Çok Güzel Olmanın Getirdiği Sorunlar: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
458 kelime 196 kel/dk

Video özeti: Bu hiciv, sıra dışı güzelliğin yansıtma, hınç ve yaşlanma korkusu doğurmasını inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "crack the jokes" (kalıp ifadeler ve eşdizimler): crack jokes şaka yapmaktır; the bir gülümseme için anlatılan şakaları gösterir ve mizahı kimin sağladığını öğretir. 2. "fair game." (deyimler ve mecazlı ifadeler): adil oyun değil, saldırılması kabul edilebilir görülen hedeftir; hıncın anlayışı nasıl sildiğini gösterir. 3. "no longer be" ve "no longer share in" (söylem, hikâye anlatımı ve retorik): paralel tekrar savı kapatır; önce ayrıcalıklı statü, sonra sorunları biter. Kalıp, geçmiş durumla artık sürmeyen iki bağlantılı sonucu karşılaştırır.

Bu derste

It sounds paradoxical to talk of the problems of being beautiful

0:05

Güzel olmanın sorunlarından bahsetmek çelişkili gelebilir

when we're so alive to all the advantages. Kelime

0:09

tüm avantajlarının bu kadar farkındayken.

Kelime

alive to: bir şeyin tam olarak farkında olmak

Bu cümlede alive to, “tam olarak farkında olmak” veya “duyarlı olmak” anlamına gelir. Konuşmacı, güzelliğin bütün avantajlarını kolayca fark ettiğimizi, bu yüzden onun sorunlarından söz etmenin çelişkili görünebileceğini söylüyor. Yapı be alive to + isim veya isim öbeğidir. Buradaki to, kişinin fark ettiği şeyi tanıtan bir edattır; mastarın bir parçası değildir.

Alıştırma

Cümleyi “tam olarak farkında olmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A careful manager is ____ the risks of the plan.

Cevabı göster

alive to

But oddly,

0:11

Ama tuhaf bir şekilde,

being beautiful isn't problem free. Kelime

0:12

güzel olmak sorunsuz değildir.

Kelime

problem free ve X-free kalıbı

Problem free, “sorunsuz” veya “sorun içermeyen” anlamına gelir. Isn't bu tanımı olumsuz yaptığı için cümle, güzel olmanın gerçekten de sorunları bulunduğunu söyler. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp isim + free biçimindedir; burada free, “-sız/-siz” anlamı verir. Örnekler sugar-free, risk-free ve stress-free ifadeleridir. Bu altyazıda problem free, isn't sonrasında iki ayrı sözcük olarak yazılmıştır. Bir isimden önce geldiğinde bileşik ifade genellikle a problem-free day örneğindeki gibi kısa çizgiyle yazılır.

Alıştırma

Cümleyi, “sorunsuz” anlamındaki vurgulanan kısa çizgili sıfatla tamamlayın: We had a ____ journey.

Cevabı göster

problem-free

There are a range of ailments too little discussed

0:15

Üzerinde çok az konuşulan bir dizi dert vardır

that go with being extremely beautiful Öbek fiiller

0:17

son derece güzel olmakla beraber gelen

Öbek fiiller

go with: bir durumun beraberinde gelmek

Burada go with, “bir şeyin olağan bir parçası, sonucu veya getirisi olarak ortaya çıkmak” anlamına gelir. Rahatsızlıkların aşırı güzel olma durumuyla birlikte gelebileceği anlatılır; kimse fiziksel olarak bir yere gitmez. Bir durumun, rolün veya koşulun ilgili özellikleri, sorumlulukları ya da olumsuz yanları doğal olarak beraberinde getirdiğini anlatırken go with bu anlamda kullanılabilir.

Alıştırma

“Extra responsibilities go with the promotion” cümlesinde go with ne anlama gelir?

  1. Terfinin rengiyle uyum sağlarlar.
  2. Terfinin beraberinde gelirler.
  3. Terfinin yanında yolculuk ederler.
Cevabı göster

Terfinin beraberinde gelirler.

and that we should all perhaps know a bit more about.

0:19

ve hepimizin belki de hakkında biraz daha fazla şey bilmesi gereken.

Here are some of the greatest.

0:22

İşte bunların en büyüklerinden bazıları.

The likelihood of having nothing to say Dilbilgisi

0:27

Söyleyecek hiçbir şeyinizin olmama ihtimali

is so high because

0:29

o kadar yüksektir ki çünkü

Dilbilgisi

The likelihood of ... is so high: olasılığın çok yüksek olduğunu belirtmek

The likelihood of ... is so high, bir olayın gerçekleşme ihtimalini isim temelli bir yapıyla değerlendirme yoludur. of sonrasında bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır; burada having nothing to say değerlendirilen olaydır. High, olayın kendisini değil likelihood düzeyini tanımlar. So high güçlü bir vurgu katar: konuşan kişi bu ihtimali çok yüksek görür.

Alıştırma

Bir olayı değerlendirmek için isim temelli yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The likelihood of the train being late is high.
  2. The likelihood for the train being late is highly.
  3. The likelihood to the train be late is high.
Cevabı göster

The likelihood of the train being late is high.

since you were 12, Dilbilgisi

0:30

12 yaşınızdan beri,

you've never had to begin a conversation.

0:31

hiçbir zaman bir sohbete başlamak zorunda kalmadınız.

Dilbilgisi

since you were 12 ... you've never had: geçmişteki başlangıç noktasından bugüne

Bu cümlede since, geçmişteki başlangıç noktasını, yani you were 12 bölümünü tanıtır. Ana cümledeki present perfect yapı you've never had, o zamandan bugüne kadar olan dönemin tamamını kapsar. Never, bu dönem içinde hiçbir zaman sohbet başlatmanın gerekli olmadığını belirtir. Buradaki since zaman anlamındadır; “o zamandan beri” demektir, “çünkü” anlamında değildir.

Alıştırma

have to ifadesinin present perfect biçimini tamamlayın: Since you were 12, you've never ____ to begin a conversation.

Cevabı göster

had

They had to crack the jokes Kalıp ifadeler

0:34

Onlar espriler yapmak zorundaydılar

just for the pleasure of seeing you smile.

0:35

sırf sizin gülümsediğinizi görmenin zevki için.

Kalıp ifadeler

crack the jokes: eşdizim ve bağlamın belirlediği the

Crack jokes, “şaka yapmak” veya mizahi sözler söylemek anlamına gelir. Buradaki crack gerçek anlamda kullanılmaz; şaka yapmayı anlatan samimi bir eşdizim oluşturur. Temel ifade crack jokes biçimindedir. Bu cümledeki the, o durumda diğer kişilerin yapması beklenen belirli şakaları gösterir. the bağlamdan gelir ve kalıplaşmış ifadenin parçası değildir.

Alıştırma

Belirli bir şakadan söz edilmedi. Doğal tamamlamayı seçin: At lunch, Maya likes to ___ to make everyone laugh.

  1. crack the jokes
  2. crack jokes
Cevabı göster

crack jokes

Indeed,

0:37

Aslında,

you've often wanted to put people off. Öbek fiiller

0:38

sık sık insanları kendinizden uzaklaştırmak istediniz.

Öbek fiiller

Put people off: başkalarının ilgisini kaçırmak

Burada put people off, insanların ilgisini kaybetmesine ya da yaklaşma ve iletişim kurma isteğinin azalmasına yol açmak demektir. Bir ertelemeden değil, insanların tutumu üzerindeki etkiden söz eder. Put off bu anlamda ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim nesneyle hem put people off hem de put off some people kullanılabilir. Nesne zamiri mutlaka ortaya gelir: put them off denir, put off them denmez.

Alıştırma

Cümleyi put ... off ile tamamla: The aggressive sales pitch may ____ new customers ____.

Cevabı göster

put · off

Being a bit boring has been a sort of survival strategy.

0:40

Biraz sıkıcı olmak bir tür hayatta kalma stratejisi oldu.

It's the only way to stop people pestering you. Dilbilgisi

0:44

İnsanların sizi rahatsız etmesini engellemenin tek yolu budur.

Dilbilgisi

Stop people pestering: stop + nesne + -ing

Stop people pestering you, insanların seni rahatsız etmeye devam etmesini engellemek demektir. Pester, tekrarlanan ve istenmeyen istek veya ilgiyi anlatır; bu nedenle açıkça olumsuz bir tutum taşır. Yapı stop + nesne + -ing şeklindedir. Nesne, -ing eylemini yapan kişiyi gösterir. Stop someone from doing something de aynı engelleme anlamını taşır.

Alıştırma

Hangi cümle kilidin çocukların dolabı açmasını engellediği anlamına gelir?

  1. The lock stops children opening the cabinet.
  2. The children stop to open the cabinet.
  3. The lock stops children to open the cabinet.
Cevabı göster

The lock stops children opening the cabinet.

In bed,

0:49

Yatakta,

you're always wondering,

0:49

her zaman merak edersiniz,

is it me Dilbilgisi

0:51

istedikleri ben miyim

or is it my body they want?

0:51

yoksa bedenim mi?

Dilbilgisi

is it me or is it my body: birbiriyle yarışan iki açıklama

Tekrarlanan 'is it X or is it Y?' kalıbı, birbiriyle yarışan iki açıklama sunar ve hangisinin doğru olduğunu sorar. Burada 'me', konuşanın tüm kişiliğiyle kendisini; 'my body' ise yalnızca fiziksel bedenini anlatır. Her iki seçenekten önce 'is it' ifadesinin tekrarlanması, şüpheyi veya iç çatışmayı açıkça gösterir. Aynı kalıp nedenleri, kimlikleri veya seçenekleri netleştirmek için de kullanılabilir. 'They want' sözleri ikinci seçeneği tamamlar: bunu, 'that' sözcüğünün atıldığı 'Is it my body that they want?' şeklinde anlayın.

Alıştırma

Soruyu 'is it X or is it Y' kalıbıyla tamamlayın: ____ the battery, ____ the charger?

Cevabı göster

Is it · or is it

You want to be loved for the whole of who you are, Dilbilgisi

0:54

Tüm benliğinizle sevilmek istersiniz,

Dilbilgisi

the whole of who you are: eksiksiz benliğin

'The whole of who you are', eksiksiz benliğin anlamına gelir: yalnızca çekici, yararlı veya dikkat çekici tek bir özellik değil, kimliğinin ve karakterinin tüm yönleri. Burada 'who you are', 'of' sözcüğünden sonra gelen iç içe bir yan cümledir. Bir bütün olarak ele alınan kimliği adlandırır.

Alıştırma

'Eksiksiz benliğin' anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: A true friend accepts ____, not just your best qualities.

Cevabı göster

the whole of who you are

but your exterior is so fantastic,

0:56

ama dış görünüşünüz o kadar fantastiktir ki,

it overshadows anything else. Deyimler

0:58

diğer her şeyi gölgede bırakır.

Deyimler

overshadows anything else: diğer nitelikleri daha az fark edilir kılmak

Burada overshadows, “öyle çok dikkat çeker ki diğer nitelikler daha az fark edilir” demektir. Konuşan kişi, bu kişinin etkileyici dış görünüşünün başkalarının onu nasıl gördüğüne baskın geldiğini söylüyor; diğer niteliklerin yok olduğu anlamına gelmez. Fiil, gölge benzetmesini kullanır: güçlü ya da dikkat çekici tek bir etken, başarıları, güçlü yönleri veya bilgileri daha az önemli gösterebilir.

Alıştırma

Bu cümlede “overshadows anything else” ne anlama geliyor?

  1. Diğer bütün nitelikleri tamamen ortadan kaldırır.
  2. Öyle çok dikkat çeker ki diğer nitelikler daha az fark edilir.
  3. Yakındaki her şeyin üzerine fiziksel bir gölge düşürür.
Cevabı göster

Öyle çok dikkat çeker ki diğer nitelikler daha az fark edilir.

You want to be appreciated for your take on the French novel, Kelime

1:02

Fransız romanı hakkındaki görüşleriniz için,

Kelime

your take on: bir şey hakkındaki görüşün veya yorumun

Your take on something, “bir şey hakkındaki görüşün, yorumun veya onu anlama biçimin” demektir. Burada your take on the French novel, kişinin bu edebiyat konusu hakkındaki fikirlerini anlatır; bir nesneyi almak anlamına gelmez. Bu kalıpta take sayılabilen bir isimdir ve on konuyu belirtir: someone's take on something. Doğal bir soru What's your take on this? şeklindedir.

Alıştırma

your take ifadesini ve doğru edatı kullanarak soruyu tamamlayın: What is ____ the ending of the film?

Cevabı göster

your take on

your loyalty to your troubled sister,

1:05

sorunlu kız kardeşinize sadakatiniz için,

your views on the future of the left. Kültür

1:07

solun geleceği hakkındaki görüşleriniz için takdir edilmek istersiniz.

Kültür

siyasi bir kesim olarak the left

Siyasi tartışmalarda the left, sol siyasetle ilişkili insan, parti ve fikirlerden oluşan geniş kesimi ifade eder. Burada uzamsal bir yönü belirtmez. the left kapsamına giren belirli politikalar ve gruplar ülkeye ve döneme göre değişir. Bu cümlede views on the future of the left, bu geniş siyasi kesimin gelecekte ne yaşayabileceğine dair görüşler demektir.

Alıştırma

Bu cümlede the left neyi ifade ediyor?

  1. Geniş bir sol siyasi kesim
  2. Bir yerin sol tarafı
  3. Geride bırakılmış bir şey
Cevabı göster

Geniş bir sol siyasi kesim

But even when people say the right things,

1:09

Ama insanlar doğru şeyleri söylediklerinde bile,

the fears won't go away.

1:11

korkular geçmez.

They make too much sense. Kalıp ifadeler

1:12

Bunlar çok mantıklıdır.

Kalıp ifadeler

make too much sense: rahatsız edecek kadar ikna edici

Make sense, “anlaşılır, mantıklı veya haklı olmak” anlamına gelir. Too much eklemek ifadeyi yalnızca daha olumlu yapmaz; too, istenmeyen bir etkiye yol açan aşırı bir dereceyi belirtir. Burada They, hemen önce anlatılan kaygılara gönderme yapar. Bu kaygıların dayandığı nedenler o kadar ikna edicidir ki konuşan kişi onları kolayca göz ardı edemez; bu yüzden make too much sense denir. İfade çoğu zaman huzursuzluk veya hafif bir ironi taşır: mantıklı olmak normalde iyidir, ancak burada durumu kötüleştirir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: His explanation ____, so I cannot dismiss the warning.

Cevabı göster

makes too much sense

They don't wait to find out.

1:19

Öğrenmek için beklemezler.

Their imaginations simply refuse to picture you Dilbilgisi

1:21

Hayal güçleri sizi şu şekilde canlandırmayı reddeder:

carefully unpicking a page of Plato Deyimler

1:23

Plato'nun bir sayfasını dikkatlice incelerken

Dilbilgisi

picture you carefully unpicking: picture + nesne + -ing

Burada picture, “zihinde bir görüntü oluşturmak” anlamında bir fiildir. Kalıp picture + kişi + -ing şeklindedir: you hayal edilen kişidir; carefully unpicking ise bu zihinsel sahnedeki eylemi anlatır. -ing biçimi, eylemi zihinde devam eden bir sahne olarak sunar. Bu anlam için picture someone doing something kullanılır; picture someone to do something kullanılmaz. Cümlede imaginations kişileştirilmiş ve sanki bu görüntüyü oluşturamıyormuş gibi anlatılmıştır.

Alıştırma

Hangi cümlede picture, “devam eden bir eylemi hayal etmek” anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. I can picture Maya to solve the puzzle step by step.
  2. I can picture Maya solved the puzzle step by step.
  3. I can picture Maya solving the puzzle step by step.
Cevabı göster

I can picture Maya solving the puzzle step by step.

Deyimler

unpicking a page of Plato: dikkatli analiz anlamında unpick

Unpick sözcüğü kelimenin tam anlamıyla dikişleri sökmek veya bir şeyi parça parça ayırmak demektir. Burada zor bir metni yavaşça ve dikkatle analiz etmenin, metnin savını ve anlamını parçalara ayırmanın bir benzetmesidir. A page of Plato, fiziksel kâğıdı değil, sayfadaki felsefi yazıyı ifade eder. Bu ifade kitaba zarar vermeyi değil, ayrıntılı okumayı canlı bir görüntüyle anlatır.

Alıştırma

‘The editor spent an hour unpicking the argument,’ cümlesinde editör ne yapıyordu?

  1. Zor olduğu için savı atlamak
  2. Savı parça parça analiz etmek
  3. Bir kitaptan sayfa çıkarmak
Cevabı göster

Savı parça parça analiz etmek

or analyzing the state of the Swedish economy.

1:25

veya İsveç ekonomisinin durumunu analiz ederken.

They like the idea of you being a bit dim. Kelime

1:28

Onlar sizin biraz kalın kafalı olduğunuz fikrini severler.

Kelime

Bir kişiyi niteleyen a bit dim

dim bir kişiyi nitelediğinde ‘pek zeki olmayan’ ya da ‘kavraması yavaş’ anlamına gelir. Bu cümlede a bit dim, etkisi biraz yumuşatılmış bir hakarettir: a bit ifadenin sertliğini azaltır, ancak yargı yine de olumsuzdur. Anlam, dim sözcüğünün neyi nitelediğine bağlıdır. A dim room veya a dim light az ışıklı bir şeyi anlatır; a dim person ise mecazi olarak pek zeki olmayan birini anlatır. Kişilere yönelik bu kullanım özellikle gündelik Britanya İngilizcesinde yaygındır.

Alıştırma

'They think he is a bit dim,' cümlesinde a bit dim bir kişiyi nitelerken büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Biraz uykulu
  2. Loş bir ışığın altında duruyor
  3. Pek zeki değil
Cevabı göster

Pek zeki değil

You can't be that beautiful

1:31

Hem o kadar güzel olup

and understand nuclear physics.

1:32

hem de nükleer fizikten anlayamazsınız.

That would be too much good fortune ending up in one place. Öbek fiiller

1:34

Bu, çok fazla şansın tek bir yerde toplanması olurdu.

Öbek fiiller

end up + yer, durum veya -ing

End up, çoğu zaman planlanmamış veya beklenmedik olaylardan sonra nihayet bir yere, duruma ya da sonuca ulaşmak anlamına gelir. Önceki adımlara değil, nihai sonuca odaklanır. Burada ending up in one place, good fortune ifadesini niteler: konuşan kişi bütün bu iyi talihin sonunda tek bir kişide toplandığını hayal eder. Yaygın yapılar arasında end up + yer ifadesi, end up + sıfat ve end up + -ing bulunur.

Alıştırma

Cümleyi ‘beklenmedik biçimde sonunda bir yere varmak’ anlamındaki iki sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: The map was wrong, so we ____ at the opposite end of town.

Cevabı göster

ended up

Everyone insists you can't be very intelligent.

1:37

Herkes sizin çok zeki olamayacağınızda ısrar eder.

Fortune, people feel,

1:45

Talih, diye hisseder insanlar,

has smiled on you already. Deyimler

1:47

size zaten gülmüştür.

Deyimler

Fortune has smiled on you: talihin yüzüne gülmesi

fortune smiles on someone ifadesinde fortune, gülümseyebilen bir insan gibi kişileştirilir. İfade, koşulların birinin lehine geliştiğini ya da ona şans veya başarı getirdiğini anlatır; gerçek bir gülümsemeden söz etmez. Buradaki has smiled on you already, başkalarının senin zaten büyük bir avantaj elde ettiğini ve belki de yeterinden fazla şansa sahip olduğunu düşündüğünü ima eder. Fortune burada para veya servet değil, “kader” ya da “şans” demektir.

Alıştırma

"After several setbacks, fortune finally smiled on Amir," cümlesinde fortune smiled on Amir ne anlama gelir?

  1. Amir birdenbire zengin oldu.
  2. Amir birinin kendisine gülümsediğini gördü.
  3. Amir sonunda iyi bir şans yakaladı.
Cevabı göster

Amir sonunda iyi bir şans yakaladı.

You can't need anything.

1:49

Hiçbir şeye ihtiyacınız olamaz.

And that's why they hate you.

1:50

Ve işte bu yüzden sizden nefret ederler.

A fair few people just like finding fault with you. Kalıp ifadeler

1:52

Epeyce insan sırf sizde kusur bulmaktan hoşlanır.

Kalıp ifadeler

Find fault with someone: kusurlara odaklanarak eleştirmek

Find fault with someone, birinin hatalarını, zayıflıklarını veya kusurlarını arayıp eleştirmek demektir. Genellikle dengeli ya da yararlı geri bildirim vermek yerine yanlış olan noktalara odaklanma alışkanlığını ima eder. Bu cümlede insanlar yalnızca eleştirecek bir şey arıyor olabilir; ifade gerçekten bir kusur bulunduğunu kanıtlamaz. Fault burada teknik bir arıza değil, kusur veya hata anlamındadır.

Alıştırma

“Kusurlara odaklanarak eleştirmek” anlamındaki sabit ifadeyi tamamla: Some reviewers always ____ new writers, even when the book is good.

Cevabı göster

find fault with

They feel you need to be shown that you're nothing special,

1:55

Size özel biri olmadığınızı göstermeleri gerektiğini hissederler,

although you never claimed to be. Dilbilgisi

1:58

siz hiçbir zaman öyle olduğunuzu iddia etmemiş olsanız da.

Dilbilgisi

although you never claimed to be: be’den sonra eksilti

claim to be yapısında, yakındaki bir cümlecik be’den sonraki tümleci açıkça gösteriyorsa bu tümleç söylenmeden bırakılabilir. Burada önceki nothing special ifadesi be’yi tamamlamak için gereken fikri verir; dolayısıyla sondaki be bir hata değildir. Although bir ödün ve karşıtlık ilişkisi kurar: Kişi, başkalarının tepki verdiği iddiayı aslında hiç ortaya atmamıştır. Bu eksilti, amaçlanan anlamı kaybetmeden cümleyi daha kısa tutar.

Alıştırma

'a genius' ifadesini tekrarlamamak için cümleyi tek kelimeyle tamamlayın: People called Noah a genius, but he never claimed to ____.

Cevabı göster

be

They're using you to vent their frustrations with life in general. Kalıp ifadeler

2:00

Sizi genel olarak hayata dair hüsranlarını çıkarmak için kullanıyorlar.

Kalıp ifadeler

vent their frustrations: birikmiş olumsuz duyguları dışarı vurmak

Vent your frustrations, birikmiş rahatsızlık, hayal kırıklığı veya öfkeyi dışarı vurmak ya da ifade etmek demektir. Burada vent bir fiildir ve frustrations dışarı vurulan duygudur; fiziksel bir havalandırma deliği değildir. Bu cümlede with life in general, hayal kırıklığının daha geniş kaynağının genel olarak hayat olduğunu gösterir. Başka bir kişiyi duygusal çıkış noktası olarak kullanıyorlar; dolayısıyla davranışlarının asıl nedeni o kişi değildir.

Alıştırma

Hangi cümle Lena’nın konuşarak birikmiş rahatsızlığını dışarı vurduğunu doğal biçimde anlatır?

  1. Lena opened her frustrations about work to a friend.
  2. Lena solved her frustrations about work to a friend.
  3. Lena vented her frustrations about work to a friend.
Cevabı göster

Lena vented her frustrations about work to a friend.

You're fair game. Deyimler

2:04

Açık hedefsiziniz.

Deyimler

fair game: saldırılabilir kabul edilen hedef

Bu cümlede fair game, “eleştiri, saldırı veya sömürü için kabul edilebilir bir hedef sayılan kişi” anlamına gelen bir deyimdir. Konuşan kişi, başkalarının “senin” üzerine çekinmeden gidebileceklerini düşündüğünü söylüyor. Burada fair, yapılan muamelenin gerçekten adil olduğu anlamına gelmez; game de spor anlamında kullanılmaz. İfade, insanların neyi hedef alabileceklerine inandıklarını anlatır ve çoğu zaman soğuk ya da haksız bir tutumu ortaya koyar.

Alıştırma

“Once the celebrity made the accusation public, reporters considered him fair game,” cümlesinde fair game ne anlama gelir?

  1. Muhabirlerin rahatça eleştirebileceklerini veya araştırabileceklerini düşündükleri biri
  2. Adil bir yarışma düzenleyen biri
  3. Kurallara uygun oynayan biri
  4. Muhabirlerin korumak zorunda olduğu biri
Cevabı göster

Muhabirlerin rahatça eleştirebileceklerini veya araştırabileceklerini düşündükleri biri

You're too beautiful, Dilbilgisi

2:05

O kadar güzelsiniz ki,

they think,

2:06

onlar öyle düşünür,

ever to be hurt.

2:07

hiçbir zaman incitilemezsiniz.

Dilbilgisi

too beautiful ... ever to be hurt: ara sözle kesilen too ... to yapısı

Ana dil bilgisi kalıbı You’re too beautiful ... ever to be hurt şeklindedir. Ara söz olan they think bu kalıbı keser ve yargının mutlaka konuşana değil, başka insanlara ait olduğunu gösterir. too + sıfat + (ever) to + fiil yapısında, sıfatın derecesi eylemi veya sonucu sözde engelleyecek kadar yüksek gösterilir. Burada ever, too ... to içinde zaten bulunan olumsuz fikri güçlendirir: onun hiçbir zaman incinemeyeceğini hayal ederler. Ever burada “bir kez” anlamına gelmez ve cümle bir gerçeği değil, abartılı bir varsayımı aktarır.

Alıştırma

“You're too beautiful, they think, ever to be hurt.” cümlesindeki too ... to anlamını ve they think ifadesinin rolünü en iyi hangi yorum korur?

  1. Konuşan kişi güzel sayılamayacak kadar incinmiş olduğunu söylüyor.
  2. Başkaları, güzelliğinin herhangi bir zamanda incinmeni imkânsız kıldığını varsayıyor.
  3. Başkaları güzel olduğun için bir kez incindiğini düşünüyor.
  4. Konuşan kişi güzel insanların asla incinmediğini kanıtlıyor.
Cevabı göster

Başkaları, güzelliğinin herhangi bir zamanda incinmeni imkânsız kıldığını varsayıyor.

You have this rare thing.

2:11

Sizde bu nadir şey var.

Your body's ideal,

2:13

Vücudunuz ideal,

for now.

2:14

şimdilik.

That's why getting old terrifies you a lot.

2:15

İşte bu yüzden yaşlanmak sizi çok korkutur.

Yesterday you found another wrinkle.

2:18

Dün bir kırışıklık daha buldunuz.

Your left knee twinges when you climb the stairs.

2:20

Merdivenleri çıkarken sol diziniz sızlıyor.

You have so much to lose. Kalıp ifadeler

2:23

Kaybedecek o kadar çok şeyiniz var ki.

Kalıp ifadeler

so much to lose: kaybedecek çok şeyi olmak

have so much to lose ifadesinde lose, eşyaları bir yerde unutmak değil, zaten sahip olunan avantajlardan mahrum kalmak anlamına gelir. have + miktar ifadesi + to lose yapısı, ne kadar değerin risk altında olduğunu belirtir. Burada so much uyarıyı güçlendirir: kişinin çok övülen görünüşü mevcut bir avantaj sayılır ve gelecekteki değişim büyük bir olası kayıp olarak sunulur.

Alıştırma

Güçlü bir itibara sahip bir şirket, dürüst olmayan bir kestirme yol kullanmayı düşünüyor. Hangi cümle şirketin riskini en iyi açıklar?

  1. It has so much to lose.
  2. It has nothing to lose.
  3. It has little to lose.
Cevabı göster

It has so much to lose.

You'll look in the mirror and foresee a wreck.

2:25

Aynaya bakacak ve bir çöküş öngöreceksiniz.

From being so high, Deyimler

2:27

O kadar yüksekte olmaktan dolayı,

the fall will be harder.

2:29

düşüş daha sert olacaktır.

Deyimler

so high ... the fall will be harder: konum yükseldikçe düşüş ağırlaşır

Bu metaforda being so high, alışılmadık derecede avantajlı bir konumda bulunmak; the fall ise bu konumu kaybetmek anlamına gelir. Harder, fiziksel olarak yere daha acı verici biçimde çarpmayı değil, daha ağır bir duygusal veya pratik etkiyi anlatır. Cümle, başlangıç noktasını hissedilen kaybın büyüklüğüne bağlar: mevcut avantaj ne kadar büyükse daha sonraki düşüş o kadar ciddi hissedilebilir.

Alıştırma

Bu cümledeki yükseklik ve düşüş imgesi ne anlama geliyor?

  1. Kişinin mevcut avantajı çok büyüktür; bu yüzden onu kaybetmek özellikle ağır gelecektir.
  2. Kişinin konumu düşüktür, bu yüzden gelecekteki değişim kolay olacaktır.
  3. Kişi fiziksel olarak tehlikeli bir yükseklikte duruyor ve yaralanabilir.
Cevabı göster

Kişinin mevcut avantajı çok büyüktür; bu yüzden onu kaybetmek özellikle ağır gelecektir.

Fortunately, Anlatım akışı

2:31

Neyse ki,

the problems of being very beautiful are transient.

2:32

çok güzel olmanın sorunları geçicidir.

Anlatım akışı

Fortunately ... are transient: ironik bir çerçeve

Fortunately, konuşanın tutumunu gösteren bir cümle zarfıdır. Cümlenin başına geldiğinde, dinleyiciye ardından gelen bütün ifadenin iyi haber olarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirir. Dil bilgisel olarak ileri sürülen şey, çok güzel olmakla ilgili sorunların geçici olduğudur. Mizah, bu sorunların neden geçici olduğundan doğar: güzelliğin kendisi de zamanla kaybolacaktır. İstenmeyen bu sonucu talihli bir durum diye adlandırmak, kötü bir gerçeği çözüm gibi sunar. Bu nedenle olumlu çerçeve samimi değil, ironiktir.

Alıştırma

Bu cümledeki ironiyi en iyi açıklayan yorumu seçin: Fortunately, the problems of being very beautiful are transient.

  1. Fortunately yalnızca ilgisiz yeni bir konu açar.
  2. Yalnızca sorunların ortadan kalkacağı, güzelliğin ise değişmeden kalacağı anlamına gelir.
  3. Güzelliğin solmasını, sanki memnuniyetle karşılanacak iyi bir habermiş gibi sunar.
Cevabı göster

Güzelliğin solmasını, sanki memnuniyetle karşılanacak iyi bir habermiş gibi sunar.

Thankfully,

2:35

Şükürler olsun ki,

no one stays at the peak of loveliness for long. Deyimler

2:36

kimse o güzellik zirvesinde uzun süre kalamaz.

Deyimler

at the peak of loveliness: güzelliğin zirvesinde

At the peak of + isim yapısı, bir şeyin en yüksek veya en güçlü aşamasını anlatmak için yükseklik benzetmesi kullanır. Burada loveliness fiziksel çekicilik anlamındadır; dolayısıyla at the peak of loveliness gerçek bir dağın tepesi değil, birinin en çekici olduğu dönem demektir. Kalıp at the peak of + isim biçimindedir. of sonrasındaki ifade, hangi niteliğin, etkinliğin, eğilimin veya dönemin en yüksek noktasının anlatıldığını belirtir. for long eklenmesi, bu zirvenin kalıcı değil kısa süreli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade at the peak of ile tamamlayın: The singer released her most successful album ____ her career.

Cevabı göster

at the peak of

Time will take your troubles away. Deyimler

2:39

Zaman dertlerinizi alıp götürecektir.

Deyimler

Time will take your troubles away: kişileştirme ve take ... away

Burada Time, bir şeyi alıp götürebilen bir failmiş gibi kişileştirilir. take your troubles away ifadesinde take ... away, bir şeyi fiziksel olarak taşımak değil, “onu ortadan kaldırmak veya artık seni etkilememesini sağlamak” anlamına gelir. Bu bağlamda verilen söz teselli edici değil, ironiktir: Zaman, dertlere yol açan olağanüstü kusursuz görünüşü de azaltacağı için dertler kaybolacaktır. Kişileştirme, bu sert tahmini zamanın sorunları çözdüğünü söyleyen tanıdık bir özdeyiş gibi gösterir.

Alıştırma

Konuşanın ironik savında kişinin kusursuz görünüşü dertlere yol açmaktadır. “Time will take your troubles away” ne anlama gelir?

  1. Kişi dertlerini başka bir yere götürmelidir.
  2. Zaman, kişinin görünüşünü değiştirerek sonunda dertlerin nedenini ortadan kaldıracaktır.
  3. Zaman hiçbir kayba yol açmadan her sorunu hızla çözecektir.
Cevabı göster

Zaman, kişinin görünüşünü değiştirerek sonunda dertlerin nedenini ortadan kaldıracaktır.

In a few years,

2:42

Birkaç yıl içinde,

almost certainly, Ton ve niyet

2:43

neredeyse kesin olarak,

your looks will have lost their uncanny perfection. Dilbilgisi

2:44

görünüşünüz o tekinsiz mükemmelliğini kaybedecek.

Ton ve niyet

Neredeyse kesin tahminler için almost certainly

Almost certainly, “çok yüksek güvenle, ancak tam bir kesinlik olmadan” anlamına gelen bir tutum belirtecidir. Almost, certainly ifadesinin kesinliğini biraz azaltarak tahminin yanlış çıkabileceğine dair küçük bir olasılık bırakır. In a few years ifadesinden sonra virgüllerle ayrılan bu söz, tahminin tamamı hakkında yorum yapar: Konuşan, görünüşün esrarengiz kusursuzluğunu yitireceğinden büyük ölçüde emindir. Kaybın yalnızca kısmi olacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle çok yüksek bir güveni ifade ederken küçük bir yanılma olasılığı da bırakır?

  1. The package will definitely arrive today.
  2. The package will almost certainly arrive today.
  3. The package will probably arrive today.
Cevabı göster

The package will almost certainly arrive today.

Dilbilgisi

will have lost: future perfect yapısı

Will have lost, gelecek perfect yapısıdır: will + have + geçmiş zaman ortacı lost. Kaybın gelecekteki bir referans noktasından önce tamamlanacağını anlatır. Bu cümlede gelecekteki bakış açısı, önceki In a few years ifadesinden gelir. Konuşan kişi kusursuzluğun şimdi çoktan kaybolduğunu söylemez; o gelecek noktadan bakıldığında kayıp tamamlanmış olacaktır.

Alıştırma

Cümleyi lose fiilinin future perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the museum reopens, the old paint ____ much of its color.

Cevabı göster

will have lost

Your physique will shed its grace. Deyimler

2:47

Fiziğiniz zarafetini üzerinden atacak.

Deyimler

shed its grace: bir özelliğin düşüp gitmesi

Shed sözcüğü gerçek anlamıyla, bir hayvanın tüy dökmesi gibi doğal bir dış katmanın düşmesini sağlamak demektir. Burada mecazidir: fiziğin zarafeti, düşüp gidecek bir katman gibi hayal edilir. Grace değer verilen bir özellik olduğu için shed burada bilinçli bir eylem anlamına gelmez. Bedenin değişirken zarafetini yavaş yavaş kaybetmesini anlatır.

Alıştırma

'Over time, the old building shed its elegance,' cümlesinde shed its elegance ne anlama gelir?

  1. Yeni bir dış katman ekleyerek daha zarif oldu.
  2. Zarif niteliğini yavaş yavaş kaybetti.
  3. Zarafetini kısa bir süre gizledi.
Cevabı göster

Zarif niteliğini yavaş yavaş kaybetti.

You'll be nice enough looking, Dilbilgisi

2:49

Yeterince iyi görünümlü olacaksınız,

Dilbilgisi

nice enough looking: sıfat + enough

nice enough looking ifadesinde enough, nice sıfatından sonra gelir. Bu ifade kişinin son derece çekici olmasından ziyade görünüşünün makul derecede hoş veya kabul edilebilir olacağını anlatır. Sıfat + enough sırası calm enough, clear enough ve strong enough gibi başka ifadelerde de kullanılabilir. Burada looking, tanımın dış görünüşle ilgili olduğunu gösterirken enough övgüyü ölçülü hâle getirir.

Alıştırma

nice ve enough sözcüklerini doğru sırayla yerleştirin: After the makeover, he is ____ looking, but not striking.

Cevabı göster

nice enough

but you will no longer be one of the outstandingly attractive ones, Anlatım akışı

2:50

ama artık o olağanüstü çekici olanlardan biri olmayacaksınız,

and you'll no longer share in their unique, Anlatım akışı

2:53

ve artık onların kendine has,

but very real and very underappreciated problems.

2:55

ama çok gerçek ve çok az anlaşılan sorunlarını paylaşmayacaksınız.

Anlatım akışı

no longer be ... no longer share in: paralel değişimler

no longer ifadesinin tekrarı, sona eren şeyler hakkında iki paralel anlatım oluşturur. İlk olarak kişi artık olağanüstü çekici gruba ait olmayacaktır; ikinci olarak o grupla bağlantılı sorunları artık paylaşmayacaktır. Aynı kalıbın tekrarlanması mantığı izlemeyi kolaylaştırır: grup üyeliğinin kaybı, o grubun deneyimine katılımın da sona ermesine yol açar. Burada share in, bir şeyi başkalarıyla birlikte deneyimlemek, ona katılmak veya yükünü taşımak anlamındadır; sorunları dağıtmak ya da bölmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kişi takımdan ayrıldıktan sonra bağlantılı iki değişikliğin de sona erdiğini göstermek için no longer ifadesini tekrarlar?

  1. After leaving the team, Maya will still attend practices and share in the team's decisions.
  2. After leaving the team, Maya will no longer attend practices, and she will no longer share in the team's decisions.
  3. After leaving the team, Maya will no longer attend practices, but she will continue to share in the team's decisions.
Cevabı göster

After leaving the team, Maya will no longer attend practices, and she will no longer share in the team's decisions.

Anlatım akışı

kendine özgü, ama son derece gerçek ve yeterince önemsenmeyen sorunlar

Unique önce bu sorunların alışılmadık veya bu gruba özgü olduğunu söyleyerek iddiayı sınırlar. Ardından but yönü değiştirir; asıl vurgu very real ve very underappreciated üzerindedir. Cümle, sorunların kendine özgü olduğunu kabul eder ve sonra bunun onları hayalî ya da önemsiz yapmadığını vurgular. Bu, savlarda ve sonuç bölümlerinde yararlı bir bilgi düzenleme biçimidir: iddianızı zayıflatabilecek bir gerçeği kabul eder, ardından dinleyicinin hatırlamasını istediğiniz iddiayı but ile güçlendirirsiniz. Burada underappreciated, sorunların yeterince fark edilmediği, anlaşılmadığı veya ciddiye alınmadığı anlamına gelir.

Alıştırma

Unique, but very real and very underappreciated problems ifadesi cümlede ne işlev görür?

  1. İddianın yönünü değiştirmeden eşit derecede olumlu üç özellik sıralar.
  2. Önce sorunların alışılmadık olduğunu kabul eder, sonra gerçekten var olduklarını ve çok az ilgi gördüklerini vurgular.
  3. Sorunların herkes tarafından zaten anlaşıldığı için değerli olduğunu söyler.
Cevabı göster

Önce sorunların alışılmadık olduğunu kabul eder, sonra gerçekten var olduklarını ve çok az ilgi gördüklerini vurgular.