Ya Dünya Altına Dönüşseydi? - Altın Kıyamet: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.442 kelime 175 kel/dk

Video özeti: Midas'ın dokunuşunun üç sürümü, altın bir Dünya'nın neden felakete dönüştüğünü gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "King Midas," — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: laneti başlık, mizah ve bilimsel öncülle ilişkilendirin. 2. "so overdense that it exploded" / "so underdense that it imploded," — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: paralel so...that yapılarıyla aşırı dereceyi sonuca bağlayıp zıt iki başarısızlığı karşılaştırın. 3. "sweet spot" — Deyimler ve mecazi ifadeler: çatışan kısıtlar arasındaki en uygun aralığı anlatan mecazı tanıyın; bunu tüm sonucun güvenli olduğu sanmayın.

Bu derste

Here in the Kurzgesagt Labs,

0:01

Burada Kurzgesagt Laboratuvarlarında,

we only work on the most important scientific problems

0:02

sadece en önemli bilimsel sorunlar üzerinde çalışıyoruz,

like what if we nuke stuff? Dilbilgisi

0:05

şeyleri nükleer silahlarla vurursak ne olur gibi?

Dilbilgisi

Hayali olasılıklar için what if

What if, hayali bir koşul ortaya koyar. Ardından bir yan cümle gelir; burada bu bölüm we nuke stuff ifadesidir. Soru, eylemi gerçek bir plan olarak sunmak yerine dinleyenden olası sonucu düşünmesini ister. Bir fikri sınamak, bir endişeyi dile getirmek veya bir düşünce deneyi başlatmak için What if + özne + fiil...? kalıbını kullanabilirsin. Bağlama göre ton meraklı, heyecanlı veya endişeli olabilir.

Alıştırma

Soruyu, hayali bir olasılık sunan bu dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamla: ____ the school closes early tomorrow?

Cevabı göster

What if

Or how about we make this elephant explode?

0:07

Ya da şu fili patlatsak nasıl olur?

Or who could forget?

0:09

Ya da kim unutabilir ki?

Look at this thing.

0:11

Şu şeye bakın.

It's really big.

0:12

Gerçekten çok büyük.

Continuing this proud tradition,

0:14

Bu gururlu geleneği sürdürerek,

let's explore the scientific mystery of what would happen to you

0:16

Dünya aniden altına dönüşseydi size ne olacağının

if Earth suddenly turned into gold. Öbek fiiller

0:19

bilimsel gizemini keşfedelim.

Öbek fiiller

Tam bir dönüşüm için turned into

Turn into, bir şeyin, maddenin, biçimin veya durumun başka bir şeye dönüşmesi anlamına gelir. turned into gold ifadesinde değişen şey Earth, değişimin sonucu ise gold sözcüğüdür. Kalıp özne + turn into + sonuç şeklindedir. Burada altına doğru hareket etmek veya Dünya'nın üzerini altınla kaplamak değil, tam bir dönüşüm anlatılır.

Alıştırma

Cümleyi turn into ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamla: During the cold night, the rainwater ____ ice.

Cevabı göster

turned into

The Midaspocalypse,

0:22

Midas Kıyameti,

based on the ancient tale of King Midas, Kültür

0:23

dokunduğu her şeyin altına dönüşmesi için lanetlenen

who was cursed so everything he touched turned into gold.

0:26

Kral Midas'ın antik masalına dayanmaktadır.

Kültür

Kral Midas ve altın dokunuş laneti

Kral Midas, Antik Yunan öykülerindeki mitolojik bir kraldır. Dokunduğu her şeyi altına çeviren gücüyle tanınır. Bu cümlede bu güç, yalnızca zengin olmanın bir yolu değil, bir lanet olarak adlandırılır. Bu gönderme, öykünün temel kuralını belirler: Midas'ın dokunuşu sıradan şeyleri altına dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümlede Kral Midas'a yapılan gönderme size ne anlatıyor?

  1. O, bütün altınlarını saklayan bir hükümdardır.
  2. O, altının nasıl üretildiğini araştıran bir bilim insanıdır.
  3. O, dokunduğu şeyleri altına çeviren mitolojik bir kraldır.
Cevabı göster

O, dokunduğu şeyleri altına çeviren mitolojik bir kraldır.

Before we can explore this scenario with science, Anlatım akışı

0:30

Bu senaryoyu bilimle keşfetmeden önce,

we'll first define the premise.

0:32

ilk olarak önermeyi tanımlayacağız.

Anlatım akışı

Before we can ... we'll first define: hazırlık adımını öne koymak

Before we can + fiilin yalın hâli kalıbı, bir hazırlık adımına bağlı olan sonraki hedefi tanıtır. Burada sonraki hedef explore eylemidir. We'll first + fiilin yalın hâli, şimdi yapılacak ilk adımı bildirir. Define the premise, senaryonun kurallarını ve varsayımlarını belirlemek demektir; bu nedenle tanımlama, incelemeden önce gelir. Before, incelemenin hiçbir zaman yapılmayacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki adım sıralama ifadesiyle tamamlayın: ____ publish the website, ____ check every link.

Cevabı göster

Before we can · we'll first

Midas's curse is a very special phenomenon called magic,

0:35

Midas'ın laneti sihir adı verilen çok özel bir fenomendir,

which allows us to modify physics. Dilbilgisi

0:39

ve fiziği değiştirmemize izin verir.

Dilbilgisi

Kısıtlayıcı olmayan ilgi cümleciğinde “which allows us to”

which sözcüğünden önce virgül geldiğinde yan cümle, daha önce belirlenmiş bir şey hakkında ek bilgi verir. Burada which, magic sözcüğüne gönderme yapar ve büyünün sonuçlarından birini açıklar. Bu, kısıtlayıcı olmayan bir ilgi cümleciğidir; belirli bir büyü türünü seçip tanımlamaz. allow + someone + to + fiil yapısı, bir kişinin bir şeyi yapmasını mümkün kılmak anlamına gelir. Buradaki allows us to modify, bir insanın verdiği izni değil, büyünün mümkün kıldığı bir yeteneği anlatır.

Alıştırma

Cümleyi kısıtlayıcı olmayan ek bir yorumla doğru tamamlayan ifadeyi seçin: The new app has an offline mode, (gap) work without an internet connection.

  1. which allows we to
  2. which allows us to
  3. that allows us to
  4. which allow us to
Cevabı göster

which allows us to

So, what happens when Midas touches something and it turns to gold?

0:41

Peki, Midas bir şeye dokunduğunda ve o altına dönüştüğünde ne olur?

An atom of gold has 79 protons and 118 neutrons in its nucleus.

0:53

Bir altın atomunun çekirdeğinde 79 proton ve 118 nötron vardır.

The electric force of the protons on the electrons around them shapes the atom

0:58

Protonların etrafındaki elektronlar üzerindeki elektrik kuvveti atomu şekillendirir

and gives gold its chemical properties

1:03

ve altına kimyasal özelliklerini verir,

like that it doesn't rust and that it's kind of shiny and bendy.

1:05

paslanmaması, biraz parlak ve bükülebilir olması gibi.

So, to make not gold into gold,

1:08

Yani, altın olmayan bir şeyi altın yapmak için,

we have to change atoms.

1:11

atomları değiştirmeliyiz.

Let's say Midas touches a duck.

1:13

Diyelim ki Midas bir ördeğe dokundu.

All the light elements

1:15

Tüm hafif elementler

like hydrogen, carbon, and oxygen

1:16

hidrojen, karbon ve oksijen gibi

gain electrons and protons

1:19

elektronlar ve protonlar

and neutrons to become gold.

1:21

ve nötronlar kazanarak altına dönüşür.

Not only is the duck suddenly 33 times more massive, Dilbilgisi

1:23

Ördek aniden 33 kat daha kütleli hale gelmekle kalmaz,

it's also much too dense.

1:26

aynı zamanda çok fazla yoğunlaşır.

Dilbilgisi

Cümle başındaki Not only is ... it's also ... ile devrik yapı

Bir yan cümleyi Not only ile başlatmak güçlü bir vurgu oluşturur ve fiili ya da yardımcı fiili özneden önce getirir. Buradaki fiil be olduğu için is, the duck ifadesinin önüne geçer: Not only is the duck ... denir; Not only the duck is ... denmez. İkinci yan cümle also ile başka bir sonuç daha ekler. Tam eşleşen yapı Not only ..., but ... also ... biçimindedir. Konuşmada but bazen atılır; bu yüzden altyazı doğrudan it's also ile devam eder.

Alıştırma

Şimdiki zamandaki şu iki olguyu birleştirin: The robot is fast. It is also accurate. Cümleyi tamamlayın: Not only ____ the robot fast, but it is also accurate.

Cevabı göster

is

The gold atoms are far closer together than they like

1:29

Altın atomları istediklerinden çok daha birbirine yaklaşır

and repel each other violently,

1:31

ve birbirlerini şiddetle iterler,

causing the golden duck to explode Dilbilgisi

1:33

altın ördeğin yarım tonluk TNT enerjisiyle

Dilbilgisi

causing ... to explode: sonucu bildiren -ing yapısı

causing the golden duck to explode ifadesinde causing, şimdiki zaman ortacıyla kurulan bir sonuç yapısını başlatır. Önceki olayın tamamına, yani atomların birbirini itmesine gönderme yapar ve bu olayın doğrudan sonucunu verir. “Cümle, causing + nesne + to-infinitive” kalıbı, “and this causes the golden duck to explode” gibi daha uzun bir sonuç cümlesini kısaltır. Yalnızca aynı anda gerçekleşen iki eylemi değil, neden-sonuç ilişkisini vurgular.

Alıştırma

Doğrudan sonucu göstermek için cümleyi cause fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The pipe burst, ____ water to flood the basement.

Cevabı göster

causing

with the energy of half a ton of TNT,

1:35

patlamasına neden olarak,

leaving only gold dust and a very dead Midas.

1:37

geriye sadece altın tozu ve çok ölü bir Midas bırakır.

This is clearly not a very good way for Midas's power to work.

1:40

Bu açıkça Midas'ın gücünün işlemesi için pek de iyi bir yol değil.

So, what if instead Midas's power uses the atoms that are already present Anlatım akışı

1:44

Peki ya bunun yerine Midas'ın gücü zaten mevcut olan atomları kullanırsa

and simply rearranges all particles in the matter he touches into gold?

1:49

ve sadece dokunduğu maddedeki tüm parçacıkları altın olarak yeniden düzenlerse?

Anlatım akışı

what if instead: alternatif bir varsayım sunmak

Burada what if instead, tartışmayı başarısız bir fikirden onun yerine geçecek bir varsayıma yönlendirir. What if dinleyiciden bir olasılığı hayal etmesini isterken instead bu olasılığın önceki seçeneğin yerini aldığını gösterir. Bu ifade savın akışını düzenler: önce bir açıklama reddedilir veya sorgulanır, ardından başka bir açıklama sınanır. Özgün söz diziminde instead, Midas'ın gücüyle ilgili yeni cümlenin tamamına işaret eder; Midas'ın kendisini tanımlamaz.

Alıştırma

Bir ekip pahalı bir planı reddetmiş ve daha ucuz bir alternatif önermek istemektedir. Bu geçişi en açık biçimde hangi cümle ifade eder?

  1. What if instead we repair the old machine?
  2. Instead of the old machine.
  3. What if the old machine breaks?
Cevabı göster

What if instead we repair the old machine?

No matter is created or destroyed, Kelime

1:54

Hiçbir madde yaratılmaz veya yok edilmez,

Kelime

No matter is created or destroyed cümlesindeki matter

Bu bilim cümlesinde matter, nesneleri oluşturan fiziksel madde anlamındaki sayılamayan bir isimdir. No, matter ismini belirler; bu nedenle No matter cümlenin öznesidir ve hiçbir fiziksel madde anlamına gelir. Burada anlamı “ne olursa olsun” değildir. Edilgen fiil grubu is created or destroyed, bu maddeye ne olduğunu anlatır. no matter ifadesinden sonra what veya how gibi bir soru sözcüğü gelmediği için bu, no matter what ya da no matter how kalıbı değildir.

Alıştırma

“No matter is created or destroyed” cümlesinde matter ne anlama gelir?

  1. Fiziksel madde
  2. Bir sorun veya konu
  3. Ne olursa olsun
Cevabı göster

Fiziksel madde

instead atoms dissolve

1:56

bunun yerine atomlar çözünür

and the protons, neutrons, and electrons are reassembled to make gold.

1:58

ve protonlar, nötronlar ve elektronlar altın yapmak için yeniden birleştirilir.

However, gold is very dense,

2:03

Ancak, altın çok yoğundur,

about 20 times denser than a duck.

2:05

bir ördekten yaklaşık 20 kat daha yoğundur.

Without adding any matter, Dilbilgisi

2:08

Hiçbir madde eklenmeden,

the gold duck would be a very awkward kind of foamy gold

2:10

altın ördek, birçok mikroskobik boşluğa sahip,

Dilbilgisi

Without adding any matter: without + -ing yapısı

Without adding any matter, without + -ing ile kurulan bir yan cümledir. Olumsuz bir koşul belirtir: hiçbir madde eklenmezse. -ing biçimindeki adding, without edatından sonra gelir; ana fiilin zamanını göstermez. Bağlamdan, altın ördeği yapmaktan sorumlu kişi veya sürecin adding eylemini de gerçekleştirdiği anlaşılır. Genel olarak without + -ing, bir eylem yapılmadığında belirli bir sonucun ortaya çıktığını anlatmanızı sağlar.

Alıştırma

practice fiilini kullanarak cümleyi iki sözcüklü without + -ing yapısıyla tamamlayın: You cannot improve ____ regularly.

Cevabı göster

without practicing

with lots of tiny microscopic gaps.

2:13

çok tuhaf bir tür köpüksü altın olurdu.

This is funky and doesn't explode,

2:16

Bu tuhaf ve patlamıyor,

which is progress. Ton ve niyet

2:18

ki bu bir ilerleme.

Ton ve niyet

“which is progress.”: küçük bir gelişmeyi ölçülü biçimde övmek

“which is progress” ifadesindeki which, önceki durumun tamamına, yani şeyin patlamamasına gönderme yapar. İfade bu durumu küçük bir gelişme olarak değerlendirir. Övgü bilerek ölçülü tutulur: patlamamak son derece düşük bir ölçüttür, dolayısıyla buna “progress” demek kuru bir mizah yaratır. Tasarımın artık tamamen başarılı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Konuşmacı burada “which is progress” derken esas olarak ne anlatıyor?

  1. Konuşmacı ilerlemeyi resmî olarak ölçüyor.
  2. Durum hâlâ tuhaf, ancak küçük bir gelişme iyi haber olarak değerlendiriliyor.
  3. Proje tamamen başarılı oldu.
Cevabı göster

Durum hâlâ tuhaf, ancak küçük bir gelişme iyi haber olarak değerlendiriliyor.

Now that we've established a sort of magic that works, Dilbilgisi

2:20

Şimdi işe yarayan bir tür sihir kurduğumuza göre,

Dilbilgisi

Now that + yan cümle: devamındaki ifade için oluşmuş bir dayanak

“Now that”, gerçekleşmiş veya az önce doğrulanmış bir durumu tanıtır ve bunu devamında söyleneceklerin nedeni ya da dayanağı olarak sunar. “Now that + özne + fiil, ana cümle” kalıbını kullanın. Bu cümlede “we've established a sort of magic that works” bölümü arka planı verir; sonraki ana cümle bunun sayesinde ne yapılabileceğini söyleyecektir. “Now that” yalnızca “şu anda” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrenilen bağlaçla tamamlayın: ____ the rain has stopped, we can continue the game.

Cevabı göster

Now that

what would happen if Midas stumbles?

2:23

Midas tökezlese ne olurdu?

What if he touches Earth itself?

2:26

Peki ya Dünya'nın kendisine dokunursa?

Let's freeze time for just a moment Deyimler

2:29

Bir an için zamanı donduralım

and rearrange all the matter in the Earth.

2:31

ve Dünya'daki tüm maddeyi yeniden düzenleyelim.

Deyimler

freeze time: hayali bir duraklama oluşturmak

Bu cümlede freeze time, bütün süreçlerin aynı anda durmasını anlatan bir mecazdır. Anlatıcı bizden sıcaklık değişimini veya donmuş bir saati değil, bir duraklamayı hayal etmemizi ister. Bu hayali duraklama, incelenebilecek hareketsiz bir görüntü oluşturur. Devam eden hareketi adım adım analiz edilebilecek bir duruma dönüştürür.

Alıştırma

Zamanın durduğunu hayal ettiren iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Let's ____ at this instant and examine the spinning wheel.

Cevabı göster

freeze time

Just like the duck, Anlatım akışı

2:34

Tıpkı ördek gibi,

the Earth is now solid gold,

2:35

Dünya artık saf altındır,

Anlatım akışı

Just like: tanıdık bir örneği yeni bir duruma bağlamak

Just like doğrudan bir karşılaştırma başlatır. Daha önceki tanıdık ördek örneğine gönderme yapar ve dinleyiciye Dünya'nın yeni durumunu anlamak için o önceki olayı model olarak kullanmasını söyler. Kalıp Just like + referans isim öbeği, ana cümle şeklindedir. Buradaki like, benzer anlamına gelen bir edattır; hoşlanmak anlamındaki fiil değildir. Just, karşılaştırmanın özellikle yakın veya açık görünmesini sağlar, ancak iki şeyin her açıdan aynı olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki kelimelik karşılaştırma bağlantısıyla tamamlayın: ____ a recipe, these instructions guide us step by step.

Cevabı göster

Just like

but with many tiny atomic-scale gaps.

2:37

ancak atomik ölçekte birçok küçük boşluğa sahiptir.

While these gaps weren't a huge deal for the duck, Deyimler

2:40

Bu boşluklar ördek için çok büyük bir sorun olmasa da,

they're a big problem for the Earth.

2:42

Dünya için büyük bir sorundur.

Deyimler

a huge deal: çok önemli veya ciddi bir şey

Bu cümlede a huge deal, etkisi büyük olan çok önemli veya ciddi bir şey anlamına gelir. Burada deyimsel bir ifadedir; büyük bir ticari anlaşma anlamına gelmez. Olumsuz biçim weren't a huge deal, boşlukların ördek için pek önemli olmadığını anlatır. be a huge deal for someone ve be a huge deal to someone yapıları, bir şeyin ne kadar önemli olduğunu veya birini ne ölçüde etkilediğini belirtmek için kullanılabilir.

Alıştırma

İngilizce "Losing the only key would be a huge deal," cümlesinde a huge deal ne anlama gelir?

  1. Çok önemli veya ciddi bir şey
  2. Çok büyük bir ticari anlaşma
  3. Kolayca göz ardı edilebilecek bir şey
Cevabı göster

Çok önemli veya ciddi bir şey

A spongy planet is not a thing that can exist

2:45

Süngersi bir gezegen var olabilecek bir şey değildir

as gravity compresses Earth,

2:48

çünkü yerçekimi Dünya'yı sıkıştırır,

squeezing it together to close up the gaps. Öbek fiiller

2:49

boşlukları kapatmak için onu bir araya iter.

Öbek fiiller

close up: boşlukların kapanıp kaybolması

Burada close up, boşlukları kapatarak açık alanların kaybolmasını sağlamak anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu kapanmaya neden olan eylem sıkıştırmadır. Close up, close up the gaps örneğindeki gibi geçişli veya the gap closed up örneğindeki gibi geçişsiz olabilir. Her iki yapıda da up yukarı yönlü hareketi değil, eylemin tamamlanmasını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede close up, bir açıklığın kapanması anlamında kullanılmıştır?

  1. The photographer took a close-up of the flower.
  2. The small cut should close up in a few days.
  3. The store will close at six.
Cevabı göster

The small cut should close up in a few days.

As a result, the Earth contracts, Anlatım akışı

2:52

Sonuç olarak, Dünya küçülür,

shrinking to two-thirds of its radius.

2:54

yarıçapının üçte ikisine kadar daralır.

Anlatım akışı

Sonucu tanıtan “As a result,”

“As a result”, okuyucuya sonraki bilginin daha önceki bir nedenin sonucu olduğunu gösteren bir cümle bağlacıdır. Burada önceki sıkışmayı Dünya'nın küçülmesine bağlayarak açıklamayı düzenler. Bir cümlenin veya yan cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir. Sonraki sonucu tanıtır; nedenin kendisini belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir sonucu tanıtmak için “As a result” ifadesini doğru kullanıyor?

  1. The neighborhood lost electricity as a result the storm.
  2. The storm damaged the power lines. As a result, the neighborhood lost electricity.
  3. As a result of, the neighborhood lost electricity.
Cevabı göster

The storm damaged the power lines. As a result, the neighborhood lost electricity.

If you're standing on Earth's surface,

2:57

Dünya'nın yüzeyinde duruyorsanız,

you'll suddenly find yourself in free-fall, Dilbilgisi

2:59

yer ayaklarınızın altından kayıp giderken

Dilbilgisi

find yourself in + durum: beklenmedik bir hâl

“find yourself in free-fall” ifadesinde find, “aramak” anlamına gelmez. find yourself + tamamlayıcı kalıbı, kişinin zaten bir durumda bulunduğunu fark etmesi anlamına gelir; bu durum çoğu zaman beklenmedik biçimde ortaya çıkmıştır veya bilinçli bir seçim değildir. Burada in free-fall durumu belirtir. Yeniden kullanılabilen find yourself in + isim öbeği kalıbında, in ile başlayan bir edat öbeği genellikle tamamlayıcı görevindedir.

Alıştırma

Hangi cümle beklenmedik bir durumu anlatmak için “find yourself” kalıbını kullanıyor?

  1. After one wrong turn, you may find yourself in the middle of a forest.
  2. You may find yourself a map before the trip.
  3. You may find a map in the middle of a forest.
Cevabı göster

After one wrong turn, you may find yourself in the middle of a forest.

like on a roller coaster,

3:02

bir lunapark treninde olduğu gibi

as the ground sinks away beneath you.

3:03

kendinizi aniden serbest düşüşte bulacaksınız.

But since the ground is falling too,

3:06

Ancak zemin de düştüğü için,

it doesn't move away from you.

3:08

sizden uzaklaşmaz.

It feels like someone turned off gravity, Öbek fiiller

3:09

Sanki biri yerçekimini kapatmış gibi hissedilir,

and you and everything else would begin to float.

3:11

ve siz ve diğer her şey yüzmeye başlar.

Öbek fiiller

turned off gravity ifadesinin mecaz kullanımı

Burada turned off, normalde bir cihazı veya sistemi durdurmak için kullanılan yaygın turn off öbek fiilinin mecazlı kullanımıdır. Yer çekimi, açma kapama düğmesi varmış gibi gösterilir. Kimse yer çekimini gerçekten devre dışı bırakmaz. Yer çekimi etkisini sürdürür; bu görüntü, her şey birlikte serbest düşüşteyken oluşan görünür ağırlıksızlığı anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede turned off gravity ne anlama geliyor?

  1. Yer çekiminin güçlenip her şeyi aşağıda tuttuğu anlamına gelir.
  2. Görünür ağırlıksızlığı anlatmak için yer çekimini kapatılabilen bir sistem gibi hayal eder.
  3. Gerçek bir kişinin yer çekimini kontrol eden bir makine bulduğunu söyler.
Cevabı göster

Görünür ağırlıksızlığı anlatmak için yer çekimini kapatılabilen bir sistem gibi hayal eder.

But the ride doesn't last forever. Deyimler

3:15

Ancak bu yolculuk sonsuza kadar sürmez.

Deyimler

the ride doesn't last forever ifadesinin mecazlı anlamı

Burada ride gerçek bir aracı veya eğlence parkı oyuncağını belirtmez. Kısa süreli süzülme deneyimini hayali bir yolculuğa dönüştürerek tuhaf olayı gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Doesn't last forever, deneyimin sona ereceği anlamına gelir. Bu cümlecik, eğlenceli görüntünün ardından yaklaşan bir değişikliği haber verir ve süzülmenin geçici olduğunu bildirir.

Alıştırma

Bu bağlamda The ride doesn't last forever cümlesi neyi haber veriyor?

  1. Gerçek bir eğlence parkı oyuncağı hiç durmadan çalışmayı sürdürecektir.
  2. Süzülme deneyimi geçicidir ve sona ermek üzeredir.
  3. Konuşan kişi başka bir eğlence parkı oyuncağı için bilet almak istiyor.
Cevabı göster

Süzülme deneyimi geçicidir ve sona ermek üzeredir.

It takes only 10 minutes for everything to crash down, Dilbilgisi

3:17

Her şeyin yere çakılması sadece 10 dakika sürer,

Dilbilgisi

It takes + süre + for + isim + to do: süre belirtme

It takes + süre + for + isim + to + fiil yapısı, bir sürecin ne kadar zaman aldığını belirtir. Bu cümlede It biçimsel bir öznedir; belirli bir şeyi adlandırmaz veya onun yerine geçmez. for sonrasındaki isim, mastarın mantıksal öznesidir: crash down eylemini gerçekleştiren everything sözcüğüdür. only, on dakikalık sürenin özellikle kısa olduğunu vurgular.

Alıştırma

Boyanın kurumasının iki saat sürdüğünü hangi cümle doğru biçimde ifade eder?

  1. It takes two hours for the paint to dry.
  2. It takes two hours that the paint dries.
  3. It takes for two hours the paint to dry.
Cevabı göster

It takes two hours for the paint to dry.

and a weird 10 minutes it is indeed. Dilbilgisi

3:20

ve gerçekten de tuhaf bir 10 dakikadır.

Dilbilgisi

a weird 10 minutes it is indeed: öne alınmış tümleç

Normal sözcük dizilişinde cümle It is indeed a weird 10 minutes olurdu. a weird 10 minutes tümleci, betimlemeyi öne çıkarmak ve cümleye dramatik, özetleyici bir hava vermek için başa taşınmıştır. It, daha önce sözü edilen on dakikalık süreyi gösterir. Bu bir soru değil, bildirme cümlesidir: tümleç başa alındıktan sonra da it is içinde özne fiilden önce gelir. indeed, bu betimlemeyi güçlü biçimde doğrular.

Alıştırma

Hangi cümle, tümleci başa alınmış vurgulu bir bildirme cümlesidir?

  1. Was it a strange day indeed?
  2. A strange day was it indeed.
  3. A strange day it was indeed.
Cevabı göster

A strange day it was indeed.

And then, as abruptly as it started, Dilbilgisi

3:23

Ve sonra, başladığı kadar aniden,

it stops.

3:25

durur.

Dilbilgisi

as abruptly as it started: aynı anilik derecesini karşılaştırmak

it stops as abruptly as it started ifadesinde as + abruptly + as, iki olayın gerçekleşme biçimini karşılaştırır. Durma, başlama kadar anidir; abruptly her ikisinin paylaştığı anilik derecesini anlatır. İlk as eşitlik karşılaştırmasını başlatır, ikinci as ise karşılaştırma noktasını, yani it started bölümünü getirir. Burada ilk as, while anlamına gelmez. İki eylemin nasıl gerçekleştiğini karşılaştırmak için as + adverb + as + clause kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Eşitlik bildiren bir as ... as karşılaştırması oluşturmak için abruptly dâhil tam üç sözcük kullanın: The rain stopped ____ it had started.

Cevabı göster

as abruptly as

The collapsing Earth has reached its desired size

3:26

Çöken Dünya istenen boyutuna ulaştı

and gravity is suddenly turned back on for you.

3:29

ve yerçekimi sizin için aniden tekrar açıldı.

Hopefully you enjoyed your minutes of floating

3:32

Umarım o havada asılı kaldığınız dakikalardan keyif almışsınızdır

because the ground and you with it

3:34

çünkü yer ve siz onunla birlikte

crash into the planet at 30,000 km/h,

3:36

gezegene 30.000 km/s hızla çarpıyorsunuz,

making your body spatter like a water balloon as it hits. Anlatım akışı

3:39

vücudunuzun çarptığında bir su balonu gibi patlamasına neden oluyorsunuz.

Anlatım akışı

spatter like a water balloon: çarpışmayı canlı anlatan bir benzetme

İfade önce spatter ile sonucu belirtir, ardından like a water balloon bu sonucun somut bir görüntüsünü verir. Vücut çarptığında bu karşılaştırma, bir su balonunun darbeyle dışarı doğru patlamasını hayal ettirerek çarpmanın gücünü ve etrafa saçılmayı gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Like bir benzetme kurar: Vücut, balonla yalnızca çarpma anındaki tepki biçimi bakımından karşılaştırılır. Cümle, vücudun su balonuna dönüştüğünü veya gerçekten su balonu olduğunu söylemez.

Alıştırma

making your body spatter like a water balloon as it hits ifadesinde like a water balloon ne işe yarar?

  1. Vücudun çarpma anında nasıl etrafa saçılacağını somut biçimde gösterir.
  2. Vücudun hangi maddeden yapıldığını belirtir.
  3. Vücudun gerçekten bir su balonuna dönüştüğünü söyler.
Cevabı göster

Vücudun çarpma anında nasıl etrafa saçılacağını somut biçimde gösterir.

In one instant,

3:43

Bir anda,

basically all of humanity gets smashed into red puddles.

3:44

temel olarak tüm insanlık kırmızı su birikintilerine dönüşür.

This is only the start of our problems, though, Anlatım akışı

3:48

Ancak bu sorunlarımızın sadece başlangıcıdır,

since Earth imploded supersonically.

3:50

çünkü Dünya süpersonik hızda içe doğru patlamıştır.

Anlatım akışı

This is only the start of our problems, though: sorunların büyüyeceğini gösteren bir sinyal

Bu ifade, o ana kadar yaşanan her şeyi daha uzun bir sorun zincirinin yalnızca ilk aşaması olarak sunar. Böylece dinleyicinin önceki felaketi sonuç olarak görmesini engeller. Cümle sonundaki though, önceki bilgiye dönük bir karşıtlık ekler: önceki olay ne kadar ciddi görünse de asıl sorunlar bitmemiştir. Anlatıda bu kullanım, kapanışı geciktiren ve sıradaki daha büyük sonucu hazırlayan bir geçiş görevi görür.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bu anlatıda ne işe yarıyor?

  1. Daha sonra tamamlanacak, bitmemiş bir although yan cümlesi başlatır.
  2. Temel sorunların zaten çözüldüğünü söyler.
  3. Önceki felaketi yalnızca ilk aşama olarak sunar ve daha kötü sorunların geleceğini bildirir.
Cevabı göster

Önceki felaketi yalnızca ilk aşama olarak sunar ve daha kötü sorunların geleceğini bildirir.

The kinetic energy of the implosion

3:53

İç patlamanın kinetik enerjisi

is basically equivalent to detonating a planet made of TNT. Kalıp ifadeler

3:55

temel olarak TNT'den yapılmış bir gezegeni patlatmaya eşdeğerdir.

Kalıp ifadeler

Değer veya etki karşılaştırmasında equivalent to

Equivalent to, iki şeyin miktar, değer veya etki gibi seçilmiş bir ölçüte göre eşit ya da birbirine çok yakın olduğunu belirtir. Burada içe çöküşün kinetik enerji ölçeği, TNT’den yapılmış bir gezegenin patlatılmasıyla açığa çıkacak enerjiyle karşılaştırılır; iki olayın fiziksel olarak aynı olduğu söylenmez. Be equivalent to yapısında to bir edattır. Ardından bir isim öbeği veya equivalent to detonating örneğindeki gibi -ing biçimi gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümle iki farklı eylemin etkisini karşılaştırmak için equivalent to ifadesini doğru kullanıyor?

  1. Pressing this button is equivalent to restarting the device.
  2. Pressing this button is equivalent with restarting the device.
  3. Pressing this button is identical to restarting the device.
Cevabı göster

Pressing this button is equivalent to restarting the device.

Crushed together under incredible forces,

3:58

İnanılmaz kuvvetler altında ezilen

Earth's core reaches a million degrees Celsius,

4:01

Dünya'nın çekirdeği bir milyon santigrat dereceye ulaşır,

a temperature closer to the core of a star Dilbilgisi

4:05

bu sıcaklık Dünya'da bulmaya alışkın olduğumuz herhangi bir şeyden çok

than anything we're used to finding on Earth.

4:07

bir yıldızın çekirdeğine daha yakındır.

Dilbilgisi

closer to ... than ...: …den çok …e yakın

“a temperature closer to the core of a star than anything ... on Earth” ifadesinde closer to ... than ... eşit olmayan bir karşılaştırma kurar. Bu sıcaklık, insanların Dünya'da normalde karşılaştığı herhangi bir sıcaklıktan çok, bir yıldızın çekirdeğindeki aşırı koşullara benzer. Buradaki anything, Dünya'daki ilgili örneklerin tümünü kapsar. We’re used to finding, “bulmaya alışkınız” demektir; geçmişteki alışkanlığı anlatan used to + fiilin yalın hâli yapısı değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir şeyin ikinci referanstan çok birinci referansa benzediğini söylemek için closer to ... than ... yapısını kullanır?

  1. The new material is closer to glass than to plastic.
  2. The new material is as close to glass as it is to plastic.
  3. The new material is closer than glass to the heater.
Cevabı göster

The new material is closer to glass than to plastic.

As the Earth crashes into itself,

4:09

Dünya kendi içine çökerken,

it generates an enormously powerful shockwave,

4:11

son derece güçlü bir şok dalgası üretir,

which plows upwards,

4:14

bu dalga yukarı doğru sürülür,

catapulting the atmosphere up and off.

4:15

atmosferi yukarı ve dışarı fırlatır.

The Earth's surface temperature reaches hundreds of thousands of degrees,

4:19

Dünya'nın yüzey sıcaklığı yüz binlerce dereceye ulaşır,

and everything on it is instantly vaporized

4:22

ve üzerindeki her şey anında buharlaşarak

to a fluffy plasma cloud that starts to expand,

4:25

genişlemeye başlayan kabarık bir plazma bulutuna dönüşür,

but not by much.

4:29

ama pek de genişlemez.

Many of the atoms that may have been you

4:30

Bir zamanlar siz olabilecek atomların çoğu

get mixed into this cloud,

4:32

bu buluta karışır,

while others boil off, Öbek fiiller

4:34

diğerleri ise kaynar,

escaping from the atmosphere.

4:35

atmosferden kaçar.

Öbek fiiller

boil off: kaynayıp buharlaşarak sistemden çıkmak

boil off ifadesinde boil, ısınma sonucu buhara dönüşmeyi anlatır; off ise ayrılma sonucunu ekler. Madde yalnızca kaynamaz, gaza dönüşerek atmosferden veya başka bir sistemden çıkar. Bu öbek fiil, “the water boiled off” örneğindeki gibi geçişsiz ya da “boil off the excess solvent” örneğindeki gibi geçişli kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, ısıtmanın çözücüyü buhara dönüştürüp karışımdan çıkardığı anlamına gelir?

  1. The solvent boils off.
  2. The solvent cools off.
  3. The solvent boils.
Cevabı göster

The solvent boils off.

The golden plasma outshines the sun,

4:38

Altın plazma güneşten daha parlaktır,

while the enormous radiation lifts tons of material off into space.

4:40

büyük radyasyon ise tonlarca materyali uzaya savurur.

Over the coming days, Anlatım akışı

4:45

Önümüzdeki günlerde,

the plasma cloud cools

4:46

plazma bulutu soğur

and eventually freezes into a shiny little golden ball.

4:47

ve sonunda parlak küçük altın bir topa dönüşerek donar.

Anlatım akışı

Over the coming days ile anlatısal zaman aralığı

Over the coming days, anlatının mevcut noktasında başlayan ve sonraki birkaç güne uzanan bir zaman aralığı kurar. Coming, birinin gerçekten konuştuğu güne değil, anlatıdaki bu referans noktasına göredir. Over, soğuma ve donmayı bu zaman aralığı boyunca gelişen bir süreç olarak sunar. İfade, bir sonraki aşamanın ne zaman geliştiğini belirterek açıklamayı ilerletir; buradaki over mekânsal değil, zamansal bir anlam taşır.

Alıştırma

Hangi cümle, önümüzdeki birkaç gün boyunca gelişen aşamalı bir süreci anlatır?

  1. In the coming days, a technician will visit once.
  2. Over the coming days, the river will slowly return to its normal level.
  3. The repair must be completed within the next few days.
Cevabı göster

Over the coming days, the river will slowly return to its normal level.

Okay, maybe this type of magic doesn't work.

4:51

Tamam, belki de bu tür bir sihir işe yaramıyor.

So, if replacing atoms made the Earth so overdense that it exploded Dilbilgisi

4:55

Yani, eğer atomları değiştirmek Dünya'yı o kadar yoğunlaştırdıysa ki patladıysa

and disassembling and reassembling atoms made the Earth so underdense that it imploded,

5:00

ve atomları söküp yeniden birleştirmek Dünya'yı o kadar az yoğunlaştırdıysa ki içine çöktüyse,

Dilbilgisi

so overdense that ... so underdense that: paralel sonuçlar

Vurgulanan so overdense that it exploded ve so underdense that it imploded yapıları, so + sıfat + that + yan cümle kalıbını kullanır. Vurgulanan her so, “böyle bir dereceye kadar” anlamına gelir ve that ile başlayan yan cümle bu derecenin yol açtığı sonucu belirtir. Cümlenin başında if’ten önce ayrı duran So, ise “öyleyse” veya “bu nedenle” anlamına yakın bir söylem bağlantısıdır; iki sonuç kalıbının da parçası değildir. Aynı kalıbın tekrarlanması paralel bir karşıtlık oluşturur: aşırı yoğunluk dışa doğru patlamaya, yetersiz yoğunluk ise içe doğru çökmeye yol açar. Tekrarlanan dil bilgisi, zıt koşulları ve sonuçlarını karşılaştırmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

İki bölümü de aynı sonuç kalıbıyla tamamlayın: The first room was ____ hot ____ we opened the windows, while the second was ____ cold ____ we kept our coats on.

Cevabı göster

so · that · so · that

there must be a sweet spot where the Earth does neither. Deyimler

5:05

Dünya'nın ikisini de yapmadığı ideal bir nokta olmalı.

Deyimler

sweet spot: iki sonuç arasındaki en iyi denge

Sweet spot, birden fazla koşulun en iyi şekilde dengelendiği nokta veya aralık için kullanılan deyimsel bir ifadedir. Bu cümlede hem patlamayı hem de içe çökmeyi önleyen bir yoğunluğu anlatır. Kelimenin tam anlamıyla tatlı bir yer demek değildir ve her sonucun güvenli olacağını garanti etmez; yalnızca burada sözü edilen iki sorun için en etkili dengeyi belirtir.

Alıştırma

Her sorunu önlediğini iddia etmeden, güç ile pil ömrü arasında en iyi dengeyi sağlayan bir ayarı hangi ifade adlandırır?

  1. sweet spot
  2. safe zone
  3. high point
Cevabı göster

sweet spot

What if Midas's power is such that an object is suddenly replaced Dilbilgisi

5:09

Ya Midas'ın gücü, bir nesnenin aniden

by an object with the same volume made from solid gold?

5:13

saf altından yapılmış aynı hacme sahip bir nesneyle değiştirilmesi gibiyse?

Dilbilgisi

is such that + sonuç cümlesi

Is such that, öznenin doğasından veya durumundan kaynaklanan bir sonucu ifade eder. Bu cümlede gücün belirli bir özelliği vardır ve bu özellik nesne değiştirme kuralını mümkün kılar. That ile başlayan yan cümle, bu özelliğin doğurduğu sonucu veya etkiyi eksiksiz biçimde belirtir. Burada such, that ile birlikte anlaşılmalıdır; bu tür şey anlamında tek başına kullanılan bir isim değildir.

Alıştırma

Hangi cümle bir şeyin özelliğini bir sonuca bağlamak için is such that kullanır?

  1. The bridge is so strong that it can carry heavy trucks.
  2. The bridge is such that it can carry heavy trucks.
  3. The bridge is such as steel and concrete.
Cevabı göster

The bridge is such that it can carry heavy trucks.

That magic is a little bit more magic

5:17

Bu sihir biraz daha sihirli

and cuts a few extra corners, Deyimler

5:19

ve birkaç kuralı daha atlıyor,

Deyimler

cuts a few extra corners: daha fazla gerekli adımı atlamak

Bu cümlede cut a few extra corners, fikri sağlam temellere oturtacak normal adım veya açıklamaların daha da fazlasını atlamak anlamına gelir. Extra deyimi güçlendirirken a few kesin bir sayı vermek yerine eleştiriyi hafif ve öz eleştirel gösterir. Cut corners mecazi bir ifadedir: genellikle doğru sürecin gerektirdiğinden daha azını yaparak zaman veya emekten tasarruf etmeyi ve bunun sonucunda kalite, güvenlik ya da özenden bir miktar kaybetmeyi anlatır. Bir nesnenin köşelerini gerçekten kesmek anlamına gelmez ve sebep her zaman para değildir.

Alıştırma

Bir ekip erken bitirmek için zorunlu güvenlik kontrollerini atlıyor. Yaptıklarını en iyi hangi ifade anlatır?

  1. keep an open mind
  2. follow every step
  3. cut corners
Cevabı göster

cut corners

but let's see where this leads us. Deyimler

5:21

ama bunun bizi nereye götüreceğini görelim.

Deyimler

see where this leads us: karar vermeden önce keşfetmek

See where this leads us, bir fikri, planı veya akıl yürütme çizgisini izlemeye devam edip sonucu gözlemlemek anlamına gelir. Burada this az önce önerilen kuralı gösterir; lead ise gerçek bir yere doğru hareketi değil, ortaya çıkacak sonucu anlatır. Bu ifade yargıyı erteler. Fikrin kesinlikle işe yarayacağını iddia etmeden başkalarını sonraki adımları birlikte keşfetmeye davet eder.

Alıştırma

Bir arkadaşınız alışılmadık bir rota denemeyi öneriyor ve siz fikri yargılamadan önce keşfetmek istiyorsunuz. En doğal yanıt hangisidir?

  1. We already know it will fail.
  2. Let's see where this leads us.
  3. Let's ignore the idea completely.
Cevabı göster

Let's see where this leads us.

So, Midas stumbles again.

5:24

Böylece Midas tekrar tökezler.

Even though our new pure gold Earth is not expanding or contracting, Dilbilgisi

5:27

Yeni saf altın Dünya'mız genişlemese veya küçülmese de,

it's suddenly much more massive.

5:31

aniden çok daha kütleli hale geldi.

Dilbilgisi

Even though: gerçeğe dayalı güçlü ödünleme

Even though, normalde ana cümledeki sonucu pek olası göstermeyecek bir gerçeği sunar. Burada Dünya genişlemiyor veya büzülmüyor, ancak yine de yeni bir sorun ortaya çıkıyor: kütlesi çok daha büyük hâle geliyor. Yapı even though + yan cümledir ve ana cümle beklenmedik sonucu bildirir. “Bu gerçek doğru, fakat sonuç yine de normalde beklenenden farklı” anlamını verir.

Alıştırma

Hangi cümle iptali bilinen bir gerçek olarak sunup şaşırtıcı bir sonuç gösteriyor?

  1. Even if the game is canceled, the players will stay to meet the fans.
  2. The players stayed to meet the fans because the game was canceled.
  3. Even though the game was canceled, the players stayed to meet the fans.
Cevabı göster

Even though the game was canceled, the players stayed to meet the fans.

The density of gold is three and a half times greater than the Earth, Dilbilgisi

5:34

Altının yoğunluğu Dünya'dan üç buçuk kat daha fazladır,

Dilbilgisi

three and a half times greater than: belirsiz bir çarpan ifadesi

three and a half times çarpanı, greater than karşılaştırmasını niteler. Bu bağlamda konuşmacı, altının yoğunluğu Dünya'nın yoğunluğunun yaklaşık 3,5 katıymış gibi sonraki hesaplamayı sürdürür. Ancak times greater than iki farklı biçimde yorumlanabilir. Birçok kişi 3.5 times greater than ifadesini 3.5 times as great as anlamında kullanır. Katı bir ekleme yorumunda ise ifade, başlangıç değerinden onun 3,5 katı kadar fazla, yani toplamda başlangıç değerinin 4,5 katı anlamına gelebilir. Kesin karşılaştırmalarda oranı times as ... as yapısıyla belirtin.

Alıştırma

Amaçlanan denklem A = 3,5 × B ise “A is three and a half times greater than B” ifadesinin en açık yeniden yazımı hangisidir?

  1. A is three and a half percent greater than B.
  2. A is three and a half times as great as B.
  3. A is four and a half times as great as B.
Cevabı göster

A is three and a half times as great as B.

meaning the Earth is going to get three and a half times more massive.

5:38

bu da Dünya'nın üç buçuk kat daha kütleli olacağı anlamına gelir.

For starters, everyone now has to contend Notlar

5:42

Başlangıç olarak, artık herkes

with surface gravity that is more than three times stronger.

5:45

üç kattan daha güçlü olan yüzey yerçekimi ile başa çıkmak zorundadır.

Anlatım akışı

For starters ile ilk noktayı belirtmek

“For starters”; nedenler, sorunlar, adımlar veya sonuçlardan oluşan bir listenin ilk maddesini tanıtır. Burada daha güçlü yüzey çekimini ilk sorun olarak sunar ve dinleyiciyi daha sonra gelecek başka sorunlara hazırlar. Bu, söylemi düzenleyen bir ifadedir; ilk on birdeki oyunculara veya bir şeyi başlatan kişilere gönderme yapmaz. “İlk nokta olarak” ya da “başlangıç olarak” şeklinde anlaşılabilir.

Alıştırma

“For starters, the schedule is too tight.” cümlesinde “For starters” dinleyiciye ne anlatır?

  1. Bu ilk noktadır ve arkasından başka noktaların gelmesi olasıdır.
  2. Yalnızca bu tek sorun önemlidir.
  3. Konuşmacı bir maçtaki ilk on bir oyuncularından söz etmektedir.
Cevabı göster

Bu ilk noktadır ve arkasından başka noktaların gelmesi olasıdır.

Kalıp ifadeler

contend with: Zor Bir Durumla Başa Çıkmak

“Contend with”, zor bir durumla, sorunla veya baskıyla yüzleşip onu yönetmek anlamına gelir. Durumu bir zorluk veya yük olarak sunar; kişinin onu yenmeyi başardığını belirtmez. “Has to contend with” yapısındaki “has to”, bu tepkinin gönüllü değil zorunlu olduğunu gösterir. Burada herkes daha güçlü yüzey çekiminin etkileriyle başa çıkmak zorundadır; yer çekimiyle yarışmıyorlar.

Alıştırma

Hangi cümlede “contend with”, “zor bir durumla başa çıkmak” anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The two runners contend with each other to win the final.
  2. The coastal town must contend with frequent flooding.
  3. We contend with dessert after dinner because it tastes wonderful.
Cevabı göster

The coastal town must contend with frequent flooding.

So, if you're not a champion weightlifter

5:48

Yani, kendi vücut ağırlığının birkaç katını omuzlarında taşımaya alışkın

who's used to carrying around a few times your body weight on your shoulders, Dilbilgisi

5:51

bir şampiyon halterci değilseniz,

you're probably going to be slammed to the ground by your own weight.

5:54

muhtemelen kendi ağırlığınız tarafından yere çarpılacaksınız.

Dilbilgisi

be used to carrying ile used to carry arasındaki fark

who's used to carrying... ifadesindeki who's, who is ifadesinin kısaltmasıdır. Be used to + isim veya -ing biçimi, bir şeye alışkın olmak ya da deneyim sayesinde onu tanıdık bulmak anlamına gelir. Burada halterci düzenli olarak çok ağır yükler taşıdığı için bu his ona tanıdıktır. Bu kalıptaki to bir edattır; bu nedenle sonraki fiil carrying gibi -ing biçimini alır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp be used to doing something'dir; used to do something değildir.

Alıştırma

Cümleyi be used to kalıbıyla tamamlayın. Years of training have made Leo comfortable with heavy loads: He is ____ them.

Cevabı göster

used to carrying

Depending on where you were when Earth turned into gold, Dilbilgisi

5:59

Dünya altına dönüştüğünde nerede olduğunuza bağlı olarak,

this alone could seriously hurt or even kill you.

6:01

bu tek başına sizi ciddi şekilde yaralayabilir veya hatta öldürebilir.

Dilbilgisi

Koşul çerçevesi olarak Depending on

Depending on + isim, zamir veya soru sözcüklü yan cümle, sonucu değiştirebilecek etkeni tanıtır. Burada where you were değişkendir: farklı yerlerde bulunmak farklı düzeylerde zarara yol açabilir. Cümlenin başında kullanıldığında bu ifade, ana cümlenin tamamı için bir koşul çerçevesi oluşturur. Duygusal veya kişisel bir bağımlılıktan ziyade, sonucun bir etkene göre değişmesi anlamında düşünülebilir.

Alıştırma

Aşağıdaki cümlede Depending on the weather ne anlatıyor? Depending on the weather, the match may be moved indoors.

  1. Maç kesinlikle kapalı alanda oynanacak.
  2. Hava, maç yüzünden değişir.
  3. Karar hava durumuna göre değişebilir.
Cevabı göster

Karar hava durumuna göre değişebilir.

Trees and artificial structures collapse under stress Kalıp ifadeler

6:04

Ağaçlar ve yapay yapılar, asla dayanmaları

they were never meant to sustain,

6:07

amaçlanmayan baskı altında çökerken,

Kalıp ifadeler

collapse under stress: yük altında çökmek

Bu cümlede collapse, 'yapı artık yükü taşıyamadığı için hasar görmek veya çökmek' anlamına gelir. Stress, duygusal kaygıyı değil, ağaçlara ve yapılara etki eden fiziksel kuvveti veya yükü ifade eder. collapse under + isim kalıbı, bir şeyin zarar verici bir koşula maruz kalırken bozulmasını anlatır. Buradaki under, bir şeyin altındaki konumu değil, dayanılan koşulu veya kuvveti gösterir.

Alıştırma

Cümleyi 'basınca maruz kalırken çökmek' anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The support beam may ____ if the load is too great.

Cevabı göster

collapse under stress

while birds and planes and all things that were able to fly or float

6:09

kuşlar ve uçaklar ve uçabilen veya yüzebilen tüm şeyler

splash to the ground all around you.

6:12

etrafınızdaki yere çakılır.

And you're not the only thing weighed down by the greater gravity. Öbek fiiller

6:16

Ve daha büyük yerçekimi tarafından ezilen tek şey siz değilsiniz.

Öbek fiiller

weighed down: ağırlık veya baskı altında kalmış

Weighed down, weigh down öbek fiilinin geçmiş ortaç biçimidir. Ağırlık nedeniyle ağırlaştırılmak veya aşağı doğru zorlanmak anlamına gelir. Bu cümlede bu etkiyi oluşturan kuvvet daha güçlü yer çekimidir; dolayısıyla weighed, 'terazide tartılmış' anlamına gelmez. Yaygın edilgen kalıp be weighed down by + neden mecazi olarak da kullanılabilir: Bir kişi be weighed down by debt, worry, or responsibilities durumundaysa bu yükler hayatını zorlaştırıyor demektir.

Alıştırma

Cümleyi 'yükü altında kalmak' anlamındaki öbek fiil biçimiyle tamamlayın: Elena was ____ by too many responsibilities.

Cevabı göster

weighed down

The weight of the atmosphere and also atmospheric pressure nearly quadruples,

6:18

Atmosferin ağırlığı ve ayrıca atmosferik basınç neredeyse dört katına çıkar,

which is a bad thing if you like living. Ton ve niyet

6:23

ki yaşamayı seviyorsanız bu kötü bir şeydir.

Ton ve niyet

which is a bad thing if you like living. ifadesindeki kuru mizah

if you like living şeklindeki if yan cümlesi, neredeyse herkes için açıkça geçerli olan bir koşul belirtir. Konuşmacı insanları yaşamayı sevenler ve sevmeyenler diye ciddi biçimde ayırmıyor. Cümle, ölümcül olabilecek bir sonucu yalnızca a bad thing diye anlatarak hafifseme ve kuru mizah kullanır. Benzer cümlelerde açıkça gereksiz bir koşul, sonucun kesinlikle tehlikeli veya istenmeyen bir şey olduğunu gösterebilir.

Alıştırma

"The brakes have failed, which is bad news if you like stopping," cümlesinde if you like stopping ne anlatır?

  1. Bozuk frenler düşük hızda tamamen zararsızdır.
  2. Tehlike açıktır ve konuşmacı kuru bir şaka yapıyor.
  3. Konuşmacı yalnızca bazı sürücülerin durmak istediğine ciddi biçimde inanıyor.
Cevabı göster

Tehlike açıktır ve konuşmacı kuru bir şaka yapıyor.

On its own, this won't kill you. Kalıp ifadeler

6:25

Kendi başına, bu sizi öldürmez.

Kalıp ifadeler

On its own, yani «ayrı değerlendirildiğinde»

On its own, «tek başına» veya «diğer etkenlerden ayrı düşünüldüğünde» anlamına gelir. Burada artan atmosfer basıncını diğer etkilerden ayırır ve yalnızca bu etkinin ölümcül olmayacağını söyler. İfade, basıncın gönüllü olarak hareket ettiği veya kendi iradesine sahip olduğu anlamına gelmez. Bir nedeni, etkiyi, nesneyi ya da sorunu daha büyük bir birleşimden ayırırken bu yapıyı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve «diğer etkenlerden ayrı düşünüldüğünde» anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____, this small leak is not dangerous.

Cevabı göster

On its own

Scuba divers can comfortably breathe air at these pressures for a while,

6:27

Tüplü dalgıçlar bir süre bu basınçlarda havayı rahatça soluyabilirler,

but unfortunately squeezing the atmosphere this much

6:30

ama ne yazık ki atmosferi bu kadar sıkıştırmak

raises its temperature to 150 degrees Celsius,

6:33

sıcaklığını 150 santigrat dereceye yükseltir,

which is like the insides of an oven.

6:36

ki bu bir fırının içi gibidir.

The entire Earth's surface bakes,

6:39

Tüm Dünya yüzeyi pişer,

roasting anything and everything. Kalıp ifadeler

6:41

her şeyi ve herkesi kızartır.

Kalıp ifadeler

Anything and everything: eksiksiz kapsam vurgusu

Bu cümlede anything and everything, “mümkün olan her şey, hiçbir istisna olmadan” anlamına gelir. İki sözcük ayrı grupları belirtmez; birlikte kullanılmaları kapsamın bütünü içerdiğini güçlü biçimde vurgular. Anything, “hangi şey olursa olsun” fikrini verirken everything bütün küme fikrini ekler. Tek başına everything, konuşanın dramatik vurgusu için yeterince güçlü olmadığında bu ikiliyi kullanabilirsin.

Alıştırma

“Mümkün olan her şey, hiçbir istisna olmadan” anlamındaki kalıplaşmış vurgu ifadesini tamamla: The storage room contained ____.

Cevabı göster

anything and everything

There is no escape.

6:43

Kaçış yok.

Gold may be a metal,

6:45

Altın bir metal olabilir,

but it's about three times weaker than steel

6:46

ama çelikten yaklaşık üç kat daha zayıftır

and also very malleable,

6:49

ve ayrıca çok dövülebilirdir,

which makes it very bad mountain material. Dilbilgisi

6:50

bu da onu çok kötü bir dağ malzemesi yapar.

Dilbilgisi

Makes it very bad mountain material: make + nesne + isim tümleci

Burada make, “üretmek” anlamına gelmez. Daha önce belirtilen özellikler, it ile ifade edilen altının very bad mountain material olarak değerlendirilmesine yol açar. Kalıp make + nesne + isim öbeği tümlecidir: makes + it + very bad mountain material. Sondaki isim öbeği nesneyi yeniden adlandırır veya sınıflandırır. Material burada sayılamayan isim olarak kullanıldığı için önünde a yoktur; tekil sayılabilen bir isimse makes her a good leader örneğindeki gibi genellikle a/an gerekir.

Alıştırma

Hangi cümlede make, “birinin bir şey olmasına veya öyle sayılmasına neden olmak” anlamında ve nesne tümleci olarak bir isim öbeğiyle kullanılmıştır?

  1. She makes a new training plan every month.
  2. Her calm leadership makes her a great coach.
  3. The good news makes her very happy.
Cevabı göster

Her calm leadership makes her a great coach.

The tallest mountains that can be supported are now only about 2 km high,

6:53

Artık desteklenebilecek en yüksek dağlar sadece yaklaşık 2 km yüksekliğindedir,

so whole ranges compress as their own weight basically crushes their base.

6:57

bu nedenle tüm sıradağlar kendi ağırlıkları tabanlarını ezdiği için sıkışır.

It's hard to say what happens here.

7:02

Burada ne olduğunu söylemek zor.

We're probably in for giant earthquakes and landslides Kalıp ifadeler

7:04

Gezegen yeni bir şekle sıkıştırılırken

as the planet is squeezed into a new shape.

7:07

muhtemelen dev depremler ve toprak kaymalarıyla karşı karşıyayız.

Kalıp ifadeler

Beklenen bir deneyim için “be in for”

Be in for, “yakında bir şeyi yaşaması veya bir şeyle karşılaşması muhtemel olmak” demektir. Burada belirtiler dev depremler ile toprak kaymalarının muhtemel bir sonuç olduğunu gösterirken probably sözü tahmini kesin olmaktan çıkarır. Yapı be + in for + isim öbeğidir: We are in for trouble. Olayı çoğu zaman kişinin özgürce seçtiği bir şey olarak değil, başına gelmek üzere olan bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi nottaki “yaşaması muhtemel olmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The wind is getting stronger, so we may be ____ a rough night.

Cevabı göster

in for

And it's not just mountain ranges,

7:10

Ve sadece sıradağlar değil,

the differences between the continents and the ocean floor level out, Öbek fiiller

7:11

kıtalar ve okyanus tabanı arasındaki farklar eşitlenir,

Öbek fiiller

Eşit veya istikrarlı hâle gelmek için “level out”

Level out, “daha düz, daha eşit veya daha istikrarlı hâle gelmek” demektir. Altyazıda kıtalarla okyanus tabanı arasındaki yükseklik farkı yavaş yavaş ortadan kalkar ve iki yüzey aynı seviyeye yaklaşır. Özne, değişen şeydir: differences level out, prices level out veya a road levels out. Bu değişim genellikle daha önceki bir engebelilik, yükselip alçalma veya hızlı hareket döneminden sonra gerçekleşir.

Alıştırma

Hangi cümlede level out, “daha düz veya eşit hâle gelmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. The rough ground begins to level out near the lake.
  2. Leo hopes to level up before the next game.
  3. I need to level with you about the broken window.
Cevabı göster

The rough ground begins to level out near the lake.

causing the ocean basins to overflow,

7:15

okyanus havzalarının taşmasına neden olarak

sending massive tidal waves over the Earth's surface.

7:17

Dünya yüzeyine devasa gelgit dalgaları gönderir.

What remains is a planet made of gold, Dilbilgisi

7:21

Geriye kalan, 3 km derinliğinde bir okyanusla tamamen kaplanmış,

Dilbilgisi

Özne yan cümlesi olarak What remains is ...

Burada What remains, “hâlâ geride kalan şey” demektir. What, öncülünün anlamını kendi içinde taşıyan birleşik bir ilgi sözcüğüdür: what remains, the thing that remains ile eşdeğerdir. Bu nedenle What remains, is fiilinin öznesi olan tam bir isim yan cümleciğidir. What remains is + isim öbeği veya betimleme kalıbı, diğer her şey kaldırıldıktan, değiştirildikten ya da sona erdikten sonraki nihai sonucu sunar. Bu bir bildirme cümlesidir; doğrudan soru olan What remains? değildir.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak What remains is hedef yapısıyla tamamlayın. After the flood, ____ a muddy field.

Cevabı göster

what remains is

entirely covered by an ocean 3 km deep,

7:23

altından yapılmış bir gezegen,

a super hot atmosphere,

7:26

süper sıcak bir atmosfer

and a lot of dead people.

7:28

ve bir sürü ölü insandır.

Hmm, okay.

7:32

Hmm, tamam.

There may be a lesson to take away here, Kalıp ifadeler

7:33

Buradan çıkarılacak bir ders olabilir,

Kalıp ifadeler

A lesson to take away: hatırlanacak bir çıkarım

a lesson to take away ifadesinde lesson, bir deneyimden öğrenilen ders veya çıkarım anlamına gelir; take away ise bu çıkarımı hatırlayıp geleceğe taşımak demektir. to take away mastar yapısı lesson sözcüğünü niteler ve durumdan elde edilebilecek bir şeyi belirtir. Bu ifade çoğu zaman bir sonuç veya yararlı mesaj sunar. Anlamı mecazidir; fiziksel bir ders ya da nesne ortadan kaldırılmaz.

Alıştırma

Cümleyi hatırlanmaya değer bir çıkarımı ifade eden hedef söz öbeğiyle tamamlayın. After our failed experiment, there is one ____: test the battery first.

Cevabı göster

lesson to take away

but we're not sure what it is.

7:35

ama ne olduğundan emin değiliz.

We did all the math, though. Kalıp ifadeler

7:37

Yine de tüm hesaplamaları yaptık.

Kalıp ifadeler

did all the math: bütün hesaplamaları yapmak

Bu cümlede did all the math, konuşulan fikir için gereken bütün hesaplamaların tamamlandığı anlamına gelir. All, yalnızca hızlı bir tahmin yapılmadığını, çalışmanın eksiksiz olduğunu vurgular. Temel kalıp do the math şeklindedir ve do zamana göre do, did veya done olur. Gerçek sayısal hesaplamaları ya da bilinen gerçeklerden mantıklı bir sonuca ulaşmayı anlatabilir; anlamı bağlam belirler. Burada gerçek hesaplamalardan söz ediliyor.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve gerekli bütün hesaplamaların tamamlandığını belirten tam ifadeyle tamamlayın: Before ordering the materials, we ____ to make sure the budget was enough.

Cevabı göster

did all the math

It's in our sources document

7:39

Eğer göz atmak isterseniz

if you want to take a look. Kalıp ifadeler

7:40

kaynaklar belgemizde mevcut.

Kalıp ifadeler

take a look: göz atmak

Take a look, bir şeye bakmak, onu kontrol etmek veya kısaca incelemek anlamına gelen kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Burada konuşan kişi, dinleyiciye kaynaklar belgesini açıp inceleme fırsatı sunuyor; if you want bunun isteğe bağlı olduğunu gösteriyor. Nesneyi açıkça söylediğinizde take a look at + isim yapısını kullanın; örneğin take a look at the chart. Nesne zaten anlaşılıyorsa at olmadan take a look denebilir. Buradaki take, bir şeyi alıp götürmek veya taşımak anlamına gelmez.

Alıştırma

Gerekli edatı da kullanarak isteği bu dersteki tam ifadeyle tamamlayın: Could you ____ my spelling before I submit the form?

Cevabı göster

take a look at

If you learned anything in this video,

7:42

Bu videodan bir şey öğrendiyseniz,

let us know what it was.

7:44

ne olduğunu bize bildirin.

So, as you might know, Anlatım akışı

7:46

Belki bildiğiniz gibi,

Anlatım akışı

as you might know: olası ortak arka plan bilgisini sunma

As you might know, sonraki bilgiyi dinleyicinin zaten biliyor olabileceği bir şey olarak sunar. might bu varsayımı belirsiz ve kibar hâle getirir: konuşmacı, dinleyicinin bunu kesinlikle bildiğini iddia etmez. Cümlenin başında kullanıldığında, arka plan bilgisine veya yeni bir konuya yumuşak geçiş yapıldığını göstererek bilgiyi düzenler. Dinleyicinin bilgisini sınamak yerine ana noktadan önce kısa bir köprü kurar.

Alıştırma

Kibar bir hatırlatma yapmak için might içeren ifadeyi aynen kullanın: ____, the library closes at six today.

Cevabı göster

As you might know

the things we sell in our shop

7:48

mağazamızda sattığımız şeyler

are the reason we're able to publish videos for free.

7:49

videoları ücretsiz olarak yayınlayabilmemizin nedenidir.

But it's way more than that for us. Kelime

7:52

Ancak bizim için bundan çok daha fazlası.

Kelime

way more than that: sınırlı bir tanımı güçlü biçimde reddetme

Burada way, more sözcüğünü güçlendiren günlük ve samimi bir derece zarfıdır. Way more than that, az önce söylenen tanımdan çok veya çok daha fazla anlamına gelir; way burada yol ya da yöntem demek değildir. Bu ifade, gereğinden dar bir düşünceyi düzeltir. That önceki tanıma gönderme yapar ve konuşmacı, konunun bu tanımın gösterdiğinden daha büyük bir değere, anlama veya kapsama sahip olduğunu söyler.

Alıştırma

Biri bir toplum kulübünün yalnızca oyun oynadığını söylüyor. Dersteki güçlü ve günlük ifadeyle yanıtı tamamlayın: No, it is ____.

Cevabı göster

way more than that

Here's a short story and a making-of. Kelime

7:54

İşte kısa bir hikaye ve bir kamera arkası.

Kelime

Sayılabilir bir medya ismi olarak a making-of

Burada a making-of, yaratıcı bir eserin nasıl üretildiğini gösteren video, yazı veya başka bir içeriği belirten sayılabilir bir isimdir. a tanımlığı, bunun tek bir kamera arkası içeriği olduğunu gösterir. Kısa çizgiler tüm ifadeyi bir medya etiketi hâline getirir. Bu, arkasından eserin adının gelmesi gereken eksik making of ifadesi değildir.

Alıştırma

Cümleyi, tanımlığıyla birlikte sayılabilir medya etiketi making-of ile tamamlayın: The bonus menu has interviews, deleted scenes, and ____ about the costume design.

Cevabı göster

a making-of

A while ago, we posted this image on social media

7:57

Bir süre önce bu resmi sosyal medyada

just to post something nice-looking.

8:00

sadece güzel görünen bir şey yayınlamak için paylaştık.

Immediately, a lot of people were quite upset about it

8:03

Hemen, birçok insan buna oldukça üzüldü

because it was wrong

8:06

çünkü yanlıştı

and you guys take what we put out that seriously. Öbek fiiller

8:07

ve sizler yayınladığımız şeyleri o kadar ciddiye alıyorsunuz ki.

Öbek fiiller

Yayımlamak veya sunmak anlamındaki put out

what we put out ifadesindeki put out; içerik yayımlamak, piyasaya sürmek veya başka bir yolla içeriği halka sunmak anlamına gelir. What we put out, “yayımladığımız içerik” demektir. Bu anlamı nesne ve bağlam belirler. Nesne bir kanalın halka sunduğu içerik olduğu için put out burada söndürmek veya bir şeyi dışarı koymak anlamına gelmez.

Alıştırma

The team puts out a safety update every month. cümlesinde puts out ne anlama gelir?

  1. onu halka yayımlar veya sunar
  2. başka birine zahmet verir
  3. bir alevi söndürür
Cevabı göster

onu halka yayımlar veya sunar

So, we deleted it

8:10

Bu yüzden onu sildik

and contacted experts to make something new and better.

8:12

ve yeni ve daha iyi bir şey yapmak için uzmanlarla iletişime geçtik.

We spent hundreds of hours on research and illustration Kalıp ifadeler

8:16

Araştırma ve illüstrasyon için yüzlerce saat harcadık

Kalıp ifadeler

spend + süre + on + isim yapısı

Spend + bir zaman miktarı + on + isim öbeği yapısı, o zamanı bir etkinliğe, göreve veya projeye ayırmak anlamına gelir. Burada spent, spend fiilinin geçmiş zaman biçimidir; hundreds of hours zaman miktarını belirtir ve on yapılan işi tanıtır: research and illustration. Nesne hours olduğu için spend burada para değil, zaman harcamayı anlatır. Hundreds of hours kesin bir sayıdan çok, yaklaşık ve çok büyük bir miktarı vurgular.

Alıştırma

Bir ekibin ayırdığı zamanı spend + time + on + a noun yapısıyla doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The team spent hundreds of hours for research.
  2. The team spent hundreds of hours at research.
  3. The team spent hundreds of hours on research.
Cevabı göster

The team spent hundreds of hours on research.

and created this new extensive map of evolution,

8:19

ve daha önce var olmayan,

a new visualization of the relationships between living things

8:23

canlılar arasındaki ilişkilerin yeni bir görselleştirmesi olan

that didn't exist before.

8:27

bu yeni kapsamlı evrim haritasını yarattık.

And while this was obviously a lot of work and stress,

8:29

Ve bu açıkça çok fazla iş ve stres olsa da,

it sort of exemplifies why working on this channel is so satisfying, Ton ve niyet

8:32

bu kanalda çalışmanın neden bu kadar tatmin edici olduğunu bir nevi örneklendiriyor,

Ton ve niyet

Konuşmada yumuşatıcı olarak sort of

Burada sort of, exemplifies fiilinden önce gelir ve iddiayı yumuşatır. Konuşan kişi “bir bakıma” veya “bir ölçüde” demek ister: Bu deneyim işin neden tatmin edici olduğunu gösterir, ancak bu açıklamanın kusursuz biçimde kesin olduğunu ileri sürmez. Bu yumuşatıcı, gerçek bir yargı belirtirken daha az kesin veya kategorik duyulmayı sağlar.

Alıştırma

“This sort of explains the delay,” İngilizce cümlesinde sort of ne yapar?

  1. delay sözcüğünün bir explanation türü olduğunu söyler.
  2. explains fiilini geçmiş zamana dönüştürür.
  3. explains fiilini yumuşatarak “bir bakıma veya bir ölçüde açıklıyor” anlamını verir.
Cevabı göster

explains fiilini yumuşatarak “bir bakıma veya bir ölçüde açıklıyor” anlamını verir.

because you people care

8:36

çünkü siz umursuyorsunuz

and this makes us work harder and learn things we didn't know before.

8:38

ve bu bizim daha çok çalışmamızı ve daha önce bilmediğimiz şeyleri öğrenmemizi sağlıyor.

So, thank you for supporting our crazy ideas

8:43

Bu yüzden, çılgın fikirlerimizi

and our sometimes crazy merch.

8:46

ve bazen çılgın olan ürünlerimizi desteklediğiniz için teşekkür ederiz.

Because of you,

8:49

Sizin sayenizde,

we can continue to release our videos for free for everyone

8:50

videolarımızı herkes için ücretsiz olarak yayınlamaya

and drop hundreds of hours into new concepts. Kalıp ifadeler

8:53

ve yeni konseptlere yüzlerce saat harcamaya devam edebiliyoruz.

Kalıp ifadeler

drop hundreds of hours into: büyük bir zaman yatırımını gündelik biçimde anlatmak

Bu cümlede drop hundreds of hours into, bir şeyi geliştirmek için çok büyük miktarda zaman ve emek ayırmak demektir. Buradaki drop, zamanı çöpe atmak anlamına gelmez; zamanı tek ve büyük bir yatırım gibi gösterir. Buradaki kalıp drop + süre miktarı + into + proje ya da etkinlik şeklindedir. Gündelik ve vurgulu olduğu için projenin ne kadar çok çalışma gerektirdiğini öne çıkarır.

Alıştırma

Hangi cümlede drop + süre miktarı + into, büyük miktarda zaman ayırmak anlamında kullanılmıştır?

  1. We dropped by the community center and stayed for several hours.
  2. We dropped hundreds of hours into rebuilding the community website.
  3. We dropped the community website after spending hundreds of hours on it.
Cevabı göster

We dropped hundreds of hours into rebuilding the community website.

We are super grateful for that.

8:57

Bunun için minnettarız.

You can check out the new evolution poster,

8:59

Mağazamızda sevgiyle yapılmış

among many other things,

9:01

birçok başka şeyin yanı sıra

made with love in our shop. Kalıp ifadeler

9:02

yeni evrim posterine göz atabilirsiniz.

Kalıp ifadeler

made with love: bir malzeme değil, özen göstergesi

Made with love, ürünü yapan kişinin özen, dikkat ve sıcak duygularla çalıştığını anlatır. With sözcüğünden sonra gelen love fiziksel bir malzeme değildir. Bir ürün açıklamasında bu ifade, üreticinin tutumuyla ilgili duygusal bir mesaj ekler. Yiyecekleri, el işi ürünleri, hediyeleri veya küçük mağaza ürünlerini daha kişisel ve özenli gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle sıcak bir ürün açıklamasında made with love ifadesini doğal biçimde kullanıyor?

  1. Love is one of the physical materials in this metal chair.
  2. The engineering report lists the bridge as made with love.
  3. The family bakery says every loaf is made with love.
Cevabı göster

The family bakery says every loaf is made with love.