1 Doları 1 Milyon Dolara Çevirmenin En Hızlı Yolu?: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Bölüm, bahis, Bitcoin, piksel, antika veya oyuncaklarla 1 doların 1 milyona dönüşüp dönüşemeyeceğini soruyor; şans, zamanlama ve gizli değeri vurguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “get rich quick scheme” — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: hızlı zenginlik vadeden kuşkulu planın adını tanıyın. 2. “if you had bought” / “that would have been” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: gerçek dışı üçüncü koşulu kurun; if yan cümlesinde had bought kullanın, standart dışı “if you would have bought” değil. 3. “rags to riches” — Deyimler ve mecazi ifadeler: sıkıntıdan zenginliğe geçişi ve paçavra sanılan battaniyenin bunu gerçekleştirmesindeki kelime oyununu anlayın.
Bu derste
You've probably all heard of a get rich quick scheme and you've probably also heard the adage that there's no such thing as easy money. Notlar
0:00Muhtemelen hepiniz kısa yoldan zengin olma planlarını ve kolay para diye bir şeyin olmadığı sözünü duymuşsunuzdur.
get rich quick scheme: hızlı zenginlik için kuşkulu bir vaat
get-rich-quick scheme, insanları genellikle çok az emek veya riskle çok hızlı biçimde zengin etmeyi vaat eden bir plan ya da tekliftir. Burada, para kazanmanın aslında zahmetsiz olmadığı uyarısıyla çelişen tanıdık vaat türünü temsil eder. scheme sözcüğü ifadeyi tarafsız olmaktan çıkarıp kuşkulu hâle getirir: plan gerçekçi olmayabilir, yanıltıcı olabilir veya dolandırıcılık içerebilir. Bu nedenle ifade yalnızca hızlı para kazanma yolunu adlandırmaz; vaadin güvenilir olup olmadığını da sorgular.
Alıştırma
Hızlı zenginlik vadeden şüpheli bir planı belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: That flashy crypto offer sounds like a ____.
Cevabı göster
get-rich-quick scheme
there's no such thing as: bir kavramın varlığını kesin biçimde reddetmek
There's no such thing as + isim öbeği, adı geçen şeyin veya kavramın var olmadığı yönünde kesin bir iddia kurar. Buradaki isim öbeği easy money olduğundan konuşmacı, gerçek bir emek veya bedel olmadan para elde edilebileceği düşüncesini reddeder. as sözcüğünden sonra reddedilen isim öbeğini doğrudan getirin: There's no such thing as a perfect solution. Bu yapı bir düşünceyi genel olarak sorgular; yalnızca belirli bir örneğin şu anda bulunmadığını söylemez.
Alıştırma
Kavramın varlığını kesin biçimde reddeden yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ a perfect shortcut to learning a language.
Cevabı göster
There's no such thing as
But what if you were one of the luckiest people alive? Dilbilgisi
0:06Ama ya dünyadaki en şanslı insanlardan biriyseniz?
What if you were ...? ile gerçeklikten uzak bir varsayım kurmak
Burada what if you were, geçmişteki bir olgu hakkında soru sormak yerine varsayımsal bir durum sunar. Geçmiş zaman biçimindeki were, gerçeklikle arasına mesafe koyar: dinleyiciden kendisini dünyadaki en şanslı insanlardan biri olarak hayal etmesi istenir. Aktarılabilir kalıp what if + özne + geçmiş zaman biçimidir. Gerçek dışı, düşük olasılıklı veya bilinçli olarak hayal edilen şimdiki ya da gelecekteki bir durumu incelemek ve sonuçlarına yönelik merak uyandırmak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan varsayım kalıbıyla tamamlayın: Imagine a different life: ____ able to speak every language fluently?
Cevabı göster
what if you were
Maybe a gambler that started with little but made the bet of a lifetime. Kalıp ifadeler
0:08Belki az bir parayla başlayıp hayatının bahsini yapan bir kumarbaz.
Made the bet of a lifetime: hayatta bir kez karşılaşılacak kadar önemli bir bahis
made the bet of a lifetime ifadesinde made the bet, “bahsi yaptı” anlamına gelir; of a lifetime ise bunun son derece önemli veya ender, kişinin hayatında belki yalnızca bir kez yapacağı türden bir bahis olduğunu belirtir. Bahsin ömür boyu sürdüğü anlamına gelmez. isim + of a lifetime kalıbı, the chance of a lifetime örneğinde olduğu gibi öne çıkan bir deneyimi veya fırsatı övebilir ya da dramatikleştirebilir. Bu cümlede kumarbazın tek bir kararının olağanüstü sonuçları olacağını ima ederek merak ve gerilim yaratır.
Alıştırma
Cümleyi “son derece ender bir fırsat” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Winning a place on the first mission to Mars would be the opportunity ____.
Cevabı göster
of a lifetime
Or a savvy investor that somehow managed to start with a buck and make it a million. Kalıp ifadeler
0:11Ya da bir şekilde bir dolarla başlayıp onu bir milyona çıkarmayı başaran akıllı bir yatırımcı.
managed to + fiil: zorluğa rağmen başarmak
“managed to start ... and make ...” ifadesindeki managed to, “yapmayı başardı” anlamına gelir; “yönetmekten sorumluydu” anlamına gelmez. Tek bir to, eş görevli iki yalın fiili, start ve make fiillerini, başlatır ve iki eylem de tamamlanmış sonuçlar olarak sunulur. manage to + fiilin yalın hâli kalıbı genellikle sonucun çaba gerektirdiğini, zorluk içerdiğini veya gerçekleşme olasılığının düşük olduğunu düşündürür. Buradaki somehow, başarının şaşırtıcı olduğu hissini daha da güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi “zorluğa rağmen başardı” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After three failed attempts, Lena ____ unlock the door.
Cevabı göster
managed to
Or perhaps you have an eye for expensive antiques Deyimler
0:16Ya da belki de pahalı antikalara karşı bir gözünüz vardır
have an eye for: fark etme veya değerlendirme becerisi
“have an eye for expensive antiques” ifadesindeki have an eye for mecazidir: Belirli türdeki şeylerin özelliklerini fark etme, değerlendirme veya takdir etme konusunda doğal olarak yetenekli olmak anlamına gelir. Kalıp have an eye for + isim veya isim öbeğidir. Yalnızca bakma eylemini ya da kişinin gerçek görme özelliğini değil, ayırt etme becerisini veya zevki anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “fark etme veya değerlendirme konusunda yetenekli olmak” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: She ____ unusual color combinations.
Cevabı göster
has an eye for
and bought something for barely anything and sold it for a fortune. Kalıp ifadeler
0:18ve neredeyse bedavaya bir şey alıp bir servete satmışsınızdır.
buy something for barely anything ... sell it for a fortune: çok ucuza alıp servete satmak
İki ifadede de for, buy/sell something for + miktar veya değer tanımı yapısında fiyatı belirtir. For barely anything neredeyse hiç para ödemeden, for a fortune ise çok büyük bir para karşılığında demektir. İki for ifadesinin paralel kullanımı, ucuza alıp pahalıya satma arasında güçlü bir karşıtlık oluşturur. Buradaki anything eksiltili biçimde bir para miktarını, fortune ise kaderi veya şansı değil, büyük bir meblağı ifade eder.
Alıştırma
Her iki boşluğa da aynı edatı getirerek fiyat yapısını tamamlayın: Nina bought the chair ____ ten dollars and sold it ____ a fortune.
Cevabı göster
for · for
Have people really started with a dollar and then got rich off of it? Kalıp ifadeler
0:23İnsanlar gerçekten bir dolarla işe başlayıp oradan zengin oldular mı?
get rich off of something: bir şey sayesinde zengin olmak
Get rich off (of) something, bir şey para veya fırsat kaynağı olduğu için zengin olmak anlamına gelir. Bu cümlede it, one dollar ifadesine ve bu başlangıç miktarının yarattığı fırsata gönderme yapar. Bu ifade yalnızca paraya sahip olmaya değil, zenginliğin nereden geldiğine odaklanır. Off of, günlük Amerikan İngilizcesinde yaygındır; get rich off something daha kısa ve doğal bir çeşididir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir kadının bütçe uygulaması para kaynağı olduğu için zengin olduğunu anlatır?
- She received a rich-looking design for her budgeting app.
- She got rich off of her budgeting app.
- She removed the budgeting app after becoming rich.
Cevabı göster
She got rich off of her budgeting app.
That's what we'll find out today ile sorudan konuya geçiş
That's, hemen önce sorulan ancak henüz yanıtlanmamış soruya gönderme yapar. what yan cümlesi, bilinmeyen yanıtı konuşmacıların bugünkü içerikte araştıracağı veya açıklayacağı şey olarak gösterir. Bu cümle, dikkat çekmek için sorulan bir soruyu ana konuya dönüştürür: önce soru sorulur, ardından gelecek açıklamanın yanıtı vereceği söylenir. Burada find out, devam eden içerik sayesinde öğrenmek veya ortaya çıkarmak anlamındadır; fiziksel bir nesneyi bulmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir sunucu “Can people really learn while they sleep?” diye soruyor. Bu soruyu araştırılacak konuya en iyi dönüştüren sonraki cümle hangisidir?
- That's why we'll finish early today.
- That's what we'll find out today.
- That's where we'll put it today.
Cevabı göster
That's what we'll find out today.
fastest way people turned $1 into a million.
0:29insanların 1 doları 1 milyona çevirmesinin en hızlı yolunu inceliyoruz.
Don't forget to subscribe and click the bell button so that you can be part of our notification squad.
0:32Abone olmayı ve bildirim ekibimizin bir parçası olabilmek için zil düğmesine tıklamayı unutmayın.
one way to turn a small amount of money into a fortune is to win the lottery. Dilbilgisi
0:37az miktarda bir parayı servete dönüştürmenin bir yolu da piyangoyu kazanmaktır.
One way to do A is to do B ile yöntem açıklama
One way to do A is to do B kalıbı, önce way sözcüğünden sonraki mastarla bir hedefi veya sonucu belirtir, ardından is sözcüğünden sonraki mastarla bir yöntem verir. Bu cümlede hedef, az miktarda parayı servete dönüştürmek; önerilen yöntem ise piyangoyu kazanmaktır. Özne one way dediği için konuşmacı bu yöntemi tek çözüm olarak değil, olasılıklardan biri olarak sunar. Aynı kalıp açıklamaları ve önerileri düzenlemek için kullanılabilir: One way to solve X is to do Y.
Alıştırma
Cümleyi kalıba uyan iki mastar ifadesiyle tamamlayın. Hedef atığı azaltmak, yöntem ise kapları yeniden kullanmaktır: One way ____ waste is ____ containers.
Cevabı göster
to reduce · to reuse
Where should you play to get the best odds and the biggest prizes? Kalıp ifadeler
0:40En iyi oranları ve en büyük ödülleri almak için nerede oynamalısınız?
get the best odds: en iyi kazanma olasılığına sahip olmak
Bu soruda get the best odds, “kazanmak için en elverişli olasılığa sahip olmak” anlamına gelir. Odds, tuhaf bir şeyi değil, başarı ihtimalini ifade eder. Best odds ile biggest prizes farklı şeyleri ölçer: ilki kazanma olasılığıyla, ikincisi ise ödülün değeriyle ilgilidir. Bir oyunun kazanma olasılığı daha iyi, ödülü ise daha küçük olabilir.
Alıştırma
“Where should you play to get the best odds?” cümlesinde get the best odds ne anlama gelir?
- Kazanmak için en elverişli olasılığa sahip olmak
- En tuhaf oyunu bulmak
- Kazandıktan sonra en büyük ödülü almak
Cevabı göster
Kazanmak için en elverişli olasılığa sahip olmak
The biggest ever single win in the US was when a Massachusetts woman
0:47ABD'de şu ana kadarki en büyük tek kazanç, Massachusettsli bir kadının
But because she decided to take the lump sum in one go, Notlar
0:54Ancak 29 taksitte değil de toplu parayı tek seferde almayı tercih ettiği
take the lump sum: toplu ödemeyi seçmek
Take the lump sum, parayı tek seferde toplam bir ödeme olarak almayı seçmek anlamına gelir. Burada take, sunulan bir ödeme seçeneğini tercih etmek veya kabul etmek; lump sum ise birleştirilmiş tek toplam tutar demektir. Bu ifade, ödemeleri zaman içinde belirli bir programa göre almakla karşıtlık oluşturur. Ödemenin zamanını ve yapısını anlatır; tek seferlik tutarın bütün taksitlerin toplamından daha büyük olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz ifadeyle tamamlayın: Nina did not want ten yearly payments, so she decided to ____.
Cevabı göster
take the lump sum
in one go: hepsini tek seferde
In one go, “hepsini bir kerede” veya “tek bir denemede ya da oturumda” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada, ödülü taksitler hâlinde değil, tek bir toplu ödeme olarak almayı seçtiğini belirtir. Buradaki go fiziksel olarak bir yere gitmek anlamına gelmez. İfade, bir eylemi veya miktarı birkaç sefere bölmek yerine tek ve eksiksiz bir birim olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi “tek bir ödemeyle” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The clinic let me pay the entire bill ____.
Cevabı göster
in one go
not over 29 payments, and because the win is taxed,
0:57ve kazanılan paranın vergilendirildiği için,
came out with + bir miktar: nihai sonuç
Burada came out with, ödeme süreci ve ilgili kesintilerden sonra eline geçen nihai miktarı belirtir: sürecin sonunda 336 milyon dolara sahip olmuştur. With sözcüğünden sonraki miktar, elinde kalan nihai sonuçtur. Bu anlam, süreç ve sonuç bağlamından doğar; come out with her cümlede en yaygın olarak bu anlama gelmez. İfadeden sonra gelen öge, anlamın bir sonuçla bitirmek mi, bir şey söylemek mi yoksa bir şey piyasaya sürmek mi olduğunu belirlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
“After all the fees, she came out with $900,” cümlesinde came out with $900 ne anlama gelir?
- 900 dolarlık bir ürünü piyasaya sürdü.
- 900 sayısını kendisi buldu.
- Süreci 900 dolarla tamamladı.
Cevabı göster
Süreci 900 dolarla tamamladı.
The nursing clerk obviously decided to retire soon after.
1:04Hemşire yardımcısı belli ki kısa süre sonra emekli olmaya karar vermiş.
Winning the lottery, however, isn't that easy.
1:07Ancak piyangoyu kazanmak o kadar da kolay değil.
You are actually statistically more likely to die in a car crash Dilbilgisi
1:09İstatistiksel olarak aslında bir araba kazasında ölme
or get struck by lightning than win the lottery.
1:12veya size yıldırım çarpma ihtimali piyangoyu kazanmaktan daha yüksektir.
more likely to ... than: A, B’den daha olasıdır
more likely to do A than do B kalıbı, A olayının gerçekleşme olasılığının B olayından daha yüksek olduğunu belirtir. Bu cümlede A, araba kazasında ölmek veya yıldırım çarpmasına uğramaktır; B ise piyangoyu kazanmaktır. Than, karşılaştırılan iki olası olayı birbirine bağlar. Bu kalıp yalnızca olasılıklarını sıralar; A’nın kesinlikle gerçekleşeceği anlamına gelmez.
Alıştırma
Olasılık karşılaştırmasını hedef yapıyla tamamlayın: A seed is ____ grow with water and sunlight ____ in a dark, dry box.
Cevabı göster
more likely to · than
The odds of winning the Mega Millions lottery is 1 in 259 million Kalıp ifadeler
1:15Mega Millions piyangosunu kazanma şansı 259 milyonda 1
The odds of winning: kazanma olasılığı
The odds of + -ing, bir olayın gerçekleşme olasılığını belirtir. -ing yapısı hangi olayın ölçüldüğünü gösterir; one in 259 million gibi bir sayı ise olayın ne kadar nadir olduğunu anlatır. Standart İngilizcede odds çoğuldur; bu nedenle normal uyum The odds of winning ... are ... şeklindedir, ... is ... şeklinde değil. Fiil winning ile değil, odds ile uyum gösterir. One in 259 million, yaklaşık 259 milyon ihtimalde bir anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle The odds of + -ing yapısını standart özne-fiil uyumuyla kullanır?
- The odds of drawing the gold card are 1 in 100.
- The chance of drawing the gold card are 1 in 100.
- The odds of drawing the gold card is 1 in 100.
Cevabı göster
The odds of drawing the gold card are 1 in 100.
Nevertheless, this is likely the best get super rich gambling bet out there.
1:21Yine de bu, muhtemelen süper zengin olmak için en iyi kumar bahsidir.
Aynı konuda kalmayı sağlayan Sticking with + konu geçişi
“Sticking with gambling,” ifadesindeki sticking with, aynı genel konuyu konuşmaya devam etmek anlamına gelir. Konuşmacı fiziksel olarak yapışan bir şeyden söz etmez; sürdürülen şey kumar konusudur. Cümlenin başındaki “Sticking with + konu” yapısı, ardından gelecek bilgiyi düzenler: dinleyicilere konunun değiştiğini düşündürmeden yeni bir örnek veya alt nokta sunulacağını belirtir.
Alıştırma
Az önce parola güvenliğini ele aldınız. Konuyu değiştirmeden çevrim içi güvenlikle ilgili başka bir örneği doğal biçimde sunan cümle hangisidir?
- Sticking with online safety, here is another common risk.
- Moving on to healthy eating, here is a common mistake.
- Leaving online safety aside, let's discuss study habits.
Cevabı göster
Sticking with online safety, here is another common risk.
in 2017 a woman in the UK walked into a betting shop with 1 buck Anlatım akışı
1:262017'de Birleşik Krallık'ta bir kadın 1 dolarla
or in this case 1 pound and walked out with $800,000.
1:30veya bu durumda 1 sterlinle bahis dükkanına girdi ve 800.000 dolarla çıktı.
walked into ... with X / walked out with Y yapısı
“Walked into a betting shop with 1 pound” ve “walked out with $800,000”, öncesini ve sonrasını yansımalı biçimde karşılaştıran bir çerçeve oluşturur. Walked fiilinin ve with öbeklerinin tekrarı, hikâyeyi bir başlangıç ve bir bitiş durumuna sıkıştırarak büyük değişimi öne çıkarır. Burada walked out with, kadının ayrılırken paraya sahip olduğu anlamına gelir; bağlama göre bu para onun kazancıdır. “walked into + yer with X ... walked out with Y” kalıbı başka kısa değişim hikâyelerini de düzenleyebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, önceki ve sonraki değişimi öne çıkarmak için giriş ve çıkışı yansımalı bir yapıyla anlatır?
- She walked into the meeting with a rough sketch and walked out with an approved design.
- She left the meeting, and a rough sketch was on the table.
- She walked around the office with an approved design after the meeting.
Cevabı göster
She walked into the meeting with a rough sketch and walked out with an approved design.
stating home win or away win.
1:41ev sahibi galibiyeti mi deplasman galibiyeti mi diyerek bahis yaptı.
an accumulator: Britanya İngilizcesinde birleşik bahis
Bu cümlede an accumulator, birkaç ayrı maçla ilgili tahminleri tek bir bahiste birleştiren bahis türüdür. Bahsin kazanması için bütün seçimlerin doğru olması gerekir; tek bir tahmin bile yanlış çıkarsa accumulator'ın tamamı kaybeder. Bu ya hep ya hiç yapısı, 12 maç sonucunu birleştirmenin neden çok yüksek bir kazanç sunabildiğini ama kazanmasının da son derece zor olduğunu açıklar.
Alıştırma
Cümleyi, birkaç seçimin tek bahiste birleştirildiği ve hepsinin kazanması gereken bahis türünü anlatan Britanya terimiyle tamamlayın: She combined four match predictions into one bet, putting them into ____.
Cevabı göster
an accumulator
and William Hill betting company said it was their biggest football payout ever.
1:48ve bahis şirketi William Hill, bunun gelmiş geçmiş en büyük futbol ödemeleri olduğunu söyledi.
The funny thing is, ...: ironik bir karşıtlığı haber vermek
The funny thing is, önce söylenenler düşünüldüğünde sıradaki gerçeğin şaşırtıcı, ilginç ya da ironik olduğunu bildiren bir söylem kalıbıdır. Burada dinleyiciyi şu karşıtlığa hazırlar: daha az bilgili kişi başarılı olurken sözde uzman başarılı olmamıştır. Bu kalıpta funny mutlaka “güldüren” anlamına gelmez. İfadeyi kullanan kişi, sıradaki ayrıntının önceki bilgilerin anlaşılma biçimini değiştireceğini haber vererek hikâyedeki bilgileri düzenler.
Alıştırma
Yeni başlayan biri beklenmedik şekilde bir turnuva kazanıyor. Hangi başlangıç bu sonucu hafif ironik bir karşıtlık olarak en iyi şekilde sunar?
- The strange thing is, she had never played before.
- The thing is, she had never played before.
- The funny thing is, she had never played before.
Cevabı göster
The funny thing is, she had never played before.
had been betting on teams every week all of his adult life. Dilbilgisi
1:56yetişkinlik hayatı boyunca her hafta takımlara bahis oynuyordu.
had been betting: geçmişte uzun süre tekrarlanan etkinlik
Had been betting, past perfect progressive yapısıdır. Geçmişteki belirli bir referans noktasından önce devam eden veya tekrarlanan bir etkinliği anlatır; burada her hafta yapılan bahis uzun süredir devam etmektedir. Bu yapı tek bir bahsi değil, uzun süren tekrarlı davranışı ve süresini vurgular. Every week ve all of his adult life bu uzun süreli düzeni açıkça gösterir.
Alıştırma
Tekrarlanan bir etkinliğin geçmişteki bir referans noktasına kadar devam ettiğini en iyi hangi yapı gösterir? Cümleyi tamamlayın: By the time he retired, he ____ on teams every week for decades.
- was betting
- had bet
- had been betting
- has been betting
Cevabı göster
had been betting
So there you go.: konuşma dilinde bir kapanış
Burada So there you go. konuşmayı veya anlatıyı kapatan bir ifadedir. Konuşmacı şaşırtıcı sonucu anlattıktan sonra bu ifadeyi “Sonuç böyle oldu” veya “Durum bu” anlamında kullanır ve anlatının sona geldiğini gösterir. Bu kullanım bir yere gitme talimatı değildir. Aynı sözler bir nesne uzatılırken “buyur” anlamına gelebilir; ancak bu cümlede baştaki So ve anlatının bağlamı ifadeye özetleyici bir anlam verir.
Alıştırma
Bu hikâyede So there you go. hangi işlevi görüyor?
- Dinleyenden sonucu açıklamasını ister.
- Dinleyene bir nesne uzatır.
- Dinleyene başka bir yere gitmesini söyler.
- Noktayı, şaşırtıcı sonucu mevcut durum olarak sunarak özetler.
Cevabı göster
Noktayı, şaşırtıcı sonucu mevcut durum olarak sunarak özetler.
You might try using the force when you bet. Kültür
2:00Bir dahaki sefere bahis oynarken 'gücü' kullanmayı deneyebilirsiniz.
using the force ifadesinin Star Wars göndermesi olarak kullanımı
Bu cümlede using the Force, insanların eylemlerine yön verebilen kurgusal bir güç olan the Force'un yer aldığı Star Wars'a mizahi bir göndermedir. Anlatıcı, dayanağı olmayan bir bahis seçimini sanki özel bir sezgi tarafından yönlendirilmiş gibi şakayla anlatır. Bu ifade fiziksel güç kullanmak anlamına gelmez. Kurgusal kavram yazıda normalde the Force biçiminde büyük harfle yazılır; şakanın anlaşılması bu göndermenin fark edilmesine bağlıdır.
Alıştırma
Bu cümlede using the Force neyi ima ediyor?
- Sezgisel bir tahmini anlatan mizahi bir Star Wars göndermesi
- Bahis oynarken fiziksel güç kullanma önerisi
- Resmî bahis istatistiklerini izleme talimatı
Cevabı göster
Sezgisel bir tahmini anlatan mizahi bir Star Wars göndermesi
We now turn to probably the luckiest ever slot machine winner, Anlatım akışı
2:02Şimdi muhtemelen Las Vegas'ta sadece bir değil, iki kez büyük kazanan
Konu geçişi olarak We now turn to
We now turn to, dikkatin önceki konudan yeni bir konuya geçtiğini bildiren bir sunucu geçişidir. Burada yeni odak slot makinesi kazananıdır; fiziksel olarak dönmekten söz edilmez. Yeniden kullanılabilen kalıp We now turn to + isim öbeği, konu, kişi veya soru biçimindedir. We, dinleyicileri de bu dikkat değişimine dâhil ederken now yeni bölümün başladığı noktayı gösterir.
Alıştırma
Resmî sunucu geçişini hedef ifadeyle tamamlayın: We ____ the final story of the evening.
Cevabı göster
now turn to
who won big in Las Vegas not just once but twice. Dilbilgisi
2:05gelmiş geçmiş en şanslı slot makinesi kazananına dönüyoruz.
not just once but twice: yalnızca bir kez değil, iki kez
not just A but B, bilgi eklerken vurguyu artıran bir yapıdır: A doğrudur ve B daha güçlü ya da daha şaşırtıcı bir bilgi ekler. Burada once reddedilmez; kişi bir kez kazanmış, ardından ikinci kez de kazanmıştır. But, dinleyiciyi beklenen sınırın ötesine taşımak için not just ile birlikte çalışır. İlk gerçekten daha güçlü gerçeğe geçişin açık olması için A ve B dil bilgisel açıdan paralel tutulmalıdır.
Alıştırma
Cümleyi not just ... but yapısıyla tamamlayın: The storm damaged ____ one house ____ the entire street.
Cevabı göster
not just · but
when he won $4.6 million in the slot machine Megabucks.
2:11Megabucks slot makinesinde 4,6 milyon dolar kazandığında 76 yaşındaydı.
you can play each spin with 1, 2, or 3 dollars,
2:16her çevirmede 1, 2 veya 3 dolarla oynayabilirsiniz,
but to get the jackpot you must play with 3 dollars.
2:19ancak büyük ikramiyeyi almak için 3 dolarla oynamalısınız.
This old guy took a trip around the world after his win,
2:22Bu yaşlı adam kazandıktan sonra dünya turuna çıktı,
then went back to Vegas 14 years later at the ripe old age of 90, Deyimler
2:25daha sonra 14 yıl sonra 90 gibi olgun bir yaşta Vegas'a döndü,
at the ripe old age of 90: 90 gibi ileri bir yaşta
At the ripe old age of 90, “kişi 90 yaşındayken” anlamına gelirken 90'ı oldukça ileri bir yaş olarak sunar. Bu hikâyede o yaşta elde edilen başarı dikkat çekici olduğu için ifade hayranlık ve hafif bir mizah da katar. Ripe burada mecazidir; yaşamın olgun veya ileri bir aşamasına ulaşmayı anlatır. Tutum ifadenin tamamından gelir; kişinin kelimenin gerçek anlamıyla “olgunlaşmış” olduğunu söylemez.
Alıştırma
İleri yaşı şakacı biçimde vurgulayan deyimle cümleyi tamamlayın: He learned to swim ____ 78.
Cevabı göster
at the ripe old age of
he then won $21 million playing the same game.
2:29sonra aynı oyunu oynayarak 21 milyon dolar kazandı.
Odds experts seem to disagree over what the odds are of winning the Megabucks jackpot.
2:36Oran uzmanları, Megabucks ikramiyesini kazanma oranlarının ne olduğu konusunda aynı fikirde değil gibi görünüyor.
Some say as low as 1 in 17 million Kalıp ifadeler
2:40Bazıları 17 milyonda 1 kadar düşük olduğunu söylerken,
while another odds expert put it closer to 1 in 49 million.
2:42başka bir oran uzmanı bunu 49 milyonda 1'e yakın olarak belirledi.
Tahminleri karşılaştırmak için as low as ... put it closer to
“As low as”, bir sayıyı bir kaynağın veya aralığın öne sürdüğü alt uç olarak sunar; başka bir kaynağın daha da düşük bir tahminde bulunamayacağı anlamına gelmez. Burada olasılığın kendisini niteler. “1 in N” biçimindeki olasılıklarda N büyüdükçe ihtimal azalır; bu yüzden paydaları olasılıkmış gibi karşılaştırmamak gerekir. “Put it closer to”, “onun … değerine daha yakın olduğunu tahmin etti” demektir. “It” daha önce sözü edilen olasılığa gönderme yapar ve ifade, başka bir uzmanın tahminini kesin bir gerçekmiş gibi sunmadan aktarır. “While” iki tahmini yan yana getirir.
Alıştırma
İki hedef ifadeyle karşılaştırmayı tamamlayın: Some forecasts put snowfall ____ two inches, but the local meteorologist ____ five inches.
Cevabı göster
as low as · put it closer to
return the next day and bet on black or red.
2:51ertesi gün geri dönün ve siyah veya kırmızıya bahis yapın.
Belirleyici engel anlamında the deal breaker
Deal breaker normalde bir kişinin anlaşmayı, planı, seçeneği veya ilişkiyi reddetmesine yol açacak kadar ciddi bir koşul ya da sorundur. Kelimenin tam anlamıyla anlaşmayı bozan kişi demek değildir. Bu cümlede ertesi gün belirleyici sınav olarak görülür: o gün yaşanacaklar planın başarılı olup olamayacağını belirleyecektir. “The”, onu tek belirleyici mesele olarak öne çıkarır. Bu kullanım, normaldeki “kabul edilemez koşul” anlamından biraz daha geniştir; ancak bu tek unsurun her şeyi durdurabileceği fikrini korur.
Alıştırma
Deal breaker hangi durumda en doğal biçimde kullanılır?
- Dairenin duvarları mavi ve bu renk sizi rahatsız etmiyor.
- Daire işe yakın olduğu için onu daha çok beğeniyorsunuz.
- Dairede asansör yok ve asansörü olmayan hiçbir daireyi kabul etmeyeceksiniz.
Cevabı göster
Dairede asansör yok ve asansörü olmayan hiçbir daireyi kabul etmeyeceksiniz.
You could just stay there and bet on one color each time.
3:04Öylece kalıp her seferinde bir renge bahis de yapabilirsiniz.
Rulet sonucunu anlatan came up
Bu rulet cümlesinde came up, “sonuç olarak geldi” anlamındadır. Çark çevrildikten sonra görünen renk kırmızıydı; hiçbir şey yukarı doğru hareket etmedi. Come up, anlamı bağlama göre değişen bir öbek fiildir. Şansa dayalı bir oyunda renk veya sayıyla kullanıldığında “sonuç olarak gelmek” anlamına gelebilir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Blue came up three times on the wheel. came up ne anlama geliyor?
- konuşmada bahsedildi
- sonuç olarak geldi
- yukarı doğru hareket etti
Cevabı göster
sonuç olarak geldi
Art arda olaylar için in a row
Bu cümlede in a row “art arda” anlamına gelir: Araya farklı bir sonuç girmeden kırmızı 32 kez sonuç olarak geldi. Bu ifade yan yana yerleştirilmiş nesneleri de anlatabilir; ancak burada 32 times ile tekrarlanan sonuçlar sayıldığı için zaman veya sıra anlamı seçilir.
Alıştırma
Cümleyi row ile biten ve “art arda” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Our team won four games ____.
Cevabı göster
in a row
The chances of that happening are over 10 billion to 1.
3:13Bunun gerçekleşme olasılığı 10 milyarda 1'den bile düşüktür.
On second thought: az önce söyleneni değiştirmek
On second thought, “yeniden düşündükten sonra az önce söylediğimi değiştirmek istiyorum” anlamına gelen bir konuşma işaretidir. Gözden geçirilmiş bir seçimi, öneriyi veya görüşü tanıtır; bir listedeki ikinci düşünce anlamına gelmez. Yeni düşünceden önce kullanılır. Virgül kısa bir duraklamayı gösterir: On second thought, ... Böylece uzun bir açıklama yapmadan önceki sözünüzü düzeltebilir veya yumuşatabilirsiniz.
Alıştırma
Yeniden düşündükten sonra bir kararı değiştirmek için kullanılan kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, let's take the bus instead.
Cevabı göster
On second thought
You have a 47.4% chance of getting the color right each time.
3:18Her seferinde rengi doğru bilme şansınız %47,4'tür.
Let's move away from these insane odds and towards the Bitcoin phenomenon. Anlatım akışı
3:22Şimdi bu çılgın olasılıklardan uzaklaşıp Bitcoin fenomenine doğru ilerleyelim.
Let's move away from ... and towards ...: eski yönden yeni yöne geçmek
Let's move away from A and towards B, geçişi iki yön üzerinden düzenler: A’yı geride bırakıp dikkati veya çabayı B’ye yöneltmek. Buradaki move mecazidir; fiziksel hareketi değil, konu değişimini anlatır. Let's, bu değişimi birlikte atılan bir sonraki adım gibi gösterir. from ... towards ... ikili yapısı karşıtlığı ve yönü vurgular; strateji, alışkanlık veya öncelik değiştirirken de kullanılabilir.
Alıştırma
Eski bir yaklaşımdan yenisine geçişi anlatan iki parçalı yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ paper forms ____ a simple online system.
Cevabı göster
Let's move away from · and towards
Now you likely have heard of the person that bought two pizzas
3:2610.000 birim Bitcoin ile iki pizza alan kişiyi
This story was all over the media when Bitcoin was on the ascent Notlar
3:30Bitcoin yükselişteyken bu hikaye tüm medyada yer almıştı
all over the media: geniş çaplı haber kapsamı
Burada all over the media, hikâyenin birçok haber kuruluşu tarafından yaygın biçimde haber yapıldığı veya tartışıldığı anlamına gelir. All over geniş bir yayılma ve tekrar tekrar görünür olma fikri katar; fiziksel bir konumu anlatmaz. be all over the media kalıbı; bir hikâye, isim, görüntü veya olay televizyon, gazete, haber sitesi ve benzeri kanallarda yer aldığında kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “birçok haber kuruluşu tarafından geniş çapta haber yapılan” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: By evening, the animal rescue story was ____.
Cevabı göster
all over the media
on the ascent: yükseliş eğilimi
On the ascent, yükselme sürecinde olmak ya da daha değerli, başarılı, önemli veya tanınmış hâle gelmek anlamına gelir. Bu cümlede Bitcoin'in fiyatı ve gördüğü kamu ilgisi o sırada yükseliyor olarak sunulur; fiziksel bir tırmanış anlatılmaz. Yapı be + on the ascent şeklindedir. Ascent bir isimdir ve ifade, yukarı yönlü hareket görüntüsünü sürmekte olan bir eğilimi anlatmak için kullanır.
Alıştırma
“The small company was on the ascent,” cümlesinde on the ascent ne anlama gelir?
- Şirket daha başarılı veya etkili hâle geliyordu.
- Şirket en yüksek noktasına ulaştıktan sonra değişmeyi bırakmıştı.
- Şirket fiziksel olarak bir tepeye tırmanıyordu.
Cevabı göster
Şirket daha başarılı veya etkili hâle geliyordu.
and it was reported that the Bitcoin that person paid for those pizzas with
3:33ve o kişinin o pizzalar için ödediği Bitcoin'in
would then be worth about $100 million.
3:36daha sonra yaklaşık 100 milyon dolar değerinde olacağı bildirildi.
that if you would have bought just $5 of Bitcoin in 2010, Dilbilgisi
3:412010'da sadece 5 dolarlık Bitcoin almış olsaydınız,
you could have sold your coins for $4.4 million.
3:47bu coinlerinizi 4,4 milyon dolara satabilirdiniz.
If you would have bought ile if you had bought karşılaştırması
Bu cümlede if you would have bought, 2010'da gerçekleşmemiş varsayımsal bir satın almayı anlatır. Sonuç bölümü olan you could have sold... da geçmişte gerçekleşmemiş bir olasılıktır. Sıradan bir geçmiş karşıt gerçeklik için ölçünlü yazı İngilizcesinde if + past perfect kullanılır: if you had bought. Altyazıdaki if you would have bought, özellikle bazı bölgesel çeşitlerde olmak üzere gündelik konuşmada duyulur; ancak öğrenciler bunu normal üçüncü koşul cümlesinin kalıbı olarak görmemelidir.
Alıştırma
Şu öneriyi değerlendirin: Tarafsız ölçünlü İngilizcede "If you would have bought it in 2010, you could have sold it later" cümlesi "If you had bought it in 2010, you could have sold it later." şeklinde düzeltilmelidir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Doğru
If you had bought ... that would have been: üçüncü koşul cümlesi
If you had bought gerçek dışı geçmiş koşuldur: had + past participle, satın almanın gerçekte gerçekleşmediğini gösterir. That would have been ise varsayımsal geçmiş sonucu verir. Bu, üçüncü koşul cümlesinin kalıbıdır: if + past perfect ve sonuç cümlesinde would, could ya da might have + past participle. Artık değiştirilemeyecek bir geçmiş hakkında akıl yürütmek için kullanılır; kaçırılmış fırsatları, pişmanlığı, eleştiriyi veya alternatif tarihi anlatırken sık görülür.
Alıştırma
Buy, be ve would kullanarak bu ölçünlü üçüncü koşul cümlesini tamamlayın: If you ____ one share in 2010, it ____ worth far more by 2021.
Cevabı göster
had bought · would have been
Bet you wish you would have done that, eh? Ton ve niyet
3:53Keşke yapsaydım diyorsunuzdur eminim, haksız mıyım?
Bet you wish ... eh?: onay isteyen alaycı bir tahmin
Bet you wish, I bet you wish ifadesinin gündelik konuşmada kısaltılmış hâlidir. Buradaki bet, bahis yapma çağrısı değildir; konuşan kişi “şimdi … yapmış olmayı istediğinden oldukça eminim” demekte ve dinleyicinin geçmişteki bir seçiminden pişman olduğunu tahmin etmektedir. Sondaki eh?, onay isteyen kısa bir ek soru gibi çalışır. Burada alaycı ve biraz kendinden memnun bir ton katar: konuşan kişi, dinleyicinin tahminin doğru olduğunu kabul etmesini bekler.
Alıştırma
Konuşan kişi “Bet you wish ... eh?” ile ne yapıyor?
- Dinleyicinin bir şeyden pişman olduğunu şakacı biçimde tahmin edip onu onaylamaya çağırmak
- Dinleyiciden resmî olarak para üzerine bahis yapmasını istemek
- Konuşanın dinleyiciyi duymadığını söylemek
Cevabı göster
Dinleyicinin bir şeyden pişman olduğunu şakacı biçimde tahmin edip onu onaylamaya çağırmak
perhaps you should be on the look out for the next big thing in digital or alternative currencies. Kalıp ifadeler
3:56belki de dijital veya alternatif para birimlerindeki bir sonraki büyük şeye dikkat etmelisiniz.
Be on the look out for ve standart yazımı be on the lookout for
Bu cümlede be on the look out for, “ortaya çıkabilecek bir şeye karşı uyanık kalıp onu gözlemek” anlamına gelir. Yalnızca bir kez bakmayı değil, dikkat etmeye devam etmeyi anlatır. Standart yazılı İngilizcede bu kalıp be on the lookout for şeklinde, lookout tek kelime olarak yazılır. The sonrasındaki lookout bir isimdir; look out ise normalde iki kelimeli bir deyimsel fiildir.
Alıştırma
Cümleyi “uyanık kalıp gözlemek” anlamındaki standart kalıpla tamamlayın: During the hike, ____ loose rocks on the trail.
Cevabı göster
be on the lookout for
and that won't cost you anything except maybe a little bit of time.
4:03ve bunun size biraz zaman dışında hiçbir maliyeti olmaz.
Well, one young Englishman called Alex Tew did that in 2005
4:07İngiliz bir genç olan Alex Tew, 2005 yılında
to generate income for his university education.
4:11üniversite eğitimi için gelir elde etmek amacıyla tam da bunu yaptı.
which had 1 million pixels on it.
4:16Million Dollar Homepage'i (Milyon Dolarlık Ana Sayfa) yarattı.
He ended up making a little over a million dollars in gross income. Notlar
4:21Sonunda brüt gelir olarak bir milyon dolardan biraz fazla para kazandı.
ended up making: bir sürecin son sonucu
ended up making ifadesinde ended up, bir dizi olayın ardından ortaya çıkan son sonucu belirtir. Bu sonuç çoğu zaman başlangıçtaki planın bir parçası değildir veya ilk başta kesin değildir. Buradaki son sonuç, onun bir milyon doların biraz üzerinde para kazanmasıdır. Sonuç bir eylem olduğunda yapı end up + fiilin -ing biçimidir: end up making, end up waiting, end up changing. Bu yapı, sürece geriye dönüp bakar ve sürecin sonunda neye yol açtığını söyler.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için end up ifadesinin geçmiş zamanını ve wait fiilini kullanın: The bus never came, so we ____ for an hour.
Cevabı göster
ended up waiting
gross income: kesintilerden önceki gelir
gross income ifadesinde gross, giderler veya vergiler gibi ilgili kesintiler yapılmadan önce hesaplanan tutarı belirtir. Bu cümlede bir milyon doları aşan rakam, o aşamadaki toplam gelirdir; kişinin elinde kalan miktar olmak zorunda değildir. Kesin hesaplama mali bağlama göre değişebilir, ancak okurken temel karşıtlık gross ve net arasındadır: gross belirtilen kesintilerden önceki, net ise sonraki tutardır.
Alıştırma
Bir içerik üreticisi ücretleri, ekipman maliyetlerini veya vergileri çıkarmadan önce $50,000 aldı. Hangi tutar açıklanıyor?
- profit
- net income
- gross income
Cevabı göster
gross income
You might also just get lucky buying some old junk at a yard sale
4:23Ayrıca bir garaj satışından eski bir eşya alıp
that someone did just that at a yard sale in New York state.
4:28birinin tam da bunu yaptığını bildirdi.
and it sold later at auction in London for $2,225,000. Kalıp ifadeler
4:33ve bu kase daha sonra Londra'daki bir müzayedede 2.225.000 dolara satıldı.
at auction: rekabetçi tekliflerle satış
At auction, sold fiilini niteleyen bir zarf öbeğidir. Eşyanın birden fazla teklif sahibine sunulduğunu ve satıcının kabul ettiği en yüksek teklifin satış fiyatı olduğunu anlatır. Bu ifade satış yöntemini belirtir. Cümlede for $2,225,000 ise ödenen tutarı ayrı olarak verir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki 'rekabetçi teklifler yoluyla' anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The signed jersey was sold ____ after several fans placed bids.
Cevabı göster
at auction
rags to riches: yoksulluktan zenginliğe ve başarıya
Rags to riches, bir kişinin yoksulluktan veya çok mütevazı koşullardan zenginlik ve başarıya yükselmesini anlatan bir deyimdir. Çoğu zaman bütün bir yaşamı ya da kariyeri çarpıcı bir yükseliş yolculuğu olarak sunar. Buradaki literal sözcüğü bir kelime oyununun işaretidir: Hikâyede gerçekten paçavra gibi görülen ve sonradan büyük bir servet getiren bir eşya vardır. Normalde rags yalnızca yoksulluğun simgesidir; gerçek kumaş parçalarını anlatmaz.
Alıştırma
Hangi durum birinin went from rags to riches olduğunu gösterir?
- Zengin bir aile pahalı bir araba satıp başka bir araba alır.
- Bir çalışan her yıl küçük bir maaş artışı alır.
- Bir kişi yoksulluk içinde büyür ve daha sonra başarılı bir uluslararası şirket kurar.
Cevabı göster
Bir kişi yoksulluk içinde büyür ve daha sonra başarılı bir uluslararası şirket kurar.
sold what he had once thought was a worthless rag Dilbilgisi
4:44bir zamanlar değersiz bir paçavra sandığı şeyi
what he had once thought was a worthless rag: öncülünü içeren ilgi yan cümlesi
Bu cümlede what bir soru sözcüğü değildir. Öncülünü kendi içinde taşıyan bir ilgi yan cümlesini başlatır: what he had once thought was a worthless rag, “the thing that he had once thought was a worthless rag”, yani “bir zamanlar değersiz bir paçavra olduğunu düşündüğü şey” anlamına gelir. Yan cümlenin tamamı sold fiilinin nesnesidir. Yan cümlede he had once thought önceki düşünceyi belirtir; was a worthless rag bölümündeki was fiilinin anlamca öznesi he değil, what ile temsil edilen nesnedir. Bu yapı, bir şeyi onun hakkındaki eski bir düşünce üzerinden kısa ve yoğun biçimde tanımlamayı ve sonradan yaşanan algı değişimini vurgulamayı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle “Leo’nun kopya olduğunu düşündüğü nesne” anlamını, öncülünü kendi içinde taşıyan bir ilgi yan cümlesiyle doğru biçimde ifade eder?
- Leo donated what he had believed was a copy.
- Leo donated the object that he had believed was a copy.
- What had Leo believed was a copy?
Cevabı göster
Leo donated what he had believed was a copy.
disability checks: düzenli engellilik ödemeleri
Burada disability checks, bir engel kişinin çalışma yetisini etkilediği veya kişi bir yardım programının koşullarını karşıladığı için düzenli olarak aldığı ödemeleri ifade eder. Amerikan İngilizcesinde check, ortada kâğıt bir çek olmasa bile ödemenin kendisini belirtebilir. Cümle, adamın bir bacağını kaybettikten sonra geçimini bu ödemelerle sağladığını anlatır. Bu ifade tek başına hangi devlet yardımı veya sigorta programının söz konusu olduğunu göstermez.
Alıştırma
“After the injury, Nina lived on disability checks,” cümlesinde disability checks ne anlama gelir?
- Bir engel çalışma yetisini sınırladığı için düzenli olarak alınan ödemeler
- Engeli olup olmadığını kontrol eden tıbbi muayeneler
- Hastane masraflarını ödemek için kendisinin yazdığı çekler
Cevabı göster
Bir engel çalışma yetisini sınırladığı için düzenli olarak alınan ödemeler
the Antiques Roadshow: antika eşyalara değer biçilen bir televizyon programı
Antiques Roadshow, halktan insanların eski eşyalarını uzmanlara getirdiği bir televizyon programının adıdır. Uzmanlar eşyanın geçmişini açıklar, gerçek olup olmadığını değerlendirir ve ne kadar edebileceğini tahmin eder. Burada programı izlemesi, kendi battaniyesinin de değerli olabileceğini fark etmesini sağlar. Roadshow program adının bir parçasıdır; sıradan bir yol gösterisi izlediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede the Antiques Roadshow neyi ifade ediyor?
- Bir yolun kenarında düzenlenen açık hava gösterisi
- Yalnızca eski battaniyeler satan bir dükkân
- Uzmanların eski eşyaları inceleyip değerlerini tahmin ettiği bir televizyon programı
Cevabı göster
Uzmanların eski eşyaları inceleyip değerlerini tahmin ettiği bir televizyon programı
and realized that the dusty blanket he'd never bothered to use in the closet Kalıp ifadeler
4:56dolapta kullanmaya hiç tenezzül etmediği tozlu battaniyenin
never bothered to use: önemli görmediği için kullanmaya zahmet etmedi
Never bothered to use, battaniyeyi kullanmak için çaba göstermediği; genellikle bunu önemli ya da uğraşmaya değer bulmadığı anlamına gelir. Bother to yapısından sonra fiilin yalın biçimi gelir: bother to use, bother to ask, bother to check. Bu ifade, never used ifadesinin tek başına vermediği bir tutum ekler. Burada bother, “zahmete girmek” anlamındadır; “birini rahatsız etmek” anlamında değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, Mia'nın fotoğraf makinesini şarj etmeyi uğraşmaya değer bulmadığı için çaba göstermediğini söylüyor?
- Mia never bothered to charge the old camera.
- Mia could not figure out how to charge the old camera.
- Mia never got a chance to charge the old camera.
Cevabı göster
Mia never bothered to charge the old camera.
a Navajo blanket from around the 1800s.
5:011800'lerden kalma bir Navajo battaniyesi olduğunu fark etti.
He told the press what he thought while watching that show,
5:03Basına, o programı izlerken ne düşündüğünü şöyle anlattı:
I'm lining up the lines on the TV with the blanket, Öbek fiiller
5:09Ekranda gördüğüm çizgilerle battaniyedekileri hizaladım,
line up A with B: A’yı B ile hizalamak
line up A with B yapısında line up, A’yı B’ye karşılık gelecek şekilde konumlandırmak veya ikisinin karşılık gelen özelliklerini karşılaştırmak anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiildir. with ile başlayan bölüm, B’yi referans olarak gösterir. Bu cümlede konuşmacı, desenlerin çakışıp çakışmadığını kontrol etmek için televizyondaki çizgileri A, battaniyeyi ise B olarak ele alır. Lining up fiil öbeğidir; lines ise görünür çizgiler anlamındaki çoğul isimdir.
Alıştırma
Dersteki öbek fiili kullanarak yönergeyi tamamlayın: “Please ____ the ruler with the edge of the paper before you draw.”
Cevabı göster
line up
A word to the wise: anlayana kısa bir öğüt
A word to the wise, kısa bir uyarı veya öğüdü tanıtmak için kullanılan, atasözü havasındaki kalıplaşmış bir ifadedir. Word burada tek bir sözlük sözcüğü değil, bir mesaj veya kısa bir söz anlamına gelir; wise ise sağduyulu bir dinleyicinin küçük bir ipucunu anlayıp ona göre davranacağını ima eder. İfade genellikle asıl öğütten önce gelen bir giriş parçası olarak kullanılır ve ardından çoğu zaman iki nokta ya da virgül gelir. Tamamen tarafsız olmak yerine geleneksel, şakacı veya hafifçe imalı bir tonda duyulabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: “____: make a backup before updating your laptop.”
Cevabı göster
A word to the wise
why not check out what old junk you have stored somewhere in the house? Öbek fiiller
5:17neden evin bir köşesinde sakladığınız eski eşyalara bir göz atmıyorsunuz?
check out: bakmak veya incelemek
Burada check out, “orada ne olduğunu veya bir şeyin ilginç ya da değerli olup olmadığını görmek için bakmak veya incelemek” anlamına gelir. Konuşan kişi, evde saklanan eski eşyaların incelenmesini öneriyor. Bu anlamda check out ayrılabilen bir öbek fiildir: check out the old junk veya check the old junk out denebilir. Nesne bir zamirse ortaya gelir: check it out.
Alıştırma
Vurgulanan öbek fiille cümleyi tamamlayın: Before choosing a bicycle, ____ the brakes and tires carefully.
Cevabı göster
check out
You might just have a million bucks lying around. Öbek fiiller
5:19Etrafta duran bir milyon dolarınız olabilir.
lying around: kullanılmadan veya fark edilmeden durmak
Bu cümlede lying around, bir şeyin kullanılmadan, düzenlenmeden veya fark edilmeden bir yerde durması anlamına gelir. Potansiyel olarak değerli bir eşyanın zaten evde bulunduğunu ama gözden kaçtığını anlatır; buradaki lying, yalan söylemekle ilgili değildir. have + nesne + -ing kalıbı, bir nesnenin devam eden durumunu anlatabilir: have a million bucks lying around. Başka nesneler de lying around durumunda bulunabilir, bırakılabilir veya tutulabilir.
Alıştırma
Vurgulanan öbek fiille cümleyi tamamlayın: I finally used the coupon that had been ____ in my desk for months.
Cevabı göster
lying around
Odds are + yan cümle: olası bir sonucu ifade etmek
Odds are + yan cümle, duruma veya eldeki kanıtlara dayanarak bir şeyin muhtemel olduğunu söylemenin konuşma dilindeki bir yoludur. Burada Odds are someone does, muhtemelen birilerinin kenarda duran bir milyon doları olduğu anlamına gelir; does daha önce geçen fiil öbeğinin yerini alır. odds sözcüğü bahis olasılıklarını ifade edebilse de Odds are ... kalıbı günlük kullanımda genellikle sayısal oran vermek yerine bir olasılık değerlendirmesi yapar.
Alıştırma
Cümleyi odds ile kurulan iki sözcüklük konuşma dili olasılık kalıbıyla tamamlayın: Based on the dark clouds, ____ it will rain before dinner.
Cevabı göster
odds are
could be worth a small fortune if you kept them in perfect condition. Kalıp ifadeler
5:25eğer mükemmel durumda tuttuysanız, küçük bir servet değerinde olabilir.
Be worth a small fortune: yüksek parasal değere sahip olmak
Be worth a small fortune, parasal değeri çok yüksek olmak demektir. A small fortune, az miktarda şans değil, büyük miktarda para anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede if you kept them in perfect condition, sıradan oyuncakların ileride neden değerli koleksiyon parçalarına dönüşebileceğini açıklar. İfade vurguludur fakat yaklaşık bir değer bildirir: kesin bir tutar vermeden önemli bir maddi değer olduğunu belirtir.
Alıştırma
Bir koleksiyoncu eski bir afişin artık çok yüksek bir piyasa değerine sahip olduğunu keşfediyor, ancak satın alma fiyatından veya bir satıştan söz edilmiyor. Bunu en iyi hangi cümle ifade eder?
- The poster cost a small fortune.
- The collector made a small fortune.
- The poster is worth a small fortune.
Cevabı göster
The poster is worth a small fortune.
a boy who once asked her for one of the Transformer figures
5:29kendisinden Transformers figürlerinden birini isteyen
ended up having the entire collection at one point.
5:33bir noktada tüm koleksiyona sahip olduğu aktarılıyor.
Sadly, the boy died of AIDS later in life,
5:35Ne yazık ki çocuk hayatının ilerleyen dönemlerinde AIDS'ten öldü,
but in 2007 the mother sold the original boxed collection for $1 million.
5:38ancak 2007'de anne orijinal kutulu koleksiyonu 1 milyon dolara sattı.
You could make thousands upon thousands Deyimler
5:42Hâlâ kutusunda duran eski Star Wars figürleriniz varsa
thousands upon thousands: vurgulu bir miktar
Bu cümlede thousands upon thousands, “çok büyük bir sayı, binlerce ve binlerce” demektir. thousands sözcüğünün upon'ın iki yanında tekrarlanması, miktarı yalnızca thousands demeye göre çok daha büyük ve etkileyici gösterir. X upon X kalıbı, days upon days örneğinde olduğu gibi aynı miktarı veya birimi tekrarlayarak vurgu yapabilir. Bu söz sanatına dayalı bir kullanımdır; bir sayının fiziksel olarak başka bir sayının üzerinde durduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki tekrarlı ve vurgulu miktar ifadesiyle tamamlayın: The parade drew ____ of visitors.
Cevabı göster
thousands upon thousands
why not buy two of the toy you are buying? Ton ve niyet
5:48aldığınız oyuncaktan neden iki tane almayasınız?
Öneri için Why not + fiilin yalın hâli
Burada why not buy two bir öneridir: Konuşan kişi, dinleyeni iki tane almayı düşünmeye davet eder. Why not + fiilin yalın hâli, çoğu zaman bir şeyi yapmamak için ayrıntılı bir neden sormak yerine “bunu senin veya bizim yapmamızı öneriyorum” anlamına gelir. not sözcüğünden hemen sonra fiilin yalın hâlini kullanın: Why not buy ...? Özne söylenmez; önerinin sana, bize veya genel olarak insanlara yönelik olduğunu bağlam gösterir.
Alıştırma
Gündelik öneriyi dersteki iki sözcüklük başlangıçla tamamlayın: You have a free afternoon. ____ visit the museum?
Cevabı göster
Why not
Who knows what it'll be worth in 30, 40, or 50 years' time? Ton ve niyet
5:5030, 40 veya 50 yıl sonra ne kadar edeceğini kim bilebilir?
Öngörülemeyen bir sonuç için Who knows what it'll be worth?
Who knows ...? burada retorik bir sorudur: konuşan kişi belirli birinden cevap istemez. Gelecekteki değeri kimsenin güvenle tahmin edemeyeceği anlamına gelir; böylece sonuç açık kalır ve ifade hafif bir iyimserlik de taşıyabilir. Who knows ifadesinden sonra gelen what it'll be worth bir dolaylı soru cümleciğidir. Dolaylı sorular düz cümle söz dizimini kullanır: what + it + will be worth; what + will + it + be worth kullanılmaz.
Alıştırma
Hangi cümle gelecekteki değeri kimsenin tahmin edemeyeceğini doğal biçimde ifade eder?
- Who knows what will it be worth in twenty years?
- Who knows what it'll be worth in twenty years?
- Does anyone know what it'll be worth in twenty years?
Cevabı göster
Who knows what it'll be worth in twenty years?
This might not be the fastest way to make a million, Dilbilgisi
5:54Bu, bir milyon kazanmanın en hızlı yolu olmayabilir
Tümleci atılan might not be ... but it will be ...
might not be ... but it will be ... kalıbı önce temkinli bir kabulde bulunur, ardından kendinden emin, karşıt bir sonuç verir. İlk yargı kesin olarak sunulmazken ikinci yargının farklı bir yararlanıcı, yani çocuklarınız için geçerli olduğu kesin biçimde ileri sürülür. İkinci be sözcüğünden sonraki sözler, ilk cümlecikten çıkarılabildiği için atılır. It will be, it will be the fastest way to make a million anlamına gelir; buradaki be tek başına var olmak anlamında kullanılmaz.
Alıştırma
Temkinli ilk cümlecikte might, kendinden emin ikinci cümlecikte will kullanarak hedef kalıbı tamamlayın. This ____ the easiest schedule for parents, but it ____ for students.
Cevabı göster
might not be · will be
can you think of any illegal get rich quick schemes?
5:58kısa yoldan zengin olmanın yasa dışı yollarını düşünebiliyor musunuz?