İnsanlardan Vazgeçme Kapasitesi: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
824 kelime 157 kel/dk

Video özeti: Çocukluk bağımlılığı zalimliği mazur göstermeyi, kendini suçlamayı ve değişim beklemeyi öğretebilir; öz saygı ayrılmayı gerektirebilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "throw in the towel" — Deyimler ve mecazlı ifadeler: boksta havlu atmanın pes etmek olduğunu ve başlangıçta ısrarı kahramanca gösterdiğini anlayın. 2. "Whatever the lack of outward evidence," — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: whatever ile ad öbeği kullanıp karşıt kanıtı kabul ederken ana iddiayı koruyun. 3. "walk away." — Öbek fiiller: bunu yalnız yürüyerek uzaklaşmak değil, bir ilişki, anlaşma veya çatışmayı bilinçli biçimde bitirmek olarak anlayıp sınır koyun.

Bu derste

For noble and very understandable reasons,

0:04

Asil ve çok anlaşılır nedenlerden dolayı,

we've come to associate maturity and kindness with a capacity not Kalıp ifadeler

0:07

olgunluğu ve nezaketi, insanlardan vazgeçmeme kapasitesiyle

to give up on people. Öbek fiiller

0:12

ilişkilendirmeye başladık.

Kalıp ifadeler

come to associate: zaman içinde gelişen bir çağrışım

come to associate X with Y yapısında come to + fiil, zaman içinde gelişen bir değişimi gösterir. Konuşan kişi, insanların bu düşünceler arasında zihinsel bağı yavaş yavaş kurduğunu anlatır; bu düşünceleri bir anda ve bilinçli olarak ilişkilendirmeye karar verdiklerini söylemez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp come to associate X with Y şeklindedir. Deneyim, tekrar veya anlayıştaki bir değişimin nasıl bir çağrışım oluşturduğunu anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi come to associate ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years in the city, I ____ the evening whistle with the train ride home.

Cevabı göster

came to associate

Öbek fiiller

give up on: birine inanmayı veya onu desteklemeyi bırakmak

give up on someone ifadesinde on, artık umut, güven, destek veya sürekli çaba göstermediğiniz kişiyi belirtir. Burada not giving up on people, insanlara inanmaya veya onlarla ilgili çaba göstermeye devam etmek anlamına gelir. Bu ifade otomatik olarak o kişiden nefret etmek veya onu cezalandırmak anlamına gelmez. Daha fazla umut beslemenin veya çaba göstermenin artık değmeyeceğine karar vermeyi anlatır.

Alıştırma

Antrenörün takıma inanmaktan vazgeçmediği anlamına gelen ifadeyi seçin: Even after three losses, the coach refused to ____ the team.

  1. give up
  2. give in to
  3. give up on
Cevabı göster

give up on

Our heroes and heroines keep faith with those they love. Deyimler

0:14

Kahramanlarımız, sevdiklerine olan inançlarını korurlar.

Deyimler

keep faith with: sadık kalmak ve güveni boşa çıkarmamak

Bu cümlede keep faith with, “birine sadık kalmak ve o kişiye karşı üstlenilen sorumluluğu yerine getirmek” anlamına gelir. Kahramanlar sevdikleri insanların yanında durmayı sürdürür. Buradaki faith, güven ve sadakati ifade eder; mutlaka dinle ilgili değildir. Yapı keep faith with + kişi, grup, ilke veya taahhüt şeklindedir. Özellikle bunu yapmak zor olduğunda, bir bağı ya da yükümlülüğü zaman içinde korumayı vurgular.

Alıştırma

“Birine sadık kalmak ve taahhüdünü yerine getirmek” anlamındaki resmî üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even during the crisis, the leader chose to ____ the people who trusted her.

Cevabı göster

keep faith with

They don't throw in the towel when trouble rears its head. Deyimler

0:17

Sorunlar baş gösterdiğinde havlu atmazlar.

Deyimler

throw in the towel: yenilgiyi kabul edip pes etmek

Throw in the towel, “yenilgiyi kabul edip denemeyi bırakmak” anlamına gelen bir deyimdir. Olumsuz biçimi olan don't throw in the towel, sorunlara rağmen devam eden birini takdir eder. Bu görüntü bokstan gelir. Bir boksörün köşesi, teslim olunduğunu belirtmek için ringe havlu atabilir. Boks dışında gerçek bir havlu ya da atma eylemi söz konusu değildir; ifadenin tamamı give up gibi işlev görür.

Alıştırma

Cümleyi “yenilgiyi kabul edip denemeyi bırakmak” anlamındaki dört sözcüklü deyimle tamamlayın: After three failed prototypes, the team still refused to ____.

Cevabı göster

throw in the towel

Deyimler

“trouble rears its head”: istenmeyen bir sorun ortaya çıkar

Burada trouble rears its head, bir sıkıntının ortaya çıkması veya istenmeyen bir sorun olarak fark edilir hâle gelmesi demektir. Cümle, trouble sözcüğünü başını kaldırıp görünür olan bir canlı gibi kişileştirir. something rears its head kalıbında özne genellikle bir sorun, tehlike, korku, çatışma veya başka bir olumsuz etkendir. Buradaki rear, “kaldırmak” anlamında bir fiildir; “arka kısım” anlamındaki rear ismi ya da “çocuk yetiştirmek” anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

“İstenmeyen bir sorun olarak ortaya çıkar” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Whenever doubt ____, the team checks the evidence again.

Cevabı göster

rears its head

They put up with the hardships and friction. Öbek fiiller

0:21

Zorluklara ve sürtüşmelere katlanırlar.

Öbek fiiller

“put up with”: hoş olmayan bir şeye katlanmak

Put up with, “hoş olmayan birine veya bir şeye katlanmak ya da tahammül etmek” anlamına gelen üç sözcüklü bir öbek fiildir. Bu cümlede zorlukların ve sürtüşmelerin kendilerini vazgeçirmesine izin vermeden bunlara katlanırlar. Put up with ifadesini tek bir birim olarak ele alın. Buradaki anlamı, “asmak” veya “inşa etmek” anlamlarına gelebilen put up ile with sözcüğünün ayrı anlamlarından çıkarılamaz.

Alıştırma

“Tahammül etmek” anlamındaki üç sözcüklü fiille cümleyi tamamlayın: Maya refuses to ____ rude comments at work.

Cevabı göster

put up with

Running away is disloyalty.

0:23

Kaçmak sadakatsizliktir.

Many things are dispensable, Anlatım akışı

0:26

Birçok şey vazgeçilebilirdir,

people shouldn't be.

0:28

ama insanlar öyle olmamalıdır.

Anlatım akışı

Many things are dispensable, people shouldn't be: paralel karşıtlık ve eksilti

Cümle, Many things are dispensable ile people shouldn't be arasında paralel bir karşıtlık kurar. things ve people ögelerinin eş konumlara yerleştirilmesi, değer yargısını doğrudan ve güçlü kılar. shouldn't be ifadesinden sonra dispensable tekrarlanmaz, anlaşılır. should bir fiil gerektirdiği için be kalır; düşürülen sıfat ilk cümlecikten tamamlanır. Bu kısa eksilti cümleye özdeyiş benzeri bir ritim verir.

Alıştırma

Paralel karşıtlığı should not ifadesinin kısaltılmış biçimi ve doğal eksiltiyle tamamlayın: Equipment can be replaceable; people ____.

Cevabı göster

shouldn't be

But this broad and generous truth Anlatım akışı

0:30

Fakat bu geniş ve cömert gerçek,

can be in danger of missing out on an important caveat,

0:32

önemli bir uyarıyı gözden kaçırma tehlikesi taşıyabilir;

Anlatım akışı

But ... missing out on an important caveat: geniş bir iddiayı sınırlama

But, geniş ve cömert gerçeği reddetmez. Önceki ilkenin çekiciliğini kabul etmekten onu sınırlamaya doğru bir dönüşü işaret eder; böylece sav, tutumu basitçe tersine çevirmek yerine daha kesin hâle gelir. Caveat, genel bir iddiaya eklenen uyarı, koşul veya sınırlamadır. Missing out on an important caveat, önemli bir sınırı dâhil etmemek anlamına gelir; ifade, okuru bu sınırın birazdan açıklanmasına hazırlar.

Alıştırma

“But this broad and generous truth can be in danger of missing out on an important caveat” ifadesinin sav içindeki işlevi nedir?

  1. Önceki ilkeyi kabul eder ancak hâlâ önemli bir sınır eklenmesi gerektiğini belirtir.
  2. Önceki ilkeyi tamamen yanlış olduğu gerekçesiyle reddeder.
  3. Önceki ilke hakkında yorum yapmadan konuyu değiştirir.
Cevabı göster

Önceki ilkeyi kabul eder ancak hâlâ önemli bir sınır eklenmesi gerektiğini belirtir.

that health and maturity may also require,

0:36

ki bu sağlık ve olgunluk da gerektirebilir,

at points,

0:39

bazı noktalarda,

a subtle capacity to give up on one or two people,

0:40

bir veya iki kişiden vazgeçebilmek gibi ince bir kapasiteyi,

not always and indefinitely to keep giving them the benefit of the doubt, Notlar

0:45

onlara her zaman ve süresiz olarak şüphe avantajı sağlamamayı,

Deyimler

Kanıtlar belirsizken give someone the benefit of the doubt kullanımı

give someone the benefit of the doubt ifadesinde, gerçekler ne olduğunu veya kişinin ne amaçladığını açıkça kanıtlamadığında kişi lehine olan yorumu seçersiniz. Benefit gerçek anlamda verilen bir çıkar değildir; ifade bir bütün olarak olumsuz bir yargıyı şimdilik ertelemek anlamına gelir. Burada not always and indefinitely bu iyi niyeti sınırlar. Konuşan kişi her makul ve olumlu yorumu reddetmez; tekrarlanan kanıtların, olumlu yorumu sonsuza kadar sürdürmeyi mantıksız hâle getirebileceğini söyler.

Alıştırma

'Gerçekler belirsiz olduğu için daha iyi niyetli açıklamayı seçmek' anlamındaki ifadeyi tamamlayın: With no proof either way, I decided to ____.

Cevabı göster

give her the benefit of the doubt

not invariably to forgive them one more time,

0:49

onları her zaman bir kez daha affetmemeyi,

not relentlessly to imagine the nice things they might really really have meant

0:52

aslında ne demek istediklerine dair o güzel şeyleri durmaksızın hayal etmemeyi

beneath the thoughtless and unkind things they actually did and said.

0:56

aslında yaptıkları ve söyledikleri düşüncesiz ve kaba şeylerin ardında.

Anlatım akışı

Paralel sınırlar olarak not always and indefinitely ... not invariably ... not relentlessly

Vurgulanan üç ifade cümlenin paralel bölümlerini başlatır: not always and indefinitely to keep giving, not invariably to forgive ve not relentlessly to imagine. not sözcüğünün bir zarfla birlikte tekrarlanması uzun cümleye belirgin bir ritim verir ve sınırları art arda ekler. Olumsuzluğun kapsamı sınırlıdır: bu davranışları istisnasız veya durmadan yapmayı reddeder. Birine asla şüpheden yararlanma payı tanımamak, asla affetmemek veya asla daha iyi niyetli bir yorum aramamak anlamına gelmez. Böylece konuşan kişi tümden reddetmek yerine sınırlar koymayı savunur.

Alıştırma

Tekrarlanan not always, not invariably ve not relentlessly ifadelerini en iyi hangi açıklama tanımlar?

  1. İyilik ve affetmenin hiçbir zaman gerçekleşmemesi gerektiğini söylerler.
  2. Sınırsız tekrarı reddeder, ancak bu davranışların bazen yapılmasına yer bırakırlar.
  3. Ortak yapısı olmayan, birbiriyle ilgisiz üç olayı anlatırlar.
Cevabı göster

Sınırsız tekrarı reddeder, ancak bu davranışların bazen yapılmasına yer bırakırlar.

We might need occasionally to despair of someone

1:02

Kendimize olan inancımızı korumanın bedeli olarak

as the price to pay for keeping faith with ourselves. Deyimler

1:05

ara sıra birinden umudumuzu kesmemiz gerekebilir.

Deyimler

the price to pay for keeping faith with ourselves: kendimize sadık kalmanın bedeli

The price to pay for X, X'i yapmak veya korumak için kabul edilmesi gereken zor sonucu ifade eder. Buradaki price mecazidir; para söz konusu değildir. Keeping faith with ourselves, dürüst ihtiyaçlarımıza, yargımıza ve sınırlarımıza ihanet etmek yerine bunlara sadık kalmak demektir. İfade bir bütün olarak, kendimize sadık kalmak için acı verici bir sonucu kabul etmemiz gerekebileceğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifadeyi en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. kendimize daha çok güvenmek için gereken para
  2. kendi ihtiyaçlarımıza ve sınırlarımıza sadık kalmanın zor sonucu
  3. başka birine güvendiğimiz için aldığımız ödül
Cevabı göster

kendi ihtiyaçlarımıza ve sınırlarımıza sadık kalmanın zor sonucu

It's in the lives of children that we see this inability to give up on someone Dilbilgisi

1:10

Birinden vazgeçememe durumunun

take on its starkest and most regrettable forms.

1:14

en çarpıcı ve en üzücü biçimlerini çocukların yaşamlarında görürüz.

Dilbilgisi

It's in the lives of children that ...: mekânı odağa yerleştirmek

It's in the lives of children that ... bir it-cleft, yani it ile kurulan vurgulu bölünmüş yapıdır: It is/was + odaklanan öge + that + mesajın geri kalanı. Odaklanan öge in the lives of children olduğu için cümle, bu eğilimin en çarpıcı ve üzücü biçimleriyle nerede ortaya çıktığını vurgular. Burada it herhangi bir şeyi belirtmez. that sonrasında take on fiilinin öznesi this inability to give up on someone ifadesidir; yani bu vazgeçememe durumu söz konusu biçimleri alır. Daha nötr bir sürüm We see this inability to give up on someone take on its starkest and most regrettable forms in the lives of children olurdu ve mekâna daha az vurgu yapardı.

Alıştırma

Yeri vurgulamak için cümleyi it-cleft yapısıyla tamamlayın: It ____ in the school library ____ Maya found the missing notebook.

Cevabı göster

was · that

By their nature and circumstance,

1:18

Doğaları ve koşulları gereği çocuklar,

children can't give up on those entrusted with looking after them Kalıp ifadeler

1:20

kendilerine bakmakla görevlendirilen kişilerden,

if and when the latter are disappointing or cruel. Kalıp ifadeler

1:24

bu kişiler hayal kırıklığı yaratsa veya acımasız olsa bile vazgeçemezler.

Kalıp ifadeler

Be entrusted with looking after someone: birine bakmakla görevlendirilmek

Bu cümlede entrusted with looking after them, those who are entrusted with looking after them edilgen ilgi cümleciğinin kısaltılmış hâlidir. Çocuklara bakma sorumluluğu verilmiş yetişkinleri belirtir; çocukların bu kişilere şahsen güvenip güvenmediğini anlatmaz. Be entrusted with doing something, bir görevin sorumluluğunun birine resmî olarak verilmesi demektir. Look after, birine bakmak veya onunla ilgilenmek anlamına gelir. Kullanılabilir kalıp be entrusted with + isim ya da -ing biçimidir: entrusted with the children veya entrusted with looking after them.

Alıştırma

entrusted sonrasında gereken edatı yazarak cümleyi tamamlayın: Jordan was entrusted ____ organizing the safety files.

Cevabı göster

with

Kalıp ifadeler

If and when: belirsizlik ve zaman

If and when, bir koşulu zaman bilgisiyle birleştirir. 'Olay gerçekleşirse, gerçekleştiği anda' anlamına gelir; dolayısıyla konuşan kişi olayın kesin olduğunu varsaymaz. Burada çocuklara bakan kişiler hayal kırıklığı yaratabilir veya acımasız olabilir, ancak olmayabilirler de. İfade, yalnızca bu olası durumda geçerli olan bilgiyi sunar.

Alıştırma

Makine hiç bozulmayabilir. Hangi cümle bu belirsizliği korurken olası arızanın zamanına da gönderme yapar?

  1. We will call a technician if and when the machine fails.
  2. We will call a technician when the machine fails.
  3. We will call a technician because the machine fails.
Cevabı göster

We will call a technician if and when the machine fails.

Children present us with troubling examples

1:27

Çocuklar, bize aşk sunan biriyle,

of the impulse to keep going at any cost Deyimler

1:29

ne pahasına olursa olsun devam etme dürtüsünün

with a person who offers us love,

1:32

rahatsız edici örneklerini sunarlar,

even when that love is blended with the darkest or most unhealthy elements. Dilbilgisi

1:34

bu aşk, en karanlık veya en sağlıksız unsurlarla harmanlanmış olsa bile.

Deyimler

keep going at any cost: zarara rağmen devam etmek

Bu cümlede keep going, o kişiyle olan bağı sürdürmek; at any cost ise bunun gerektirdiği kayıp veya zarar ne olursa olsun devam etmek anlamına gelir. Cost yalnızca parayla sınırlı değildir; duygusal esenliği, güvenliği, zamanı veya yaşamın başka alanlarını da kapsayabilir. Keep going at any cost bir bütün olarak, sonuçları geri plana atan bir ısrarı anlatır. Buradaki sevgi son derece sağlıksız unsurlar içerdiği için ifade eleştireldir: kişi, devam etmek zarar verse bile ilişkiyi sürdürür. Daha güvenli bir bağlamda aynı sözler son derece güçlü bir kararlılığı övebilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: The project was damaging her health, but she was determined to ____.

Cevabı göster

keep going at any cost

Dilbilgisi

even when ... is blended with ...: ödünleme ve karışmış durum

Even when bir ödünleme durumu getirir: durum gerçek veya tekrarlanan bir şey olarak ele alınır ve normalde sonucu değiştirmesi beklenir, ancak değiştirmez. Even vurgu ekleyerek durumu özellikle şaşırtıcı veya aşırı gösterir. Eylemin nedenini belirtmez. That love is blended with ... karışmış bir durumu anlatmak için edilgen be + blended with yapısını kullanır. Odak sonuçtadır: sevgi ve zararlı nitelikler birlikte bulunur. The darkest elements, en rahatsız edici veya zarar verici yönlerden söz etmenin soyut ve dramatik bir yoludur.

Alıştırma

Cümleyi dersteki yapıların aynısıyla tamamlayın: She stays close ____ the affection ____ control and fear.

Cevabı göster

even when · is blended with

Even when beset by emotional neglect, Kelime

1:39

Duygusal ihmal,

coldness, unreliability, meanness, brusqueness,

1:42

soğukluk, güvenilmezlik, acımasızlık, kabalık,

broken promises to improve, and worse,

1:45

tutulmayan iyileşme sözleri ve daha da kötüsüyle kuşatıldıklarında bile,

Kelime

Beset by: ciddi sorunların sürekli sıkıntısını çekmek

To be beset by, ciddi sorunlar, baskılar veya tehditler yüzünden tekrar tekrar ya da sürekli sıkıntı çekmek demektir. by sonrasındaki uzun liste, sıkıntıya yol açan etkenleri gösterir. Burada beset, kısaltılmış bir edilgen yan cümledeki geçmiş zaman ortacıdır: Even when [children are] beset by.... Basit geçmiş zaman fiili değildir. Bu kalıp be beset by + sorun biçiminde ya da eksik özne ile be biçimi açık olduğunda kısaltılmış bir yan cümlede kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “sürekli sıkıntısını çekmek” anlamındaki resmî, iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The clinic was ____ staff shortages and equipment failures.

Cevabı göster

beset by

children will think some of the following:

1:48

çocuklar aşağıdakilerden bazılarını düşünecektir:

Maybe they will change.

1:52

Belki değişirler.

The child places infinite faith in the capacity of the loved one Kalıp ifadeler

1:54

Çocuk, sevdiği kişinin arzulanan yönde

to evolve in a desired direction.

1:58

evrimleşme kapasitesine sonsuz bir inanç duyar.

Kalıp ifadeler

Places infinite faith in: sınırsız güven duymak

To place faith in someone or something, o kişiye, kuruma, plana veya yeteneğe güvenmek demektir. Infinite, faith sözcüğünü güçlendirir: çocuğun güveninin sınırı yokmuş gibi düşünülür; dolayısıyla ifade son derece güçlü ve belki de gerçekçi olmayan bir güven anlatır. Yapı place + derece belirten niteleyici + faith in + isim öbeği biçimindedir. Bu cümlede in, güvenilen kapasiteyi tanıtır; to evolve in a desired direction ise bu kapasiteden beklenen değişimi açıklar. Buradaki faith güven anlamındadır ve mutlaka dinî bir anlam taşımaz.

Alıştırma

Cümleyi “sınırsız biçimde güvenir” anlamındaki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Nora ____ her brother's ability to recover.

Cevabı göster

places infinite faith in

Whatever the lack of outward evidence, Dilbilgisi

2:00

Dışarıdan bakıldığında hiçbir kanıt olmamasına rağmen,

Dilbilgisi

Dışarıdan görünen kanıt eksikliği ne olursa olsun

Burada Whatever + isim öbeği bir ödünleme anlamı kurar: “dışarıdan görünen kanıt eksikliği ne kadar büyük olursa olsun” ya da “dışarıdan görünen kanıt eksikliğine bakılmaksızın” demektir. Yazar, gözle görülür kanıtın çok az olabileceğini kabul eder; ancak bu, ardından gelen temel yargıyı değiştirmez. Bu kalıpta whatever serbest bir seçim sunmaz. İsim öbeğinin belirttiği engeli bir kenara koyar; böylece ana cümledeki yargı geçerliliğini korur.

Alıştırma

Bu cümlenin başındaki ifade ne anlama gelir? “Whatever the lack of visible support, the proposal deserves a fair hearing.”

  1. Teklif için görünür desteğin herhangi bir eksikliğini seçin.
  2. Görünür destek olmamasına rağmen teklif adil biçimde değerlendirilmelidir.
  3. Teklif yalnızca görünür destek varsa değerlendirilmelidir.
Cevabı göster

Görünür destek olmamasına rağmen teklif adil biçimde değerlendirilmelidir.

the child imagines the caregiver coming to important realizations, Kalıp ifadeler

2:02

çocuk, bakıcısının önemli aydınlanmalar yaşayacağını,

rethinking their position, and seeing the light. Deyimler

2:06

konumunu yeniden değerlendirip gerçeği göreceğini hayal eder.

Kalıp ifadeler

Önemli farkındalıklara ulaşmak

coming to important realizations ifadesindeki come to a realization, “yeni bir anlayışa ulaşmak” demektir. Genellikle anlayış netleşmeden önce düşünme, fark etme veya değerlendirme süreci yaşandığını ima eder. Bu nedenle daha basit olan realize fiiline göre farkındalıktaki değişime daha çok vurgu yapar. Burada coming, imagine someone doing something kalıbının bir parçasıdır: çocuk, bakım veren kişinin bu anlayışlara ulaştığını hayal eder. Bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz ve bu farkındalıklar doğrulanmış gerçekler değil, hayal edilen durumlardır.

Alıştırma

Cümleyi “come to the realization that” ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After reading the report, Maya ____ the schedule was impossible.

Cevabı göster

came to the realization that

Deyimler

Seeing the light: sonunda anlamak

Seeing the light ifadesinde light, anlamanın bir mecazıdır. Çocuk, bakım veren kişinin sonunda gerçeği fark ettiğini, tutumunu yeniden değerlendirdiğini veya daha iyi bir görüşü kabul ettiğini hayal eder; burada gerçek bir ışıktan söz edilmez. Yaygın kalıp see the light biçimindedir. Bu ifade çoğu zaman anlamayı; kafa karışıklığı, inkâr veya dirençten sonra gelen geç bir değişim olarak sunar. Bu nedenle yalnızca bir şeyi fark etmekten veya anlamaktan daha fazlasını ima edebilir.

Alıştırma

“After ignoring the warnings for weeks, Ben finally saw the light,” cümlesinde saw the light ne anlama gelir?

  1. Odanın daha aydınlık olduğunu fark etti.
  2. Sonunda sorunu anlayıp kabul etti.
  3. Sorun hakkında düşünmekten kaçınmaya karar verdi.
Cevabı göster

Sonunda sorunu anlayıp kabul etti.

By a form of magical thinking,

2:09

Sihirli bir düşünce biçimiyle,

the child clings to the idea of the adult Öbek fiiller

2:11

çocuk, yetişkinin kendisini tam da

Öbek fiiller

Clings to the idea: bir inancı bırakmayı reddetmek

Clings to the idea, bir inancı sürdürmek ve onu bırakmaya direnmek anlamına gelir. Cling, cling to a rope gibi ifadelerde fiziksel olarak tutunmayı anlatabilir; ancak idea ile kullanıldığında mecazidir. Bu ifade, özellikle kanıtlar veya koşullar inanca meydan okuduğunda, çoğunlukla duygusal bir ihtiyacı ya da inatçı bir ısrarı ima eder. Yalnızca believes the idea demekten daha güçlü ve daha az nötrdür.

Alıştırma

cling ve idea sözcüklerini doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: Even after new evidence proved her wrong, Mira still ____ that her first guess was right.

Cevabı göster

clings to the idea

being on the cusp of transforming themselves Deyimler

2:13

çocuğun umutsuzca ihtiyaç duyduğu kişiye

into the person they so badly need them to be.

2:16

dönüştürmenin eşiğinde olduğu fikrine sarılır.

Deyimler

on the cusp of: bir değişimin eşiğinde

On the cusp of, önemli bir olayın ya da değişimin hemen öncesindeki noktada olmak demektir. Burada dönüşüm çok yakınmış gibi sunulur; ancak bu, çocuğun umut dolu bakışıdır ve kanıtlanmış bir gerçek değildir. Kalıp be on the cusp of + isim veya -ing biçimidir: on the cusp of change; on the cusp of becoming independent. İfade, bir eşiğin üzerinde durma görüntüsü yaratır.

Alıştırma

Dersi öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: With its final test complete, the company is ____ launching its first electric car.

Cevabı göster

on the cusp of

Maybe the outward behavior is bad,

2:21

Dışarıdan davranışları kötü olabilir,

but inside they're good.

2:23

ama içlerinde iyiler.

Heaven knows the outward stuff may not be pretty. Ton ve niyet

2:25

Dışarıdaki şeylerin hoş olmayabileceğini herkes bilir.

Ton ve niyet

Heaven knows ile güçlü vurgu

Heaven knows, güçlü vurgu ekleyen deyimsel bir yorumdur. Konuşanın bir gerçeği doğru veya apaçık olarak tamamen kabul ettiğini gösterir; burada konuşan, dışarıdan görünen davranışların kötü görünebileceğini kabul eder. Bu sözler, gökyüzünden bir şeyi doğrulamasını isteyen gerçek anlamlı bir talep değildir ve ifade mutlaka dini bir inancı göstermez. Bağlama göre certainly, goodness knows veya everyone can see that ifadelerine yakın olabilir.

Alıştırma

"Heaven knows I tried" cümlesinde Heaven knows ne işe yarar?

  1. Konuşanın çaba gösterdiğini hatırlamadığını belirtir.
  2. Konuşanın gerçekten çaba gösterdiğini güçlü biçimde vurgular.
  3. Konuşanın çaba gösterip göstermediğine gökyüzünün karar vermesini ister.
Cevabı göster

Konuşanın gerçekten çaba gösterdiğini güçlü biçimde vurgular.

There might be shouting, stonewalling, outright beastliness,

2:28

Bağırma, duvar örme, düpedüz canavarlık olabilir,

but the child holds on to the notion that where it counts, Notlar

2:31

ancak çocuk, önemli olan yerde,

the adult is good.

2:34

yetişkinin iyi olduğu düşüncesine tutunur.

Öbek fiiller

Holds on to the notion: bir düşünceye inanmaya devam etmek

Burada holds on to the notion, yetişkinin davranışları çocuğa şüphelenmek için neden verse bile çocuğun bu düşünceye inanmaya devam etmesi anlamına gelir. Nesne soyuttur: çocuk fiziksel olarak bir şeyi kavramaz, zihninde bir inancı korur. Yapı hold on to + isim veya isim öbeğidir. Bu çok sözcüklü fiilde to, hold on to ifadesinin bir parçasıdır; bu nedenle amaçlanan biçim hold on the notion değil, hold on to the notion olur.

Alıştırma

Cümleyi hold on to the notion ifadesinin doğru zaman biçimiyle tamamlayın: Even after the first plan failed, Leo still ____ that the project could succeed.

Cevabı göster

held on to the notion

Deyimler

Where it counts: gerçekten önemli olan yönlerden

Where it counts, 'gerçekten önemli olan alanda veya yönden' anlamına gelen bir deyimdir. Burada dikkati yetişkinin dışarıdan görülen kötü davranışlarından uzaklaştırıp çocuğun belirleyici saydığı iç niteliğe yöneltir. Where fiziksel bir yeri göstermez; counts ise 'önemlidir' veya 'değeri vardır' anlamındadır. İfade çoğunlukla yüzeydeki eksikliklerle en önemli bölümdeki başarıyı karşılaştırır.

Alıştırma

'Gerçekten önemli olan yönlerden' anlamındaki derste geçen deyimle cümleyi tamamlayın: The laptop is not stylish, but it performs ____.

Cevabı göster

where it counts

The fundamental truth about them must be sound.

2:36

Onlar hakkındaki temel gerçek sağlam olmalıdır.

The center of them is sweet, touching, warm, and decent.

2:39

Onların özü tatlı, dokunaklı, sıcak ve düzgündür.

The child may be the butt of the adult's most vicious moods, Deyimler

2:43

Çocuk, yetişkinin en acımasız ruh hallerinin hedefi olabilir,

but they are, through it all, Kalıp ifadeler

2:46

ancak tüm bunlara rağmen,

always also their most devoted and fervent defenders.

2:48

her zaman onların en sadık ve ateşli savunucularıdırlar.

Deyimler

The butt of: düşmanlık veya alayın hedefi

be the butt of something yapısında kişi, bir şeyin başlıca hedefi veya alıcısıdır. Burada yetişkinin acımasız ruh hâlleri çocuğa yöneltilir; dolayısıyla butt bir vücut bölümünü veya nesnenin ucunu anlatmaz. of sonrasındaki isim öbeği, kişiye yöneltilen şeyi belirtir: çoğunlukla şakalar, alay, eleştiri, öfke veya kötü muamele. Bu ifade genellikle aşağılanma veya haksız muamele iması taşır; bu cümlede yalnızca alay edilmekten daha geniş ve ciddi bir anlamı vardır.

Alıştırma

Cümlede the butt of the adult's most vicious moods ne anlama gelir?

  1. Yetişkinin ruh hâlini sakin biçimde iyileştiren kişi
  2. Yetişkinin düşmanca ruh hâllerinin yöneltildiği başlıca kişi
  3. Yetişkinin ruh hâlinin bütün nedenlerini anlayan kişi
Cevabı göster

Yetişkinin düşmanca ruh hâllerinin yöneltildiği başlıca kişi

Kalıp ifadeler

Through it all: zorluklara rağmen devam etmek

Through it all, “az önce bahsedilen bütün zorluklar boyunca ve bunlara rağmen” anlamına gelir. Burada çocuğun yetişkinin acımasız ruh hâllerini yaşamasına dönüp bakar; cümlenin geri kalanı ise çocuğun sadakatinin sürdüğünü söyler. İfade, bir dizi olayın tümünü it all olarak bir araya getirir ve değişen zorluklarla değişmeden kalan bir şeyi karşılaştırır. Bir cümlenin ortasında, buradaki gibi virgüllerle ayrılan ara söz niteliğinde bir zarf öbeği olabilir.

Alıştırma

Bu cümlede through it all neyi gösterir? “The plan failed twice, but through it all, Maya stayed hopeful.”

  1. Maya ancak bütün zorluklar bittikten sonra umutlanmaya başladı.
  2. Maya bütün yerlerin içinden fiziksel olarak geçti.
  3. Maya bütün zorluklara rağmen umutlu kalmayı sürdürdü.
Cevabı göster

Maya bütün zorluklara rağmen umutlu kalmayı sürdürdü.

Maybe the problem is that I am bad.

2:54

Belki de sorun benim kötü olmamdır.

The difficulties can't be disputed,

2:57

Zorluklar inkar edilemez,

but their origins are up for grabs. Deyimler

2:59

ancak kökenleri tartışmaya açıktır.

Deyimler

up for grabs deyimi

Up for grabs, bir şeyin henüz sahiplenilmediği, karara bağlanmadığı veya tahsis edilmediği ve bu yüzden farklı kişi ya da olasılıkların onu hâlâ “alabileceği” anlamına gelir. Burada zorlukların varlığı kesindir, ancak nereden geldiklerine ilişkin açıklama hâlâ açıktır. Deyim, herkesin kapabileceği bir ödül fikrinden gelir. origins için kullanıldığında fiziksel bir çekişmeyi ya da kökenlerin önemsiz olduğunu değil, birbiriyle yarışan yorumları anlatır.

Alıştırma

“The facts are clear, but their meaning is still up for grabs.” cümlesinde up for grabs ne anlama gelir?

  1. Önemsizdir ve görmezden gelinebilir.
  2. Henüz kesinleşmemiştir ve farklı yorumlar kabul görebilir.
  3. Tartışmasız biçimde kanıtlanmıştır.
Cevabı göster

Henüz kesinleşmemiştir ve farklı yorumlar kabul görebilir.

And here the child shows a tragically intense degree of imagination.

3:01

Ve burada çocuk trajik derecede yoğun bir hayal gücü gösterir.

Yes, there is badness around,

3:06

Evet, etrafta kötülük var,

but that must be because they, the child,

3:08

ama bunun nedeni eninde sonunda bir şekilde

are ultimately somehow to blame.

3:10

suçlu olanın, yani çocuğun kendisi olmasıdır.

If only they could be different, Dilbilgisi

3:12

Keşke farklı olabilselerdi,

the adult wouldn't be so tricky.

3:14

o zaman yetişkin bu kadar zorlayıcı olmazdı.

Dilbilgisi

If only ... could ..., ... wouldn't ... kalıbı

If only, şu anda gerçek olmayan veya ulaşılamaz görünen bir durumla ilgili güçlü bir isteği anlatır: onlar öylece farklı birine dönüşemezler. Could be different, sıradan ve gerçekleşmesi olası bir koşul yerine gerçekliğe olan bu uzaklığı göstermek için geçmiş biçimli bir kiplik fiili kullanır. İkinci yan cümle, wouldn't ile hayal edilen sonucu verir: istenen durum gerçek olsaydı yetişkinle uğraşmak bu kadar zor olmazdı. Başka durumlara aktarılabilen kalıp If only + gerçek dışı şimdiki durum, ... would + fiilin yalın hâli şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle şimdiki bir yetenekle ilgili güçlü bir isteği ve farklı bir sonucu hayal etmeyi anlatır?

  1. Only if I stay calm, the interview won't feel so scary.
  2. If only I could stay calm, the interview wouldn't feel so scary.
  3. If I stay calm, the interview won't feel so scary.
Cevabı göster

If only I could stay calm, the interview wouldn't feel so scary.

There is one thought that must be warded off above all others, Öbek fiiller

3:16

Diğerlerinden daha çok uzaklaştırılması gereken bir düşünce vardır;

that the adult might just be a mean and self-serving mediocrity.

3:19

o da yetişkinin sadece acımasız ve bencil bir vasat olabileceği ihtimalidir.

Öbek fiiller

warded off: istenmeyen bir tehdidi uzakta tutmak

Bu cümlede warded off, kasıtlı olarak uzak tutulmak ya da kök salması engellenmek anlamına gelir. Karşı konulan şey bir düşünce olduğu için fiil fiziksel değil, mecaz anlamdadır. Edilgen must be warded off yapısı, düşünceye karşı koyan kişiye değil, istenmeyen düşünceye odaklanır. Daha genel olarak ward off; hastalık, tehlike, eleştiri, korku veya başka bir istenmeyen etkiyi uzak tutulması gereken bir tehdit gibi gösterir.

Alıştırma

“The thought must be warded off” cümlesinde warded off ne anlama gelir?

  1. dikkatle incelenip kabul edilmiş
  2. kasıtlı olarak kök salması engellenmiş
  3. kazara geçici olarak unutulmuş
Cevabı göster

kasıtlı olarak kök salması engellenmiş

That is simply not possible.

3:24

Bu kesinlikle mümkün değildir.

Better to be a monster or a wretch oneself Dilbilgisi

3:26

Saygıya layık olmayan bir ebeveynin ellerinde son bulmaktansa,

than to have ended up in the hands of a parent unworthy of respect. Deyimler

3:29

kendisinin bir canavar ya da sefil olması daha iyidir.

Dilbilgisi

Better to A than to B: istenmeyen iki seçeneği karşılaştırmak

Better to A than to B, It is better to A than to B yapısının kısaltılmış hâlidir. Paralel mastar öbekleriyle iki eylemi veya durumu karşılaştırır ve A'yı daha tercih edilir, çoğu zaman da daha az kötü seçenek olarak sunar. Burada cümle savunmacı bir psikolojik tercihi anlatır: Kişinin kendisini kötü görmesi, bir ebeveynin saygıyı hak etmediğini kabul etmekten daha kolay gelir. Cümle, ilk tanımın iyi ya da doğru olduğunu onaylamaz. İlk taraf basit mastar to be yapısını, ikinci taraf ise zaten ulaşılmış bir sonuca geriye dönüp bakmak için tamamlanmış mastar to have ended up yapısını kullanır. İkisi de karşılaştırmada paralel konumları doldurur.

Alıştırma

Cümleyi kısa Better to A than to B kalıbıyla tamamlayın: ____ ask one clear question ____ make three guesses.

Cevabı göster

Better to · than to

Deyimler

ended up in the hands of: birinin kontrolü veya bakımı altına girmek

Ended up in the hands of, sonunda birinin bakımı, kontrolü veya sorumluluğu altına girmek anlamına gelir. End up, olaylar geliştikten sonra ulaşılan sonucu anlatır ve çoğu zaman kişinin bunu tam olarak seçmediğini ya da sonucu istemediğini ima eder. Bu cümlede anlatılan sonuç, saygıyı hak etmeyen bir ebeveyne sahip olmaktır. Buradaki hands mecazlıdır; bir kişi ya da şeyi artık yöneten veya ilgilenen kişiyi ya da kurumu anlatır. Bu nedenle ifade, gerçek anlamda ellere girmeyi değil, birine bağımlı olmayı veya onun etkisi altında kalmayı vurgular.

Alıştırma

'After the original owner disappeared, the shop ended up in the hands of a large corporation' cümlesinde ended up in the hands of ne anlama gelir?

  1. Dükkân fiziksel olarak şirketin ellerine kondu.
  2. Dükkân şirketin ofisinde saklandı.
  3. Dükkân şirket tarafından inşa edildi.
  4. Dükkân sonunda şirketin kontrolü altına girdi.
Cevabı göster

Dükkân sonunda şirketin kontrolü altına girdi.

No one and nothing else could be better.

3:34

Hiçbir şey ve hiç kimse bundan daha iyi olamaz.

Children have no options.

3:37

Çocukların seçenekleri yoktur.

They can't run away, begin again,

3:39

Kaçamazlar, yeniden başlayamazlar,

or say they've had enough. Ton ve niyet

3:41

ya da artık yeter diyemezler.

Ton ve niyet

they've had enough: sabrın sınırına ulaşmak

They've had enough, artık daha fazlasına katlanamayacakları sınıra geldikleri anlamına gelir. Bu cümlede enough yiyecek, zaman veya başka şeylerin miktarını değil, sabrı ve duygusal dayanma gücünü anlatır. Present perfect yapıdaki have had, bu sınıra şimdiye kadar ulaşılmış olduğunu gösterir. Bir söylem işlevi olarak bu ifade bir sınır koyar: durumun daha fazlasını kabul edemezler ve durmaya, ayrılmaya veya değişiklik istemeye hazır olabilirler. Bağlam ayrıca çaresizliklerini vurgular; sınıra ulaşmış olsalar da kolayca kaçamaz veya yeniden başlayamazlar.

Alıştırma

Komşuların şikâyetleri aylardır görmezden geliniyor. 'They've had enough' diyorlar. Burada they've had enough ne anlama gelir?

  1. Yeterli sayıda eşya aldılar.
  2. Sorunun devam etmesini istiyorlar.
  3. Sabırları sınırına ulaştı.
  4. Şikâyetleri unuttular.
Cevabı göster

Sabırları sınırına ulaştı.

The world isn't broad.

3:43

Dünya geniş değildir.

The best of childhoods is an open prison. Deyimler

3:45

Çocuklukların en iyisi bile açık bir hapishanedir.

Deyimler

“an open prison” paradoksal metaforu

Burada an open prison paradoksal bir metafordur: open hareket özgürlüğünü, prison ise hapsedilmeyi çağrıştırır. Bu iki fikir bir araya gelerek özgür görünebilen ama yine de katı sınırları olan bir yaşamı anlatır. Bu cümlede prison bir bina değildir. Bir çocuğun çocukluk sınırları içinde hareket edebilmesi, ancak bağımlı konumundan gerçekten ayrılamaması veya başka bir yaşam seçememesi anlamına gelir. Bu imge, sınırlı özgürlüğü ve seçeneksizliği tek bir ifadede yoğunlaştırır.

Alıştırma

“The best of childhoods is an open prison.” cümlesinde “an open prison” neyi çağrıştırır?

  1. Çocuklar için tasarlanmış düşük güvenlikli bir ceza infaz kurumu
  2. Sınırlar içinde biraz özgürlüğün bulunduğu, ancak ayrılmak için gerçek bir seçeneğin olmadığı durum
  3. Yetişkin denetiminin olmadığı tamamen özgür bir çocukluk
Cevabı göster

Sınırlar içinde biraz özgürlüğün bulunduğu, ancak ayrılmak için gerçek bir seçeneğin olmadığı durum

Therefore, children don't even picture themselves in other circumstances.

3:47

Bu nedenle çocuklar, kendilerini başka koşullar altında hayal dahi etmezler.

What is has to be. Deyimler

3:51

Olan şey olmak zorundadır.

Deyimler

“What is has to be” özdeyiş yapısı

What is, “var olan gerçeklik” ya da kısaca “şu anki durum” anlamına gelen kaynaşmış bir ilgi yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı özne, has to be ise yüklemdir. Has to be bu gerçekliği gerekli veya kaçınılmaz olarak sunar. what is ... has to be şeklindeki kısa yapıda be fiilinin farklı biçimlerinin tekrarlanması, özdeyişe benzeyen ve neredeyse sorgulanamaz bir ton yaratır. Burada söz, kısıtlı bir bakış açısını ifade eder: başka bir olasılık düşünülemediğinde mevcut durum tek mümkün seçenek gibi görünür. Bu, var olan her durumun nesnel olarak doğru veya değiştirilemez olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Bu bağlamda “What is has to be” ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Mevcut gerçeklik yasal olarak zorunlu ve ahlaken doğrudur.
  2. Başka bir olasılık düşünülemediği için mevcut gerçeklik kaçınılmaz görünür.
  3. Farklı bir gelecek kesinlikle bugünün yerini alacaktır.
Cevabı göster

Başka bir olasılık düşünülemediği için mevcut gerçeklik kaçınılmaz görünür.

Those who have the most to complain about

3:53

Şikayet edecek en çok şeyi olanlar

often don't even raise their voice. Deyimler

3:56

çoğu zaman seslerini bile çıkarmazlar.

Deyimler

raise their voice: sesi yükseltmek veya itirazını dile getirmek

Raise one's voice, kelime anlamıyla daha yüksek sesle konuşmak demektir; çoğu zaman kişi öfkeli olduğu veya sesini duyurması gerektiği için böyle yapar. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: my voice, your voice, her voice veya their voice. Çoğul öznelerde voices kullanımı da yaygındır. Bu cümlede don't even raise their voice, bu kişilerin seslerini çıkarıp itiraz bile etmediklerini de düşündürür. Sesi fiziksel olarak yükseltme fikri, şikâyeti dile getirme şeklindeki daha geniş anlamı destekler.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Several workers raised their voices against the unfair rule. raised their voices ifadesi en açık biçimde ne anlama gelir?

  1. Başka birinden kendi yerlerine konuşmasını istediler.
  2. Kurala açıkça karşı çıktılar.
  3. Kuralı sessizce kabul ettiler.
Cevabı göster

Kurala açıkça karşı çıktılar.

Frighteningly,

3:59

Korkutucu bir şekilde,

each of these positions has its adult equivalent.

4:00

bu konumların her birinin yetişkinlerdeki karşılığı vardır.

In certain unfulfilling relationships,

4:04

Bazı tatmin edici olmayan ilişkilerde,

we may have as much of a skill Dilbilgisi

4:06

bizler de aynı derecede yetenekli olabiliriz;

as the most unfortunate child,

4:08

en talihsiz bir çocuk kadar,

Dilbilgisi

as much of a skill as: tekil adla derece karşılaştırma

as much of a/an + singular count noun + as kalıbı sayıyı değil, dereceyi karşılaştırır. Buradaki have as much of a skill as, o yeteneğe çocukla aynı derecede sahip olmak anlamına gelir. Much, much of a skill bütününün parçasıdır; tekil sayılabilen skill adını doğrudan nitelemez. İkinci as sonrasında, anlam açıksa tekrarlanan sözcükler söylenmeyebilir: as the most unfortunate child [does]. Aynı kalıp, iki şeyin bir nitelik veya role ne ölçüde uyduğunu da karşılaştırabilir. Örnek: Listening is as much of a skill as speaking.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için as much of a/an + singular noun + as kalıbını kullanın: Listening is ____ speaking.

Cevabı göster

as much of a skill as

probably the child we once were,

4:10

muhtemelen bir zamanlar olduğumuz o çocuk kadar,

at the art of justifying why we're here, Anlatım akışı

4:12

neden burada olduğumuzu haklı çıkarma sanatında,

why we're to blame,

4:15

neden suçlu olduğumuz,

why they're innocent,

4:16

onların neden masum olduğu

and why we cannot move.

4:18

ve neden ayrılamadığımız konusunda.

Anlatım akışı

Paralel liste olarak why we're here, why we're to blame ...

Tekrarlanan why yan cümleleri, justifying ifadesinden sonra tek bir paralel liste oluşturur. Gerekçelendirilen dört iddiayı sıralarlar: neden burada olduğumuz, neden suçun bizde olduğu, neden diğer insanların masum olduğu ve neden harekete geçemediğimiz. Bunlar doğrudan sorular değil, cümle içine gömülü dolaylı soru yan cümleleridir. Bu yüzden her biri why + özne + fiil şeklindeki düz cümle dizilişini korur. why sözcüğünün tekrarlanması uzun listenin izlenmesini kolaylaştırır ve dört açıklamaya da yapısal olarak eşit ağırlık verir.

Alıştırma

Aynı paralel gömülü why yan cümlesi yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. They kept justifying why they stayed, why they were responsible, and why they could not leave.
  2. They kept justifying why they stayed, were responsible, and could they not leave.
  3. They kept justifying why did they stay, why were they responsible, and why could they not leave?
Cevabı göster

They kept justifying why they stayed, why they were responsible, and why they could not leave.

It is we in particular, Dilbilgisi

4:20

Özellikle de bizler,

those remorselessly skilled at not giving up,

4:21

vazgeçmeme konusunda acımasızca yetenekli olan bizler,

who need to hear a curious-sounding lesson

4:24

kulağa tuhaf gelen bir dersi duymaya ihtiyaç duyarız

in being sometimes a little less loyal.

4:27

bazen biraz daha az sadık olmakla ilgili.

Dilbilgisi

It is we ... who need: eş görevli ögeyle vurgu

Cümle, It is X who Y odaklama kalıbını kullanır: It is we in particular who need to hear.... Bu yapı, konuşanın kendi grubu olan we in particular ifadesini özel olarak vurgular ve bazen biraz daha az sadık olma yönündeki şaşırtıcı öğüde en çok onların ihtiyacı olduğunu belirtir. Araya eklenen those remorselessly skilled at not giving up ad öbeği, we sözcüğünü yeniden adlandırıp açıklayan bir eş görevli ögedir; ikinci bir özne değildir. Bu öbek çıkarıldığında ana yapı kolayca görülür: It is we in particular who need to hear.... Burada remorselessly, sarsılmaz veya durmaksızın anlamındadır; acımasızlığı anlatmaz.

Alıştırma

Hatırlatmaya ihtiyaç duyan kişileri vurgulamak için It is X who Y odaklama kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The new volunteers who need this reminder most.
  2. It is the new volunteers who need this reminder most.
  3. It is the new volunteers need this reminder most.
Cevabı göster

It is the new volunteers who need this reminder most.

We need to hear that, surprisingly,

4:31

Şaşırtıcı bir şekilde şunu duymaya ihtiyacımız var:

some people just don't change,

4:33

bazı insanlar asla değişmez,

that their characters have been bolted shut through trauma, Deyimler

4:36

karakterlerinin travmalar nedeniyle mühürlendiğini,

and there's no chance that they will ever, Dilbilgisi

4:39

ve hiçbir zaman,

Deyimler

Duygusal kapanmanın güçlü bir metaforu olarak bolted shut

To bolt a door shut, bir kapıyı açılamayacak şekilde sürgüyle sabitlemek demektir. have been bolted shut yapısında bolted edilgen biçimdedir; shut ise eylemin ortaya çıkardığı kapalı durumu belirten bir sonuç tamamlayıcısıdır. Burada kişilikler kapılara veya odalara benzetilir. Travma, kişilikleri değişime karşı mühürleyen neden olarak sunulur. Bu yüzden bolted shut, sıradan ve geçici bir ruh hâlinden ziyade derin, güçlü ve geri çevrilmesi zor bir kapanmayı anlatır. Bu bir metafordur, tıbbi tanı değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede bolted shut duygusal kapanmanın metaforu olarak kullanılmıştır?

  1. She bolted from the room when the alarm rang.
  2. Years of betrayal had bolted her heart shut against trust.
  3. The caretaker bolted the garden gate shut at sunset.
Cevabı göster

Years of betrayal had bolted her heart shut against trust.

whatever they may say and however intensely they promise,

4:41

ne söylerlerse söylesinler ve ne kadar güçlü söz verirlerse versinler,

display any evolution.

4:44

herhangi bir gelişim gösterme ihtimalleri olmadığını.

Dilbilgisi

there's no chance that ... ile whatever ... however ... ödünleme yapıları

Ana yapı there's no chance that they will ever display any evolution cümlesidir. Bu yapı, onların hiçbir şekilde değişmeyeceğini veya gelişmeyeceğini kesin bir dille ileri sürer; ever ve any olumsuz anlamı güçlendirir. Whatever they may say, no matter what they say anlamına; however intensely they promise ise no matter how intensely they promise anlamına gelir. Bu ödünleme yan cümleleri ana cümlenin arasına girer fakat dilbilgisel yapısını değiştirmez. Whatever olası söz veya iddiaların içeriğini, however + zarf ise dereceyi kapsar. Buradaki may izin değil, olasılık bildirir.

Alıştırma

Cümleyi whatever ve however sözcüklerini doğru sırayla kullanarak tamamlayın: ____ the reviewers may say and ____ strongly they object, there's no chance that the studio will cancel the release.

Cevabı göster

Whatever · however

We need to hear that, surprisingly,

4:47

Şaşırtıcı bir şekilde şunu duymaya ihtiyacımız var:

some people aren't entirely good Anlatım akışı

4:49

bazı insanlar tamamen iyi değildir

and we aren't necessarily the problem.

4:51

ve sorunun kaynağı illaki biz değiliz.

Anlatım akışı

tamamen iyi olmamak ... sorunun mutlaka biz olmaması

Cümle, ya hep ya hiç şeklindeki bir yargıyı düzeltmek için iki kısmi olumsuzluk kullanır. Aren't entirely good, bazı insanların ciddi kusurları olabileceğini anlatır; onların tamamen kötü olduğunu söylemez. We aren't necessarily the problem, nedenin biz olduğunun kesin olmadığını belirtir. Bu iki sınırlama, otomatik olarak kendimizi suçlamaktan uzaklaşıp daha dengeli bir olasılığı görmemizi sağlar: sorumluluk başka bir yerde olabilir.

Alıştırma

Hangi yeniden ifade, cümledeki iki temkinli sınırlamayı en iyi biçimde korur?

  1. Bazı insanlar tamamen kötüdür ve sorun kesinlikle biz değiliz.
  2. Bazı insanlar tamamen iyi değildir ve sorunun biz olmama ihtimali vardır.
  3. Bazı insanlar genellikle iyidir, ama sorun her zaman biziz.
Cevabı göster

Bazı insanlar tamamen iyi değildir ve sorunun biz olmama ihtimali vardır.

We need to learn to blame and get annoyed with someone other than ourselves. Kalıp ifadeler

4:54

Kendimizden başka birini suçlamayı ve ona sinirlenmeyi öğrenmeliyiz.

Kalıp ifadeler

birini suçlamak ... birine kızmak

Blame ve get annoyed with farklı nesne kalıpları kullanır. Edat olmadan blame someone denir; ancak get annoyed with someone yapısında with gerekir. Burada someone other than ourselves iki eylemin ortak hedefidir: o kişiyi suçlamak ve ona kızmak. Other than ourselves, bizim yerimize başka biri demektir. Bu bağlamda konuşmacı, başka biri sorumlu olabilecekken otomatik olarak kendimizi suçlamamıza karşı çıkıyor; başkalarını sebepsiz yere suçlamamızı önermiyor.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki fiil kalıbıyla tamamlayın: Instead of blaming ourselves, we can ____ someone else and ____ them.

Cevabı göster

blame · get annoyed with

We need to do something very strange,

4:59

Çok garip bir şey yapmalıyız,

walk away. Öbek fiiller

5:02

çekip gitmek.

Öbek fiiller

walk away: bilinçli olarak çekilmek

Burada walk away mecaz anlamda kullanılır. İlişkiden veya durumdan ayrılmayı ve artık ona emek vermemeyi seçmek demektir; kişinin gerçekten yürüyerek uzaklaşması gerekmez. İfade, ayrılmayı bilinçli biçimde sınır koyma eylemi olarak sunar. Bu bağlamda tuhaf görünen eylem, korku veya sadakatsizlik değil, öz saygı olarak yeniden yorumlanır.

Alıştırma

"After months of unreasonable demands, Maya decided to walk away from the deal," cümlesinde walk away ne anlama gelir?

  1. Anlaşmaya katılımını sona erdirmek.
  2. Korktuğu için kaçmak.
  3. Anlaşmayı kısa süreliğine ertelemek.
  4. Yürüyerek odadan çıkmak.
Cevabı göster

Anlaşmaya katılımını sona erdirmek.

This is no sign of cowardice or weakness of character.

5:04

Bu bir korkaklık veya karakter zayıflığı işareti değildir.

It's a sign that we have, finally, learnt to love ourselves

5:07

Bu, nihayet kendimizi sevmeyi öğrendiğimizin

and so place our needs where these should always have been, Deyimler

5:11

ve böylece ihtiyaçlarımızı her zaman olmaları gereken yere koyduğumuzun bir işaretidir,

at the center of our considerations.

5:16

düşüncelerimizin merkezine.

Deyimler

place our needs at the center of our considerations: ihtiyaçlarımızı değerlendirmelerin merkezine koymak

İfade, önceliği anlatmak için mekânsal bir metafor kullanır. Place, karar içinde bir şeye konum vermek; needs, insanların ihtiyaç duyduğu şeyler; considerations ise değerlendirmeye alınan etkenlerdir. Bu ihtiyaçları at the center konumuna yerleştirmek, onları gerçek bir yerdeki fiziksel nesneler değil, temel öncelikler hâline getirir. These, our needs ifadesine gönderme yapar. Where these should always have been, bu önceliğin geçmişte de doğru olduğunu ancak o zaman gerçekten verilmediğini anlatır. At the center, diğer kişilerin ihtiyaçlarının veya diğer tüm etkenlerin yok sayılması gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

İhtiyaçlarımıza temel öncelik verildiğini anlatmak için cümleyi place ve considerations kullanarak tamamlayın: In difficult decisions, we should ____.

Cevabı göster

place our needs at the center of our considerations

Deciding whether to stay in or leave a relationship Dilbilgisi

5:20

Bir ilişkide kalmaya veya ayrılmaya karar vermek,

Dilbilgisi

whether to stay in or leave a relationship: ilişkide kalmak mı yoksa ayrılmak mı

Vurgulanan whether yan cümlesi, iki seçenek sunarak Deciding ifadesinin anlamını tamamlar: ilişkide kalmak ya da ilişkiden ayrılmak. Tam cümlede Deciding ... grubunun tamamı bir ad öbeği olarak özne görevindedir. Seçenekleri paralel tutun: whether to stay in ... or (to) leave .... İkinci to anlamdan çıkarılabildiği için kullanılmayabilir. Sondaki a relationship her iki seçeneği de tamamlar, ancak fiil kalıpları farklıdır: stay in a relationship ve leave a relationship.

Alıştırma

Cümleyi whether to A or B yapısıyla tamamlayın: Maya has two choices. Maya is deciding ____ join the club ____ stay home.

Cevabı göster

whether to · or

is one of the trickiest and most consequential decisions we can face.

5:23

yüzleşebileceğimiz en zorlu ve en önemli kararlardan biridir.

Our stay or leave card game can help us towards an answer.

5:27

'Kal ya da git' kart oyunumuz, bir cevaba ulaşmamıza yardımcı olabilir.

Click now to learn more.

5:32

Daha fazlasını öğrenmek için şimdi tıklayın.