Cam neden şeffaftır? - Mark Miodownik: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bu video, camın nasıl aynı anda hem katı hem de saydam olabildiğini açıklıyor. Yanıtı kuvarsın biçimsiz moleküler yapısından, elektronların ışığı soğurup soğurmayacağını belirleyen enerji düzeylerine kadar izliyor ve camı tam da saydam ve görsel olarak belirsiz olduğu için çoğu zaman fark etmediğimiz sonucuna varıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. something so solid can be so invisible? — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bilimsel bir anlatıcının, birbiriyle çelişiyor gibi görünen iki özelliği yan yana getirerek temel sorunu nasıl çerçevelediğini anlayın. Bu paradoks tekniğini, cevabı erkenden açıklamadan merak uyandırmak ve açıklamaya doğal bir giriş yapmak için kullanabilirsiniz. 2. if an atom were the size of / the nucleus would be like / while the electrons would be like — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Atom altı ölçeği stadyum, tek bir bezelye ve kum taneleri gibi tanıdık görüntülere dönüştüren varsayımsal karşılaştırmayı tanıyın. Soyut büyüklükleri veya ilişkileri açıkça karşılaştırmak için koşul yapısını while ile birlikte kullanabilirsiniz. 3. It is precisely because the most important and useful quality of glass is being featureless and invisible that we often forget it's even there. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: It is precisely because... that... yapısının bir sonucun ardındaki kesin nedeni nasıl vurguladığını anlayın. Bu bölünmüş cümle yapısıyla açıklamayı güçlü biçimde bitirebilir ve dikkati görünür bir gerçekten onun daha derindeki nedenine yöneltebilirsiniz.
Bu derste
Take a look out your window. Put on your glasses if you wear them. Notlar
0:07Pencerenizden dışarı bir bakın. Eğer kullanıyorsanız gözlüklerinizi takın.
Take a look: birini bakmaya davet etmek
Take a look, “kısaca bakmak” anlamına gelir. Bu kalıplaşmış ifadede look bir isimdir; take ise bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. Emir cümlesi olarak Take a look..., birini gözlemlemeye davet eder veya dikkatini bir yere yönlendirir. Belirli bir nesne için take a look at + isim kullanılır; out your window örneğindeki gibi yön veya manzara da ardından gelebilir.
Alıştırma
Bu dersteki ifadeyle daveti tamamlayın: I found an old class photo. ____ at it.
Cevabı göster
Take a look
Put on: bir şeyi giymeye veya takmaya başlamak
Put on; kıyafet, gözlük veya başka bir giyilebilir eşyayı vücuda takmak ya da giymek anlamına gelir. Eşyanın takılı olmadığı durumdan takılı olduğu duruma geçme eylemine odaklanır. Put on ayrılabilir: put on your glasses ve put your glasses on doğal kullanımlardır. Nesne bir zamirse fiil ile parçacığın arasına gelir: put them on denir, put on them denmez.
Alıştırma
Hangi cümle birine deneyden önce koruyucu gözlüğünü takmasını doğal biçimde söyler?
- Put your safety glasses before the experiment.
- Put on your safety glasses before the experiment.
- Wear your safety glasses every day.
Cevabı göster
Put on your safety glasses before the experiment.
You might want to grab a pair of binoculars, Ton ve niyet
0:11Belki bir dürbün de almak istersiniz,
might want to: nazik bir öneride bulunmak
might want to + fiilin yalın biçimi, çoğunlukla nazik ve dolaylı bir öneri sunar. Bu cümlede You might want to grab... ifadesi, “...almayı düşünebilirsiniz” anlamındadır. Asıl işlevi, dinleyicinin içinden ne istediğini tahmin etmek değildir. İfade, dinleyiciye seçim alanı bıraktığı için doğrudan Grab... emrinden daha yumuşak duyulur. Pratik tavsiyeler ve dostça hatırlatmalar için kullanışlıdır.
Alıştırma
might want to kullanarak nazik öneriyi tamamlayın: Your tablet battery is low, so you ____ charge it before the trip.
Cevabı göster
might want to
it's not the multiple layers of glass right in front of you. Kalıp ifadeler
0:18tam karşınızdaki çok katmanlı camı görmediğiniz kesin.
whatever it is: ana noktadan önce bilinmeyen olasılıkları gruplandırmak
whatever it is, “o bilinmeyen şey her neyse” demektir. Burada it, izleyicinin görüyor olabileceği şeyi gösterir; whatever ise tüm olası yanıtları açık bırakır. Sabırsızca tek başına söylenen Whatever! anlamında değildir. Ana cümleden önce kullanılan whatever it is, bilinmeyen tüm olasılıkları tek bir grupta toplar. Böylece konuşmacı her olası nesneyi ayrı ayrı değerlendirmeyi bırakıp ana karşıtlığa geçebilir: fark edilmeyen cam katmanları cevap değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, gerekli eyleme geçmeden önce tüm olası nedenleri bir whatever cümleciğiyle gruplandırır?
- The cause is unimportant because there is no leak.
- Choose any cause, and we need to stop the leak now.
- Whatever the cause is, we need to stop the leak now.
Cevabı göster
Whatever the cause is, we need to stop the leak now.
right in front of you: dinleyicinin tam önünde
right in front of you ifadesinde in front of you, bir şeyin dinleyicinin doğrudan önünde bulunduğunu belirtir. Buradaki right, “tam” veya “hemen” anlamını veren bir pekiştirme zarfıdır; solun karşıtı olan sağ yönünü anlatmaz. Bu vurgu, çoğu zaman dinleyicinin fark etmediği çok yakın veya açıkça ortada olan bir şeye işaret eder. Bu cümlede camın gözden kaçmasına rağmen fiziksel olarak izleyicinin önünde olduğu vurgulanır.
Alıştırma
Hangi cümle haritanın dinleyicinin doğrudan önünde olduğunu söylüyor?
- The map is right behind you.
- The map is right in front of you.
- The map is to your right.
Cevabı göster
The map is right in front of you.
But have you ever wondered how something so solid can be so invisible? Anlatım akışı
0:21Peki bu kadar katı bir şeyin nasıl bu kadar görünmez olabildiğini hiç merak ettiniz mi?
have you ever wondered how: merak uyandırarak açıklamaya başlama
Have you ever wondered how ... dinleyiciyi bir soru üzerinde düşünmeye çağırır ve açıklamadan önce merak uyandırır. Burada gözlemden, konuşmacının açıklayacağı mekanizmaya geçiş sağlar; dinleyicinin geçmişiyle ilgili ayrıntılar istemekten çok konuyu açan bir ilgi çekme sorusudur. Dil bilgisi bakımından how, wondered sonrasında dolaylı soru başlatır. Bu nedenle düz cümle sırası kullanılır: how something so solid can be ... denir, how can something so solid be ... denmez.
Alıştırma
Hangi cümle, karıncaların yollarını nasıl bulduğunu açıklamaya giriş yapmak için bu kalıbı doğru kullanıyor?
- Have you ever wondered how ants find their way home?
- Have you ever wondered whether ants find their way home?
- Have you ever wondered how do ants find their way home?
Cevabı göster
Have you ever wondered how ants find their way home?
something so solid ... so invisible: karşıtlıkla bir bilmece oluşturmak
Bu ifade, aynı şeyin şaşırtıcı iki özelliğini yan yana getirir: so solid ve so invisible. so + sıfat yapısının tekrarı iki özelliğin de yüksek derecede olduğunu vurgular ve bunların bağdaştırılmasını zor gösterir. how ile kurulan soru, iki özelliğin aynı anda nasıl doğru olabildiğini sorar. Konuşmacı yalnızca gerçekleri sıralamak yerine, sonraki açıklamanın çözmesi gereken görünürdeki bir bilmeceyi ortaya koyar.
Alıştırma
Hangi cümle, açıklama gerektiren bir soru oluşturmak için çarpıcı bir karşıtlık kullanır?
- How can such a tiny seed grow into such a tall tree?
- The seed grows because it receives water.
- The tree is tall, and its leaves are green.
Cevabı göster
How can such a tiny seed grow into such a tall tree?
we have to understand what glass actually is and where it comes from. Dilbilgisi
0:26camın aslında ne olduğunu ve nereden geldiğini anlamamız gerekir.
To understand that: bir soruyu açıklamaya bağlamak
To understand that, 'bunu anlamak için' anlamına gelen ve amaç bildiren bir mastar öbeğidir. Buradaki that, hemen önce sorulan soruya gönderme yapan bir zamirdir; sonraki yan cümleleri başlatmaz. Cümlenin başındaki bu ifade, önceki bilmeceyi ardından gelen açıklamaya bağlar. Sonraki bilgilerin daha büyük soruyu yanıtlamak için gerekli adımlar olduğunu gösterir.
Alıştırma
'Bunu anlamak için' anlamına gelen tam İngilizce ifadeyi kullanın: Why did the engine stop without warning? ____, we first need to inspect the fuel system.
Cevabı göster
To understand that
what glass actually is ... where it comes from: dolaylı sorularda sözcük sırası
what glass actually is ve where it comes from, and ile bağlanan iki dolaylı sorudur. Birlikte anlamamız gereken iki şeyi, yani camın ne olduğunu ve kaynağını belirtirler. actually vurgu ekleyerek camın gerçekte ne olduğunu öne çıkarır. Bu sorular understand fiilinden sonra daha büyük bir cümleye yerleştirildiği için glass ... is ve it comes biçimindeki düz cümle sırasını kullanır. what is glass veya where does it come from gibi doğrudan soru biçimleri bu cümlenin içine uymaz.
Alıştırma
Hangi cümlede dolaylı soru söz dizimi doğrudur?
- We need to find out where comes the water from.
- We need to find out where does the water come from.
- We need to find out where the water comes from.
Cevabı göster
We need to find out where the water comes from.
It all begins in: bir açıklamanın başlangıç noktasını belirtmek
It all begins in..., bütün hikâyenin veya sürecin ardından gelen yerde ya da dönemde başladığını belirtir. It açıklanan konuya gönderme yapar; all ise tüm zincirin tek bir başlangıç noktasına kadar izlenebildiğini vurgular. Birçok şeyin ayrı ayrı başladığını anlatmaz. Bu ifade, bir sürecin, tarihin veya neden-sonuç açıklamasının ilk adımından önce yönlendirici bir işaret olarak kullanılır. Bu cümlede in, açıklamanın başladığı yeri, yani Dünya'nın kabuğunu tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: ____ a quiet laboratory where the first prototype was built.
Cevabı göster
It all begins in
where the two most common elements are silicon and oxygen.
0:33burada en yaygın iki element silisyum ve oksijendir.
These react together to form silicon dioxide, Kalıp ifadeler
0:37Bunlar birlikte tepkimeye girerek silisyum dioksit oluştururlar,
react together to form ...: tepkime ürününü belirtme
react together to form + ürün yapısında react together, iki veya daha fazla maddenin aynı kimyasal tepkimeye katıldığını anlatır. to form mastarı bu tepkimenin sonucunu belirtir. Buradaki ürünün tam adı silicon dioxide ifadesidir. Form burada “üretmek” ya da “oluşturmak” anlamında bir fiildir; “şekil” veya “form” anlamındaki isim değildir.
Alıştırma
Hangi cümle iki gazın tepkimeye girip yeni bir bileşik oluşturmasını doğru anlatır?
- The two gases react together for form a new compound.
- The two gases reaction together to form a new compound.
- The two gases react together to form a new compound.
Cevabı göster
The two gases react together to form a new compound.
whose molecules arrange themselves into a regular crystalline form known as quartz. Notlar
0:40ki bu moleküller kuvars olarak bilinen düzenli kristal bir formda kendilerini düzenlerler.
whose molecules arrange themselves into ...: maddeyi moleküler yapısına bağlama
Whose molecules bir ilgi tümceciğini başlatır. Whose, silicon dioxide ifadesine gönderme yapar ve maddeyle molekülleri arasındaki ilişkiyi gösterir. İngilizcede whose yalnızca insanlar için değil, nesneler ve fikirler için de kullanılabilir. Arrange themselves into, dışarıdan bir düzenleyici belirtilmeden moleküllerin kendi kendine bir örüntü ya da yapı oluşturacak biçimde dizilmesini anlatır. Çoğul dönüşlülük zamiri themselves, molecules sözcüğüne döner; into ise dizilimin sonucundaki biçimi tanıtır.
Alıştırma
Hangi cümle bir malzemeyi atomlarına doğru biçimde bağlar ve atomların kendi kendine katmanlar hâlinde dizildiğini söyler?
- We studied a material who's atoms arrange itself into layers.
- We studied a material which atoms arrange themselves into layers.
- We studied a material whose atoms arrange themselves into layers.
Cevabı göster
We studied a material whose atoms arrange themselves into layers.
known as: bir ad veya terimi tanıtma
Known as + bir ad ya da terim, “... olarak adlandırılan” veya “... denen” anlamına gelir. Bu cümlede known as quartz, a regular crystalline form ifadesinden sonra gelir ve onu açıklar; quartz'ın bu biçimin adı olduğunu bildirir. Known as quartz, geçmiş zaman ortacı içeren bir söz öbeğidir. which is known as quartz yapısının kısalmış hâlidir; burada known “ünlü” anlamına gelmez.
Alıştırma
“... olarak adlandırılır” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The change from a gas to a liquid is ____ condensation.
Cevabı göster
known as
is commonly found in: olağan bir konumu anlatma
Is commonly found in, bir şeyin genellikle nerede bulunduğunu veya var olduğunu anlatır. Edilgen bir yapıdır: özne konumu belirtilen şeydir; in sonrasındaki ifade ise onun tipik olarak bulunduğu maddeyi, yeri ya da ortamı söyler. Commonly, “sık sık” veya “birçok durumda” demektir; “her zaman” demek değildir. Cümle, kumdaki kuvars hakkında genel bir bilgi verir, hiç istisna olmadığını iddia etmez.
Alıştırma
Dersteki “sıkça ... içinde bulunur” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: Iron ____ many types of rock.
Cevabı göster
is commonly found in
where it often makes up most of the grains and is the main ingredient in most types of glass. Notlar
0:47kum tanelerinin çoğunu oluşturan bu madde aynı zamanda çoğu cam türünün ana bileşenidir.
makes up most of the grains: “oluşturmak” anlamındaki make up
makes up most of the grains ifadesinde make up, “oluşturmak” veya “meydana getirmek” anlamındadır. Özne olan it kuvarsa, yani taneleri oluşturan maddeye gönderme yapar; most of the grains ise kuvarsın oluşturduğu şeyi belirtir. Kalıp A makes up B şeklindedir: A, B’nin tamamını veya belirli bir bölümünü oluşturan parça, madde ya da gruptur. it tekil olduğu için fiil makes up biçimini alır.
Alıştırma
Cümleyi make up fiilinin “oluşturmak” anlamındaki doğru biçimiyle tamamlayın: Fresh water ____ only a small part of all the water on Earth.
Cevabı göster
makes up
main ingredient in most types of glass: yiyecek dışındaki ingredient kullanımı
the main ingredient in most types of glass ifadesindeki main ingredient, ürünü yapmak için kullanılan en önemli ham madde anlamına gelir. Main, “tek” demek değildir; cam başka maddeler de içerebilir. Ingredient yalnızca yiyecekler için kullanılmaz. Bir karışımda, formülde veya üretilmiş malzemede kullanılan bir maddeyi de adlandırabilir. in edatı, bu maddeyi içeren veya kullanan ürün ya da karışımı belirtir; most types ise her türü değil, pek çok türü ifade eder.
Alıştırma
Ürün açıklamasını dersteki ifadeyle tamamlayın: Water is the ____ this cleaning solution.
Cevabı göster
main ingredient in
you probably noticed that glass isn't made of multiple tiny bits of quartz,
0:53camın birçok minik kuvars parçasından oluşmadığını fark etmişsinizdir,
for good reason: önceki durumun sağlam bir gerekçesi olduğunu belirtmek
For good reason, daha önce söylenen durumun güçlü ve mantıklı bir gerekçesi olduğunu belirtir. Bu cümlede önceki ifadenin tamamını değerlendirir: camın çok sayıda küçük kuvars parçasından yapılmaması, nedeni öğrenildiğinde rastlantısal ya da şaşırtıcı değildir. and sözcüğünden sonra kullanıldığında açıklamanın akışını da düzenler ve birazdan bir neden verileceğini bildirir. Good, gerekçenin sağlam ve makul olduğunu anlatır; ifade iyi bir neden elde etmek amacıyla anlamına gelmez.
Alıştırma
Kararın sağlam bir gerekçesi olduğunu belirten ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The school canceled the field trip, and ____: a severe storm was approaching.
Cevabı göster
for good reason
the edges of the rigidly formed grains and smaller defects within the crystal structure
0:59sertleşmiş taneciklerin kenarları ve kristal yapı içindeki küçük kusurlar,
reflect and disperse light that hits them. Kelime
1:03kendilerine çarpan ışığı yansıtır ve dağıtır.
reflect and disperse light: bağlanmış iki optik hareket
Reflect and disperse light, aynı nesneyi, yani light sözcüğünü paylaşan iki fiili bağlar. Reflect, gelen ışığın bir yüzeyde yön değiştirmesi ve yüzeyden uzağa gitmesi anlamına gelir; disperse ise ışığın farklı yönlere veya daha geniş bir alana yayılmasıdır. Burada taneciklerin kenarları ve kristal kusurları iki fiilin de öznesidir. Bu iki hareket birlikte, ışığın malzemenin içinden tek ve belirgin bir yol boyunca ilerlememesini açıklar. Bu optik kullanımda disperse, bir kalabalığın dağıtılmasını değil, ışığa ne olduğunu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle bir yüzeyin ışığı uzağa yönlendirirken aynı zamanda farklı yönlere yaydığını belirtir?
- Rough particles reflect the light that reaches them.
- Rough particles reflect and disperse the light that reaches them.
- Rough particles disperse the light that reaches them.
Cevabı göster
Rough particles reflect and disperse the light that reaches them.
is heated high enough: bir sıcaklık eşiğine ulaşmak
Is heated edilgen bir yapıdır: kuvarsa ısı uygulanır. Burada high, yüksek bir konumu değil, ulaşılan sıcaklık düzeyini anlatır. High enough, sıcaklığın bir sonraki değişim için gereken eşiğe ulaştığını belirtir. When ile başlayan yan cümle bu koşulu kurar; sonraki cümle ise eşiğe ulaşıldığında ne olduğunu açıklar.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için heat fiilinin geniş zamandaki edilgen biçimini ve ardından high enough ifadesini kullanın: When the glass ____, it begins to soften.
Cevabı göster
is heated high enough
the extra energy makes the molecules vibrate until they break the bonds holding them together and become a flowing liquid, Notlar
1:08fazladan enerji, moleküllerin onları bir arada tutan bağları kırıp akıcı bir sıvı haline gelene kadar titreşmesine neden olur,
makes the molecules vibrate until: neden, süreç ve bitiş noktası
Makes the molecules vibrate, make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Ek enerjinin moleküllerin titreşmesine neden olduğunu anlatır. Bu etken make yapısında vibrate fiilinden önce to gelmez. Until, devam eden eylemin bitiş noktasını tanıtır. Moleküller bağları kopardıkları ana kadar titreşmeye devam eder; böylece yapının tamamı bir nedeni, süren bir süreci ve bu süreci sona erdiren olayı birbirine bağlar.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için make fiilinin geniş zaman biçimini, spin fiilinin yalın hâlini ve until sözcüğünü kullanın: The motor ____ the fan ____ ____ the room cools down.
Cevabı göster
makes · spin · until
break the bonds holding them together: molekülleri bir arada tutan bağları koparmak
Burada break the bonds, kimyasal bağların ayrılmasına neden olmak anlamına gelir. Bonds nesnesinden sonra gelen holding them together, bu bağların ne yaptığını belirten bir şimdiki zaman ortacı grubudur. holding them together, bonds sözcüğünü niteler; break fiilinden sonra gelen başka bir ana eylem değildir. Them, molekülleri ifade eder. “İsim + -ing grubu” yapısı, bir şeyi işleviyle kısa ve öz biçimde açıklamayı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede holding the atoms together ayrı bir ana eylem olarak değil, bonds sözcüğünü açıklamak için kullanılmıştır?
- The bonds break the heat holding the atoms together.
- The heat breaks, and the bonds hold the atoms together.
- The heat breaks the bonds holding the atoms together.
Cevabı göster
The heat breaks the bonds holding the atoms together.
the same way that: süreçlerin nasıl gerçekleştiğini karşılaştırmak
The same way that, bilinen bir süreci karşılaştırma amacıyla tanıtır. Burada ice melts into water, dinleyicinin daha önce bahsedilen maddenin nasıl sıvıya dönüştüğünü anlamasına yardımcı olan tanıdık bir model sunar. Burada way “yol” değil, “biçim” anlamındadır. Bu yapı iki süreci birbirine bağlar ve ilgili açıdan benzer biçimde gerçekleştiklerini belirtir; her ayrıntılarının aynı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle iki sürecin nasıl gerçekleştiğini karşılaştırmak için the same way that ifadesini doğal biçimde kullanır?
- Clouds form the same way that fog does.
- Clouds form the same way that fog.
- Clouds form the same as that fog does.
Cevabı göster
Clouds form the same way that fog does.
liquid silicon dioxide does not reform into a crystal solid when it cools.
1:19sıvı silisyum dioksit soğuduğunda yeniden kristal bir katıya dönüşmez.
Unlike water, though: temel bir karşıtlığı belirtmek
Unlike water sözleri, cümlenin başına getirilmiş bir karşılaştırma öbeği oluşturur. water sözcüğünü karşılaştırma noktası olarak gösterir ve dinleyiciye sıvı silisyum dioksitle ilgili ifadenin bir farkı açıklayacağını bildirir. Though burada ara söz niteliğinde bir karşıtlık belirtecidir. Önceki benzerliğe gönderme yapar ve karşılaştırmanın artık bir sınırı olduğunu gösterir. Bu cümlede karşıtlık bildiren bir yan cümleyi başlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle karşıtlık belirtmek için Unlike + isim öbeğini ve ara söz niteliğindeki though sözcüğünü doğru kullanıyor?
- But unlike the older model, however, this one runs quietly.
- Unlike with the older model, though, this one runs quietly.
- Unlike the older model, though, this one runs quietly.
Cevabı göster
Unlike the older model, though, this one runs quietly.
they are less and less able to move into an ordered position, Dilbilgisi
1:27düzenli bir konuma geçme yetenekleri giderek azalır,
as the molecules lose energy: birlikte gelişen iki değişim
Burada as, «bir şey yavaş yavaş olurken» veya «bir şey geliştikçe» anlamına gelir. as the molecules lose energy yan cümlesi değişen bir süreci, ana cümle ise onunla birlikte gelişen başka bir değişimi sunar. Bilimsel açıklamalarda as + yan cümle, zaman içinde gelişen iki eğilimi sık sık birbirine bağlar. Bağlam, ilk değişimin ikinci değişime neden olduğunu da düşündürebilir; ancak as sözcüğünün öne çıkardığı şey bu değişimlerin birlikte gelişmesidir. Burada «rolünde» anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle yavaş yavaş gerçekleşen iki değişimin birlikte ilerlediğini en açık biçimde gösteriyor?
- When the battery loses power, the screen grows dimmer.
- Because the battery loses power, the screen grows dimmer.
- As the battery loses power, the screen grows dimmer.
Cevabı göster
As the battery loses power, the screen grows dimmer.
less and less able to: yeteneğin giderek azalması
Less and less able to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapabilme yeteneğinin giderek azaldığını belirtir. Burada, düzenli bir konuma geçme yeteneklerini aşamalı olarak kaybediyorlar. Tekrarlanan karşılaştırma yapısı less and less, yalnızca bir kez yaşanan kısmi bir yetersizliği değil, devam eden bir eğilimi gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp be veya become less and less able to + fiildir.
Alıştırma
Yeteneğin giderek azalmasını göstermek için vurgulanan kalıbı kullanın: As fatigue increases, the driver becomes ____ react quickly.
Cevabı göster
less and less able to
and the result is what is called an amorphous solid. Kelime
1:30ve sonuç, amorf (şekilsiz) katı olarak adlandırılan şeydir.
what is called an amorphous solid: teknik bir adı tanıtmak
what is called an amorphous solid yan cümlesi, sonucu teknik adıyla tanımlar. is fiilinden sonra gelir ve amorf katı adı verilen şey anlamını taşır; bir sorunun değil, açıklama cümlesinin parçasıdır. Bir amorphous solid, düzenli kristal dizilimi olmayan bir katıdır. Yeniden kullanılabilen what is called + isim öbeği kalıbı, bir adı veya terimi tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi, vurgulanan terim tanıtma kalıbıyla tamamlayın: A liquid changing into a gas is ____ evaporation.
Cevabı göster
what is called
A solid material with the chaotic structure of a liquid,
1:34Bir sıvının kaotik yapısına sahip katı bir malzeme,
which allows the molecules to freely fill in any gaps. Öbek fiiller
1:37ki bu yapı moleküllerin her türlü boşluğu serbestçe doldurmasına olanak tanır.
fill in any gaps: eksik olanı tamamlamak
Bu cümlede fill in any gaps, boş olan yerlere girip bu alanları doldurmak anlamına gelir. gaps nesnesi, fill in ifadesinin eksik veya boş kısımları tamamlamakla ilgili olduğunu gösterir. Aynı yapı, eksik bilgi veya anlayış gibi fiziksel olmayan boşlukları da anlatabilir. Yalnızca boş yerlere cevap yazmak ya da bir form doldurmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamla: Before the quiz, review your notes and ____ in your understanding.
Cevabı göster
fill in any gaps
This makes the surface of glass uniform on a microscopic level, Kelime
1:41Bu, camın yüzeyinin mikroskobik düzeyde tekdüze olmasını sağlar,
on a microscopic level: gözlem ölçeğini belirtmek
On a microscopic level, “çok küçük, mikroskobik bir ölçekte ele alındığında” anlamına gelir. Cümlede uniform yargısının kapsamını sınırlar: cam yüzeyi bu ölçekte düzgündür. Burada level, bir katı veya kişinin becerisini değil, analiz ölçeğini ya da düzeyini ifade eder. on a ... level kalıbı, on a molecular level veya on a practical level örneklerinde olduğu gibi başka bakış açılarını da gösterebilir.
Alıştırma
'The coating is uneven on a microscopic level,' cümlesinde on a microscopic level ne anlama gelir?
- Düşük bir beceri düzeyiyle
- Çok küçük bir ölçekte incelendiğinde
- Bir binanın daha alt katında
Cevabı göster
Çok küçük bir ölçekte incelendiğinde
allowing light to strike it without being scattered in different directions. Dilbilgisi
1:44ve ışığın farklı yönlere saçılmadan üzerine çarpmasına izin verir.
without being scattered: without sonrasında edilgen gerund
without being scattered in different directions, ışığın cam yüzeye ulaştığını ve birçok farklı yöne saçılmadığını anlatır. without öbeği, ana eylemle birlikte gerçekleşmeyen bir sonucu ekler. without edatından sonra gerund kullanılır. Işık scatter eyleminden etkilendiği için edilgen gerund being + past participle biçimindedir: being scattered. Bu, ana cümlenin present progressive fiili değildir.
Alıştırma
Cümleyi without sonrasında damage fiilinin edilgen gerund biçimiyle tamamlayın: The package arrived without ____.
Cevabı göster
being damaged
But this still doesn't explain why light is able to pass through glass Öbek fiiller
1:49Ancak bu, ışığın neden camdan geçebildiğini hâlâ açıklamaz,
pass through: bir şeyin içinden geçme hareketi
Pass through, bir nesnenin, maddenin veya alanın içine girip içinden geçmek anlamına gelir. Burada ışık, cam tarafından emilmek yerine camın içinden geçer. Through hareket yolunu belirtir: cam, ışığın geçtiği maddedir. Pass tek başına birçok başka anlama gelir ve glass önünde bu düşünceyi doğal biçimde ifade etmez.
Alıştırma
Havanın bir tel örgüdeki açıklıklardan geçtiğini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- Air can pass through the tiny holes in the screen.
- Air can pass by the tiny holes in the screen.
- Air can pass the tiny holes through.
Cevabı göster
Air can pass through the tiny holes in the screen.
rather than being absorbed: edilgen bir alternatif sonuçla karşılaştırma
Rather than being absorbed, “soğurulmak yerine” anlamına gelir. Konuşulan sonuç olan ışığın camdan geçmesiyle diğer olası sonucu, yani camın ışığı soğurmasını karşılaştırır. being absorbed ifadesinin anlaşılan öznesi light sözcüğüdür. being + geçmiş zaman ortacı yapısı bu alternatifi edilgen yapar: ışık eylemi gerçekleştirmez, eyleme maruz kalır. Rather than burada gerçekleşmeyen alternatifi sunar.
Alıştırma
Cümleyi rather than ve damage fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: The package reached us safely ____ during shipping.
Cevabı göster
rather than being damaged
we need to go all the way down to the subatomic level. Deyimler
1:56ta atom altı seviyeye inmemiz gerekiyor.
go all the way down to the subatomic level: ölçeği anlatan uzamsal bir benzetme
Go all the way down to the subatomic level uzamsal bir benzetmedir. Kimse fiziksel olarak aşağı doğru hareket etmiyor; açıklamanın atomlardan daha küçük bir ölçeğe geçmesi gerekiyor. Go ... down to, daha küçük veya daha temel düzeyleri aşağıdaki düzeylermiş gibi sunar. All the way vurgu ekler: daha büyük bir ölçekte durmak yeterli değildir.
Alıştırma
Bu cümlede go all the way down to the subatomic level ne anlama gelir?
- Sorunu atomlardan daha küçük bir ölçekte analiz etmek.
- Normal atom ölçeğinde durmak.
- Fiziksel olarak daha alt bir kata inmek.
Cevabı göster
Sorunu atomlardan daha küçük bir ölçekte analiz etmek.
You may know that an atom consists of a nucleus with electrons orbiting around it, Kalıp ifadeler
2:00Bir atomun, etrafında dönen elektronlara sahip bir çekirdekten oluştuğunu biliyor olabilirsiniz,
consists of: bir bütünü oluşturan parçaları belirtmek
Consists of, bir bütünün belirli parçalardan oluştuğunu belirtir. Özne bütünü, of sonrasındaki isim öbeği ise parçaları ifade eder. Bu cümlede an atom bütündür; a nucleus ve electrons ise parçalardır. an atom tekil olduğu için consists kullanılır. Bütün + consist of + parçalar kalıbı tanımlarda ve bilimsel açıklamalarda yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi consist of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The emergency kit ____ a flashlight, a radio, and batteries.
Cevabı göster
consists of
but you may be surprised to know that it's mostly empty space. Ton ve niyet
2:04ama atomun büyük ölçüde boşluktan oluştuğunu bilmek sizi şaşırtabilir.
you may be surprised to know: beklenmedik bir gerçeği sunmak
You may be surprised to know that, dinleyiciyi beklenmedik gelebilecek bir bilgiye hazırlar ve dikkatini ardından gelen that yan cümlesine yöneltir. Burada, bir atomun büyük ölçüde boşluktan oluştuğu düşüncesini sunar. May, dinleyicinin tepkisiyle ilgili tahmini yumuşatır: Konuşan kişi herkesin kesinlikle şaşıracağını iddia etmez. Bu sözcük, that sonrasındaki gerçeği belirsiz hâle getirmez.
Alıştırma
Cümleyi, dinleyiciyi beklenmedik bir gerçeğe nazikçe hazırlayan ifadeyle tamamlayın: You ____ that sharks existed before trees.
Cevabı göster
may be surprised to know
if an atom were the size of a sports stadium, Dilbilgisi
2:08eğer bir atom spor stadyumu büyüklüğünde olsaydı,
the nucleus would be like a single pea in the center,
2:11çekirdek merkezdeki tek bir bezelye tanesi gibi olurdu,
while the electrons would be like grains of sand in the outer seats.
2:13elektronlar ise dış koltuklardaki kum taneleri gibi olurdu.
If an atom were the size of ... the nucleus would be like ... while the electrons would be like ...: varsayımsal ölçek benzetmesi
if yan cümlesi hayalî bir ölçek değişikliği kurar: bir atomun spor stadyumu kadar büyük olduğunu varsayın. Bu varsayımsal çerçevede were gerçek dışı koşulu, would be like ise bu koşuldan çıkan benzetmeyi gösterir. Cümle, atomun gerçekten bu büyüklükte olduğunu söylemez. While iki sonucu karşılaştırmak için yan yana getirir: çekirdek merkeze yakın tek bir bezelyeye, elektronlar ise uzaktaki tribünlerde bulunan kum tanelerine benzetilir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp If X were the size of Y, A would be like B, while C would be like D. şeklindedir.
Alıştırma
Varsayımsal benzetmeyi were ve would be like ile tamamlayın: If the library ____ the size of a dollhouse, each room ____ a small box, while each table ____ a postage stamp.
Cevabı göster
were · would be like · would be like
That should leave plenty of space for light to pass through without hitting any of these particles.
2:18Bu, ışığın bu parçacıklara çarpmadan geçebilmesi için bolca alan bırakmalıdır.
So the real question is not why is glass transparent, Anlatım akışı
2:22Yani asıl soru camın neden şeffaf olduğu değil,
The real question is not ... but ...: odağı yeniden belirlemek
The real question is not A, but B kalıbı, dinleyicinin bir konuyu ilk ele alış biçimini düzeltir. A, konuşmacının bir kenara bıraktığı soruyu; B ise bundan sonra açıklamaya yön vermesi gereken soruyu belirtir. İki soru eşit derecede önemli sunulmaz; yeni odak ikinci sorudur. Burada why is glass transparent? ve why aren't all materials transparent? daha büyük cümlenin içinde doğrudan soru biçiminde kurulmuştur. Bu, sözlü anlatıma sorular doğrudan alıntılanıyormuş gibi vurgulu bir etki verir. Bilgiyi düzenleyen temel hareket not A, but B karşıtlığıdır ve soruların, konuların veya önceliklerin odağını değiştirmek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Dikkati başka bir noktaya yönlendiren iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The real issue is ____ how quickly we finish, ____ how accurately we work.
Cevabı göster
not · but
The answer has to do with the different energy levels that electrons in an atom can have. Notlar
2:29Cevap, atomdaki elektronların sahip olabileceği farklı enerji seviyeleriyle ilgilidir.
has to do with: bağlantı ifade etme
Has to do with, “-ile ilgili olmak” veya “-le bağlantılı olmak” anlamına gelir. Burada cevabı, elektronların sahip olabileceği farklı enerji düzeyleriyle ilişkilendirir. İfade, ilgili bir etkene veya konuya işaret eder; tek başına her zaman tek ve doğrudan bir neden ileri sürmez. Has to do with ifadesini bir bütün olarak ele alın. Bu cümlede has to, “zorunda olmak” anlamına gelmez; ifade do with ile tamamlanır.
Alıştırma
Cümleyi “-ile ilgili olmak” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: The error ____ a missing file.
Cevabı göster
has to do with
energy levels: atomdaki izinli enerji durumları
Atom fiziğinde energy levels, bir elektronun atom içinde sahip olabileceği belirli ve izinli enerji durumlarıdır. Burada level, beceri veya nitelik değerlendirmesi değil, enerji ölçeğindeki bir konum anlamına gelir. Çoğul kullanım önemlidir: bir elektron doğru miktarda enerji alarak veya kaybederek izinli bir durumdan diğerine geçebilir. Normalde bu durumların arasındaki herhangi bir enerji değerinde kalmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede energy level atom fiziğindeki anlamıyla kullanılmıştır?
- When the atom absorbs energy, an electron can move to a higher energy level.
- After a nap, Maya's energy level was higher.
- The game has five difficulty levels.
Cevabı göster
When the atom absorbs energy, an electron can move to a higher energy level.
Think of these as different rows of seats in the stadium stands. Anlatım akışı
2:34Bunları stadyum tribünlerindeki farklı koltuk sıraları olarak düşünün.
Think of these as ...: geçici bir benzetme kurmak
Think of these as ... dinleyiciden daha önce sözü edilen these ögelerini, yani buradaki enerji düzeylerini, as ifadesinden sonra gelen şey olarak zihninde canlandırmasını ister. Kalıp think of A as B biçimindedir: A yabancı olan fikir, B ise tanıdık modeldir. Buradaki stadyum koltuk sıraları bir öğretim modelidir; enerji düzeylerinin gerçekten koltuk olduğu iddia edilmez. Bu ifade, dinleyiciye sonraki açıklamayı takip ederken kullanabileceği zihinsel bir görüntü vererek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Benzetmeyi tamamlamak için think of A as B kalıbını ve this plan sözlerini kullanın: ____ a road map for the project.
Cevabı göster
Think of this plan as
An electron is initially assigned to sit in a certain row,
2:38Bir elektrona başlangıçta belirli bir sırada oturması atanır,
but it could jump to a better row if it only had the energy. Dilbilgisi
2:41ancak yeterli enerjisi olsaydı daha iyi bir sıraya atlayabilirdi.
could ... if it only had ...: bir koşulla sınırlanan olasılık
Could jump ... if it only had the energy, sıçramayı kesin bir sonuç olarak değil, bir olasılık olarak sunar. Could olası sonucu belirtir, if yan cümlesi ise bu sonucu mümkün kılacak koşulu açıklar. if it only had the energy içinde had geçmiş zaman biçimindedir, ancak burada şimdiki zamana ilişkin varsayımsal bir durum için kullanılır. Only, enerjinin eksik olan temel gereklilik olduğunu vurgular. Better row hâlâ daha yüksek bir enerji düzeyini temsil eden koltuk sırası benzetmesidir; dolayısıyla cümle stadyumdaki gerçek bir hareketi değil, olası bir enerji düzeyi sıçramasını anlatır.
Alıştırma
Bu varsayımsal cümleyi tamamlamak için could ... if it only had ... kalıbını, cross fiilini ve enough power ifadesini kullanın: The rover ____ the crater ____.
Cevabı göster
could cross · if it only had enough power
As luck would have it: bir tesadüfü tanıtmak
As luck would have it, “olaylar tesadüfen böyle gelişti” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Cümlenin başında kullanıldığında, dinleyiciye sırada önemli bir tesadüf olduğunu bildirir. Burada, geçmekte olan bir fotonun gereken enerjiyi sağlayabilmesi şeklindeki yararlı tesadüfü tanıtır. İfade bir bütün olarak anlaşılmalıdır; luck sözcüğü gerçek anlamda bir şeye “sahip olmaz”.
Alıştırma
Cümleyi, bu dersteki tesadüf bildiren beş sözcüklük deyimin eksiksiz biçimiyle tamamlayın: ____, the only open pharmacy was across the street.
Cevabı göster
As luck would have it
absorbing one of those light photons passing through the atom can provide just the energy the electron needs. Dilbilgisi
2:46atomdan geçen bu ışık fotonlarından birini emmek, elektrona tam olarak ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlayabilir.
absorbing ... can provide ...: özne olarak bir gerund grubu
absorbing one of those light photons passing through the atom grubunun tamamı dil bilgisel öznedir. Grubun merkezinde gerund olan absorbing bulunur ve ana yüklem can provide ile başlar. Cümleyi şu iskelete indirin: Absorbing ... can provide ... . Bu yapı, bir eylemi veya süreci cümlenin konusu yapar. Bu öznenin içinde passing through the atom, light photons ifadesini niteleyen bir ortaç grubudur. Hangi fotonların kastedildiğini gösterir; passing cümlenin ana fiili değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede uzun bir gerund grubu özne olarak doğru kullanılmış ve grubun içinde bir -ing niteleyicisine yer verilmiştir?
- Observing birds nesting near the river it can reveal changes in migration.
- Observing birds nesting near the river can reveal changes in migration.
- Observe birds nesting near the river can reveals changes in migration.
Cevabı göster
Observing birds nesting near the river can reveal changes in migration.
there's a catch: gizli bir koşulu belirtmek
There's a catch, iyi, kolay veya mümkün görünen bir şeyin gizli bir sorun, sınırlama ya da koşul içerdiğini belirtir. Burada, hemen ardından açıklanan kesin enerji gereksinimini tanıtır; catch bir şeyi yakalama eylemi anlamına gelmez. Konuşan kişi bu kısa ifadeyi çekici bir fikirden veya basit bir açıklamadan işin karmaşık noktasına geçmek için kullanır. Koşulu doğrudan söyleyen yaygın biçim The catch is that + yan cümledir.
Alıştırma
Hangi cümle, iyi görünen bir teklifin gizli bir koşulu olduğunu doğal biçimde belirtir?
- The offer sounds great, so I accepted it immediately.
- The offer sounds great, and the meeting starts at noon.
- The offer sounds great, but there's a catch.
Cevabı göster
The offer sounds great, but there's a catch.
The energy from the photon has to be the right amount to get an electron to the next row. Dilbilgisi
2:54Fotonun enerjisi, elektronu bir sonraki sıraya geçirecek tam doğru miktarda olmalıdır.
has to be the right amount to ...: uygun miktarı gerekli bir koşul olarak belirtmek
Has to be the right amount to ... yapısı, to ile kurulan mastarın belirttiği sonucun gerçekleşmesi için bir miktarın uygun değerde olması gerektiğini anlatır. Bu cümlede, bir elektronun sonraki sıraya geçebilmesi için fotonun enerjisi gereken değerde olmalıdır. Buradaki right, yön olarak sağ değil, uygun veya doğru anlamındadır. The right amount otomatik olarak en büyük miktar ya da yalnızca yeterli olan herhangi bir miktar demek değildir; belirtilen sonucu sağlayan uygun miktardır.
Alıştırma
Bir miktarın sonuç için uygun olması gerektiğini belirten hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: The dose ____ be both safe and effective.
Cevabı göster
has to be the right amount to
it will just let the photon pass by. Dilbilgisi
2:59fotonun öylece geçip gitmesine izin verecektir.
let the photon pass by: let + nesne + fiilin yalın hâli
let the photon pass by, let + nesne + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. the photon nesnedir ve pass yalın hâlde kalır. let’ten sonra to gelmez ve pass fiiline -s eklenmez. Burada pass by, durdurulmadan veya soğurulmadan geçip gitmek demektir. Başka bağlamlarda bir kişinin ya da yerin yanından geçmek anlamına gelebilir; ancak bu cümlede ziyaret etmek için durmak demek değildir.
Alıştırma
Cümleyi let’ten sonra pass by ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The guard will let the delivery truck ____.
Cevabı göster
pass by
it just so happens that: tesadüfi bir gerçeği anlatmaya başlama
It just so happens that, tesadüfen doğru olan ve mevcut konuyla ilgili bir gerçeği anlatmaya başlar. Tesadüfen veya meğer ifadelerini doğal biçimde aktarmanın bir yoludur. It biçimsel öznedir; asıl bilgi that yan cümlesinde gelir. Just so, gerçeğin duruma beklenmedik biçimde uyduğu hissini güçlendirir. Bu nedenle ifade, sözcük sözcük gerçek bir olay gibi çevrilmemelidir.
Alıştırma
Hem just hem de so kullanarak vurgulu kalıbı tamamlayın: It ____ I have an extra ticket.
Cevabı göster
just so happens that
that a photon of visible light can't provide enough energy for an electron to jump between them. Dilbilgisi
3:06görünür ışık fotonu bir elektronun bunların arasında sıçraması için yeterli enerjiyi sağlayamaz.
so far apart that: sonuca yol açan derece
so + derece ifadesi + that yan cümlesi kalıbı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada so far apart, ayrılığın ne kadar büyük olduğunu anlatır; that sonrasındaki yan cümle ise sonucu, yani görünür ışığın gereken enerjiyi sağlayamadığını belirtir. Bu kalıpta that bir sonuç yan cümlesi başlatır; isim yan cümlesi başlatmaz. Ayrıca so ... that kendiliğinden “aşırı” anlamına gelmez; ardından herhangi bir sonuç gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede so ... that bir dereceyi sonucuna doğru biçimde bağlıyor?
- The two campsites were such far apart that we had to drive between them.
- The two campsites were so far apart to we had to drive between them.
- The two campsites were so far apart that we had to drive between them.
Cevabı göster
The two campsites were so far apart that we had to drive between them.
enough energy for an electron to jump: enough + isim + for + isim öbeği + to-mastar
Bu ifade enough + isim + for + isim öbeği + to-mastar yapısını izler. Enough, energy sözcüğünden önce gelir ve eylem için gereken miktarda enerjinin mevcut olduğunu belirtir. For an electron, to jump eylemini yaptığı anlaşılan ögeyi, yani eylemin mantıksal öznesini gösterir. Bir neden belirtmez. Cümlenin tamamında can't provide enough energy dendiği için gereken miktar mevcut değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, pilin motorun çalışması için yeterli güce sahip olduğunu doğru biçimde anlatır?
- The battery has enough power for the motor to start.
- The battery has enough power for starting the motor to.
- The battery has power enough for the motor start.
Cevabı göster
The battery has enough power for the motor to start.
give just the right amount of energy and are absorbed, Kalıp ifadeler
3:14tam doğru miktarda enerji verir ve emilir,
ultraviolet light: görünür ışığın mor ucunun ötesindeki ışık
Ultraviolet light, görünür tayfın mor ucunun ötesinde bulunan elektromanyetik ışınım anlamına gelir. İnsanlar bunu normalde göremez; dolayısıyla ultraviolet yalnızca mor bir rengin adı değildir. Bu cümlede morötesi ışığın fotonları, malzemenin soğurabileceği miktarda enerji taşır. Bu terim, görünür ışıkla karşılaştırılan ışık türünü belirtir.
Alıştırma
Ultraviolet light ifadesini hangi cümle doğru açıklar?
- Ultraviolet light is simply a dark shade of purple.
- Ultraviolet light means any light that passes through violet glass.
- Ultraviolet light lies beyond the violet end of the visible spectrum.
Cevabı göster
Ultraviolet light lies beyond the violet end of the visible spectrum.
on the other hand: karşıt yöne geçiş
On the other hand, bir karşılaştırmanın bir yönünden karşıt yönüne geçiren bağlayıcı bir ifadedir. Burada görünür ışık fotonlarında olanlardan morötesi ışık fotonlarının farklı sonucuna geçildiğini gösterir. İki fikir arasındaki ilişkiyi düzenler; hand sözcüğü gerçek anlamıyla bir eli anlatmaz. Bu ifadeyi konuşmada veya yazıda gördüğünüzde, sonraki noktanın öncekinden önemli bir yönden farklı olmasını bekleyin.
Alıştırma
Hangi metin gerçek bir karşıtlık sunmak için on the other hand ifadesini kullanıyor?
- The apartment is small. On the other hand, it has very little space.
- The apartment is small. On the other hand, it is close to school.
- First, open the box. On the other hand, take out the book.
Cevabı göster
The apartment is small. On the other hand, it is close to school.
just the right amount of energy: tam uygun enerji miktarı
Bu cümlede just the right amount of energy, süreç için tam uygun olan, yani ne çok az ne de çok fazla olan enerji miktarını belirtir. Buradaki just, “yalnızca” değil, “tam olarak” anlamındadır. just the right amount of + sayılamayan isim kalıbı, bir ihtiyaca veya koşula uygun miktarı anlatır. just the right amount of water, time veya pressure şeklinde kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, su miktarının ne çok fazla ne de çok az, tam ideal olduğunu doğal biçimde vurgular?
- Add just enough water to stop the dough from crumbling.
- Add just the right number of water to make the dough smooth.
- Add just the right amount of water to make the dough smooth.
Cevabı göster
Add just the right amount of water to make the dough smooth.
which is why you can't get a suntan through glass. Notlar
3:17işte bu yüzden camın arkasından güneşlenemezsiniz.
which is why: bir nedeni sonucuna bağlamak
Which is why, önceki olgunun veya durumun tamamını ardından gelen sonuca bağlar. Örnekte which, ultraviyole ışığın cam tarafından soğurulduğuna ilişkin önceki olgunun tamamına gönderme yapar; why ise camın arkasından bronzlaşamama sonucunu getirir. Bilgi sırası neden, which is why + sonuç şeklindedir. Bu yapı, bir açıklamayı sonucu açıkça belirterek tamamlamayı sağlar.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade which is why ile tamamlayın: The road is flooded, ____ the bus is late.
Cevabı göster
which is why
get a suntan through glass: cam engelinin arkasında bronzlaşmak
get a suntan ifadesinde get, “bir duruma gelmek” veya “o durumu edinmek” anlamındadır; a suntan ise güneş nedeniyle tenin koyulaşmasıdır. İfadenin tamamı “bronzlaşmak” demektir, bir nesne almak değil. Through glass, güneş ışığının camdan oluşan bir engeli geçtikten sonra kişiye ulaştığını belirtir. Bu cümlede tüm ifade, camın arkasında bronzlaşmaya çalışmayı anlatır; cam, bronzlaşmayı sağlayacak morötesi ışığı engelleyen bir bariyer olarak sunulur.
Alıştırma
Hangi cümle, güneş ışığının camdan içeri girebildiği hâlde kişinin teninin bronzlaşmayabileceğini doğal biçimde anlatır?
- Even in bright sunlight, you may not get a sunburn through glass.
- Even in bright sunlight, you may not get a suntan through glass.
- Even in bright sunlight, you may not get a suntan next to the glass.
Cevabı göster
Even in bright sunlight, you may not get a suntan through glass.
This amazing property of being both solid and transparent has given glass many uses throughout the centuries, Dilbilgisi
3:20Hem katı hem de şeffaf olmanın bu inanılmaz özelliği, yüzyıllar boyunca cama birçok kullanım alanı sağlamıştır;
being both solid and transparent: aynı anda geçerli iki özelliği ad öbeği yapmak
of edatından sonra being, özellikleri isim gibi kullanılan bir düşünceye, yani “bu özelliklere sahip olma durumuna veya niteliğine” dönüştürür. Burada being bir gerund yapısıdır; sürekli zamanın bir parçası değildir. Both solid and transparent, iki paralel sıfatı both ... and ... yapısıyla bağlar. Camın iki özelliğe de aynı anda sahip olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi being both ... and ... ile tamamlayın: The material has the advantage of ____ light ____ strong.
Cevabı göster
being both · and
from windows that let in light while keeping out the elements, Notlar
3:27ışığı içeri alırken dışarıdaki etkenleri uzak tutan pencerelerden,
let in: birinin veya bir şeyin içeri girmesine izin vermek
let in ifadesinde let izin vermek anlamına gelir, in ise dışarıdan içeriye doğru hareketi gösterir. Bu cümlede let in light, pencerelerin ışığın odaya girmesine izin vermesi demektir. In, bu fiil öbeğinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Nesne bir isim olduğunda hem let in light hem de let light in doğaldır. Nesne bir zamir olduğunda zamiri let ile in arasına koyun: let it in denir, let in it denmez.
Alıştırma
“İçeri girmesine izin vermek” anlamındaki fiil öbeğini kullanın: Open the curtains to ____ more sunlight.
Cevabı göster
let in
keeping out the elements: hava koşullarını dışarıda tutmak
Keeping out the elements; rüzgâr, yağmur, soğuk, sıcak ve diğer dış hava koşullarının içeri girmesini önlemek demektir. Buradaki the elements doğal hava koşullarını ifade eder; kimyasal elementleri değil. -ing biçimindeki keeping, windows ile aynı özneye sahiptir ve while'dan sonra gelir. Pencereler ışığı içeri alırken istenmeyen hava etkilerini dışarıda tutar; böylece içeri alınanlarla dışarıda tutulanlar arasında açık bir karşıtlık kurulur.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: The cabin windows let in sunlight while ____.
Cevabı göster
keeping out the elements
to lenses that allow us to see both the vast worlds beyond our planet Dilbilgisi
3:30gezegenimizin ötesindeki uçsuz bucaksız dünyaları
from windows ... to lenses: bir örnek aralığını belirtmek
Burada from windows ... to lenses, bir örnek aralığının iki ucunu belirtmek için from A to B yapısını kullanır. Bir yerden başka bir yere yapılan yolculuğu anlatmaz; camın kullanım alanlarının ne kadar çeşitli olduğunu gösterir. İki uçta birbirine paralel isim öbekleri vardır: windows ... ve lenses .... Her ismin ardından, o örneğin ne işe yaradığını açıklayan bir that yan cümlesi gelir. Bu yapı, konuşanın aralığın bir ucundaki örnekten diğer ucundaki örneğe açıkça geçmesini sağlar.
Alıştırma
Bir aralığı göstermek için from ... to kullanın: The club offers activities ____ chess ____ rock climbing.
Cevabı göster
from · to
and the tiny ones right around us.
3:34ve etrafımızdaki minicik dünyaları görmemizi sağlayan merceklere kadar.
allow us to see both ... and ...: iki grubu görmeyi mümkün kılmak
allow + nesne + to + fiil yapısı, birinin veya bir şeyin bir kişi için bir eylemi mümkün kıldığını anlatır. Özne lenses olduğunda allow izin vermek anlamında değildir: allow us to see, görmemizi mümkün kılmak demektir. Us, allow fiilinin nesnesidir ve see eylemini yapan kişileri de gösterir. Both ... and ... yapısı see fiilinin iki nesnesini bağlar: the vast worlds beyond our planet ve the tiny ones right around us. Ones, tekrarı önlemek için çoğul worlds isminin yerini alır; bir sayısını ifade etmez. Bu ikili yapı iki karşıtlığı aynı anda vurgular: engin ve küçük, uzak ve yakın.
Alıştırma
allow + nesne + to + fiil, both ... and ... ve ones yapılarını doğru kullanan cümleyi seçin.
- These tools allow researchers examine both large crystals and tiny ones.
- These tools allow researchers to examine both large crystals and tiny ones.
- These tools allow researchers to examine both large crystals or tiny ones.
Cevabı göster
These tools allow researchers to examine both large crystals and tiny ones.
It is hard to imagine modern civilization without glass. Dilbilgisi
3:36Modern medeniyeti cam olmadan hayal etmek zordur.
It is hard to imagine: hayal edilmesi zor bir durumu anlatmak
“It is hard to imagine ...”, bir durumu zihinde canlandırmanın zor olduğunu belirtir. Bu cümlede hayal edilen durum, modern uygarlığın cam olmadan var olmasıdır; bu nedenle ifade camın ne kadar vazgeçilmez olduğunu vurgular. It, glass sözcüğüne gönderme yapmayan biçimsel bir öznedir. Kalıp It + be + adjective + to-infinitive şeklindedir; hard olarak değerlendirilen asıl içerik to imagine ifadesinden sonra gelir. Böylece önce zorluk değerlendirmesi, ardından hayal edilecek durum verilir.
Alıştırma
“Zihinde canlandırması zor” anlamındaki hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ daily life without clean water.
Cevabı göster
It is hard to imagine
And yet: beklenmedik bir karşıtlık sunmak
“And yet”, önceki düşünceyi onun oluşturduğu beklentiye ters düşen bir gerçekle bağlar. Cam son derece önemlidir; bu nedenle insanların onu sık sık düşündüğünü bekleyebiliriz, ancak cümle bunun tersini söyler. Bilgiyi düzenleyen bir ifade olarak And yet, dinleyiciye sonrasını çarpıcı bir karşıtlık şeklinde anlaması gerektiğini bildirir. Burada yet, “yine de” anlamındadır; We haven't finished yet cümlesindeki zaman anlamını taşımaz.
Alıştırma
Hangi cümle And yet ifadesini gerçekten beklenmedik bir karşıtlık sunmak için kullanıyor?
- The team practiced for weeks. And yet, it trained every afternoon.
- The team practiced for weeks. And yet, its uniforms were blue.
- The team practiced for weeks. And yet, it lost its first game.
Cevabı göster
The team practiced for weeks. And yet, it lost its first game.
It is precisely because the most important and useful quality of glass is being featureless and invisible Notlar
3:44Camın en önemli ve yararlı niteliğinin belirsiz ve görünmez olması yüzündendir
featureless and invisible: belirgin özellikleri olmayan ve kolayca gözden kaçan
Featureless, fark edilir veya ayırt edici özellikleri olmayan anlamına gelir. -less son eki yokluk bildirir; dolayısıyla featureless işlev eksikliğini değil görünüşü anlatır. Invisible, görülemeyen veya görülmesi zor anlamına gelir. And ile bağlanan bu iki sıfat, camın görünür ayrıntılarının olmadığını ve dikkat çekmediğini anlatır. Bu cümlede invisible, camın gerçek anlamda var olmadığını söylemez. Şeffaf ve görünüşü sade olan camın kolayca gözden kaçtığını anlatan hafif abartılı bir kullanımdır.
Alıştırma
Bir konuşmacı şeffaf camı featureless and invisible diye tanımlıyor. Burada hangi anlam amaçlanmıştır?
- Yararlı hiçbir işlevi yoktur ve hiçbir koşulda görülemez.
- Fark edilir görsel özellikleri yoktur ve kolayca gözden kaçar.
- Sade bir rengi vardır ama tanınabilir birçok ayrıntısı bulunur.
Cevabı göster
Fark edilir görsel özellikleri yoktur ve kolayca gözden kaçar.
that we often forget it's even there. Kalıp ifadeler
3:50ki çoğu zaman onun orada olduğunu bile unuturuz.
It is precisely because X that Y: asıl nedeni vurgulamak
It is precisely because X that Y, X’in Y’nin kesin ya da özellikle önemli nedeni olduğunu söyleyen vurgulu bir kalıptır. Precisely, asıl nedenin bu olduğuna yapılan vurguyu güçlendirir. Bu cümlede X, camın belirgin özelliklerden yoksun ve görünmez olması; Y ise insanların onun orada olduğunu unutmasıdır. Kalıp, biraz şaşırtıcı olan bu nedeni ön plana çıkarır. That sonucu başlatır ve tam kalıbın bir parçasıdır; Because X, Y aynı neden-sonuç ilişkisini daha az vurguyla anlatır.
Alıştırma
Cümleyi neden vurgulayan tam kalıpla tamamlayın: It is ____ the path is slippery ____ we are walking slowly.
Cevabı göster
precisely because · that
forget it's even there: bir şeyin varlığını artık fark etmemek
Burada forget it's even there, bir şeyin mevcut olduğunu artık fark etmemek ya da bunun bilincinde olmamak demektir; bunun nedeni genellikle o şeyin sıradan, sessiz, şeffaf, hafif veya göze batmayan bir özellikte olmasıdır. Bu ifade, konuşanın o şeyin nerede olduğunu hatırlayamaması anlamına gelmez. Unutulan içerik it's even there yan cümlesidir; forget fiilinden sonra sık olduğu gibi, yan cümlenin başındaki that atılmıştır. Even, anlamı orada olduğunu tamamen unutmak şeklinde güçlendirir ve o şeyin ne kadar bütünüyle gözden kaçtığını vurgular.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The air purifier is so quiet that I sometimes ____.
Cevabı göster
forget it's even there