Ülkelerin İçindeki Ülkeler: İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video özeti: Bu anlatım, yalnızca bir kara komşusu olan ülkeleri Vatikan, San Marino ve Lesotho'dan Gambiya, Güney Kore, Birleşik Krallık ve Kanada'ya kadar karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. When it comes to neighbors, — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Örnek veya karşılaştırmalara geçmeden önce tartışılacak yönü belirleyin. 2. as surrounded as any nation can get. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: as...as...can get ile bir durumun mümkün olan en yüksek düzeye yaklaştığını anlatın. 3. the Channel — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Bunun Manş Denizi'nin Britanya'daki adı olduğunu ve tünelle bağlantısını öğrenerek kazılmış kara sınırı şakasını anlayın.
Bu derste
most countries have several options like north to Canada or south to Mexico,
0:01çoğu ülkenin kuzeyde Kanada veya güneyde Meksika gibi birkaç seçeneği vardır,
but there are countries that don't have this freedom of choice. Kalıp ifadeler
0:05ancak bu seçme özgürlüğüne sahip olmayan ülkeler de var.
When it comes to neighbors: komşu ülkeler söz konusu olduğunda
When it comes to + isim öbeği, o konuyu ele aldığımızda veya o konu hakkında konuştuğumuzda anlamına gelir. Burada neighbors, tartışılan yönü belirtir ve odağı her ülkenin hangi ülkelerle sınır komşusu olduğuna daraltır. Bu, konuyu çerçeveleyen bir ifadedir; come fiilinin gerçek anlamdaki kullanımı değildir. neighbors yerine başka bir konu getirilebilir: When it comes to cost, ...
Alıştırma
Cümleyi konuyu çerçeveleyen kalıp ifadeyle tamamlayın: ____ online safety, strong passwords matter.
Cevabı göster
When it comes to
have this freedom of choice: bu seçim özgürlüğüne sahip olmak
Freedom of choice, gerçek seçenekler arasından seçim yapabilme yeteneği anlamına gelir. have this freedom of choice ifadesinde have, bu yeteneğe sahip olmak veya bundan yararlanmak anlamındadır; this ise daha önce belirtilen farklı komşu ülke seçeneklerine gönderme yapar. Tam cümledeki don't have this freedom of choice, bazı ülkelerin bu coğrafi seçeneklere sahip olmadığını söyler. Bir ülkenin hangi ülkelerin komşusu olacağını seçtiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle öğrencilerin üç çalışma planı arasından seçim yapabilmesini doğal biçimde vurgular?
- Students have real freedom of choice in selecting one of three study plans.
- Students have real choice freedom in selecting one of three study plans.
- Students are free from choosing a study plan.
Cevabı göster
Students have real freedom of choice in selecting one of three study plans.
but because they're trapped in another country. Deyimler
0:09başka bir ülkenin içine hapsoldukları için.
Not because A, but because B: bir nedeni düzeltmek
Not because A, but because B yapısında ilk because yan cümlesi konuşmacının reddettiği nedeni, ikinci yan cümle ise gerçek nedeni verir. Burada ada olmaları açıklama olarak açıkça reddedilir; asıl neden, coğrafi olarak başka tek bir ülke tarafından tamamen çevrelenmiş olmalarıdır. Bu yapı iki nedeni sadece sıralamak için değil, beklenen bir açıklamayı düzeltmek için kullanılır. Dinleyiciyi olası bir tahminden konuşmacının kabul ettiği nedene yönlendirir.
Alıştırma
Düzeltmeyi iki neden bağlayıcısıyla tamamlayın. İki rota da aynı süreyi alıyor: We took the river path ____ it was faster, ____ it was quieter.
Cevabı göster
not because · but because
Coğrafi bir metafor olarak trapped in another country
Burada trapped, mekânsal bir metafordur. Ülke gerçek anlamda tutsak değildir; kara sınırları başka tek bir ülke tarafından tamamen çevrelenmiştir ve her tarafında o ülke vardır. Daha genel olarak be trapped in, bir yerden, durumdan veya sistemden çıkmak ya da onu değiştirmek için çok az yol bulunması anlamına gelebilir. Sözcük kısıtlanmayı vurgular; mutlaka fiziksel tutsaklık anlamına gelmez.
Alıştırma
“The small state is trapped in another country,” cümlesindeki trapped, bir coğrafya açıklamasında büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Coğrafi olarak başka tek bir ülke tarafından çevrelenmiştir.
- Başka bir ülkenin hükûmeti tarafından hapse atılmıştır.
- Kara sınırı olmayan bir ada ülkesidir.
Cevabı göster
Coğrafi olarak başka tek bir ülke tarafından çevrelenmiştir.
which fits inside of not just Italy, but also just Rome. Dilbilgisi
0:13sadece İtalya'nın değil, tek başına Roma'nın bile içine sığıyor.
not just Italy, but also just Rome ifadesinde just sözcüğünün iki görevi
Not just A, but also B iki gerçeği bağlar ve ikisinin de doğru olduğunu vurgular. Burada söz konusu yerin İtalya’nın içinde olduğu, ayrıca daha şaşırtıcı ve daha belirli olarak Roma’nın içinde de bulunduğu söylenir. İki just farklı görevler üstlenir. not just Italy bölümündeki just, eşli yapı olan not just ... but also ... kalıbının parçasıdır. just Rome bölümünde ise “yalnızca Roma” anlamına gelir ve alanı sınırlar; sabit kalıbın fazladan bir parçası değildir.
Alıştırma
Cümleyi iki gerçeği de koruyan eşli yapıyla tamamlayın. İkinci just zaten verilmiştir ve “yalnızca” anlamına gelir: This species lives ____ in Canada, ____ in just one valley in the United States.
Cevabı göster
not just · but also
How Vatican City got surrounded is complicated, but not unique. Dilbilgisi
0:17Vatikan Şehri'nin nasıl etrafının sarıldığı konusu karmaşıktır ama tek örnek bu değildir.
got surrounded: get edilgeni
Got surrounded bir get edilgenidir: got + geçmiş zaman ortacı surrounded. Özne çevreleme eylemini yapmamıştır; başka şeyler onun çevresinde bulunur hâle gelmiştir. Get edilgeni bir olayı veya yeni bir duruma geçişi vurgular. Burada Vatikan tarihsel bir süreç sonucunda çevrili hâle gelmiştir; got, onun bir şeyi elde ettiği ya da aldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi surround fiilinin geçmiş zamandaki get edilgeniyle tamamlayın: Yesterday, our car ____ by a crowd after the match.
Cevabı göster
got surrounded
home to 30,000 citizens: 30.000 vatandaşın yaşadığı yer
Burada home to 30,000 citizens, “30.000 vatandaşın yaşadığı yer” anlamına gelir. be home to kalıbı bir yeri insanların, kuruluşların, hayvanların veya nesnelerin bulunduğu yer olarak tanıtır. Virgülden sonra gelen home to ... San Marino hakkında kısa bir ek bilgi verir. which is home to 30,000 citizens şeklinde genişletilebilir; which is ifadesinin çıkarılması bilgiyi daha özlü hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi “bulunduğu yerdir” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The old library is ____ a valuable collection of maps.
Cevabı göster
home to
is a country that likes countries in its country.
0:27kendi ülkesinin içinde ülkeler olmasını seven bir ülke.
which is both the largest encircled country at 70 times Vatican City's size Dilbilgisi
0:33ki burası Vatikan Şehri'nin 70 katı büyüklüğüyle etrafı çevrili en büyük ülke
and the most populated with over 2 million citizens.
0:37ve 2 milyonu aşkın vatandaşıyla en kalabalık olanıdır.
not just Italy's thing: yalnızca İtalya'ya özgü değil
Bu cümlede someone's thing, bir kişi veya grupla güçlü biçimde ilişkilendirilen bir etkinliği, tarzı, ilgiyi ya da tipik davranışı anlatır. Bu nedenle not just Italy's thing, bu durumun yalnızca İtalya'ya özgü olmadığını belirtir. Ülke bir insan gibi ele alındığı için cümle eğlenceli bir ton kazanır. İtalya'nın ülkeleri bilerek tuzağa düşürdüğü söylenmiyor; bir ülkenin başka bir ülkeyi tamamen çevrelemesi coğrafi durumu mizahi biçimde anlatılıyor.
Alıştırma
“Community clean-ups are not just the council's thing; local shops join in too,” cümlesinde not just the council's thing ne anlama gelir?
- Belediye meclisi etkinlikten hoşlanmıyor.
- Etkinlik yalnızca belediye meclisiyle sınırlı değildir.
- Etkinliği yalnızca belediye meclisinin yapmasına izin veriliyor.
Cevabı göster
Etkinlik yalnızca belediye meclisiyle sınırlı değildir.
hem en büyük ... hem de en kalabalık
Bu cümlede both ... and, aynı ülkeye ait iki üstünlük bildiren betimlemeyi bağlar: ülke, tamamen başka bir ülkeyle çevrili ülkelerin en büyüğü ve aynı zamanda en kalabalığıdır. both, and sonrasında eşit derecede önemli ikinci bir özelliğin geleceğini bildirir. Dengeli yapı both + birinci öge + and + ikinci öge şeklindedir. İki bağlı bölümü dil bilgisi açısından olabildiğince paralel tutun; burada ikisi de the + üstünlük biçimiyle başlar.
Alıştırma
Tam olarak iki başarıyı eşit biçimde kapsayan tarafsız ikili bağlaçla cümleyi tamamlayın: “The museum is ____ the city's oldest attraction ____ its most visited landmark.”
Cevabı göster
both · and
The thing that makes these three countries' borders bizarre Dilbilgisi
0:40Bu üç ülkenin sınırlarını tuhaf kılan şey,
must go through the one and only neighbor they have. Kalıp ifadeler
0:44sahip oldukları tek komşudan geçmek zorunda olmasıdır.
The thing that makes X Y is that Z: bir özelliğin nedenini açıklamak
Cümle, dikkat çekici bir özelliğe neyin yol açtığını açıklamak için The thing that makes X Y is that Z kalıbını kullanır. X konu, Y açıklanan özellik, Z ise temel gerçektir. Burada X these three countries' borders, Y bizarre, Z ise her ülkeye giren veya ülkeden çıkan bütün yolların o ülkenin tek komşusundan geçmek zorunda olmasıdır. Kalıp açıklamayı is that sonrasına bırakarak dinleyicinin önce hangi özelliğe odaklanacağını anlamasını sağlar. İki that aynı dil bilgisi görevini üstlenmez: biri thing sözcüğünün betimlemesine aittir, diğeri ise is sonrasında açıklamayı başlatır.
Alıştırma
“The thing that makes the room useful is that it can be divided in two,” cümlesindeki iki that hangi görevleri üstlenir?
- İlki thing sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğini, ikincisi açıklamayı veren cümleciği başlatır.
- İlki açıklamayı verir; ikincisi thing sözcüğünü niteler.
- İkisi de listedeki eşit iki ögeyi bağlar.
- İkisi de thing sözcüğünü niteleyen ilgi cümleciklerini başlatır.
Cevabı göster
İlki thing sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğini, ikincisi açıklamayı veren cümleciği başlatır.
one and only: tek olmayı güçlü biçimde vurgulama
Kalıplaşmış one and only ifadesi “tam olarak bir tane, ikincisi yok” anlamına gelir. only sözcüğüne göre daha güçlü, bazen de biraz dramatik bir vurgu yapar. the one and only neighbor ifadesinde kalıbın tamamı tekil neighbor ismini niteler. and sözcüğü tek bir kalıp içindeki sözcükleri bağlar; ikinci bir komşu eklemez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “tek olan, ikincisi bulunmayan” anlamındaki üç sözcüklü kalıpla tamamlayın: This is the ____ copy signed by the author.
Cevabı göster
one and only
take a look at: dikkati bir şeye yöneltme
Take a look at, bir şeye “bakmak” veya onu “incelemek” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki take, bir şeyi gerçekten eline almak anlamına gelmez. Emir biçimindeki take a look at the Gambia ifadesinde konuşmacı, dinleyicileri dikkatlerini yeni bir örneğe çevirmeye davet eder. Bu nedenle ifade, açıklama ve sunumlarda sözlü geçiş yapmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Öğretmenin cümlesini, bu dersteki dikkati bir nesneye yönelten dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: Now, ____ this map.
Cevabı göster
take a look at
is as surrounded as any nation can get. Dilbilgisi
0:51bir ülkenin olabileceği kadar çepeçevre sarılmış durumdadır.
as surrounded as any nation can get: gerçekçi bir maksimum
as + sıfat + as ... can get kalıbı yalnızca iki şeyin aynı derecede olduğunu karşılaştırmaz. Niteliği, ikinci as'ten sonra belirtilen kişi veya şey için gerçekçi olarak mümkün olan en yüksek dereceye yaklaştırır. Burada as surrounded as any nation can get, ülkenin bir ulus için mümkün olan neredeyse en yüksek derecede çevrili olduğu anlamına gelir. Küçük deniz sınırı ülkenin tam anlamıyla her yönden kapalı olmasını engellediği için ifade mutlak bir iddia değil, gerçekçi bir üst sınır verir.
Alıştırma
Hangi cümle kulübenin gerçekçi olarak mümkün olan en yüksek ıssızlık derecesine yakın olduğunu söyler?
- The cabin is as remote as the village.
- The cabin is as remote as a place can get.
- The cabin is very far from the village.
Cevabı göster
The cabin is as remote as a place can get.
If we amend the previous rule to every land route, Kelime
0:53Eğer önceki kuralı her türlü kara yolunu kapsayacak şekilde değiştirirsek,
amend the previous rule: mevcut bir kuralı resmen değiştirmek
Amend, mevcut bir kuralda, belgede, teklifte veya yasada değişiklik yapmak ve onu aynı temel unsur olarak yürürlükte tutmak anlamına gelen resmî bir fiildir. Tek başına tamamen iptal etmek anlamına gelmez. amend the previous rule to every land route ifadesinde to, kuralın değiştirilmiş kapsamını tanıtır: önceki kuralı tüm kara yollarını ilgilendirecek biçimde değiştirmek. Daha açık biçimleri amend the rule to cover every land route veya amend the rule to say every land route şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi, mevcut bir politikayı iptal etmek yerine değiştirmek anlamına gelen resmî fiille tamamlayın: The committee voted to ____ the policy so it also covers online meetings.
Cevabı göster
amend
now we've made a category of single-neighbored nations,
0:55şimdi tek komşulu ülkeler kategorisini oluşturmuş oluruz;
where the only way in or out is through Spain. Dilbilgisi
1:01ki oraya girip çıkmanın tek yolu İspanya'dan geçmektir.
the only way in or out is through ...: tek güzergâhı belirtmek
the only way ... is ... kalıbı, bir güzergâhı veya yöntemi mevcut tek seçenek olarak gösterir. Burada way “güzergâh” anlamındadır ve through Spain tamamlayıcısı kullanılması gereken yolu belirtir. In or out, into or out of Portugal ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Bu bağlamda karadan yolculuk söz konusudur: yolcu İspanya'dan geçmek zorundadır. Through, “üzerinden” veya “içinden geçerek” demektir; Portekiz'in İspanya'nın içinde olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi the only way in or out is ... kalıbıyla tamamlayın: At night, ____ the main gate.
Cevabı göster
the only way in or out is through
though South Korea might as well be an island nation for most practical travel purposes, Notlar
1:11gerçi Güney Kore pratik seyahat amaçları için bir ada ülkesi de sayılabilir,
might as well be: pratik eş değerlik
X might as well be Y kalıbında konuşan kişi, kelimenin tam anlamıyla doğru olmayan bir tanımı pratikte gerçeğe eş değer sayabilir. Güney Kore bir ada değildir, ancak sıradan uluslararası kara yolculuğu o kadar kısıtlıdır ki söz konusu seyahat amacı bakımından bir ada gibi işlev görür. Bu, sonuca dayalı bir karşılaştırmadır; öneri değildir ve coğrafya hakkında belirsizlik ifade etmez. Kalıp çoğu zaman “burada pratikteki fark önemsenmeyecek kadar küçüktür” anlamına gelir.
Alıştırma
'With no internet access, this laptop might as well be a typewriter,' cümlesinde might as well be ne anlama gelir?
- Birisi dizüstü bilgisayarın daktiloya dönüşmesini öneriyor.
- Dizüstü bilgisayarın gerçekten bir daktilo olup olmadığı belirsiz.
- Bu amaç bakımından dizüstü bilgisayar pratikte bir daktiloya eş değerdir.
Cevabı göster
Bu amaç bakımından dizüstü bilgisayar pratikte bir daktiloya eş değerdir.
for most practical travel purposes: bir yargıyı pratik seyahat bağlamıyla sınırlamak
Burada for most practical travel purposes, karşılaştırmayı Güney Kore’ye gidip gelmenin pratik yönüyle sınırlar. İfade, “insanların gerçekçi olarak nasıl seyahat edebildiğini düşündüğümüzde” anlamına gelir; “birinin seyahate çıkma amacı nedeniyle” anlamına gelmez. Bu çerçeve, iddianın kesin bir coğrafi ifadeye dönüşmesini önler: Güney Kore kelimenin gerçek anlamıyla bir ada değildir, ancak bu belirli seyahat bağlamında ada gibi işleyebilir.
Alıştırma
Cümleyi “gerçek hayattaki seyahat durumlarının çoğuna göre değerlendirildiğinde” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: With no road or rail connection across the border, the region functions like an island ____.
Cevabı göster
for most practical travel purposes
East Timor and Papua New Guinea both through Indonesia,
1:16Doğu Timor ve Papua Yeni Gine'nin ikisi de Endonezya üzerinden,
And the second set is Ireland through the United Kingdom
1:27İkinci set ise Birleşik Krallık üzerinden İrlanda
Söylem işareti olarak “A side note here”
“A side note here” bir söylem işaretidir. Dinleyicilere, konuşmacının ilgili bir bilgi eklemek için ana çizgiden kısa süreliğine ayrılacağını bildirir. side sözcüğü bilginin doğruluğunu veya yararlılığını değil, yapı içindeki yerini anlatır. Bu ek bilgiden sonra dinleyiciler konuşmacının ana konuya dönmesini bekleyebilir.
Alıştırma
Bir açıklamada “A side note here” neyin işaretini verir?
- Konuşmacı ana çizginin dışında kısa bir ilgili bilgi ekleyecek.
- Konuşmacı daha önce söylediği her şeyi düzeltiyor.
- Konuşmacı açıklamayı hemen bitiriyor.
Cevabı göster
Konuşmacı ana çizginin dışında kısa bir ilgili bilgi ekleyecek.
while there are tons of British places around the world, Kelime
1:33dünya çapında tonlarca İngiliz bölgesi olmasına rağmen,
tons of: çok sayıda demenin gayriresmî bir yolu
Bu cümlede tons of, “çok büyük sayıda” anlamına gelir. Ağırlıktan söz etmez; konuşmacı dünyanın çeşitli yerlerinde Britanya’yla bağlantılı çok sayıda yer bulunduğunu gayriresmî biçimde vurgular. tons of + çoğul sayılabilen isim veya sayılamayan isim kalıbı “çok” anlamında kullanılabilir. Örneğin tons of books ve tons of time denebilir.
Alıştırma
tons of British places ifadesinde tons of ne anlama gelir?
- ağırlığı ölçülen yerler
- çok büyük sayıda
- tam olarak bin
Cevabı göster
çok büyük sayıda
some of which border other nations, Dilbilgisi
1:35ki bunların bazıları diğer milletlerle sınır komşusudur,
some of which: bir grubun bir bölümünü anlatmak
Some of which, tanımlayıcı olmayan bir ilgi cümleciğini başlatır. Which, world sözcüğüne değil önceki çoğul isim öbeği British places ifadesine gönderme yapar; some of ise bu grubun yalnızca bir bölümünü belirtir. Bu nedenle cümlecik, bu yerlerin yalnızca bazılarının başka ülkelerle sınırı olduğunu söyler. Nesneler için yeniden kullanılabilen kalıp “miktar + of which + fiil” biçimindedir: some of which are..., many of which have... veya none of which need.... Yeni bir cümle başlatmadan virgülden sonra ek bilgi verir.
Alıştırma
Dersteki üç sözcüklük yapının aynısıyla tamamlayın: The box held six cameras, ____ had batteries.
Cevabı göster
some of which
dug a land border under the Channel to the continent, Notlar
1:43Manş Denizi'nin altından kıtaya doğru bir kara sınırı kazdığını iddia edebilirsiniz,
dug a land border: mizahi bir fiil-nesne eşleşmesi
Normalde kazılan şey sınır değil, tüneldir. Dug a land border, Manş Tüneli'ni kazmanın aynı zamanda denizin altında bir kara sınırı oluşturduğu izlenimini kasıtlı olarak verir. Beklenmedik fiil-nesne eşleşmesi şakayı oluşturur. Gerçek bir inşaat projesini sınırlar hakkındaki bir anlatıma uyacak şekilde yeniden biçimlendirir; standart bir coğrafya ifadesi değildir ve işçilerin gerçekten bir sınırı kazdığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede dug a land border neden komiktir? After the tunnel opened, the comedian joked that the workers had dug a land border under the sea.
- İşçilerin topraktan oluşan ve resmen tanınan bir sınır keşfettiğini söyler.
- Tünel kazmayı, işçiler bir sınır kazmış gibi anlatır.
- İşçilerin yanlışlıkla başka bir ülkede kazı yaptığı anlamına gelir.
Cevabı göster
Tünel kazmayı, işçiler bir sınır kazmış gibi anlatır.
the Channel: the English Channel için kullanılan Britanya İngilizcesine özgü kısa ad
Britanya İngilizcesinde the Channel genellikle İngiltere’nin güneyi ile Fransa’nın kuzeyi arasındaki English Channel, yani Manş Denizi anlamına gelir. Büyük C harfi ve belirli tanımlık the, bunun genel bir kanal değil, bilinen bir coğrafi ad olduğunu gösterir. Bu cümlede under the Channel, güzergâhı bu denizin altından geçirip Avrupa ana karasına yöneltir. Yakındaki France sözü de hangi yerin kastedildiğini doğrular.
Alıştırma
Britanya’ya ait bir seyahat haberinde “The ferry crossed the Channel” cümlesindeki the Channel büyük olasılıkla ne demektir?
- bir televizyon kanalı
- çevrim içi bir sohbet grubu
- Britanya ile Avrupa ana karası arasındaki Manş Denizi
Cevabı göster
Britanya ile Avrupa ana karası arasındaki Manş Denizi
Though, if you wanted to, you could argue that: katmanlı yumuşatma
Başlangıç, iddiayı yumuşatan üç ifadeyi üst üste kullanır. Though bir dönüşü ya da sonradan eklenen düşünceyi getirir; if you wanted to bu bakış açısını seçmeyi isteğe bağlı kılar; you could argue that ise bunu konuşanın bütünüyle desteklediği bir gerçek değil, ileri sürülebilecek bir görüş olarak sunar. Bu katmanlar birlikte, tartışmaya açık, şakacı veya abartılı bir yorumu kesin konuşmadan ortaya atmaya yarar. Burada tünele land border denmesinin resmî bir sınıflandırma değil, mizahi bir bakış açısı olduğunu gösterirler.
Alıştırma
Bir rehber az önce kasabada müze olmadığını söyledi. Rehberin sonraki cümlesinin başlangıcı nasıl bir tutum ifade ediyor? Though, if you wanted to, you could argue that the footpath is the town's unofficial museum.
- Konuşmacı dinleyiciye patikayı değiştirmek isteyip istemediğini soruyor.
- Konuşmacı fikri kesin bir gerçek değil, olası ve şakacı bir yorum olarak sunuyor.
- Konuşmacı resmen kabul edilmiş bir sınıflandırma bildiriyor.
Cevabı göster
Konuşmacı fikri kesin bir gerçek değil, olası ve şakacı bir yorum olarak sunuyor.
presumably ... her best friend ever: ciddi görünen çıkarım ve abartıyla kurulan ironi
Presumably, kulağa makul gelen bir çıkarım sunar: sözde amaç Fransa’ya daha yakın olmaktır. to be closer to France ifadesi amaç bildiren bir mastar yapısıdır. Her, United Kingdom’ı bir kadın gibi kişileştirir; her best friend ever ise bilerek aşırıya kaçan bir övgüdür. Britanya ve Fransa sık sık tarihsel rakipler olarak anlatıldığı için bu övgü tarafsız bir gerçek değildir. Ciddi görünen çıkarım ile abartı birleşerek ironi yaratır: konuşmacı dostluğu içtenlikle övmek yerine bu gerekçeyle alay eder.
Alıştırma
Bu cümle hangi tutumu ifade ediyor? “Presumably Ben took the last cookie to save us from eating too much—how thoughtful of him.”
- Konuşmacı, Ben’in gerçekten düşünceli davrandığına inanıyor.
- Konuşmacı, Ben’in herhangi bir kurabiye yiyip yemediğinden emin değil.
- Konuşmacı, görünüşte cömert bir açıklamayla Ben’in bencil davranışıyla alay ediyor.
Cevabı göster
Konuşmacı, görünüşte cömert bir açıklamayla Ben’in bencil davranışıyla alay ediyor.
the largest single-neighbored nation in the world. Dilbilgisi
1:53dünyadaki tek komşusu olan en büyük ülke.
tek kara komşusu olan ülkeler arasında dünyada yüz ölçümü en büyük ülke
the largest single-neighbored nation ifadesinde largest, large sıfatının en üstünlük derecesidir. The, bir karşılaştırma grubundaki tek birinci öğeyi belirtirken single-neighbored karşılaştırılan ülke türünü tanımlar. Burada largest, yalnızca bir kara komşusu olan ülkeler içinde yüz ölçümü en büyük olanı ifade eder. in the world, karşılaştırma kapsamını bütün dünya olarak belirler. Yeniden kullanılabilen yapı the + en üstünlük derecesindeki sıfat + (diğer niteleyiciler) + isim + in the world şeklindedir. Bir şeyin belirli bir özellik açısından dünya çapında ilk sırada olduğunu anlatır.
Alıştırma
Şu İngilizce parçaları doğru sıraya koyun: the; fastest; land animal; in the world. Cümleyi tamamlayın: The cheetah is ____.
Cevabı göster
the fastest land animal in the world