Irk efsanesi 3 dakikada çürütüldü: İngilizce çalışma notları
Vox
Video özeti: ABD'deki ırk kategorileri politikalarla değişir; tek genetik temeli olmasa da gerçek sonuçlar doğurur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "bought into" — Öbek fiiller: satın almak değil, bir fikri kabul etmek demektir; insanların ırk teorilerini benimsemesini anlayın. 2. "one drop of African ancestry," — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: tarihsel bir ölçütü adlandırır; eyalet sınırını geçmenin resmî ırk etiketini neden değiştirebildiğini görün. 3. "This, of course, does not mean that the concept of race isn't hugely important" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iç içe olumsuzluğu çözün; toplumsal olarak kurulmuş bir kategori yine de ciddi sonuçlar yaratabilir.
Bu derste
You may think you know exactly what race you are, Dilbilgisi
0:01Tam olarak hangi ırka mensup olduğunuzu bildiğinizi düşünebilirsiniz,
what race you are ifadesindeki bildirme cümlesi dizilişi
know exactly what race you are ifadesinde what race you are, what ile başlayan dolaylı soru yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı know fiilinin nesnesidir ve kişinin bildiğini düşündüğü şeyi belirtir. Daha büyük bir bildirme cümlesinin içinde bulunduğu için bildirme cümlesi dizilişini kullanır: what + isim + özne + be. know, wonder veya ask gibi fiillerden sonra what race you are kullanılır; what race are you kullanılmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede knows fiilinden sonra dolaylı soru doğru kullanılmıştır?
- She knows what time does the meeting start.
- She knows what time starts the meeting.
- She knows what time the meeting starts.
Cevabı göster
She knows what time the meeting starts.
but how would you prove it if someone disagreed with you? Dilbilgisi
0:03ama biri sizinle aynı fikirde değilse bunu nasıl kanıtlardınız?
Varsayımsal how would ... if ... yapısı
How would you prove it, hayalî bir itiraz durumunda dinleyicinin bunu hangi yöntemle kanıtlayabileceğini sorar. Would, belirlenmiş bir planı sormak yerine soruyu varsayımsal hâle getirir. if someone disagreed with you bölümündeki disagreed geçmiş zaman biçimindedir, ancak daha önce gerçekleşmiş bir anlaşmazlığı anlatmaz. Ana cümledeki would + fiilin yalın hâli ile if yan cümlesindeki geçmiş zaman, şimdi veya gelecekle ilgili gerçek dışı ya da belirsiz bir durumu sunar. Buradaki soru aynı zamanda sorgulayıcıdır: İddia sorgulansaydı dinleyici hangi kanıtı sunabilirdi?
Alıştırma
Hangi soru komitenin reddini varsayımsal bir durum olarak ele alıyor?
- How will you defend the proposal if the committee rejects it?
- How did you defend the proposal when the committee rejected it?
- How would you defend the proposal if the committee rejected it?
Cevabı göster
How would you defend the proposal if the committee rejected it?
The fact is, ile Ana Noktayı Sunmak
The fact is, konuşanın giriş kısmını geride bırakıp temel iddiasını kesin bir şekilde ortaya koyduğunu gösterir. Burada race isn't real ifadesini dinleyicinin odaklanması gereken sonuç olarak sunar. Bu ifade bilgiyi düzenler ve kesinlik katar, ancak iddiayı tek başına kanıtlamaz. Bu ifadeyi duyduğunuzda temel noktanın hemen ardından geleceğini anlayabilirsiniz.
Alıştırma
Bazı ön açıklamalardan sonra konuşanın kesin ana sonucunu en açık biçimde duyuran başlangıç hangisidir?
- The fact is,
- For example,
- By the way,
Cevabı göster
The fact is,
Gerçek Bir Durumu Kabul Etmek İçin even though
even though, ana cümleyle çelişiyor gibi görünen ancak onu geçersiz kılmayan bir gerçeği tanıtır. Konuşan kişi ırkın önemli toplumsal ve siyasi etkileri olduğunu kabul eder, ancak yine de onun biyolojik olarak sabit veya nesnel biçimde tanımlanmış bir kategori olmadığı yönündeki temel iddiayı sürdürür. Yapı even though + yan cümle, ana cümle veya ana cümle + even though + yan cümle olabilir. Anlamı bu gerçeğe rağmen şeklindedir; çünkü anlamına gelmez.
Alıştırma
Yağmuru yalnızca bir olasılık değil, bilinen bir gerçek olarak sunan bağlacı seçin: “We finished the game, ___ it was raining heavily.”
- even though
- even if
- because
Cevabı göster
even though
birçok toplumsal ve siyasi sonucu şekillendirir
Bu cümlede drives, “güçlü biçimde şekillendirir veya oluşmasına yardımcı olur” anlamındadır; “araç kullanır” anlamına gelmez. Özne olan race, gerçek toplumsal ve siyasi sonuçların arkasındaki güçlü bir etken olarak sunulur. X drives Y outcomes kalıbı analitik yazılarda yaygındır. Yalnızca X'in Y ile bağlantılı olduğunu söylemekten daha güçlü bir nedensellik iddiası taşır; ancak X'in tek neden olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan fiilin doğru biçimiyle tamamlayın: Stable housing ____ better health outcomes.
Cevabı göster
drives
One of the first people to attempt to categorize humans according to race Dilbilgisi
0:12İnsanları ırklarına göre sınıflandırmaya çalışan ilk kişilerden biri,
sınıflandırmaya çalışan ilk kişilerden biri
one of the first + çoğul isim + to-infinitive yapısı, bir kişinin bir işi erken yapan küçük bir grubun içinde olduğunu belirtir. Bu dikkatli bir ifadedir: kişi öncülerden biridir, ancak mutlaka tek ve mutlak ilk kişi değildir. One of the first people to attempt to categorize humans according to race ifadesinin tamamı was fiilinin öznesidir. one of the first sonrasında people gibi çoğul bir isim kullanılır; ancak ana fiil one ile uyum sağladığı için burada was doğrudur.
Alıştırma
Leo'nun erken ulaşan bir grubun içinde olduğunu, ancak kesinlikle tek ilk kişi olduğunu iddia etmeden gösterecek şekilde cümleyi tamamlayın: Leo was ____ volunteers to arrive.
Cevabı göster
one of the first
came up with: bir fikir bulmak veya önermek
Bu cümlede came up with, “yarattı veya tasarladı” anlamına gelir. Beş kategorili bir sistem geliştirmiştir; ifade yukarı doğru hareketi anlatmaz. Tekrar kullanılabilen yapı come up with + fikir, plan, ad, açıklama veya başka bir düşünce ürünüdür. Came geçmiş zaman biçimidir ve with sonrasındaki isim öbeği neyin üretildiğini veya önerildiğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “bir fikir bulmak veya üretmek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After a long discussion, Maya finally ____ a solution everyone could accept.
Cevabı göster
came up with
of European descent: Avrupa kökenli olmayı anlatmak
Of European descent, Americans sözcüğünü niteler ve soy geçmişini anlatır: Bu kişilerin aileleri veya ataları Avrupa’dan gelmiştir. Kişilerin kendilerinin Avrupa’da doğduğunu ya da yakın zamanda göç ettiğini söylemez. Tekrar kullanılabilen yapı person or people + of + yer veya grup sıfatı + descent biçimindedir; of Korean descent buna bir örnektir. Burada descent aile kökeni demektir; aşağı doğru hareket, vatandaşlık veya mevcut ikamet yeri anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir kadın Brezilya’da doğmuştur, Kanada vatandaşıdır ve büyükanne ile büyükbabası Japonya’dandır. Hangi ifade onun soy geçmişini anlatır?
- of Japanese descent
- born in Japan
- a Japanese citizen
Cevabı göster
of Japanese descent
bought into: bir fikri kabul etti ve ona inandı
Bought into, buy into öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada bir şeye para ödemek değil, bir düşünce biçimini kabul edip ona inanmak anlamına gelir. Eagerly zarfı, bu kabulün aktif ve istekli olduğunu gösterir. Başka bağlamlarda kullanılabilen kalıp buy into + fikir, teori, açıklama, plan veya sistem şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi “kabul edip inanmak” anlamındaki buy into ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: Although the theory was popular, Maya never ____ it.
Cevabı göster
bought into
Some historians have said the idea that there were different races
0:30Bazı tarihçilere göre, farklı ırkların var olduğu fikri
helped them resolve the contradiction Kalıp ifadeler
0:33onların şu çelişkiyi çözmesine yardımcı oldu:
resolve the contradiction between A and B: A ile B arasındaki çelişkiyi çözmek
Resolve the contradiction between A and B, görünüşte bağdaşmayan iki iddiayı, ilkeyi veya olguyu tutarlı hâle getirmek ya da aralarındaki uyumsuzlukla başa çıkmanın bir yolunu bulmak anlamına gelen resmî bir kalıptır. Burada ırk düşüncesi, insanların doğal bir özgürlük hakkını savunurken kölelik gerçeğini de kabul etmelerine imkân veren bir gerekçe olarak sunulur. Bu ifade, onların düşüncelerindeki tutarsızlığı nasıl yönettiklerini anlatır; köleliğin veya yarattığı adaletsizliğin gerçekten çözüldüğünü söylemez.
Alıştırma
Cümleyi resolve the contradiction between kalıbını kullanarak tamamlayın: The committee revised the rule to ____ equal access and the limited number of seats.
Cevabı göster
resolve the contradiction between
If whites were their own distinct category, Dilbilgisi
0:38Beyazlar ayrı ve kendilerine özgü bir kategoriyse,
then they could feel a lot better Kalıp ifadeler
0:40o zaman vicdanlarını çok daha kolay rahatlatabilirlerdi,
If ... were ..., then ... could ... varsayım yapısı
if yan cümlesi, sınıflandırmayı geçmişe ait kesinleşmiş bir gerçek olarak değil, varsayımsal veya doğrulanmamış bir öncül olarak sunmak için were geçmiş biçimini kullanır. Whites öznesi çoğul olduğu için were sıradan geçmiş zaman uyumuna da uygundur; varsayımsal anlamı if ... then yapısının tamamı verir. then yan cümlesi hayal edilen sonucu gösterir. Could, daha az rahatsız hissetmenin mümkün olduğunu, ancak kesin olmadığını anlatır. Bu bağlamda konuşmacı, baskıyı haklı göstermek için kullanılan zararlı bir düşünce biçimini açıklamakte, onu onaylamamaktadır.
Alıştırma
Bu cümledeki yapıyı en iyi hangi açıklama karşılar?
- Doğrulanmamış bir öncül ve olası bir sonuç sunar.
- Geçmişte doğrulanmış iki olayı aktarır.
- Doğrudan bir emir verir ve ardından söz verir.
Cevabı göster
Doğrulanmamış bir öncül ve olası bir sonuç sunar.
feel a lot better about + -ing: bir eylem konusunda çok daha iyi hissetmek
Feel better about something, bir şeyi düşünürken daha rahat, daha az endişeli veya daha az suçlu hissetmek demektir. A lot, better ifadesinin derecesini güçlendirir. Burada, baskı uygulayanların özgürlüğü ellerinden alma konusundaki rahatsızlığının azalmasını anlatır; eylemin ahlaki açıdan daha iyi hâle geldiğini söylemez. About bir edattır, bu nedenle denying bir gerund biçimidir: about + -ing. Bu yapıda about sonrasında mastar değil, isim veya -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi, eylemden 'sonra' değil eylem 'hakkında' anlamına gelen edatla tamamlayın: Maya felt a lot better ____ asking for more time once her manager explained the policy.
Cevabı göster
about
people who they labeled black: label + nesne + kategori
Burada labeled, “bir kategoriye ait olarak sınıflandırmak veya tanımlamak” anlamında kullanılan bir fiildir. people who they labeled black ifadesinde who, people sözcüğüne gönderme yapar ve labeled fiilinin nesnesidir; black ise atanan kategoriyi belirten nesne tümlecidir. Kalıp label + nesne + kategori şeklindedir, bu nedenle as kullanılması şart değildir. Bu kullanım, kategoriyi tarafsız bir öz tanımlamadan çok başka kişiler veya kurumlar tarafından dışarıdan uygulanmış bir sınıflandırma olarak gösterebilir. Buradaki tarihsel tartışmada, bir ırk kategorisinin nasıl dayatıldığını ve ardından bir grubu temelde farklı göstermek için nasıl kullanıldığını anlatır.
Alıştırma
label + nesne + kategori kalıbını kullanarak cümleyi label fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The inspector ____ the building unsafe.
Cevabı göster
labeled
right along with them: vurgulu paralel değişim
Burada them, political priorities ifadesine gönderme yapar. Right along with them, ırk tanımlarının bu önceliklerle aynı doğrultuda, zamanlamalarını veya yönlerini yakından takip ederek değişmesi anlamına gelir. Right, along with ifadesini güçlendirir; “doğru” ya da left sözcüğünün karşıtı olan yön anlamında değildir. Bir şey gelişirken, yükselirken, düşerken veya değişirken başka bir şey de onunla birlikte benzer biçimde hareket ediyorsa right along with kullanılır. Bu ifade paralel hareketi vurgular, ancak tek başına değişikliklerden birinin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi “yakından aynı doğrultuda” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: As demand rose, prices climbed ____ it.
Cevabı göster
right along with
Resmî bir sınıflandırma sistemi olarak “the 1930 census”
Bu cümlede “the 1930 census”, insanları sayma eyleminden daha fazlasını ifade eder. Sakinleri kaydetmek için kullanılan resmî kategoriler de dâhil olmak üzere ABD hükümetinin nüfus sayımı sistemini anlatır. Bu nedenle nüfus sayımının “changed that to non-white” yaptığı söylendiğinde değişen şey, gruba uygulanan resmî etikettir. İnsanların soyları veya fiziksel özellikleri değişmemiştir. Bu okuma, bir kurumun ya da belgenin adının onunla bağlantılı kural ve kararları temsil ettiği kullanımları tanımanıza yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede “the 1930 census” neyi temsil ediyor?
- Göçle ilgili özel bir kamuoyu araştırması
- Resmî nüfus sayımı sistemi ve bu sistemin ırksal sınıflandırma kuralları
- Sayılan kişilerin soylarının değişmesi
Cevabı göster
Resmî nüfus sayımı sistemi ve bu sistemin ırksal sınıflandırma kuralları
Later, when the US needed to increase its labor force
1:02Daha sonra ABD'nin iş gücünü artırması gerektiğinde,
these people were switched back to white. Öbek fiiller
1:06bu insanlar yeniden beyaz kategorisine geçirildi.
“switched back to white”: önceki kategoriye dönüş
“Were switched back to white” edilgen yapıdadır. Dışarıdan bir otoritenin bu insanların resmî kategorisini değiştirerek onları yeniden white kategorisine koyduğu anlamına gelir. switch someone or something back to + durum, kategori veya ayar kalıbı, birini ya da bir şeyi önceki seçeneğe geri döndürmek anlamına gelir. Back, kategorinin daha önce white olduğunu; to white ise değişiklik sonucundaki kategoriyi belirtir. Burada insanların fiziksel olarak değişmesi değil, yeniden sınıflandırılması anlatılır.
Alıştırma
Bu edilgen cümleyi tamamlamak için switch back to ifadesini doğru biçimde kullanın: When the free trial ended, the account was ____ the basic plan.
Cevabı göster
switched back to
once varied so wildly throughout the country,
1:09bir zamanlar ülke genelinde inanılmaz ölçüde değişiyordu:
what it took to be black: sınıflandırma için gereken ölçütler
Bu cümlede what it took to be black, gömülü bir isim yan cümleciğidir ve varied fiilinin öznesidir. “Bir kişinin siyah olarak sınıflandırılması için karşılaması gereken ölçütler” anlamına gelir; fiziksel olarak bir şeyin alınmasını veya ne kadar zaman geçtiğini anlatmaz. what it takes/took to + fiil kalıbı, “bir şeyi yapmak veya bir şeye dönüşmek için gereken koşullar, nitelikler ya da çaba” anlamına gelir. Gömülü bir yapı olduğu için what did it take değil, bildirme cümlesi dizilişiyle what it took kullanılır.
Alıştırma
qualify fiilini ve geçmiş zamanlı what it took to kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ for the program varied from year to year.
Cevabı göster
What it took to qualify
one drop of African ancestry: tarihsel tek damla kuralı
Buradaki one drop of African ancestry, ABD tarihindeki “tek damla kuralına” gönderme yapar: Bilinen herhangi bir Afrika kökeninin bir kişiyi siyah olarak sınıflandırmak için yeterli olduğu yönündeki, bazen yasa veya geleneklerle uygulanan ırkçı düşüncedir. Drop burada mecazidir; gerçek bir kan damlasını değil, son derece küçük miktarda bir soy bağını anlatır. İfadenin 1/4 ve 1/16 oranlarının yanında verilmesi, ırksal sınıflandırma eşiklerinin eyaletler arasında ne kadar keyfî biçimde değiştiğini gösterir.
Alıştırma
Cümlede “one drop of African ancestry” ne anlama geliyor?
- Her eyalette tam olarak on altıda bir Afrika kökeni şartı vardı.
- Bir kişinin nerede yaşadığını kanıtlamak için gerçek bir kan örneği gerekiyordu.
- Bilinen herhangi bir Afrika kökeni, bir kişiyi siyah olarak sınıflandırmak için yeterli sayılıyordu.
Cevabı göster
Bilinen herhangi bir Afrika kökeni, bir kişiyi siyah olarak sınıflandırmak için yeterli sayılıyordu.
just by crossing state lines: just by + -ing yapısı
By + fiilin -ing biçimi, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi açıklar. Burada by crossing state lines, insanların farklı bir ırksal kategoriye “nasıl” yerleştirilebildiğini anlatır. Just, yalnızca bu tek eylemin yeterli olduğu yönündeki şaşırtıcı anlamı ekler. Change races, resmî sınıflandırmanın değişmesini ironik biçimde kısaca ifade eder; biyolojik bir değişim anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle yalnızca kartı okutmanın kapıyı açmak için yeterli olduğunu söylüyor?
- The door unlocked just after you tapped your card.
- You were tapping your card while the door was unlocking.
- You can unlock the door just by tapping your card.
Cevabı göster
You can unlock the door just by tapping your card.
has left many Americans scratching their heads: leave + nesne + -ing
Leave + nesne + fiilin -ing biçimi, bir şeyin bir kişiyi veya nesneyi devam eden bir duruma ya da tepkiye soktuğunu veya o durumda bıraktığını anlatabilir. Has left many Americans scratching their heads ifadesinde many Americans nesnedir; scratching ise bunun sonucunda oluşan tepkiyi açıklar. Has left, sonucun şimdi de geçerli olduğunu gösterir. Scratching their heads, “kafası karışmış olmak” anlamına gelen bir deyimdir; mutlaka fiziksel olarak başını kaşımak anlamına gelmez.
Alıştırma
Leave + nesne + -ing yapısını bir sözcükle tamamlayın: The unclear instructions have ____ several users wondering what to do.
Cevabı göster
left
scratching their heads: şaşkın ve kararsız olmak
Burada scratching their heads, neyi seçeceklerinden emin olamayıp şaşkınlık yaşamaları anlamına gelir. Bu bağlamda deyimseldir; gerçekten başlarını kaşımaları gerekmez. Yapı has left + kişiler + -ing öbeğidir: durum, birçok Amerikalıyı bu şaşkınlık tepkisi içinde bırakmıştır. Başka cümlelerde iyelik sözcüğünü kişiye göre değiştirin: I scratch my head, buna karşılık they scratch their heads.
Alıştırma
“Kafası karışmış hissetmek” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: The contradictory directions left the tourists ____.
Cevabı göster
scratching their heads
when it comes to selecting: konuyu -ing biçimiyle daraltmak
when it comes to selecting, geniş bir tartışmayı bir kimlik kategorisi seçme görevine indirger. when it comes to X kalıbı, bir yere fiziksel olarak yaklaşmak değil, “X düşünüldüğünde” veya “X söz konusu olduğunda” anlamına gelir. Bu kalıpta to bir edattır. Ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir; bu nedenle selecting doğrudur: when it comes to selecting denir, when it comes to select denmez.
Alıştırma
“Söz konusu olduğunda” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: ____ choosing a password, length matters.
Cevabı göster
When it comes to
As many as 6.2% of census respondents Kalıp ifadeler
1:35Nüfus sayımına katılanların yüzde 6,2'si gibi yüksek bir oranı
As many as 6.2%: bir sayıyı dikkat çekici derecede yüksek sunmak
As many as 6.2% ifadesinde as many as, yüzde 6,2'yi dikkat çekici derecede yüksek bir sayı olarak sunar. Bildirilen değer yine yüzde 6,2'dir; ifade ayrıca konuşanın bu sayının dikkate değer olduğu yönündeki değerlendirmesini aktarır. Aktarılabilir kalıp, sayı insan veya sayılabilir nesneleri gösterdiğinde kullanılan as many as + number yapısıdır. Burada yüzde, nüfus sayımına katılan kişileri temsil ettiği için many dolaylı olarak insanlara gönderme yapar.
Alıştırma
Cümlede As many as 6.2% neyi ifade ediyor?
- Konuşan yüzde 6,2'yi dikkat çekici derecede yüksek bir değer olarak sunuyor.
- Konuşan yüzde 6,2'yi eşit bir yüzdeyle karşılaştırıyor.
- Konuşan yüzde 6,2'nin yalnızca olası bir üst sınır olduğunu söylüyor.
Cevabı göster
Konuşan yüzde 6,2'yi dikkat çekici derecede yüksek bir değer olarak sunuyor.
look one way and identify another way: kısa ve paralel bir karşıtlık
someone might look one way and identify another way dizisi, ortak özne ve kiplik yapısı someone might sonrasında iki paralel fiil öbeği kullanır. Look one way kişinin başkalarına nasıl göründüğünü, identify another way ise kişinin kendi kimliğini nasıl anladığını veya tanımladığını anlatır. One way ... another way iki farklı sonucu işaretleyerek karşıtlığı kısa ve yoğun biçimde kurar. Burada identify doğrudan nesne almaz ve kişinin kendini tanımlaması anlamına gelir; way fiziksel bir rota değil, bir biçim veya sonuç ifade eder.
Alıştırma
“Jordan may look one way to other people and identify another way,” cümlesinde one way ... another way neyi düzenler?
- Jordan'ı tanımaya çalışan iki başka kişi.
- Dış görünüş ile kişinin kendi kimliği arasındaki karşıtlık.
- Jordan'ın gidebileceği iki fiziksel rota.
Cevabı göster
Dış görünüş ile kişinin kendi kimliği arasındaki karşıtlık.
Birini ırksal bir kategoriye yerleştirmek
Burada place, birini bir sınıflandırma sistemi içinde kategorize etmek veya nereye ait olduğuna karar vermek anlamına gelir. Fiziksel değil, soyut bir kullanımdır: kişinin nasıl algılandığına dayanarak ona ırksal bir kategori atanmasından söz edilir. be hard to place yapısında kişi, sınıflandırılması zor olan örtük nesnedir. İfade, gözlemcinin bir etiket seçmekte zorlanmasına odaklanır; kişinin kendine ait bir kimliği olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
“Several survey responses were hard to place in a single category,” cümlesinde “place in a category” ne anlama gelir?
- Katılımcılardan bir kimlik seçmelerini istemek
- Yanıtları bir etiket altında sınıflandırmak
- Yanıtları fiziksel bir yere taşımak
Cevabı göster
Yanıtları bir etiket altında sınıflandırmak
to the president of the United States.
1:56söz konusu kişi Amerika Birleşik Devletleri başkanı olduğunda.
can't even agree on: bir konuda bile anlaşamamak
Agree on, belirli bir konu, seçenek veya plan hakkında aynı karara ya da sonuca varmak anlamına gelir. Buradaki nesne ırksal etikettir: insanlar hangi etiketin geçerli olduğu konusunda ortak bir yargıya varamaz. Even vurgu ekler ve bu anlaşmazlığın şaşırtıcı olduğunu ya da özellikle temel bir noktayı ilgilendirdiğini gösterir: bu konuda bile anlaşamazlar.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyi kullanarak ve özneyi we yerine the organizers yaparak cümleyi tamamlayın: After hours of discussion, the organizers still ____ a date for the meeting.
Cevabı göster
can't even agree on
identity is very clear and very permanent.
2:01kimliğinin son derece net ve kalıcı olduğunu düşünür.
But the fact that some people have changed theirs
2:03Ancak bazı insanların ırksal kimliğini değiştirmiş olması
shows how shaky the very idea of race is. Dilbilgisi
2:07ırk fikrinin kendisinin ne kadar sallantılı olduğunu gösteriyor.
shows how shaky the very idea of race is: gömülü how yan cümlesinde sözcük sırası
how shaky the very idea of race is, shows fiilinden sonra gelen ve derece bildiren gömülü bir yan cümledir. Kanıtların, ırk fikrinin kendisinin ne kadar istikrarsız veya belirsiz sınırlara sahip olduğunu ortaya koyduğu anlamına gelir; shaky burada fiziksel değil, mecazi anlamdadır. Bu yapı doğrudan bir soru değil, bir ifadenin parçası olduğu için düz cümle sırasını kullanır: how + sıfat + özne + fiil. shows how shaky the very idea of race is denir; shows how shaky is the very idea of race denmez.
Alıştırma
Hangi cümlede show fiilinden sonra gömülü how yan cümlesi doğru kullanılmıştır?
- The repeated errors show how unreliable the method is.
- The repeated errors show how unreliable is the method.
Cevabı göster
The repeated errors show how unreliable the method is.
point to: bir şeyi kanıt olarak göstermek
Bu cümlede point to, yalnızca parmakla bir yönü göstermek değil, belirli bir şeyi kanıt olarak göstermek anlamına gelir. Anlatılmak istenen, DNA'da sabit ırk kategorilerinin kanıtı olarak gösterilebilecek tek bir “ırk kromozomu” olmadığıdır. Yapı point to + kanıt, işaret, neden veya sonuç şeklindedir. that people can point to ifadesinde that, to edatının nesnesidir; bu yüzden İngilizcede to edatının ilgi yan cümlesinin sonunda bırakılması doğaldır.
Alıştırma
Bu derste öğrendiğiniz ve “kanıt olarak işaret etmek” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The fingerprints found at both locations ____ the same suspect.
Cevabı göster
point to
“links race to health outcomes” bir ilişki iddiası olarak
“Links A to B”, A’yı B ile bağlantılı veya ilişkili olarak sunmak anlamına gelir. Bu cümlede tıp camiası ırk ile sağlık sonuçları arasındaki ilişkiyi anlatıyor; ifade, ırkın bu sonuçlara kendisinin neden olduğunu otomatik olarak söylemez. Yapı link + nesne + to + ilgili sonuç veya etkendir. Link araştırma ve haber metinlerinde sık kullanılır; gözlemlenen veya öne sürülen bir ilişkiyi, tam bir nedensellik iddiasında bulunmadan anlatmaya yarar.
Alıştırma
Bir etkenin diğerine doğrudan neden olduğunu söylemeden bağlantı bildiren cümle hangisidir?
- The study treats irregular sleep as the only cause of lower concentration.
- The study proves that irregular sleep directly causes lower concentration.
- The study links irregular sleep to lower concentration.
Cevabı göster
The study links irregular sleep to lower concentration.
“using race as a substitute for other factors” ikame yapısı olarak
“Use A as a substitute for B”, A’yı B’nin yerine kullanmak anlamına gelir. A ikame edilen şeydir; B ise normalde kullanılacak veya dikkate alınacak unsurdur. Burada race, başka etkenlerin yerine geçen bir unsur olarak ele alınıyor. Bu ifade böyle bir kestirme yolu eleştirir: race, soy ve yaşanmış toplumsal deneyimler gibi etkenlerle birlikte görülebilir veya onları temsil edebilir, ancak bu etkenlerle aynı şey değildir.
Alıştırma
Bir şeyin başka bir şeyin yerine geçtiğini göstermek için use A as a substitute for B yapısını kullanan cümle hangisidir?
- During the outage, the battery pack was used as a substitute for the main power source.
- During the outage, the battery pack was linked to the main power source.
- During the outage, the battery pack represented the main power source in the diagram.
Cevabı göster
During the outage, the battery pack was used as a substitute for the main power source.
may have been put: modal perfect edilgen yapı
may have been put yapısında may olasılığı belirtir, have been olayı şimdiki zamandan önceye yerleştirir ve put edilgen yapıda geçmiş zaman ortacıdır. Yardımcı fiillerin sırası modal + have + been + geçmiş zaman ortacıdır. İnsanlar bu kategoriyi kendileri seçmiş olmayabilir. İfade, başkalarının onları dinleyiciyle aynı ırksal gruba sınıflandırmış olabileceğini söyler; sınıflandırmayı yapan kişi veya kurum belirtilmez.
Alıştırma
Geçmişte gerçekleşmiş olabilecek belirsiz bir sınıflandırmayı göstermek için cümleyi put fiilinin modal perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: “Some applicants ____ in the wrong category.”
Cevabı göster
may have been put
cell anemia is a prime example of this. Kalıp ifadeler
2:31hücreli aneminin bunun en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu açıklıyor.
a prime example of this: güçlü kanıt sunmak
A prime example of this, az önce belirtilen görüşü özellikle açık veya temsil gücü yüksek biçimde gösteren bir örnek anlamına gelir. Burada prime, “ilk” ya da matematikteki sıfat değil, “mükemmel” veya “en karakteristik” anlamındadır. İfade, genel bir iddiadan somut kanıta geçmeye yardımcı olur. This önceki düşünceye gönderme yapar; bu nedenle okuyucu veya dinleyicinin o düşünceyi belirleyebilmesi gerekir.
Alıştırma
Cümleyi, özellikle açık ve temsil gücü yüksek bir örneği belirten ders ifadesiyle tamamlayın: “The bridge’s survival during the earthquake is ____ effective engineering.”
Cevabı göster
a prime example of
aslında ırkla hiç ilgisi yok
Bu ifade, ırkın gerçek açıklama olmadığını söyler ve actually, dinleyicinin daha önce oluşturmuş olabileceği bir yorumu düzeltir. Not ... at all olumsuzluğu güçlendirir; hiçbir şekilde ya da hiç anlamı verir, bazen anlamı vermez. Bu cümlede reddedilen şey, ırkın açıklama olmasıdır; hastalığın veya sağlık farklılıklarının varlığı reddedilmez.
Alıştırma
Bir kişi “The conflict is not actually about money at all.” diyor. Ne yapıyor?
- Paranın tek sorun olduğunu doğrulamak
- Paranın eşit derecede önemli birkaç nedenden biri olduğunu söylemek
- Paranın gerçek sorun olduğu düşüncesini düzeltmek ve bunun sorun olduğunu güçlü biçimde reddetmek
Cevabı göster
Paranın gerçek sorun olduğu düşüncesini düzeltmek ve bunun sorun olduğunu güçlü biçimde reddetmek
does not mean that ... isn't hugely important
Bu cümlede olumsuzluğun kapsamını anlamak önemlidir. Dıştaki does not mean bir çıkarımı reddeder; içteki isn't hugely important ise reddedilen sonucu belirtir. Burada konuşmacı, ırk için tek bir biyolojik temel bulunmamasının, ırkın toplumsal hayatta önemsiz olduğu anlamına gelmediğini söyler. Cümle aşırı bir yorumu engeller; önceki noktayı ortadan kaldırmaz ve ırkın gerçek etkileri veya önemi olmadığını söylemez.
Alıştırma
Bir koç “A slow start does not mean that the team isn't capable.” diyor. Ne anlatıyor?
- Koç takımın zaten kazandığını söylüyor
- Yavaş başlangıç takımın yetenekli olmadığını kanıtlar
- Bu gerçek, takımın yetenekli olmadığına kanıt olarak görülmemelidir
Cevabı göster
Bu gerçek, takımın yetenekli olmadığına kanıt olarak görülmemelidir
categories to which we're assigned: edat + which
categories to which we're assigned ifadesinde which, categories sözcüğüne gönderme yapar. to edatı assign someone to a category kalıbının parçasıdır; insanlar sınıflandırmayı alan taraf olduğu için we're assigned edilgen yapıdadır. to sözcüğünü which'in önüne getirmek, categories ile ilişkiyi açıkça gösteren resmî bir ilgi cümleciği oluşturur. Daha konuşma diline yakın İngilizcede edat genellikle sona gider: categories which we're assigned to.
Alıştırma
Cümleyi edatın öne alındığı resmî ilgi ifadesiyle tamamlayın: The guide lists the teams ____ new volunteers are assigned.
Cevabı göster
to which
make the difference between life and death: belirleyici bir etken
make the difference between A and B yapısında make the difference, hangi sonucun gerçekleşeceğini belirleyen kritik etken olmak demektir. Bir farkı tespit etmek ya da açıklamak anlamına gelmez. İki uçtaki life ve death, sonucu olabilecek en ciddi düzeye taşır. Bu yeniden kullanılabilir kalıp, success ve failure gibi daha az uç sonuçları karşılaştırmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir etkenin iki sonuçtan hangisinin gerçekleşeceğini belirleyebileceğini göstermek için hedef kalıbı kullanıyor?
- A chart can show the difference between this year and last year.
- An editor can tell the difference between formal and informal wording.
- Good preparation can make the difference between a smooth launch and a chaotic one.
Cevabı göster
Good preparation can make the difference between a smooth launch and a chaotic one.
came from in the first place. Kalıp ifadeler
3:01doğduğuna dair önemli bir bakış açısı kazandırabilir.
are made up: ırksal kategoriler toplumsal olarak oluşturulmuştur
“are made up” ifadesindeki made up burada insanlar ve toplum tarafından yaratılmış veya oluşturulmuş demektir. Bu, kategorilerin insan tercihlerinden bağımsız olarak doğal biçimde var olan, değişmez ayrımlar olmadığını belirtir. Bu ifade bir toplumsal sistemin nasıl oluştuğunu anlatır; kategorilerin daha küçük parçalardan oluştuğu anlamına gelmez. Bu oluşumu fark etmek, ırkçılığı insan eylemleriyle şekillenmiş bir geçmişi ve kökeni olan bir olgu olarak anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
“racial categories are made up” cümlesinde made up ne anlama gelir?
- insanlar tarafından bir toplumsal sistem olarak oluşturulmuş
- birkaç fiziksel parçadan oluşan
- makyajla hazırlanmış
Cevabı göster
insanlar tarafından bir toplumsal sistem olarak oluşturulmuş
give us an important perspective on: bir konuyu anlamak için bakış açısı
“give someone an important perspective on something” yapısı, birinin bir konuyu yararlı bir açıdan anlamasına veya yorumlamasına yardımcı olmak demektir. Burada us bakış açısını alan kişiyi gösterir; “on where racism came from” ise bu bakış açısıyla incelememize yardımcı olan soruyu belirtir. Bu ifade birine bakacağı fiziksel bir yer vermek anlamına gelmez. Buradaki perspective, bir konu hakkında düşünme biçimi veya onu yorumlama çerçevesidir; dolayısıyla bu anlayış, ırkçılığın kökenlerini görme biçimimizi değiştirir.
Alıştırma
Bu cümlede “give us an important perspective on” ne işe yarıyor?
- Bir konuyu anlamak için yararlı bir yol sunar
- Bakabileceğimiz fiziksel bir yer verir
- Her soruya kesin cevabı verir
Cevabı göster
Bir konuyu anlamak için yararlı bir yol sunar
in the first place: ilk nedeni araştırmak
Bu cümlede in the first place, dikkati en eski kaynağa veya ilk nedene geri çeker. where racism came from ifadesini güçlendirerek ırkçılığın başlangıçta nasıl ortaya çıktığına odaklanır; bir sıra veya derecelendirmeden söz etmez. Odak noktası sonraki olaylar değil de temel nedense, bir şeyin neden, nasıl veya nerede başladığını soran cümlelerde bu ifadeyi kullanabilirsiniz. Eleştirel ifadelerde We should not have agreed in the first place. örneğindeki gibi “en başta” veya “başından beri” anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi ilk nedeni vurgulayan dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Why did the committee reject the proposal ____?
Cevabı göster
in the first place