Covid-19 küresel finansal düzeni nasıl değiştirebilir: İngilizce çalışma notları

The Economist

Öğrenme zorluğu
1.348 kelime 155 kel/dk

Video özeti: salgın, tahvillerden dijital cüzdanlara uzanan süreçte Çin'in küresel finanstaki ABD etkisine meydan okumasını hızlandırabilir; güven ve şeffaflık engel olmaya devam eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “financial plumbing” — Deyimler ve mecazlar: plumbing sözünü görünmeyen ödeme altyapısının benzetmesi olarak okuyun. 2. “SWIFT, the world's largest network for transferring money.” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: yönlendirme ve yaptırımların ardındaki mesajlaşma ağını banka ya da para biriminden ayırın. 3. “don't have to be mutually exclusive.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: zorunlu olmama ile yasağı ayırın ve iki sistemin birlikte var olabileceğini anlatın.

Bu derste

America has dominated global finance since the end of the Second World War,

0:02

ABD, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana küresel finansa hükmediyor,

when the current system was built.

0:08

mevcut sistem de o dönemde kuruldu.

Designed to establish the economic foundations of peace

0:12

Bu sistem, barışın ekonomik temellerini atmak üzere tasarlandı

on the bedrock of genuine international cooperation. Deyimler

0:16

ve gerçek bir uluslararası iş birliğini temel aldı.

Deyimler

Gerçek uluslararası iş birliğinin sağlam temeli üzerinde

Bedrock, gevşek toprağın altındaki sağlam kaya tabakasıdır. Burada en temel ve en güvenilir dayanağı anlatan bir benzetme olarak kullanılır. on the bedrock of genuine international cooperation ifadesi, ülkeler arasındaki gerçek iş birliğini barışçıl bir ekonomik düzenin vazgeçilmez desteği olarak sunar. Başka bağlamlara aktarılabilen on the bedrock of X kalıbı, X'in temel dayanak olduğu anlamına gelir. Fiziksel bir yeri değil, bir sistemin veya başarının neyin üzerine kurulduğunu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede bedrock, temel dayanak anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. Engineers reached bedrock beneath the construction site.
  2. Mutual trust is the bedrock of lasting cooperation.
  3. Mutual trust is a temporary result of lasting cooperation.
Cevabı göster

Mutual trust is the bedrock of lasting cooperation.

But the economic disaster caused by the coronavirus pandemic could signal a new chapter in financial history Deyimler

0:21

Ancak koronavirüs pandemisinin yol açtığı ekonomik felaket, finans tarihinde yeni bir dönemin habercisi olabilir

with America's leadership called into question. Kalıp ifadeler

0:29

ve ABD'nin liderliğini tartışmaya açabilir.

Deyimler

Finans tarihinde yeni bir döneme işaret etmek

Bu cümlede signal, bir değişimin başladığını göstermek veya düşündürmek anlamına gelir. A new chapter in financial history, bir kitabın bölümü değil, finansın gelişiminde belirgin biçimde farklı yeni bir dönemi anlatan benzetmedir. Could kip belirteci, iddiayı temkinli hâle getirir: felaket bir dönüm noktasının kanıtı olabilir, ancak yazar değişimin kesin olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bir gazeteci, politika değişikliğinin önemli bir yeni dönemin işareti olabileceğini ancak bu değişime neden olduğunu iddia etmeden anlatmak istiyor. Hangi cümle en uygundur?

  1. The policy change ushered in a new chapter in global trade.
  2. The policy change marked the start of a new chapter in global trade.
  3. The policy change could signal a new chapter in global trade.
Cevabı göster

The policy change could signal a new chapter in global trade.

Kalıp ifadeler

Leadership called into question: liderliğin sorgulanması

call something into question ifadesinde call, “telefon etmek” veya “çağırmak” anlamına gelmez. İfadenin tamamı, insanların bir şeyin doğruluğu, güvenilirliği, meşruiyeti ya da gelecekteki devamlılığı konusunda kuşku duymasına yol açmak demektir. Burada called geçmiş ortaçtır. with America's leadership called into question yapısında with öbeği, ekonomik felaket nedeniyle Amerika'nın liderliğinin kuşku altında olduğu durumu anlatır. Bu, liderliğe bir soru sorulduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bağlamda America's leadership called into question ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar Amerika'nın lider olma yeteneğinden veya lider konumundan kuşku duymaya başladı.
  2. Amerika tüm liderlik görevlerini resmen sona erdirdi.
  3. Amerika'dan belirli bir soruyu yanıtlaması istendi.
Cevabı göster

İnsanlar Amerika'nın lider olma yeteneğinden veya lider konumundan kuşku duymaya başladı.

COVID-19 has shown that America is failing to sort out its own affairs at home, Öbek fiiller

0:33

COVID-19, ABD'nin kendi iç meselelerini bile düzene sokamadığını gösterdi;

let alone provide global leadership. Anlatım akışı

0:38

küresel liderlik sunması ise bir yana.

Öbek fiiller

sort out: bir sorunu çözmek veya düzene koymak

Burada sort out, bir sorunu veya karmaşık bir durumu başarıyla ele alıp çözüme kavuşturmak ya da kontrol altına almak anlamına gelir. its own affairs nesnesi Amerika'nın iç sorunları ve sorumluluklarını ifade eder; dolayısıyla bu öbek, bunları sınıflandırmak değil, düzgün biçimde yönetmek anlamındadır.

Alıştırma

sort out ifadesini kullanın ve zamiri doğru yere koyun: The booking details are mixed up, but we'll ____ tomorrow.

Cevabı göster

sort them out

Anlatım akışı

let alone provide global leadership: daha güçlü bir olumsuzluk

let alone provide global leadership ifadesindeki let alone, olumsuz karşılaştırmayı bir adım daha ileri taşır. Önce Amerika'nın kendi iç meselelerini bile çözemediği söylenir; küresel liderlik sağlamak ise bundan da gerçek dışı bir başarı olarak sunulur. Burada let alone ifadesinden sonra to sort out ile paralel olacak şekilde fiilin yalın hâli olan provide gelir. Bu yapıda anlamı “... bile değil, kaldı ki ...” şeklindedir; Amerika'nın yaptığı başka bir şeyi eklemez.

Alıştırma

Küresel liderliği daha da olasılık dışı gösteren ifadeyi seçin: America cannot sort out its own affairs at home, ...

  1. before it provides global leadership.
  2. and still provide global leadership.
  3. let alone provide global leadership.
Cevabı göster

let alone provide global leadership.

$484 billion for loans after the first round of funding ran out. Öbek fiiller

0:39

İlk kaynak tükendikten sonra krediler için 484 milyar dolar daha ayrıldı.

Öbek fiiller

ran out: bir kaynağın tamamen tükendiğini söylemek

ran out ifadesinde özne, tamamen tükenen kaynak veya stoktur. Burada ilk finansman turu tükenmiştir; bu yüzden sonraki krediler için o turdan hiç para kalmamıştır. Ran out, run out ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Para fiziksel olarak uzaklaştı demek değildir; kaynağın tükendiğini anlatır. Özne kişi, grup veya kuruluşsa kaynağı ran out of ifadesinden sonra kullanın; örneğin We ran out of money.

Alıştırma

Stoğun tamamen tükendiğini anlatan geçmiş zaman ifadesini yazın: The printer ____ of ink before we finished the report.

Cevabı göster

ran out

Another huge spike in unemployment claims.

0:45

İşsizlik maaşı başvurularında bir büyük sıçrama daha yaşandı.

With a vacuum emerging at the top of the financial order, Dilbilgisi

0:48

Finansal düzenin zirvesinde bir boşluk oluşurken,

China is vying to compete for greater control.

0:51

Çin daha fazla kontrol elde etmek için yarışıyor.

Dilbilgisi

With a vacuum emerging...: with + isim + -ing arka plan yapısı

with + isim öbeği + -ing biçimi, arka planı veren kısa bir yan yapı oluşturur. Burada emerging fiilinin mantıksal öznesi a vacuum olduğu için ifade, finansal düzenin tepesinde bir boşluğun oluşmakta olduğunu söyler. with öbeğinin tamamı ana cümleye, yani China is vying to compete for greater control bölümüne, koşul ve durum arka planı sağlar. Bağlama göre bu yapı eş zamanlı bir durumu, nedeni veya ikisini birden ima edebilir; ancak aradaki ilişkiyi açıkça belirtmez.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri sıralarını koruyarak with + isim + -ing arka plan öbeğine dönüştürün: (traffic / moving / slowly) ____, we left home early.

Cevabı göster

With traffic moving slowly

This is not a case of China becoming Wall Street overnight. Anlatım akışı

0:55

Bu, Çin'in bir gecede Wall Street'e dönüşeceği anlamına gelmiyor.

Anlatım akışı

This is not a case of...: bir yorumu reddetme

This is not a case of + isim veya -ing biçimi, bir yorumu ortaya koyup reddeder. Bu cümlede yazar, Çin’in bir gecede Wall Street’e dönüştüğü yönündeki abartılı düşünceyi dışlar; bu çerçeve Çin’in etkisinin arttığını inkâr etmez. Söylemi düzenleyen bir ifade olarak aşırı basitleştirilmiş bir iddiayı ortadan kaldırır ve ardından daha kesin bir açıklama yapılmasına alan açar. Konunun tamamını reddetmek yerine tartışmanın kapsamını daraltmak gerektiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

"This is not a case of the plan failing overnight" cümlesindeki açılış çerçevesi ne yapar?

  1. Daha kesin bir açıklamadan önce belirli bir yorumu reddeder.
  2. Planın hemen başarısız olduğunu kanıtlayan bir örnek sunar.
  3. Konunun tamamının yanlış olduğunu ve daha fazla tartışmaya gerek olmadığını söyler.
Cevabı göster

Daha kesin bir açıklamadan önce belirli bir yorumu reddeder.

The crisis has provided China with an opportunity to show what it's capable of doing, Kalıp ifadeler

0:58

Kriz, Çin'e neler yapabileceğini gösterme fırsatı sundu

Kalıp ifadeler

be capable of doing: bir şeyi yapabilecek kapasitede olmak

be capable of doing yapısında capable, bir şeyi yapmak için gerekli yeteneğe veya niteliklere sahip olmak anlamına gelir. of bir edat olduğu için ardından bir isim ya da -ing biçimi gelir: be capable of + isim/doing. Burada what it's capable of doing, “Çin'in yapabildiği şeyler” anlamındadır. Bu ifade, can ile kurulan basit bir yeterlilik cümlesine göre daha ölçülü ve değerlendirmeye dayalıdır.

Alıştırma

Cümleyi resmî yeterlilik yapısıyla tamamlayın: The device is ____ operating for 24 hours without recharging.

Cevabı göster

capable of

which in the long run will tip the balance of power. Notlar

1:02

ve bu, uzun vadede güç dengesini değiştirecek.

Kalıp ifadeler

in the long run: uzun vadede

In the long run, “uzun bir dönemden sonra genel sonuç değerlendirildiğinde” anlamına gelir. Dikkati anlık etkiden uzaklaştırıp nihai sonuca yöneltir. Burada ifade, güç dengesinin değişmesini daha önce anlatılan fırsatın ilerideki bir sonucu olarak sunar. Kesin bir süre belirtmez ve fiziksel mesafeyle ilgisi yoktur.

Alıştırma

Hangi ifade bir şeyi yalnızca daha sonra gerçekleşen bir olay olarak değil, uzun bir dönemin ardından ortaya çıkan genel sonuç olarak sunar?

  1. in the long run
  2. eventually
  3. in the future
Cevabı göster

in the long run

Deyimler

tip the balance of power: güç dengesini bir tarafın lehine çevirmek

Bu cümlede tip the balance of power, teraziye dayanan bir mecazdır. The balance of power, rekabet eden ülkelerin veya grupların göreli gücü ya da etkisidir; tip ise bu dengeyi bir tarafa doğru eğmek anlamına gelir. İfade, çoğu zaman aşamalı biçimde veya önemli bir etken nedeniyle bir tarafa avantaj sağlayan değişikliği anlatır. Diğer tarafın bütünüyle yerini kaybettiği veya yenildiği anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

'A new voting bloc could tip the balance of power in parliament,' cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. Bir tarafa yeni bir avantaj sağlayabilir.
  2. Tüm siyasi rekabeti sonsuza dek ortadan kaldırabilir.
  3. Gücü fiziksel bir teraziyle ölçebilir.
Cevabı göster

Bir tarafa yeni bir avantaj sağlayabilir.

In global finance,

1:09

Küresel finansta

America is king.

1:11

kral ABD'dir.

It controls the world's financial plumbing Deyimler

1:13

Dünyanın finansal altyapısını kontrol eder

Deyimler

financial plumbing: finans sisteminin «tesisatı»

Financial plumbing; ödeme ağları, takas, mutabakat, mesajlaşma ve yönlendirme gibi, parayı hareket ettirip işlemleri tamamlayan arka plandaki sistemler için kullanılan bir mecazdır. Bu sistemler, bir binadaki borular gibi çoğunlukla fark edilmez ama vazgeçilmezdir. Cümledeki controls, gerçek borulara sahip olmak değil, bu altyapı üzerinde kontrol veya etki sahibi olmak anlamına gelir.

Alıştırma

'The central bank upgraded the financial plumbing behind instant payments,' cümlesinde financial plumbing neyi ifade eder?

  1. Ödemeleri işleyen ve hareket ettiren temel sistemler.
  2. Bankanın halka yönelik reklam stratejisi.
  3. Merkez bankasının içindeki su boruları.
Cevabı göster

Ödemeleri işleyen ve hareket ettiren temel sistemler.

and accounts for almost a quarter of the world economy. Öbek fiiller

1:15

ve dünya ekonomisinin neredeyse dörtte birini oluşturur.

Öbek fiiller

accounts for + bir oran

Burada accounts for, daha büyük bir bütünün belirtilen payını “oluşturur” ya da “temsil eder” anlamına gelir. Yeniden kullanılabilir kalıp özne veya varlık + account for + sayı, yüzde, kesir ya da pay şeklindedir. accounts biçimi tekil özneyle uyumludur. Çoğul özneyle account for kullanılır.

Alıştırma

Şu cümlede accounts for ne anlama gelir: “Renewable energy accounts for 30% of the town’s electricity.”?

  1. Elektriğin neden var olduğunu açıklar.
  2. Elektriği mali bir hesaba kaydeder.
  3. Toplamın %30’unu oluşturur.
Cevabı göster

Toplamın %30’unu oluşturur.

The dollar makes up most central bank reserves

1:19

Dolar, merkez bankası rezervlerinin büyük bölümünü oluşturur

and is the currency of international trade.

1:22

ve uluslararası ticaretin para birimidir.

80% of global supply chains use dollars,

1:25

Küresel tedarik zincirlerinin %80'i dolar kullanır;

which gives America significant power.

1:29

bu da ABD'ye önemli bir güç kazandırır.

Whoever controls the flows of money at the end of the day Deyimler

1:32

Günün sonunda para akışını kim kontrol ederse

controls a lot of things in the economy

1:36

ekonomide pek çok şeyi de kontrol eder

Deyimler

at the end of the day deyimi

Burada at the end of the day, “önemli olan her şey değerlendirildiğinde” veya “sonuçta” anlamına gelen bir deyimdir. Konuşanın ayrıntıları bir kenara bırakıp ana sonucu sunduğunu gösterir. Bu cümlede saatle ilgili belirli bir zamana gönderme yapmaz. Çevresindeki ifade, akşam olan bir şeyi değil, kontrol hakkında genel bir sonucu anlatır.

Alıştırma

Şu cümlede at the end of the day ne işe yarar: “At the end of the day, we need a plan everyone can follow.”?

  1. Konuşanın nihai ve pratik sonucunu sunar.
  2. Planın bitirilmesi için kesin son tarihi verir.
  3. Planın yalnızca akşam gerekli olduğunu söyler.
Cevabı göster

Konuşanın nihai ve pratik sonucunu sunar.

and ends up being the puppet master of a lot of things that go on around the world. Notlar

1:39

ve dünyada olup biten birçok şeyin iplerini elinde tutar.

Öbek fiiller

ends up being: bir sürecin ardından ulaşılan son rol

End up being + bir isim öbeği veya sıfat, olaylar geliştikten sonra bir şeyin “sonunda o olması ya da o hâle gelmesi” demektir. Sonuç çoğu zaman planlanmamıştır, beklenmediktir veya ancak geriye bakınca anlaşılır. Burada ifade, öznenin sonunda üstlendiği the puppet master rolünü tanıtır. Up, end up öbek fiilinin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi end up being ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The quiet intern ____ the strongest presenter on the team.

Cevabı göster

ended up being

Deyimler

the puppet master: gizli bir kontrolcü

Bir kişiyi veya gücü the puppet master diye adlandırmak mecazdır. Gerçek anlamda puppet master, kuklaları iplerle kontrol eder; mecaz anlamdaysa ifade, başka insanları veya olayları perde arkasından yöneten gizli bir kişi ya da gücü anlatır. Burada belirli tanımlık the, özneyi dünya çapındaki birçok olayın arkasındaki başlıca görünmez kontrolcü olarak sunar. Bu imge bir değerlendirme içerir ve genellikle başkalarının göründüklerinden daha az bağımsız olduklarını düşündürür.

Alıştırma

Hangi durum the puppet master mecazına en uygun örnektir?

  1. Bir zanaatkâr çocuklar için ipli kukla gösterisi yapar.
  2. Gizli bir danışman, kamuoyunun tanıdığı birkaç lideri sessizce yönlendirir.
  3. Seçilmiş bir başkan, planlanmış bir toplantıyı açıkça yönetir.
Cevabı göster

Gizli bir danışman, kamuoyunun tanıdığı birkaç lideri sessizce yönlendirir.

China hopes to correct this imbalance.

1:44

Çin bu dengesizliği düzeltmeyi umuyor.

There is a growing call from the international community

1:47

Uluslararası toplumdan giderek daha güçlü bir çağrı geliyor:

for reforming the global economic governance system,

1:52

küresel ekonomik yönetişim sisteminin yenilenmesi;

which is a pressing task for us.

1:55

bu, bizim için acil bir görev.

It already has the world's second largest economy.

1:58

Çin şimdiden dünyanın en büyük ikinci ekonomisine sahip.

Its banks are enormous.

2:01

Bankaları devasa büyüklükte.

The banking sector has been growing fairly steadily for the past 10 years, Dilbilgisi

2:03

Bankacılık sektörü son 10 yıldır oldukça istikrarlı biçimde büyürken,

Dilbilgisi

has been growing ... for the past 10 years: bugüne kadar devam eden süreç

İngilizcedeki present perfect continuous yapısı has been growing, büyümeyi geçmişte başlayan ve bugüne kadar devam eden bir süreç olarak sunar. For the past 10 years amaç değil, süre bildirir; yapı for + süre şeklindedir. Fiil biçimi ile zaman ifadesi birlikte hâlâ devam eden uzun vadeli bir eğilimi anlatır; fairly steadily ise yalnızca büyümenin nasıl gerçekleştiğini belirtir.

Alıştırma

Eğilimin geçmişte başlayıp hâlâ sürdüğünü göstermek için cümleyi grow fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: Online sales ____ steadily for the past five years.

Cevabı göster

have been growing

while in America bank assets have remained relatively stable.

2:08

ABD'de banka varlıkları nispeten sabit kaldı.

And with European banks assets falling,

2:12

Avrupa bankalarının varlıkları da azalınca,

Chinese banks now have more assets than those in Europe or America.

2:15

Çin bankalarının varlıkları artık Avrupa veya ABD bankalarınınkinden daha fazla.

But most of their business is within China.

2:19

Ancak faaliyetlerinin büyük bölümü Çin içinde.

Chinese banks account for only 7% of cross-border lending.

2:23

Çin bankaları, sınır ötesi kredilerin yalnızca %7'sini oluşturuyor.

So the banks' vast size hasn't translated into influence within the world's financial system, Kalıp ifadeler

2:28

Dolayısıyla bankaların devasa boyutu, dünya finans sisteminde nüfuza dönüşmüş değil,

yet.

2:34

henüz.

Kalıp ifadeler

translated into influence: somut bir sonuç üretmek

Burada translated into, bir dilden başka bir dile çevrilmek değil, somut bir sonuç üretmek veya o sonuca dönüşmek anlamındadır. Bankalar çok büyüktür, ancak bu büyüklük şimdiye kadar küresel finansta etki yaratmamıştır. Yeniden kullanılabilir kalıp X translate into Y şeklindedir: bir girdi, avantaj veya değişiklik bir sonuca yol açar. Present perfect olumsuz biçimi hasn't translated into, beklenen sonucun şu ana kadar ortaya çıkmadığını belirtir; yet ise daha sonra ortaya çıkma ihtimalini açık bırakır.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadeyi dil bilgisine uygun biçimde kullanarak tamamlayın: More website visits do not always ____ more sales.

Cevabı göster

translate into

Its banks are becoming more active overseas.

2:35

Çin bankaları yurt dışında giderek daha etkin hâle geliyor.

They are lending to companies,

2:40

Şirketlere kredi veriyorlar;

in particular Chinese companies that are globalizing.

2:42

özellikle de küreselleşen Çinli şirketlere.

China is also giving its own currency a more prominent role in commodities markets, Kalıp ifadeler

2:45

Çin ayrıca emtia piyasalarında kendi para birimine daha önemli bir rol kazandırıyor

Kalıp ifadeler

give ... a more prominent role: bir şeye daha belirgin bir rol vermek

give + something + a more prominent role kalıbı, bir şeyi belirli bir etkinlikte veya sistemde daha önemli, etkili ya da görünür hâle getirmek anlamına gelir. Burada Çin, kendi para biriminin emtia piyasalarındaki önemini artırmaktadır. Buradaki role, tiyatrodaki karakteri değil, işlevi veya konumu ifade eder. Bir politikaya, teknolojiye ya da kişiye bilinçli olarak daha fazla önem verildiğinde bu yapı kullanılabilir.

Alıştırma

Dersteki ifadeyi tamamlayın: The redesign will give accessibility ____ in product planning.

Cevabı göster

a more prominent role

It has convinced a few companies to use the currency.

2:50

ve birkaç şirketi bu para birimini kullanmaya ikna etti.

Rio Tinto, which is one of the largest iron ore miners in the world,

2:53

Dünyanın en büyük demir cevheri madencilerinden Rio Tinto,

issued its first contracts in yuan last year.

2:57

geçen yıl yuan cinsinden ilk sözleşmelerini yaptı.

The COVID-19 pandemic could increase China's financial influence.

3:01

COVID-19 pandemisi Çin'in finansal nüfuzunu artırabilir.

China is now sharing its experience with the rest of the world

3:08

Çin artık deneyimini dünyanın geri kalanıyla paylaşıyor

and providing much-needed supplies.

3:11

ve çok ihtiyaç duyulan malzemeleri sağlıyor.

30 tons of equipment to Italy,

3:13

İtalya'ya 30 ton ekipman,

500,000 surgical masks to Spain.

3:15

İspanya'ya 500.000 cerrahi maske gönderdi.

Following the outbreak in Wuhan,

3:19

Wuhan'daki salgının ardından

China has positioned itself as a global leader, Kalıp ifadeler

3:21

Çin kendisini küresel bir lider olarak konumlandırdı;

containing the outbreak, Anlatım akışı

3:24

salgını kontrol altına aldı,

agreeing to deals to suspend repayment of some of its loans,

3:26

bazı kredilerinin geri ödemesini askıya alan anlaşmaları kabul etti

and charging ahead with vaccine development.

3:29

ve aşı geliştirme çalışmalarına hızla devam etti.

Kalıp ifadeler

position oneself as ...: kendisini……olarak konumlandırmak

position oneself as + rol veya kimlik kalıbı, kişinin kendisini bilinçli olarak o rolde sunması ya da o rolü edinmeye çalışması anlamına gelir. Cümlede Çin kendisini küresel bir lider olarak sunar ve ardından gelen -ing ifadeleri bu iddiaya kanıt sağlar. Buradaki position fiziksel hareketi değil, stratejik ve mecazi bir konumlandırmayı anlatır. Kalıp çoğu zaman etkin bir imaj oluşturmayı veya bilinçli bir siyasi ya da pazar konumlandırmasını düşündürür; bu nedenle başkalarının hâlâ değerlendirebileceği, iddia edilen bir kimliği aktarabilir.

Alıştırma

Dersteki yapıyı tamamlayın: The clinic has ____ a leader in preventive care.

Cevabı göster

positioned itself as

Anlatım akışı

containing ..., agreeing ... ve charging ahead ... ile paralel eylemler

Üç -ing öbeği, Çin'in gerçekleştirdiği eylemlerden oluşan tek bir paralel liste kurar. Hepsinin örtük öznesi China'dır; bunlar üç ayrı ana cümle değildir. Liste, Çin'in kendisini küresel bir lider olarak konumlandırdığı iddiasından sonra gelir ve bu iddiayı destekleyen kanıtları sıralar. Bu yapı, China has ifadesini üç kez tekrarlamadan birkaç destekleyici eylemi açık ve ritmik bir dizide yoğunlaştırır.

Alıştırma

Vurgulanan üç -ing öbeği bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Eylemlerin yalnızca Çin küresel lider olduktan sonra gerçekleştiğini gösterirler.
  2. Üç farklı öznesi olan üç ayrı ana cümle oluştururlar.
  3. Salgının, anlaşmaların ve aşının gerçekleştirdiği eylemleri anlatırlar.
  4. Çin'in küresel bir lider gibi hareket ettiği iddiasını destekleyen paralel eylemlerini sıralarlar.
Cevabı göster

Çin'in küresel bir lider gibi hareket ettiği iddiasını destekleyen paralel eylemlerini sıralarlar.

The COVID crisis,

3:33

COVID krizi,

at least so far, Anlatım akışı

3:34

en azından şimdiye kadar,

has cast a negative shadow on the capacity for leadership of America. Deyimler

3:36

ABD'nin liderlik kapasitesinin üzerine olumsuz bir gölge düşürdü.

Anlatım akışı

Pembatas waktu at least so far

At least so far, tüm değerlendirmeyi sınırlayan bir ara sözdür. Burada at least asgari bir miktar belirtmez; so far ile birlikte, şu ana kadar gerçekleşen veya bilinenlere dayanarak anlamına gelir. Konuşmacı olumsuz değerlendirmeyi kalıcı değil, geçici bir sonuç olarak sunar. Böyle bir zaman sınırı, daha sonraki kanıtların sonucu değiştirebileceğini göstererek analizi daha dikkatli hâle getirir.

Alıştırma

Bu cümlede at least so far ne anlama geliyor?

  1. Yargının gelecekte de geçerli kalacağı garanti edilir.
  2. Yargı yalnızca uzak geçmişi anlatır.
  3. Yargı, asgari bir sayısal miktar verir.
  4. Yargı, şu ana kadar bilinenlerle sınırlıdır.
Cevabı göster

Yargı, şu ana kadar bilinenlerle sınırlıdır.

Deyimler

cast a negative shadow on: algıyı olumsuz etkilemek

Bu cümlede cast a negative shadow on bir metafordur: COVID krizi, ABD'nin liderlik kapasitesinin daha kötü görünmesine ve insanların bunu daha olumsuz değerlendirmesine yol açmıştır. İfade, güvene, itibara veya geleceğe dair beklentilere zarar verildiğini ve bu etkinin sürebileceğini ya da belirsizlik yaratabileceğini anlatır. Gerçek bir gölgeden söz etmez ve liderlik kapasitesinin tamamen yok edildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Burada cast a negative shadow on the capacity for leadership of America ne anlama geliyor?

  1. İnsanların ABD'nin liderlik etme yeteneğine bakışını olumsuz etkiledi.
  2. ABD'nin üzerinde fiziksel bir karanlık alan oluşturdu.
  3. ABD'nin liderliğine duyulan güveni artırdı.
  4. ABD'nin bir daha asla liderlik edemeyeceğini kanıtladı.
Cevabı göster

İnsanların ABD'nin liderlik etme yeteneğine bakışını olumsuz etkiledi.

It did not try or even show interest in marshalling a global response to this crisis. Kelime

3:40

ABD bu krize karşı küresel bir müdahaleyi örgütlemeye çalışmadı, buna ilgi bile göstermedi.

Kelime

marshalling a global response: küresel eylemi koordine etmek

Burada marshalling, insanların, kaynakların ve kurumların birlikte hareket edebilmesi için bir araya getirilmesi, düzenlenmesi ve yönlendirilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla marshalling a global response, krizle başa çıkmak için koordineli bir uluslararası çaba oluşturmak demektir. Bu fiil, yalnızca kaygı göstermekten fazlasını ifade eder; hükümetleri, uzmanları, finansmanı ve malzemeleri uyumlu hâle getirmek gibi uygulamalı koordinasyona işaret eder.

Alıştırma

Asıl cümlede marshalling a global response ne anlama geliyor?

  1. Ülkeleri, insanları ve kaynakları uluslararası bir çaba içinde koordine etmek
  2. Hiçbir eylem düzenlemeden kriz hakkında konuşmak
  3. Tek bir kararla krizi hemen sona erdirmek
  4. Tek bir ülkeye liderlik etmesi için marshal adlı bir görevli atamak
Cevabı göster

Ülkeleri, insanları ve kaynakları uluslararası bir çaba içinde koordine etmek

It's going to disappear one day.

3:46

Bir gün ortadan kaybolacak.

It's like a miracle.

3:47

Bir mucize gibi.

It will disappear.

3:48

Ortadan kaybolacak.

This could offer an opportunity for China

3:50

Bu, Çin için bir fırsat yaratabilir

because it's tried to fill the vacuum Deyimler

3:52

çünkü ABD'nin bıraktığı boşluğu doldurmaya çalıştı;

that America has left in terms of global leadership.

3:54

küresel liderlik alanındaki boşluğu.

Deyimler

fill the vacuum: boş kalan bir rolü üstlenmek

Bu cümlede fill the vacuum mecaz anlamda kullanılmıştır. Vacuum, boş bir alan demektir; burada ise ABD'nin küresel liderlik rolünün bir bölümünü boş bırakmasından sonra ortaya çıkan yokluğu ifade eder. Çin, boşta kalan bu rolün bir kısmını üstlenmeye çalışmıştır. Bu ifade, boş kalan bir role, karşılanmamış bir ihtiyaca veya açık kalan bir etki alanına girmeyi anlatır. Tek başına önceki liderin tamamen yerini almak veya onun kadar başarılı olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede fill the vacuum ne anlama geliyor?

  1. Boşta kalan liderlik rolünün bir kısmını üstlenmek
  2. Bir ülkenin diğerinin tamamen yerini alacağını garanti etmek
  3. Tamamen boş bir fiziksel alan oluşturmak
Cevabı göster

Boşta kalan liderlik rolünün bir kısmını üstlenmek

China's tough response to the crisis

3:58

Çin'in krize karşı sert müdahalesi

and the growing size and depth of its financial markets

4:00

ve finans piyasalarının giderek büyüyüp derinleşmesi,

have helped convince investors it's a safe bet, Deyimler

4:04

yatırımcıları Çin'in güvenli bir seçenek olduğuna ikna etti;

even as COVID sent other markets crashing. Anlatım akışı

4:07

COVID-19 diğer piyasaları çökertirken bile.

Deyimler

a safe bet: nispeten güvenilir bir seçenek

Burada a safe bet, yatırımcıların nispeten güvenilir ve iyi performans gösterme olasılığı yüksek gördüğü bir seçenek anlamına gelir. Bet mecazdır: ifade, bir yatırımı seçmeyi bahis yapmaya benzetir. Safe görecelidir, mutlak değildir. Bir şeye a safe bet demek, kanıtlara dayanan güçlü bir güveni ifade eder; ancak başarı sözü vermez veya riski ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Nispeten düşük riskli ve başarılı olma ihtimali yüksek bir seçeneği ifade eden deyimle cümleyi tamamlayın: With her strong track record, Lena is ____ to lead the new office.

Cevabı göster

a safe bet

Anlatım akışı

even as: eş zamanlılık ve beklenmedik karşıtlık

Even as, ana durumla aynı anda gerçekleşen ve aynı zamanda ona ters yönde etki eden bir durumu tanıtır. Burada diğer piyasalar çökerken yatırımcılar yine de Çin'in güvenli bir seçenek olduğuna ikna oluyordu. Bu yapı zaman ve ödünleme ilişkisini tek bir bağda birleştirir: “X happened even as Y happened”, Y'nin X'i olasılık dışı gösterebilmesine rağmen X'in Y sırasında geçerli kalması demektir.

Alıştırma

İki olayın örtüştüğünü ve fırtınanın çalışmaya devam edilmesini özellikle şaşırtıcı hâle getirdiğini en iyi vurgulayan bağlaç hangisidir? The rescue team kept working, ___ the storm grew stronger.

  1. after
  2. because
  3. even as
Cevabı göster

even as

While emerging markets saw the value of bonds plummet earlier this year, Dilbilgisi

4:11

Bu yılın başlarında gelişmekte olan piyasa tahvillerinin değeri hızla düşerken,

Dilbilgisi

saw the value of bonds plummet: see + nesne + yalın fiil

Buradaki saw, gerçek anlamda gözle görmeyi değil, “yaşamayı” veya “tanık olmayı” ifade eder. “Emerging markets”, bir değişimden geçen bütünsel bir varlık olarak ele alınır. Kalıp see/saw + nesne + yalın fiildir: saw + the value of bonds + plummet. Plummet, nesneden sonra tümleç olduğu için yalın biçimde kalır ve sert düşüşü tamamlanmış bir olay olarak sunar.

Alıştırma

saw + nesne sonrasında fall fiilinin yalın biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The company saw online sales ____ after the website became slower.

Cevabı göster

fall

China's government bonds remained stable,

4:15

Çin devlet tahvilleri istikrarını korudu.

which is a good gauge of trust in a country's economy. Deyimler

4:18

Bu, bir ülkenin ekonomisine duyulan güveni ölçmek için iyi bir göstergedir.

Deyimler

a good gauge of trust: alet değil, gösterge

Bu cümlede gauge, fiziksel bir ölçüm aleti değildir. A good gauge of trust, bir şeyin gösterdiği durumun yatırımcıların ülke ekonomisine ne kadar güvendiğine dair yararlı bir işaret vermesi demektir. a gauge of + isim kalıbı, “o niteliğin göstergesi” anlamına gelir. Kanıtın neyi değerlendirmeye yardımcı olduğunu söyler; kanıtın bizzat güven olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede “a good gauge of trust” ne anlama geliyor?

  1. İnsanların ne kadar güvendiğini gösteren yararlı bir göstergedir.
  2. Ülkenin toplam para miktarıdır.
  3. Güven üreten bir makinedir.
Cevabı göster

İnsanların ne kadar güvendiğini gösteren yararlı bir göstergedir.

So China has the second biggest bond market in the world.

4:22

Dolayısıyla Çin, dünyanın en büyük ikinci tahvil piyasasına sahip.

COVID provided the first tests that this bond market could resist a crisis

4:27

COVID-19, bu tahvil piyasasının bir krize dayanıp dayanamayacağını ilk kez sınadı;

in a way that typically emerging market bonds don't.

4:32

oysa gelişmekte olan piyasa tahvilleri genellikle bunu başaramaz.

It shows investors trust China

4:36

Bu, yatırımcıların Çin'e güvendiğini gösteriyor;

as an economy that they don't think it's going to collapse overnight.

4:38

onu bir gecede çökmeyeceğini düşündükleri bir ekonomi olarak görüyorlar.

As well as improving its reputation with international investors, Dilbilgisi

4:43

Çin, uluslararası yatırımcılar nezdindeki itibarını artırmanın yanı sıra

China hopes to increase its hold over how money moves around the world. Kalıp ifadeler

4:47

paranın dünyada nasıl hareket ettiği üzerindeki hâkimiyetini de güçlendirmeyi umuyor.

Dilbilgisi

As well as improving: ikincil bir eylem eklemek

Cümlenin başındaki as well as ek bir eylem sunar: Çin'in itibarını artırması. Ana cümle asıl hedefi verir: Çin, küresel para akışları üzerindeki kontrolünü artırmayı umuyor. As well as sonrasında improving biçimi kullanılır; çünkü bu ek eylem isim benzeri bir etkinlik olarak sunulur. Yeniden kullanılabilen kalıp As well as + -ing öbeği, ana cümle şeklindedir. “Bunu yapmanın yanı sıra” anlamına gelir ve odağı ana cümlede tutar.

Alıştırma

Cümleyi as well as ve improve fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ customer service, the new system saves time.

Cevabı göster

As well as improving

Kalıp ifadeler

increase its hold over: kontrolünü veya etkisini artırmak

Burada hold, bir şeyi fiziksel olarak tutma eylemi değil, kontrol veya güçlü etki anlamında kullanılan bir isimdir. Increase its hold over, bir şeyi kontrol etme ya da şekillendirme gücünü artırmak demektir. Burada its, China'yı gösterir; over ise etkilenen süreci, yani how money moves around the world ifadesini tanıtır. Bu ifade daha güçlü bir etkiyi anlatır, ancak mutlaka tam veya doğrudan kontrol anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir şirketin bir pazar üzerinde daha güçlü kontrol kazandığını en iyi ifade eder?

  1. The acquisition could increase the company's hold over the local market.
  2. The acquisition could increase the company's spending in the local market.
  3. The acquisition could increase the company's access to the local market.
Cevabı göster

The acquisition could increase the company's hold over the local market.

America has huge influence over the current system,

4:53

ABD mevcut sistem üzerinde muazzam bir nüfuza sahip;

thanks to SWIFT, the world's largest network for transferring money. Kültür

4:56

dünyanın en büyük para transferi ağı SWIFT sayesinde.

It's a messaging system that allows financial institutions to communicate.

5:01

Bu, finans kurumlarının iletişim kurmasını sağlayan bir mesajlaşma sistemidir.

Kültür

SWIFT: finans kuruluşları için bir mesajlaşma ağı

SWIFT, bankaların ve diğer finans kuruluşlarının kullandığı küresel bir mesajlaşma ağıdır. Bu kuruluşlar standartlaştırılmış mesajlar aracılığıyla birbirlerine ödeme talimatları ve diğer işlem bilgilerini gönderir. the world's largest network for transferring money şeklindeki eş açıklama, SWIFT'in rolünü basitleştirerek anlatır. SWIFT mesajları taşıyarak transferlerin koordinasyonuna yardımcı olur; kendisi bir banka, para birimi veya parayı tutup doğrudan hesaplaşmayı gerçekleştiren bir hesap sistemi değildir.

Alıştırma

Hangi ifade SWIFT'i doğru biçimde tanımlar?

  1. Finans kuruluşları için para tutan bir bankadır.
  2. Transferleri ödemek için kullanılan uluslararası bir para birimidir.
  3. Finans kuruluşlarının ödeme talimatlarını paylaşmasını sağlayan bir mesajlaşma ağıdır.
Cevabı göster

Finans kuruluşlarının ödeme talimatlarını paylaşmasını sağlayan bir mesajlaşma ağıdır.

It's meant to be geopolitically neutral. Dilbilgisi

5:06

Jeopolitik açıdan tarafsız olması amaçlanmıştır.

Dilbilgisi

be meant to be geopolitically neutral: amaçlanan durum, garanti edilen gerçek değil

Be meant to be + sıfat ya da isim öbeği, bir şeyin niyet, tasarım veya beklenti gereği içinde bulunması öngörülen durumu anlatır. Burada meant to be geopolitically neutral, SWIFT'in herhangi bir ülkeyi veya siyasi bloğu kayırmamak üzere tasarlandığını belirtir. Bu yapı, öngörülen durumun uygulamada bütünüyle gerçek olduğunu iddia etmez. Sonraki yan cümleyi başlatan But, sistemin belirtilen tasarımı ile gerçekte var olabilecek etkiyi karşı karşıya getirir.

Alıştırma

Hangi cümle, tarafsızlığın amaçlanan tasarımın parçası olduğunu ancak gerçeğin farklı olabileceğini söylüyor?

  1. The network used to be neutral, but one country can influence it now.
  2. The network may become neutral if every country agrees.
  3. The network is meant to be neutral, but one country can still influence it.
Cevabı göster

The network is meant to be neutral, but one country can still influence it.

But because a majority of SWIFT transactions are in dollars

5:09

Ancak SWIFT işlemlerinin çoğu dolar cinsinden olduğu

and these are routed through New York, Kelime

5:13

ve New York üzerinden geçtiği için,

Kelime

be routed through New York: ara işlem yolu

Finans ve ağ dilinde route something through a place or system, bir şeyi işlemenin bir aşaması olarak belirli bir yerden veya altyapıdan geçirmek anlamına gelir. Burada these, dolar cinsinden SWIFT işlemlerini; New York ise bunları işlemek için kullanılan finansal altyapıyı temsil eder. Through, ara yolu belirtir. Cümle tek başına paranın nihai varış yerinin New York olduğunu veya paranın orada kaldığını söylemez.

Alıştırma

“The payment was routed through a bank in London before reaching the seller.” cümlesinde routed through ne anlama gelir?

  1. Cümle yalnızca ödemenin nerede oluşturulduğunu belirtiyor.
  2. Banka, ödeme yolunun ara bir parçasıydı.
  3. Banka mutlaka paranın nihai alıcısıydı.
Cevabı göster

Banka, ödeme yolunun ara bir parçasıydı.

America has used the system to choke its adversaries. Deyimler

5:15

ABD bu sistemi rakiplerinin nefesini kesmek için kullandı.

Deyimler

Mecazi choke its adversaries ifadesi

Burada choke güçlü bir mecazdır. Amerika, finansal sistem üzerindeki kontrolünü kullanarak rakiplerinin önemli ödeme kanallarına erişimini sınırlar ve böylece onlar üzerinde ağır baskı kurar. Bu ifade, hava gibi hayati bir şeyin kısıtlanması görüntüsünü çağrıştırır. Gerçek anlamda boğulmayı ifade etmez ve tek başına bütün ekonomik faaliyetlerin tamamen durdurulduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede choke its adversaries ne anlama geliyor?

  1. Rakiplerinin fiziksel olarak nefes almasını engellemek
  2. Önemli bir sisteme erişimi sınırlayarak rakiplerine baskı yapmak
  3. Her yerdeki bütün ekonomik faaliyetleri sona erdirmek
Cevabı göster

Önemli bir sisteme erişimi sınırlayarak rakiplerine baskı yapmak

Russia feared being excluded after its invasion of Crimea

5:20

Rusya, Kırım'ı işgal etmesinin ardından sistemden çıkarılmaktan korktu

and some Iranian banks were blocked from using the system in 2018

5:24

ve bazı İran bankalarının 2018'de sistemi kullanması engellendi;

to enforce US sanctions.

5:29

ABD yaptırımlarını uygulamak için.

So SWIFT is uh based in Belgium,

5:33

SWIFT'in, şey, merkezi Belçika'da,

so it's supposed to be neutral.

5:35

yani tarafsız olması gerekiyor.

However,

5:37

Ancak

America has a strong influence over it.

5:38

ABD onun üzerinde güçlü bir nüfuza sahip.

America can also threaten SWIFT with sanctions if SWIFT does not do what America wants.

5:41

SWIFT, ABD'nin istediklerini yapmazsa ABD onu yaptırımlarla tehdit edebilir.

This is very upsetting for its allies,

5:47

Bu durum ABD'nin müttefiklerini çok rahatsız ediyor;

which would rather the system stays neutral

5:50

onlar sistemin tarafsız kalmasını

and for the benefit of everyone.

5:53

ve herkesin yararına işlemesini tercih eder.

For now,

5:55

Şimdilik

China can't hope to challenge America's dominance of SWIFT. Kalıp ifadeler

5:56

Çin'in SWIFT üzerindeki ABD hâkimiyetine meydan okuması mümkün değil.

Kalıp ifadeler

can't hope to challenge: neredeyse hiç gerçekçi şans yok

Can't hope to + fiilin yalın hâli, birinin o eylemi başarıyla gerçekleştirme konusunda neredeyse hiç gerçekçi şansı olmadığı anlamına gelir. Burada Çin'in mevcut koşullarda Amerika'nın SWIFT üzerindeki hâkimiyetiyle ciddi biçimde rekabet edemeyeceği değerlendirilir. Bu ifade başarı olasılığını değerlendirir; Çin'in umut duymasının yasak olduğunu söylemez. Daha geniş bağlamdaki for now, bu değerlendirmeyi şimdiki durumla sınırlar ve bütün gelecek hakkında bir iddiada bulunmaz.

Alıştırma

Cümleyi can't hope to ile tamamlayın: Without a map or compass, we ____ find the hidden cabin before dark.

Cevabı göster

can't hope to

Instead, Chinese companies are targeting a different part of the financial system,

6:00

Bunun yerine Çinli şirketler finans sisteminin farklı bir bölümünü hedefliyor:

the way in which consumers spend their money.

6:05

tüketicilerin paralarını harcama biçimini.

Most consumer payments rely on American giants Visa and Mastercard.

6:09

Tüketici ödemelerinin çoğu Amerikalı devler Visa ve Mastercard'a dayanıyor.

But Chinese tech companies have developed a series of apps that disrupt this system.

6:15

Ancak Çinli teknoloji şirketleri bu sistemi altüst eden bir dizi uygulama geliştirdi.

Rather than using bank accounts or credit cards for transactions, Dilbilgisi

6:21

Tüketiciler işlemlerde banka hesabı veya kredi kartı kullanmak yerine

consumers load money into digital wallets.

6:25

dijital cüzdanlara para yüklüyor.

Dilbilgisi

Rather than using ...: bir yöntemin yerine diğerini kullanmak

Rather than using bank accounts or credit cards, tüketicilerin burada seçmediği yöntemi belirtir. Ana cümle bunun yerine yapılanı verir: dijital cüzdanlara para yüklerler. Cümle başındaki Rather than + -ing biçimi, tercih edilmeyen bir eylemi ana cümledeki eylemle karşılaştırır. using eyleminin örtük öznesi consumers olduğundan iki eylemin öznesi aynıdır.

Alıştırma

Cümleyi rather than ve carry fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ cash, many travelers use a prepaid card.

Cevabı göster

Rather than carrying

Consumers can then do almost anything,

6:28

Ardından neredeyse her şeyi yapabiliyorlar;

from paying parking fines to making investments or ordering taxis, Dilbilgisi

6:31

park cezalarını ödemekten yatırım yapmaya veya taksi çağırmaya kadar,

Dilbilgisi

from paying ... to making ... or ordering ...: bir kapsam göstermek

from paying parking fines to making investments or ordering taxis ifadesi, dijital cüzdanlarla yapılabilecek işlerin genişliğini gösterir. Bir örnekten diğer örneklere uzanan bir kapsam verir; bir yerden başka bir yere fiziksel hareketi anlatmaz. Paying, making ve ordering sözcüklerinin hepsi -ing biçimindedir. Sıralanan eylemleri paralel tutmak kapsamı açık hâle getirir ve to’dan sonraki son iki olasılığın or ile bağlanmasını sağlar.

Alıştırma

pay, book ve buy fiillerinin -ing biçimlerini bu sırayla kullanın: The app handles tasks from ____ bills to ____ appointments or ____ tickets.

Cevabı göster

paying · booking · buying

without any of this money flowing through the banks, Dilbilgisi

6:36

üstelik bu para bankalardan hiç geçmeden.

creating a parallel financial ecosystem. Kelime

6:39

Böylece paralel bir finansal ekosistem oluşuyor.

Dilbilgisi

without + isim + -ing: gerçekleşmeyen bir süreci belirtme

without any of this money flowing through the banks ifadesinde without, gerçekleşmeyen bir durumu tanıtır. any of this money isim öbeği flowing fiilinin anlamca öznesidir; yani bankalardan geçmeyen şey paradır. without + isim öbeği + -ing yapısı, bir olay gerçekleşirken onunla ilişkili başka bir sürecin gerçekleşmediğini anlatır. Burada through the banks akışın izlediği yolu gösterir; banks sözcüğünü flowing fiilinin öznesi yapmaz.

Alıştırma

Cümleyi without, the money ve flow fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The platform settles each payment directly, ____ through a bank.

Cevabı göster

without the money flowing

Kelime

parallel financial ecosystem: başka bir sistemin yanında işleyen sistem

Burada parallel, geleneksel bankacılık sistemiyle tamamen aynı olmak değil, onun yanında faaliyet göstermek anlamına gelir. Ecosystem mecazi anlamdadır: ödeme araçları, platformlar, kullanıcılar ve finansal hizmetlerden oluşan bağlantılı bir ağı ifade eder. Bir bütün olarak a parallel financial ecosystem, finansal faaliyetleri başka bir kanal grubu üzerinden yürütebilen bir ağdır. Belirli bir para akışında bankaların rolünü azaltabilir, ancak mevcut tüm finans kuruluşlarından veya altyapılardan tamamen kopuk olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Hangi açıklama a parallel financial ecosystem ifadesine en iyi uyar?

  1. Geleneksel sistemin yanında çalışan ve onunla bazı bağlantıları bulunabilen bir finansal hizmetler ağı.
  2. Her işlemde bir banka kullanmak zorunda olan tek bir ödeme uygulaması.
  3. Geleneksel bankacılık sistemiyle tamamen aynı olan bir finansal sistem.
Cevabı göster

Geleneksel sistemin yanında çalışan ve onunla bazı bağlantıları bulunabilen bir finansal hizmetler ağı.

This is potentially very disruptive to the financial system.

6:43

Bu, finans sistemi için son derece sarsıcı olabilir.

It changes the way the money moves around the world.

6:47

Paranın dünyada hareket etme şeklini değiştiriyor.

It empowers a new set of companies

6:49

Yeni bir şirket grubuna güç kazandırıyor;

which are so big Dilbilgisi

6:52

bu şirketler öylesine büyük ki

that even the Chinese government is scared of them.

6:53

Çin hükûmeti bile onlardan korkuyor.

Dilbilgisi

so + sıfat + that: so big that

Burada so, big sıfatının derecesini güçlendirir; that ise bu derecenin sonucunu başlatır: Şirketler, Çin hükümetinin onlardan korkacağı kadar büyüktür. Aktarılabilir kalıp so + sıfat/zarf + that + sonuç cümleciğidir. Bu kalıpta so, ‘böyle bir dereceye kadar’ anlamına gelir; ‘bu nedenle’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi so + sıfat + that sonuç yapısıyla tamamlayın: The suitcase was ____ I could not lift it.

Cevabı göster

so heavy that

Last year,

6:56

Geçen yıl

Chinese customers made mobile payments worth a total of $49 trillion. Kalıp ifadeler

6:57

Çinli müşteriler toplam 49 trilyon dolarlık mobil ödeme yaptı.

Kalıp ifadeler

worth a total of ile toplam tutarı belirtme

worth a total of + tutar ifadesi, bir şeyin birleşik parasal değerini bildirir. Burada mobile payments ifadesini niteler; dolayısıyla $49 trillion, tek bir ödemenin değeri veya ödemelerin ‘yapmaya değer’ olduğuna dair bir değerlendirme değil, tüm bu ödemelerin temsil ettiği toplam değerdir. İfade, payments worth a total of $1 million örneğindeki gibi doğrudan bir isimden sonra veya the payments were worth a total of $1 million örneğindeki gibi be fiilinden sonra gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi worth a total of raporlama ifadesiyle tamamlayın: The donated computers were ____ $15,000.

Cevabı göster

worth a total of

And the two main Chinese companies offering this tech,

7:03

Bu teknolojiyi sunan iki büyük Çinli şirket,

Tencent and Ant Financial,

7:06

Tencent ve Ant Financial,

are enormous,

7:08

devasa boyutta;

with a billion users each.

7:09

her birinin bir milyar kullanıcısı var.

COVID-19 may increase their reach.

7:11

COVID-19 erişim alanlarını genişletebilir.

People are doing more shopping online,

7:16

İnsanlar internetten daha fazla alışveriş yapıyor

trying to stay away from cash, Öbek fiiller

7:17

ve nakitten uzak durmaya çalışıyor;

which is seen as a potential contaminant.

7:19

çünkü nakit olası bir bulaşma kaynağı olarak görülüyor.

Öbek fiiller

stay away from cash: nakit kullanmaktan kaçınmak

Burada stay away from cash, nakit kullanmaktan veya nakde temas etmekten kaçınmak anlamına gelir. Paradan fiziksel olarak uzakta durmayı gerektirmez. Kalıp stay away from + isim veya -ing biçimidir. Bağlama göre temastan, katılımdan ya da riskli bir seçimden kaçınmayı anlatabilir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: To reduce contact, many shoppers chose to ____ cash.

Cevabı göster

stay away from

And this is all to the benefit of electronic payment firms. Kalıp ifadeler

7:22

Tüm bunlar elektronik ödeme şirketlerinin yararına.

Kalıp ifadeler

to the benefit of: sonuç olarak birinin yararına

To the benefit of, bir değişiklik veya sonucun of sözcüğünden sonra gelen kişi ya da gruba avantaj sağladığını belirtir. Burada nakit kullanımından uzaklaşılması elektronik ödeme şirketlerine yarar sağlar. To the benefit of + yararlanan taraf kalıbında benefit bir isimdir. İfade, onlara yardım etmek başlangıçtaki amaç olsun ya da olmasın, bir sonuçtan kimin yararlandığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, küçük işletmelere yardım etmenin amaç olduğunu söylemeden onların değişiklikten yararlandığını belirtir?

  1. The change was made for the benefit of small businesses.
  2. The change benefited from small businesses.
  3. The change worked to the benefit of small businesses.
Cevabı göster

The change worked to the benefit of small businesses.

Ant Financial and Tencent are already expanding overseas.

7:27

Ant Financial ve Tencent şimdiden yurt dışına açılıyor.

Ant Financial's app,

7:31

Ant Financial'ın uygulaması

Alipay, is accepted in 56 countries and regions.

7:33

Alipay, 56 ülke ve bölgede kabul ediliyor.

And other digital wallet firms are buying into their tech. Öbek fiiller

7:37

Diğer dijital cüzdan şirketleri de onların teknolojisine yatırım yapıyor.

Öbek fiiller

Buying into their tech: teknolojiyi benimsemek veya ona bağlılık göstermek

Burada buying into their tech, şirketlerin benimseme, erişim, ortaklık veya yatırım yoluyla bu teknolojiyi kendi işlerinin ya da hizmetlerinin parçası hâline getirmesi demektir. Anlamı tek bir ekipman satın almaktan daha geniştir. Buy into öbek fiili, daha büyük bir sisteme veya öneriye kaynak ayırmayı ve bağlılık göstermeyi ifade eder. Kesin ticari düzenleme belirtilmediği için bu ifade tek başına şirketlerin hisse satın aldığını kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümlede buy into, tek bir ürün satın almak yerine bir teknolojiyi benimsemek veya ona bağlılık göstermek anlamında kullanılmıştır?

  1. Our bank decided to buy into the new payment platform and connect its app to the system.
  2. Our bank decided to buy a new payment terminal for the front desk.
  3. Our bank decided to buy the technician lunch after the installation.
Cevabı göster

Our bank decided to buy into the new payment platform and connect its app to the system.

Alipay's QR format has already been adopted by six European mobile wallets.

7:41

Alipay'in QR formatı şimdiden altı Avrupalı mobil cüzdan tarafından benimsendi.

America has reasons to be worried about the Chinese giants.

7:48

ABD'nin Çinli devlerden endişelenmek için nedenleri var.

They are getting bigger in the region

7:52

Bölgede giderek büyüyorlar;

because they are investing their wallets in Southeast Asia and beyond.

7:53

çünkü Güneydoğu Asya ve ötesindeki dijital cüzdanlara yatırım yapıyorlar.

And in effect, Anlatım akışı

7:58

Aslında bu,

it creates a system that is not reliant on American companies, Notlar

7:59

Amerikan şirketlerine dayanmayan bir sistem yaratıyor;

American standards,

8:03

Amerikan standartlarına

American norms.

8:04

ve Amerikan normlarına da dayanmayan bir sistem.

Anlatım akışı

Pratik sonucu gösteren in effect

In effect, önceki olguların uygulamada ne anlama geldiğine ilişkin bir sonuç sunar. Burada anlatımı genişleme ve benimsemeyle ilgili ayrıntılardan sonuca taşır: sistem Amerikan şirketlerine, standartlarına veya normlarına dayanmadan işler. Bu söylem kullanımında ifade, “pratik açıdan” veya “özünde sonuç şudur” anlamına gelir; bu sonuç resmen ilan edilmemiş olsa bile kullanılabilir. Buradaki anlam, The rule is in effect örneğindeki gibi “yürürlükte veya hukuken geçerli olmak” değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede in effect, pratik bir sonucu özetlemek için en uygun şekilde kullanılmıştır?

  1. The new rule came into effect on Tuesday.
  2. In fact, the fee was announced on Tuesday, not Monday.
  3. The new fee is not called a penalty, but in effect, it punishes late payment.
Cevabı göster

The new fee is not called a penalty, but in effect, it punishes late payment.

Kalıp ifadeler

not reliant on: bağımlı olmamak

Be reliant on, bir kişinin ya da şeyin çalışmak veya başarılı olmak için başka birine ya da şeye ihtiyaç duyması veya ona bağımlı olması demektir. Burada not reliant on, sistemin ardından sıralanan unsurlara bağımlı olmadan işleyebildiğini anlatır. Reliant bir sıfattır ve normalde on ile kullanılır: be reliant on + isim veya isim öbeği. American içeren üç isim öbeğinin tümü aynı on edatını tamamlar.

Alıştırma

Cümleyi reliant ve doğru edatla tamamlayın: The emergency network is not ____ the main power grid.

Cevabı göster

reliant on

Anlatım akışı

American companies, American standards, American norms: bilinçli tekrar

American sıfatı, eş görevli üç isim öbeğinin başında tekrarlanır. İlk sözcüğün bu bilinçli tekrarı listeye belirgin bir ritim verir ve her kategoriyi—companies, standards ve norms—ayrı ayrı öne çıkarır. Üç öbeğin tamamı not reliant on tarafından yönetilir. Böylece iddianın kapsamı şirketlere bağımlılıktan teknik veya kurumsal standartlara, ardından daha geniş kabul gören normlara bağımlılığa doğru genişler. Daha kısa olan American companies, standards, and norms biçimi de dil bilgisi açısından doğrudur, ancak tekrardan gelen vurgu daha zayıf olur.

Alıştırma

Bu cümlede American sözcüğünün tekrarlanmasının temel işlevi nedir?

  1. Her kategoriyi vurgular ve listenin kapsamını genişletir.
  2. Yalnızca Amerikan şirketlerinin dâhil olduğunu gösterir.
  3. Üç isim öbeğini ayrı cümlelere dönüştürür.
Cevabı göster

Her kategoriyi vurgular ve listenin kapsamını genişletir.

But China faces a major obstacle.

8:06

Ancak Çin büyük bir engelle karşı karşıya.

Much of the world distrusts its intentions.

8:09

Dünyanın büyük bölümü Çin'in niyetlerine güvenmiyor.

China denying a cover-up.

8:12

Çin, olayları örtbas ettiği iddiasını reddediyor.

The top Chinese officials kept it quiet.

8:15

Üst düzey Çinli yetkililer sessiz kaldı.

After all, Anlatım akışı

8:18

Ne de olsa

Chinese leaders initially denied and covered up the spread of COVID-19. Öbek fiiller

8:19

Çinli liderler başlangıçta COVID-19'un yayılmasını inkâr edip örtbas etti.

Anlatım akışı

After all, ...: destekleyici bir neden eklemek

After all, daha önce söylenen bir düşünceyi destekleyen bir neden veya hatırlatma ekler. Bu cümlede, Çin'e duyulan güvensizliğin neden anlaşılabilir olduğunu açıklar: Çinli liderler başlangıçta COVID-19'un yayılmasını inkâr edip üzerini örttüler. Burada yaklaşık olarak “ne de olsa” veya “şunu hatırlamak gerekir ki” anlamındadır; zaman sıralaması bildirmez. Bir yargıdan sonra kanıt ya da neden ekleyerek argümanı düzenler.

Alıştırma

Hangi cümlede After all zaman sırasını göstermek yerine destekleyici bir neden eklemek için kullanılmıştır?

  1. The library should stay open late; after all, many students work during the day.
  2. Afterwards, we went home.
  3. After that, the library closes at nine.
Cevabı göster

The library should stay open late; after all, many students work during the day.

Öbek fiiller

covered up: zararlı bilgileri kasıtlı olarak gizlemek

Covered up, cover up fiil öbeğinin geçmiş zaman biçimidir. İnsanların gerçeği öğrenmemesi için bir sorunu, hatayı veya zarar verici bir gerçeği kasten gizlemek anlamına gelir. Burada, liderlerin COVID-19'un yayılmasıyla ilgili bilgileri gizlediğini anlatır. Bu ifade genellikle eleştirel bir anlam taşır: yalnızca bir şeyden söz etmemeyi değil, kasıtlı olarak gizlemeyi ima eder. Buradaki up, mecaz anlamın bir parçasıdır; bilginin üzerine fiziksel bir nesne koyma eylemini anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede covered up zararlı bilgileri kasıtlı olarak gizlemek anlamında kullanılmıştır?

  1. The board covered up the safety violation instead of telling the public.
  2. He hid the report in a drawer.
  3. She covered the bowl with a cloth.
Cevabı göster

The board covered up the safety violation instead of telling the public.

There's always a doubt about what is the ultimate objective Dilbilgisi

8:25

Nihai hedefin ne olduğu konusunda her zaman kuşku var.

that China is pursuing in being so collaborative at the present time.

8:28

Çin'in şu anda bu kadar iş birliğine açık davranarak hangi hedefin peşinde olduğu sorgulanıyor.

Dilbilgisi

what is the ultimate objective ifadesinin dolaylı soru düzeni

Burada what, about sözcüğünden sonra dolaylı bir soru cümleciği başlatır: konuşmacı bağımsız bir soru sormak yerine bilinmeyen bilgiyi belirtir. Standart yazılı İngilizcede gömülü wh cümleciklerinde özne normalde fiilden önce gelir: what the ultimate objective is. Konuşulan cümlede, daha büyük cümlenin içinde doğrudan soru düzeni olan what is the ultimate objective korunmuştur. Bu tür bir kayma doğaçlama konuşmada görülebilir ve anlaşılır, ancak resmî yazıda cümle yeniden kurulmalıdır; örneğin: There is always doubt about what China's ultimate objective is.

Alıştırma

what / the ultimate objective / is sözcüklerini standart dolaylı soru düzeninde kullanın: The committee is trying to determine ____ before it votes.

Cevabı göster

what the ultimate objective is

It's not always transparent about the truth Kalıp ifadeler

8:31

Gerçekler konusunda her zaman şeffaf değil;

and what happens in its own country.

8:34

kendi ülkesinde yaşananlar konusunda da.

Kalıp ifadeler

transparent about ifadesinin bilgi açıklama anlamı

Be transparent about something, ilgili bilgileri saklamak veya belirsizleştirmek yerine erişilebilir kılarak bir konu hakkında açık ve dürüst olmak demektir. Buradaki not always transparent about, ülkedeki gerçekler ve olaylar hakkında eksik bilgi verilmesini eleştirir; transparent fiziksel olarak içinden görülebilen bir şeyi anlatmaz. Kalıp be transparent about + konu şeklindedir: transparent about the costs, transparent about what changed veya transparent about using the data gibi.

Alıştırma

'The company was transparent about the delay,' cümlesinde transparent about ne anlama gelir?

  1. Gecikmenin daha erken gerçekleşmesini sağladı.
  2. Gecikmeyi fiziksel olarak görünür hâle getirdi.
  3. Gecikmeyle ilgili bilgileri açıkça paylaştı.
Cevabı göster

Gecikmeyle ilgili bilgileri açıkça paylaştı.

In a global financial system,

8:37

Küresel bir finans sisteminde

you need transparency.

8:38

şeffaflığa ihtiyacınız vardır.

You need to know the facts,

8:39

Gerçekleri,

what's going on,

8:40

neler olup bittiğini bilmeniz gerekir;

to make sure the system is in good health. Deyimler

8:41

sistemin sağlıklı olduğundan emin olmak için.

Deyimler

Bir finans sistemi için in good health

Burada in good health bir insanın bedenini değil, finans sistemini tanımlar. Bu, sistemin istikrarlı olduğu, düzgün çalıştığı ve altta yatan ciddi sorunlar göstermediği anlamına gelen bir mecazdır. Health sözcüğü kuruluşların, ekonomilerin, fonların ve diğer sistemlerin durumunu anlatmak için de kullanılır. Bunların sağlığını değerlendirmek, ne kadar iyi ve güvenli işlediklerini değerlendirmektir.

Alıştırma

“The audit shows that the fund is in good health.” cümlesinde in good health ne anlama gelir?

  1. Fon bir hastaneye ait.
  2. Fon çalışanlarına sağlık hizmeti sağlıyor.
  3. Fon iyi işliyor ve ciddi bir sorunu yok.
Cevabı göster

Fon iyi işliyor ve ciddi bir sorunu yok.

As China's financial sphere of influence grows, Kelime

8:43

Çin'in finansal nüfuz alanı büyüdükçe,

Kelime

Finans alanında sphere of influence

Sphere of influence, bir ülkenin, kuruluşun veya başka bir güçlü aktörün kararları ve olayları önemli ölçüde şekillendirebildiği alanı ifade eder. Hukuki kontrolü veya mülkiyeti değil, fiilî etkiyi anlatır. Bu cümlede financial, söz konusu alanı finansla sınırlar. Dolayısıyla ifade, fiziksel bir küreyi veya resmen kontrol edilen bir toprağı değil, Çin'in finansal gücünün genişleyen erişimini anlatır.

Alıştırma

Bir aktörün olayları güçlü biçimde şekillendirebildiği alanı ifade eden üç sözcüklü kalıp terimle bu resmî cümleyi tamamlayın: “By advising more governments, the organisation widened its ____.”

Cevabı göster

sphere of influence

it's unclear whether it will complement America's Dilbilgisi

8:46

bunun ABD'nin nüfuz alanını tamamlayıp tamamlamayacağı belirsiz;

by creating more competition

8:49

daha fazla rekabet yaratarak onu tamamlayabilir

or undermine the existing system.

8:51

ya da mevcut sistemi zayıflatabilir.

Dilbilgisi

unclear whether ... complement ... or undermine: iki alternatif sunmak

“Unclear whether A or B” iki seçenekli dolaylı bir soru kurar: iki olası sonuç ele alınır, ancak konuşan kişi hangisinin gerçekleşeceğini bilmez. Buradaki sonuçlar, daha fazla rekabet yaratarak Amerika'nın finansal alanını tamamlamak veya mevcut sistemi zayıflatmaktır. or sözcüğünden sonra tekrarlanacak özne ve kiplik fiil atılır: “it will complement ... or [it will] undermine ...”. İki fiil öbeğini paralel tutmak seçeneklerin karşılaştırılmasını kolaylaştırır. “America's” ifadesinde de bağlamdan anlaşılan “financial sphere” veya “system” gibi bir isim atılmıştır.

Alıştırma

Henüz netleşmemiş iki alternatifi sunmak için whether ... or yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. It is still unclear whether the new rule will lower prices or raise them.
  2. It is still unclear either the new rule will lower prices or raise them.
  3. It is still unclear whether the new rule will lower prices and raise them.
Cevabı göster

It is still unclear whether the new rule will lower prices or raise them.

In the end,

8:54

Sonuçta

what we could see is the fragmentation of the global financial system Anlatım akışı

8:54

küresel finans sisteminin parçalandığını görebiliriz:

in an America-dominated sphere and a China-dominated sphere. Kelime

8:58

ABD'nin hâkim olduğu bir alan ve Çin'in hâkim olduğu bir alan.

Anlatım akışı

what we could see is: ihtimalli bir sonucu dikkatle çerçevelemek

what yan cümlesi bir çerçeve kurar ve is sözcüğünden sonraki bilgi ana odağı alır. Konuşan kişi doğrudan “the fragmentation ...” ile başlamak yerine, birazdan olası bir sonucu adlandıracağını önceden bildirir. Could öngörüyü kesin değil ihtimalli hâle getirir; see ise mutlaka gözle bakmak değil, “bir şeyin gerçekleştiğini gözlemlemek veya deneyimlemek” anlamındadır. Yeniden kullanılabilir kalıp “What we could see is + sonuç” biçimindedir.

Alıştırma

Bu kalıbı dikkatli bir öngörüde bulunmak ve olası sonucu is sözcüğünden sonra vermek için kullanan cümle hangisidir?

  1. What we could see is a gradual fall in energy prices.
  2. What we can see is a gradual fall in energy prices.
  3. What we will definitely see is a gradual fall in energy prices.
Cevabı göster

What we could see is a gradual fall in energy prices.

Kelime

Birleşik sıfat olarak America-dominated ... China-dominated

America-dominated ve China-dominated birleşik sıfatlardır. Her biri, etkinin kaynağını belirten bir ismi geçmiş zaman ortacı dominated ile birleştirir ve ardından sphere ismini niteler: esas olarak Amerika veya Çin tarafından şekillendirilen ya da yönlendirilen bir etki alanı. Burada dominated, hangi gücün en büyük etkiye sahip olduğunu vurgular. Mutlaka tam veya mutlak kontrol anlamına gelmez. İsim + geçmiş zaman ortacı yapısı haber dilinde yaygındır; state-controlled ve market-led buna örnektir.

Alıştırma

state ve dominated sözcüklerini kısa çizgiyle birleştirilmiş tek bir sıfat hâline getirerek cümleyi tamamlayın: The reforms replaced the ____ economy with a more competitive one.

Cevabı göster

state-dominated

These two systems don't have to be mutually exclusive. Dilbilgisi

9:03

Bu iki sistem birbirini dışlamak zorunda değil.

They could actually collaborate with each other.

9:06

Aslında birbiriyle iş birliği yapabilirler.

Dilbilgisi

don't have to be mutually exclusive: zorunlu bir ya o ya bu seçimi yok

Don't have to + fiil yapısı, bir şeyin gerekli olmadığını belirtir; yasak olduğu anlamına gelmez. Mutually exclusive, aynı anda doğru olamayan, var olamayan veya seçilemeyen iki şeyi anlatır. Birlikte kullanıldığında don't have to be mutually exclusive, iki sistemi mutlaka “ya biri ya diğeri” seçimi olarak görmenin gerekmediğini ifade eder. Sistemler bir arada bulunabilir veya iş birliği yapabilir, ancak cümle iş birliğinin zorunlu olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir arada bulunmayı zorunlu veya imkânsız değil, mümkün olarak sunar?

  1. The two options don't have to be mutually exclusive.
  2. The two options have to be mutually exclusive.
  3. The two options mustn't be mutually exclusive.
Cevabı göster

The two options don't have to be mutually exclusive.

If they do, Anlatım akışı

9:08

Bunu yaparlarsa

great.

9:09

harika.

If they don't,

9:09

Yapmazlarsa

then it will be harder to move money around the world.

9:10

dünya çapında para transfer etmek daha zor olacak.

Anlatım akışı

If they do ... If they don't: tekrarlanan eylemin yerine do kullanmak

Her iki if yan cümlesinde de do ve don't, daha önce sözü edilen collaborate with each other eyleminin yerini tutar. Böylece fiil öbeğinin tamamı tekrarlanmaz. If they do, “iş birliği yaparlarsa”; If they don't ise “iş birliği yapmazlarsa” anlamına gelir. Kısa ve paralel iki koşul, savı birbirine zıt iki sonuca göre düzenler. great, ilk koşuldan sonra gelen ve that is great gibi bir anlama sahip kısa bir değerlendirmedir. then ise ikinci koşulun sonucunu başlatır.

Alıştırma

Ekipler verilerini paylaşabilir. Hangi devam cümlesi tekrarı önler, iki olası sonucu karşılaştırır ve anlamı yeteneğe dönüştürmez?

  1. If they can, great. If they can't, the study will take longer.
  2. If they are, great. If they aren't, the study will take longer.
  3. If they do, great. If they don't, the study will take longer.
Cevabı göster

If they do, great. If they don't, the study will take longer.

It will be a costlier and more dangerous financial system

9:12

Finans sistemi daha maliyetli ve daha tehlikeli hâle gelecek

and in the end most people will lose out. Öbek fiiller

9:15

ve sonunda çoğu insan kaybedecek.

Öbek fiiller

lose out: sonunda dezavantajlı duruma düşmek

lose out, bir durum, karar veya rekabet nedeniyle sonunda dezavantajlı duruma düşmek ya da bir faydayı elde edememek anlamına gelir. Burada çoğu insanın daha maliyetli ve tehlikeli sistem altında daha kötü durumda kalacağı anlatılır; belirli bir nesneyi kaybetmeleri kastedilmez. out parçacığı, bunu olumsuz sonuca odaklanan bir öbek fiil yapar. Kaçırılan faydayı belirtmek için lose out on ifadesinden sonra isim kullanılır: lose out on opportunities gibi.

Alıştırma

“Small shops may lose out under the new fee system” cümlesinde lose out ne anlama gelir?

  1. Açmamayı seçebilirler.
  2. Bir miktar parayı kaybedebilirler.
  3. Sonunda dezavantajlı duruma düşebilirler.
Cevabı göster

Sonunda dezavantajlı duruma düşebilirler.

China may not become the dominant force in global finance anytime soon, Kalıp ifadeler

9:18

Çin yakın zamanda küresel finansın hâkim gücü olmayabilir,

but COVID-19 is helping to fast-track its progress. Kelime

9:23

ancak COVID-19 ilerleyişine hız kazandırıyor.

Kalıp ifadeler

Olumsuz bir öngörüde anytime soon

“may not become ... anytime soon” ifadesinde anytime soon, “öngörülebilir yakın gelecek içinde” anlamına gelir. may not ile birleştiğinde değişimin yakın vadede düşük ihtimalli olduğunu, sonsuza dek imkânsız olmadığını anlatır. Bu ifade belirli bir tarih yerine esnek bir zaman aralığı verir. Genellikle olayın veya öngörünün tamamını niteler; dolayısıyla odak, olayın ne zaman gerçekleşmesinin beklendiğidir.

Alıştırma

Cümleyi “öngörülebilir yakın gelecek içinde” anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The museum will not reopen ____ because the repairs will take several months.

Cevabı göster

anytime soon

Kelime

fast-track its progress: fiil olarak fast-track

Fast-track, bir sürecin daha hızlı ilerlemesini sağlamak anlamına gelen geçişli bir fiildir. Bu genellikle sürece öncelik vererek veya aşamalarını daha hızlı geçmesini sağlayarak yapılır. fast-track its progress ifadesinde its Çin’i, progress ise hızlandırılan süreci belirtir. Buradaki imge, bir şeyi gerçek bir demir yolu hattına değil, daha hızlı bir rotaya koymaktır. Fast-track bir sürecin hızını veya önceliğini değiştirir; nihai sonucu garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi “bir süreci özel hız veya öncelikle ilerletmek” anlamına gelen kısa çizgili İngilizce fiille tamamlayın: Because the medicine was urgently needed, regulators agreed to ____ its review.

Cevabı göster

fast-track

And as the world recovers from the virus

9:28

Dünya virüsün etkisinden kurtulurken

and economies begin to open up, Öbek fiiller

9:30

ve ekonomiler yeniden açılmaya başlarken,

Öbek fiiller

ekonomik faaliyet yeniden başladığında open up

Bu cümlede open up, kısıtlamalar azaltıldıktan sonra bir ekonominin daha normal ticari ve toplumsal faaliyetlere yeniden izin vermeye başlaması anlamına gelir. Economies öznedir; bu nedenle öbek fiil burada nesne almadan kullanılmıştır. Bu, gerçek anlamlı olmayan bir kullanımdır. Fiziksel bir nesneyi açmak veya kişisel duyguları paylaşmak anlamına gelmez; faaliyetlerin yeniden mümkün hâle gelmesini anlatır.

Alıştırma

After the storm, local shops began to open up again. cümlesinde open up ne anlama gelir?

  1. Duygusal olarak daha açık hâle gelmek
  2. Ticari faaliyete yeniden başlamak
  3. Fiziksel bir kabı açmak
Cevabı göster

Ticari faaliyete yeniden başlamak

China will be well placed to make significant gains. Kalıp ifadeler

9:32

Çin önemli kazanımlar elde etmek için iyi bir konumda olacak.

Kalıp ifadeler

be well placed to: başarı için elverişli koşullar

Be well placed to do something, başarıyı olası kılan elverişli koşullara, kaynaklara veya şartlara sahip olmak anlamına gelir. Burada Çin'in mevcut durumu, önemli kazanımlar elde etmesi için güçlü bir fırsat sağlayan avantaj olarak sunuluyor. Bu ifade tamamlanmış bir sonucu değil, bir avantajı ve buna dayanan öngörüyü anlatır. Well placed mutlaka fiziksel bir konuma gönderme yapmaz.

Alıştırma

Hangi cümle elverişli koşulların başarıyı mümkün kıldığını en iyi şekilde gösterir?

  1. The company is likely to expand into Asia.
  2. The company is able to expand into Asia.
  3. The company is well placed to expand into Asia.
Cevabı göster

The company is well placed to expand into Asia.

Thanks for watching.

9:37

İzlediğiniz için teşekkürler.

I'm Matthieu Favas, finance correspondent at The Economist.

9:38

Ben The Economist'in finans muhabiri Matthieu Favas.

And if you want to read more about how the COVID crisis is going to change the financial system,

9:41

COVID krizinin finans sistemini nasıl değiştireceği hakkında daha fazlasını okumak isterseniz

please click the link opposite.

9:46

lütfen yandaki bağlantıya tıklayın.