Cam neden şeffaftır? - Mark Miodownik: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
683 kelime 188 kel/dk

Video özeti: Bu video, camın nasıl aynı anda hem katı hem de saydam olabildiğini açıklıyor. Yanıtı kuvarsın biçimsiz moleküler yapısından, elektronların ışığı soğurup soğurmayacağını belirleyen enerji düzeylerine kadar izliyor ve camı tam da saydam ve görsel olarak belirsiz olduğu için çoğu zaman fark etmediğimiz sonucuna varıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. something so solid can be so invisible? — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bilimsel bir anlatıcının, birbiriyle çelişiyor gibi görünen iki özelliği yan yana getirerek temel sorunu nasıl çerçevelediğini anlayın. Bu paradoks tekniğini, cevabı erkenden açıklamadan merak uyandırmak ve açıklamaya doğal bir giriş yapmak için kullanabilirsiniz. 2. if an atom were the size of / the nucleus would be like / while the electrons would be like — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Atom altı ölçeği stadyum, tek bir bezelye ve kum taneleri gibi tanıdık görüntülere dönüştüren varsayımsal karşılaştırmayı tanıyın. Soyut büyüklükleri veya ilişkileri açıkça karşılaştırmak için koşul yapısını while ile birlikte kullanabilirsiniz. 3. It is precisely because the most important and useful quality of glass is being featureless and invisible that we often forget it's even there. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: It is precisely because... that... yapısının bir sonucun ardındaki kesin nedeni nasıl vurguladığını anlayın. Bu bölünmüş cümle yapısıyla açıklamayı güçlü biçimde bitirebilir ve dikkati görünür bir gerçekten onun daha derindeki nedenine yöneltebilirsiniz.

Bu derste

Take a look out your window. Put on your glasses if you wear them. Notlar

0:07

Pencerenizden dışarı bir bakın. Eğer kullanıyorsanız gözlüklerinizi takın.

Kalıp ifadeler

Take a look: birini bakmaya davet etmek

Take a look, “kısaca bakmak” anlamına gelir. Bu kalıplaşmış ifadede look bir isimdir; take ise bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. Emir cümlesi olarak Take a look..., birini gözlemlemeye davet eder veya dikkatini bir yere yönlendirir. Belirli bir nesne için take a look at + isim kullanılır; out your window örneğindeki gibi yön veya manzara da ardından gelebilir.

Alıştırma

Bu dersteki ifadeyle daveti tamamlayın: I found an old class photo. ____ at it.

Cevabı göster

Take a look

Öbek fiiller

Put on: bir şeyi giymeye veya takmaya başlamak

Put on; kıyafet, gözlük veya başka bir giyilebilir eşyayı vücuda takmak ya da giymek anlamına gelir. Eşyanın takılı olmadığı durumdan takılı olduğu duruma geçme eylemine odaklanır. Put on ayrılabilir: put on your glasses ve put your glasses on doğal kullanımlardır. Nesne bir zamirse fiil ile parçacığın arasına gelir: put them on denir, put on them denmez.

Alıştırma

Hangi cümle birine deneyden önce koruyucu gözlüğünü takmasını doğal biçimde söyler?

  1. Put your safety glasses before the experiment.
  2. Put on your safety glasses before the experiment.
  3. Wear your safety glasses every day.
Cevabı göster

Put on your safety glasses before the experiment.

You might want to grab a pair of binoculars, Ton ve niyet

0:11

Belki bir dürbün de almak istersiniz,

too,

0:13

ayrıca,

or a magnifying lens.

0:13

veya bir büyüteç.

Ton ve niyet

might want to: nazik bir öneride bulunmak

might want to + fiilin yalın biçimi, çoğunlukla nazik ve dolaylı bir öneri sunar. Bu cümlede You might want to grab... ifadesi, “...almayı düşünebilirsiniz” anlamındadır. Asıl işlevi, dinleyicinin içinden ne istediğini tahmin etmek değildir. İfade, dinleyiciye seçim alanı bıraktığı için doğrudan Grab... emrinden daha yumuşak duyulur. Pratik tavsiyeler ve dostça hatırlatmalar için kullanışlıdır.

Alıştırma

might want to kullanarak nazik öneriyi tamamlayın: Your tablet battery is low, so you ____ charge it before the trip.

Cevabı göster

might want to

Now,

0:15

Şimdi,

what do you see?

0:15

ne görüyorsunuz?

Well,

0:17

Şey,

whatever it is, Anlatım akışı

0:17

her ne görüyorsanız,

it's not the multiple layers of glass right in front of you. Kalıp ifadeler

0:18

tam karşınızdaki çok katmanlı camı görmediğiniz kesin.

Anlatım akışı

whatever it is: ana noktadan önce bilinmeyen olasılıkları gruplandırmak

whatever it is, “o bilinmeyen şey her neyse” demektir. Burada it, izleyicinin görüyor olabileceği şeyi gösterir; whatever ise tüm olası yanıtları açık bırakır. Sabırsızca tek başına söylenen Whatever! anlamında değildir. Ana cümleden önce kullanılan whatever it is, bilinmeyen tüm olasılıkları tek bir grupta toplar. Böylece konuşmacı her olası nesneyi ayrı ayrı değerlendirmeyi bırakıp ana karşıtlığa geçebilir: fark edilmeyen cam katmanları cevap değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, gerekli eyleme geçmeden önce tüm olası nedenleri bir whatever cümleciğiyle gruplandırır?

  1. The cause is unimportant because there is no leak.
  2. Choose any cause, and we need to stop the leak now.
  3. Whatever the cause is, we need to stop the leak now.
Cevabı göster

Whatever the cause is, we need to stop the leak now.

Kalıp ifadeler

right in front of you: dinleyicinin tam önünde

right in front of you ifadesinde in front of you, bir şeyin dinleyicinin doğrudan önünde bulunduğunu belirtir. Buradaki right, “tam” veya “hemen” anlamını veren bir pekiştirme zarfıdır; solun karşıtı olan sağ yönünü anlatmaz. Bu vurgu, çoğu zaman dinleyicinin fark etmediği çok yakın veya açıkça ortada olan bir şeye işaret eder. Bu cümlede camın gözden kaçmasına rağmen fiziksel olarak izleyicinin önünde olduğu vurgulanır.

Alıştırma

Hangi cümle haritanın dinleyicinin doğrudan önünde olduğunu söylüyor?

  1. The map is right behind you.
  2. The map is right in front of you.
  3. The map is to your right.
Cevabı göster

The map is right in front of you.

But have you ever wondered how something so solid can be so invisible? Anlatım akışı

0:21

Peki bu kadar katı bir şeyin nasıl bu kadar görünmez olabildiğini hiç merak ettiniz mi?

Anlatım akışı

have you ever wondered how: merak uyandırarak açıklamaya başlama

Have you ever wondered how ... dinleyiciyi bir soru üzerinde düşünmeye çağırır ve açıklamadan önce merak uyandırır. Burada gözlemden, konuşmacının açıklayacağı mekanizmaya geçiş sağlar; dinleyicinin geçmişiyle ilgili ayrıntılar istemekten çok konuyu açan bir ilgi çekme sorusudur. Dil bilgisi bakımından how, wondered sonrasında dolaylı soru başlatır. Bu nedenle düz cümle sırası kullanılır: how something so solid can be ... denir, how can something so solid be ... denmez.

Alıştırma

Hangi cümle, karıncaların yollarını nasıl bulduğunu açıklamaya giriş yapmak için bu kalıbı doğru kullanıyor?

  1. Have you ever wondered how ants find their way home?
  2. Have you ever wondered whether ants find their way home?
  3. Have you ever wondered how do ants find their way home?
Cevabı göster

Have you ever wondered how ants find their way home?

Anlatım akışı

something so solid ... so invisible: karşıtlıkla bir bilmece oluşturmak

Bu ifade, aynı şeyin şaşırtıcı iki özelliğini yan yana getirir: so solid ve so invisible. so + sıfat yapısının tekrarı iki özelliğin de yüksek derecede olduğunu vurgular ve bunların bağdaştırılmasını zor gösterir. how ile kurulan soru, iki özelliğin aynı anda nasıl doğru olabildiğini sorar. Konuşmacı yalnızca gerçekleri sıralamak yerine, sonraki açıklamanın çözmesi gereken görünürdeki bir bilmeceyi ortaya koyar.

Alıştırma

Hangi cümle, açıklama gerektiren bir soru oluşturmak için çarpıcı bir karşıtlık kullanır?

  1. How can such a tiny seed grow into such a tall tree?
  2. The seed grows because it receives water.
  3. The tree is tall, and its leaves are green.
Cevabı göster

How can such a tiny seed grow into such a tall tree?

To understand that, Anlatım akışı

0:25

Bunu anlamak için,

we have to understand what glass actually is and where it comes from. Dilbilgisi

0:26

camın aslında ne olduğunu ve nereden geldiğini anlamamız gerekir.

Anlatım akışı

To understand that: bir soruyu açıklamaya bağlamak

To understand that, 'bunu anlamak için' anlamına gelen ve amaç bildiren bir mastar öbeğidir. Buradaki that, hemen önce sorulan soruya gönderme yapan bir zamirdir; sonraki yan cümleleri başlatmaz. Cümlenin başındaki bu ifade, önceki bilmeceyi ardından gelen açıklamaya bağlar. Sonraki bilgilerin daha büyük soruyu yanıtlamak için gerekli adımlar olduğunu gösterir.

Alıştırma

'Bunu anlamak için' anlamına gelen tam İngilizce ifadeyi kullanın: Why did the engine stop without warning? ____, we first need to inspect the fuel system.

Cevabı göster

To understand that

Dilbilgisi

what glass actually is ... where it comes from: dolaylı sorularda sözcük sırası

what glass actually is ve where it comes from, and ile bağlanan iki dolaylı sorudur. Birlikte anlamamız gereken iki şeyi, yani camın ne olduğunu ve kaynağını belirtirler. actually vurgu ekleyerek camın gerçekte ne olduğunu öne çıkarır. Bu sorular understand fiilinden sonra daha büyük bir cümleye yerleştirildiği için glass ... is ve it comes biçimindeki düz cümle sırasını kullanır. what is glass veya where does it come from gibi doğrudan soru biçimleri bu cümlenin içine uymaz.

Alıştırma

Hangi cümlede dolaylı soru söz dizimi doğrudur?

  1. We need to find out where comes the water from.
  2. We need to find out where does the water come from.
  3. We need to find out where the water comes from.
Cevabı göster

We need to find out where the water comes from.

It all begins in the Earth's crust, Anlatım akışı

0:30

Her şey yer kabuğunda başlar,

Anlatım akışı

It all begins in: bir açıklamanın başlangıç noktasını belirtmek

It all begins in..., bütün hikâyenin veya sürecin ardından gelen yerde ya da dönemde başladığını belirtir. It açıklanan konuya gönderme yapar; all ise tüm zincirin tek bir başlangıç noktasına kadar izlenebildiğini vurgular. Birçok şeyin ayrı ayrı başladığını anlatmaz. Bu ifade, bir sürecin, tarihin veya neden-sonuç açıklamasının ilk adımından önce yönlendirici bir işaret olarak kullanılır. Bu cümlede in, açıklamanın başladığı yeri, yani Dünya'nın kabuğunu tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: ____ a quiet laboratory where the first prototype was built.

Cevabı göster

It all begins in

where the two most common elements are silicon and oxygen.

0:33

burada en yaygın iki element silisyum ve oksijendir.

These react together to form silicon dioxide, Kalıp ifadeler

0:37

Bunlar birlikte tepkimeye girerek silisyum dioksit oluştururlar,

Kalıp ifadeler

react together to form ...: tepkime ürününü belirtme

react together to form + ürün yapısında react together, iki veya daha fazla maddenin aynı kimyasal tepkimeye katıldığını anlatır. to form mastarı bu tepkimenin sonucunu belirtir. Buradaki ürünün tam adı silicon dioxide ifadesidir. Form burada “üretmek” ya da “oluşturmak” anlamında bir fiildir; “şekil” veya “form” anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

Hangi cümle iki gazın tepkimeye girip yeni bir bileşik oluşturmasını doğru anlatır?

  1. The two gases react together for form a new compound.
  2. The two gases reaction together to form a new compound.
  3. The two gases react together to form a new compound.
Cevabı göster

The two gases react together to form a new compound.

whose molecules arrange themselves into a regular crystalline form known as quartz. Notlar

0:40

ki bu moleküller kuvars olarak bilinen düzenli kristal bir formda kendilerini düzenlerler.

Dilbilgisi

whose molecules arrange themselves into ...: maddeyi moleküler yapısına bağlama

Whose molecules bir ilgi tümceciğini başlatır. Whose, silicon dioxide ifadesine gönderme yapar ve maddeyle molekülleri arasındaki ilişkiyi gösterir. İngilizcede whose yalnızca insanlar için değil, nesneler ve fikirler için de kullanılabilir. Arrange themselves into, dışarıdan bir düzenleyici belirtilmeden moleküllerin kendi kendine bir örüntü ya da yapı oluşturacak biçimde dizilmesini anlatır. Çoğul dönüşlülük zamiri themselves, molecules sözcüğüne döner; into ise dizilimin sonucundaki biçimi tanıtır.

Alıştırma

Hangi cümle bir malzemeyi atomlarına doğru biçimde bağlar ve atomların kendi kendine katmanlar hâlinde dizildiğini söyler?

  1. We studied a material who's atoms arrange itself into layers.
  2. We studied a material which atoms arrange themselves into layers.
  3. We studied a material whose atoms arrange themselves into layers.
Cevabı göster

We studied a material whose atoms arrange themselves into layers.

Kalıp ifadeler

known as: bir ad veya terimi tanıtma

Known as + bir ad ya da terim, “... olarak adlandırılan” veya “... denen” anlamına gelir. Bu cümlede known as quartz, a regular crystalline form ifadesinden sonra gelir ve onu açıklar; quartz'ın bu biçimin adı olduğunu bildirir. Known as quartz, geçmiş zaman ortacı içeren bir söz öbeğidir. which is known as quartz yapısının kısalmış hâlidir; burada known “ünlü” anlamına gelmez.

Alıştırma

“... olarak adlandırılır” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The change from a gas to a liquid is ____ condensation.

Cevabı göster

known as

Quartz is commonly found in sand, Kalıp ifadeler

0:45

Kuvars yaygın olarak kumda bulunur,

Kalıp ifadeler

is commonly found in: olağan bir konumu anlatma

Is commonly found in, bir şeyin genellikle nerede bulunduğunu veya var olduğunu anlatır. Edilgen bir yapıdır: özne konumu belirtilen şeydir; in sonrasındaki ifade ise onun tipik olarak bulunduğu maddeyi, yeri ya da ortamı söyler. Commonly, “sık sık” veya “birçok durumda” demektir; “her zaman” demek değildir. Cümle, kumdaki kuvars hakkında genel bir bilgi verir, hiç istisna olmadığını iddia etmez.

Alıştırma

Dersteki “sıkça ... içinde bulunur” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: Iron ____ many types of rock.

Cevabı göster

is commonly found in

where it often makes up most of the grains and is the main ingredient in most types of glass. Notlar

0:47

kum tanelerinin çoğunu oluşturan bu madde aynı zamanda çoğu cam türünün ana bileşenidir.

Öbek fiiller

makes up most of the grains: “oluşturmak” anlamındaki make up

makes up most of the grains ifadesinde make up, “oluşturmak” veya “meydana getirmek” anlamındadır. Özne olan it kuvarsa, yani taneleri oluşturan maddeye gönderme yapar; most of the grains ise kuvarsın oluşturduğu şeyi belirtir. Kalıp A makes up B şeklindedir: A, B’nin tamamını veya belirli bir bölümünü oluşturan parça, madde ya da gruptur. it tekil olduğu için fiil makes up biçimini alır.

Alıştırma

Cümleyi make up fiilinin “oluşturmak” anlamındaki doğru biçimiyle tamamlayın: Fresh water ____ only a small part of all the water on Earth.

Cevabı göster

makes up

Kalıp ifadeler

main ingredient in most types of glass: yiyecek dışındaki ingredient kullanımı

the main ingredient in most types of glass ifadesindeki main ingredient, ürünü yapmak için kullanılan en önemli ham madde anlamına gelir. Main, “tek” demek değildir; cam başka maddeler de içerebilir. Ingredient yalnızca yiyecekler için kullanılmaz. Bir karışımda, formülde veya üretilmiş malzemede kullanılan bir maddeyi de adlandırabilir. in edatı, bu maddeyi içeren veya kullanan ürün ya da karışımı belirtir; most types ise her türü değil, pek çok türü ifade eder.

Alıştırma

Ürün açıklamasını dersteki ifadeyle tamamlayın: Water is the ____ this cleaning solution.

Cevabı göster

main ingredient in

Of course,

0:52

Elbette,

you probably noticed that glass isn't made of multiple tiny bits of quartz,

0:53

camın birçok minik kuvars parçasından oluşmadığını fark etmişsinizdir,

and for good reason. Kalıp ifadeler

0:57

ve bunun haklı bir nedeni var.

Kalıp ifadeler

for good reason: önceki durumun sağlam bir gerekçesi olduğunu belirtmek

For good reason, daha önce söylenen durumun güçlü ve mantıklı bir gerekçesi olduğunu belirtir. Bu cümlede önceki ifadenin tamamını değerlendirir: camın çok sayıda küçük kuvars parçasından yapılmaması, nedeni öğrenildiğinde rastlantısal ya da şaşırtıcı değildir. and sözcüğünden sonra kullanıldığında açıklamanın akışını da düzenler ve birazdan bir neden verileceğini bildirir. Good, gerekçenin sağlam ve makul olduğunu anlatır; ifade iyi bir neden elde etmek amacıyla anlamına gelmez.

Alıştırma

Kararın sağlam bir gerekçesi olduğunu belirten ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The school canceled the field trip, and ____: a severe storm was approaching.

Cevabı göster

for good reason

For one thing,

0:58

Birincisi,

the edges of the rigidly formed grains and smaller defects within the crystal structure

0:59

sertleşmiş taneciklerin kenarları ve kristal yapı içindeki küçük kusurlar,

reflect and disperse light that hits them. Kelime

1:03

kendilerine çarpan ışığı yansıtır ve dağıtır.

Kelime

reflect and disperse light: bağlanmış iki optik hareket

Reflect and disperse light, aynı nesneyi, yani light sözcüğünü paylaşan iki fiili bağlar. Reflect, gelen ışığın bir yüzeyde yön değiştirmesi ve yüzeyden uzağa gitmesi anlamına gelir; disperse ise ışığın farklı yönlere veya daha geniş bir alana yayılmasıdır. Burada taneciklerin kenarları ve kristal kusurları iki fiilin de öznesidir. Bu iki hareket birlikte, ışığın malzemenin içinden tek ve belirgin bir yol boyunca ilerlememesini açıklar. Bu optik kullanımda disperse, bir kalabalığın dağıtılmasını değil, ışığa ne olduğunu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle bir yüzeyin ışığı uzağa yönlendirirken aynı zamanda farklı yönlere yaydığını belirtir?

  1. Rough particles reflect the light that reaches them.
  2. Rough particles reflect and disperse the light that reaches them.
  3. Rough particles disperse the light that reaches them.
Cevabı göster

Rough particles reflect and disperse the light that reaches them.

But when the quartz is heated high enough, Dilbilgisi

1:06

Ancak kuvars yeterince ısıtıldığında,

Dilbilgisi

is heated high enough: bir sıcaklık eşiğine ulaşmak

Is heated edilgen bir yapıdır: kuvarsa ısı uygulanır. Burada high, yüksek bir konumu değil, ulaşılan sıcaklık düzeyini anlatır. High enough, sıcaklığın bir sonraki değişim için gereken eşiğe ulaştığını belirtir. When ile başlayan yan cümle bu koşulu kurar; sonraki cümle ise eşiğe ulaşıldığında ne olduğunu açıklar.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için heat fiilinin geniş zamandaki edilgen biçimini ve ardından high enough ifadesini kullanın: When the glass ____, it begins to soften.

Cevabı göster

is heated high enough

the extra energy makes the molecules vibrate until they break the bonds holding them together and become a flowing liquid, Notlar

1:08

fazladan enerji, moleküllerin onları bir arada tutan bağları kırıp akıcı bir sıvı haline gelene kadar titreşmesine neden olur,

Dilbilgisi

makes the molecules vibrate until: neden, süreç ve bitiş noktası

Makes the molecules vibrate, make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Ek enerjinin moleküllerin titreşmesine neden olduğunu anlatır. Bu etken make yapısında vibrate fiilinden önce to gelmez. Until, devam eden eylemin bitiş noktasını tanıtır. Moleküller bağları kopardıkları ana kadar titreşmeye devam eder; böylece yapının tamamı bir nedeni, süren bir süreci ve bu süreci sona erdiren olayı birbirine bağlar.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için make fiilinin geniş zaman biçimini, spin fiilinin yalın hâlini ve until sözcüğünü kullanın: The motor ____ the fan ____ ____ the room cools down.

Cevabı göster

makes · spin · until

Kalıp ifadeler

break the bonds holding them together: molekülleri bir arada tutan bağları koparmak

Burada break the bonds, kimyasal bağların ayrılmasına neden olmak anlamına gelir. Bonds nesnesinden sonra gelen holding them together, bu bağların ne yaptığını belirten bir şimdiki zaman ortacı grubudur. holding them together, bonds sözcüğünü niteler; break fiilinden sonra gelen başka bir ana eylem değildir. Them, molekülleri ifade eder. “İsim + -ing grubu” yapısı, bir şeyi işleviyle kısa ve öz biçimde açıklamayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede holding the atoms together ayrı bir ana eylem olarak değil, bonds sözcüğünü açıklamak için kullanılmıştır?

  1. The bonds break the heat holding the atoms together.
  2. The heat breaks, and the bonds hold the atoms together.
  3. The heat breaks the bonds holding the atoms together.
Cevabı göster

The heat breaks the bonds holding the atoms together.

the same way that ice melts into water. Anlatım akışı

1:15

tıpkı buzun eriyip suya dönüşmesi gibi.

Anlatım akışı

the same way that: süreçlerin nasıl gerçekleştiğini karşılaştırmak

The same way that, bilinen bir süreci karşılaştırma amacıyla tanıtır. Burada ice melts into water, dinleyicinin daha önce bahsedilen maddenin nasıl sıvıya dönüştüğünü anlamasına yardımcı olan tanıdık bir model sunar. Burada way “yol” değil, “biçim” anlamındadır. Bu yapı iki süreci birbirine bağlar ve ilgili açıdan benzer biçimde gerçekleştiklerini belirtir; her ayrıntılarının aynı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle iki sürecin nasıl gerçekleştiğini karşılaştırmak için the same way that ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. Clouds form the same way that fog does.
  2. Clouds form the same way that fog.
  3. Clouds form the same as that fog does.
Cevabı göster

Clouds form the same way that fog does.

Unlike water, though, Anlatım akışı

1:17

Ancak sudan farklı olarak,

liquid silicon dioxide does not reform into a crystal solid when it cools.

1:19

sıvı silisyum dioksit soğuduğunda yeniden kristal bir katıya dönüşmez.

Anlatım akışı

Unlike water, though: temel bir karşıtlığı belirtmek

Unlike water sözleri, cümlenin başına getirilmiş bir karşılaştırma öbeği oluşturur. water sözcüğünü karşılaştırma noktası olarak gösterir ve dinleyiciye sıvı silisyum dioksitle ilgili ifadenin bir farkı açıklayacağını bildirir. Though burada ara söz niteliğinde bir karşıtlık belirtecidir. Önceki benzerliğe gönderme yapar ve karşılaştırmanın artık bir sınırı olduğunu gösterir. Bu cümlede karşıtlık bildiren bir yan cümleyi başlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle karşıtlık belirtmek için Unlike + isim öbeğini ve ara söz niteliğindeki though sözcüğünü doğru kullanıyor?

  1. But unlike the older model, however, this one runs quietly.
  2. Unlike with the older model, though, this one runs quietly.
  3. Unlike the older model, though, this one runs quietly.
Cevabı göster

Unlike the older model, though, this one runs quietly.

Instead,

1:24

Bunun yerine,

as the molecules lose energy, Dilbilgisi

1:25

moleküller enerji kaybettikçe,

they are less and less able to move into an ordered position, Dilbilgisi

1:27

düzenli bir konuma geçme yetenekleri giderek azalır,

Dilbilgisi

as the molecules lose energy: birlikte gelişen iki değişim

Burada as, «bir şey yavaş yavaş olurken» veya «bir şey geliştikçe» anlamına gelir. as the molecules lose energy yan cümlesi değişen bir süreci, ana cümle ise onunla birlikte gelişen başka bir değişimi sunar. Bilimsel açıklamalarda as + yan cümle, zaman içinde gelişen iki eğilimi sık sık birbirine bağlar. Bağlam, ilk değişimin ikinci değişime neden olduğunu da düşündürebilir; ancak as sözcüğünün öne çıkardığı şey bu değişimlerin birlikte gelişmesidir. Burada «rolünde» anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle yavaş yavaş gerçekleşen iki değişimin birlikte ilerlediğini en açık biçimde gösteriyor?

  1. When the battery loses power, the screen grows dimmer.
  2. Because the battery loses power, the screen grows dimmer.
  3. As the battery loses power, the screen grows dimmer.
Cevabı göster

As the battery loses power, the screen grows dimmer.

Dilbilgisi

less and less able to: yeteneğin giderek azalması

Less and less able to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapabilme yeteneğinin giderek azaldığını belirtir. Burada, düzenli bir konuma geçme yeteneklerini aşamalı olarak kaybediyorlar. Tekrarlanan karşılaştırma yapısı less and less, yalnızca bir kez yaşanan kısmi bir yetersizliği değil, devam eden bir eğilimi gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp be veya become less and less able to + fiildir.

Alıştırma

Yeteneğin giderek azalmasını göstermek için vurgulanan kalıbı kullanın: As fatigue increases, the driver becomes ____ react quickly.

Cevabı göster

less and less able to

and the result is what is called an amorphous solid. Kelime

1:30

ve sonuç, amorf (şekilsiz) katı olarak adlandırılan şeydir.

Kelime

what is called an amorphous solid: teknik bir adı tanıtmak

what is called an amorphous solid yan cümlesi, sonucu teknik adıyla tanımlar. is fiilinden sonra gelir ve amorf katı adı verilen şey anlamını taşır; bir sorunun değil, açıklama cümlesinin parçasıdır. Bir amorphous solid, düzenli kristal dizilimi olmayan bir katıdır. Yeniden kullanılabilen what is called + isim öbeği kalıbı, bir adı veya terimi tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi, vurgulanan terim tanıtma kalıbıyla tamamlayın: A liquid changing into a gas is ____ evaporation.

Cevabı göster

what is called

A solid material with the chaotic structure of a liquid,

1:34

Bir sıvının kaotik yapısına sahip katı bir malzeme,

which allows the molecules to freely fill in any gaps. Öbek fiiller

1:37

ki bu yapı moleküllerin her türlü boşluğu serbestçe doldurmasına olanak tanır.

Öbek fiiller

fill in any gaps: eksik olanı tamamlamak

Bu cümlede fill in any gaps, boş olan yerlere girip bu alanları doldurmak anlamına gelir. gaps nesnesi, fill in ifadesinin eksik veya boş kısımları tamamlamakla ilgili olduğunu gösterir. Aynı yapı, eksik bilgi veya anlayış gibi fiziksel olmayan boşlukları da anlatabilir. Yalnızca boş yerlere cevap yazmak ya da bir form doldurmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamla: Before the quiz, review your notes and ____ in your understanding.

Cevabı göster

fill in any gaps

This makes the surface of glass uniform on a microscopic level, Kelime

1:41

Bu, camın yüzeyinin mikroskobik düzeyde tekdüze olmasını sağlar,

Kelime

on a microscopic level: gözlem ölçeğini belirtmek

On a microscopic level, “çok küçük, mikroskobik bir ölçekte ele alındığında” anlamına gelir. Cümlede uniform yargısının kapsamını sınırlar: cam yüzeyi bu ölçekte düzgündür. Burada level, bir katı veya kişinin becerisini değil, analiz ölçeğini ya da düzeyini ifade eder. on a ... level kalıbı, on a molecular level veya on a practical level örneklerinde olduğu gibi başka bakış açılarını da gösterebilir.

Alıştırma

'The coating is uneven on a microscopic level,' cümlesinde on a microscopic level ne anlama gelir?

  1. Düşük bir beceri düzeyiyle
  2. Çok küçük bir ölçekte incelendiğinde
  3. Bir binanın daha alt katında
Cevabı göster

Çok küçük bir ölçekte incelendiğinde

allowing light to strike it without being scattered in different directions. Dilbilgisi

1:44

ve ışığın farklı yönlere saçılmadan üzerine çarpmasına izin verir.

Dilbilgisi

without being scattered: without sonrasında edilgen gerund

without being scattered in different directions, ışığın cam yüzeye ulaştığını ve birçok farklı yöne saçılmadığını anlatır. without öbeği, ana eylemle birlikte gerçekleşmeyen bir sonucu ekler. without edatından sonra gerund kullanılır. Işık scatter eyleminden etkilendiği için edilgen gerund being + past participle biçimindedir: being scattered. Bu, ana cümlenin present progressive fiili değildir.

Alıştırma

Cümleyi without sonrasında damage fiilinin edilgen gerund biçimiyle tamamlayın: The package arrived without ____.

Cevabı göster

being damaged

But this still doesn't explain why light is able to pass through glass Öbek fiiller

1:49

Ancak bu, ışığın neden camdan geçebildiğini hâlâ açıklamaz,

rather than being absorbed, Dilbilgisi

1:53

emilmek yerine,

Öbek fiiller

pass through: bir şeyin içinden geçme hareketi

Pass through, bir nesnenin, maddenin veya alanın içine girip içinden geçmek anlamına gelir. Burada ışık, cam tarafından emilmek yerine camın içinden geçer. Through hareket yolunu belirtir: cam, ışığın geçtiği maddedir. Pass tek başına birçok başka anlama gelir ve glass önünde bu düşünceyi doğal biçimde ifade etmez.

Alıştırma

Havanın bir tel örgüdeki açıklıklardan geçtiğini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Air can pass through the tiny holes in the screen.
  2. Air can pass by the tiny holes in the screen.
  3. Air can pass the tiny holes through.
Cevabı göster

Air can pass through the tiny holes in the screen.

Dilbilgisi

rather than being absorbed: edilgen bir alternatif sonuçla karşılaştırma

Rather than being absorbed, “soğurulmak yerine” anlamına gelir. Konuşulan sonuç olan ışığın camdan geçmesiyle diğer olası sonucu, yani camın ışığı soğurmasını karşılaştırır. being absorbed ifadesinin anlaşılan öznesi light sözcüğüdür. being + geçmiş zaman ortacı yapısı bu alternatifi edilgen yapar: ışık eylemi gerçekleştirmez, eyleme maruz kalır. Rather than burada gerçekleşmeyen alternatifi sunar.

Alıştırma

Cümleyi rather than ve damage fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: The package reached us safely ____ during shipping.

Cevabı göster

rather than being damaged

as with most solids.

1:54

çoğu katıda olduğu gibi.

For that,

1:56

Bunun için,

we need to go all the way down to the subatomic level. Deyimler

1:56

ta atom altı seviyeye inmemiz gerekiyor.

Deyimler

go all the way down to the subatomic level: ölçeği anlatan uzamsal bir benzetme

Go all the way down to the subatomic level uzamsal bir benzetmedir. Kimse fiziksel olarak aşağı doğru hareket etmiyor; açıklamanın atomlardan daha küçük bir ölçeğe geçmesi gerekiyor. Go ... down to, daha küçük veya daha temel düzeyleri aşağıdaki düzeylermiş gibi sunar. All the way vurgu ekler: daha büyük bir ölçekte durmak yeterli değildir.

Alıştırma

Bu cümlede go all the way down to the subatomic level ne anlama gelir?

  1. Sorunu atomlardan daha küçük bir ölçekte analiz etmek.
  2. Normal atom ölçeğinde durmak.
  3. Fiziksel olarak daha alt bir kata inmek.
Cevabı göster

Sorunu atomlardan daha küçük bir ölçekte analiz etmek.

You may know that an atom consists of a nucleus with electrons orbiting around it, Kalıp ifadeler

2:00

Bir atomun, etrafında dönen elektronlara sahip bir çekirdekten oluştuğunu biliyor olabilirsiniz,

Kalıp ifadeler

consists of: bir bütünü oluşturan parçaları belirtmek

Consists of, bir bütünün belirli parçalardan oluştuğunu belirtir. Özne bütünü, of sonrasındaki isim öbeği ise parçaları ifade eder. Bu cümlede an atom bütündür; a nucleus ve electrons ise parçalardır. an atom tekil olduğu için consists kullanılır. Bütün + consist of + parçalar kalıbı tanımlarda ve bilimsel açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi consist of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The emergency kit ____ a flashlight, a radio, and batteries.

Cevabı göster

consists of

but you may be surprised to know that it's mostly empty space. Ton ve niyet

2:04

ama atomun büyük ölçüde boşluktan oluştuğunu bilmek sizi şaşırtabilir.

Ton ve niyet

you may be surprised to know: beklenmedik bir gerçeği sunmak

You may be surprised to know that, dinleyiciyi beklenmedik gelebilecek bir bilgiye hazırlar ve dikkatini ardından gelen that yan cümlesine yöneltir. Burada, bir atomun büyük ölçüde boşluktan oluştuğu düşüncesini sunar. May, dinleyicinin tepkisiyle ilgili tahmini yumuşatır: Konuşan kişi herkesin kesinlikle şaşıracağını iddia etmez. Bu sözcük, that sonrasındaki gerçeği belirsiz hâle getirmez.

Alıştırma

Cümleyi, dinleyiciyi beklenmedik bir gerçeğe nazikçe hazırlayan ifadeyle tamamlayın: You ____ that sharks existed before trees.

Cevabı göster

may be surprised to know

In fact,

2:07

Aslında,

if an atom were the size of a sports stadium, Dilbilgisi

2:08

eğer bir atom spor stadyumu büyüklüğünde olsaydı,

the nucleus would be like a single pea in the center,

2:11

çekirdek merkezdeki tek bir bezelye tanesi gibi olurdu,

while the electrons would be like grains of sand in the outer seats.

2:13

elektronlar ise dış koltuklardaki kum taneleri gibi olurdu.

Dilbilgisi

If an atom were the size of ... the nucleus would be like ... while the electrons would be like ...: varsayımsal ölçek benzetmesi

if yan cümlesi hayalî bir ölçek değişikliği kurar: bir atomun spor stadyumu kadar büyük olduğunu varsayın. Bu varsayımsal çerçevede were gerçek dışı koşulu, would be like ise bu koşuldan çıkan benzetmeyi gösterir. Cümle, atomun gerçekten bu büyüklükte olduğunu söylemez. While iki sonucu karşılaştırmak için yan yana getirir: çekirdek merkeze yakın tek bir bezelyeye, elektronlar ise uzaktaki tribünlerde bulunan kum tanelerine benzetilir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp If X were the size of Y, A would be like B, while C would be like D. şeklindedir.

Alıştırma

Varsayımsal benzetmeyi were ve would be like ile tamamlayın: If the library ____ the size of a dollhouse, each room ____ a small box, while each table ____ a postage stamp.

Cevabı göster

were · would be like · would be like

That should leave plenty of space for light to pass through without hitting any of these particles.

2:18

Bu, ışığın bu parçacıklara çarpmadan geçebilmesi için bolca alan bırakmalıdır.

So the real question is not why is glass transparent, Anlatım akışı

2:22

Yani asıl soru camın neden şeffaf olduğu değil,

but why aren't all materials transparent?

2:26

neden tüm malzemelerin şeffaf olmadığıdır?

Anlatım akışı

The real question is not ... but ...: odağı yeniden belirlemek

The real question is not A, but B kalıbı, dinleyicinin bir konuyu ilk ele alış biçimini düzeltir. A, konuşmacının bir kenara bıraktığı soruyu; B ise bundan sonra açıklamaya yön vermesi gereken soruyu belirtir. İki soru eşit derecede önemli sunulmaz; yeni odak ikinci sorudur. Burada why is glass transparent? ve why aren't all materials transparent? daha büyük cümlenin içinde doğrudan soru biçiminde kurulmuştur. Bu, sözlü anlatıma sorular doğrudan alıntılanıyormuş gibi vurgulu bir etki verir. Bilgiyi düzenleyen temel hareket not A, but B karşıtlığıdır ve soruların, konuların veya önceliklerin odağını değiştirmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Dikkati başka bir noktaya yönlendiren iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The real issue is ____ how quickly we finish, ____ how accurately we work.

Cevabı göster

not · but

The answer has to do with the different energy levels that electrons in an atom can have. Notlar

2:29

Cevap, atomdaki elektronların sahip olabileceği farklı enerji seviyeleriyle ilgilidir.

Kalıp ifadeler

has to do with: bağlantı ifade etme

Has to do with, “-ile ilgili olmak” veya “-le bağlantılı olmak” anlamına gelir. Burada cevabı, elektronların sahip olabileceği farklı enerji düzeyleriyle ilişkilendirir. İfade, ilgili bir etkene veya konuya işaret eder; tek başına her zaman tek ve doğrudan bir neden ileri sürmez. Has to do with ifadesini bir bütün olarak ele alın. Bu cümlede has to, “zorunda olmak” anlamına gelmez; ifade do with ile tamamlanır.

Alıştırma

Cümleyi “-ile ilgili olmak” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: The error ____ a missing file.

Cevabı göster

has to do with

Kelime

energy levels: atomdaki izinli enerji durumları

Atom fiziğinde energy levels, bir elektronun atom içinde sahip olabileceği belirli ve izinli enerji durumlarıdır. Burada level, beceri veya nitelik değerlendirmesi değil, enerji ölçeğindeki bir konum anlamına gelir. Çoğul kullanım önemlidir: bir elektron doğru miktarda enerji alarak veya kaybederek izinli bir durumdan diğerine geçebilir. Normalde bu durumların arasındaki herhangi bir enerji değerinde kalmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede energy level atom fiziğindeki anlamıyla kullanılmıştır?

  1. When the atom absorbs energy, an electron can move to a higher energy level.
  2. After a nap, Maya's energy level was higher.
  3. The game has five difficulty levels.
Cevabı göster

When the atom absorbs energy, an electron can move to a higher energy level.

Think of these as different rows of seats in the stadium stands. Anlatım akışı

2:34

Bunları stadyum tribünlerindeki farklı koltuk sıraları olarak düşünün.

Anlatım akışı

Think of these as ...: geçici bir benzetme kurmak

Think of these as ... dinleyiciden daha önce sözü edilen these ögelerini, yani buradaki enerji düzeylerini, as ifadesinden sonra gelen şey olarak zihninde canlandırmasını ister. Kalıp think of A as B biçimindedir: A yabancı olan fikir, B ise tanıdık modeldir. Buradaki stadyum koltuk sıraları bir öğretim modelidir; enerji düzeylerinin gerçekten koltuk olduğu iddia edilmez. Bu ifade, dinleyiciye sonraki açıklamayı takip ederken kullanabileceği zihinsel bir görüntü vererek bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Benzetmeyi tamamlamak için think of A as B kalıbını ve this plan sözlerini kullanın: ____ a road map for the project.

Cevabı göster

Think of this plan as

An electron is initially assigned to sit in a certain row,

2:38

Bir elektrona başlangıçta belirli bir sırada oturması atanır,

but it could jump to a better row if it only had the energy. Dilbilgisi

2:41

ancak yeterli enerjisi olsaydı daha iyi bir sıraya atlayabilirdi.

Dilbilgisi

could ... if it only had ...: bir koşulla sınırlanan olasılık

Could jump ... if it only had the energy, sıçramayı kesin bir sonuç olarak değil, bir olasılık olarak sunar. Could olası sonucu belirtir, if yan cümlesi ise bu sonucu mümkün kılacak koşulu açıklar. if it only had the energy içinde had geçmiş zaman biçimindedir, ancak burada şimdiki zamana ilişkin varsayımsal bir durum için kullanılır. Only, enerjinin eksik olan temel gereklilik olduğunu vurgular. Better row hâlâ daha yüksek bir enerji düzeyini temsil eden koltuk sırası benzetmesidir; dolayısıyla cümle stadyumdaki gerçek bir hareketi değil, olası bir enerji düzeyi sıçramasını anlatır.

Alıştırma

Bu varsayımsal cümleyi tamamlamak için could ... if it only had ... kalıbını, cross fiilini ve enough power ifadesini kullanın: The rover ____ the crater ____.

Cevabı göster

could cross · if it only had enough power

As luck would have it, Deyimler

2:45

Şans eseri,

Deyimler

As luck would have it: bir tesadüfü tanıtmak

As luck would have it, “olaylar tesadüfen böyle gelişti” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Cümlenin başında kullanıldığında, dinleyiciye sırada önemli bir tesadüf olduğunu bildirir. Burada, geçmekte olan bir fotonun gereken enerjiyi sağlayabilmesi şeklindeki yararlı tesadüfü tanıtır. İfade bir bütün olarak anlaşılmalıdır; luck sözcüğü gerçek anlamda bir şeye “sahip olmaz”.

Alıştırma

Cümleyi, bu dersteki tesadüf bildiren beş sözcüklük deyimin eksiksiz biçimiyle tamamlayın: ____, the only open pharmacy was across the street.

Cevabı göster

As luck would have it

absorbing one of those light photons passing through the atom can provide just the energy the electron needs. Dilbilgisi

2:46

atomdan geçen bu ışık fotonlarından birini emmek, elektrona tam olarak ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlayabilir.

Dilbilgisi

absorbing ... can provide ...: özne olarak bir gerund grubu

absorbing one of those light photons passing through the atom grubunun tamamı dil bilgisel öznedir. Grubun merkezinde gerund olan absorbing bulunur ve ana yüklem can provide ile başlar. Cümleyi şu iskelete indirin: Absorbing ... can provide ... . Bu yapı, bir eylemi veya süreci cümlenin konusu yapar. Bu öznenin içinde passing through the atom, light photons ifadesini niteleyen bir ortaç grubudur. Hangi fotonların kastedildiğini gösterir; passing cümlenin ana fiili değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede uzun bir gerund grubu özne olarak doğru kullanılmış ve grubun içinde bir -ing niteleyicisine yer verilmiştir?

  1. Observing birds nesting near the river it can reveal changes in migration.
  2. Observing birds nesting near the river can reveal changes in migration.
  3. Observe birds nesting near the river can reveals changes in migration.
Cevabı göster

Observing birds nesting near the river can reveal changes in migration.

But there's a catch. Deyimler

2:52

Ancak bir sorun var.

Deyimler

there's a catch: gizli bir koşulu belirtmek

There's a catch, iyi, kolay veya mümkün görünen bir şeyin gizli bir sorun, sınırlama ya da koşul içerdiğini belirtir. Burada, hemen ardından açıklanan kesin enerji gereksinimini tanıtır; catch bir şeyi yakalama eylemi anlamına gelmez. Konuşan kişi bu kısa ifadeyi çekici bir fikirden veya basit bir açıklamadan işin karmaşık noktasına geçmek için kullanır. Koşulu doğrudan söyleyen yaygın biçim The catch is that + yan cümledir.

Alıştırma

Hangi cümle, iyi görünen bir teklifin gizli bir koşulu olduğunu doğal biçimde belirtir?

  1. The offer sounds great, so I accepted it immediately.
  2. The offer sounds great, and the meeting starts at noon.
  3. The offer sounds great, but there's a catch.
Cevabı göster

The offer sounds great, but there's a catch.

The energy from the photon has to be the right amount to get an electron to the next row. Dilbilgisi

2:54

Fotonun enerjisi, elektronu bir sonraki sıraya geçirecek tam doğru miktarda olmalıdır.

Dilbilgisi

has to be the right amount to ...: uygun miktarı gerekli bir koşul olarak belirtmek

Has to be the right amount to ... yapısı, to ile kurulan mastarın belirttiği sonucun gerçekleşmesi için bir miktarın uygun değerde olması gerektiğini anlatır. Bu cümlede, bir elektronun sonraki sıraya geçebilmesi için fotonun enerjisi gereken değerde olmalıdır. Buradaki right, yön olarak sağ değil, uygun veya doğru anlamındadır. The right amount otomatik olarak en büyük miktar ya da yalnızca yeterli olan herhangi bir miktar demek değildir; belirtilen sonucu sağlayan uygun miktardır.

Alıştırma

Bir miktarın sonuç için uygun olması gerektiğini belirten hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: The dose ____ be both safe and effective.

Cevabı göster

has to be the right amount to

Otherwise,

2:59

Aksi takdirde,

it will just let the photon pass by. Dilbilgisi

2:59

fotonun öylece geçip gitmesine izin verecektir.

Dilbilgisi

let the photon pass by: let + nesne + fiilin yalın hâli

let the photon pass by, let + nesne + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. the photon nesnedir ve pass yalın hâlde kalır. let’ten sonra to gelmez ve pass fiiline -s eklenmez. Burada pass by, durdurulmadan veya soğurulmadan geçip gitmek demektir. Başka bağlamlarda bir kişinin ya da yerin yanından geçmek anlamına gelebilir; ancak bu cümlede ziyaret etmek için durmak demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi let’ten sonra pass by ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The guard will let the delivery truck ____.

Cevabı göster

pass by

And it just so happens that in glass, Kalıp ifadeler

3:02

Ve tesadüfe bakın ki, camda

Kalıp ifadeler

it just so happens that: tesadüfi bir gerçeği anlatmaya başlama

It just so happens that, tesadüfen doğru olan ve mevcut konuyla ilgili bir gerçeği anlatmaya başlar. Tesadüfen veya meğer ifadelerini doğal biçimde aktarmanın bir yoludur. It biçimsel öznedir; asıl bilgi that yan cümlesinde gelir. Just so, gerçeğin duruma beklenmedik biçimde uyduğu hissini güçlendirir. Bu nedenle ifade, sözcük sözcük gerçek bir olay gibi çevrilmemelidir.

Alıştırma

Hem just hem de so kullanarak vurgulu kalıbı tamamlayın: It ____ I have an extra ticket.

Cevabı göster

just so happens that

the rows are so far apart Dilbilgisi

3:04

sıralar birbirinden o kadar uzaktır ki,

that a photon of visible light can't provide enough energy for an electron to jump between them. Dilbilgisi

3:06

görünür ışık fotonu bir elektronun bunların arasında sıçraması için yeterli enerjiyi sağlayamaz.

Dilbilgisi

so far apart that: sonuca yol açan derece

so + derece ifadesi + that yan cümlesi kalıbı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada so far apart, ayrılığın ne kadar büyük olduğunu anlatır; that sonrasındaki yan cümle ise sonucu, yani görünür ışığın gereken enerjiyi sağlayamadığını belirtir. Bu kalıpta that bir sonuç yan cümlesi başlatır; isim yan cümlesi başlatmaz. Ayrıca so ... that kendiliğinden “aşırı” anlamına gelmez; ardından herhangi bir sonuç gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede so ... that bir dereceyi sonucuna doğru biçimde bağlıyor?

  1. The two campsites were such far apart that we had to drive between them.
  2. The two campsites were so far apart to we had to drive between them.
  3. The two campsites were so far apart that we had to drive between them.
Cevabı göster

The two campsites were so far apart that we had to drive between them.

Dilbilgisi

enough energy for an electron to jump: enough + isim + for + isim öbeği + to-mastar

Bu ifade enough + isim + for + isim öbeği + to-mastar yapısını izler. Enough, energy sözcüğünden önce gelir ve eylem için gereken miktarda enerjinin mevcut olduğunu belirtir. For an electron, to jump eylemini yaptığı anlaşılan ögeyi, yani eylemin mantıksal öznesini gösterir. Bir neden belirtmez. Cümlenin tamamında can't provide enough energy dendiği için gereken miktar mevcut değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, pilin motorun çalışması için yeterli güce sahip olduğunu doğru biçimde anlatır?

  1. The battery has enough power for the motor to start.
  2. The battery has enough power for starting the motor to.
  3. The battery has power enough for the motor start.
Cevabı göster

The battery has enough power for the motor to start.

Photons from ultraviolet light, Kelime

3:12

Ultraviyole ışıktan gelen fotonlar ise,

on the other hand, Anlatım akışı

3:13

öte yandan,

give just the right amount of energy and are absorbed, Kalıp ifadeler

3:14

tam doğru miktarda enerji verir ve emilir,

Kelime

ultraviolet light: görünür ışığın mor ucunun ötesindeki ışık

Ultraviolet light, görünür tayfın mor ucunun ötesinde bulunan elektromanyetik ışınım anlamına gelir. İnsanlar bunu normalde göremez; dolayısıyla ultraviolet yalnızca mor bir rengin adı değildir. Bu cümlede morötesi ışığın fotonları, malzemenin soğurabileceği miktarda enerji taşır. Bu terim, görünür ışıkla karşılaştırılan ışık türünü belirtir.

Alıştırma

Ultraviolet light ifadesini hangi cümle doğru açıklar?

  1. Ultraviolet light is simply a dark shade of purple.
  2. Ultraviolet light means any light that passes through violet glass.
  3. Ultraviolet light lies beyond the violet end of the visible spectrum.
Cevabı göster

Ultraviolet light lies beyond the violet end of the visible spectrum.

Anlatım akışı

on the other hand: karşıt yöne geçiş

On the other hand, bir karşılaştırmanın bir yönünden karşıt yönüne geçiren bağlayıcı bir ifadedir. Burada görünür ışık fotonlarında olanlardan morötesi ışık fotonlarının farklı sonucuna geçildiğini gösterir. İki fikir arasındaki ilişkiyi düzenler; hand sözcüğü gerçek anlamıyla bir eli anlatmaz. Bu ifadeyi konuşmada veya yazıda gördüğünüzde, sonraki noktanın öncekinden önemli bir yönden farklı olmasını bekleyin.

Alıştırma

Hangi metin gerçek bir karşıtlık sunmak için on the other hand ifadesini kullanıyor?

  1. The apartment is small. On the other hand, it has very little space.
  2. The apartment is small. On the other hand, it is close to school.
  3. First, open the box. On the other hand, take out the book.
Cevabı göster

The apartment is small. On the other hand, it is close to school.

Kalıp ifadeler

just the right amount of energy: tam uygun enerji miktarı

Bu cümlede just the right amount of energy, süreç için tam uygun olan, yani ne çok az ne de çok fazla olan enerji miktarını belirtir. Buradaki just, “yalnızca” değil, “tam olarak” anlamındadır. just the right amount of + sayılamayan isim kalıbı, bir ihtiyaca veya koşula uygun miktarı anlatır. just the right amount of water, time veya pressure şeklinde kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, su miktarının ne çok fazla ne de çok az, tam ideal olduğunu doğal biçimde vurgular?

  1. Add just enough water to stop the dough from crumbling.
  2. Add just the right number of water to make the dough smooth.
  3. Add just the right amount of water to make the dough smooth.
Cevabı göster

Add just the right amount of water to make the dough smooth.

which is why you can't get a suntan through glass. Notlar

3:17

işte bu yüzden camın arkasından güneşlenemezsiniz.

Anlatım akışı

which is why: bir nedeni sonucuna bağlamak

Which is why, önceki olgunun veya durumun tamamını ardından gelen sonuca bağlar. Örnekte which, ultraviyole ışığın cam tarafından soğurulduğuna ilişkin önceki olgunun tamamına gönderme yapar; why ise camın arkasından bronzlaşamama sonucunu getirir. Bilgi sırası neden, which is why + sonuç şeklindedir. Bu yapı, bir açıklamayı sonucu açıkça belirterek tamamlamayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade which is why ile tamamlayın: The road is flooded, ____ the bus is late.

Cevabı göster

which is why

Kalıp ifadeler

get a suntan through glass: cam engelinin arkasında bronzlaşmak

get a suntan ifadesinde get, “bir duruma gelmek” veya “o durumu edinmek” anlamındadır; a suntan ise güneş nedeniyle tenin koyulaşmasıdır. İfadenin tamamı “bronzlaşmak” demektir, bir nesne almak değil. Through glass, güneş ışığının camdan oluşan bir engeli geçtikten sonra kişiye ulaştığını belirtir. Bu cümlede tüm ifade, camın arkasında bronzlaşmaya çalışmayı anlatır; cam, bronzlaşmayı sağlayacak morötesi ışığı engelleyen bir bariyer olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümle, güneş ışığının camdan içeri girebildiği hâlde kişinin teninin bronzlaşmayabileceğini doğal biçimde anlatır?

  1. Even in bright sunlight, you may not get a sunburn through glass.
  2. Even in bright sunlight, you may not get a suntan through glass.
  3. Even in bright sunlight, you may not get a suntan next to the glass.
Cevabı göster

Even in bright sunlight, you may not get a suntan through glass.

This amazing property of being both solid and transparent has given glass many uses throughout the centuries, Dilbilgisi

3:20

Hem katı hem de şeffaf olmanın bu inanılmaz özelliği, yüzyıllar boyunca cama birçok kullanım alanı sağlamıştır;

Dilbilgisi

being both solid and transparent: aynı anda geçerli iki özelliği ad öbeği yapmak

of edatından sonra being, özellikleri isim gibi kullanılan bir düşünceye, yani “bu özelliklere sahip olma durumuna veya niteliğine” dönüştürür. Burada being bir gerund yapısıdır; sürekli zamanın bir parçası değildir. Both solid and transparent, iki paralel sıfatı both ... and ... yapısıyla bağlar. Camın iki özelliğe de aynı anda sahip olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi being both ... and ... ile tamamlayın: The material has the advantage of ____ light ____ strong.

Cevabı göster

being both · and

from windows that let in light while keeping out the elements, Notlar

3:27

ışığı içeri alırken dışarıdaki etkenleri uzak tutan pencerelerden,

Öbek fiiller

let in: birinin veya bir şeyin içeri girmesine izin vermek

let in ifadesinde let izin vermek anlamına gelir, in ise dışarıdan içeriye doğru hareketi gösterir. Bu cümlede let in light, pencerelerin ışığın odaya girmesine izin vermesi demektir. In, bu fiil öbeğinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Nesne bir isim olduğunda hem let in light hem de let light in doğaldır. Nesne bir zamir olduğunda zamiri let ile in arasına koyun: let it in denir, let in it denmez.

Alıştırma

“İçeri girmesine izin vermek” anlamındaki fiil öbeğini kullanın: Open the curtains to ____ more sunlight.

Cevabı göster

let in

Öbek fiiller

keeping out the elements: hava koşullarını dışarıda tutmak

Keeping out the elements; rüzgâr, yağmur, soğuk, sıcak ve diğer dış hava koşullarının içeri girmesini önlemek demektir. Buradaki the elements doğal hava koşullarını ifade eder; kimyasal elementleri değil. -ing biçimindeki keeping, windows ile aynı özneye sahiptir ve while'dan sonra gelir. Pencereler ışığı içeri alırken istenmeyen hava etkilerini dışarıda tutar; böylece içeri alınanlarla dışarıda tutulanlar arasında açık bir karşıtlık kurulur.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: The cabin windows let in sunlight while ____.

Cevabı göster

keeping out the elements

to lenses that allow us to see both the vast worlds beyond our planet Dilbilgisi

3:30

gezegenimizin ötesindeki uçsuz bucaksız dünyaları

Anlatım akışı

from windows ... to lenses: bir örnek aralığını belirtmek

Burada from windows ... to lenses, bir örnek aralığının iki ucunu belirtmek için from A to B yapısını kullanır. Bir yerden başka bir yere yapılan yolculuğu anlatmaz; camın kullanım alanlarının ne kadar çeşitli olduğunu gösterir. İki uçta birbirine paralel isim öbekleri vardır: windows ... ve lenses .... Her ismin ardından, o örneğin ne işe yaradığını açıklayan bir that yan cümlesi gelir. Bu yapı, konuşanın aralığın bir ucundaki örnekten diğer ucundaki örneğe açıkça geçmesini sağlar.

Alıştırma

Bir aralığı göstermek için from ... to kullanın: The club offers activities ____ chess ____ rock climbing.

Cevabı göster

from · to

and the tiny ones right around us.

3:34

ve etrafımızdaki minicik dünyaları görmemizi sağlayan merceklere kadar.

Dilbilgisi

allow us to see both ... and ...: iki grubu görmeyi mümkün kılmak

allow + nesne + to + fiil yapısı, birinin veya bir şeyin bir kişi için bir eylemi mümkün kıldığını anlatır. Özne lenses olduğunda allow izin vermek anlamında değildir: allow us to see, görmemizi mümkün kılmak demektir. Us, allow fiilinin nesnesidir ve see eylemini yapan kişileri de gösterir. Both ... and ... yapısı see fiilinin iki nesnesini bağlar: the vast worlds beyond our planet ve the tiny ones right around us. Ones, tekrarı önlemek için çoğul worlds isminin yerini alır; bir sayısını ifade etmez. Bu ikili yapı iki karşıtlığı aynı anda vurgular: engin ve küçük, uzak ve yakın.

Alıştırma

allow + nesne + to + fiil, both ... and ... ve ones yapılarını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. These tools allow researchers examine both large crystals and tiny ones.
  2. These tools allow researchers to examine both large crystals and tiny ones.
  3. These tools allow researchers to examine both large crystals or tiny ones.
Cevabı göster

These tools allow researchers to examine both large crystals and tiny ones.

It is hard to imagine modern civilization without glass. Dilbilgisi

3:36

Modern medeniyeti cam olmadan hayal etmek zordur.

Dilbilgisi

It is hard to imagine: hayal edilmesi zor bir durumu anlatmak

“It is hard to imagine ...”, bir durumu zihinde canlandırmanın zor olduğunu belirtir. Bu cümlede hayal edilen durum, modern uygarlığın cam olmadan var olmasıdır; bu nedenle ifade camın ne kadar vazgeçilmez olduğunu vurgular. It, glass sözcüğüne gönderme yapmayan biçimsel bir öznedir. Kalıp It + be + adjective + to-infinitive şeklindedir; hard olarak değerlendirilen asıl içerik to imagine ifadesinden sonra gelir. Böylece önce zorluk değerlendirmesi, ardından hayal edilecek durum verilir.

Alıştırma

“Zihinde canlandırması zor” anlamındaki hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ daily life without clean water.

Cevabı göster

It is hard to imagine

And yet, Anlatım akışı

3:39

Ancak yine de,

for such an important material,

3:40

böylesine önemli bir malzeme olmasına rağmen,

we rarely think about glass and its impact.

3:42

cam ve onun etkisi hakkında nadiren düşünürüz.

Anlatım akışı

And yet: beklenmedik bir karşıtlık sunmak

“And yet”, önceki düşünceyi onun oluşturduğu beklentiye ters düşen bir gerçekle bağlar. Cam son derece önemlidir; bu nedenle insanların onu sık sık düşündüğünü bekleyebiliriz, ancak cümle bunun tersini söyler. Bilgiyi düzenleyen bir ifade olarak And yet, dinleyiciye sonrasını çarpıcı bir karşıtlık şeklinde anlaması gerektiğini bildirir. Burada yet, “yine de” anlamındadır; We haven't finished yet cümlesindeki zaman anlamını taşımaz.

Alıştırma

Hangi cümle And yet ifadesini gerçekten beklenmedik bir karşıtlık sunmak için kullanıyor?

  1. The team practiced for weeks. And yet, it trained every afternoon.
  2. The team practiced for weeks. And yet, its uniforms were blue.
  3. The team practiced for weeks. And yet, it lost its first game.
Cevabı göster

The team practiced for weeks. And yet, it lost its first game.

It is precisely because the most important and useful quality of glass is being featureless and invisible Notlar

3:44

Camın en önemli ve yararlı niteliğinin belirsiz ve görünmez olması yüzündendir

Kelime

featureless and invisible: belirgin özellikleri olmayan ve kolayca gözden kaçan

Featureless, fark edilir veya ayırt edici özellikleri olmayan anlamına gelir. -less son eki yokluk bildirir; dolayısıyla featureless işlev eksikliğini değil görünüşü anlatır. Invisible, görülemeyen veya görülmesi zor anlamına gelir. And ile bağlanan bu iki sıfat, camın görünür ayrıntılarının olmadığını ve dikkat çekmediğini anlatır. Bu cümlede invisible, camın gerçek anlamda var olmadığını söylemez. Şeffaf ve görünüşü sade olan camın kolayca gözden kaçtığını anlatan hafif abartılı bir kullanımdır.

Alıştırma

Bir konuşmacı şeffaf camı featureless and invisible diye tanımlıyor. Burada hangi anlam amaçlanmıştır?

  1. Yararlı hiçbir işlevi yoktur ve hiçbir koşulda görülemez.
  2. Fark edilir görsel özellikleri yoktur ve kolayca gözden kaçar.
  3. Sade bir rengi vardır ama tanınabilir birçok ayrıntısı bulunur.
Cevabı göster

Fark edilir görsel özellikleri yoktur ve kolayca gözden kaçar.

that we often forget it's even there. Kalıp ifadeler

3:50

ki çoğu zaman onun orada olduğunu bile unuturuz.

Dilbilgisi

It is precisely because X that Y: asıl nedeni vurgulamak

It is precisely because X that Y, X’in Y’nin kesin ya da özellikle önemli nedeni olduğunu söyleyen vurgulu bir kalıptır. Precisely, asıl nedenin bu olduğuna yapılan vurguyu güçlendirir. Bu cümlede X, camın belirgin özelliklerden yoksun ve görünmez olması; Y ise insanların onun orada olduğunu unutmasıdır. Kalıp, biraz şaşırtıcı olan bu nedeni ön plana çıkarır. That sonucu başlatır ve tam kalıbın bir parçasıdır; Because X, Y aynı neden-sonuç ilişkisini daha az vurguyla anlatır.

Alıştırma

Cümleyi neden vurgulayan tam kalıpla tamamlayın: It is ____ the path is slippery ____ we are walking slowly.

Cevabı göster

precisely because · that

Kalıp ifadeler

forget it's even there: bir şeyin varlığını artık fark etmemek

Burada forget it's even there, bir şeyin mevcut olduğunu artık fark etmemek ya da bunun bilincinde olmamak demektir; bunun nedeni genellikle o şeyin sıradan, sessiz, şeffaf, hafif veya göze batmayan bir özellikte olmasıdır. Bu ifade, konuşanın o şeyin nerede olduğunu hatırlayamaması anlamına gelmez. Unutulan içerik it's even there yan cümlesidir; forget fiilinden sonra sık olduğu gibi, yan cümlenin başındaki that atılmıştır. Even, anlamı orada olduğunu tamamen unutmak şeklinde güçlendirir ve o şeyin ne kadar bütünüyle gözden kaçtığını vurgular.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The air purifier is so quiet that I sometimes ____.

Cevabı göster

forget it's even there