Ya Dünya Altına Dönüşseydi? - Altın Kıyamet: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Midas'ın dokunuşunun üç sürümü, altın bir Dünya'nın neden felakete dönüştüğünü gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "King Midas," — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: laneti başlık, mizah ve bilimsel öncülle ilişkilendirin. 2. "so overdense that it exploded" / "so underdense that it imploded," — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: paralel so...that yapılarıyla aşırı dereceyi sonuca bağlayıp zıt iki başarısızlığı karşılaştırın. 3. "sweet spot" — Deyimler ve mecazi ifadeler: çatışan kısıtlar arasındaki en uygun aralığı anlatan mecazı tanıyın; bunu tüm sonucun güvenli olduğu sanmayın.
Bu derste
we only work on the most important scientific problems
0:02sadece en önemli bilimsel sorunlar üzerinde çalışıyoruz,
Hayali olasılıklar için what if
What if, hayali bir koşul ortaya koyar. Ardından bir yan cümle gelir; burada bu bölüm we nuke stuff ifadesidir. Soru, eylemi gerçek bir plan olarak sunmak yerine dinleyenden olası sonucu düşünmesini ister. Bir fikri sınamak, bir endişeyi dile getirmek veya bir düşünce deneyi başlatmak için What if + özne + fiil...? kalıbını kullanabilirsin. Bağlama göre ton meraklı, heyecanlı veya endişeli olabilir.
Alıştırma
Soruyu, hayali bir olasılık sunan bu dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamla: ____ the school closes early tomorrow?
Cevabı göster
What if
let's explore the scientific mystery of what would happen to you
0:16Dünya aniden altına dönüşseydi size ne olacağının
Tam bir dönüşüm için turned into
Turn into, bir şeyin, maddenin, biçimin veya durumun başka bir şeye dönüşmesi anlamına gelir. turned into gold ifadesinde değişen şey Earth, değişimin sonucu ise gold sözcüğüdür. Kalıp özne + turn into + sonuç şeklindedir. Burada altına doğru hareket etmek veya Dünya'nın üzerini altınla kaplamak değil, tam bir dönüşüm anlatılır.
Alıştırma
Cümleyi turn into ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamla: During the cold night, the rainwater ____ ice.
Cevabı göster
turned into
who was cursed so everything he touched turned into gold.
0:26Kral Midas'ın antik masalına dayanmaktadır.
Kral Midas ve altın dokunuş laneti
Kral Midas, Antik Yunan öykülerindeki mitolojik bir kraldır. Dokunduğu her şeyi altına çeviren gücüyle tanınır. Bu cümlede bu güç, yalnızca zengin olmanın bir yolu değil, bir lanet olarak adlandırılır. Bu gönderme, öykünün temel kuralını belirler: Midas'ın dokunuşu sıradan şeyleri altına dönüştürür.
Alıştırma
Bu cümlede Kral Midas'a yapılan gönderme size ne anlatıyor?
- O, bütün altınlarını saklayan bir hükümdardır.
- O, altının nasıl üretildiğini araştıran bir bilim insanıdır.
- O, dokunduğu şeyleri altına çeviren mitolojik bir kraldır.
Cevabı göster
O, dokunduğu şeyleri altına çeviren mitolojik bir kraldır.
Before we can explore this scenario with science, Anlatım akışı
0:30Bu senaryoyu bilimle keşfetmeden önce,
Before we can ... we'll first define: hazırlık adımını öne koymak
Before we can + fiilin yalın hâli kalıbı, bir hazırlık adımına bağlı olan sonraki hedefi tanıtır. Burada sonraki hedef explore eylemidir. We'll first + fiilin yalın hâli, şimdi yapılacak ilk adımı bildirir. Define the premise, senaryonun kurallarını ve varsayımlarını belirlemek demektir; bu nedenle tanımlama, incelemeden önce gelir. Before, incelemenin hiçbir zaman yapılmayacağı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki adım sıralama ifadesiyle tamamlayın: ____ publish the website, ____ check every link.
Cevabı göster
Before we can · we'll first
Midas's curse is a very special phenomenon called magic,
0:35Midas'ın laneti sihir adı verilen çok özel bir fenomendir,
Kısıtlayıcı olmayan ilgi cümleciğinde “which allows us to”
which sözcüğünden önce virgül geldiğinde yan cümle, daha önce belirlenmiş bir şey hakkında ek bilgi verir. Burada which, magic sözcüğüne gönderme yapar ve büyünün sonuçlarından birini açıklar. Bu, kısıtlayıcı olmayan bir ilgi cümleciğidir; belirli bir büyü türünü seçip tanımlamaz. allow + someone + to + fiil yapısı, bir kişinin bir şeyi yapmasını mümkün kılmak anlamına gelir. Buradaki allows us to modify, bir insanın verdiği izni değil, büyünün mümkün kıldığı bir yeteneği anlatır.
Alıştırma
Cümleyi kısıtlayıcı olmayan ek bir yorumla doğru tamamlayan ifadeyi seçin: The new app has an offline mode, (gap) work without an internet connection.
- which allows we to
- which allows us to
- that allows us to
- which allow us to
Cevabı göster
which allows us to
So, what happens when Midas touches something and it turns to gold?
0:41Peki, Midas bir şeye dokunduğunda ve o altına dönüştüğünde ne olur?
An atom of gold has 79 protons and 118 neutrons in its nucleus.
0:53Bir altın atomunun çekirdeğinde 79 proton ve 118 nötron vardır.
The electric force of the protons on the electrons around them shapes the atom
0:58Protonların etrafındaki elektronlar üzerindeki elektrik kuvveti atomu şekillendirir
like that it doesn't rust and that it's kind of shiny and bendy.
1:05paslanmaması, biraz parlak ve bükülebilir olması gibi.
Not only is the duck suddenly 33 times more massive, Dilbilgisi
1:23Ördek aniden 33 kat daha kütleli hale gelmekle kalmaz,
Cümle başındaki Not only is ... it's also ... ile devrik yapı
Bir yan cümleyi Not only ile başlatmak güçlü bir vurgu oluşturur ve fiili ya da yardımcı fiili özneden önce getirir. Buradaki fiil be olduğu için is, the duck ifadesinin önüne geçer: Not only is the duck ... denir; Not only the duck is ... denmez. İkinci yan cümle also ile başka bir sonuç daha ekler. Tam eşleşen yapı Not only ..., but ... also ... biçimindedir. Konuşmada but bazen atılır; bu yüzden altyazı doğrudan it's also ile devam eder.
Alıştırma
Şimdiki zamandaki şu iki olguyu birleştirin: The robot is fast. It is also accurate. Cümleyi tamamlayın: Not only ____ the robot fast, but it is also accurate.
Cevabı göster
is
The gold atoms are far closer together than they like
1:29Altın atomları istediklerinden çok daha birbirine yaklaşır
causing ... to explode: sonucu bildiren -ing yapısı
causing the golden duck to explode ifadesinde causing, şimdiki zaman ortacıyla kurulan bir sonuç yapısını başlatır. Önceki olayın tamamına, yani atomların birbirini itmesine gönderme yapar ve bu olayın doğrudan sonucunu verir. “Cümle, causing + nesne + to-infinitive” kalıbı, “and this causes the golden duck to explode” gibi daha uzun bir sonuç cümlesini kısaltır. Yalnızca aynı anda gerçekleşen iki eylemi değil, neden-sonuç ilişkisini vurgular.
Alıştırma
Doğrudan sonucu göstermek için cümleyi cause fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The pipe burst, ____ water to flood the basement.
Cevabı göster
causing
leaving only gold dust and a very dead Midas.
1:37geriye sadece altın tozu ve çok ölü bir Midas bırakır.
This is clearly not a very good way for Midas's power to work.
1:40Bu açıkça Midas'ın gücünün işlemesi için pek de iyi bir yol değil.
So, what if instead Midas's power uses the atoms that are already present Anlatım akışı
1:44Peki ya bunun yerine Midas'ın gücü zaten mevcut olan atomları kullanırsa
and simply rearranges all particles in the matter he touches into gold?
1:49ve sadece dokunduğu maddedeki tüm parçacıkları altın olarak yeniden düzenlerse?
what if instead: alternatif bir varsayım sunmak
Burada what if instead, tartışmayı başarısız bir fikirden onun yerine geçecek bir varsayıma yönlendirir. What if dinleyiciden bir olasılığı hayal etmesini isterken instead bu olasılığın önceki seçeneğin yerini aldığını gösterir. Bu ifade savın akışını düzenler: önce bir açıklama reddedilir veya sorgulanır, ardından başka bir açıklama sınanır. Özgün söz diziminde instead, Midas'ın gücüyle ilgili yeni cümlenin tamamına işaret eder; Midas'ın kendisini tanımlamaz.
Alıştırma
Bir ekip pahalı bir planı reddetmiş ve daha ucuz bir alternatif önermek istemektedir. Bu geçişi en açık biçimde hangi cümle ifade eder?
- What if instead we repair the old machine?
- Instead of the old machine.
- What if the old machine breaks?
Cevabı göster
What if instead we repair the old machine?
No matter is created or destroyed cümlesindeki matter
Bu bilim cümlesinde matter, nesneleri oluşturan fiziksel madde anlamındaki sayılamayan bir isimdir. No, matter ismini belirler; bu nedenle No matter cümlenin öznesidir ve hiçbir fiziksel madde anlamına gelir. Burada anlamı “ne olursa olsun” değildir. Edilgen fiil grubu is created or destroyed, bu maddeye ne olduğunu anlatır. no matter ifadesinden sonra what veya how gibi bir soru sözcüğü gelmediği için bu, no matter what ya da no matter how kalıbı değildir.
Alıştırma
“No matter is created or destroyed” cümlesinde matter ne anlama gelir?
- Fiziksel madde
- Bir sorun veya konu
- Ne olursa olsun
Cevabı göster
Fiziksel madde
and the protons, neutrons, and electrons are reassembled to make gold.
1:58ve protonlar, nötronlar ve elektronlar altın yapmak için yeniden birleştirilir.
the gold duck would be a very awkward kind of foamy gold
2:10altın ördek, birçok mikroskobik boşluğa sahip,
Without adding any matter: without + -ing yapısı
Without adding any matter, without + -ing ile kurulan bir yan cümledir. Olumsuz bir koşul belirtir: hiçbir madde eklenmezse. -ing biçimindeki adding, without edatından sonra gelir; ana fiilin zamanını göstermez. Bağlamdan, altın ördeği yapmaktan sorumlu kişi veya sürecin adding eylemini de gerçekleştirdiği anlaşılır. Genel olarak without + -ing, bir eylem yapılmadığında belirli bir sonucun ortaya çıktığını anlatmanızı sağlar.
Alıştırma
practice fiilini kullanarak cümleyi iki sözcüklü without + -ing yapısıyla tamamlayın: You cannot improve ____ regularly.
Cevabı göster
without practicing
“which is progress.”: küçük bir gelişmeyi ölçülü biçimde övmek
“which is progress” ifadesindeki which, önceki durumun tamamına, yani şeyin patlamamasına gönderme yapar. İfade bu durumu küçük bir gelişme olarak değerlendirir. Övgü bilerek ölçülü tutulur: patlamamak son derece düşük bir ölçüttür, dolayısıyla buna “progress” demek kuru bir mizah yaratır. Tasarımın artık tamamen başarılı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Konuşmacı burada “which is progress” derken esas olarak ne anlatıyor?
- Konuşmacı ilerlemeyi resmî olarak ölçüyor.
- Durum hâlâ tuhaf, ancak küçük bir gelişme iyi haber olarak değerlendiriliyor.
- Proje tamamen başarılı oldu.
Cevabı göster
Durum hâlâ tuhaf, ancak küçük bir gelişme iyi haber olarak değerlendiriliyor.
Now that we've established a sort of magic that works, Dilbilgisi
2:20Şimdi işe yarayan bir tür sihir kurduğumuza göre,
Now that + yan cümle: devamındaki ifade için oluşmuş bir dayanak
“Now that”, gerçekleşmiş veya az önce doğrulanmış bir durumu tanıtır ve bunu devamında söyleneceklerin nedeni ya da dayanağı olarak sunar. “Now that + özne + fiil, ana cümle” kalıbını kullanın. Bu cümlede “we've established a sort of magic that works” bölümü arka planı verir; sonraki ana cümle bunun sayesinde ne yapılabileceğini söyleyecektir. “Now that” yalnızca “şu anda” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrenilen bağlaçla tamamlayın: ____ the rain has stopped, we can continue the game.
Cevabı göster
Now that
freeze time: hayali bir duraklama oluşturmak
Bu cümlede freeze time, bütün süreçlerin aynı anda durmasını anlatan bir mecazdır. Anlatıcı bizden sıcaklık değişimini veya donmuş bir saati değil, bir duraklamayı hayal etmemizi ister. Bu hayali duraklama, incelenebilecek hareketsiz bir görüntü oluşturur. Devam eden hareketi adım adım analiz edilebilecek bir duruma dönüştürür.
Alıştırma
Zamanın durduğunu hayal ettiren iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Let's ____ at this instant and examine the spinning wheel.
Cevabı göster
freeze time
Just like: tanıdık bir örneği yeni bir duruma bağlamak
Just like doğrudan bir karşılaştırma başlatır. Daha önceki tanıdık ördek örneğine gönderme yapar ve dinleyiciye Dünya'nın yeni durumunu anlamak için o önceki olayı model olarak kullanmasını söyler. Kalıp Just like + referans isim öbeği, ana cümle şeklindedir. Buradaki like, benzer anlamına gelen bir edattır; hoşlanmak anlamındaki fiil değildir. Just, karşılaştırmanın özellikle yakın veya açık görünmesini sağlar, ancak iki şeyin her açıdan aynı olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki kelimelik karşılaştırma bağlantısıyla tamamlayın: ____ a recipe, these instructions guide us step by step.
Cevabı göster
Just like
a huge deal: çok önemli veya ciddi bir şey
Bu cümlede a huge deal, etkisi büyük olan çok önemli veya ciddi bir şey anlamına gelir. Burada deyimsel bir ifadedir; büyük bir ticari anlaşma anlamına gelmez. Olumsuz biçim weren't a huge deal, boşlukların ördek için pek önemli olmadığını anlatır. be a huge deal for someone ve be a huge deal to someone yapıları, bir şeyin ne kadar önemli olduğunu veya birini ne ölçüde etkilediğini belirtmek için kullanılabilir.
Alıştırma
İngilizce "Losing the only key would be a huge deal," cümlesinde a huge deal ne anlama gelir?
- Çok önemli veya ciddi bir şey
- Çok büyük bir ticari anlaşma
- Kolayca göz ardı edilebilecek bir şey
Cevabı göster
Çok önemli veya ciddi bir şey
A spongy planet is not a thing that can exist
2:45Süngersi bir gezegen var olabilecek bir şey değildir
squeezing it together to close up the gaps. Öbek fiiller
2:49boşlukları kapatmak için onu bir araya iter.
close up: boşlukların kapanıp kaybolması
Burada close up, boşlukları kapatarak açık alanların kaybolmasını sağlamak anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu kapanmaya neden olan eylem sıkıştırmadır. Close up, close up the gaps örneğindeki gibi geçişli veya the gap closed up örneğindeki gibi geçişsiz olabilir. Her iki yapıda da up yukarı yönlü hareketi değil, eylemin tamamlanmasını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede close up, bir açıklığın kapanması anlamında kullanılmıştır?
- The photographer took a close-up of the flower.
- The small cut should close up in a few days.
- The store will close at six.
Cevabı göster
The small cut should close up in a few days.
Sonucu tanıtan “As a result,”
“As a result”, okuyucuya sonraki bilginin daha önceki bir nedenin sonucu olduğunu gösteren bir cümle bağlacıdır. Burada önceki sıkışmayı Dünya'nın küçülmesine bağlayarak açıklamayı düzenler. Bir cümlenin veya yan cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir. Sonraki sonucu tanıtır; nedenin kendisini belirtmez.
Alıştırma
Hangi cümle bir sonucu tanıtmak için “As a result” ifadesini doğru kullanıyor?
- The neighborhood lost electricity as a result the storm.
- The storm damaged the power lines. As a result, the neighborhood lost electricity.
- As a result of, the neighborhood lost electricity.
Cevabı göster
The storm damaged the power lines. As a result, the neighborhood lost electricity.
you'll suddenly find yourself in free-fall, Dilbilgisi
2:59yer ayaklarınızın altından kayıp giderken
find yourself in + durum: beklenmedik bir hâl
“find yourself in free-fall” ifadesinde find, “aramak” anlamına gelmez. find yourself + tamamlayıcı kalıbı, kişinin zaten bir durumda bulunduğunu fark etmesi anlamına gelir; bu durum çoğu zaman beklenmedik biçimde ortaya çıkmıştır veya bilinçli bir seçim değildir. Burada in free-fall durumu belirtir. Yeniden kullanılabilen find yourself in + isim öbeği kalıbında, in ile başlayan bir edat öbeği genellikle tamamlayıcı görevindedir.
Alıştırma
Hangi cümle beklenmedik bir durumu anlatmak için “find yourself” kalıbını kullanıyor?
- After one wrong turn, you may find yourself in the middle of a forest.
- You may find yourself a map before the trip.
- You may find a map in the middle of a forest.
Cevabı göster
After one wrong turn, you may find yourself in the middle of a forest.
It feels like someone turned off gravity, Öbek fiiller
3:09Sanki biri yerçekimini kapatmış gibi hissedilir,
turned off gravity ifadesinin mecaz kullanımı
Burada turned off, normalde bir cihazı veya sistemi durdurmak için kullanılan yaygın turn off öbek fiilinin mecazlı kullanımıdır. Yer çekimi, açma kapama düğmesi varmış gibi gösterilir. Kimse yer çekimini gerçekten devre dışı bırakmaz. Yer çekimi etkisini sürdürür; bu görüntü, her şey birlikte serbest düşüşteyken oluşan görünür ağırlıksızlığı anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede turned off gravity ne anlama geliyor?
- Yer çekiminin güçlenip her şeyi aşağıda tuttuğu anlamına gelir.
- Görünür ağırlıksızlığı anlatmak için yer çekimini kapatılabilen bir sistem gibi hayal eder.
- Gerçek bir kişinin yer çekimini kontrol eden bir makine bulduğunu söyler.
Cevabı göster
Görünür ağırlıksızlığı anlatmak için yer çekimini kapatılabilen bir sistem gibi hayal eder.
the ride doesn't last forever ifadesinin mecazlı anlamı
Burada ride gerçek bir aracı veya eğlence parkı oyuncağını belirtmez. Kısa süreli süzülme deneyimini hayali bir yolculuğa dönüştürerek tuhaf olayı gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Doesn't last forever, deneyimin sona ereceği anlamına gelir. Bu cümlecik, eğlenceli görüntünün ardından yaklaşan bir değişikliği haber verir ve süzülmenin geçici olduğunu bildirir.
Alıştırma
Bu bağlamda The ride doesn't last forever cümlesi neyi haber veriyor?
- Gerçek bir eğlence parkı oyuncağı hiç durmadan çalışmayı sürdürecektir.
- Süzülme deneyimi geçicidir ve sona ermek üzeredir.
- Konuşan kişi başka bir eğlence parkı oyuncağı için bilet almak istiyor.
Cevabı göster
Süzülme deneyimi geçicidir ve sona ermek üzeredir.
It takes only 10 minutes for everything to crash down, Dilbilgisi
3:17Her şeyin yere çakılması sadece 10 dakika sürer,
It takes + süre + for + isim + to do: süre belirtme
It takes + süre + for + isim + to + fiil yapısı, bir sürecin ne kadar zaman aldığını belirtir. Bu cümlede It biçimsel bir öznedir; belirli bir şeyi adlandırmaz veya onun yerine geçmez. for sonrasındaki isim, mastarın mantıksal öznesidir: crash down eylemini gerçekleştiren everything sözcüğüdür. only, on dakikalık sürenin özellikle kısa olduğunu vurgular.
Alıştırma
Boyanın kurumasının iki saat sürdüğünü hangi cümle doğru biçimde ifade eder?
- It takes two hours for the paint to dry.
- It takes two hours that the paint dries.
- It takes for two hours the paint to dry.
Cevabı göster
It takes two hours for the paint to dry.
a weird 10 minutes it is indeed: öne alınmış tümleç
Normal sözcük dizilişinde cümle It is indeed a weird 10 minutes olurdu. a weird 10 minutes tümleci, betimlemeyi öne çıkarmak ve cümleye dramatik, özetleyici bir hava vermek için başa taşınmıştır. It, daha önce sözü edilen on dakikalık süreyi gösterir. Bu bir soru değil, bildirme cümlesidir: tümleç başa alındıktan sonra da it is içinde özne fiilden önce gelir. indeed, bu betimlemeyi güçlü biçimde doğrular.
Alıştırma
Hangi cümle, tümleci başa alınmış vurgulu bir bildirme cümlesidir?
- Was it a strange day indeed?
- A strange day was it indeed.
- A strange day it was indeed.
Cevabı göster
A strange day it was indeed.
as abruptly as it started: aynı anilik derecesini karşılaştırmak
it stops as abruptly as it started ifadesinde as + abruptly + as, iki olayın gerçekleşme biçimini karşılaştırır. Durma, başlama kadar anidir; abruptly her ikisinin paylaştığı anilik derecesini anlatır. İlk as eşitlik karşılaştırmasını başlatır, ikinci as ise karşılaştırma noktasını, yani it started bölümünü getirir. Burada ilk as, while anlamına gelmez. İki eylemin nasıl gerçekleştiğini karşılaştırmak için as + adverb + as + clause kalıbını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Eşitlik bildiren bir as ... as karşılaştırması oluşturmak için abruptly dâhil tam üç sözcük kullanın: The rain stopped ____ it had started.
Cevabı göster
as abruptly as
Hopefully you enjoyed your minutes of floating
3:32Umarım o havada asılı kaldığınız dakikalardan keyif almışsınızdır
making your body spatter like a water balloon as it hits. Anlatım akışı
3:39vücudunuzun çarptığında bir su balonu gibi patlamasına neden oluyorsunuz.
spatter like a water balloon: çarpışmayı canlı anlatan bir benzetme
İfade önce spatter ile sonucu belirtir, ardından like a water balloon bu sonucun somut bir görüntüsünü verir. Vücut çarptığında bu karşılaştırma, bir su balonunun darbeyle dışarı doğru patlamasını hayal ettirerek çarpmanın gücünü ve etrafa saçılmayı gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Like bir benzetme kurar: Vücut, balonla yalnızca çarpma anındaki tepki biçimi bakımından karşılaştırılır. Cümle, vücudun su balonuna dönüştüğünü veya gerçekten su balonu olduğunu söylemez.
Alıştırma
making your body spatter like a water balloon as it hits ifadesinde like a water balloon ne işe yarar?
- Vücudun çarpma anında nasıl etrafa saçılacağını somut biçimde gösterir.
- Vücudun hangi maddeden yapıldığını belirtir.
- Vücudun gerçekten bir su balonuna dönüştüğünü söyler.
Cevabı göster
Vücudun çarpma anında nasıl etrafa saçılacağını somut biçimde gösterir.
basically all of humanity gets smashed into red puddles.
3:44temel olarak tüm insanlık kırmızı su birikintilerine dönüşür.
This is only the start of our problems, though, Anlatım akışı
3:48Ancak bu sorunlarımızın sadece başlangıcıdır,
This is only the start of our problems, though: sorunların büyüyeceğini gösteren bir sinyal
Bu ifade, o ana kadar yaşanan her şeyi daha uzun bir sorun zincirinin yalnızca ilk aşaması olarak sunar. Böylece dinleyicinin önceki felaketi sonuç olarak görmesini engeller. Cümle sonundaki though, önceki bilgiye dönük bir karşıtlık ekler: önceki olay ne kadar ciddi görünse de asıl sorunlar bitmemiştir. Anlatıda bu kullanım, kapanışı geciktiren ve sıradaki daha büyük sonucu hazırlayan bir geçiş görevi görür.
Alıştırma
Vurgulanan ifade bu anlatıda ne işe yarıyor?
- Daha sonra tamamlanacak, bitmemiş bir although yan cümlesi başlatır.
- Temel sorunların zaten çözüldüğünü söyler.
- Önceki felaketi yalnızca ilk aşama olarak sunar ve daha kötü sorunların geleceğini bildirir.
Cevabı göster
Önceki felaketi yalnızca ilk aşama olarak sunar ve daha kötü sorunların geleceğini bildirir.
is basically equivalent to detonating a planet made of TNT. Kalıp ifadeler
3:55temel olarak TNT'den yapılmış bir gezegeni patlatmaya eşdeğerdir.
Değer veya etki karşılaştırmasında equivalent to
Equivalent to, iki şeyin miktar, değer veya etki gibi seçilmiş bir ölçüte göre eşit ya da birbirine çok yakın olduğunu belirtir. Burada içe çöküşün kinetik enerji ölçeği, TNT’den yapılmış bir gezegenin patlatılmasıyla açığa çıkacak enerjiyle karşılaştırılır; iki olayın fiziksel olarak aynı olduğu söylenmez. Be equivalent to yapısında to bir edattır. Ardından bir isim öbeği veya equivalent to detonating örneğindeki gibi -ing biçimi gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümle iki farklı eylemin etkisini karşılaştırmak için equivalent to ifadesini doğru kullanıyor?
- Pressing this button is equivalent to restarting the device.
- Pressing this button is equivalent with restarting the device.
- Pressing this button is identical to restarting the device.
Cevabı göster
Pressing this button is equivalent to restarting the device.
Earth's core reaches a million degrees Celsius,
4:01Dünya'nın çekirdeği bir milyon santigrat dereceye ulaşır,
a temperature closer to the core of a star Dilbilgisi
4:05bu sıcaklık Dünya'da bulmaya alışkın olduğumuz herhangi bir şeyden çok
closer to ... than ...: …den çok …e yakın
“a temperature closer to the core of a star than anything ... on Earth” ifadesinde closer to ... than ... eşit olmayan bir karşılaştırma kurar. Bu sıcaklık, insanların Dünya'da normalde karşılaştığı herhangi bir sıcaklıktan çok, bir yıldızın çekirdeğindeki aşırı koşullara benzer. Buradaki anything, Dünya'daki ilgili örneklerin tümünü kapsar. We’re used to finding, “bulmaya alışkınız” demektir; geçmişteki alışkanlığı anlatan used to + fiilin yalın hâli yapısı değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir şeyin ikinci referanstan çok birinci referansa benzediğini söylemek için closer to ... than ... yapısını kullanır?
- The new material is closer to glass than to plastic.
- The new material is as close to glass as it is to plastic.
- The new material is closer than glass to the heater.
Cevabı göster
The new material is closer to glass than to plastic.
The Earth's surface temperature reaches hundreds of thousands of degrees,
4:19Dünya'nın yüzey sıcaklığı yüz binlerce dereceye ulaşır,
to a fluffy plasma cloud that starts to expand,
4:25genişlemeye başlayan kabarık bir plazma bulutuna dönüşür,
boil off: kaynayıp buharlaşarak sistemden çıkmak
boil off ifadesinde boil, ısınma sonucu buhara dönüşmeyi anlatır; off ise ayrılma sonucunu ekler. Madde yalnızca kaynamaz, gaza dönüşerek atmosferden veya başka bir sistemden çıkar. Bu öbek fiil, “the water boiled off” örneğindeki gibi geçişsiz ya da “boil off the excess solvent” örneğindeki gibi geçişli kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, ısıtmanın çözücüyü buhara dönüştürüp karışımdan çıkardığı anlamına gelir?
- The solvent boils off.
- The solvent cools off.
- The solvent boils.
Cevabı göster
The solvent boils off.
while the enormous radiation lifts tons of material off into space.
4:40büyük radyasyon ise tonlarca materyali uzaya savurur.
and eventually freezes into a shiny little golden ball.
4:47ve sonunda parlak küçük altın bir topa dönüşerek donar.
Over the coming days ile anlatısal zaman aralığı
Over the coming days, anlatının mevcut noktasında başlayan ve sonraki birkaç güne uzanan bir zaman aralığı kurar. Coming, birinin gerçekten konuştuğu güne değil, anlatıdaki bu referans noktasına göredir. Over, soğuma ve donmayı bu zaman aralığı boyunca gelişen bir süreç olarak sunar. İfade, bir sonraki aşamanın ne zaman geliştiğini belirterek açıklamayı ilerletir; buradaki over mekânsal değil, zamansal bir anlam taşır.
Alıştırma
Hangi cümle, önümüzdeki birkaç gün boyunca gelişen aşamalı bir süreci anlatır?
- In the coming days, a technician will visit once.
- Over the coming days, the river will slowly return to its normal level.
- The repair must be completed within the next few days.
Cevabı göster
Over the coming days, the river will slowly return to its normal level.
So, if replacing atoms made the Earth so overdense that it exploded Dilbilgisi
4:55Yani, eğer atomları değiştirmek Dünya'yı o kadar yoğunlaştırdıysa ki patladıysa
and disassembling and reassembling atoms made the Earth so underdense that it imploded,
5:00ve atomları söküp yeniden birleştirmek Dünya'yı o kadar az yoğunlaştırdıysa ki içine çöktüyse,
so overdense that ... so underdense that: paralel sonuçlar
Vurgulanan so overdense that it exploded ve so underdense that it imploded yapıları, so + sıfat + that + yan cümle kalıbını kullanır. Vurgulanan her so, “böyle bir dereceye kadar” anlamına gelir ve that ile başlayan yan cümle bu derecenin yol açtığı sonucu belirtir. Cümlenin başında if’ten önce ayrı duran So, ise “öyleyse” veya “bu nedenle” anlamına yakın bir söylem bağlantısıdır; iki sonuç kalıbının da parçası değildir. Aynı kalıbın tekrarlanması paralel bir karşıtlık oluşturur: aşırı yoğunluk dışa doğru patlamaya, yetersiz yoğunluk ise içe doğru çökmeye yol açar. Tekrarlanan dil bilgisi, zıt koşulları ve sonuçlarını karşılaştırmayı kolaylaştırır.
Alıştırma
İki bölümü de aynı sonuç kalıbıyla tamamlayın: The first room was ____ hot ____ we opened the windows, while the second was ____ cold ____ we kept our coats on.
Cevabı göster
so · that · so · that
there must be a sweet spot where the Earth does neither. Deyimler
5:05Dünya'nın ikisini de yapmadığı ideal bir nokta olmalı.
sweet spot: iki sonuç arasındaki en iyi denge
Sweet spot, birden fazla koşulun en iyi şekilde dengelendiği nokta veya aralık için kullanılan deyimsel bir ifadedir. Bu cümlede hem patlamayı hem de içe çökmeyi önleyen bir yoğunluğu anlatır. Kelimenin tam anlamıyla tatlı bir yer demek değildir ve her sonucun güvenli olacağını garanti etmez; yalnızca burada sözü edilen iki sorun için en etkili dengeyi belirtir.
Alıştırma
Her sorunu önlediğini iddia etmeden, güç ile pil ömrü arasında en iyi dengeyi sağlayan bir ayarı hangi ifade adlandırır?
- sweet spot
- safe zone
- high point
Cevabı göster
sweet spot
What if Midas's power is such that an object is suddenly replaced Dilbilgisi
5:09Ya Midas'ın gücü, bir nesnenin aniden
by an object with the same volume made from solid gold?
5:13saf altından yapılmış aynı hacme sahip bir nesneyle değiştirilmesi gibiyse?
is such that + sonuç cümlesi
Is such that, öznenin doğasından veya durumundan kaynaklanan bir sonucu ifade eder. Bu cümlede gücün belirli bir özelliği vardır ve bu özellik nesne değiştirme kuralını mümkün kılar. That ile başlayan yan cümle, bu özelliğin doğurduğu sonucu veya etkiyi eksiksiz biçimde belirtir. Burada such, that ile birlikte anlaşılmalıdır; bu tür şey anlamında tek başına kullanılan bir isim değildir.
Alıştırma
Hangi cümle bir şeyin özelliğini bir sonuca bağlamak için is such that kullanır?
- The bridge is so strong that it can carry heavy trucks.
- The bridge is such that it can carry heavy trucks.
- The bridge is such as steel and concrete.
Cevabı göster
The bridge is such that it can carry heavy trucks.
cuts a few extra corners: daha fazla gerekli adımı atlamak
Bu cümlede cut a few extra corners, fikri sağlam temellere oturtacak normal adım veya açıklamaların daha da fazlasını atlamak anlamına gelir. Extra deyimi güçlendirirken a few kesin bir sayı vermek yerine eleştiriyi hafif ve öz eleştirel gösterir. Cut corners mecazi bir ifadedir: genellikle doğru sürecin gerektirdiğinden daha azını yaparak zaman veya emekten tasarruf etmeyi ve bunun sonucunda kalite, güvenlik ya da özenden bir miktar kaybetmeyi anlatır. Bir nesnenin köşelerini gerçekten kesmek anlamına gelmez ve sebep her zaman para değildir.
Alıştırma
Bir ekip erken bitirmek için zorunlu güvenlik kontrollerini atlıyor. Yaptıklarını en iyi hangi ifade anlatır?
- keep an open mind
- follow every step
- cut corners
Cevabı göster
cut corners
see where this leads us: karar vermeden önce keşfetmek
See where this leads us, bir fikri, planı veya akıl yürütme çizgisini izlemeye devam edip sonucu gözlemlemek anlamına gelir. Burada this az önce önerilen kuralı gösterir; lead ise gerçek bir yere doğru hareketi değil, ortaya çıkacak sonucu anlatır. Bu ifade yargıyı erteler. Fikrin kesinlikle işe yarayacağını iddia etmeden başkalarını sonraki adımları birlikte keşfetmeye davet eder.
Alıştırma
Bir arkadaşınız alışılmadık bir rota denemeyi öneriyor ve siz fikri yargılamadan önce keşfetmek istiyorsunuz. En doğal yanıt hangisidir?
- We already know it will fail.
- Let's see where this leads us.
- Let's ignore the idea completely.
Cevabı göster
Let's see where this leads us.
Even though our new pure gold Earth is not expanding or contracting, Dilbilgisi
5:27Yeni saf altın Dünya'mız genişlemese veya küçülmese de,
Even though: gerçeğe dayalı güçlü ödünleme
Even though, normalde ana cümledeki sonucu pek olası göstermeyecek bir gerçeği sunar. Burada Dünya genişlemiyor veya büzülmüyor, ancak yine de yeni bir sorun ortaya çıkıyor: kütlesi çok daha büyük hâle geliyor. Yapı even though + yan cümledir ve ana cümle beklenmedik sonucu bildirir. “Bu gerçek doğru, fakat sonuç yine de normalde beklenenden farklı” anlamını verir.
Alıştırma
Hangi cümle iptali bilinen bir gerçek olarak sunup şaşırtıcı bir sonuç gösteriyor?
- Even if the game is canceled, the players will stay to meet the fans.
- The players stayed to meet the fans because the game was canceled.
- Even though the game was canceled, the players stayed to meet the fans.
Cevabı göster
Even though the game was canceled, the players stayed to meet the fans.
The density of gold is three and a half times greater than the Earth, Dilbilgisi
5:34Altının yoğunluğu Dünya'dan üç buçuk kat daha fazladır,
three and a half times greater than: belirsiz bir çarpan ifadesi
three and a half times çarpanı, greater than karşılaştırmasını niteler. Bu bağlamda konuşmacı, altının yoğunluğu Dünya'nın yoğunluğunun yaklaşık 3,5 katıymış gibi sonraki hesaplamayı sürdürür. Ancak times greater than iki farklı biçimde yorumlanabilir. Birçok kişi 3.5 times greater than ifadesini 3.5 times as great as anlamında kullanır. Katı bir ekleme yorumunda ise ifade, başlangıç değerinden onun 3,5 katı kadar fazla, yani toplamda başlangıç değerinin 4,5 katı anlamına gelebilir. Kesin karşılaştırmalarda oranı times as ... as yapısıyla belirtin.
Alıştırma
Amaçlanan denklem A = 3,5 × B ise “A is three and a half times greater than B” ifadesinin en açık yeniden yazımı hangisidir?
- A is three and a half percent greater than B.
- A is three and a half times as great as B.
- A is four and a half times as great as B.
Cevabı göster
A is three and a half times as great as B.
meaning the Earth is going to get three and a half times more massive.
5:38bu da Dünya'nın üç buçuk kat daha kütleli olacağı anlamına gelir.
with surface gravity that is more than three times stronger.
5:45üç kattan daha güçlü olan yüzey yerçekimi ile başa çıkmak zorundadır.
For starters ile ilk noktayı belirtmek
“For starters”; nedenler, sorunlar, adımlar veya sonuçlardan oluşan bir listenin ilk maddesini tanıtır. Burada daha güçlü yüzey çekimini ilk sorun olarak sunar ve dinleyiciyi daha sonra gelecek başka sorunlara hazırlar. Bu, söylemi düzenleyen bir ifadedir; ilk on birdeki oyunculara veya bir şeyi başlatan kişilere gönderme yapmaz. “İlk nokta olarak” ya da “başlangıç olarak” şeklinde anlaşılabilir.
Alıştırma
“For starters, the schedule is too tight.” cümlesinde “For starters” dinleyiciye ne anlatır?
- Bu ilk noktadır ve arkasından başka noktaların gelmesi olasıdır.
- Yalnızca bu tek sorun önemlidir.
- Konuşmacı bir maçtaki ilk on bir oyuncularından söz etmektedir.
Cevabı göster
Bu ilk noktadır ve arkasından başka noktaların gelmesi olasıdır.
contend with: Zor Bir Durumla Başa Çıkmak
“Contend with”, zor bir durumla, sorunla veya baskıyla yüzleşip onu yönetmek anlamına gelir. Durumu bir zorluk veya yük olarak sunar; kişinin onu yenmeyi başardığını belirtmez. “Has to contend with” yapısındaki “has to”, bu tepkinin gönüllü değil zorunlu olduğunu gösterir. Burada herkes daha güçlü yüzey çekiminin etkileriyle başa çıkmak zorundadır; yer çekimiyle yarışmıyorlar.
Alıştırma
Hangi cümlede “contend with”, “zor bir durumla başa çıkmak” anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- The two runners contend with each other to win the final.
- The coastal town must contend with frequent flooding.
- We contend with dessert after dinner because it tastes wonderful.
Cevabı göster
The coastal town must contend with frequent flooding.
So, if you're not a champion weightlifter
5:48Yani, kendi vücut ağırlığının birkaç katını omuzlarında taşımaya alışkın
who's used to carrying around a few times your body weight on your shoulders, Dilbilgisi
5:51bir şampiyon halterci değilseniz,
you're probably going to be slammed to the ground by your own weight.
5:54muhtemelen kendi ağırlığınız tarafından yere çarpılacaksınız.
be used to carrying ile used to carry arasındaki fark
who's used to carrying... ifadesindeki who's, who is ifadesinin kısaltmasıdır. Be used to + isim veya -ing biçimi, bir şeye alışkın olmak ya da deneyim sayesinde onu tanıdık bulmak anlamına gelir. Burada halterci düzenli olarak çok ağır yükler taşıdığı için bu his ona tanıdıktır. Bu kalıptaki to bir edattır; bu nedenle sonraki fiil carrying gibi -ing biçimini alır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp be used to doing something'dir; used to do something değildir.
Alıştırma
Cümleyi be used to kalıbıyla tamamlayın. Years of training have made Leo comfortable with heavy loads: He is ____ them.
Cevabı göster
used to carrying
Depending on where you were when Earth turned into gold, Dilbilgisi
5:59Dünya altına dönüştüğünde nerede olduğunuza bağlı olarak,
this alone could seriously hurt or even kill you.
6:01bu tek başına sizi ciddi şekilde yaralayabilir veya hatta öldürebilir.
Koşul çerçevesi olarak Depending on
Depending on + isim, zamir veya soru sözcüklü yan cümle, sonucu değiştirebilecek etkeni tanıtır. Burada where you were değişkendir: farklı yerlerde bulunmak farklı düzeylerde zarara yol açabilir. Cümlenin başında kullanıldığında bu ifade, ana cümlenin tamamı için bir koşul çerçevesi oluşturur. Duygusal veya kişisel bir bağımlılıktan ziyade, sonucun bir etkene göre değişmesi anlamında düşünülebilir.
Alıştırma
Aşağıdaki cümlede Depending on the weather ne anlatıyor? Depending on the weather, the match may be moved indoors.
- Maç kesinlikle kapalı alanda oynanacak.
- Hava, maç yüzünden değişir.
- Karar hava durumuna göre değişebilir.
Cevabı göster
Karar hava durumuna göre değişebilir.
Trees and artificial structures collapse under stress Kalıp ifadeler
6:04Ağaçlar ve yapay yapılar, asla dayanmaları
collapse under stress: yük altında çökmek
Bu cümlede collapse, 'yapı artık yükü taşıyamadığı için hasar görmek veya çökmek' anlamına gelir. Stress, duygusal kaygıyı değil, ağaçlara ve yapılara etki eden fiziksel kuvveti veya yükü ifade eder. collapse under + isim kalıbı, bir şeyin zarar verici bir koşula maruz kalırken bozulmasını anlatır. Buradaki under, bir şeyin altındaki konumu değil, dayanılan koşulu veya kuvveti gösterir.
Alıştırma
Cümleyi 'basınca maruz kalırken çökmek' anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The support beam may ____ if the load is too great.
Cevabı göster
collapse under stress
while birds and planes and all things that were able to fly or float
6:09kuşlar ve uçaklar ve uçabilen veya yüzebilen tüm şeyler
And you're not the only thing weighed down by the greater gravity. Öbek fiiller
6:16Ve daha büyük yerçekimi tarafından ezilen tek şey siz değilsiniz.
weighed down: ağırlık veya baskı altında kalmış
Weighed down, weigh down öbek fiilinin geçmiş ortaç biçimidir. Ağırlık nedeniyle ağırlaştırılmak veya aşağı doğru zorlanmak anlamına gelir. Bu cümlede bu etkiyi oluşturan kuvvet daha güçlü yer çekimidir; dolayısıyla weighed, 'terazide tartılmış' anlamına gelmez. Yaygın edilgen kalıp be weighed down by + neden mecazi olarak da kullanılabilir: Bir kişi be weighed down by debt, worry, or responsibilities durumundaysa bu yükler hayatını zorlaştırıyor demektir.
Alıştırma
Cümleyi 'yükü altında kalmak' anlamındaki öbek fiil biçimiyle tamamlayın: Elena was ____ by too many responsibilities.
Cevabı göster
weighed down
The weight of the atmosphere and also atmospheric pressure nearly quadruples,
6:18Atmosferin ağırlığı ve ayrıca atmosferik basınç neredeyse dört katına çıkar,
which is a bad thing if you like living. Ton ve niyet
6:23ki yaşamayı seviyorsanız bu kötü bir şeydir.
which is a bad thing if you like living. ifadesindeki kuru mizah
if you like living şeklindeki if yan cümlesi, neredeyse herkes için açıkça geçerli olan bir koşul belirtir. Konuşmacı insanları yaşamayı sevenler ve sevmeyenler diye ciddi biçimde ayırmıyor. Cümle, ölümcül olabilecek bir sonucu yalnızca a bad thing diye anlatarak hafifseme ve kuru mizah kullanır. Benzer cümlelerde açıkça gereksiz bir koşul, sonucun kesinlikle tehlikeli veya istenmeyen bir şey olduğunu gösterebilir.
Alıştırma
"The brakes have failed, which is bad news if you like stopping," cümlesinde if you like stopping ne anlatır?
- Bozuk frenler düşük hızda tamamen zararsızdır.
- Tehlike açıktır ve konuşmacı kuru bir şaka yapıyor.
- Konuşmacı yalnızca bazı sürücülerin durmak istediğine ciddi biçimde inanıyor.
Cevabı göster
Tehlike açıktır ve konuşmacı kuru bir şaka yapıyor.
On its own, yani «ayrı değerlendirildiğinde»
On its own, «tek başına» veya «diğer etkenlerden ayrı düşünüldüğünde» anlamına gelir. Burada artan atmosfer basıncını diğer etkilerden ayırır ve yalnızca bu etkinin ölümcül olmayacağını söyler. İfade, basıncın gönüllü olarak hareket ettiği veya kendi iradesine sahip olduğu anlamına gelmez. Bir nedeni, etkiyi, nesneyi ya da sorunu daha büyük bir birleşimden ayırırken bu yapıyı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve «diğer etkenlerden ayrı düşünüldüğünde» anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____, this small leak is not dangerous.
Cevabı göster
On its own
Scuba divers can comfortably breathe air at these pressures for a while,
6:27Tüplü dalgıçlar bir süre bu basınçlarda havayı rahatça soluyabilirler,
but unfortunately squeezing the atmosphere this much
6:30ama ne yazık ki atmosferi bu kadar sıkıştırmak
Anything and everything: eksiksiz kapsam vurgusu
Bu cümlede anything and everything, “mümkün olan her şey, hiçbir istisna olmadan” anlamına gelir. İki sözcük ayrı grupları belirtmez; birlikte kullanılmaları kapsamın bütünü içerdiğini güçlü biçimde vurgular. Anything, “hangi şey olursa olsun” fikrini verirken everything bütün küme fikrini ekler. Tek başına everything, konuşanın dramatik vurgusu için yeterince güçlü olmadığında bu ikiliyi kullanabilirsin.
Alıştırma
“Mümkün olan her şey, hiçbir istisna olmadan” anlamındaki kalıplaşmış vurgu ifadesini tamamla: The storage room contained ____.
Cevabı göster
anything and everything
which makes it very bad mountain material. Dilbilgisi
6:50bu da onu çok kötü bir dağ malzemesi yapar.
Makes it very bad mountain material: make + nesne + isim tümleci
Burada make, “üretmek” anlamına gelmez. Daha önce belirtilen özellikler, it ile ifade edilen altının very bad mountain material olarak değerlendirilmesine yol açar. Kalıp make + nesne + isim öbeği tümlecidir: makes + it + very bad mountain material. Sondaki isim öbeği nesneyi yeniden adlandırır veya sınıflandırır. Material burada sayılamayan isim olarak kullanıldığı için önünde a yoktur; tekil sayılabilen bir isimse makes her a good leader örneğindeki gibi genellikle a/an gerekir.
Alıştırma
Hangi cümlede make, “birinin bir şey olmasına veya öyle sayılmasına neden olmak” anlamında ve nesne tümleci olarak bir isim öbeğiyle kullanılmıştır?
- She makes a new training plan every month.
- Her calm leadership makes her a great coach.
- The good news makes her very happy.
Cevabı göster
Her calm leadership makes her a great coach.
The tallest mountains that can be supported are now only about 2 km high,
6:53Artık desteklenebilecek en yüksek dağlar sadece yaklaşık 2 km yüksekliğindedir,
so whole ranges compress as their own weight basically crushes their base.
6:57bu nedenle tüm sıradağlar kendi ağırlıkları tabanlarını ezdiği için sıkışır.
We're probably in for giant earthquakes and landslides Kalıp ifadeler
7:04Gezegen yeni bir şekle sıkıştırılırken
as the planet is squeezed into a new shape.
7:07muhtemelen dev depremler ve toprak kaymalarıyla karşı karşıyayız.
Beklenen bir deneyim için “be in for”
Be in for, “yakında bir şeyi yaşaması veya bir şeyle karşılaşması muhtemel olmak” demektir. Burada belirtiler dev depremler ile toprak kaymalarının muhtemel bir sonuç olduğunu gösterirken probably sözü tahmini kesin olmaktan çıkarır. Yapı be + in for + isim öbeğidir: We are in for trouble. Olayı çoğu zaman kişinin özgürce seçtiği bir şey olarak değil, başına gelmek üzere olan bir şey olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi nottaki “yaşaması muhtemel olmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The wind is getting stronger, so we may be ____ a rough night.
Cevabı göster
in for
the differences between the continents and the ocean floor level out, Öbek fiiller
7:11kıtalar ve okyanus tabanı arasındaki farklar eşitlenir,
Eşit veya istikrarlı hâle gelmek için “level out”
Level out, “daha düz, daha eşit veya daha istikrarlı hâle gelmek” demektir. Altyazıda kıtalarla okyanus tabanı arasındaki yükseklik farkı yavaş yavaş ortadan kalkar ve iki yüzey aynı seviyeye yaklaşır. Özne, değişen şeydir: differences level out, prices level out veya a road levels out. Bu değişim genellikle daha önceki bir engebelilik, yükselip alçalma veya hızlı hareket döneminden sonra gerçekleşir.
Alıştırma
Hangi cümlede level out, “daha düz veya eşit hâle gelmek” anlamında kullanılmıştır?
- The rough ground begins to level out near the lake.
- Leo hopes to level up before the next game.
- I need to level with you about the broken window.
Cevabı göster
The rough ground begins to level out near the lake.
sending massive tidal waves over the Earth's surface.
7:17Dünya yüzeyine devasa gelgit dalgaları gönderir.
What remains is a planet made of gold, Dilbilgisi
7:21Geriye kalan, 3 km derinliğinde bir okyanusla tamamen kaplanmış,
Özne yan cümlesi olarak What remains is ...
Burada What remains, “hâlâ geride kalan şey” demektir. What, öncülünün anlamını kendi içinde taşıyan birleşik bir ilgi sözcüğüdür: what remains, the thing that remains ile eşdeğerdir. Bu nedenle What remains, is fiilinin öznesi olan tam bir isim yan cümleciğidir. What remains is + isim öbeği veya betimleme kalıbı, diğer her şey kaldırıldıktan, değiştirildikten ya da sona erdikten sonraki nihai sonucu sunar. Bu bir bildirme cümlesidir; doğrudan soru olan What remains? değildir.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak What remains is hedef yapısıyla tamamlayın. After the flood, ____ a muddy field.
Cevabı göster
what remains is
A lesson to take away: hatırlanacak bir çıkarım
a lesson to take away ifadesinde lesson, bir deneyimden öğrenilen ders veya çıkarım anlamına gelir; take away ise bu çıkarımı hatırlayıp geleceğe taşımak demektir. to take away mastar yapısı lesson sözcüğünü niteler ve durumdan elde edilebilecek bir şeyi belirtir. Bu ifade çoğu zaman bir sonuç veya yararlı mesaj sunar. Anlamı mecazidir; fiziksel bir ders ya da nesne ortadan kaldırılmaz.
Alıştırma
Cümleyi hatırlanmaya değer bir çıkarımı ifade eden hedef söz öbeğiyle tamamlayın. After our failed experiment, there is one ____: test the battery first.
Cevabı göster
lesson to take away
did all the math: bütün hesaplamaları yapmak
Bu cümlede did all the math, konuşulan fikir için gereken bütün hesaplamaların tamamlandığı anlamına gelir. All, yalnızca hızlı bir tahmin yapılmadığını, çalışmanın eksiksiz olduğunu vurgular. Temel kalıp do the math şeklindedir ve do zamana göre do, did veya done olur. Gerçek sayısal hesaplamaları ya da bilinen gerçeklerden mantıklı bir sonuca ulaşmayı anlatabilir; anlamı bağlam belirler. Burada gerçek hesaplamalardan söz ediliyor.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve gerekli bütün hesaplamaların tamamlandığını belirten tam ifadeyle tamamlayın: Before ordering the materials, we ____ to make sure the budget was enough.
Cevabı göster
did all the math
take a look: göz atmak
Take a look, bir şeye bakmak, onu kontrol etmek veya kısaca incelemek anlamına gelen kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Burada konuşan kişi, dinleyiciye kaynaklar belgesini açıp inceleme fırsatı sunuyor; if you want bunun isteğe bağlı olduğunu gösteriyor. Nesneyi açıkça söylediğinizde take a look at + isim yapısını kullanın; örneğin take a look at the chart. Nesne zaten anlaşılıyorsa at olmadan take a look denebilir. Buradaki take, bir şeyi alıp götürmek veya taşımak anlamına gelmez.
Alıştırma
Gerekli edatı da kullanarak isteği bu dersteki tam ifadeyle tamamlayın: Could you ____ my spelling before I submit the form?
Cevabı göster
take a look at
as you might know: olası ortak arka plan bilgisini sunma
As you might know, sonraki bilgiyi dinleyicinin zaten biliyor olabileceği bir şey olarak sunar. might bu varsayımı belirsiz ve kibar hâle getirir: konuşmacı, dinleyicinin bunu kesinlikle bildiğini iddia etmez. Cümlenin başında kullanıldığında, arka plan bilgisine veya yeni bir konuya yumuşak geçiş yapıldığını göstererek bilgiyi düzenler. Dinleyicinin bilgisini sınamak yerine ana noktadan önce kısa bir köprü kurar.
Alıştırma
Kibar bir hatırlatma yapmak için might içeren ifadeyi aynen kullanın: ____, the library closes at six today.
Cevabı göster
As you might know
are the reason we're able to publish videos for free.
7:49videoları ücretsiz olarak yayınlayabilmemizin nedenidir.
way more than that: sınırlı bir tanımı güçlü biçimde reddetme
Burada way, more sözcüğünü güçlendiren günlük ve samimi bir derece zarfıdır. Way more than that, az önce söylenen tanımdan çok veya çok daha fazla anlamına gelir; way burada yol ya da yöntem demek değildir. Bu ifade, gereğinden dar bir düşünceyi düzeltir. That önceki tanıma gönderme yapar ve konuşmacı, konunun bu tanımın gösterdiğinden daha büyük bir değere, anlama veya kapsama sahip olduğunu söyler.
Alıştırma
Biri bir toplum kulübünün yalnızca oyun oynadığını söylüyor. Dersteki güçlü ve günlük ifadeyle yanıtı tamamlayın: No, it is ____.
Cevabı göster
way more than that
Sayılabilir bir medya ismi olarak a making-of
Burada a making-of, yaratıcı bir eserin nasıl üretildiğini gösteren video, yazı veya başka bir içeriği belirten sayılabilir bir isimdir. a tanımlığı, bunun tek bir kamera arkası içeriği olduğunu gösterir. Kısa çizgiler tüm ifadeyi bir medya etiketi hâline getirir. Bu, arkasından eserin adının gelmesi gereken eksik making of ifadesi değildir.
Alıştırma
Cümleyi, tanımlığıyla birlikte sayılabilir medya etiketi making-of ile tamamlayın: The bonus menu has interviews, deleted scenes, and ____ about the costume design.
Cevabı göster
a making-of
and you guys take what we put out that seriously. Öbek fiiller
8:07ve sizler yayınladığımız şeyleri o kadar ciddiye alıyorsunuz ki.
Yayımlamak veya sunmak anlamındaki put out
what we put out ifadesindeki put out; içerik yayımlamak, piyasaya sürmek veya başka bir yolla içeriği halka sunmak anlamına gelir. What we put out, “yayımladığımız içerik” demektir. Bu anlamı nesne ve bağlam belirler. Nesne bir kanalın halka sunduğu içerik olduğu için put out burada söndürmek veya bir şeyi dışarı koymak anlamına gelmez.
Alıştırma
The team puts out a safety update every month. cümlesinde puts out ne anlama gelir?
- onu halka yayımlar veya sunar
- başka birine zahmet verir
- bir alevi söndürür
Cevabı göster
onu halka yayımlar veya sunar
and contacted experts to make something new and better.
8:12ve yeni ve daha iyi bir şey yapmak için uzmanlarla iletişime geçtik.
We spent hundreds of hours on research and illustration Kalıp ifadeler
8:16Araştırma ve illüstrasyon için yüzlerce saat harcadık
spend + süre + on + isim yapısı
Spend + bir zaman miktarı + on + isim öbeği yapısı, o zamanı bir etkinliğe, göreve veya projeye ayırmak anlamına gelir. Burada spent, spend fiilinin geçmiş zaman biçimidir; hundreds of hours zaman miktarını belirtir ve on yapılan işi tanıtır: research and illustration. Nesne hours olduğu için spend burada para değil, zaman harcamayı anlatır. Hundreds of hours kesin bir sayıdan çok, yaklaşık ve çok büyük bir miktarı vurgular.
Alıştırma
Bir ekibin ayırdığı zamanı spend + time + on + a noun yapısıyla doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The team spent hundreds of hours for research.
- The team spent hundreds of hours at research.
- The team spent hundreds of hours on research.
Cevabı göster
The team spent hundreds of hours on research.
a new visualization of the relationships between living things
8:23canlılar arasındaki ilişkilerin yeni bir görselleştirmesi olan
And while this was obviously a lot of work and stress,
8:29Ve bu açıkça çok fazla iş ve stres olsa da,
it sort of exemplifies why working on this channel is so satisfying, Ton ve niyet
8:32bu kanalda çalışmanın neden bu kadar tatmin edici olduğunu bir nevi örneklendiriyor,
Konuşmada yumuşatıcı olarak sort of
Burada sort of, exemplifies fiilinden önce gelir ve iddiayı yumuşatır. Konuşan kişi “bir bakıma” veya “bir ölçüde” demek ister: Bu deneyim işin neden tatmin edici olduğunu gösterir, ancak bu açıklamanın kusursuz biçimde kesin olduğunu ileri sürmez. Bu yumuşatıcı, gerçek bir yargı belirtirken daha az kesin veya kategorik duyulmayı sağlar.
Alıştırma
“This sort of explains the delay,” İngilizce cümlesinde sort of ne yapar?
- delay sözcüğünün bir explanation türü olduğunu söyler.
- explains fiilini geçmiş zamana dönüştürür.
- explains fiilini yumuşatarak “bir bakıma veya bir ölçüde açıklıyor” anlamını verir.
Cevabı göster
explains fiilini yumuşatarak “bir bakıma veya bir ölçüde açıklıyor” anlamını verir.
and this makes us work harder and learn things we didn't know before.
8:38ve bu bizim daha çok çalışmamızı ve daha önce bilmediğimiz şeyleri öğrenmemizi sağlıyor.
and our sometimes crazy merch.
8:46ve bazen çılgın olan ürünlerimizi desteklediğiniz için teşekkür ederiz.
we can continue to release our videos for free for everyone
8:50videolarımızı herkes için ücretsiz olarak yayınlamaya
and drop hundreds of hours into new concepts. Kalıp ifadeler
8:53ve yeni konseptlere yüzlerce saat harcamaya devam edebiliyoruz.
drop hundreds of hours into: büyük bir zaman yatırımını gündelik biçimde anlatmak
Bu cümlede drop hundreds of hours into, bir şeyi geliştirmek için çok büyük miktarda zaman ve emek ayırmak demektir. Buradaki drop, zamanı çöpe atmak anlamına gelmez; zamanı tek ve büyük bir yatırım gibi gösterir. Buradaki kalıp drop + süre miktarı + into + proje ya da etkinlik şeklindedir. Gündelik ve vurgulu olduğu için projenin ne kadar çok çalışma gerektirdiğini öne çıkarır.
Alıştırma
Hangi cümlede drop + süre miktarı + into, büyük miktarda zaman ayırmak anlamında kullanılmıştır?
- We dropped by the community center and stayed for several hours.
- We dropped hundreds of hours into rebuilding the community website.
- We dropped the community website after spending hundreds of hours on it.
Cevabı göster
We dropped hundreds of hours into rebuilding the community website.
made with love: bir malzeme değil, özen göstergesi
Made with love, ürünü yapan kişinin özen, dikkat ve sıcak duygularla çalıştığını anlatır. With sözcüğünden sonra gelen love fiziksel bir malzeme değildir. Bir ürün açıklamasında bu ifade, üreticinin tutumuyla ilgili duygusal bir mesaj ekler. Yiyecekleri, el işi ürünleri, hediyeleri veya küçük mağaza ürünlerini daha kişisel ve özenli gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle sıcak bir ürün açıklamasında made with love ifadesini doğal biçimde kullanıyor?
- Love is one of the physical materials in this metal chair.
- The engineering report lists the bridge as made with love.
- The family bakery says every loaf is made with love.
Cevabı göster
The family bakery says every loaf is made with love.