FELSEFE - Platon: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
956 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Platon'un dört düşüncesi görüşleri sorgulamayı, sevgiyle gelişmeyi, ahlaki eğitim olarak güzelliği ve doyuma yönelik toplumu birleştiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “go along with” — Öbek fiiller: bir görüşü incelemeden kabul etme anlamını kavrayın ve grup ya da tartışmadaki uyumu anlatın. 2. “are whispering important truths” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: güzel nesneleri sessiz öğretmen yapan kişileştirmeyi fark edin ve değer iletiyor görünen şeyleri betimleyin. 3. “not just maths and spelling, but also how to be good and kind.” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: not just...but also ile iki bölümü dengede tutarak daha önemli bir amaç ekleyin.

Bu derste

Athens 2400 years ago, it's a compact place.

0:09

2400 yıl önceki Atina, derli toplu bir yer.

Only about a quarter of a million people live here.

0:13

Burada sadece yaklaşık çeyrek milyon insan yaşıyor.

There are fine baths, theaters, temples, shopping arcades, and gymnasiums.

0:16

Güzel hamamlar, tiyatrolar, tapınaklar, alışveriş pasajları ve spor salonları var.

It's warm for more than half the year.

0:20

Yılın yarısından fazlasında hava sıcak.

This is also home to the world's first true and probably greatest philosopher, Plato.

0:22

Burası aynı zamanda dünyanın ilk gerçek ve muhtemelen en büyük filozofu Platon'un da memleketi.

Born into a prominent and wealthy family in the city,

0:29

Şehrin önde gelen ve zengin bir ailesinde doğan

Plato devoted his life to one goal, Kalıp ifadeler

0:31

Platon, hayatını tek bir amaca adadı,

helping people to reach a state of what he termed Eudaimonia or fulfillment. Kültür

0:34

insanların onun Eudaimonia veya tatmin olarak adlandırdığı duruma ulaşmalarına yardımcı olmak.

Kalıp ifadeler

devoted his life to: hayatını bir şeye adamak

Devoted his life to, bütün yaşamının çabasını ve dikkatini önemli bir amaca verdiği anlamına gelir. Yalnızca bir etkinliğe zaman ayırmayı değil, derin ve uzun süreli bir bağlılığı anlatır. Buradaki to, devote ... to yapısındaki bir edattır. Ardından bir isim ya da -ing biçimi gelir: devoted his life to one goal; devoted her life to helping others.

Alıştırma

Cümleyi ömür boyu süren bağlılığı anlatan ifadeyle tamamlayın: Maria ____ medical research.

Cevabı göster

devoted her life to

Kültür

Eudaimonia veya fulfillment: doyumlu ve iyi bir hayat

Eudaimonia, bir insanın hayatının bütününde iyi yaşamasıyla ilgili bir Antik Yunan felsefesi düşüncesidir. Bu cümlede fulfillment anlam için basit bir açıklama sunar: kişinin yeteneklerini geliştirdiği, iyi davrandığı ve potansiyelini gerçekleştirdiği bir hayat. Bu kavram, bir anda mutlu hissetmekten daha geniştir. Odak noktası bütün bir hayatın niteliği ve yönüdür; bu yüzden ifade, Platon'un insanların ulaşmasını istediği amacı adlandırır.

Alıştırma

Hangi durum felsefi anlamdaki eudaimonia kavramını en iyi örnekler?

  1. Bir kişi tatlı bir atıştırmalığın tadını çıkarır.
  2. Bir kişi yeteneklerini geliştirerek ve uzun yıllar başkalarına katkıda bulunarak anlamlı bir hayat kurar.
  3. Bir kişi komik bir videoya bir dakika boyunca güler.
Cevabı göster

Bir kişi yeteneklerini geliştirerek ve uzun yıllar başkalarına katkıda bulunarak anlamlı bir hayat kurar.

Plato is often confused with Socrates. Kalıp ifadeler

0:40

Platon genellikle Sokrates ile karıştırılır.

Kalıp ifadeler

be confused with: A'yı B sanmak

“Plato is often confused with Socrates.” cümlesinde be confused with, insanların Platon'u yanlışlıkla Sokrates sanması veya ikisini ayırt edememesi demektir. Edilgen yapı, yanlış tanınan kişi olan Platon'a odaklanır. Bir kişi, nesne, terim veya ürün başka biri ya da başka bir şey sanıldığında be confused with kullanılır. Kalıp A + be + confused with + B şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle insanların bir kişiyi başka biri sandığını belirtir?

  1. Daniel often confuses his brother.
  2. Daniel is often confused with his brother.
  3. Daniel is often confused about his brother.
Cevabı göster

Daniel is often confused with his brother.

Socrates was an older friend who taught Plato a lot but didn't write any books.

0:42

Sokrates, Platon'a çok şey öğreten ama hiç kitap yazmayan daha yaşlı bir arkadaştı.

Plato wrote lots of them,

0:47

Platon bunlardan bir sürü yazdı,

36, all dialogues,

0:48

Hepsi diyalog formunda 36 kitap,

beautifully crafted scripts of imaginary discussions

0:50

hayali tartışmaların güzelce hazırlanmış metinleri,

in which Socrates is always allotted a starring role. Kalıp ifadeler

0:53

ve bu metinlerde başrol her zaman Sokrates'e verilmiştir.

Kalıp ifadeler

be allotted a starring role: başrol verilmek

“Socrates is always allotted a starring role” ifadesinde is allotted, “görevlendirilir” ya da “bir karar sonucunda verilir” anlamında resmî bir edilgen yapıdır. A starring role, başrolü veya en önemli rollerden birini belirtir. Burada Sokrates diyalogların merkezine yerleştirilir; ifade, bunları onun yazdığını söylemez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp kişi/şey + be + allotted + rol, görev, zaman veya kaynak şeklindedir. Edilgen yapı, payı alan tarafa odaklanır; paylaştırmayı yapan kişi belirtilmeyebilir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'ya resmî olarak başrol verildiği anlamına gelir?

  1. Maya was allotted a starring role in the school play.
  2. Maya allotted a starring role to another actor.
  3. Maya played a starring role in the school play.
Cevabı göster

Maya was allotted a starring role in the school play.

Among them,

0:56

Bunların arasında,

The Republic, The Symposium, The Laws, The Meno, and The Apology.

0:56

Devlet, Şölen, Yasalar, Menon ve Savunma yer alır.

Plato had four big ideas for making life more fulfilled.

1:00

Platon'un hayatı daha tatmin edici kılmak için dört büyük fikri vardı.

First big idea,

1:04

Birinci büyük fikir,

think more.

1:06

daha fazla düşün.

We rarely give ourselves time to think carefully and logically about our lives

1:07

Hayatlarımız hakkında dikkatlice ve mantıklı bir şekilde düşünmek için kendimize nadiren zaman tanırız

and how to live them.

1:11

ve onları nasıl yaşayacağımız hakkında.

Sometimes we just go along with what the Greeks called doxa Notlar

1:12

Bazen sadece Yunanlıların doxa

or popular opinions.

1:16

veya popüler görüşler dedikleri şeye uyarız.

Öbek fiiller

Go along with: kabul etmek veya izlemek

Bu cümlede go along with, bir görüşü sorgulamak yerine kabul etmek, desteklemek veya izlemek anlamına gelir. Biriyle birlikte fiziksel olarak bir yere gitmek anlamına gelmez. Bu ifade çoğu zaman kişinin başkaları öyle yaptığı için ya da karşı çıkmak zor olduğu için kabul ettiğini düşündürür. Buradaki just, yaygın görüşleri fazla düşünmeden kabul etme anlamını güçlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle go along with ifadesini bir grup kararını pasif biçimde kabul etmeyi göstermek için en iyi şekilde kullanır?

  1. I proved that the committee's plan was correct.
  2. I had doubts, but I went along with the committee's plan.
  3. I walked along the river with the committee.
Cevabı göster

I had doubts, but I went along with the committee's plan.

Kültür

Doxa: yaygın kabul gören, incelenmemiş görüş

Doxa, görüş veya ortak inanç anlamına gelen eski Yunanca bir terimdir. Bu cümlede konuşmacı terimi hemen popular opinions diye açıklar: bir topluluk tarafından yaygın biçimde kabul edilen, ancak doğru veya sağlam temelli olması gerekmeyen görüşler. Felsefede, özellikle bilgi veya dikkatli araştırmayla karşılaştırıldığında, doxa eleştirel biçimde incelenmemiş bir inancı ifade edebilir. Burada popular, yaygın demektir; özellikle iyi veya beğenilen anlamına gelmez.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The essay challenges the doxa of its time. doxa büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. moda oldukları için beğenilen fikirler
  2. eleştirel olarak incelenmemiş olabilecek, yaygın biçimde kabul edilen inançlar
  3. hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmış gerçekler
Cevabı göster

eleştirel olarak incelenmemiş olabilecek, yaygın biçimde kabul edilen inançlar

In the 36 books he wrote,

1:17

Yazdığı 36 kitapta,

Plato showed this common-sense to be riddled with errors, Deyimler

1:19

Platon bu sağduyunun hatalarla,

prejudice, and superstition.

1:22

önyargılarla ve batıl inançlarla dolu olduğunu gösterdi.

Deyimler

be riddled with errors, prejudice, and superstition ifadesinin anlamı

be riddled with + isim yapısında riddled, bir şeyin her tarafında çok sayıda kötü unsur bulunduğu anlamına gelir. Burada, sorgulanmamış sağduyu görüşlerinin yalnızca ara sıra ortaya çıkan bir kusur değil, çok sayıda hata, önyargı ve batıl inanç içerdiğini anlatır. İfade, birçok yerinden delinmiş bir şey görüntüsünü çağrıştırdığı için güçlü bir eleştiri taşır. simply has errors ifadesinden daha kuvvetlidir. Bu cümlede ne bilmece çözmekten ne de gerçek mermi deliklerinden söz edilir.

Alıştırma

Her tarafında çok sayıda olgusal hata bulunan bir taslağı en iyi hangi ifade anlatır?

  1. interested in
  2. riddled with
  3. free from
Cevabı göster

riddled with

Fame is great.

1:24

Şöhret harikadır.

Follow your heart.

1:25

Kalbini dinle.

Money is the key to a good life.

1:26

Para iyi bir yaşamın anahtarıdır.

The problem is popular opinions edge us towards the wrong values, Kelime

1:28

Sorun şu ki popüler görüşler bizi yanlış değerlere,

careers, and relationships.

1:32

kariyerlere ve ilişkilere doğru iter.

Kelime

Edge us towards: kademeli etki

Burada edge bir fiildir ve edge + nesne + towards + sonuç yapısında kullanılır. Edge us towards, yaygın görüşlerin bizi belirli bir yöne doğru azar azar götürdüğü anlamına gelir. Us, etkilenen kişileri; towards sonrasındaki ifadeler ise olası sonuçları gösterir. Fiil, etkiyi ani bir fiziksel hareket veya açık bir zorlama olarak değil, kademeli ya da belli belirsiz bir süreç olarak sunar. Bu yapı, bir düşüncenin, politikanın veya koşulun bir tercihi zamanla nasıl şekillendirdiğini açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

“Several small delays edged Nina towards canceling the trip,” cümlesinde edged Nina towards ne anlama gelir?

  1. Nina'yı kademeli olarak o yönde etkiledi
  2. Nina'yı bir şeyin fiziksel kenarına yerleştirdi
  3. Nina'ya seçenek bırakmadan bunu hemen yaptırdı
Cevabı göster

Nina'yı kademeli olarak o yönde etkiledi

Plato's answer is know yourself. Kültür

1:34

Platon'un cevabı kendini bilmektir.

Kültür

Felsefi bir özdeyiş olarak know yourself

Burada know yourself, Platon'un yanıtının içeriğini veren emir biçiminde bir ifadedir. Kişiye, kimliğiyle ilgili yalnızca bilgi toplamak yerine kim olduğunu sorgulamasını söyler. Bu ifade, Sokratesçi felsefeyle ilişkilendirilen bir Antik Yunan özdeyişini çağrıştırır. Bu felsefi kullanımda insanın kendini tanıması; güdülerini, değerlerini, alışkanlıklarını, sınırlarını ve yargılama biçimlerini fark etmesini, böylece düşünmenin eylemlerine yön vermesini kapsar.

Alıştırma

Bu cümlede know yourself kişiden esas olarak ne yapmasını ister?

  1. Güdülerini, değerlerini ve yargılama biçimlerini incelemek.
  2. Aklına gelen her ilk dürtüye güvenmek.
  3. Kendisini başkalarına tanıtmak.
  4. Adı ve yaşı gibi bilgileri ezberlemek.
Cevabı göster

Güdülerini, değerlerini ve yargılama biçimlerini incelemek.

It means doing a special kind of therapy,

1:37

Bu, özel bir tür terapi yapmak anlamına gelir,

philosophy.

1:40

felsefe.

Subjecting your ideas to examination Kalıp ifadeler

1:41

Dürtülerle hareket etmek yerine

rather than acting on impulse. Kalıp ifadeler

1:44

fikirlerini bir incelemeye tabi tutmak.

Kalıp ifadeler

Subjecting your ideas to examination: fikirlerini incelemeye tabi tutmak

Burada subjecting bir fiildir. subject + object + to + noun kalıbı, “nesnenin bir süreçten geçmesini sağlamak” anlamına gelir. Subjecting your ideas to examination, fikirleri bilinçli olarak dikkatli ve eleştirel bir incelemeden geçirmek demektir. -ing yapısı, bu tür felsefenin ne içerdiğini açıklar ve bunu acting on impulse ile karşılaştırır. Buradaki examination, okul sınavına girmek değil, gerekçeleri ve varsayımları sınamak anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi subject fiilinin geçmiş zaman biçimi ve to examination ifadesiyle tamamlayın: Before voting, the committee ____ every proposal ____.

Cevabı göster

subjected · to examination

Kalıp ifadeler

act on impulse: dürtüyle hareket etmek

To act on impulse, önce dikkatlice düşünmeden anlık bir istek ya da duyguyla hareket etmek demektir. Buradaki impulse, birden ortaya çıkan istek veya duygudur. Cümlede rather than, bu davranışı kişinin önce fikirlerini incelemesiyle karşılaştırır ve harekete geçmeden önce düşünmeyi vurgular.

Alıştırma

Cümleyi, iyice düşünmeden aniden hareket etmek anlamına gelen kalıpla tamamlayın: When he saw the limited-time offer, he ____ and bought it immediately.

Cevabı göster

acted on impulse

If you strengthen your self-knowledge,

1:46

Kendini tanıma yetini güçlendirirsen,

you don't get so pulled around by feelings.

1:48

duyguların tarafından o kadar da oradan oraya çekiştirilmezsin.

Plato compared the role of our feelings Anlatım akışı

1:51

Platon, duygularımızın rolünü

to being dragged dangerously along

1:53

tehlikeli bir şekilde sürüklenmeye benzetti

by a group of wild horses.

1:55

bir grup vahşi at tarafından.

Anlatım akışı

Duyguların rolünü vahşi atlar tarafından sürüklenmeye benzetmek

Compare A to B bir benzetme kurar: A soyut konudur, B ise onu açıklamaya yardımcı olan somut bir görüntüdür. Burada duygularımızın rolü A, vahşi atlar tarafından sürüklenmek ise B’dir. Atlar gerçek bir olayı anlatmaz; bu görüntü, güçlü duyguları insanı peşinden sürükleyip kontrolünü azaltabilen kuvvetler olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle soyut bir fikri somut bir görüntüyle açıklamak için compare A to B yapısını kullanıyor?

  1. The teacher described the library after class.
  2. The teacher compared the two test scores and found a small difference.
  3. The teacher compared memory to a library with many shelves.
Cevabı göster

The teacher compared memory to a library with many shelves.

In honor of his mentor and friend Socrates,

1:57

Akıl hocası ve arkadaşı Sokrates'in anısına,

this kind of examination is called a Socratic discussion. Kültür

2:00

bu tür bir incelemeye Sokratik tartışma denir.

Kültür

Socratic discussion: Sokratik tartışma

Sokratik tartışma, bir fikri sorularla inceleme yöntemidir. Sorular varsayımları sınar, gerekçeler ister ve temel terimleri netleştirir; amaç yalnızca görüş alışverişi yapmak değildir. Adını, dikkatli sorular yoluyla öğrenmeyle ilişkilendirilen Sokrates'ten alır. Bu nedenle bir tartışmayı Sokratik olarak adlandırmak, yalnızca bir kişinin adıyla bağlantısını değil, derinlemesine sorularla düşünceyi ilerletme yöntemini anlatır.

Alıştırma

Hangi açıklama Sokratik tartışmayı en iyi tanımlar?

  1. Amacı diğer kişiyi yenmek olan bir tartışma
  2. Varsayımları sınayan ve fikirleri netleştiren, sorularla yönlendirilen bir inceleme
  3. Herhangi bir konu hakkında gündelik sohbet
Cevabı göster

Varsayımları sınayan ve fikirleri netleştiren, sorularla yönlendirilen bir inceleme

You can have it with yourself or ideally with another person

2:03

Bunu kendinizle veya ideal olarak başka bir kişiyle yapabilirsiniz,

who isn't trying to catch you out Öbek fiiller

2:07

açığınızı yakalamaya çalışmayan

but wants to help you clarify your own ideas.

2:08

ama kendi fikirlerinizi netleştirmenize yardımcı olmak isteyen biriyle.

Öbek fiiller

catch you out: birini açığa düşürmek

Catch someone out, çoğunlukla zor veya yanıltıcı bir soruyla birinin hatasını, tutarsızlığını ya da bilgi eksikliğini ortaya çıkarmak demektir. Yapısı catch + person + out biçimindedir; dolayısıyla you, hatası ortaya çıkarılabilecek kişiyi belirtir. Burada isn't trying to catch you out but wants to help iki niyeti karşılaştırır. Diğer kişi sizi başarısız kılmak veya gülünç duruma düşürmek için fırsat aramıyor; kendi fikirlerinizi netleştirmenize yardım ediyor.

Alıştırma

"She isn't trying to catch you out," cümlesinde kadın ne yapmaya çalışmıyor?

  1. Bir hatayı ortaya çıkarmak veya hatayı açığa vurmanızı sağlamak
  2. Siz ayrılırken sizi fiziksel olarak yakalamak
  3. Geride kaldıktan sonra size yetişmek
Cevabı göster

Bir hatayı ortaya çıkarmak veya hatayı açığa vurmanızı sağlamak

Second big idea,

2:12

İkinci büyük fikir,

let your lover change you.

2:13

sevgilinizin sizi değiştirmesine izin verin.

That sounds weird if you think that love means finding someone

2:16

Aşkın sizi tam olduğunuz gibi isteyen

who wants you just the way you are. Kalıp ifadeler

2:19

birini bulmak demek olduğunu düşünüyorsanız bu kulağa tuhaf gelir.

Kalıp ifadeler

just the way you are: birini olduğu gibi tamamen kabul etmek

Burada just the way you are, tam olarak şu an olduğun gibi demektir. The way bir kişinin mevcut özelliklerini veya durumunu anlatır; yol ya da yöntem anlamına gelmez. Bu ifade tam bir kabullenme düşüncesi de katar: kişinin kabul edilmek için görünüşünü, kişiliğini veya günlük alışkanlıklarını değiştirmesi gerekmez. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp just the way + subject + be şeklindedir; just the way it is buna bir örnektir.

Alıştırma

Örnekte just the way you are ne anlama geliyor?

  1. Birine doğru yolu göstermek
  2. Birini tam olarak olduğu gibi kabul etmek
  3. Birini sevmeden önce değişmesini istemek
Cevabı göster

Birini tam olarak olduğu gibi kabul etmek

In The Symposium, Kültür

2:22

Şölen adlı eserinde,

Plato's play about a dinner party

2:23

Platon'un bir akşam yemeği partisi hakkındaki oyunu,

where a group of friends drink too much and get talking about love, sex, and relationships,

2:25

bir grup arkadaşın çok fazla içip aşk, seks ve ilişkiler hakkında konuştuğu yer,

Plato says true love is admiration.

2:29

Platon gerçek aşkın hayranlık olduğunu söyler.

Kültür

The Symposium (Şölen): Platon'un bir içki şöleninde geçen diyaloğu

The Symposium, Platon'un felsefi bir diyaloğunun adıdır. Eser, birkaç konuşmacının aşk ve arzu hakkında konuştuğu bir Antik Yunan içki şöleninde geçer. Burada Symposium, modern bir akademik konferansı değil, bu eseri ve şölen ortamını anlatır. Altyazı, fikirler karakterler ve konuşmalar yoluyla sunulduğu için eseri günlük bir anlatımla play olarak adlandırır; eser genellikle diyalog olarak tanımlanır.

Alıştırma

Bu cümlede The Symposium nedir?

  1. İnsanların aşkı tartıştığı bir içki şöleninde geçen Platon'a ait bir diyalog
  2. Platon'un adını taşıyan modern bir akademik konferans
  3. Akşam yemeği davetiyesi arayan konuklar hakkındaki bir sahne komedisi
Cevabı göster

İnsanların aşkı tartıştığı bir içki şöleninde geçen Platon'a ait bir diyalog

In other words, Anlatım akışı

2:33

Başka bir deyişle,

the person you need to get together with Öbek fiiller

2:34

birlikte olmanız gereken kişi

should have very good qualities which you yourself lack. Dilbilgisi

2:35

sizin kendinizde eksik olan çok iyi niteliklere sahip olmalıdır.

Anlatım akışı

In other words: daha açık bir yeniden anlatım başlatmak

In other words, dinleyiciye sıradaki ifadenin önceki düşünceyi daha açık veya somut bir biçimde yeniden anlatacağını gösterir. Burada sonraki cümle, true love is admiration sözünün ne anlama geldiğini pratik ifadelerle açıklar. İkinci ifade ayrı bir iddia olarak değil, önceki düşüncenin yeniden söylenişi olarak anlaşılmalıdır. Bu bağlayıcı, soyut bir ifadeyi daha açık bir açıklamayla eşleştirmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi daha açık bir yeniden anlatımı başlatan üç kelimelik bağlayıcıyla tamamlayın: The museum has waived the entrance fee. ____, you can enter for free.

Cevabı göster

In other words

Öbek fiiller

Romantik bağlamda get together with

Bu cümlede get together with, biriyle romantik bir ilişkiye başlamak veya böyle bir ilişki içinde olmak anlamına gelir. Sevgili ve ilişki hakkındaki daha geniş bağlam, ifadeye romantik anlamını kazandırır. İfade tek başına her zaman bu anlamı taşımaz. Başka bir bağlamda get together with someone yalnızca sosyal olarak buluşmak anlamına gelebilir; bu yüzden anlamı seçmek için çevredeki ipuçlarını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: After months of flirting, Maya finally got together with Alex. got together with büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Önceden planlanmış tek bir iş toplantısı için Alex ile buluştu
  2. Alex ile aynı spor takımına katıldı
  3. Alex ile romantik bir ilişkiye başladı
Cevabı göster

Alex ile romantik bir ilişkiye başladı

Dilbilgisi

Vurgu yapan you yourself

which you yourself lack bölümünde you, lack fiilinin öznesidir; which ise eksik olan qualities ifadesinin yerini tutar. Yourself, vurgu katmak için you sözcüğünün yanında yer alır; lack fiilinin nesnesi değildir. Bu ifade, söz konusu niteliklere bizzat senin sahip olmadığını anlatır ve çoğu zaman bu niteliklere sahip başka biriyle karşıtlık kurar. Yourself çıkarıldığında cümle hâlâ dilbilgisel olarak doğrudur, ancak karşıtlık zayıflar.

Alıştırma

“You yourself found the missing key,” cümlesinde “yourself” ne yapar?

  1. Kendi vücudunu bulduğun anlamına gelir.
  2. Anahtarı başka birinin değil, senin bulduğunu vurgular.
  3. Bulunan nesnedir.
Cevabı göster

Anahtarı başka birinin değil, senin bulduğunu vurgular.

Let's say they should be really brave Anlatım akışı

2:39

Diyelim ki gerçekten cesur olmalılar

or organized or warm and sincere.

2:41

veya düzenli veya sıcak ve samimi.

Anlatım akışı

Varsayımsal bir örnek sunan Let's say

Let's say, dinleyiciden olası bir durumu hayal etmesini isteyerek açıklamanın akışını düzenler. Burada brave, organized, warm ve sincere sözcüklerini iyi niteliklerin örnekleri olarak sunar. Herkesin gerçekten birlikte bazı sözler söylemesi gerektiği anlamına gelmez ve verilen liste eksiksiz değildir. Hayalî bir durum bir fikri tartışmayı kolaylaştıracaksa bir cümleciğin önünde Let's say kullanabilirsiniz.

Alıştırma

“Let's say the bus is late,” ifadesinde “Let's say” ne yapar?

  1. Dinleyiciden otobüsün geç kaldığını hayal etmesini ister.
  2. İnsanların otobüs hakkında genellikle ne söylediğini aktarır.
  3. Cümleyi hep birlikte sesli söylemeyi önerir.
Cevabı göster

Dinleyiciden otobüsün geç kaldığını hayal etmesini ister.

By getting close to this person, Dilbilgisi

2:45

Bu kişiye yakınlaşarak,

you can become a little like they are.

2:47

biraz onlar gibi olabilirsiniz.

Dilbilgisi

By getting...: by + fiil-ing ile yöntem belirtme

By + fiilin -ing biçimi, bir sonuca hangi yöntemle veya eylemle ulaşıldığını anlatır. Burada getting close to this person, o kişiye biraz benzemenize yol açabilecek yöntemdir. Getting burada gerund, yani isim-fiil görevindedir; şimdiki zaman yapısının ana fiili değildir. Ana cümle you can become... kısmıdır ve olası sonucu belirtir.

Alıştırma

Yöntemi belirtmek için cümleyi by + listen fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: You can learn new expressions ____ native speakers.

Cevabı göster

by listening to

The right person for us

2:49

Bizim için doğru kişi

helps us grow to our full potential. Kalıp ifadeler

2:50

tam potansiyelimize ulaşmamıza yardımcı olur.

Kalıp ifadeler

Grow to our full potential: yetenekleri tam olarak geliştirmek

Grow to our full potential, yeteneklerimizi ve niteliklerimizi mümkün olduğunca tam kullanabilecek düzeye gelene kadar gelişmek demektir. Buradaki grow, yalnızca bedensel olarak büyümeyi değil, kişisel gelişimi anlatır. Potential, kişinin şu anki performansı değil, gelecekte ne olabileceği veya ne yapabileceğidir. Bu ifade tek ve hızlı bir başarıdan ziyade zaman içinde gerçekleşen bir gelişim sürecini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede grow to their full potential ne anlama gelir? A good coach helps young players grow to their full potential.

  1. Şu anki performanslarının zaten kusursuz olduğunu kanıtlamak.
  2. Yeteneklerini mümkün olduğunca tam geliştirmek.
  3. Fiziksel olarak diğer tüm oyunculardan daha uzun olmak.
Cevabı göster

Yeteneklerini mümkün olduğunca tam geliştirmek.

For Plato,

2:53

Platon'a göre,

in a good relationship,

2:54

iyi bir ilişkide,

a couple shouldn't love each other exactly as they are right now.

2:55

bir çift birbirini şu an oldukları gibi tam olarak sevmemelidir.

They should be committed to educating each other Kalıp ifadeler

2:59

Birbirlerini eğitmeye

and to enduring the stormy passages this inevitably involves. Deyimler

3:01

ve bunun kaçınılmaz olarak içerdiği fırtınalı geçişlere dayanmaya kararlı olmalıdırlar.

Kalıp ifadeler

Be committed to educating: committed to + -ing biçimi

Be committed to doing something, bir etkinliğe ciddi biçimde bağlı olmak ve ona zaman ya da emek vermeyi sürdürmeye istekli olmak demektir. Burada committed to educating each other, tek seferlik bir öğretimi ya da kısa süreli bir niyeti değil, devam eden ortak bir sorumluluğu anlatır. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle educating, -ing biçimli bir isim-fiildir. Sonraki and to enduring ... bölümü bununla paraleldir: committed to educating ... and to enduring ....

Alıştırma

Cümleyi volunteer fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya has made a year-long promise to help at the library. Maya is committed to ____ every Saturday.

Cevabı göster

volunteering

Deyimler

Enduring the stormy passages: zor dönemleri anlatan bir mecaz

Enduring, zor bir şey yaşarken pes etmeden devam etmek anlamına gelir. Stormy passages bir mecazdır: passages, daha uzun bir deneyimin içindeki dönemleri veya aşamaları anlatır; stormy ise bunları çatışma ya da sorun dolu aşamalar olarak gösterir. Birlikte enduring the stormy passages, zor dönemlerde kalıp bunları aşmak anlamına gelir. Burada passages, yazı bölümleri, koridorlar veya gerçek bir yolculuk anlamında değildir.

Alıştırma

“The young company endured several stormy passages,” cümlesinde stormy passages ne anlama gelir?

  1. Şirket binasındaki dar koridorlar
  2. Kötü hava hakkındaki paragraflar
  3. Şirket tarihindeki zor dönemler
Cevabı göster

Şirket tarihindeki zor dönemler

Each person should want to seduce the other Kelime

3:06

Her bir kişi diğerini baştan çıkararak

into becoming a better version of themselves.

3:08

kendilerinin daha iyi bir versiyonu haline getirmeyi istemelidir.

Kelime

seduce someone into becoming...: birini çekicilikle değişime yöneltmek

seduce someone into doing something yapısında into sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir. Burada seduce the other into becoming, diğer kişiyi değişime yönelecek kadar güçlü biçimde çekmek veya cezbetmek anlamına gelir. Fiil özellikle çarpıcıdır: amaç olumlu gelişimdir, ancak seduce tarafsız bir akıl yürütme yerine çekicilik, arzu ve olası etki anlamı katar. Burada mutlaka cinsel baştan çıkarma anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümledeki seduce the other into becoming a better version of themselves ifadesinin en yakın anlamı nedir?

  1. Diğer kişiyi çekip cezbederek kişisel gelişime yöneltmek.
  2. Değişmesini teşvik etmeden yalnızca dış görünüşüne hayran olmak.
  3. Diğer kişiyi cezayla değişmeye zorlamak.
Cevabı göster

Diğer kişiyi çekip cezbederek kişisel gelişime yöneltmek.

Three,

3:11

Üç,

decode the message of beauty.

3:12

güzelliğin mesajını çöz.

Everyone pretty much likes beautiful things, Kalıp ifadeler

3:14

Hemen hemen herkes güzel şeyleri sever,

Kalıp ifadeler

pretty much: genellemeyi yumuşatan konuşma ifadesi

Pretty much, konuşma dilinde neredeyse, temelde veya büyük ölçüde anlamına gelir. Herkesin güzel şeyleri sevdiği iddiasında likes fiilini niteler. Dil bilgisi bakımından everyone sözcüğünü doğrudan nitelemez; ancak kullanım açısından genellemenin tamamını yumuşatır. Konuşan kişi iddiayı tamamen kesin sunmak yerine istisnalara yer bırakır.

Alıştırma

Everyone pretty much likes beautiful things cümlesinde pretty much ne yapar?

  1. Genel iddiayı yaklaşık ve daha az kesin hâle getirir.
  2. Güzel şeylerin oldukça çekici olduğu anlamına gelir.
  3. Yalnızca az sayıda insanın güzelliği sevdiğini söyler.
Cevabı göster

Genel iddiayı yaklaşık ve daha az kesin hâle getirir.

Plato was the first to ask,

3:17

Platon şu soruyu soran ilk kişiydi,

why do we like them?

3:18

onları neden seviyoruz?

He found a fascinating reason.

3:20

Büyüleyici bir neden buldu.

Beautiful objects are whispering important truths Deyimler

3:22

Güzel nesneler bize fısıldıyor

to us about the good life.

3:24

iyi yaşam hakkında önemli gerçekleri.

Deyimler

are whispering important truths ifadesinde kişileştirme

Nesneler gerçekten fısıldayamaz. Burada are whispering important truths, nesnelerin güzelliğinin incelik, uyum veya denge gibi iyi yaşamaya ilişkin fikirleri sessizce sezdirdiği anlamına gelir. Cümlede kişileştirme kullanılır: Nesnelere insana ait bir eylem verilerek görünür özellikleri ince bir mesaj gibi sunulur. Düşünsel bir metinde cansız bir şey konuşuyor, fısıldıyor veya davet ediyorsa gerçek bir ses aramak yerine özelliklerinin neyi sezdirdiğine bakın.

Alıştırma

Bu cümlede are whispering important truths ne anlama geliyor?

  1. Nesneler gerçekten duyulabilen sesler çıkarıyor.
  2. Nesneler hiçbir özellik göstermeyi istemiyor.
  3. Nesneler güzellikleri aracılığıyla önemli fikirleri sessizce düşündürüyor.
Cevabı göster

Nesneler güzellikleri aracılığıyla önemli fikirleri sessizce düşündürüyor.

We find things beautiful

3:27

Bir şeyleri güzel buluruz,

when we unconsciously sense in them qualities we need Dilbilgisi

3:28

onlarda ihtiyacımız olan ama hayatımızda eksik olan nitelikleri

but are missing in our lives.

3:31

bilinçsizce hissettiğimizde.

Dilbilgisi

qualities we need but are missing in our lives: iki ilgi cümleciğiyle yapılan betimleme

qualities adı, aynı nitelikleri anlatan iki kısa betimlemeyle devam eder: we need [the qualities], ancak [the qualities] are missing in our lives. Yani qualities, need fiilinin anlaşılan nesnesi ve are missing ifadesinin anlaşılan öznesidir; are missing ifadesinin öznesi we değildir. Bağların tamamı qualities that we need but that are missing in our lives şeklinde gösterilebilir. Bir adın ardından birbirine bağlanmış ilgi cümlecikleri geldiğinde, dil bilgisel roldeki değişikliğin anlamı gizlememesi için her fiili yeniden o ada bağlayın.

Alıştırma

qualities we need but are missing in our lives yapısını doğru biçimde açan seçenek hangisidir?

  1. qualities that we need but that are missing in our lives
  2. qualities that we need but that are missing us in our lives
  3. qualities that need us but that we are missing in our lives
Cevabı göster

qualities that we need but that are missing in our lives

Gentleness,

3:33

Nezaket,

harmony, balance,

3:34

uyum, denge,

peace, strength.

3:36

huzur, güç.

Beautiful objects,

3:38

Güzel nesnelerin,

therefore, Anlatım akışı

3:39

bu yüzden,

have a really important function.

3:40

gerçekten önemli bir işlevi vardır.

Anlatım akışı

Ara söz niteliğinde sonuç belirteci olarak therefore

Therefore, güzel nesneler hakkındaki ifadenin önceki akıl yürütmeden çıkarılan bir sonuç olduğunu okura gösterir. Savı düzenler: önce gerekçe, sonra sonuç gelir. Burada therefore, özne olan Beautiful objects ile fiil olan have arasına giren, ara söz niteliğinde bir bağlayıcı zarftır. İki virgül, bunun araya eklenmiş bir yorum olduğunu gösterir; therefore fikirleri mantıksal olarak bağlar, bir yan cümle başlatmaz.

Alıştırma

Sonuç bildirmek için therefore sözcüğünü özneden sonra doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The bridge was closed. Our class, therefore, took another route.
  2. The bridge was closed. Our class therefore, took another route.
  3. The bridge was closed. Our class, because, took another route.
Cevabı göster

The bridge was closed. Our class, therefore, took another route.

They help to educate our souls.

3:41

Ruhlarımızı eğitmeye yardımcı olurlar.

Ugliness is a serious matter too.

3:44

Çirkinlik de ciddi bir meseledir.

It parades dangerous and damaged characteristics in front of us.

3:46

Önümüzde tehlikeli ve hasarlı özellikleri geçit töreni gibi sergiler.

It makes it harder to be wise, kind, and calm.

3:50

Bilge, nazik ve sakin olmayı zorlaştırır.

Plato sees art as therapeutic. Kalıp ifadeler

3:54

Platon sanatı tedavi edici olarak görür.

Kalıp ifadeler

see A as B yapısı: sees art as therapeutic

see A as B yapısında see, bakmak ya da görmek değil, bir şeyi belirli bir şekilde değerlendirmek veya anlamak demektir. Burada Platon, sanatın iyileştirici olduğu görüşündedir. A değerlendirilen şeydir, yani art; B ise onu tanımlar ya da sınıflandırır, yani therapeutic. Therapeutic, kişinin zihinsel ya da duygusal olarak iyileşmesine veya daha iyi hissetmesine yardımcı olmak demektir; burada sanatın etkisini anlatır, tıbbi tedavi vaat etmez.

Alıştırma

Cümleyi see A as B yapısıyla tamamlayın: The teacher ____ group projects ____ a way to learn cooperation.

Cevabı göster

sees · as

It's the duty of poets and painters and nowadays novelists, Dilbilgisi

3:56

Şairlerin ve ressamların ve günümüzde romancıların,

TV producers, and designers

3:59

TV yapımcılarının ve tasarımcıların görevi,

to help us to live good lives.

4:01

iyi hayatlar yaşamamıza yardımcı olmaktır.

Dilbilgisi

It's the duty of A to do B: A'nın görevi B'yi yapmaktır

A'nın B'yi yapma sorumluluğu olduğunu söylemek için It's the duty of A to do B kalıbını kullanın. Burada it hazırlayıcı öznedir; sorumluluğun asıl içeriği to ile başlayan mastar yapısında yer alır. of'tan sonraki isim veya grup görev sahibini, to'dan sonraki fiil öbeği ise yapılması gereken eylemi gösterir. Örnekte şairler, ressamlar, romancılar, televizyon yapımcıları ve tasarımcılar görev sahipleridir; iyi yaşamlar sürmemize yardımcı olmak ise yapılması gereken eylemdir.

Alıştırma

Cümleyi kısaltılmış It's the duty of A to do B kalıbıyla tamamlayın: ____ emergency services ____ protect the public during a disaster.

Cevabı göster

It's the duty of · to

Four,

4:03

Dört,

reform society.

4:04

toplumu reforme et.

Plato spent a lot of time thinking

4:06

Platon çok fazla zaman harcayarak

how the government and society should ideally be.

4:08

hükümetin ve toplumun ideal olarak nasıl olması gerektiğini düşündü.

He was the world's first utopia thinker.

4:11

O, dünyanın ilk ütopya düşünürüydü.

In this,

4:14

Bunda,

he was inspired by Athens's great rival, Kültür

4:15

Atina'nın büyük rakibi olan

Sparta.

4:17

Sparta'dan ilham aldı.

Kültür

Atina'nın büyük rakibi Sparta

Sparta, antik Yunan'da bir şehir devletiydi ve Atina'nın başlıca rakiplerinden biriydi. Athens's great rival ifadesi Sparta'yı belirtir; Atina ve Sparta modern ulus devletler değil, antik Yunan şehir devletleriydi. Sparta toplumu özellikle sıkı disiplin, askerî eğitim ve hayatı ortak bir kamusal amaç etrafında düzenlemesiyle ilişkilendirilir. Bu bölümde Sparta'dan ilham almak, Sparta'nın askerî amaçlarını onaylamak değil, bu toplumsal örgütlenme modelini örnek almak anlamına gelebilir.

Alıştırma

Sparta'nın cümlede neden önemli olduğunu en iyi açıklayan tarihsel bilgi hangisidir?

  1. Sparta, antik Yunan'da bir şehir devletiydi; Atina'nın büyük bir rakibiydi ve sıkı askerî disipliniyle tanınıyordu.
  2. Sparta, tüm Yunanistan'ı barışçıl biçimde birleştiren modern bir ulustu.
  3. Sparta, antik Yunan'da sanatçılar ve yazarlar için düzenlenen bir festivaldi.
Cevabı göster

Sparta, antik Yunan'da bir şehir devletiydi; Atina'nın büyük bir rakibiydi ve sıkı askerî disipliniyle tanınıyordu.

This was a city-sized machine Deyimler

4:18

Bu, harika askerler yetiştirmek için

for turning out great soldiers. Öbek fiiller

4:20

şehir büyüklüğünde bir makineydi.

Deyimler

Şehir büyüklüğünde bir makine: bütün bir toplumsal sistemin benzetmesi

Bu ifade gerçek bir makineyi anlatmaz. Tüm şehri ve kurumlarını, bütün parçaları aynı sonuca, yani harika askerlere ulaşmak için çalışan, şehir büyüklüğünde hayali bir makineye dönüştürür. Bu bakış açısı ölçeği, düzenli iş birliğini ve verimliliği vurgular. Aynı zamanda insanları bireyler yerine ürünler gibi gösterebilir. Buradaki city-sized, benzetmenin tüm şehri kapsadığını belirtir; fiziksel bir makinenin ölçülüp gerçekten bir şehir kadar büyük çıktığını değil.

Alıştırma

Bu cümlede city-sized machine ne anlama geliyor?

  1. Gerçek bir makine, şehrin topraklarıyla tam olarak aynı büyüklükteydi.
  2. Şehir, silah yapmak için olağanüstü büyük bir makine kullanıyordu.
  3. Şehrin tamamı, güçlü askerler yetiştirmek üzere kurulmuş düzenli bir sistem olarak anlatılıyor.
Cevabı göster

Şehrin tamamı, güçlü askerler yetiştirmek üzere kurulmuş düzenli bir sistem olarak anlatılıyor.

Öbek fiiller

turning out: istenen beceriye sahip insanlar yetiştirmek

Burada turning out, insanları bir kurumun çıktısı olarak üretmek veya yetiştirmek anlamına gelir. Makine benzetmesi, harika askerleri tüm şehrin tekrar tekrar oluşturduğu bir sonuç olarak sunar. Bu kullanımda turn out geçişlidir: a factory turns out cars veya a school turns out skilled graduates örneklerinde olduğu gibi, ardından üretilen şey ya da yetiştirilen kişiler gelir. great soldiers nesnesi bu anlamı gösteren ipucudur.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen ve tekrar tekrar üretmek anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: This factory ____ hundreds of bicycles every week.

Cevabı göster

turns out

Everything the Spartans did,

4:22

Spartalıların yaptığı her şey,

how they raised their children,

4:24

çocuklarını nasıl yetiştirdikleri,

how their economy was organized,

4:25

ekonomilerinin nasıl organize edildiği,

whom they admired,

4:26

kime hayran oldukları,

how they had sex,

4:27

nasıl seks yaptıkları,

what they ate,

4:28

ne yedikleri,

was tailored to that one goal. Kalıp ifadeler

4:29

o tek hedefe göre uyarlanmıştı.

Kalıp ifadeler

be tailored to that one goal: o tek hedefe göre uyarlanmak

Bu cümlede was tailored to that one goal, Sparta yaşamının her yönünün aynı hedefe hizmet etmesi için bilinçli olarak düzenlenip uyarlandığını anlatır. Kalıp be tailored to + hedef veya ihtiyaç şeklindedir. Tailored aslında giysiyi bedene göre dikme fikrinden gelir; ancak burada mecazidir ve bir şeyin belirli bir amaç için özel olarak tasarlanması veya uyarlanması anlamındadır.

Alıştırma

“Özel olarak uyarlanmış” anlamına gelen iki sözcüklü tailor biçimini kullanın. The workshop was ____ the needs of new team leaders.

Cevabı göster

tailored to

And Sparta was hugely successful

4:31

Ve Sparta son derece başarılıydı

from a military point of view. Kalıp ifadeler

4:34

askeri açıdan bakıldığında.

Kalıp ifadeler

from a military point of view: askerî açıdan bakıldığında

Bu cümlede from a military point of view ifadesi iddianın kapsamını sınırlar: Sparta, askerî sonuçlara göre değerlendirildiğinde çok başarılıydı; ancak bu, her alanda başarılı olduğu anlamına gelmez. from a/an + alan sıfatı + point of view kalıbı, bir değerlendirmede kullanılan bakış açısını veya ölçütü tanıtır. Burada point of view, bir kişinin görüşünden çok değerlendirme alanını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir tasarımın yalnızca güvenlik ölçütlerine göre değerlendirildiğinde iyi çalıştığını açıkça söyler?

  1. The designer likes how the product looks.
  2. The design works well in every possible way.
  3. From a safety point of view, the design works well.
Cevabı göster

From a safety point of view, the design works well.

But that wasn't Plato's concern.

4:36

Ama Platon'un endişesi bu değildi.

He wanted to know,

4:38

Şunu bilmek istiyordu,

how could a society get better at producing not military power, Dilbilgisi

4:39

bir toplum askeri güç değil,

but fulfilled people?

4:42

tatmin olmuş insanlar üretmekte nasıl daha iyi hale gelebilirdi?

Dilbilgisi

not A, but B: askerî güç değil, hayatı dolu insanlar

not A, but B kalıbı, asıl odak olarak A'yı reddeder ve onun yerine B'yi koyar. Burada producing iki isim grubuna da uygulanır: toplumun üreteceği şey military power değil, fulfilled people'dır. Bu karşıtlık asıl vurguyu fulfilled people'a, yani yaşamını anlamlı bulan ve potansiyelini tam olarak geliştiren insanlara taşır. Bir görevi bitirmiş insanlar anlamına gelmez.

Alıştırma

Düzeltmeyi not A, but B kalıbıyla tamamlayın: The program is designed ____ to reward speed, ____ to improve accuracy.

Cevabı göster

not · but

In his book,

4:45

Kitabında,

The Republic,

4:45

Devlet'te,

Plato identifies a number of changes that should be made.

4:46

Platon yapılması gereken bir dizi değişikliği tanımlar.

Athenian society was very focused on the rich,

4:50

Atina toplumu zenginlere çok odaklanmıştı,

like the louche aristocrat Alcibiades, Kelime

4:52

ahlaksız aristokrat Alkibiades,

and sports celebrities like the boxer Milo of Croton.

4:54

ve Krotonlu Milo gibi spor ünlüleri gibi.

Kelime

louche aristocrat: çekici ama kötü şöhretli aristokrat

Burada louche, şık, çekici ya da heyecan verici görünebilen fakat ahlaken kuşkulu veya kötü şöhretli bir aristokratı niteler. Sözcük açık bir onaylamama taşır ve onu cazibeli ama güven vermeyen bir seçkin olarak sunar. Louche yalnızca zengin, lüks ya da modaya uygun demek değildir. Tekinsiz ve sefih bir niteliğe işaret eder; aristocrat ise ayrıca kişinin toplumsal sınıfını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede louche doğal anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The novel follows a louche nightclub owner whose charm hides a trail of dishonest deals.
  2. The museum displayed a louche vase because its colors were bright and cheerful.
  3. She bought a louche new backpack because it was sturdy and practical.
Cevabı göster

The novel follows a louche nightclub owner whose charm hides a trail of dishonest deals.

Plato wasn't impressed.

4:58

Platon etkilenmemişti.

It really matters who we admire

4:59

Kime hayran olduğumuz gerçekten önemlidir

because celebrities influence our outlook,

5:01

çünkü ünlüler bakış açımızı,

ideas, and conduct.

5:04

fikirlerimizi ve davranışlarımızı etkiler.

And bad heroes give glamour to flaws of character. Deyimler

5:06

Ve kötü kahramanlar karakter kusurlarına cazibe katar.

Deyimler

give glamour to flaws of character: karakter kusurlarını çekici göstermek

Burada give glamour to, “bir şeyi heyecan verici, hayranlık uyandırıcı veya çekici göstermek” anlamına gelir. İfadenin nesnesi olan flaws of character olumsuzdur; bu nedenle glamour yalnızca fiziksel güzellik değil, kusurların üzerine eklenen çekici bir parlaklıktır. İfade eleştiri taşır: kötü kahramanlar zayıf veya zararlı özellikleri taklit edilmeye değer gösterebilir. Başka bağlamlarda da kullanılabilen give glamour to + isim yapısı, daha eleştirel bakılması gereken bir şeye çekicilik katmayı anlatır.

Alıştırma

“Zararlı bir davranışı çekici göstermek” anlamına gelen, bu nottaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The movie should not ____ reckless driving.

Cevabı göster

give glamour to

Plato therefore wanted to give Athens new celebrities,

5:10

Bu nedenle Platon, Atina'ya yeni ünlüler kazandırmak istedi,

replacing the current crop with ideally wise and good people he called guardians, Notlar

5:13

mevcut grubu muhafızlar olarak adlandırdığı ideal olarak bilge ve iyi insanlarla değiştirerek,

models for everyone's good development.

5:18

herkesin iyi gelişimi için modeller.

Deyimler

current crop: mevcut grup

Burada current crop, “belirli bir türden olup şu anda mevcut veya etkin olan kişi ya da şeyler grubu” anlamına gelir. Crop tarımdan gelen bir benzetmedir: üyeler aynı dönemde ortaya çıkmış tek bir grup olarak görülür. Yaygın yapı the current crop of + çoğul isim şeklindedir; candidates, actors veya products buna örnektir. Kategorinin ne olduğu zaten belliyse, buradaki gibi of ile başlayan bölüm söylenmeyebilir. İfade, kategorideki herkes yerine mevcut gruba odaklanır.

Alıştırma

“Şu anda değerlendirilmekte olan aday grubu” anlamını vermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The committee is reviewing the ____ of candidates.

  1. current people
  2. current crop
  3. present harvest
Cevabı göster

current crop

Kültür

Platon'un ideal kentindeki koruyucular

Burada guardians, yani koruyucular, Platon'un ideal kentini yönetmekle görevlendirdiği insanlara verdiği özel addır. Bu insanların bilge, ahlaken iyi, kamu hizmetine adanmış ve başkalarına örnek olması beklenir. Bu sözcük çocukların yasal vasilerini ya da sıradan güvenlik görevlilerini ifade etmez. Bu ad, söz konusu liderlerin kişisel şöhret peşinde koşmak yerine toplumun tamamını gözetmesi gerektiğini vurgular.

Alıştırma

Platon'un ideal kentinde guardians kimlerdir?

  1. Topluma örnek olması amaçlanan bilge ve erdemli liderler
  2. Binaları koruyan güvenlik görevlileri
  3. Çocuklardan yasal olarak sorumlu yetişkinler
Cevabı göster

Topluma örnek olması amaçlanan bilge ve erdemli liderler

These people would be distinguished by their record of public service, Kalıp ifadeler

5:20

Bu insanlar kamu hizmeti kayıtlarıyla,

their modesty and simple habits,

5:24

alçakgönüllülükleri ve basit alışkanlıklarıyla,

their dislike of the limelight, Deyimler

5:25

ilgi odağı olmaktan hoşlanmamalarıyla,

and their wide and deep experience.

5:27

ve geniş ve derin tecrübeleriyle öne çıkacaklardı.

Kalıp ifadeler

record of public service: kamu hizmeti geçmişi

Record of public service, bir kişinin çoğunlukla devlet, yurttaşlık veya toplum görevleri yoluyla kamu yararı için çalıştığını gösteren belgelenmiş geçmişidir. Record burada isimdir ve zaman içinde oluşan bir eylem ve başarı örüntüsünü anlatır. Bu ifade tek bir olayı değil, kişinin deneyimini ve karakterini değerlendirir. Public service, topluma veya kamu kurumlarına verilen hizmettir; müşterilere yönelik customer service değildir.

Alıştırma

Bir kişinin kamuya hizmet geçmişini anlatan dersteki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The committee valued her ____.

Cevabı göster

record of public service

Deyimler

the limelight: kamuoyunun ilgi odağı

The limelight, kamuoyunun veya medyanın ilgi odağı anlamına gelir. Burada dislike of the limelight, bu kişilerin ün ya da tanıtım peşinde olmadığını belirtir; alçakgönüllülük ve sade alışkanlıklarla birlikte bir karakter özelliği olarak sıralanır. Bu ifade, eskiden tiyatro sahnelerinde kullanılan parlak ışıktan gelir; ancak yaygın anlamı mecazidir. Bir kişi in the limelight olduğunda birçok insan onu izliyor veya onun hakkında konuşuyor demektir.

Alıştırma

Cümleyi “kamuoyunun ilgisi” anlamına gelen deyimle tamamlayın: Although the singer is famous, she dislikes ____ and rarely gives interviews.

Cevabı göster

the limelight

They would be the most honored and admired people in society.

5:29

Onlar toplumdaki en çok onurlandırılan ve hayranlık duyulan insanlar olacaklardı.

He also wanted to end democracy in Athens.

5:33

Ayrıca Atina'daki demokrasiyi sona erdirmek istiyordu.

He wasn't crazy. Anlatım akışı

5:35

O deli değildi.

He just observed how few people think

5:37

Sadece insanların oy vermeden önce ne kadar azının

properly before they vote.

5:39

düzgünce düşündüğünü gözlemledi.

And therefore,

5:40

Ve bu nedenle,

we get very substandard rulers.

5:41

çok standart altı yöneticiler elde ediyoruz.

Anlatım akışı

He wasn't crazy: bir itirazı önceden ele almak

Bu kısa cümle, demokrasiyi sona erdirme gibi kulağa aşırı gelen bir fikre karşı dinleyicilerin gösterebileceği tepkiyi önceden ele alır. Konuşmacı, nedenleri açıklamadan önce He wasn't crazy diyerek aceleci bir reddedişi geri çevirir ve dinleyicilerden yargılarını ertelemelerini ister. Sonraki cümle He just observed... diye başlar; böylece sav, olası bir itirazdan açıklamaya geçer. Burada crazy, gündelik ve retorik biçimde “mantıksız” anlamına gelir; tıbbi bir teşhis değildir.

Alıştırma

Bu parçada “He wasn't crazy.” cümlesinin işlevi nedir?

  1. Oy vermeyi tartışmadan önce tıbbi bir teşhis koyar.
  2. Güçlü bir itirazı önceden ele alır ve dinleyiciden ardından gelen nedenleri değerlendirmesini ister.
  3. Konuyu demokrasiden ruh sağlığına çevirir.
Cevabı göster

Güçlü bir itirazı önceden ele alır ve dinleyiciden ardından gelen nedenleri değerlendirmesini ister.

He didn't want to replace democracy with a horrid dictatorship,

5:44

Demokrasiyi korkunç bir diktatörlükle değiştirmek istemedi,

but he wanted to prevent people from voting Dilbilgisi

5:47

ama insanların oy vermesini engellemek istedi

until they'd started to think rationally.

5:49

mantıklı düşünmeye başlayana kadar.

Dilbilgisi

prevent people from voting: prevent + nesne + from + -ing kalıbı

Prevent people from voting, prevent + nesne + from + -ing kalıbını izler. Nesnenin -ing biçimiyle belirtilen eylemi yapmasını durdurmak veya engellemek anlamına gelir. prevent sonrasında to vote değil, from voting kullanılır. Bu cümlede engelleme, insanlar mantıklı düşünmeye başlayana kadar sürer. Nesne bir kişi, grup veya şey olabilir: prevent someone/something from doing something.

Alıştırma

enter kullanarak hedef kalıbı tamamlayın: The locked door prevented us ____ the room.

Cevabı göster

from entering

That is,

5:52

Yani,

until they'd become philosophers.

5:52

onlar filozof olana kadar.

Otherwise,

5:54

Aksi takdirde,

government would just be a kind of mob rule. Kültür

5:55

hükümet sadece bir tür ayak takımı yönetimi olurdu.

Kültür

mob rule: son derece olumsuz bir siyasi etiket

Mob rule, kamusal kararların öfkeli veya kontrolsüz bir kalabalık tarafından yönetilmesini anlatan son derece olumsuz bir terimdir. Özellikle duygu veya baskının hukukun, koruyucu mekanizmaların ve dikkatli düşünmenin yerini aldığı durumları ifade eder. Bu cümlede, yönetimin nasıl işleyebileceğine yönelik bir eleştiri sunar; demokrasinin tarafsız bir tanımı değildir. Burada mob, düzensiz görülen bir kalabalık anlamındadır; organize suç grubu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum, son derece olumsuz olan mob rule terimiyle en iyi şekilde açıklanır?

  1. Bir suç çetesi yasa dışı faaliyetlerden gizlice para kazanır.
  2. Seçmenler, üzerinde anlaşılmış bir çoğunluk oylamasıyla bir seçeneği belirler.
  3. Öfkeli bir kalabalık, liderlere yasaları ve dikkatli tartışmayı görmezden gelmeleri için baskı yapar.
Cevabı göster

Öfkeli bir kalabalık, liderlere yasaları ve dikkatli tartışmayı görmezden gelmeleri için baskı yapar.

To help the process,

5:58

Bu sürece yardımcı olmak için,

Plato started a school,

5:59

Platon bir okul kurdu,

The Academy in Athens, Kültür

6:00

Atina'daki Akademi,

which lasted a good 300 years. Kelime

6:02

tam 300 yıl süren.

Kültür

Atina'daki Akademi

Burada The Academy, Platon'un Atina'da kurduğu belirli felsefe okulunu ifade eder. Bu, tarihî bir özel addır; herhangi bir modern okul ya da ödül veren bir kuruluş değildir. Bu gönderme, Platon'un düşüncelerini eğitim yoluyla nasıl uygulamaya koyduğunu gösterir. Okulun yüzyıllarca sürmesi onun kalıcı etkisine de işaret eder; okulun adı ayrıca günümüz İngilizcesindeki academy sözcüğünün önemli tarihsel kaynaklarından biridir.

Alıştırma

Bu cümlede The Academy in Athens neyi ifade ediyor?

  1. Atina merkezli modern bir ödül kuruluşu
  2. Yaklaşık 300 yıl süren herhangi bir okul
  3. Platon'un kurduğu felsefe okulu
Cevabı göster

Platon'un kurduğu felsefe okulu

Kelime

a good 300 years: yaklaşık 300 yıl gibi uzun bir süre

Bir sayının önündeki a good, miktarın kayda değer olduğunu vurgular; miktarın eksiksiz olduğunu ve çoğu zaman en az o kadar olduğunu düşündürür. Buradaki sayı yine yaklaşık bir değerdir. Bu nedenle a good 300 years, sürenin ne kadar uzun olduğunu vurgulayarak yaklaşık 300 yıl anlamına gelir. Good, bu yılların keyifli ya da başarılı olduğunu anlatmaz. Tekrar kullanılabilen kalıp a good + sayı + birim şeklindedir: a good ten miles veya a good two hours gibi.

Alıştırma

Hangi cümle onarımın yaklaşık üç saat gibi uzun bir süre aldığını vurgular?

  1. The repair took a good three hours.
  2. The repair took well three hours.
  3. The repair took three good hours.
Cevabı göster

The repair took a good three hours.

There,

6:04

Orada,

pupils learnt not just maths and spelling, Dilbilgisi

6:04

öğrenciler sadece matematik ve hecelemeyi değil,

but also how to be good and kind.

6:07

aynı zamanda nasıl iyi ve nazik olunacağını da öğrendiler.

Dilbilgisi

not just A, but also B: yalnızca A değil, aynı zamanda B

Not just A, but also B, A'nın doğru olduğunu belirtir ve ardından B'yi başka bir önemli nokta olarak ekler; çoğu zaman B daha fazla vurgulanır. Bu cümlede öğrenciler okul derslerinin yanında karakter ve davranış biçimlerini de öğrenmiştir. But also ilk kısmı reddetmez, ona bilgi ekler. A ve B cümlede paralel görevler üstlenmelidir. Burada maths and spelling ile how to be good and kind ifadelerinin ikisi de “Öğrenciler ne öğrendi?” sorusuna cevap verir. Biri isim öbeği, diğeri how to yan tümcesi olsa da görevleri aynıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki parçalı yapının aynısıyla tamamlayın: The library offers ____ books, ____ free art classes.

Cevabı göster

not just · but also

His ultimate goal

6:09

Onun nihai hedefi

was that politicians should become philosophers.

6:10

politikacıların filozof olmasıydı.

The world will not be right,

6:13

Dünya doğru olmayacak,

he said,

6:14

dedi,

until kings become philosophers or philosophers kings. Dilbilgisi

6:14

krallar filozof olana veya filozoflar kral olana kadar.

Dilbilgisi

until ... or philosophers kings: çıkarılan become

Not ... until yapısı, until yan tümcesindeki zamanı veya koşulu önce ulaşılması gereken sınır olarak sunar. Buradaki iddiaya göre iki rol değişiminden biri gerçekleşene kadar dünya yanlış durumda kalacaktır. Until yan tümcesinde or, kings become philosophers ve philosophers become kings şeklindeki iki paralel olasılığı bağlar. İkinci become, tekrarlandığı ve kolayca anlaşılabildiği için çıkarılmıştır. Bu nedenle philosophers kings birleşik bir isim veya hata değildir: philosophers öznedir, kings ise onların neye dönüştüğünü belirtir.

Alıştırma

“The gate will not open until Ava presses the green button or Noah the red one,” cümlesinde hangi kısım anlaşılmaktadır ve cümlenin tamamı ne anlama gelir?

  1. Noah kırmızı düğmeye dönüşür; kapı zaten açıktır.
  2. Noah kırmızı düğmeye basar; iki eylemden herhangi biri kapının açılma koşulunu karşılayabilir.
  3. Ava iki düğmeye de basar; Noah'ın koşulda bir rolü yoktur.
Cevabı göster

Noah kırmızı düğmeye basar; iki eylemden herhangi biri kapının açılma koşulunu karşılayabilir.