Covid-19 küresel finansal düzeni nasıl değiştirebilir: İngilizce çalışma notları
The Economist
Video özeti: salgın, tahvillerden dijital cüzdanlara uzanan süreçte Çin'in küresel finanstaki ABD etkisine meydan okumasını hızlandırabilir; güven ve şeffaflık engel olmaya devam eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “financial plumbing” — Deyimler ve mecazlar: plumbing sözünü görünmeyen ödeme altyapısının benzetmesi olarak okuyun. 2. “SWIFT, the world's largest network for transferring money.” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: yönlendirme ve yaptırımların ardındaki mesajlaşma ağını banka ya da para biriminden ayırın. 3. “don't have to be mutually exclusive.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: zorunlu olmama ile yasağı ayırın ve iki sistemin birlikte var olabileceğini anlatın.
Bu derste
America has dominated global finance since the end of the Second World War,
0:02ABD, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana küresel finansa hükmediyor,
Designed to establish the economic foundations of peace
0:12Bu sistem, barışın ekonomik temellerini atmak üzere tasarlandı
on the bedrock of genuine international cooperation. Deyimler
0:16ve gerçek bir uluslararası iş birliğini temel aldı.
Gerçek uluslararası iş birliğinin sağlam temeli üzerinde
Bedrock, gevşek toprağın altındaki sağlam kaya tabakasıdır. Burada en temel ve en güvenilir dayanağı anlatan bir benzetme olarak kullanılır. on the bedrock of genuine international cooperation ifadesi, ülkeler arasındaki gerçek iş birliğini barışçıl bir ekonomik düzenin vazgeçilmez desteği olarak sunar. Başka bağlamlara aktarılabilen on the bedrock of X kalıbı, X'in temel dayanak olduğu anlamına gelir. Fiziksel bir yeri değil, bir sistemin veya başarının neyin üzerine kurulduğunu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede bedrock, temel dayanak anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?
- Engineers reached bedrock beneath the construction site.
- Mutual trust is the bedrock of lasting cooperation.
- Mutual trust is a temporary result of lasting cooperation.
Cevabı göster
Mutual trust is the bedrock of lasting cooperation.
with America's leadership called into question. Kalıp ifadeler
0:29ve ABD'nin liderliğini tartışmaya açabilir.
Finans tarihinde yeni bir döneme işaret etmek
Bu cümlede signal, bir değişimin başladığını göstermek veya düşündürmek anlamına gelir. A new chapter in financial history, bir kitabın bölümü değil, finansın gelişiminde belirgin biçimde farklı yeni bir dönemi anlatan benzetmedir. Could kip belirteci, iddiayı temkinli hâle getirir: felaket bir dönüm noktasının kanıtı olabilir, ancak yazar değişimin kesin olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bir gazeteci, politika değişikliğinin önemli bir yeni dönemin işareti olabileceğini ancak bu değişime neden olduğunu iddia etmeden anlatmak istiyor. Hangi cümle en uygundur?
- The policy change ushered in a new chapter in global trade.
- The policy change marked the start of a new chapter in global trade.
- The policy change could signal a new chapter in global trade.
Cevabı göster
The policy change could signal a new chapter in global trade.
Leadership called into question: liderliğin sorgulanması
call something into question ifadesinde call, “telefon etmek” veya “çağırmak” anlamına gelmez. İfadenin tamamı, insanların bir şeyin doğruluğu, güvenilirliği, meşruiyeti ya da gelecekteki devamlılığı konusunda kuşku duymasına yol açmak demektir. Burada called geçmiş ortaçtır. with America's leadership called into question yapısında with öbeği, ekonomik felaket nedeniyle Amerika'nın liderliğinin kuşku altında olduğu durumu anlatır. Bu, liderliğe bir soru sorulduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu bağlamda America's leadership called into question ne anlama geliyor?
- İnsanlar Amerika'nın lider olma yeteneğinden veya lider konumundan kuşku duymaya başladı.
- Amerika tüm liderlik görevlerini resmen sona erdirdi.
- Amerika'dan belirli bir soruyu yanıtlaması istendi.
Cevabı göster
İnsanlar Amerika'nın lider olma yeteneğinden veya lider konumundan kuşku duymaya başladı.
COVID-19 has shown that America is failing to sort out its own affairs at home, Öbek fiiller
0:33COVID-19, ABD'nin kendi iç meselelerini bile düzene sokamadığını gösterdi;
sort out: bir sorunu çözmek veya düzene koymak
Burada sort out, bir sorunu veya karmaşık bir durumu başarıyla ele alıp çözüme kavuşturmak ya da kontrol altına almak anlamına gelir. its own affairs nesnesi Amerika'nın iç sorunları ve sorumluluklarını ifade eder; dolayısıyla bu öbek, bunları sınıflandırmak değil, düzgün biçimde yönetmek anlamındadır.
Alıştırma
sort out ifadesini kullanın ve zamiri doğru yere koyun: The booking details are mixed up, but we'll ____ tomorrow.
Cevabı göster
sort them out
let alone provide global leadership: daha güçlü bir olumsuzluk
let alone provide global leadership ifadesindeki let alone, olumsuz karşılaştırmayı bir adım daha ileri taşır. Önce Amerika'nın kendi iç meselelerini bile çözemediği söylenir; küresel liderlik sağlamak ise bundan da gerçek dışı bir başarı olarak sunulur. Burada let alone ifadesinden sonra to sort out ile paralel olacak şekilde fiilin yalın hâli olan provide gelir. Bu yapıda anlamı “... bile değil, kaldı ki ...” şeklindedir; Amerika'nın yaptığı başka bir şeyi eklemez.
Alıştırma
Küresel liderliği daha da olasılık dışı gösteren ifadeyi seçin: America cannot sort out its own affairs at home, ...
- before it provides global leadership.
- and still provide global leadership.
- let alone provide global leadership.
Cevabı göster
let alone provide global leadership.
$484 billion for loans after the first round of funding ran out. Öbek fiiller
0:39İlk kaynak tükendikten sonra krediler için 484 milyar dolar daha ayrıldı.
ran out: bir kaynağın tamamen tükendiğini söylemek
ran out ifadesinde özne, tamamen tükenen kaynak veya stoktur. Burada ilk finansman turu tükenmiştir; bu yüzden sonraki krediler için o turdan hiç para kalmamıştır. Ran out, run out ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Para fiziksel olarak uzaklaştı demek değildir; kaynağın tükendiğini anlatır. Özne kişi, grup veya kuruluşsa kaynağı ran out of ifadesinden sonra kullanın; örneğin We ran out of money.
Alıştırma
Stoğun tamamen tükendiğini anlatan geçmiş zaman ifadesini yazın: The printer ____ of ink before we finished the report.
Cevabı göster
ran out
Another huge spike in unemployment claims.
0:45İşsizlik maaşı başvurularında bir büyük sıçrama daha yaşandı.
With a vacuum emerging at the top of the financial order, Dilbilgisi
0:48Finansal düzenin zirvesinde bir boşluk oluşurken,
China is vying to compete for greater control.
0:51Çin daha fazla kontrol elde etmek için yarışıyor.
With a vacuum emerging...: with + isim + -ing arka plan yapısı
with + isim öbeği + -ing biçimi, arka planı veren kısa bir yan yapı oluşturur. Burada emerging fiilinin mantıksal öznesi a vacuum olduğu için ifade, finansal düzenin tepesinde bir boşluğun oluşmakta olduğunu söyler. with öbeğinin tamamı ana cümleye, yani China is vying to compete for greater control bölümüne, koşul ve durum arka planı sağlar. Bağlama göre bu yapı eş zamanlı bir durumu, nedeni veya ikisini birden ima edebilir; ancak aradaki ilişkiyi açıkça belirtmez.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcükleri sıralarını koruyarak with + isim + -ing arka plan öbeğine dönüştürün: (traffic / moving / slowly) ____, we left home early.
Cevabı göster
With traffic moving slowly
This is not a case of China becoming Wall Street overnight. Anlatım akışı
0:55Bu, Çin'in bir gecede Wall Street'e dönüşeceği anlamına gelmiyor.
This is not a case of...: bir yorumu reddetme
This is not a case of + isim veya -ing biçimi, bir yorumu ortaya koyup reddeder. Bu cümlede yazar, Çin’in bir gecede Wall Street’e dönüştüğü yönündeki abartılı düşünceyi dışlar; bu çerçeve Çin’in etkisinin arttığını inkâr etmez. Söylemi düzenleyen bir ifade olarak aşırı basitleştirilmiş bir iddiayı ortadan kaldırır ve ardından daha kesin bir açıklama yapılmasına alan açar. Konunun tamamını reddetmek yerine tartışmanın kapsamını daraltmak gerektiğinde kullanışlıdır.
Alıştırma
"This is not a case of the plan failing overnight" cümlesindeki açılış çerçevesi ne yapar?
- Daha kesin bir açıklamadan önce belirli bir yorumu reddeder.
- Planın hemen başarısız olduğunu kanıtlayan bir örnek sunar.
- Konunun tamamının yanlış olduğunu ve daha fazla tartışmaya gerek olmadığını söyler.
Cevabı göster
Daha kesin bir açıklamadan önce belirli bir yorumu reddeder.
The crisis has provided China with an opportunity to show what it's capable of doing, Kalıp ifadeler
0:58Kriz, Çin'e neler yapabileceğini gösterme fırsatı sundu
be capable of doing: bir şeyi yapabilecek kapasitede olmak
be capable of doing yapısında capable, bir şeyi yapmak için gerekli yeteneğe veya niteliklere sahip olmak anlamına gelir. of bir edat olduğu için ardından bir isim ya da -ing biçimi gelir: be capable of + isim/doing. Burada what it's capable of doing, “Çin'in yapabildiği şeyler” anlamındadır. Bu ifade, can ile kurulan basit bir yeterlilik cümlesine göre daha ölçülü ve değerlendirmeye dayalıdır.
Alıştırma
Cümleyi resmî yeterlilik yapısıyla tamamlayın: The device is ____ operating for 24 hours without recharging.
Cevabı göster
capable of
which in the long run will tip the balance of power. Notlar
1:02ve bu, uzun vadede güç dengesini değiştirecek.
in the long run: uzun vadede
In the long run, “uzun bir dönemden sonra genel sonuç değerlendirildiğinde” anlamına gelir. Dikkati anlık etkiden uzaklaştırıp nihai sonuca yöneltir. Burada ifade, güç dengesinin değişmesini daha önce anlatılan fırsatın ilerideki bir sonucu olarak sunar. Kesin bir süre belirtmez ve fiziksel mesafeyle ilgisi yoktur.
Alıştırma
Hangi ifade bir şeyi yalnızca daha sonra gerçekleşen bir olay olarak değil, uzun bir dönemin ardından ortaya çıkan genel sonuç olarak sunar?
- in the long run
- eventually
- in the future
Cevabı göster
in the long run
tip the balance of power: güç dengesini bir tarafın lehine çevirmek
Bu cümlede tip the balance of power, teraziye dayanan bir mecazdır. The balance of power, rekabet eden ülkelerin veya grupların göreli gücü ya da etkisidir; tip ise bu dengeyi bir tarafa doğru eğmek anlamına gelir. İfade, çoğu zaman aşamalı biçimde veya önemli bir etken nedeniyle bir tarafa avantaj sağlayan değişikliği anlatır. Diğer tarafın bütünüyle yerini kaybettiği veya yenildiği anlamına gelmek zorunda değildir.
Alıştırma
'A new voting bloc could tip the balance of power in parliament,' cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama gelir?
- Bir tarafa yeni bir avantaj sağlayabilir.
- Tüm siyasi rekabeti sonsuza dek ortadan kaldırabilir.
- Gücü fiziksel bir teraziyle ölçebilir.
Cevabı göster
Bir tarafa yeni bir avantaj sağlayabilir.
financial plumbing: finans sisteminin «tesisatı»
Financial plumbing; ödeme ağları, takas, mutabakat, mesajlaşma ve yönlendirme gibi, parayı hareket ettirip işlemleri tamamlayan arka plandaki sistemler için kullanılan bir mecazdır. Bu sistemler, bir binadaki borular gibi çoğunlukla fark edilmez ama vazgeçilmezdir. Cümledeki controls, gerçek borulara sahip olmak değil, bu altyapı üzerinde kontrol veya etki sahibi olmak anlamına gelir.
Alıştırma
'The central bank upgraded the financial plumbing behind instant payments,' cümlesinde financial plumbing neyi ifade eder?
- Ödemeleri işleyen ve hareket ettiren temel sistemler.
- Bankanın halka yönelik reklam stratejisi.
- Merkez bankasının içindeki su boruları.
Cevabı göster
Ödemeleri işleyen ve hareket ettiren temel sistemler.
and accounts for almost a quarter of the world economy. Öbek fiiller
1:15ve dünya ekonomisinin neredeyse dörtte birini oluşturur.
accounts for + bir oran
Burada accounts for, daha büyük bir bütünün belirtilen payını “oluşturur” ya da “temsil eder” anlamına gelir. Yeniden kullanılabilir kalıp özne veya varlık + account for + sayı, yüzde, kesir ya da pay şeklindedir. accounts biçimi tekil özneyle uyumludur. Çoğul özneyle account for kullanılır.
Alıştırma
Şu cümlede accounts for ne anlama gelir: “Renewable energy accounts for 30% of the town’s electricity.”?
- Elektriğin neden var olduğunu açıklar.
- Elektriği mali bir hesaba kaydeder.
- Toplamın %30’unu oluşturur.
Cevabı göster
Toplamın %30’unu oluşturur.
The dollar makes up most central bank reserves
1:19Dolar, merkez bankası rezervlerinin büyük bölümünü oluşturur
at the end of the day deyimi
Burada at the end of the day, “önemli olan her şey değerlendirildiğinde” veya “sonuçta” anlamına gelen bir deyimdir. Konuşanın ayrıntıları bir kenara bırakıp ana sonucu sunduğunu gösterir. Bu cümlede saatle ilgili belirli bir zamana gönderme yapmaz. Çevresindeki ifade, akşam olan bir şeyi değil, kontrol hakkında genel bir sonucu anlatır.
Alıştırma
Şu cümlede at the end of the day ne işe yarar: “At the end of the day, we need a plan everyone can follow.”?
- Konuşanın nihai ve pratik sonucunu sunar.
- Planın bitirilmesi için kesin son tarihi verir.
- Planın yalnızca akşam gerekli olduğunu söyler.
Cevabı göster
Konuşanın nihai ve pratik sonucunu sunar.
and ends up being the puppet master of a lot of things that go on around the world. Notlar
1:39ve dünyada olup biten birçok şeyin iplerini elinde tutar.
ends up being: bir sürecin ardından ulaşılan son rol
End up being + bir isim öbeği veya sıfat, olaylar geliştikten sonra bir şeyin “sonunda o olması ya da o hâle gelmesi” demektir. Sonuç çoğu zaman planlanmamıştır, beklenmediktir veya ancak geriye bakınca anlaşılır. Burada ifade, öznenin sonunda üstlendiği the puppet master rolünü tanıtır. Up, end up öbek fiilinin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi end up being ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The quiet intern ____ the strongest presenter on the team.
Cevabı göster
ended up being
the puppet master: gizli bir kontrolcü
Bir kişiyi veya gücü the puppet master diye adlandırmak mecazdır. Gerçek anlamda puppet master, kuklaları iplerle kontrol eder; mecaz anlamdaysa ifade, başka insanları veya olayları perde arkasından yöneten gizli bir kişi ya da gücü anlatır. Burada belirli tanımlık the, özneyi dünya çapındaki birçok olayın arkasındaki başlıca görünmez kontrolcü olarak sunar. Bu imge bir değerlendirme içerir ve genellikle başkalarının göründüklerinden daha az bağımsız olduklarını düşündürür.
Alıştırma
Hangi durum the puppet master mecazına en uygun örnektir?
- Bir zanaatkâr çocuklar için ipli kukla gösterisi yapar.
- Gizli bir danışman, kamuoyunun tanıdığı birkaç lideri sessizce yönlendirir.
- Seçilmiş bir başkan, planlanmış bir toplantıyı açıkça yönetir.
Cevabı göster
Gizli bir danışman, kamuoyunun tanıdığı birkaç lideri sessizce yönlendirir.
There is a growing call from the international community
1:47Uluslararası toplumdan giderek daha güçlü bir çağrı geliyor:
for reforming the global economic governance system,
1:52küresel ekonomik yönetişim sisteminin yenilenmesi;
It already has the world's second largest economy.
1:58Çin şimdiden dünyanın en büyük ikinci ekonomisine sahip.
The banking sector has been growing fairly steadily for the past 10 years, Dilbilgisi
2:03Bankacılık sektörü son 10 yıldır oldukça istikrarlı biçimde büyürken,
has been growing ... for the past 10 years: bugüne kadar devam eden süreç
İngilizcedeki present perfect continuous yapısı has been growing, büyümeyi geçmişte başlayan ve bugüne kadar devam eden bir süreç olarak sunar. For the past 10 years amaç değil, süre bildirir; yapı for + süre şeklindedir. Fiil biçimi ile zaman ifadesi birlikte hâlâ devam eden uzun vadeli bir eğilimi anlatır; fairly steadily ise yalnızca büyümenin nasıl gerçekleştiğini belirtir.
Alıştırma
Eğilimin geçmişte başlayıp hâlâ sürdüğünü göstermek için cümleyi grow fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: Online sales ____ steadily for the past five years.
Cevabı göster
have been growing
while in America bank assets have remained relatively stable.
2:08ABD'de banka varlıkları nispeten sabit kaldı.
Chinese banks now have more assets than those in Europe or America.
2:15Çin bankalarının varlıkları artık Avrupa veya ABD bankalarınınkinden daha fazla.
Chinese banks account for only 7% of cross-border lending.
2:23Çin bankaları, sınır ötesi kredilerin yalnızca %7'sini oluşturuyor.
So the banks' vast size hasn't translated into influence within the world's financial system, Kalıp ifadeler
2:28Dolayısıyla bankaların devasa boyutu, dünya finans sisteminde nüfuza dönüşmüş değil,
translated into influence: somut bir sonuç üretmek
Burada translated into, bir dilden başka bir dile çevrilmek değil, somut bir sonuç üretmek veya o sonuca dönüşmek anlamındadır. Bankalar çok büyüktür, ancak bu büyüklük şimdiye kadar küresel finansta etki yaratmamıştır. Yeniden kullanılabilir kalıp X translate into Y şeklindedir: bir girdi, avantaj veya değişiklik bir sonuca yol açar. Present perfect olumsuz biçimi hasn't translated into, beklenen sonucun şu ana kadar ortaya çıkmadığını belirtir; yet ise daha sonra ortaya çıkma ihtimalini açık bırakır.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan ifadeyi dil bilgisine uygun biçimde kullanarak tamamlayın: More website visits do not always ____ more sales.
Cevabı göster
translate into
Its banks are becoming more active overseas.
2:35Çin bankaları yurt dışında giderek daha etkin hâle geliyor.
in particular Chinese companies that are globalizing.
2:42özellikle de küreselleşen Çinli şirketlere.
China is also giving its own currency a more prominent role in commodities markets, Kalıp ifadeler
2:45Çin ayrıca emtia piyasalarında kendi para birimine daha önemli bir rol kazandırıyor
give ... a more prominent role: bir şeye daha belirgin bir rol vermek
give + something + a more prominent role kalıbı, bir şeyi belirli bir etkinlikte veya sistemde daha önemli, etkili ya da görünür hâle getirmek anlamına gelir. Burada Çin, kendi para biriminin emtia piyasalarındaki önemini artırmaktadır. Buradaki role, tiyatrodaki karakteri değil, işlevi veya konumu ifade eder. Bir politikaya, teknolojiye ya da kişiye bilinçli olarak daha fazla önem verildiğinde bu yapı kullanılabilir.
Alıştırma
Dersteki ifadeyi tamamlayın: The redesign will give accessibility ____ in product planning.
Cevabı göster
a more prominent role
It has convinced a few companies to use the currency.
2:50ve birkaç şirketi bu para birimini kullanmaya ikna etti.
Rio Tinto, which is one of the largest iron ore miners in the world,
2:53Dünyanın en büyük demir cevheri madencilerinden Rio Tinto,
issued its first contracts in yuan last year.
2:57geçen yıl yuan cinsinden ilk sözleşmelerini yaptı.
The COVID-19 pandemic could increase China's financial influence.
3:01COVID-19 pandemisi Çin'in finansal nüfuzunu artırabilir.
China is now sharing its experience with the rest of the world
3:08Çin artık deneyimini dünyanın geri kalanıyla paylaşıyor
China has positioned itself as a global leader, Kalıp ifadeler
3:21Çin kendisini küresel bir lider olarak konumlandırdı;
agreeing to deals to suspend repayment of some of its loans,
3:26bazı kredilerinin geri ödemesini askıya alan anlaşmaları kabul etti
position oneself as ...: kendisini……olarak konumlandırmak
position oneself as + rol veya kimlik kalıbı, kişinin kendisini bilinçli olarak o rolde sunması ya da o rolü edinmeye çalışması anlamına gelir. Cümlede Çin kendisini küresel bir lider olarak sunar ve ardından gelen -ing ifadeleri bu iddiaya kanıt sağlar. Buradaki position fiziksel hareketi değil, stratejik ve mecazi bir konumlandırmayı anlatır. Kalıp çoğu zaman etkin bir imaj oluşturmayı veya bilinçli bir siyasi ya da pazar konumlandırmasını düşündürür; bu nedenle başkalarının hâlâ değerlendirebileceği, iddia edilen bir kimliği aktarabilir.
Alıştırma
Dersteki yapıyı tamamlayın: The clinic has ____ a leader in preventive care.
Cevabı göster
positioned itself as
containing ..., agreeing ... ve charging ahead ... ile paralel eylemler
Üç -ing öbeği, Çin'in gerçekleştirdiği eylemlerden oluşan tek bir paralel liste kurar. Hepsinin örtük öznesi China'dır; bunlar üç ayrı ana cümle değildir. Liste, Çin'in kendisini küresel bir lider olarak konumlandırdığı iddiasından sonra gelir ve bu iddiayı destekleyen kanıtları sıralar. Bu yapı, China has ifadesini üç kez tekrarlamadan birkaç destekleyici eylemi açık ve ritmik bir dizide yoğunlaştırır.
Alıştırma
Vurgulanan üç -ing öbeği bu cümlede ne işe yarıyor?
- Eylemlerin yalnızca Çin küresel lider olduktan sonra gerçekleştiğini gösterirler.
- Üç farklı öznesi olan üç ayrı ana cümle oluştururlar.
- Salgının, anlaşmaların ve aşının gerçekleştirdiği eylemleri anlatırlar.
- Çin'in küresel bir lider gibi hareket ettiği iddiasını destekleyen paralel eylemlerini sıralarlar.
Cevabı göster
Çin'in küresel bir lider gibi hareket ettiği iddiasını destekleyen paralel eylemlerini sıralarlar.
has cast a negative shadow on the capacity for leadership of America. Deyimler
3:36ABD'nin liderlik kapasitesinin üzerine olumsuz bir gölge düşürdü.
Pembatas waktu at least so far
At least so far, tüm değerlendirmeyi sınırlayan bir ara sözdür. Burada at least asgari bir miktar belirtmez; so far ile birlikte, şu ana kadar gerçekleşen veya bilinenlere dayanarak anlamına gelir. Konuşmacı olumsuz değerlendirmeyi kalıcı değil, geçici bir sonuç olarak sunar. Böyle bir zaman sınırı, daha sonraki kanıtların sonucu değiştirebileceğini göstererek analizi daha dikkatli hâle getirir.
Alıştırma
Bu cümlede at least so far ne anlama geliyor?
- Yargının gelecekte de geçerli kalacağı garanti edilir.
- Yargı yalnızca uzak geçmişi anlatır.
- Yargı, asgari bir sayısal miktar verir.
- Yargı, şu ana kadar bilinenlerle sınırlıdır.
Cevabı göster
Yargı, şu ana kadar bilinenlerle sınırlıdır.
cast a negative shadow on: algıyı olumsuz etkilemek
Bu cümlede cast a negative shadow on bir metafordur: COVID krizi, ABD'nin liderlik kapasitesinin daha kötü görünmesine ve insanların bunu daha olumsuz değerlendirmesine yol açmıştır. İfade, güvene, itibara veya geleceğe dair beklentilere zarar verildiğini ve bu etkinin sürebileceğini ya da belirsizlik yaratabileceğini anlatır. Gerçek bir gölgeden söz etmez ve liderlik kapasitesinin tamamen yok edildiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Burada cast a negative shadow on the capacity for leadership of America ne anlama geliyor?
- İnsanların ABD'nin liderlik etme yeteneğine bakışını olumsuz etkiledi.
- ABD'nin üzerinde fiziksel bir karanlık alan oluşturdu.
- ABD'nin liderliğine duyulan güveni artırdı.
- ABD'nin bir daha asla liderlik edemeyeceğini kanıtladı.
Cevabı göster
İnsanların ABD'nin liderlik etme yeteneğine bakışını olumsuz etkiledi.
It did not try or even show interest in marshalling a global response to this crisis. Kelime
3:40ABD bu krize karşı küresel bir müdahaleyi örgütlemeye çalışmadı, buna ilgi bile göstermedi.
marshalling a global response: küresel eylemi koordine etmek
Burada marshalling, insanların, kaynakların ve kurumların birlikte hareket edebilmesi için bir araya getirilmesi, düzenlenmesi ve yönlendirilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla marshalling a global response, krizle başa çıkmak için koordineli bir uluslararası çaba oluşturmak demektir. Bu fiil, yalnızca kaygı göstermekten fazlasını ifade eder; hükümetleri, uzmanları, finansmanı ve malzemeleri uyumlu hâle getirmek gibi uygulamalı koordinasyona işaret eder.
Alıştırma
Asıl cümlede marshalling a global response ne anlama geliyor?
- Ülkeleri, insanları ve kaynakları uluslararası bir çaba içinde koordine etmek
- Hiçbir eylem düzenlemeden kriz hakkında konuşmak
- Tek bir kararla krizi hemen sona erdirmek
- Tek bir ülkeye liderlik etmesi için marshal adlı bir görevli atamak
Cevabı göster
Ülkeleri, insanları ve kaynakları uluslararası bir çaba içinde koordine etmek
fill the vacuum: boş kalan bir rolü üstlenmek
Bu cümlede fill the vacuum mecaz anlamda kullanılmıştır. Vacuum, boş bir alan demektir; burada ise ABD'nin küresel liderlik rolünün bir bölümünü boş bırakmasından sonra ortaya çıkan yokluğu ifade eder. Çin, boşta kalan bu rolün bir kısmını üstlenmeye çalışmıştır. Bu ifade, boş kalan bir role, karşılanmamış bir ihtiyaca veya açık kalan bir etki alanına girmeyi anlatır. Tek başına önceki liderin tamamen yerini almak veya onun kadar başarılı olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede fill the vacuum ne anlama geliyor?
- Boşta kalan liderlik rolünün bir kısmını üstlenmek
- Bir ülkenin diğerinin tamamen yerini alacağını garanti etmek
- Tamamen boş bir fiziksel alan oluşturmak
Cevabı göster
Boşta kalan liderlik rolünün bir kısmını üstlenmek
and the growing size and depth of its financial markets
4:00ve finans piyasalarının giderek büyüyüp derinleşmesi,
even as COVID sent other markets crashing. Anlatım akışı
4:07COVID-19 diğer piyasaları çökertirken bile.
a safe bet: nispeten güvenilir bir seçenek
Burada a safe bet, yatırımcıların nispeten güvenilir ve iyi performans gösterme olasılığı yüksek gördüğü bir seçenek anlamına gelir. Bet mecazdır: ifade, bir yatırımı seçmeyi bahis yapmaya benzetir. Safe görecelidir, mutlak değildir. Bir şeye a safe bet demek, kanıtlara dayanan güçlü bir güveni ifade eder; ancak başarı sözü vermez veya riski ortadan kaldırmaz.
Alıştırma
Nispeten düşük riskli ve başarılı olma ihtimali yüksek bir seçeneği ifade eden deyimle cümleyi tamamlayın: With her strong track record, Lena is ____ to lead the new office.
Cevabı göster
a safe bet
even as: eş zamanlılık ve beklenmedik karşıtlık
Even as, ana durumla aynı anda gerçekleşen ve aynı zamanda ona ters yönde etki eden bir durumu tanıtır. Burada diğer piyasalar çökerken yatırımcılar yine de Çin'in güvenli bir seçenek olduğuna ikna oluyordu. Bu yapı zaman ve ödünleme ilişkisini tek bir bağda birleştirir: “X happened even as Y happened”, Y'nin X'i olasılık dışı gösterebilmesine rağmen X'in Y sırasında geçerli kalması demektir.
Alıştırma
İki olayın örtüştüğünü ve fırtınanın çalışmaya devam edilmesini özellikle şaşırtıcı hâle getirdiğini en iyi vurgulayan bağlaç hangisidir? The rescue team kept working, ___ the storm grew stronger.
- after
- because
- even as
Cevabı göster
even as
While emerging markets saw the value of bonds plummet earlier this year, Dilbilgisi
4:11Bu yılın başlarında gelişmekte olan piyasa tahvillerinin değeri hızla düşerken,
saw the value of bonds plummet: see + nesne + yalın fiil
Buradaki saw, gerçek anlamda gözle görmeyi değil, “yaşamayı” veya “tanık olmayı” ifade eder. “Emerging markets”, bir değişimden geçen bütünsel bir varlık olarak ele alınır. Kalıp see/saw + nesne + yalın fiildir: saw + the value of bonds + plummet. Plummet, nesneden sonra tümleç olduğu için yalın biçimde kalır ve sert düşüşü tamamlanmış bir olay olarak sunar.
Alıştırma
saw + nesne sonrasında fall fiilinin yalın biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The company saw online sales ____ after the website became slower.
Cevabı göster
fall
which is a good gauge of trust in a country's economy. Deyimler
4:18Bu, bir ülkenin ekonomisine duyulan güveni ölçmek için iyi bir göstergedir.
a good gauge of trust: alet değil, gösterge
Bu cümlede gauge, fiziksel bir ölçüm aleti değildir. A good gauge of trust, bir şeyin gösterdiği durumun yatırımcıların ülke ekonomisine ne kadar güvendiğine dair yararlı bir işaret vermesi demektir. a gauge of + isim kalıbı, “o niteliğin göstergesi” anlamına gelir. Kanıtın neyi değerlendirmeye yardımcı olduğunu söyler; kanıtın bizzat güven olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede “a good gauge of trust” ne anlama geliyor?
- İnsanların ne kadar güvendiğini gösteren yararlı bir göstergedir.
- Ülkenin toplam para miktarıdır.
- Güven üreten bir makinedir.
Cevabı göster
İnsanların ne kadar güvendiğini gösteren yararlı bir göstergedir.
So China has the second biggest bond market in the world.
4:22Dolayısıyla Çin, dünyanın en büyük ikinci tahvil piyasasına sahip.
COVID provided the first tests that this bond market could resist a crisis
4:27COVID-19, bu tahvil piyasasının bir krize dayanıp dayanamayacağını ilk kez sınadı;
in a way that typically emerging market bonds don't.
4:32oysa gelişmekte olan piyasa tahvilleri genellikle bunu başaramaz.
as an economy that they don't think it's going to collapse overnight.
4:38onu bir gecede çökmeyeceğini düşündükleri bir ekonomi olarak görüyorlar.
As well as improving its reputation with international investors, Dilbilgisi
4:43Çin, uluslararası yatırımcılar nezdindeki itibarını artırmanın yanı sıra
China hopes to increase its hold over how money moves around the world. Kalıp ifadeler
4:47paranın dünyada nasıl hareket ettiği üzerindeki hâkimiyetini de güçlendirmeyi umuyor.
As well as improving: ikincil bir eylem eklemek
Cümlenin başındaki as well as ek bir eylem sunar: Çin'in itibarını artırması. Ana cümle asıl hedefi verir: Çin, küresel para akışları üzerindeki kontrolünü artırmayı umuyor. As well as sonrasında improving biçimi kullanılır; çünkü bu ek eylem isim benzeri bir etkinlik olarak sunulur. Yeniden kullanılabilen kalıp As well as + -ing öbeği, ana cümle şeklindedir. “Bunu yapmanın yanı sıra” anlamına gelir ve odağı ana cümlede tutar.
Alıştırma
Cümleyi as well as ve improve fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ customer service, the new system saves time.
Cevabı göster
As well as improving
increase its hold over: kontrolünü veya etkisini artırmak
Burada hold, bir şeyi fiziksel olarak tutma eylemi değil, kontrol veya güçlü etki anlamında kullanılan bir isimdir. Increase its hold over, bir şeyi kontrol etme ya da şekillendirme gücünü artırmak demektir. Burada its, China'yı gösterir; over ise etkilenen süreci, yani how money moves around the world ifadesini tanıtır. Bu ifade daha güçlü bir etkiyi anlatır, ancak mutlaka tam veya doğrudan kontrol anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle bir şirketin bir pazar üzerinde daha güçlü kontrol kazandığını en iyi ifade eder?
- The acquisition could increase the company's hold over the local market.
- The acquisition could increase the company's spending in the local market.
- The acquisition could increase the company's access to the local market.
Cevabı göster
The acquisition could increase the company's hold over the local market.
America has huge influence over the current system,
4:53ABD mevcut sistem üzerinde muazzam bir nüfuza sahip;
It's a messaging system that allows financial institutions to communicate.
5:01Bu, finans kurumlarının iletişim kurmasını sağlayan bir mesajlaşma sistemidir.
SWIFT: finans kuruluşları için bir mesajlaşma ağı
SWIFT, bankaların ve diğer finans kuruluşlarının kullandığı küresel bir mesajlaşma ağıdır. Bu kuruluşlar standartlaştırılmış mesajlar aracılığıyla birbirlerine ödeme talimatları ve diğer işlem bilgilerini gönderir. the world's largest network for transferring money şeklindeki eş açıklama, SWIFT'in rolünü basitleştirerek anlatır. SWIFT mesajları taşıyarak transferlerin koordinasyonuna yardımcı olur; kendisi bir banka, para birimi veya parayı tutup doğrudan hesaplaşmayı gerçekleştiren bir hesap sistemi değildir.
Alıştırma
Hangi ifade SWIFT'i doğru biçimde tanımlar?
- Finans kuruluşları için para tutan bir bankadır.
- Transferleri ödemek için kullanılan uluslararası bir para birimidir.
- Finans kuruluşlarının ödeme talimatlarını paylaşmasını sağlayan bir mesajlaşma ağıdır.
Cevabı göster
Finans kuruluşlarının ödeme talimatlarını paylaşmasını sağlayan bir mesajlaşma ağıdır.
It's meant to be geopolitically neutral. Dilbilgisi
5:06Jeopolitik açıdan tarafsız olması amaçlanmıştır.
be meant to be geopolitically neutral: amaçlanan durum, garanti edilen gerçek değil
Be meant to be + sıfat ya da isim öbeği, bir şeyin niyet, tasarım veya beklenti gereği içinde bulunması öngörülen durumu anlatır. Burada meant to be geopolitically neutral, SWIFT'in herhangi bir ülkeyi veya siyasi bloğu kayırmamak üzere tasarlandığını belirtir. Bu yapı, öngörülen durumun uygulamada bütünüyle gerçek olduğunu iddia etmez. Sonraki yan cümleyi başlatan But, sistemin belirtilen tasarımı ile gerçekte var olabilecek etkiyi karşı karşıya getirir.
Alıştırma
Hangi cümle, tarafsızlığın amaçlanan tasarımın parçası olduğunu ancak gerçeğin farklı olabileceğini söylüyor?
- The network used to be neutral, but one country can influence it now.
- The network may become neutral if every country agrees.
- The network is meant to be neutral, but one country can still influence it.
Cevabı göster
The network is meant to be neutral, but one country can still influence it.
But because a majority of SWIFT transactions are in dollars
5:09Ancak SWIFT işlemlerinin çoğu dolar cinsinden olduğu
be routed through New York: ara işlem yolu
Finans ve ağ dilinde route something through a place or system, bir şeyi işlemenin bir aşaması olarak belirli bir yerden veya altyapıdan geçirmek anlamına gelir. Burada these, dolar cinsinden SWIFT işlemlerini; New York ise bunları işlemek için kullanılan finansal altyapıyı temsil eder. Through, ara yolu belirtir. Cümle tek başına paranın nihai varış yerinin New York olduğunu veya paranın orada kaldığını söylemez.
Alıştırma
“The payment was routed through a bank in London before reaching the seller.” cümlesinde routed through ne anlama gelir?
- Cümle yalnızca ödemenin nerede oluşturulduğunu belirtiyor.
- Banka, ödeme yolunun ara bir parçasıydı.
- Banka mutlaka paranın nihai alıcısıydı.
Cevabı göster
Banka, ödeme yolunun ara bir parçasıydı.
America has used the system to choke its adversaries. Deyimler
5:15ABD bu sistemi rakiplerinin nefesini kesmek için kullandı.
Mecazi choke its adversaries ifadesi
Burada choke güçlü bir mecazdır. Amerika, finansal sistem üzerindeki kontrolünü kullanarak rakiplerinin önemli ödeme kanallarına erişimini sınırlar ve böylece onlar üzerinde ağır baskı kurar. Bu ifade, hava gibi hayati bir şeyin kısıtlanması görüntüsünü çağrıştırır. Gerçek anlamda boğulmayı ifade etmez ve tek başına bütün ekonomik faaliyetlerin tamamen durdurulduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede choke its adversaries ne anlama geliyor?
- Rakiplerinin fiziksel olarak nefes almasını engellemek
- Önemli bir sisteme erişimi sınırlayarak rakiplerine baskı yapmak
- Her yerdeki bütün ekonomik faaliyetleri sona erdirmek
Cevabı göster
Önemli bir sisteme erişimi sınırlayarak rakiplerine baskı yapmak
Russia feared being excluded after its invasion of Crimea
5:20Rusya, Kırım'ı işgal etmesinin ardından sistemden çıkarılmaktan korktu
and some Iranian banks were blocked from using the system in 2018
5:24ve bazı İran bankalarının 2018'de sistemi kullanması engellendi;
America can also threaten SWIFT with sanctions if SWIFT does not do what America wants.
5:41SWIFT, ABD'nin istediklerini yapmazsa ABD onu yaptırımlarla tehdit edebilir.
China can't hope to challenge America's dominance of SWIFT. Kalıp ifadeler
5:56Çin'in SWIFT üzerindeki ABD hâkimiyetine meydan okuması mümkün değil.
can't hope to challenge: neredeyse hiç gerçekçi şans yok
Can't hope to + fiilin yalın hâli, birinin o eylemi başarıyla gerçekleştirme konusunda neredeyse hiç gerçekçi şansı olmadığı anlamına gelir. Burada Çin'in mevcut koşullarda Amerika'nın SWIFT üzerindeki hâkimiyetiyle ciddi biçimde rekabet edemeyeceği değerlendirilir. Bu ifade başarı olasılığını değerlendirir; Çin'in umut duymasının yasak olduğunu söylemez. Daha geniş bağlamdaki for now, bu değerlendirmeyi şimdiki durumla sınırlar ve bütün gelecek hakkında bir iddiada bulunmaz.
Alıştırma
Cümleyi can't hope to ile tamamlayın: Without a map or compass, we ____ find the hidden cabin before dark.
Cevabı göster
can't hope to
Instead, Chinese companies are targeting a different part of the financial system,
6:00Bunun yerine Çinli şirketler finans sisteminin farklı bir bölümünü hedefliyor:
Most consumer payments rely on American giants Visa and Mastercard.
6:09Tüketici ödemelerinin çoğu Amerikalı devler Visa ve Mastercard'a dayanıyor.
But Chinese tech companies have developed a series of apps that disrupt this system.
6:15Ancak Çinli teknoloji şirketleri bu sistemi altüst eden bir dizi uygulama geliştirdi.
Rather than using bank accounts or credit cards for transactions, Dilbilgisi
6:21Tüketiciler işlemlerde banka hesabı veya kredi kartı kullanmak yerine
Rather than using ...: bir yöntemin yerine diğerini kullanmak
Rather than using bank accounts or credit cards, tüketicilerin burada seçmediği yöntemi belirtir. Ana cümle bunun yerine yapılanı verir: dijital cüzdanlara para yüklerler. Cümle başındaki Rather than + -ing biçimi, tercih edilmeyen bir eylemi ana cümledeki eylemle karşılaştırır. using eyleminin örtük öznesi consumers olduğundan iki eylemin öznesi aynıdır.
Alıştırma
Cümleyi rather than ve carry fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ cash, many travelers use a prepaid card.
Cevabı göster
Rather than carrying
from paying parking fines to making investments or ordering taxis, Dilbilgisi
6:31park cezalarını ödemekten yatırım yapmaya veya taksi çağırmaya kadar,
from paying ... to making ... or ordering ...: bir kapsam göstermek
from paying parking fines to making investments or ordering taxis ifadesi, dijital cüzdanlarla yapılabilecek işlerin genişliğini gösterir. Bir örnekten diğer örneklere uzanan bir kapsam verir; bir yerden başka bir yere fiziksel hareketi anlatmaz. Paying, making ve ordering sözcüklerinin hepsi -ing biçimindedir. Sıralanan eylemleri paralel tutmak kapsamı açık hâle getirir ve to’dan sonraki son iki olasılığın or ile bağlanmasını sağlar.
Alıştırma
pay, book ve buy fiillerinin -ing biçimlerini bu sırayla kullanın: The app handles tasks from ____ bills to ____ appointments or ____ tickets.
Cevabı göster
paying · booking · buying
without any of this money flowing through the banks, Dilbilgisi
6:36üstelik bu para bankalardan hiç geçmeden.
creating a parallel financial ecosystem. Kelime
6:39Böylece paralel bir finansal ekosistem oluşuyor.
without + isim + -ing: gerçekleşmeyen bir süreci belirtme
without any of this money flowing through the banks ifadesinde without, gerçekleşmeyen bir durumu tanıtır. any of this money isim öbeği flowing fiilinin anlamca öznesidir; yani bankalardan geçmeyen şey paradır. without + isim öbeği + -ing yapısı, bir olay gerçekleşirken onunla ilişkili başka bir sürecin gerçekleşmediğini anlatır. Burada through the banks akışın izlediği yolu gösterir; banks sözcüğünü flowing fiilinin öznesi yapmaz.
Alıştırma
Cümleyi without, the money ve flow fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The platform settles each payment directly, ____ through a bank.
Cevabı göster
without the money flowing
parallel financial ecosystem: başka bir sistemin yanında işleyen sistem
Burada parallel, geleneksel bankacılık sistemiyle tamamen aynı olmak değil, onun yanında faaliyet göstermek anlamına gelir. Ecosystem mecazi anlamdadır: ödeme araçları, platformlar, kullanıcılar ve finansal hizmetlerden oluşan bağlantılı bir ağı ifade eder. Bir bütün olarak a parallel financial ecosystem, finansal faaliyetleri başka bir kanal grubu üzerinden yürütebilen bir ağdır. Belirli bir para akışında bankaların rolünü azaltabilir, ancak mevcut tüm finans kuruluşlarından veya altyapılardan tamamen kopuk olmak zorunda değildir.
Alıştırma
Hangi açıklama a parallel financial ecosystem ifadesine en iyi uyar?
- Geleneksel sistemin yanında çalışan ve onunla bazı bağlantıları bulunabilen bir finansal hizmetler ağı.
- Her işlemde bir banka kullanmak zorunda olan tek bir ödeme uygulaması.
- Geleneksel bankacılık sistemiyle tamamen aynı olan bir finansal sistem.
Cevabı göster
Geleneksel sistemin yanında çalışan ve onunla bazı bağlantıları bulunabilen bir finansal hizmetler ağı.
This is potentially very disruptive to the financial system.
6:43Bu, finans sistemi için son derece sarsıcı olabilir.
It changes the way the money moves around the world.
6:47Paranın dünyada hareket etme şeklini değiştiriyor.
so + sıfat + that: so big that
Burada so, big sıfatının derecesini güçlendirir; that ise bu derecenin sonucunu başlatır: Şirketler, Çin hükümetinin onlardan korkacağı kadar büyüktür. Aktarılabilir kalıp so + sıfat/zarf + that + sonuç cümleciğidir. Bu kalıpta so, ‘böyle bir dereceye kadar’ anlamına gelir; ‘bu nedenle’ anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi so + sıfat + that sonuç yapısıyla tamamlayın: The suitcase was ____ I could not lift it.
Cevabı göster
so heavy that
Chinese customers made mobile payments worth a total of $49 trillion. Kalıp ifadeler
6:57Çinli müşteriler toplam 49 trilyon dolarlık mobil ödeme yaptı.
worth a total of ile toplam tutarı belirtme
worth a total of + tutar ifadesi, bir şeyin birleşik parasal değerini bildirir. Burada mobile payments ifadesini niteler; dolayısıyla $49 trillion, tek bir ödemenin değeri veya ödemelerin ‘yapmaya değer’ olduğuna dair bir değerlendirme değil, tüm bu ödemelerin temsil ettiği toplam değerdir. İfade, payments worth a total of $1 million örneğindeki gibi doğrudan bir isimden sonra veya the payments were worth a total of $1 million örneğindeki gibi be fiilinden sonra gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi worth a total of raporlama ifadesiyle tamamlayın: The donated computers were ____ $15,000.
Cevabı göster
worth a total of
And the two main Chinese companies offering this tech,
7:03Bu teknolojiyi sunan iki büyük Çinli şirket,
which is seen as a potential contaminant.
7:19çünkü nakit olası bir bulaşma kaynağı olarak görülüyor.
stay away from cash: nakit kullanmaktan kaçınmak
Burada stay away from cash, nakit kullanmaktan veya nakde temas etmekten kaçınmak anlamına gelir. Paradan fiziksel olarak uzakta durmayı gerektirmez. Kalıp stay away from + isim veya -ing biçimidir. Bağlama göre temastan, katılımdan ya da riskli bir seçimden kaçınmayı anlatabilir.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: To reduce contact, many shoppers chose to ____ cash.
Cevabı göster
stay away from
And this is all to the benefit of electronic payment firms. Kalıp ifadeler
7:22Tüm bunlar elektronik ödeme şirketlerinin yararına.
to the benefit of: sonuç olarak birinin yararına
To the benefit of, bir değişiklik veya sonucun of sözcüğünden sonra gelen kişi ya da gruba avantaj sağladığını belirtir. Burada nakit kullanımından uzaklaşılması elektronik ödeme şirketlerine yarar sağlar. To the benefit of + yararlanan taraf kalıbında benefit bir isimdir. İfade, onlara yardım etmek başlangıçtaki amaç olsun ya da olmasın, bir sonuçtan kimin yararlandığını gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, küçük işletmelere yardım etmenin amaç olduğunu söylemeden onların değişiklikten yararlandığını belirtir?
- The change was made for the benefit of small businesses.
- The change benefited from small businesses.
- The change worked to the benefit of small businesses.
Cevabı göster
The change worked to the benefit of small businesses.
Ant Financial and Tencent are already expanding overseas.
7:27Ant Financial ve Tencent şimdiden yurt dışına açılıyor.
And other digital wallet firms are buying into their tech. Öbek fiiller
7:37Diğer dijital cüzdan şirketleri de onların teknolojisine yatırım yapıyor.
Buying into their tech: teknolojiyi benimsemek veya ona bağlılık göstermek
Burada buying into their tech, şirketlerin benimseme, erişim, ortaklık veya yatırım yoluyla bu teknolojiyi kendi işlerinin ya da hizmetlerinin parçası hâline getirmesi demektir. Anlamı tek bir ekipman satın almaktan daha geniştir. Buy into öbek fiili, daha büyük bir sisteme veya öneriye kaynak ayırmayı ve bağlılık göstermeyi ifade eder. Kesin ticari düzenleme belirtilmediği için bu ifade tek başına şirketlerin hisse satın aldığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümlede buy into, tek bir ürün satın almak yerine bir teknolojiyi benimsemek veya ona bağlılık göstermek anlamında kullanılmıştır?
- Our bank decided to buy into the new payment platform and connect its app to the system.
- Our bank decided to buy a new payment terminal for the front desk.
- Our bank decided to buy the technician lunch after the installation.
Cevabı göster
Our bank decided to buy into the new payment platform and connect its app to the system.
Alipay's QR format has already been adopted by six European mobile wallets.
7:41Alipay'in QR formatı şimdiden altı Avrupalı mobil cüzdan tarafından benimsendi.
America has reasons to be worried about the Chinese giants.
7:48ABD'nin Çinli devlerden endişelenmek için nedenleri var.
because they are investing their wallets in Southeast Asia and beyond.
7:53çünkü Güneydoğu Asya ve ötesindeki dijital cüzdanlara yatırım yapıyorlar.
Pratik sonucu gösteren in effect
In effect, önceki olguların uygulamada ne anlama geldiğine ilişkin bir sonuç sunar. Burada anlatımı genişleme ve benimsemeyle ilgili ayrıntılardan sonuca taşır: sistem Amerikan şirketlerine, standartlarına veya normlarına dayanmadan işler. Bu söylem kullanımında ifade, “pratik açıdan” veya “özünde sonuç şudur” anlamına gelir; bu sonuç resmen ilan edilmemiş olsa bile kullanılabilir. Buradaki anlam, The rule is in effect örneğindeki gibi “yürürlükte veya hukuken geçerli olmak” değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede in effect, pratik bir sonucu özetlemek için en uygun şekilde kullanılmıştır?
- The new rule came into effect on Tuesday.
- In fact, the fee was announced on Tuesday, not Monday.
- The new fee is not called a penalty, but in effect, it punishes late payment.
Cevabı göster
The new fee is not called a penalty, but in effect, it punishes late payment.
not reliant on: bağımlı olmamak
Be reliant on, bir kişinin ya da şeyin çalışmak veya başarılı olmak için başka birine ya da şeye ihtiyaç duyması veya ona bağımlı olması demektir. Burada not reliant on, sistemin ardından sıralanan unsurlara bağımlı olmadan işleyebildiğini anlatır. Reliant bir sıfattır ve normalde on ile kullanılır: be reliant on + isim veya isim öbeği. American içeren üç isim öbeğinin tümü aynı on edatını tamamlar.
Alıştırma
Cümleyi reliant ve doğru edatla tamamlayın: The emergency network is not ____ the main power grid.
Cevabı göster
reliant on
American companies, American standards, American norms: bilinçli tekrar
American sıfatı, eş görevli üç isim öbeğinin başında tekrarlanır. İlk sözcüğün bu bilinçli tekrarı listeye belirgin bir ritim verir ve her kategoriyi—companies, standards ve norms—ayrı ayrı öne çıkarır. Üç öbeğin tamamı not reliant on tarafından yönetilir. Böylece iddianın kapsamı şirketlere bağımlılıktan teknik veya kurumsal standartlara, ardından daha geniş kabul gören normlara bağımlılığa doğru genişler. Daha kısa olan American companies, standards, and norms biçimi de dil bilgisi açısından doğrudur, ancak tekrardan gelen vurgu daha zayıf olur.
Alıştırma
Bu cümlede American sözcüğünün tekrarlanmasının temel işlevi nedir?
- Her kategoriyi vurgular ve listenin kapsamını genişletir.
- Yalnızca Amerikan şirketlerinin dâhil olduğunu gösterir.
- Üç isim öbeğini ayrı cümlelere dönüştürür.
Cevabı göster
Her kategoriyi vurgular ve listenin kapsamını genişletir.
Much of the world distrusts its intentions.
8:09Dünyanın büyük bölümü Çin'in niyetlerine güvenmiyor.
Chinese leaders initially denied and covered up the spread of COVID-19. Öbek fiiller
8:19Çinli liderler başlangıçta COVID-19'un yayılmasını inkâr edip örtbas etti.
After all, ...: destekleyici bir neden eklemek
After all, daha önce söylenen bir düşünceyi destekleyen bir neden veya hatırlatma ekler. Bu cümlede, Çin'e duyulan güvensizliğin neden anlaşılabilir olduğunu açıklar: Çinli liderler başlangıçta COVID-19'un yayılmasını inkâr edip üzerini örttüler. Burada yaklaşık olarak “ne de olsa” veya “şunu hatırlamak gerekir ki” anlamındadır; zaman sıralaması bildirmez. Bir yargıdan sonra kanıt ya da neden ekleyerek argümanı düzenler.
Alıştırma
Hangi cümlede After all zaman sırasını göstermek yerine destekleyici bir neden eklemek için kullanılmıştır?
- The library should stay open late; after all, many students work during the day.
- Afterwards, we went home.
- After that, the library closes at nine.
Cevabı göster
The library should stay open late; after all, many students work during the day.
covered up: zararlı bilgileri kasıtlı olarak gizlemek
Covered up, cover up fiil öbeğinin geçmiş zaman biçimidir. İnsanların gerçeği öğrenmemesi için bir sorunu, hatayı veya zarar verici bir gerçeği kasten gizlemek anlamına gelir. Burada, liderlerin COVID-19'un yayılmasıyla ilgili bilgileri gizlediğini anlatır. Bu ifade genellikle eleştirel bir anlam taşır: yalnızca bir şeyden söz etmemeyi değil, kasıtlı olarak gizlemeyi ima eder. Buradaki up, mecaz anlamın bir parçasıdır; bilginin üzerine fiziksel bir nesne koyma eylemini anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede covered up zararlı bilgileri kasıtlı olarak gizlemek anlamında kullanılmıştır?
- The board covered up the safety violation instead of telling the public.
- He hid the report in a drawer.
- She covered the bowl with a cloth.
Cevabı göster
The board covered up the safety violation instead of telling the public.
There's always a doubt about what is the ultimate objective Dilbilgisi
8:25Nihai hedefin ne olduğu konusunda her zaman kuşku var.
that China is pursuing in being so collaborative at the present time.
8:28Çin'in şu anda bu kadar iş birliğine açık davranarak hangi hedefin peşinde olduğu sorgulanıyor.
what is the ultimate objective ifadesinin dolaylı soru düzeni
Burada what, about sözcüğünden sonra dolaylı bir soru cümleciği başlatır: konuşmacı bağımsız bir soru sormak yerine bilinmeyen bilgiyi belirtir. Standart yazılı İngilizcede gömülü wh cümleciklerinde özne normalde fiilden önce gelir: what the ultimate objective is. Konuşulan cümlede, daha büyük cümlenin içinde doğrudan soru düzeni olan what is the ultimate objective korunmuştur. Bu tür bir kayma doğaçlama konuşmada görülebilir ve anlaşılır, ancak resmî yazıda cümle yeniden kurulmalıdır; örneğin: There is always doubt about what China's ultimate objective is.
Alıştırma
what / the ultimate objective / is sözcüklerini standart dolaylı soru düzeninde kullanın: The committee is trying to determine ____ before it votes.
Cevabı göster
what the ultimate objective is
It's not always transparent about the truth Kalıp ifadeler
8:31Gerçekler konusunda her zaman şeffaf değil;
transparent about ifadesinin bilgi açıklama anlamı
Be transparent about something, ilgili bilgileri saklamak veya belirsizleştirmek yerine erişilebilir kılarak bir konu hakkında açık ve dürüst olmak demektir. Buradaki not always transparent about, ülkedeki gerçekler ve olaylar hakkında eksik bilgi verilmesini eleştirir; transparent fiziksel olarak içinden görülebilen bir şeyi anlatmaz. Kalıp be transparent about + konu şeklindedir: transparent about the costs, transparent about what changed veya transparent about using the data gibi.
Alıştırma
'The company was transparent about the delay,' cümlesinde transparent about ne anlama gelir?
- Gecikmenin daha erken gerçekleşmesini sağladı.
- Gecikmeyi fiziksel olarak görünür hâle getirdi.
- Gecikmeyle ilgili bilgileri açıkça paylaştı.
Cevabı göster
Gecikmeyle ilgili bilgileri açıkça paylaştı.
to make sure the system is in good health. Deyimler
8:41sistemin sağlıklı olduğundan emin olmak için.
Bir finans sistemi için in good health
Burada in good health bir insanın bedenini değil, finans sistemini tanımlar. Bu, sistemin istikrarlı olduğu, düzgün çalıştığı ve altta yatan ciddi sorunlar göstermediği anlamına gelen bir mecazdır. Health sözcüğü kuruluşların, ekonomilerin, fonların ve diğer sistemlerin durumunu anlatmak için de kullanılır. Bunların sağlığını değerlendirmek, ne kadar iyi ve güvenli işlediklerini değerlendirmektir.
Alıştırma
“The audit shows that the fund is in good health.” cümlesinde in good health ne anlama gelir?
- Fon bir hastaneye ait.
- Fon çalışanlarına sağlık hizmeti sağlıyor.
- Fon iyi işliyor ve ciddi bir sorunu yok.
Cevabı göster
Fon iyi işliyor ve ciddi bir sorunu yok.
Finans alanında sphere of influence
Sphere of influence, bir ülkenin, kuruluşun veya başka bir güçlü aktörün kararları ve olayları önemli ölçüde şekillendirebildiği alanı ifade eder. Hukuki kontrolü veya mülkiyeti değil, fiilî etkiyi anlatır. Bu cümlede financial, söz konusu alanı finansla sınırlar. Dolayısıyla ifade, fiziksel bir küreyi veya resmen kontrol edilen bir toprağı değil, Çin'in finansal gücünün genişleyen erişimini anlatır.
Alıştırma
Bir aktörün olayları güçlü biçimde şekillendirebildiği alanı ifade eden üç sözcüklü kalıp terimle bu resmî cümleyi tamamlayın: “By advising more governments, the organisation widened its ____.”
Cevabı göster
sphere of influence
it's unclear whether it will complement America's Dilbilgisi
8:46bunun ABD'nin nüfuz alanını tamamlayıp tamamlamayacağı belirsiz;
unclear whether ... complement ... or undermine: iki alternatif sunmak
“Unclear whether A or B” iki seçenekli dolaylı bir soru kurar: iki olası sonuç ele alınır, ancak konuşan kişi hangisinin gerçekleşeceğini bilmez. Buradaki sonuçlar, daha fazla rekabet yaratarak Amerika'nın finansal alanını tamamlamak veya mevcut sistemi zayıflatmaktır. or sözcüğünden sonra tekrarlanacak özne ve kiplik fiil atılır: “it will complement ... or [it will] undermine ...”. İki fiil öbeğini paralel tutmak seçeneklerin karşılaştırılmasını kolaylaştırır. “America's” ifadesinde de bağlamdan anlaşılan “financial sphere” veya “system” gibi bir isim atılmıştır.
Alıştırma
Henüz netleşmemiş iki alternatifi sunmak için whether ... or yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- It is still unclear whether the new rule will lower prices or raise them.
- It is still unclear either the new rule will lower prices or raise them.
- It is still unclear whether the new rule will lower prices and raise them.
Cevabı göster
It is still unclear whether the new rule will lower prices or raise them.
what we could see is the fragmentation of the global financial system Anlatım akışı
8:54küresel finans sisteminin parçalandığını görebiliriz:
in an America-dominated sphere and a China-dominated sphere. Kelime
8:58ABD'nin hâkim olduğu bir alan ve Çin'in hâkim olduğu bir alan.
what we could see is: ihtimalli bir sonucu dikkatle çerçevelemek
what yan cümlesi bir çerçeve kurar ve is sözcüğünden sonraki bilgi ana odağı alır. Konuşan kişi doğrudan “the fragmentation ...” ile başlamak yerine, birazdan olası bir sonucu adlandıracağını önceden bildirir. Could öngörüyü kesin değil ihtimalli hâle getirir; see ise mutlaka gözle bakmak değil, “bir şeyin gerçekleştiğini gözlemlemek veya deneyimlemek” anlamındadır. Yeniden kullanılabilir kalıp “What we could see is + sonuç” biçimindedir.
Alıştırma
Bu kalıbı dikkatli bir öngörüde bulunmak ve olası sonucu is sözcüğünden sonra vermek için kullanan cümle hangisidir?
- What we could see is a gradual fall in energy prices.
- What we can see is a gradual fall in energy prices.
- What we will definitely see is a gradual fall in energy prices.
Cevabı göster
What we could see is a gradual fall in energy prices.
Birleşik sıfat olarak America-dominated ... China-dominated
America-dominated ve China-dominated birleşik sıfatlardır. Her biri, etkinin kaynağını belirten bir ismi geçmiş zaman ortacı dominated ile birleştirir ve ardından sphere ismini niteler: esas olarak Amerika veya Çin tarafından şekillendirilen ya da yönlendirilen bir etki alanı. Burada dominated, hangi gücün en büyük etkiye sahip olduğunu vurgular. Mutlaka tam veya mutlak kontrol anlamına gelmez. İsim + geçmiş zaman ortacı yapısı haber dilinde yaygındır; state-controlled ve market-led buna örnektir.
Alıştırma
state ve dominated sözcüklerini kısa çizgiyle birleştirilmiş tek bir sıfat hâline getirerek cümleyi tamamlayın: The reforms replaced the ____ economy with a more competitive one.
Cevabı göster
state-dominated
These two systems don't have to be mutually exclusive. Dilbilgisi
9:03Bu iki sistem birbirini dışlamak zorunda değil.
don't have to be mutually exclusive: zorunlu bir ya o ya bu seçimi yok
Don't have to + fiil yapısı, bir şeyin gerekli olmadığını belirtir; yasak olduğu anlamına gelmez. Mutually exclusive, aynı anda doğru olamayan, var olamayan veya seçilemeyen iki şeyi anlatır. Birlikte kullanıldığında don't have to be mutually exclusive, iki sistemi mutlaka “ya biri ya diğeri” seçimi olarak görmenin gerekmediğini ifade eder. Sistemler bir arada bulunabilir veya iş birliği yapabilir, ancak cümle iş birliğinin zorunlu olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle, bir arada bulunmayı zorunlu veya imkânsız değil, mümkün olarak sunar?
- The two options don't have to be mutually exclusive.
- The two options have to be mutually exclusive.
- The two options mustn't be mutually exclusive.
Cevabı göster
The two options don't have to be mutually exclusive.
then it will be harder to move money around the world.
9:10dünya çapında para transfer etmek daha zor olacak.
If they do ... If they don't: tekrarlanan eylemin yerine do kullanmak
Her iki if yan cümlesinde de do ve don't, daha önce sözü edilen collaborate with each other eyleminin yerini tutar. Böylece fiil öbeğinin tamamı tekrarlanmaz. If they do, “iş birliği yaparlarsa”; If they don't ise “iş birliği yapmazlarsa” anlamına gelir. Kısa ve paralel iki koşul, savı birbirine zıt iki sonuca göre düzenler. great, ilk koşuldan sonra gelen ve that is great gibi bir anlama sahip kısa bir değerlendirmedir. then ise ikinci koşulun sonucunu başlatır.
Alıştırma
Ekipler verilerini paylaşabilir. Hangi devam cümlesi tekrarı önler, iki olası sonucu karşılaştırır ve anlamı yeteneğe dönüştürmez?
- If they can, great. If they can't, the study will take longer.
- If they are, great. If they aren't, the study will take longer.
- If they do, great. If they don't, the study will take longer.
Cevabı göster
If they do, great. If they don't, the study will take longer.
It will be a costlier and more dangerous financial system
9:12Finans sistemi daha maliyetli ve daha tehlikeli hâle gelecek
lose out: sonunda dezavantajlı duruma düşmek
lose out, bir durum, karar veya rekabet nedeniyle sonunda dezavantajlı duruma düşmek ya da bir faydayı elde edememek anlamına gelir. Burada çoğu insanın daha maliyetli ve tehlikeli sistem altında daha kötü durumda kalacağı anlatılır; belirli bir nesneyi kaybetmeleri kastedilmez. out parçacığı, bunu olumsuz sonuca odaklanan bir öbek fiil yapar. Kaçırılan faydayı belirtmek için lose out on ifadesinden sonra isim kullanılır: lose out on opportunities gibi.
Alıştırma
“Small shops may lose out under the new fee system” cümlesinde lose out ne anlama gelir?
- Açmamayı seçebilirler.
- Bir miktar parayı kaybedebilirler.
- Sonunda dezavantajlı duruma düşebilirler.
Cevabı göster
Sonunda dezavantajlı duruma düşebilirler.
China may not become the dominant force in global finance anytime soon, Kalıp ifadeler
9:18Çin yakın zamanda küresel finansın hâkim gücü olmayabilir,
but COVID-19 is helping to fast-track its progress. Kelime
9:23ancak COVID-19 ilerleyişine hız kazandırıyor.
Olumsuz bir öngörüde anytime soon
“may not become ... anytime soon” ifadesinde anytime soon, “öngörülebilir yakın gelecek içinde” anlamına gelir. may not ile birleştiğinde değişimin yakın vadede düşük ihtimalli olduğunu, sonsuza dek imkânsız olmadığını anlatır. Bu ifade belirli bir tarih yerine esnek bir zaman aralığı verir. Genellikle olayın veya öngörünün tamamını niteler; dolayısıyla odak, olayın ne zaman gerçekleşmesinin beklendiğidir.
Alıştırma
Cümleyi “öngörülebilir yakın gelecek içinde” anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The museum will not reopen ____ because the repairs will take several months.
Cevabı göster
anytime soon
fast-track its progress: fiil olarak fast-track
Fast-track, bir sürecin daha hızlı ilerlemesini sağlamak anlamına gelen geçişli bir fiildir. Bu genellikle sürece öncelik vererek veya aşamalarını daha hızlı geçmesini sağlayarak yapılır. fast-track its progress ifadesinde its Çin’i, progress ise hızlandırılan süreci belirtir. Buradaki imge, bir şeyi gerçek bir demir yolu hattına değil, daha hızlı bir rotaya koymaktır. Fast-track bir sürecin hızını veya önceliğini değiştirir; nihai sonucu garanti etmez.
Alıştırma
Cümleyi “bir süreci özel hız veya öncelikle ilerletmek” anlamına gelen kısa çizgili İngilizce fiille tamamlayın: Because the medicine was urgently needed, regulators agreed to ____ its review.
Cevabı göster
fast-track
ekonomik faaliyet yeniden başladığında open up
Bu cümlede open up, kısıtlamalar azaltıldıktan sonra bir ekonominin daha normal ticari ve toplumsal faaliyetlere yeniden izin vermeye başlaması anlamına gelir. Economies öznedir; bu nedenle öbek fiil burada nesne almadan kullanılmıştır. Bu, gerçek anlamlı olmayan bir kullanımdır. Fiziksel bir nesneyi açmak veya kişisel duyguları paylaşmak anlamına gelmez; faaliyetlerin yeniden mümkün hâle gelmesini anlatır.
Alıştırma
After the storm, local shops began to open up again. cümlesinde open up ne anlama gelir?
- Duygusal olarak daha açık hâle gelmek
- Ticari faaliyete yeniden başlamak
- Fiziksel bir kabı açmak
Cevabı göster
Ticari faaliyete yeniden başlamak
China will be well placed to make significant gains. Kalıp ifadeler
9:32Çin önemli kazanımlar elde etmek için iyi bir konumda olacak.
be well placed to: başarı için elverişli koşullar
Be well placed to do something, başarıyı olası kılan elverişli koşullara, kaynaklara veya şartlara sahip olmak anlamına gelir. Burada Çin'in mevcut durumu, önemli kazanımlar elde etmesi için güçlü bir fırsat sağlayan avantaj olarak sunuluyor. Bu ifade tamamlanmış bir sonucu değil, bir avantajı ve buna dayanan öngörüyü anlatır. Well placed mutlaka fiziksel bir konuma gönderme yapmaz.
Alıştırma
Hangi cümle elverişli koşulların başarıyı mümkün kıldığını en iyi şekilde gösterir?
- The company is likely to expand into Asia.
- The company is able to expand into Asia.
- The company is well placed to expand into Asia.
Cevabı göster
The company is well placed to expand into Asia.
I'm Matthieu Favas, finance correspondent at The Economist.
9:38Ben The Economist'in finans muhabiri Matthieu Favas.
And if you want to read more about how the COVID crisis is going to change the financial system,
9:41COVID krizinin finans sistemini nasıl değiştireceği hakkında daha fazlasını okumak isterseniz