Dünyanın ilk metro sistemi nasıl inşa edildi? - Christian Wolmar: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
664 kelime 159 kel/dk

Video özeti: Londra’nın ilk yer altı demiryolunun halkın kuşkularını, inşaat aksaklıklarını ve giderek ağırlaşan kent içi trafik sorununu nasıl aştığını, ardından dünyadaki metro sistemlerine nasıl ilham verdiğini anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. But it did. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Son derece kısa bu cümlenin, projenin asla çalışmayacağı yönündeki önceki öngörüyü nasıl tersine çevirdiğini görün. Burada did, work fiilinin yerine geçerek güçlü bir dönüş yaratır ve tarihsel anlatıyı kuşkudan başarıya hızla taşır. 2. called tubes, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Londra’nın yeni ve derindeki hatlarının neden tubes adıyla anıldığını anlayın. Bu ad tünellerin biçimini ve yapım yöntemini yansıtır; ulaşım bilgilerinde ve günlük konuşmalarda Londra Metrosu’na yönelik Britanya’ya özgü göndermeleri tanımak için önemlidir. 3. on the right track. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Demiryolu raylarıyla doğru yönde ilerlemek anlamındaki deyimi birleştiren kapanış söz oyununu fark edin. Bir planın, fikrin veya çalışmanın uygun biçimde geliştiğini belirtirken bu ifadeyi kullanmayı ve demiryolu teması sayesinde burada kazandığı ek etkiyi kavrayın.

Bu derste

It was the dawn of 1863 and London's not yet opened subway system, Deyimler

0:06

1863'ün ilk günleriydi ve Londra'nın henüz açılmamış olan,

Deyimler

the dawn of 1863: yılın başlangıcını anlatan şafak mecazı

Bu cümlede “the dawn of 1863”, 1863 yılının başlangıcı anlamına gelir. Dawn normalde gün ışığının ilk belirdiği zamanı anlatır; ancak burada kesin bir saat değil, bir mecazdır. “The dawn of + dönem, çağ veya gelişme” yapısı, o dönemi yeni başlıyormuş gibi sunar ve tarihî anlatıma çoğu zaman etkileyici bir açılış havası verir.

Alıştırma

Cümledeki “the dawn of 1863” ne anlama gelir?

  1. 1863 yılındaki bir günün kesin gün doğumu saati.
  2. 1863 yılının sonu.
  3. 1863 yılının başlangıcı.
Cevabı göster

1863 yılının başlangıcı.

the first of its kind in the world, Kalıp ifadeler

0:12

dünyada kendi türünün ilk örneği olan metro sistemi

Kalıp ifadeler

the first of its kind: bir kategorideki en eski örnek

“The first of its kind”, belirli bir türün ilk örneği anlamına gelir. Burada kind “tür” veya “kategori” demektir; its ise anlatılan şeyi gösterir. Bu ifade, o kategoride daha önce hiçbir örneğin ortaya çıkmadığını vurgular. Yenilikçi bir ürün, icat, sistem, tesis veya başarı tanıtılırken sık kullanılır.

Alıştırma

Hangi açıklama “the first of its kind” ifadesine en uygun karşılıktır?

  1. Belirli bir kategoride ortaya çıkan en eski örnek.
  2. İlk ortaya çıkıp çıkmadığına bakılmaksızın eşsiz olan bir şey.
  3. Herhangi bir kategori karşılaştırılmadan bir sıralamadaki ilk öğe.
Cevabı göster

Belirli bir kategoride ortaya çıkan en eski örnek.

had the city in an uproar. Dilbilgisi

0:14

şehri ayağa kaldırmıştı.

Dilbilgisi

had the city in an uproar: kamuoyunda güçlü bir tepki yaratmak

had the city in an uproar ifadesinde had, “sahipti” değil, “bir duruma soktu” anlamına gelir. Yapı have + nesne + durum tümlecidir: nesne olan the city, in an uproar ile belirtilen duruma girer. Uproar; öfke, kaygı, protesto veya hararetli tartışma içerebilen gürültülü ve güçlü bir toplu tepkidir. Bu ifade, sıradan hareketlilik veya gürültüden çok daha güçlü bir durumu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi have fiilinin geçmiş zaman biçimi ve in an uproar durum ifadesiyle tamamlayın: The unexpected ban ____ the whole neighborhood ____.

Cevabı göster

had · in an uproar

Digging a hole under the city and putting a railroad in it Dilbilgisi

0:17

Şehrin altında bir çukur açıp içine demiryolu döşemek

seemed the stuff of dreams. Deyimler

0:20

hayalden ibaretmiş gibi görünüyordu.

Dilbilgisi

Digging ... and putting ...: özne görevindeki bağlı ulaç isim grupları

Digging a hole under the city ve putting a railroad in it, and ile bağlanan iki -ing grubudur. Birlikte cümlenin uzun öznesini oluşturur ve iki aşamayı tek bir plan olarak sunarlar; asıl fiil seemed fiilidir. Burada digging ve putting, eylemleri üzerinde düşünülebilecek şeyler olarak adlandırır. Bunlar ilerleyen zaman fiilleri değil, ulaç isimleridir; ilerleyen yapı, they were digging örneğindeki gibi bir özne ve be biçimi gerektirir.

Alıştırma

Özne görevindeki iki bağlı grubu tamamlamak için plan ve check fiillerinin -ing biçimlerini kullanın: ____ the route and ____ the supplies can prevent delays.

Cevabı göster

Planning · checking

Deyimler

the stuff of dreams: olağanüstü veya neredeyse gerçek dışı bir şey

The stuff of dreams, sıradan hayattan çok bir rüyaya aitmiş gibi görünen olağanüstü, iddialı veya gerçek dışı bir şeyi anlatır. Bu cümlede fikir, gerçekleşebileceğini hayal etmenin neredeyse imkânsız olduğu bir şey gibi sunulur. Bu ifadede stuff, belirli bir deneyimi oluşturan malzeme veya nitelikleri anlatan soyut ve sayılamayan bir isimdir; fiziksel bir nesne değildir. İfadenin hayranlık ve umut mu yoksa kuşku mu belirttiğini bağlam gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede the stuff of dreams ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. O kadar olağanüstü ve düşük olasılıklı görünüyordu ki gerçeklikten çok bir rüyaya benziyordu.
  2. Rüyalar adlı fiziksel bir malzemeden yapılmıştı.
  3. Herkes uyurken tamamen aynı olayı görmüştü.
Cevabı göster

O kadar olağanüstü ve düşük olasılıklı görünüyordu ki gerçeklikten çok bir rüyaya benziyordu.

Pub drinkers scoffed at the idea Kalıp ifadeler

0:22

Barlarda içenler bu fikirle alay etti

Kalıp ifadeler

scoffed at: küçümseyerek reddetti

Scoff at, bir kişiye veya şeye küçümseyici bir inançsızlıkla tepki vermek demektir. Bu cümlede bardaki müşteriler yalnızca gülmüyor, fikri aptalca veya imkânsız bularak reddediyorlardı. Kalıp scoff at + kişi, fikir, öneri veya başka bir hedef şeklindedir. Scoffed, basit geçmiş zaman biçimidir ve nesneden önce at kullanılması gerekir.

Alıştırma

Cümleyi scoff at ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The reviewers thought the proposal was ridiculous, so they ____ it.

Cevabı göster

scoffed at

and a local minister accused the railway company Dilbilgisi

0:24

ve yerel bir din adamı demiryolu şirketini

of trying to break into hell. Deyimler

0:27

cehenneme girmeye çalışmakla suçladı.

Dilbilgisi

accused ... of trying to: accuse someone of doing something kalıbı

Accuse + kişi veya kurum + of + fiilin -ing biçimi, bir kişinin ya da kurumun yanlış bir şey yaptığını veya yapmaya çalıştığını ileri sürmek anlamına gelir. Bu cümlede the railway company suçlanan kurum, trying to break into hell ise din görevlisinin ileri sürdüğü eylemdir. Of bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: of trying. Trying to kullanıldığı için suçlama tamamlanmış bir eylemle değil, bir girişimle ilgilidir.

Alıştırma

Accuse fiilinin geçmiş zamanını ve gereken edatı kullanarak kalıbı tamamlayın: The article ____ the contractor ____ hiding safety problems.

Cevabı göster

accused · of

Deyimler

break into hell: abartılı bir dinî metafor

Break into hell, abartılı bir dinî metafordur. Din görevlisi yerin derinliklerinde tünel açmayı cehenneme zorla girmek gibi göstererek demiryolu projesini korkutucu, tehlikeli ve ahlaken yanlışmış gibi sunar. Bu ifade gerçek bir varış noktası veya standart bir mühendislik terimi değildir. Başka metinlere de uygulanabilecek okuma noktası, imkânsız ya da aşırı bir görüntünün gerçek bir planı anlatmak yerine konuşanın tutumunu gösterebileceğini fark etmektir.

Alıştırma

Break into hell bu cümlede nasıl bir işlev görüyor?

  1. Demiryolunun planlanan yer altı istasyonunu tarafsız biçimde belirtir.
  2. Yer altı projesini korkutucu göstermek için abartılı bir dinî görüntü kullanır.
  3. Bir tünele girmek için teknik talimat verir.
Cevabı göster

Yer altı projesini korkutucu göstermek için abartılı bir dinî görüntü kullanır.

Most people simply thought the project,

0:30

Çoğu kişi,

which cost more than 100 million dollars in today's money, Kalıp ifadeler

0:32

bugünün parasıyla 100 milyon dolardan fazlaya mal olan projenin

Kalıp ifadeler

in today's money: yaklaşık güncel para değeriyle

In today's money, geçmişteki bir miktarı günümüzün satın alma gücüne göre yaklaşık karşılığıyla ifade eder. Burada günümüzdeki dinleyicinin tarihî maliyetin büyüklüğünü anlamasına yardımcı olur. Bu ifade farklı dönemlerdeki değerleri karşılaştırır; paranın bugün ödendiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, bu notta öğretilen ve yaklaşık güncel değeriyle anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The bridge cost one million pounds in 1900, about 150 million pounds ____.

Cevabı göster

in today's money

would never work. Kelime

0:35

asla işe yaramayacağını düşündü.

Kelime

would never work: başarılı olamazdı

would never work ifadesinde work; başarılı olmak, etkili olmak veya amaçlandığı gibi çalışmak anlamına gelir. Özne the project olduğu için cümle, projenin başarılı olamayacağını öngörür; burada bir işte çalışmaktan söz edilmez. Bu anlam, özne bir plan, yöntem, çözüm, sistem ya da makine olduğunda yaygındır. would tahmini geçmişteki bir bakış açısından verir, never ise yargıyı kesinleştirir.

Alıştırma

Hangi cümlede work, would never work ifadesindekiyle aynı anlamdadır?

  1. The artist works in watercolor.
  2. Maya works at the library on Saturdays.
  3. The new safety plan may work if everyone follows it.
Cevabı göster

The new safety plan may work if everyone follows it.

But it did. Anlatım akışı

0:37

Ancak işe yaradı.

Anlatım akışı

But it did.: did ile önceki fiil öbeğinin yerini tutmak

“But it did.” cümlesinde did, önceki bağlamdaki work fiilinin yerini tutar; açık anlam “But the project worked.” cümlesidir. Eylem zaten belli olduğu için İngilizcede tekrarı önlemek amacıyla did kullanılır. Bu çok kısa cümlede baştaki But karşıtlık kurar, did ise önceki kuşkunun tersinin doğru olduğunu onaylar. Bu yapı, bir beklentiyi hızlı ve güçlü biçimde tersine çevirir.

Alıştırma

Herkes eski köprünün dayanmayacağına inanıyordu. En kısa ve güçlü tersine dönüşü hangi cümle verir?

  1. But it had.
  2. But it was.
  3. But it did.
Cevabı göster

But it did.

On January 10th, 1863,

0:38

10 Ocak 1863'te

30,000 people ventured underground Kelime

0:41

30.000 kişi yeraltına inerek

to travel on the world's first subway

0:43

dünyanın ilk metrosunda

Kelime

ventured underground: bilinmeyene doğru ilerlemek

ventured underground ifadesinde ventured, belirsizliğe veya olası bir tehlikeye rağmen bir yere girmek anlamına gelir. Tek başına went sözcüğünde bulunmayan bir cesaret ve keşif duygusu ekler. Burada underground, ventured sözcüğünden sonra yer veya yön bildiren bir zarf olarak kullanılır. İfade, yeni metroya girmeyi bilinmeyene atılan bir adım gibi sunar; ticari bir girişim anlamındaki venture değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede ventured, belirsiz veya riskli bir yere doğru hareketi doğal biçimde anlatır?

  1. The elevator ventured between the same two floors all day.
  2. Every morning, Lena ventured to her usual desk.
  3. Despite the warning, the explorers ventured deeper into the cave.
Cevabı göster

Despite the warning, the explorers ventured deeper into the cave.

on a four-mile stretch of line in London. Kalıp ifadeler

0:46

Londra'daki dört millik hat üzerinde yolculuk etme cesaretini gösterdi.

Kalıp ifadeler

on a four-mile stretch of line: dört millik bir demiryolu bölümünde

Bu cümlede on a four-mile stretch of line, eylemin bir demiryolu hattının kesintisiz dört millik bir bölümünde gerçekleştiğini belirtir. Stretch, uzun ve dar bir şeyin bir bölümünü ifade eden bir isimdir; line ise demiryolu hattını belirtir. Bir sayı ve ölçü birimi, ismin önünde tek bir niteleyici olarak kullanıldığında kısa çizgiyle bağlanır ve birim tekil kalır: a four-mile stretch. Ölçü isimden sonra geldiğinde tam biçim kullanılır: the stretch is four miles long.

Alıştırma

Hangi cümlede stretch sözcüğünden önce birleşik bir uzunluk ifadesi doğru kullanılmıştır?

  1. The train crosses a ten-miles stretch of track.
  2. The train crosses a ten-mile stretch of track.
  3. The train crosses a ten miles stretch of track.
Cevabı göster

The train crosses a ten-mile stretch of track.

After 3 years of construction and a few setbacks,

0:49

3 yıllık inşaat ve birkaç aksiliğin ardından

the Metropolitan Railway was ready for business. Kalıp ifadeler

0:52

Metropolitan Railway hizmet vermeye hazırdı.

Kalıp ifadeler

was ready for business: faaliyete geçmeye hazırdı

Was ready for business, Metropolitan Railway'in hazırlıklarını tamamladığını ve halka hizmet vermeye başlayabileceğini ifade eder. Buradaki business, bir iş toplantısını veya tek bir ticari anlaşmayı değil, demiryolunun normal hizmetini ya da faaliyetlerini belirtir. Be ready for business kalıbı; bir mağazanın, tesisin, hizmetin veya sistemin açılmaya, yeniden açılmaya ya da faaliyete geçmeye tamamen hazır olduğunu anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede was ready for business ne anlama gelir?

  1. Bir iş toplantısı yapmak istiyordu.
  2. Faaliyetini zaten kalıcı olarak durdurmuştu.
  3. Faaliyete geçmeye hazırdı.
Cevabı göster

Faaliyete geçmeye hazırdı.

The city's officials were much relieved.

0:56

Şehrin yetkilileri çok rahatlamıştı.

They had been desperate to find a way Kalıp ifadeler

0:58

Umutsuzca bir yol bulmaya çalışıyorlardı,

Kalıp ifadeler

had been desperate to: geçmiş bir olaydan önce var olan acil durum

Desperate to + fiilin yalın hâli, genellikle baskı veya ciddi bir sorun nedeniyle bir şeyi yapmayı çok güçlü ve acil biçimde istemek demektir. Burada acilen bir çözüm bulmak istediklerini anlatır; bütün umutlarını kaybettikleri anlamına gelmek zorunda değildir. Had been bu durumu başka bir geçmiş zamanın veya olayın öncesine yerleştirir. Daha sonra söz edilen geçmiş durumdan önce bu aciliyetin zaten var olduğunu ve çoğu zaman bir süre devam ettiğini gösterir.

Alıştırma

Acil bir isteğin geçmişteki bir olaydan önce zaten var olduğunu belirten ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Before the repair crew arrived, the residents ____ get clean water.

Cevabı göster

had been desperate to

to reduce the terrible congestion on the roads. Kalıp ifadeler

1:00

yollardaki o korkunç tıkanıklığı azaltmak için.

Kalıp ifadeler

reduce the terrible congestion: ciddi trafik sıkışıklığını hafifletmek

Reduce + isim, bir şeyin miktarını, seviyesini veya şiddetini düşürmek demektir. Buradaki congestion, çok fazla aracın neden olduğu kalabalık yol durumudur; bu nedenle reduce the terrible congestion, ciddi yol sıkışıklığını daha hafif hâle getirmek anlamına gelir ve mutlaka tamamen ortadan kaldırmak demek değildir. Terrible, congestion sözcüğünün derecesini güçlendiren bir sıfattır; yeniden kullanılabilen reduce congestion kalıbının zorunlu bir parçası değildir. Reduce severe traffic congestion örneğinde olduğu gibi fiil ile isim arasına başka niteleyiciler gelebilir.

Alıştırma

Vurgulanan ifadenin tamamını kullanarak cümleyi tamamlayın: The city opened a train line to ____ on the bridge.

Cevabı göster

reduce the terrible congestion

London, at the time the world's largest and most prosperous city,

1:04

O dönemde dünyanın en büyük ve en refah şehri olan Londra,

was in a permanent state of gridlock Kalıp ifadeler

1:08

yolları tıkayan arabalar, seyyar satıcılar, inekler ve işe gidip gelenlerle

Kalıp ifadeler

in a permanent state of gridlock: trafiğin sürekli kilitlenmiş olduğu durum

Bu cümlede in a permanent state of gridlock, yolların uzun süre ciddi biçimde tıkandığını ve trafiğin neredeyse hiç ilerleyemediğini anlatır. Permanent, sorunun sürekliymiş gibi göründüğünü güçlü ve belki de abartılı biçimde belirtir; mutlaka kelimenin tam anlamıyla sonsuza kadar süreceği anlamına gelmez. in a state of + isim kalıbı, bir kişinin, yerin veya sistemin içinde bulunduğu durumu anlatır. State sözcüğünden önce permanent gibi bir sıfat eklenebilir. Gridlock, sıradan yoğun trafikten daha güçlüdür: Genellikle tıkalı yollar veya kavşaklar birbirini etkilediği için trafik akışının neredeyse durduğunu belirtir.

Alıştırma

Ciddi trafik tıkanıklığının sürekliymiş gibi göründüğünü anlatan altı kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: For years, downtown was ____.

Cevabı göster

in a permanent state of gridlock

with carts, costermongers, cows and commuters Kelime

1:10

kalıcı bir

Kelime

costermongers: geçmişteki Britanyalı sokak satıcıları

Costermongers, costermonger sözcüğünün çoğuludur. Costermonger, geçmişte Britanya'da genellikle bir araba, el arabası veya tezgâhtan sokakta meyve ve sebze satan kişileri anlatan tarihî bir sözcüktür. Bu listede, kalabalık sokaktaki insan gruplarından birini adlandırır ve geçmişteki bir Britanya şehrinin görüntüsünü oluşturmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bir tarih kitabında kime costermonger denirdi?

  1. Sokakta meyve ve sebze satan biri
  2. Malların maliyetini hesaplayan bir çalışan
  3. Her gün bir ofise giden biri
Cevabı göster

Sokakta meyve ve sebze satan biri

jamming the roads. Kelime

1:14

kilitlenme halindeydi.

Kelime

jamming the roads: jam fiilinin trafiği tıkama anlamı

“jamming the roads” ifadesinde jam, “trafiğin serbestçe ilerleyemeyeceği kadar yolu doldurmak veya tıkamak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. İnsanlar ve araçlar tıkanıklığa neden olur; roads ise tıkanan nesnedir. -ing biçimi bunu sürmekte olan bir etki olarak gösterir. Jam fiilinin anlamını nesne belirlemeye yardımcı olur: road veya street ile kullanıldığında trafik engelini anlatır; meyve reçeli ya da doğaçlama müzik anlamına gelmez.

Alıştırma

“jamming the roads” ifadesinde “jamming” ne anlama gelir?

  1. trafiğin serbestçe ilerleyemeyeceği şekilde yolları tıkamak
  2. yolları meyve reçeliyle kaplamak
  3. yollarda doğaçlama müzik çalmak
Cevabı göster

trafiğin serbestçe ilerleyemeyeceği şekilde yolları tıkamak

It had been a Victorian visionary, Charles Pearson, Dilbilgisi

1:16

Demiryollarını yeraltına yerleştirme fikrini ilk düşünen kişi,

who first thought of putting railways under the ground.

1:20

Victoria döneminin vizyonerlerinden Charles Pearson'dı.

Dilbilgisi

It had been ... who ...: bir kişiyi vurgulayan it-cleft

“It had been + vurgulanan kişi + who + yan cümle” bir it-cleft, yani bölünmüş vurgu cümlesidir. “a Victorian visionary, Charles Pearson” bölümünü özellikle öne çıkarır ve fikri ilk düşünen kişinin o olduğunu belirtir. Buradaki it belirli bir nesneye gönderme yapmaz; vurgu kalıbının bir parçasıdır. Tarafsız biçimi “Charles Pearson had first thought of putting railways under the ground.” olur. Vurgulu cümle, “Who first thought of it?” gibi örtük bir soruyu yanıtlar. Had been, be fiilinin past perfect biçimidir ve geçmişteki daha sonraki bir noktadan geriye bakarak birini belirleyen anlatılara uyar.

Alıştırma

Yanlış atfı düzelten past perfect it-cleft cümlesini tamamlayın: The report credited Leo, but ____ Nora ____ first spotted the error.

Cevabı göster

it had been · who

He'd lobbied for underground trains throughout the 1840s, Kelime

1:23

1840'lar boyunca yeraltı trenleri için lobi faaliyeti yürütmüştü,

Kelime

lobbied for: bir kararı etkilemeye çalışmak

Lobby for + bir öneri, politika veya proje, karar verme yetkisi olan kişileri bunu desteklemeye ikna etmeye çalışmak demektir. Buradaki lobbied for underground trains, onun yer altı demir yolu fikrine resmî veya toplumsal destek kazandırmak için etkin biçimde çalıştığını anlatır. Bu cümlede lobby, belirli bir amaçla kararları etkilemeyi anlatan bir fiildir; bina girişindeki salon anlamına gelen isim değildir. Throughout the 1840s, bu çabanın 1840'ların tamamı boyunca sürdüğünü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi lobby for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several town meetings, local families ____ a safer crossing near the school.

Cevabı göster

lobbied for

but opponents thought the idea was impractical

1:27

ancak muhalifler bu fikrin pratik olmadığını düşündüler,

since the railroads at the time only had short tunnels under hills.

1:29

çünkü o zamanki demiryolları sadece tepelerin altında kısa tünellere sahipti.

How could you get a railway through the center of a city? Anlatım akışı

1:34

Bir şehrin merkezinden demiryolunu nasıl geçirebilirdiniz?

Anlatım akışı

How could you get ...?: yanıttan önce problemi çerçevelemek

Bu soru temel mühendislik problemini ortaya koyar: bir demir yolunu kalabalık bir şehir merkezinden geçirmenin yolunu bulmak. Get + nesne + through + yer yapısı, nesnenin o yerden geçmesini sağlamak veya buna olanak vermek demektir. Bu anlatımda konuşan kişi izleyiciden yanıt beklemez. Soru problemi çerçeveler ve ardından gelen çözüme açık bir geçiş oluşturur. Önce soru sorup sonra yanıt verme düzeni, açıklamadaki bilgileri düzenlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Bu sorunun anlatımdaki temel işlevi nedir?

  1. İzleyiciden hemen eksiksiz bir demir yolu tasarımı hazırlamasını ister.
  2. Konuşan kişinin şehir merkezinin nerede olduğunu bilmediğini gösterir.
  3. Sonraki açıklamanın çözeceği bir problemi çerçeveler.
Cevabı göster

Sonraki açıklamanın çözeceği bir problemi çerçeveler.

The answer was a simple system called cut and cover. Kültür

1:38

Cevap "aç-kapa" adı verilen basit bir sistemdi.

Kültür

cut and cover: bir tünel inşa etme yöntemi

Bu cümlede cut and cover, sığ bir tünel inşa etme yönteminin adıdır. İşçiler yüzeyden bir hendek açar, tüneli bu hendeğin içinde inşa eder ve ardından üstteki alanı yeniden doldurur veya kapatır. İfadenin tamamı tek bir mühendislik terimidir; birbirinden ayrı iki günlük talimat değildir.

Alıştırma

Hangi seçenek cut-and-cover yöntemini doğru açıklar?

  1. Yüzeyden bir hendek açılır, tünel içine inşa edilir ve ardından zemin yeniden kapatılır.
  2. Raylar doğrudan bir yolun üzerine döşenir ve geçici bir çatıyla kapatılır.
  3. Yüzey açılmadan tamamen yer altında derin bir tünel delinir.
Cevabı göster

Yüzeyden bir hendek açılır, tünel içine inşa edilir ve ardından zemin yeniden kapatılır.

Workers had to dig a huge trench,

1:42

İşçiler devasa bir hendek kazmak,

construct a tunnel out of brick archways, Kalıp ifadeler

1:44

tuğla kemerlerden bir tünel inşa etmek,

Kalıp ifadeler

construct A out of B: B'yi kullanarak A'yı inşa etmek

construct A out of B kalıbı, B'yi malzeme veya bileşen olarak kullanıp A'yı inşa etmek anlamına gelir. Burada A, a tunnel; B ise brick archways ifadesidir. Yani tünel, bir dizi tuğla kemerden oluşturulur. Bu kalıpta out of, tamamlanmış nesnenin neyden yapıldığını belirtir. İçeriden dışarıya doğru hareket anlamına gelmez. Construct, build sözcüğünden daha resmîdir ve mühendislik açıklamalarında yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede out of, yapımda kullanılan malzemeyi veya parçaları belirtir?

  1. The engineer looked out of the window at the bridge.
  2. The visitors walked out of the museum before closing time.
  3. The volunteers constructed a garden bench out of old wooden boards.
Cevabı göster

The volunteers constructed a garden bench out of old wooden boards.

and then refill the hole over the newly built tunnel.

1:47

ve ardından yeni inşa edilen tünelin üzerindeki çukuru yeniden doldurmak zorundaydı.

Because this was disruptive

1:51

Bu, düzeni bozan bir durum olduğu

and required the demolition of buildings above the tunnels, Kelime

1:52

ve tünellerin üzerindeki binaların yıkılmasını gerektirdiği için,

Kelime

required the demolition of buildings: zorunlu bir yıkımı resmî biçimde ifade etmek

Bu cümlede required the demolition of buildings, işin devam edebilmesi için binaların kasıtlı olarak yıkılmasının zorunlu olduğunu anlatır. Demolition sıradan bir hasar değil, planlı yıkım veya kaldırma işlemidir. Yapı require + isim öbeği şeklindedir. Burada the demolition of buildings gerekli eylemi adlandırır; of buildings ise neyin yıkıldığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede demolition büyük bir yapının planlı olarak kaldırılması anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. The rail project required the demolition of a small paint scratch.
  2. The rail project required the demolition of a brief power outage.
  3. The rail project required the demolition of two unsafe warehouses.
Cevabı göster

The rail project required the demolition of two unsafe warehouses.

most of the line went under existing roads.

1:55

hattın çoğu mevcut yolların altından geçti.

Of course, there were accidents.

1:58

Elbette kazalar da oldu.

On one occasion, a heavy rainstorm flooded the nearby sewers Anlatım akışı

2:01

Bir keresinde şiddetli bir yağmur fırtınası yakındaki kanalizasyonları taşırdı

Anlatım akışı

On one occasion: belirli bir olayı anlatmaya başlamak

On one occasion belirli bir zamanda veya bir keresinde anlamına gelir. Cümlenin başında kullanıldığında anlatımı genel bir açıklamadan belirli bir olaya ya da örneğe taşır. Burada occasion resmî bir etkinlik veya tören değil, bir olay ya da örnek anlamındadır. Virgül, cümle başındaki bu zaman ifadesini cümlenin geri kalanından ayırır.

Alıştırma

Geçmişteki belirli bir olayı tanıtan, dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the school's fire alarm rang during lunch.

Cevabı göster

On one occasion

and burst through the excavation, Kalıp ifadeler

2:05

ve kazı alanına sular doldu,

Kalıp ifadeler

burst through: bir engeli aniden ve güçlü biçimde yarıp geçmek

“Burst through”, bir engeli aniden ve güçlü biçimde yarıp geçmek demektir. Bu cümlede yağmur suyu kazı alanına yavaşça değil, zorlayarak girer. “Burst” fiilinin şimdiki ve geçmiş zaman biçimi aynıdır: “burst”; “bursted” denmez. burst through + engel veya açıklık kalıbı ateş, insanlar ya da ışık için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle suyun bir engeli aniden ve güçlü biçimde geçtiğini en iyi gösterir?

  1. Water burst through the weakened wall and flooded the basement.
  2. Water pooled beside the weakened wall without crossing it.
  3. Water slowly leaked from a faucet into a bucket.
Cevabı göster

Water burst through the weakened wall and flooded the basement.

delaying the project by several months. Dilbilgisi

2:07

bu da projeyi birkaç ay geciktirdi.

Dilbilgisi

delaying ... by ...: sonuç bildiren bir -ing öbeği

“Delaying the project by several months”, önceki yan cümlede anlatılan olayın sonucunu veren -ing'li bir ortaç öbeğidir. Selin projeyi birkaç ay geciktirdiği anlamına gelir; delaying yeni bir özne veya ayrı bir ana eylem başlatmaz. delay + nesne + by + süre yapısında by, bir şeyin ne kadar geciktiğini gösterir. Sonuç bildiren -ing öbeğini virgülden sonra kullanmak, olay ile sonucunu kısa ve öz biçimde bağlar.

Alıştırma

Hangi cümle fırtınanın sonucunu göstermek için -ing öbeğini doğru kullanır?

  1. The storm damaged the road, delaying the repairs by two weeks.
  2. The storm damaged the road because the repairs were delayed by two weeks.
  3. The storm damaged the road, so the repairs were delayed by two weeks.
Cevabı göster

The storm damaged the road, delaying the repairs by two weeks.

But as soon as the Metropolitan Railway opened, Dilbilgisi

2:10

Ancak Metropolitan Railway açılır açılmaz,

Dilbilgisi

as soon as: bir olayın hemen ardından başka bir olay olur

as soon as bir zaman yan cümlesi başlatır ve bu yan cümledeki olay gerçekleştiğinde sonraki olayın hemen gerçekleştiğini anlatır. Burada demiryolunun açılması, Londralıların hemen verdiği tepkinin zamanını belirler. as soon as + özne + fiil yapısının tamamını kullanın. İki as de gereklidir.

Alıştırma

Cümleyi hemen olduğunda anlamına gelen üç sözcüklü bağlaçla tamamlayın: Nora will feed the cat ____ she gets home.

Cevabı göster

as soon as

Londoners rushed in to ride the new trains. Öbek fiiller

2:13

Londralılar yeni trenlere binmek için akın etti.

Öbek fiiller

rushed in to ride: bir amaçla hızla içeri girmek

rushed in, istekli ya da acil bir şekilde hızla içeri girdiler anlamına gelir. In, bağlamdan zaten anlaşılan yerin içine doğru hareketi gösteren bir yön parçacığıdır; bu nedenle ardından bir isim gelmesi gerekmez. Mastar olan to ride, içeri girmenin amacını belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı rush in to + fiilin yalın hâlidir: bir şey yapmak için hızla içeri girmek.

Alıştırma

Cümleyi rush fiilinin geçmiş biçimi, yön parçacığı ve amaç belirteciyle tamamlayın: When the museum doors opened, the visitors ____ see the new exhibit.

Cevabı göster

rushed in to

The Metropolitan quickly became a vital part of London's transport system. Kalıp ifadeler

2:16

Metropolitan, kısa sürede Londra'nın ulaşım sisteminin hayati bir parçası haline geldi.

Kalıp ifadeler

a vital part of: vazgeçilmez bir bileşen

A vital part of, daha büyük bir bütünün içindeki vazgeçilmez bir bileşeni ifade eder. Bu cümlede Metropolitan'ın Londra ulaşım sisteminin işleyişi için çok önemli hâle geldiğini belirtir; vital burada kelimesi kelimesine «canlı» değil, «son derece önemli» demektir. Yaygın kalıp be, become veya remain + a vital part of + bir sistem, grup, süreç ya da etkinlik biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki «bir bütünün vazgeçilmez bileşeni» anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Reliable communication is ____ emergency response.

Cevabı göster

a vital part of

Additional lines were soon built

2:20

Kısa süre sonra ek hatlar inşa edildi

and new suburbs grew around the stations. Kalıp ifadeler

2:22

ve istasyonların etrafında yeni banliyöler büyüdü.

Kalıp ifadeler

grew around the stations: bir merkezin çevresinde gelişmek

Grew around the stations, yeni banliyölerin istasyonların çevresindeki alanlarda zamanla oluşup genişlediği anlamına gelir. Grew, grow fiilinin geçmiş zamanıdır; ancak burada biyolojik büyümeyi değil, yerleşim yerlerinin gelişmesini anlatır. grow around + merkezî bir yer kalıbı; evlerin, işletmelerin veya toplulukların o yeri merkez alarak geliştiğini gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıbın geçmiş zamanıyla tamamlayın: A lively neighborhood ____ the new station.

Cevabı göster

grew around

Big department stores opened next to the railroad

2:25

Demiryolunun yanına büyük büyük mağazalar açıldı

and the railway company even created attractions

2:28

ve demiryolu şirketi turistleri trenle çekmek için

like a 30-story Ferris Wheel in Earls Court

2:31

Earls Court'ta 30 katlı bir dönme dolap gibi

to bring in tourists by train. Öbek fiiller

2:34

cazibe merkezleri bile yarattı.

Öbek fiiller

bring in tourists: ziyaretçi çekmek

Burada bring in tourists, turistlerin gelmesini sağlamak, yani turist çekmek demektir. Demiryoluyla bağlantılı turistik yerin trenle gelen kişi sayısını artırması beklenir; kimse turistleri kelimenin gerçek anlamıyla içeri taşımamaktadır. Bring in çoğu zaman yararlı bir akış yaratmayı anlatır. İnsanları çekmek ya da para, gelir veya iş sağlamak anlamına gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi “ziyaretçi çekmek” anlamındaki üç kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: A new aquarium could ____ during the winter.

Cevabı göster

bring in tourists

Within 30 years, Kalıp ifadeler

2:37

30 yıl içinde,

London's subway system covered 80 kilometers, Kelime

2:38

Londra'nın metro sistemi 80 kilometreyi kapsadı,

Kalıp ifadeler

Within 30 years: 30 yıllık sürenin sonuna kadar

Within 30 years bir üst zaman sınırı belirler. Metro, belirtilen uzunluğa 30 yıllık dönem sona ermeden önce ya da en geç dönemin sonunda ulaştı; dolayısıyla bu gelişme 30 yıldan daha kısa sürmüş olabilir. within + zaman dilimi yapısı, bir sonuca en geç ne kadar sürede ulaşıldığını anlatır. Eylemin tam olarak bütün dönem boyunca devam ettiğini söylemez.

Alıştırma

En fazla beş yıllık bir süre belirtmek için within ve zaman dilimini kullanın: The city plans to finish the new line ____.

Cevabı göster

within five years

Kelime

cover + bir mesafe: covered 80 kilometers

covered 80 kilometers ifadesindeki cover, o mesafe boyunca uzanmak veya o kadar geniş bir erişime sahip olmak anlamına gelir. Metro ağı 80 kilometre boyunca uzanıyordu; 80 kilometrelik bir alanı saklamıyor veya üzerine bir şey örtmüyordu. Bu kullanım bir güzergâhın, ağın, hizmetin veya yolculuğun ne kadar uzağa eriştiğini anlatır. Mesafe, cover fiilinin kapsadığı uzanımı gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede cover ne anlama geliyor? The new bus route covers nearly thirty kilometers from north to south.

  1. Yolun tamamının üstüne bir çatı koyar.
  2. Bu mesafe boyunca uzanır.
  3. Bu mesafeyi görünmez hâle getirir.
Cevabı göster

Bu mesafe boyunca uzanır.

with lines in the center of town running in tunnels Dilbilgisi

2:41

şehir merkezindeki hatlar tünellerde ilerlerken

and suburban trains operating on the surface,

2:44

banliyö trenleri yeryüzünde,

Dilbilgisi

with lines ... running ... and suburban trains operating ...: with + isim + -ing

Bu ifade, ana cümleye arka plan bilgisi eklemek için with + isim + -ing yapısını kullanır. lines ... running merkezdeki hatların nasıl çalıştığını, suburban trains operating ise banliyö trenlerinin nasıl çalıştığını anlatır; and bu iki paralel kısmı birleştirir. Running ve operating burada sıfat-fiil işlevindeki participle biçimleridir; ana çekimli fiiller değildir. Her -ing biçimi hemen önündeki ismi açıklar. Böylece konuşan kişi iki çalışma ayrıntısını kısa bir ek yapıda toplayabilir.

Alıştırma

Yapıyı tamamlamak için wait ve help fiillerinin -ing biçimlerini kullanın: The station was crowded, with passengers ____ for trains and staff ____ travelers.

Cevabı göster

waiting · helping

often on embankments. Kelime

2:47

çoğunlukla dolgular üzerinde çalışıyordu.

Kelime

on embankments: yükseltilmiş demiryolu dolguları üzerinde

Bu demiryolu bağlamında on embankments, rayların çoğunlukla sıkıştırılmış toprak ya da taştan yapılan uzun ve yükseltilmiş yapıların üzerinden geçtiği anlamına gelir. Bir dolgu, demiryolunu veya yolu çevredeki zeminden yüksekte tutup destekler. Burada embankment yalnızca bir nehrin doğal kıyısı demek değildir. Temel fikir, hattı taşıyan ve genellikle mühendislik yoluyla yapılmış yükseltilmiş bir yapıdır.

Alıştırma

Hangi açıklama "The railway runs on an embankment" cümlesine en uygundur?

  1. Raylar, toprak veya taştan yapılmış yükseltilmiş bir yapı tarafından desteklenir.
  2. Trenler yer altındaki bir tünelin içinde ilerler.
  3. Raylar her nehrin doğal kıyısını takip eder.
Cevabı göster

Raylar, toprak veya taştan yapılmış yükseltilmiş bir yapı tarafından desteklenir.

But London was still growing

2:49

Ancak Londra hala büyüyordu

and everyone wanted to be connected to the system. Kalıp ifadeler

2:50

ve herkes sisteme bağlanmak istiyordu.

Kalıp ifadeler

be connected to the system: bir ağa bağlı olmak

Bu cümlede be connected to the system, ulaşım ağının bir parçası olmak ve bu ağa erişebilmek anlamına gelir. Şehir büyüdükçe insanlar yaşadıkları bölgelerin demiryolu sistemine bağlanmasını istiyordu. Yapı be connected to + bir ağ, sistem veya cihaz şeklindedir. Connected, bağlantı kurulduktan sonraki durumu anlatan bir geçmiş zaman ortacıdır; buradaki bağlantı duygusal değil, işlevseldir.

Alıştırma

Cümleyi be connected to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The new clinic will be ____ the city's power grid.

Cevabı göster

connected to

By the late 1880s,

2:53

1880'lerin sonlarında,

the city had become too dense with buildings, Dilbilgisi

2:55

şehir binalar,

sewers, and electric cables

2:58

kanalizasyonlar ve elektrik kablolarıyla o kadar yoğunlaşmıştı ki,

for the cut and cover technique,

2:59

aç-kapa tekniği uygulanamaz hale gelmişti,

Dilbilgisi

too dense with ... for ...: bir şeyi kullanıma elverişsiz kılan koşul

Bu cümlede become too dense with ... for ..., şehirdeki binaların, kanalizasyon hatlarının ve elektrik kablolarının aç-kapa tekniğini artık uygulanamaz hâle getirecek kadar sıklaştığını anlatır. become bir durum değişikliğini, with ise şehirde yoğun olarak bulunan şeyleri gösterir. too + sıfat + for + isim kalıbı, bir koşulun söz konusu kişinin, nesnenin veya yöntemin başa çıkabileceği düzeyi aştığını belirtir. with öbeği bu koşulu oluşturan şeyi gösterebilir. Buradaki for the cut and cover technique, uygunluğu değerlendirilen yöntemi belirtir; neden bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıp too dense with ... for ile tamamlayın: The soil was ____ rocks ____ the small drill to work.

Cevabı göster

too dense with · for

so a new system had to be devised. Dilbilgisi

3:01

bu yüzden yeni bir sistem tasarlanmalıydı.

Dilbilgisi

had to be devised: geçmişteki zorunluluğu anlatan edilgen yapı

had to be devised, bir şeyin düşünülüp geliştirilmesi veya tasarlanması gerektiğini ifade eder. had to geçmişteki zorunluluğu gösterir; yeni sistem eylemden etkilendiği için be devised edilgen yapıdadır. Edilgen yapı, sistemi oluşturan kişiler yerine gerekli olan sisteme odaklanır. devise nispeten resmî bir fiildir ve dikkatle düşünülerek bir çözüm üretildiğinde plan, method, strategy veya system gibi sözcüklerle sık kullanılır.

Alıştırma

had to ve devise kullanarak edilgen cümleyi tamamlayın: A safer evacuation plan ____.

Cevabı göster

had to be devised

Using a machine called the Greathead Shield, Kültür

3:04

Greathead Kalkanı adlı bir makine kullanılarak,

Kültür

the Greathead Shield: erken dönem bir tünel açma makinesi

The Greathead Shield, yer altında derin ve yaklaşık olarak dairesel tüneller kazmak için kullanılan erken dönem kalkanlı tünel açma makinelerinden birinin özel adıdır. Buradaki Shield, elde taşınan bir kalkan anlamına gelmez. Kazı ilerlerken çalışma alanını destekleyen ve koruyan ekipmanı ifade eder. Bu nedenle cümle, sokak yüzeyinden hendek açmayı değil, derin tünel yapımını anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede the Greathead Shield neyi ifade ediyor?

  1. Bir tren istasyonunun etrafındaki duvarı
  2. İşçilerin elinde taşıdığı bir kalkanı
  3. Tünel kazmak için kullanılan bir makineyi
Cevabı göster

Tünel kazmak için kullanılan bir makineyi

a team of just 12 workers could bore through the earth, Kelime

3:07

sadece 12 işçiden oluşan bir ekip toprağı delebiliyor,

Kelime

bore through the earth: yer altında kazarak ilerlemek

Burada bore through the earth, toprağı delerek veya kazarak ilerlemek anlamına gelir. Bore, could sözcüğünden sonra gelen yalın fiildir; through ise toprağı ekibin içinden ilerlediği malzeme olarak gösterir. Bu, bore fiilinin mühendislikteki kullanımıdır. Bored sözcüğünün ilgisizlik veya sıkılma hissini anlatan bir sıfat olduğu yaygın be bored ifadesinden farklıdır.

Alıştırma

Hangi cümle bir makinenin kayanın içinden bir geçit açabileceğini doğru biçimde ifade eder?

  1. The machine can be bored by the rock.
  2. The machine can bored through the rock.
  3. The machine can bore through the rock.
Cevabı göster

The machine can bore through the rock.

carving deep underground tunnels through the London clay. Kültür

3:11

Londra kili boyunca derin yeraltı tünelleri oyabiliyordu.

Kültür

London clay: Londra'nın altındaki belirli bir jeolojik tabaka

Burada London clay, şehrin herhangi bir yerindeki sıradan toprak değil, Londra'nın altında bulunan ve kil bakımından zengin olan belirli bir jeolojik tabakayı ifade eder. Bu ifade, derin tünellerin hangi yer altı malzemesinin içinden kazıldığını belirtir. Bu tabakanın nispeten düzenli yapısı, birçok alanı kalkanlı tünel açma yöntemi için uygun hâle getirdi. Bu bilgi, Londra'nın altında derin tünellerin nasıl kazılabildiğini açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede London clay ne anlama geliyor?

  1. Çömlek yapmak için Londra'ya getirilen kil
  2. Londra'nın altındaki belirli bir jeolojik kil tabakası
  3. Londra sokaklarındaki sıradan çamur
Cevabı göster

Londra'nın altındaki belirli bir jeolojik kil tabakası

These new lines, called tubes, were at varying depths, Kültür

3:15

"Tüp" adı verilen bu yeni hatlar farklı derinliklerdeydi,

Kültür

called tubes: Londra'nın derin yer altı hatlarının adı

called tubes ifadesi, bu yeni hatlara verilen adı ekleyen kısaltılmış edilgen bir yan cümledir. which were called tubes biçiminde açılabilir; cümlenin ana bilgisi hatların farklı derinliklerde olduğudur. Londra ulaşımı bağlamında tubes, yeni derin yer altı demiryolu hatlarını ifade eder. Bu ad, tüp biçimindeki tünellerinden gelmiştir; dolayısıyla burada sıradan borular anlamına gelmez. Günümüzde the Tube, Londra metrosunun yaygın adlarından biridir.

Alıştırma

Bu cümlede tubes nedir?

  1. Londra'nın yeni derin yer altı demiryolu hatları
  2. Yer üstündeki caddelerde giden trenler
  3. Su taşıyan sıradan borular
Cevabı göster

Londra'nın yeni derin yer altı demiryolu hatları

but usually about 25 meters deeper than the cut and cover lines. Dilbilgisi

3:19

ancak genellikle aç-kapa hatlarından yaklaşık 25 metre daha derindeydi.

Dilbilgisi

25 meters deeper than: belirli bir derinlik farkını anlatma

25 meters deeper than ifadesinde ölçü, farkın ne kadar olduğunu göstermek için karşılaştırma sıfatından önce gelir. Kalıp number + unit + comparative + than şeklindedir: A is 25 meters deeper than B, A'nın derinliğinin B'ninkinden 25 metre fazla olduğu anlamına gelir; A'nın toplam derinliğinin 25 metre olduğu anlamına gelmez. Burada about, 25 metrenin yaklaşık bir değer olduğunu belirtir ve the cut and cover lines karşılaştırma noktasıdır. Deeper, daha karmaşık olmayı değil, yüzeyin fiziksel olarak daha altında bulunmayı anlatır.

Alıştırma

Beş metrelik derinlik farkını anlatmak için cümleyi deep sözcüğünün karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: The new tunnel is ____ the old one.

Cevabı göster

five meters deeper than

This meant their construction didn't disturb the surface Kelime

3:23

Bu, inşalarının yüzeyi rahatsız etmediği

Kelime

didn't disturb the surface: zeminde fiziksel etki oluşturmamak

didn't disturb the surface ifadesinde disturb, bir şeyin mevcut durumunu fiziksel olarak bozmak, değiştirmek veya zarar vermek anlamındadır. Buradaki surface, yer altı çalışmasının üzerindeki toprağın en üst katmanını ifade eder; bir nesnenin dış görünüşünü değil. Olumsuz didn't biçimi, inşaatın bu etkiden kaçındığını gösterir. Daha genel olarak disturb, yalnızca insanlarla değil, soil veya sediment gibi fiziksel ya da çevresel nesnelerle de kullanılabilir.

Alıştırma

Bir inşaat raporunda The drilling didn't disturb the surface ne anlama gelir?

  1. Sondaj, toprağın en üst katmanını önemli ölçüde bozmadı.
  2. Sondaj, tünelin dış görünüşünü değiştirmedi.
  3. Sondaj, konuşan işçileri rahatsız etmedi.
Cevabı göster

Sondaj, toprağın en üst katmanını önemli ölçüde bozmadı.

and it was possible to dig under buildings.

3:26

ve binaların altından kazı yapmanın mümkün olduğu anlamına geliyordu.

The first tube line, the City and South London,

3:29

İlk tüp hat olan City and South London,

opened in 1890 and proved so successful Dilbilgisi

3:32

1890'da açıldı ve o kadar başarılı oldu ki,

that half a dozen more lines were built in the next 20 years. Kelime

3:36

önümüzdeki 20 yıl içinde yarım düzine daha hat inşa edildi.

Dilbilgisi

proved so successful that: yüksek dereceyi sonucuna bağlamak

proved so successful ifadesinde prove, “sonradan ... olduğu anlaşılmak” anlamında bir bağ fiili olarak kullanılır. Ardından successful sıfatı gelir; burada bir kişinin bir iddiayı kanıtlamak için delil sunduğu anlamına gelmez. so + adjective + that-clause kalıbı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada hat çok başarılı olmuş ve that ile başlayan bölüm bunun sonucunu, yani daha fazla hattın yapılmasını, belirtmiştir.

Alıştırma

Hangi cümlede prove bağ fiil olarak ve so ... that kalıbıyla bir sonucu göstermek için doğru kullanılmıştır?

  1. The service proved such popular that more trains were added.
  2. The service proved so popularity that more trains were added.
  3. The service proved so popular that more trains were added.
Cevabı göster

The service proved so popular that more trains were added.

Kelime

half a dozen: altıyı günlük bir yuvarlak sayı olarak ifade etmek

A dozen on iki demektir; dolayısıyla half a dozen ifadesinin kelime anlamı altıdır. İngilizce konuşanlar bunu rahat ve yuvarlak bir sayı ifadesi olarak da kullanır; bu yüzden teknik olmayan bir bağlamda “altı veya yaklaşık altı” anlamını verebilir. half a dozen more lines ifadesinde more, “ilave” demektir: daha önce var olan hatların sayısına yaklaşık altı hat eklenmiştir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “altı” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We ordered ____ more chairs for the meeting.

Cevabı göster

half a dozen

This clever new technology was even used

3:40

Bu zekice yeni teknoloji,

to burrow several lines under London's river, the Thames. Kelime

3:43

Londra'nın nehri Thames'in altına birkaç hat oymak için bile kullanıldı.

Kelime

burrow several lines under London's river, the Thames: Thames'in altından birkaç hat kazmak

Burada burrow, tünel yapımını canlı bir şekilde anlatmak için kullanılır. Makinelerin toprağın içinde ilerleyerek kazdığı bir görüntü oluşturur; bu nedenle burrow several lines under... hayvanları yer altına göndermek değil, bir şeyin altından birkaç demiryolu hattı için tünel kazmak anlamına gelir. Bu cümlede lines metro hatlarını belirtir. London's river, the Thames nehrin adının Thames olduğunu açıklar; under ise hatların nehir yatağının altından geçtiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede burrow several lines under the Thames ne anlama gelir?

  1. Thames'in altından birkaç demiryolu hattı için tünel kazmak
  2. Thames'in yüzeyine birkaç demiryolu hattı döşemek
  3. Kazıcı hayvanları mevcut demiryolu tünellerine göndermek
Cevabı göster

Thames'in altından birkaç demiryolu hattı için tünel kazmak

By the early 20th century,

3:48

20. yüzyılın başlarında,

Budapest, Berlin, Paris, and New York

3:49

Budapeşte, Berlin, Paris ve New York

had all built subways of their own. Kalıp ifadeler

3:52

kendi metrolarını inşa etmişlerdi.

Kalıp ifadeler

of their own: her birinin kendine ait olan

Of their own, şehirlerin başka birinin sistemini kullanmak yerine kendilerine ait metro sistemleri olduğunu belirtir. Çoğul şehir listesi ve had all built ifadesi, her şehri kendi sistemine sahip olarak gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp isim + of + iyelik sözcüğü + own şeklindedir: a room of my own, a plan of her own veya subways of their own. Own, ayrı ya da bağımsız sahiplik fikrini güçlendirir; bu kalıpta fiil olan own değildir.

Alıştırma

Cümleyi “bağımsız olarak bana ait” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After years of sharing a desk, I finally have a workspace ____.

Cevabı göster

of my own

And today, with more than 160 cities

3:55

Ve bugün, 160'tan fazla şehir,

in 55 countries

3:58

55 ülkede

using underground rails to combat congestion, Kalıp ifadeler

4:00

tıkanıklıkla mücadele etmek için yeraltı raylarını kullanıyorsa,

Kalıp ifadeler

using underground rails to combat congestion: trafik sıkışıklığıyla mücadele etmek için yer altı demiryollarını kullanmak

Using underground rails kullanılan yöntemi belirtir; to combat congestion ise amaç bildiren bir mastar yapısıdır ve şehirlerin bu yöntemi neden kullandığını açıklar. Burada combat gerçek anlamda bir savaşmayı ifade etmez. Sorun çözmeye yönelik resmî dilde combat + sorun, sorunu kontrol etmek veya azaltmak için güçlü adımlar atmak demektir. Bu nedenle combat congestion, trafik sıkışıklığıyla ciddi biçimde mücadele etmeyi anlatan güçlü ve doğal bir kalıptır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü resmî kalıpla tamamlayın: The city added bus lanes to ____.

Cevabı göster

combat congestion

we can thank Charles Pearson and the Metropolitan Railway Dilbilgisi

4:03

Charles Pearson ve Metropolitan Railway'e

for getting us started on the right track. Deyimler

4:06

bizi doğru yola soktukları için teşekkür edebiliriz.

Dilbilgisi

thank someone for getting us started: başlamamıza yardım eden birine teşekkür etmek

thank + kişi + for + isim/-ing yapısı, teşekkürün nedenini belirtir. Cümlede Charles Pearson ve Metropolitan Railway teşekkür edilen kişi ve kuruluştur; for getting us started ise onların katkısını açıklar. for bir edat olduğu için ardından to get değil, getting kullanılır. Get someone started, bir kişinin veya sürecin başlamasına yardım etmek demektir. Burada yalnızca bu öncülere yüz yüze teşekkür edilmiyor; günümüzdeki yer altı demiryolu sistemlerine uzanan gelişmenin başlangıcı onların katkısı olarak gösteriliyor.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın. for sözcüğünden sonra organize fiilinin -ing biçimini kullanın: We should thank Lena ____ the event.

Cevabı göster

for organizing

Deyimler

on the right track: doğru yön ve demiryolu kelime oyunu

On the right track, “doğru yönde ilerlemek” veya “başarıya ulaşması muhtemel bir yöntem kullanmak” anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede getting us started on the right track, ilk adımın sonraki ilerlemeyi iyi bir yöne taşıdığını belirterek bu adımı övüyor. Track aynı zamanda “demiryolu rayı” anlamına gelir. Video metro ve demiryollarını anlattığı için bu deyim hafif bir kelime oyunu oluşturur: konuyu hem iyi ilerleme şeklindeki mecaz anlamla hem de gerçek ray görüntüsüyle bitirir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört sözcüklü deyimle tamamlayın: Your solution is ____, so keep working on it.

Cevabı göster

on the right track

When we make lessons about the innovations that have changed the world, Kalıp ifadeler

4:10

Dünyayı değiştiren yenilikler hakkında dersler hazırlarken

Kalıp ifadeler

the innovations that have changed the world: dünyayı değiştiren yenilikler

The innovations that have changed the world, toplum veya insan yaşamı üzerinde büyük ve geniş kapsamlı etkisi olmuş yenilikler anlamına gelir. “That have changed the world” bölümü, konuşanın hangi innovations sözcüğünden söz ettiğini belirten bir ilgi cümleciğidir. Changed the world genellikle genel bir değerlendirmedir; her insanın veya yerin gerçekten değiştiği iddiası değildir. Derin veya uzun süreli bir etkiyi vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede the innovations that have changed the world en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Gezegenin şeklini fiziksel olarak değiştiren yenilikler.
  2. Toplum üzerinde geniş veya uzun süreli etkileri olan yenilikler.
  3. Yalnızca bir kişiyi kısa bir an etkileyen küçük değişiklikler.
Cevabı göster

Toplum üzerinde geniş veya uzun süreli etkileri olan yenilikler.

we often wonder,

4:13

sık sık şunu merak ediyoruz:

what's next?

4:15

sırada ne var?

Which one of our young subscribers will invent something

4:16

Genç abonelerimizden hangisi,

that will make the world a better place? Kalıp ifadeler

4:19

dünyayı daha iyi bir yer yapacak bir şey icat edecek?

Kalıp ifadeler

make the world a better place: dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmek

Bu cümlede make the world a better place, toplumun ve insanların yaşamlarının iyileşmesini sağlamak demektir. İcadın dünyaya yarar sağlayacağını anlatır; gezegeni kelimenin tam anlamıyla bir yere dönüştürmekten söz etmez. Kalıp make + nesne + nesne tümlecidir: make [the world] [a better place]. a better place ad öbeği, the world için ortaya çıkan yeni durumu belirtir.

Alıştırma

Yaygın vizyon ifadesini tamamlayın: The team hopes its work will ____.

Cevabı göster

make the world a better place

And how can we help make space for those ideas to be heard? Deyimler

4:21

Ve bu fikirlerin duyulmasına alan açmak için nasıl yardımcı olabiliriz?

Deyimler

help make space for those ideas to be heard: bu fikirlerin duyulmasına yer açılmasına yardımcı olmak

Burada make space for mecazidir: bir tartışmada veya sistemde bir şeyin ilgi görüp değerlendirilmesi için olanak yaratmak demektir. Fiziksel olarak boş yer açmayı anlatmaz. for those ideas to be heard bölümündeki to be heard edilgen bir mastardır. Yaratılan fırsatın ne olduğunu belirtir: fikirler ifade edilebilir ve ciddiye alınabilir. help sözcüğünden sonra make, help + fiilin yalın hâli kalıbında genellikle to almadan kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede make space for, kişilerin veya fikirlerin duyulması için fırsat yaratmak anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?

  1. The room has space for twenty chairs.
  2. We moved the table to make space for a larger chair.
  3. A well-run meeting makes space for quieter voices to be heard.
Cevabı göster

A well-run meeting makes space for quieter voices to be heard.

That's where our student voice initiative TED-Ed Clubs comes in. Notlar

4:26

Öğrenci sesi girişimimiz TED-Ed Kulüpleri tam da burada devreye giriyor.

Öbek fiiller

That's where ... comes in: yardımcı olacak kişi veya çözümü tanıtmak

That's where X comes in, X’in işe yaradığı ya da bir rol üstlendiği noktanın burası olduğunu anlatır. where, az önce sözü edilen durum veya ihtiyaca gönderme yapar; gerçek bir yeri belirtmesi gerekmez. Bu cümlede TED-Ed Clubs, söz konusu ihtiyacı karşılayabilecek girişim olarak tanıtılır. comes in, kendi rolünü oynamaya başlamak anlamındadır; bir odaya girmek anlamında değildir.

Alıştırma

That's where ... yapısını tamamlayın: We need an easier way to organize the work. That's where this app ____.

Cevabı göster

comes in

Kelime

student voice initiative: öğrencilerin fikirlerini ve katılımını destekleyen planlı bir çalışma

Eğitim bağlamında student voice, öğrencilerin görüşlerini ve fikirlerini ifade etme, ayrıca öğrenimlerini ya da okul yaşamlarını etkileyen kararlara gerçekten katılma fırsatlarını anlatır. Voice burada mecazidir; konuşurken çıkan fiziksel ses anlamında değildir. Initiative, bir hedefe ulaşmak için düzenlenen çalışma veya programdır. Bu nedenle student voice initiative, öğrencilerin kendilerini ifade etme ve katılma olanaklarını artırmayı amaçlar.

Alıştırma

Bir eğitim yazısında student voice initiative ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. öğrencilere daha yüksek sesle şarkı söylemeyi öğreten bir kurs
  2. öğrencilerin fikirlerini ifade etmesine ve katılım göstermesine yardımcı olan bir program
  3. öğrencilerin seslerinin nasıl çıktığını kaydeden bir cihaz
Cevabı göster

öğrencilerin fikirlerini ifade etmesine ve katılım göstermesine yardımcı olan bir program

Whether inventing ways to recycle Styrofoam Dilbilgisi

4:30

İster straforu geri dönüştürmenin yollarını bulmak olsun

or detect silent heart attacks, Kelime

4:33

ister sessiz kalp krizlerini tespit etmek,

Dilbilgisi

İki durumu sunan Whether ... or ... yapısı

Whether ... or ... iki durumu sunar ve ardından gelen ana yargının her iki durumda da geçerli olduğunu belirtir. Burada farklı buluş türlerini kapsar; hangi seçeneğin doğru olduğunu sormaz. Ortak kalıp inventing ways to ifadesidir. Paralel eylemler recycle Styrofoam ve detect silent heart attacks olduğundan İngilizcede ikinci eylemden önce inventing ways to kısmını tekrarlamak gerekmez.

Alıştırma

whether ... or ... kalıbını iki sözcükle tamamlayın: ____ Ava travels by bus ____ by train, she arrives before nine.

Cevabı göster

Whether · or

Kelime

silent heart attacks: çok az belirgin belirti veya hiç belirti olmaması

Silent heart attacks, çok az belirgin ve tipik belirti gösteren ya da hiç göstermeyen kalp krizleridir; bu nedenle kişi kriz geçirdiğini fark etmeyebilir. Bu tıbbi ifadede silent, fark edilmeyen veya açıkça hissedilmeyen anlamındadır; sesle ilgili değildir. Silent, hafif, zararsız veya önemsiz anlamına gelmez. Durumun ne kadar ciddi olduğunu değil, uyarı işaretlerini fark etmenin ne kadar zor olabileceğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede silent heart attacks ne anlama geliyor?

  1. çok az belirgin ve tipik belirti gösteren veya hiç göstermeyen kalp krizleri
  2. dikkat gerektirmeyen zararsız kalp atışı değişiklikleri
  3. hiç ses çıkarmadan gerçekleşen kalp krizleri
Cevabı göster

çok az belirgin ve tipik belirti gösteren veya hiç göstermeyen kalp krizleri

young people around the world are brimming with brilliant ideas. Deyimler

4:35

dünyanın dört bir yanındaki gençler harika fikirlerle dolup taşıyor.

Deyimler

are brimming with brilliant ideas: parlak fikirlerle dolup taşmak

be brimming with + bir şey kalıbı, “bir şeyle tamamen dolu olmak” veya “ondan çok miktarda bulundurmak” anlamına gelir. Bu görüntü, bir kabın üst kenarı anlamındaki brim sözcüğünden gelir: brimming, bir şeyin o kenara kadar dolu olduğu izlenimini verir. Buradaki görüntü mecazidir. Gençlerin çok sayıda mükemmel ve yaratıcı fikri vardır; gerçekte taşan bir şey yoktur. Brilliant, ışığı veya parlaklığı değil, fikirlerin ne kadar iyi olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi be brimming with yapısının doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday, after the workshop, the team ____ creative ideas.

Cevabı göster

was brimming with

Visit ed.ted.com/clubs

4:40

ed.ted.com/clubs adresini ziyaret edin

to learn more about developing and sharing student ideas

4:44

ve öğrenci fikirlerini geliştirme ve paylaşma hakkında daha fazla bilgi edinin,

on the TED platform.

4:47

TED platformunda.