Terörle mücadele yasaları, yetkililerin terörle ilgili olmayan suçları daha agresif bir şekilde araştırmasına ve cezalandırmasına olanak tanıyor.

If you give law enforcement powerful tools, they will use them. Dilbilgisi

3:54

Eğer kolluk kuvvetlerine güçlü araçlar verirseniz, onları kullanırlar.

Dilbilgisi

If you give ..., they will ...: gerçekçi bir sonucu öngörmek

Bu birinci koşul cümlesinde if yan cümlesi geniş zaman biçimi olan If you give yapısını, sonuç cümlesi ise will + fiilin yalın hâli olan they will use yapısını kullanır. They kolluk kuvvetlerini veya görevlilerini, them ise powerful tools ifadesini belirtir. Bu yapı burada gelecekle ilgili tarafsız bir ifadeden fazlasıdır; uyarı işlevi görür. Bir kuruma bir yetenek verildiğinde konuşmacı, bu yeteneğin kullanılmasını bekler. Gerçekçi bir koşulu ve beklenen sonucunu anlatmak için if + geniş zaman, will + fiilin yalın hâli yapısını kullanabilirsin.

Alıştırma

Hangi cümle aynı yapıyı kullanarak gerçekçi bir gelecek sonucu hakkında uyarıda bulunur?

  1. If you share the code, anyone with it will enter the building.
  2. If you share the code, anyone with it enters the building.
  3. If you shared the code, anyone with it would enter the building.
Cevabı göster

If you share the code, anyone with it will enter the building.

That's why democratic oversight is so important.

3:58

İşte bu yüzden demokratik denetim bu kadar önemlidir.

Even if those tools and laws aren't used against you today, Dilbilgisi

4:01

Bugün bu araçlar ve yasalar size karşı kullanılmasa bile,

they might be tomorrow.

4:04

yarın kullanılabilirler.

Dilbilgisi

Even if ... they might be tomorrow: ödünleyici koşul ve eksilti

Even if, ödünleyici bir koşul getirir: konuşmacı araçların ve yasaların bugün size karşı kullanılmıyor olabileceğini geçici olarak kabul eder, ancak uyarı yine de geçerlidir. Şu anda güvenli olan bir şey gelecekte güvenli kalmayabilir. They, those tools and laws ifadesine gönderme yapar. they might be tomorrow bölümünde tekrarı önlemek için used against you çıkarılmıştır. Tam anlamı they might be used against you tomorrow şeklindedir. Buradaki be, edilgen yapıyı sürdürür; «var olmak» anlamına gelmez.

Alıştırma

“Even if these rules aren't used against us today, they might be tomorrow,” cümlesinde “they might be tomorrow” ne anlama gelir?

  1. Kurallar yarın bize karşı kullanılabilir.
  2. Kurallar yarın kaldırılabilir.
  3. Kurallar yarın ilk kez var olabilir.
Cevabı göster

Kurallar yarın bize karşı kullanılabilir.

For example, following the November 2015 Paris attacks,

4:06

Örneğin, Kasım 2015'teki Paris saldırılarının ardından,

France expanded its already extensive anti-terrorism laws

4:09

Fransa, zaten kapsamlı olan terörle mücadele yasalarını genişleterek

by giving law enforcement greater powers to conduct house raids Kalıp ifadeler

4:13

kolluk kuvvetlerine ev baskınları düzenleme

Kalıp ifadeler

giving law enforcement greater powers to: artırılmış yasal yetki verme

giving law enforcement greater powers to conduct house raids ifadesinde give + alıcı + powers + to mastarı kalıbı kullanılır. Law enforcement yetkiyi alan taraftır; to conduct house raids ise yasal olarak izin verilen eylemi belirtir. Burada powers, fiziksel güç veya özel yetenek değil, yasal yetki anlamına gelir. Greater, kurumun zaten sahip olduğu yetkinin artırıldığını gösterir. İfade by sonrasında geldiği için yasaların hangi yöntemle genişletildiğini açıklar.

Alıştırma

giving + recipient + greater powers to kalıbını kullanıp yetkiyi alan taraf olarak regulators sözcüğünü seçerek İngilizce cümleyi tamamlayın: The reform expanded oversight by ____ inspect company records.

Cevabı göster

giving regulators greater powers to

Kalıp ifadeler

ev baskınları düzenlemek

Bu cümlede conduct, “davranmak” değil, “organize edip gerçekleştirmek” anlamına gelir. Nesne olarak house raids isim öbeğini alır: conduct + resmî operasyon. House raid, genellikle arama yapmak, delil ele geçirmek veya birini tutuklamak amacıyla kolluk kuvvetlerinin bir eve aniden girmesidir. Bu nedenle ifade, sıradan bir ev ziyaretini değil, resmî bir yetkinin kullanılmasını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tam resmî eşdizimle tamamlayın: With a judge's approval, police may ____ while investigating a serious crime.

Cevabı göster

conduct house raids

and place people under house arrest. Kalıp ifadeler

4:16

ve insanları ev hapsine alma konusunda daha büyük yetkiler verdi.

Kalıp ifadeler

insanları ev hapsine almak

Place someone under house arrest, bir kişinin özgürce dolaşmak yerine evde kalmasını yasal olarak zorunlu kılmak demektir. Place, hukuki durumu oluşturan eylemi; under house arrest ise bu durumun adını belirtir. Yapı place + kişi + under house arrest şeklindedir. Edilgen biçim de çok yaygındır: someone is placed under house arrest.

Alıştırma

Dersteki hukuki yapıyı tamamlayın: Because he could remain at home but was forbidden to leave, the court decided to ____ him ____.

Cevabı göster

place · under house arrest

Within weeks, evidence emerged that these powers were being used for unintended purposes, Kalıp ifadeler

4:18

Birkaç hafta içinde, bu yetkilerin amaç dışı kullanıldığına dair kanıtlar ortaya çıktı;

Kalıp ifadeler

evidence emerged that: sonradan ortaya çıkan gerçekleri sunmak

Bu cümlede evidence emerged that, ardından gelen that yan cümlesindeki iddiayı destekleyen bilgilerin sonradan ortaya çıktığını anlatır. Emerged, kanıtların zamanla bilinmeye veya görünür hâle gelmesini ifade eder; fiziksel bir nesnenin bir yerden çıkmasını değil. Bu haber anlatımı kalıbı, kanıtı kimin bulduğunu söylemeden yeni bir gelişmeyi sunar. Genellikle önceki durumdan sonradan keşfedilen gerçeğe geçiş yapar.

Alıştırma

Destekleyici bilgilerin sonradan ortaya çıktığını anlatan hedef kalıpla haberi tamamlayın: Within days, ____ the figures had been altered.

Cevabı göster

evidence emerged that

such as quashing climate change protests. Kelime

4:23

örneğin iklim değişikliği protestolarını bastırmak gibi.

Kelime

quashing climate change protests: protestoları zorla bastırmak

Burada quashing climate change protests, yetki veya güç kullanarak protestoları bastırıp sona erdirmek anlamına gelir. Quash, yalnızca stop demekten daha güçlü ve değerlendirme içeren bir sözcüktür; muhalefete karşı kararlı bir müdahale yapıldığını düşündürür. Haber dilinde bu ifade, gücün nasıl kullanıldığına ilişkin kaygıyı gösterebilir. Quash sıkça protests, rebellions ve rumors ile; hukuk bağlamında ise convictions veya decisions ile kullanılır.

Alıştırma

Şu resmî haber cümlesini en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The emergency powers were used to ____ before the march reached the city center.

  1. print the posters
  2. quash the protests
  3. park the vehicles
Cevabı göster

quash the protests

The governments of Spain, Hungary, and Poland have introduced more restrictive laws on the freedom of assembly and speech. Kelime

4:26

İspanya, Macaristan ve Polonya hükümetleri toplanma ve ifade özgürlüğü konusunda daha kısıtlayıcı yasalar getirdi.

Kelime

Eş görevli haklar olarak freedom of assembly and speech

Burada freedom of assembly ve freedom of speech, eş görevli iki medeni hakkın adıdır. Baştaki freedom of ifadesi hem assembly hem de speech için geçerlidir. İlki, ortak bir amaç için başka insanlarla barışçıl biçimde toplanma hakkı; ikincisi ise düşünce ve görüşleri ifade etme hakkıdır. Bu hukuk ve kamu politikası bağlamında assembly, parçaları birleştirme eylemini değil, insanların bir araya gelmesini ifade eder. Cümle, yeni yasaların her iki özgürlük türünü de kısıtladığını söylüyor.

Alıştırma

Bir insan hakları raporunda freedom of assembly and speech neyi ifade eder?

  1. Yasal sınırlar olmadan herhangi bir kuruluşa katılma hakkı
  2. Ortak bir amaç için toplanma ve düşünceleri ifade etme hakları
  3. Ürünleri birleştirme ve yalnızca resmî görüşleri tekrarlama hakkı
Cevabı göster

Ortak bir amaç için toplanma ve düşünceleri ifade etme hakları

Freedom of expression and the press in Turkey has been seriously undermined in the last few years,

4:32

Türkiye'de ifade ve basın özgürlüğü son birkaç yılda ciddi şekilde zedelendi,

with people sentenced to prison for criticizing the government. Dilbilgisi

4:37

insanlar hükümeti eleştirdikleri için hapis cezalarına çarptırıldı.

Dilbilgisi

with people sentenced içindeki with + isim + geçmiş zaman ortacı

With people sentenced to prison, with + isim öbeği + geçmiş zaman ortacı yapısıyla kurulmuş bir ek bilgidir. People, sentence eyleminden etkilenen taraftır; bu nedenle sentenced edilgen anlam taşır. For criticizing the government, insanların neden ceza aldığını açıklar. Bu ek yapı, özgürlüğün nasıl zedelendiğini gösteren somut bir durum veya kanıt ekler. Tek başına durmak yerine tamamlanmış ana cümleye bağlanır: Buradaki sentenced bir ortaçtır, geçmiş zamanda çekimlenmiş bir fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi with + isim + geçmiş zaman ortacı kullanarak tamamlayın. İsim öbeği olarak several bridges, fiil olarak damage kullanın: The roads remained closed, ____ after the storm.

Cevabı göster

with several bridges damaged

None of this is effectively helping us fight terrorism.

4:41

Bunların hiçbiri terörizmle savaşmamıza etkili bir şekilde yardımcı olmuyor.

The motivation behind this might be good, even noble,

4:45

Bunun arkasındaki motivasyon iyi, hatta asil olabilir,

but if we let our elected governments limit our personal freedom, Dilbilgisi

4:48

ancak seçilmiş hükümetlerimizin kişisel özgürlüğümüzü sınırlamasına izin verirsek,

the terrorists are winning.

4:52

teröristler kazanıyor demektir.

Dilbilgisi

let our elected governments limit: let + nesne + yalın fiil

let our elected governments limit... ifadesinde let + nesne + fiilin yalın hâli kalıbı kullanılır. our elected governments nesnedir ve aynı zamanda eylemi yapmasına izin verilen taraftır; limit yalın fiildir, bu yüzden önüne to gelmez. Burada let, “izin vermek” veya “engellememek” anlamındadır. Hükümetlerin seçimle işbaşına gelmiş olması, bu kısıtlamaya izin verme sorumluluğunun bir kısmını halka da yükler.

Alıştırma

Hangi cümle let + nesne + yalın fiil kalıbını doğru kullanıyor?

  1. Don't allow one mistake change your whole plan.
  2. Don't let one mistake change your whole plan.
  3. Don't let one mistake to change your whole plan.
Cevabı göster

Don't let one mistake change your whole plan.

What's worse, if we're not careful, Anlatım akışı

4:54

Daha da kötüsü, eğer dikkatli olmazsak,

we might slowly move towards a surveillance state. Kelime

4:56

yavaş yavaş bir gözetim devletine doğru ilerleyebiliriz.

Anlatım akışı

Olumsuz durumu ağırlaştıran bir geçiş olarak What's worse

What's worse, “daha da ciddisi” veya “durumu daha da kötüleştiren şey” anlamına gelen kalıplaşmış bir değerlendirme geçişidir. Burada soru sormaz. Cümlenin başında ve ardından virgülle kullanıldığında, sonraki ifadeyi önceki soruna bağlar ve yeni sonucun daha ciddi olduğunu gösterir. Olumsuz noktaları kötüleşme sırasına göre düzenler.

Alıştırma

Hangi cümlede What's worse, olumsuz bir durumun daha da kötüleştiğini gösteren geçiş olarak kullanılmıştır?

  1. The train was delayed, but fortunately the connection waited.
  2. The train is delayed. What's worse, the last connection has been canceled.
  3. What's worse than missing the train?
Cevabı göster

The train is delayed. What's worse, the last connection has been canceled.

Kelime

Gözetim devleti: hükümetin geniş çaplı ve sistematik izlemesi

Surveillance state, kamu makamlarının insanları geniş çapta ve sistematik olarak izlediği bir ülke veya yönetim sistemidir. Tek bir izleme olayını değil, kurumsal bir düzeni anlatır. Bu cümlede might slowly move towards, zamanla ortaya çıkabilecek bir risk konusunda uyarıda bulunur. Konuşmacı ülkenin zaten tamamen bir gözetim devleti olduğunu söylemez. Buradaki state, bir durum veya ABD'deki bir eyalet değil, devlet ya da siyasi sistem anlamındadır.

Alıştırma

Hangi durum surveillance state terimine en uygun örnektir?

  1. Yetkililerin insanları geniş çapta ve sistematik olarak izlediği bir ülke
  2. Tek bir binada yalnızca bir güvenlik kamerası kullanan bir ülke
  3. Amerika Birleşik Devletleri'ni oluşturan eyaletlerden biri
Cevabı göster

Yetkililerin insanları geniş çapta ve sistematik olarak izlediği bir ülke

The data is pretty clear.

5:00

Veriler oldukça açık.

The erosion of rights along with mass surveillance Dilbilgisi

5:02

Kitlesel gözetimle birlikte hakların aşınması

hasn't led to significant successes so far,

5:04

şu ana kadar önemli başarılara yol açmadı,

Dilbilgisi

The erosion ... along with ... hasn't: tekil özne-yüklem uyumu

Bu cümlede temel özne The erosion of rights ifadesidir. Bu öznenin merkezindeki erosion tekil olduğu için tekil fiil biçimi hasn't led doğrudur. along with mass surveillance, bir edat öbeği olarak eşlik eden ek bilgi verir. along with, and sözcüğünden farklı olarak iki eş değer özneyi bağlamaz; bu nedenle kendisinden sonraki isim fiilin biçimini belirlemez.

Alıştırma

Temel özneyle uyumlu fiili seçin: The delay, along with several technical problems, [blank] caused concern.

  1. has
  2. have
Cevabı göster

has

but it has changed the nature of our society.

5:07

ancak toplumumuzun doğasını değiştirdi.

Terrorism is a complicated problem

5:10

Terörizm, basit çözümleri olmayan

without simple solutions.

5:14

karmaşık bir sorundur.

No security apparatus can prevent a few guys from building a bomb in their basement. Dilbilgisi

5:16

Hiçbir güvenlik aygıtı, birkaç kişinin bodrumlarında bomba yapmasını engelleyemez.

Dilbilgisi

prevent a few guys from building: prevent + nesne + from + -ing

Prevent + nesne + from + -ing yapısı, nesnenin bir eylemi gerçekleştirmesini engellemek anlamına gelir. Burada a few guys, prevent fiilinin nesnesi ve building eyleminin anlamca öznesidir: bombayı yapabilecek kişiler onlardır. Aynı kalıbı başka kişiler veya şeylerle de kullanabilirsiniz: prevent someone or something from doing something. Standart İngilizcede prevent someone to do something kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi access fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Two-factor authentication can prevent attackers from ____ your account.

Cevabı göster

accessing

We should keep the principle of proportionality in mind. Kelime

5:21

Orantılılık ilkesini aklımızda tutmalıyız.

Kelime

principle of proportionality: tedbirlere yönelik resmî ölçülülük sınırı

The principle of proportionality, yani ölçülülük ilkesi, hukukta ve kamu politikalarında kullanılan resmî bir ölçüttür. Bir tedbirin, kısıtlamanın veya cezanın ilgili zarar, risk ve meşru amaç karşısında uygun ölçüde sınırlandırılıp sınırlandırılmadığını değerlendirir. Bu cümlede keep the principle in mind, güvenlik tedbirlerini bu ölçüte göre değerlendirmek demektir; yalnızca matematiksel bir oranı düşünmek değildir. Bir tedbir geçerli bir amaç taşısa bile gerekli olanın ötesine geçerse ölçüsüz olabilir.

Alıştırma

Bir kısıtlamanın gerekli olandan ileri gitmemesini öngören resmî terimi tamamlayın: The court applied the principle of ____.

Cevabı göster

proportionality

Creating master keys to enter millions of phones

5:24

Milyonlarca telefona girmek için anahtarlar oluşturmak,

is not the same as searching a single house. Dilbilgisi

5:27

tek bir evi aramakla aynı şey değildir.

Dilbilgisi

is not the same as ile eşdeğerliği reddetmek

Is not the same as, iki şeyin eşdeğer kabul edilmemesi gerektiğini açıkça belirtir. Burada milyonlarca telefona erişim sağlamanın, nitelik ve ölçek bakımından tek bir evi aramakla karşılaştırılabilir olduğu düşüncesini reddeder. Yapı A is not the same as B şeklindedir. Bir benzetme ölçek, risk, etki veya tür açısından önemli bir farkı gizlediğinde bu yapıyla benzetme düzeltilebilir. As sözcüğü, the same as yapısının zorunlu bir parçasıdır.

Alıştırma

Yanlış bir eşdeğerliği reddetmek için yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Unlocking every account is the same as checking one account.
  2. Unlocking every account is not the same as checking one account.
  3. Unlocking every account is not the same than checking one account.
Cevabı göster

Unlocking every account is not the same as checking one account.

In most countries, the law already permits a wide range of actions, including targeted surveillance.

5:30

Çoğu ülkede yasalar halihazırda hedefli gözetim de dahil olmak üzere geniş bir eylem yelpazesine izin vermektedir.

To take full advantage of this existing potential, Kalıp ifadeler

5:36

Bu mevcut potansiyelden tam olarak yararlanmak için,

Kalıp ifadeler

take full advantage of ile bir fırsattan tam yararlanmak

Take full advantage of, bir fırsatı, kaynağı veya mevcut yeteneği mümkün olduğunca kapsamlı ve etkili biçimde kullanmak anlamına gelir. Bu cümlede full, zaten var olan potansiyelden uygulamada en yüksek düzeyde yararlanmayı vurgular. Yapı take full advantage of + isim ya da -ing biçimi şeklindedir. Nesne, neyin tam olarak kullanıldığını belirtir.

Alıştırma

Take full advantage of hangi cümlede bir fırsatı veya kaynağı mümkün olduğunca kapsamlı kullanmak anlamına gelir?

  1. The scammer took advantage of an older customer.
  2. Maya had an advantage over the other runners.
  3. Take full advantage of the free career workshop by attending every session.
Cevabı göster

Take full advantage of the free career workshop by attending every session.

we need better international cooperation

5:38

daha iyi uluslararası işbirliğine

and more effective security and foreign policies.

5:41

ve daha etkili güvenlik ve dış politikalara ihtiyacımız var.

Better application of our present laws,

5:44

Özgürlüğümüzü baltalayan yeni ve daha katı yasalar yerine,

instead of new and stricter ones that undermine our freedom.

5:46

mevcut yasalarımızın daha iyi uygulanması gerekiyor.

Let us not, out of fear, Ton ve niyet

5:50

Korku yüzünden,

destroy what we are most proud of,

5:52

en çok gurur duyduğumuz şeyleri;

Ton ve niyet

Let us not ... out of fear: resmî bir ortak çağrı

Let us not, kapsayıcı ve olumsuz bir çağrı yapmanın kısaltılmamış, resmî bir yoludur: konuşan kişi hem kendisini hem de dinleyicileri çağrıya katar ve herkesin bir eylemden kaçınmasını ister. Burada başka birinin eylemsiz kalmamıza izin vermesi değil, o eylemi yapmamamız gerektiği anlatılır. out of fear, kararı yönetmemesi gereken nedeni belirtir. Virgüllerle ayrılarak Let us not ... destroy ... ana yapısının arasına girer ve zararlı eylemin korkudan kaynaklanacağını vurgular.

Alıştırma

Resmî ve kapsayıcı çağrıyı en uygun sözlerle tamamlayın: “____, out of anger, abandon the principles we share.”

Cevabı göster

Let us not

democracy and our fundamental rights and liberties. Kelime

5:54

demokrasiyi ve temel hak ve özgürlüklerimizi yok etmeyelim.

Kelime

Resmî hukuk dilinde fundamental rights and liberties

fundamental rights and liberties, özgür bir toplumun dayandığı temel güvenceleri ve özgürlükleri anlatan resmî bir hukuk ve siyaset ifadesidir. Fundamental, yalnızca kişisel olarak önemli değil, kurucu veya vazgeçilmez anlamına gelir. Bu bağlamada rights, tanınmış haklara ve güvencelere işaret ederken liberties, haksız müdahale olmadan hareket etme, konuşma, inanma veya yaşama özgürlüğünü vurgular. Kategoriler örtüşür ve hukuk metinleri iki fikri de kapsamak için bunları çoğu zaman bilinçli olarak birlikte kullanır.

Alıştırma

Hangi cümle fundamental rights and liberties ifadesini doğal ve resmî anlamında kullanıyor?

  1. Courts must protect fundamental rights and liberties during a national emergency.
  2. I exercised my fundamental rights and liberties by choosing a blue notebook.
  3. The hotel protects guests' fundamental rights and liberties by offering extra pillows.
Cevabı göster

Courts must protect fundamental rights and liberties during a national emergency.

This video was made possible

6:00

Bu video, patreon.com'daki

by your support on patreon.com

6:02

destekleriniz

and the European Liberties Platform,

6:04

ve Avrupa Özgürlükler Platformu,

liberties.eu.

6:06

liberties.eu sayesinde mümkün olmuştur.