Bakteriler Vücudunuzu Nasıl Yönetir – Mikrobiyom: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.108 kelime 173 kel/dk

Video özeti: İnsan mikrobiyomunun doğum, bağışıklık, beslenme, beyin, hastalık ve mikrobiyota nakliyle ilişkisi. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. the more we learn about this partnership, the more it looks like a Cold War. - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: İki değişimi bağlamak ve ortaklıktan gerilime geçişi anlamak için the more..., the more... yapısını kullanın. 2. evidence has emerged that - Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Biriken bulguları kesin kanıt saymadan sunan bilimsel ifadeyi fark edin. 3. whether we like it or not, - Deyimler ve mecazlı ifadeler: Kaçınılmaz karşılıklı bağımlılığı belirtmeden önce isteksizliği kabul edin.

Bu derste

Microbes are everywhere.

0:01

Mikroplar her yerdedir.

On your phone,

0:03

Telefonunuzda,

in your water bottle,

0:05

su şişenizde,

on your hands before you wash them,

0:07

yıkamadan önce ellerinizde,

on your hands after you wash them,

0:08

yıkadıktan sonra ellerinizde,

and literally everywhere else on top of you too.

0:11

ve kelimenin tam anlamıyla üzerinizdeki diğer her yerde.

Microbes are omnipresent at any moment

0:14

Mikroplar her an her yerdedir

and there is nothing we can do about it.

0:17

ve bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey yok.

So millions of years ago,

0:20

Yani milyonlarca yıl önce,

we made a pact. Deyimler

0:21

bir anlaşma yaptık.

We give them shelter and food

0:23

Onlara barınak ve yiyecek sağlarız

and in turn they work for us. Kalıp ifadeler

0:25

ve karşılığında onlar da bizim için çalışır.

Deyimler

made a pact: hayalî bir karşılıklı anlaşma

Made a pact genellikle ciddi bir anlaşma yapmak anlamına gelir. Burada bir mecazdır: İnsanlar ve mikroplar gerçekten buluşmadı, konuşmadı veya herhangi bir şey imzalamadı. Bu ifade, onların uzun süren ilişkisini iki taraflı bir anlaşma gibi sunar. İnsanlar barınak ve yiyecek sağlarken mikroplar yararlı işler yapar. Bu mecazı, istikrarlı ve iki tarafa da yarar sağlayan bir ilişkiyi taraflar anlaşmış gibi anlatmak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Bu cümlede made a pact ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar bütün mikropları ortadan kaldırmaya karar verdi.
  2. İnsanlar ve mikroplar, iki tarafa da yarar sağlayan hayalî bir düzenleme oluşturdu.
  3. İnsanlar mikroplarla yasal bir belge imzaladı.
Cevabı göster

İnsanlar ve mikroplar, iki tarafa da yarar sağlayan hayalî bir düzenleme oluşturdu.

Kalıp ifadeler

in turn: karşılık gelen bir sonuç

In turn, ikinci eylemi birinci eylemin karşılığı olan sonuç veya katkı olarak ona bağlar. Burada insanlar mikroplara barınak ve yiyecek verir; mikroplar da karşılığında insanlar için çalışır. Bu nedenle ifade karşılıklılığı vurgular. Başka bağlamlarda in turn, bir sonuç zincirindeki sonraki aşamayı da gösterebilir: Bir olay başka bir olaya yol açar, o da başka bir sonuç doğurur. İfade tek başına insanların aynı işi sırayla yaptığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: The warmer weather melted the snow, which ___ raised the river level.

  1. our turn
  2. in turn
  3. take turns
Cevabı göster

in turn

But the more we learn about this partnership, Dilbilgisi

0:28

Ancak bu ortaklık hakkında daha çok şey öğrendikçe,

the more it looks like a Cold War. Kültür

0:30

bu durum daha çok bir Soğuk Savaş'a benziyor.

Dilbilgisi

Bağlantılı değişimler için the more..., the more...

The + comparative..., the + comparative... ikili kalıbı değişen iki dereceyi birbirine bağlar: biri artarken ya da azalırken diğeri de onunla birlikte değişir. Burada ortaklık hakkında daha fazla şey öğrenmek, onun Soğuk Savaş'a daha çok benzemesine yol açar. İki the de bu kalıbın sabit parçalarıdır; belirli bir şeyi gösteren sıradan tanımlıklar değildir. Her yan cümlede more, less, better veya faster gibi bir karşılaştırma biçimi gerekir.

Alıştırma

Cümleyi the more..., the more... kalıbında tekrarlanan karşılaştırma sözcüğüyle tamamlayın: The ____ you read, the ____ words you learn.

Cevabı göster

more · more

Kültür

Gergin birlikte varoluş metaforu olarak Cold War

Soğuk Savaş, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra başta Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği ve müttefikleri arasında yaşanan uzun süreli rekabetti. Tehditler, askerî yığınak ve rekabet içeriyordu; ancak iki büyük güç birbiriyle doğrudan ve kapsamlı bir savaşa girmekten kaçındı. Bu cümlede a Cold War, gergin bir birlikte varoluşun metaforudur. Taraflar birbirine bağlı kalır, ancak çıkarları çatışabilir ve her biri diğerini baskı altında tutar. Gerçek bir savaşı veya düşük sıcaklığı anlatmaz.

Alıştırma

“After years of silent rivalry, the two departments were in a Cold War,” cümlesinde Cold War neyi ifade eder?

  1. Açık çatışma olmadan süren uzun ve gergin bir rekabet
  2. Kısa ve dostça bir yarışma
  3. Sıcaklığı çok düşük bir oda
Cevabı göster

Açık çatışma olmadan süren uzun ve gergin bir rekabet

Inside our mother's womb,

0:44

Annemizin rahmindeyken,

humans start out sterile. Öbek fiiller

0:45

insanlar steril olarak hayata başlar.

Öbek fiiller

start out sterile: başlangıç durumu

Start out + sıfat, bir sürecin başında o durumda olmak anlamına gelir. Burada sterile, başlangıç durumunu anlatan sıfattır. Bu biyolojik bağlamda sterile, mikroorganizmaların henüz orada yaşamaya başlamadığı anlamındadır. Çocuk sahibi olamamak anlamına gelmez. Bu ifade daha sonraki bir değişime de hazırlık yapar: mikroplar vücudun üzerinde ve içinde yaşamaya başlar.

Alıştırma

Cümleyi start out ile tamamlayın: New team members often ____ nervous, but they gain confidence quickly.

Cevabı göster

start out

When we're born and traveling through the birth canal, Kültür

0:48

Doğduğumuzda ve doğum kanalından geçerken,

billions of our mother's bacteria cover every single part of our bodies.

0:50

annemizin milyarlarca bakterisi vücudumuzun her bir parçasını kaplar.

This is an essential part of human health.

0:55

Bu, insan sağlığının çok önemli bir parçasıdır.

Children born via C-section have a higher rate of asthma,

0:58

Sezaryen ile doğan çocukların astım,

immune diseases,

1:01

bağışıklık hastalıkları

and even leukemia.

1:02

ve hatta lösemi oranları daha yüksektir.

Kültür

the birth canal ... via C-section: iki doğum yolu

The birth canal, rahimden başlayıp rahim ağzı ve vajinadan geçen ve bebeğin vajinal doğum sırasında ilerlediği kanaldır. C-section, Caesarean section ifadesinin kısaltmasıdır; bebeğin karın ve rahimde açılan cerrahi kesilerden çıkarıldığı ameliyatı belirtir. via C-section ifadesinde via, yoluyla veya aracılığıyla anlamına gelir ve doğum yöntemini belirtir. Bu terimler cümlenin iki doğum yolunu ve bu bağlamda annenin bakterileriyle erken temasın iki biçimini karşılaştırmasını sağlar.

Alıştırma

Vurgulanan iki terimi doğru açıklayan seçenek hangisidir?

  1. The birth canal vajinal doğumda kullanılan kanaldır, C-section ise bebeği cerrahi yolla dünyaya getirme yöntemidir.
  2. The birth canal bir ameliyattır, C-section ise bebeğin içinden geçtiği kanaldır.
  3. C-section, C harfiyle etiketlenmiş bir bölüm anlamına gelir; birth canal ise her türlü doğum demektir.
Cevabı göster

The birth canal vajinal doğumda kullanılan kanaldır, C-section ise bebeği cerrahi yolla dünyaya getirme yöntemidir.

So our bodies do not only accept the invasion of microorganisms, Anlatım akışı

1:04

Yani vücudumuz mikroorganizmaların istilasını sadece kabul etmekle kalmaz,

they welcome it.

1:08

onu memnuniyetle karşılar.

Anlatım akışı

do not only accept ... they welcome it: iddiayı adım adım güçlendirmek

do not only accept ..., they welcome it yapısında not only, accept düşüncesini bilinçli olarak daha zayıf bir ilk adım şeklinde sunar. Ardından gelen tam yan cümle daha güçlü olan welcome düşüncesini verir. Cümle, eşit ağırlıktaki iki düşünceyi sıralamak yerine daha güçlü bir iddiaya doğru ilerler. Invasion ve welcome, beden ile mikroorganizmaların yaptıklarını insan davranışı gibi anlatır; beden bilinçli olarak davet çıkarmaz. it, mikroorganizmaların vücuda girişini ve orada bulunmasını anlatır. Bu yükseltme, ilişkiyi pasif bir kabullenmeden daha fazlası olarak sunar.

Alıştırma

Şu yeni cümleyi okuyun: The program does not only teach coding; it helps children build confidence. Bu yapı ne yapıyor?

  1. İlk düşünceyi düzeltir ve yerine karşıtını koyar.
  2. Birbiriyle ilgisiz ve eşit önemde iki olguyu sıralar.
  3. Daha zayıf bir düşünceden daha güçlü ve şaşırtıcı bir düşünceye ilerler.
Cevabı göster

Daha zayıf bir düşünceden daha güçlü ve şaşırtıcı bir düşünceye ilerler.

Over millions of years,

1:10

Milyonlarca yıl boyunca,

we co-evolved to make the best of our relationship. Deyimler

1:12

ilişkimizi en iyi hale getirmek için birlikte evrimleştik.

Deyimler

make the best of: ideal olmayan bir durumda elinden geleni yapmak

Make the best of + isim veya zamir, kolayca değiştiremeyeceğiniz bir duruma mümkün olduğunca olumlu ve etkili biçimde karşılık vermek demektir. Çoğu zaman durumun kısıtlı veya ideal olmadığını düşündürür. Buradaki our relationship, uzun zamandır var olan koşulu belirtir. Cümle, ortak evrimin insanlarla mikroorganizmaların bu ilişki içinde uygulanabilir en iyi sonuca ulaşmasına yardımcı olduğunu söylüyor.

Alıştırma

İdeal olmayan bir durumla mümkün olduğunca olumlu biçimde başa çıkmak anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: The picnic was moved indoors because of the rain, but we decided to ____ the situation.

Cevabı göster

make the best of

Mother's milk, for example,

1:16

Örneğin anne sütü,

contains special sugars that are meant to feed and support certain groups of microbes, Dilbilgisi

1:17

belirli mikrop gruplarını beslemeye ve desteklemeye yönelik özel şekerler içerir,

work as a decoy for others, Kalıp ifadeler

1:22

diğerleri için bir tuzak görevi görür,

and help to modulate the immune system.

1:23

ve bağışıklık sistemini düzenlemeye yardımcı olur.

Dilbilgisi

are meant to feed and support: amaçlanan işlev

Bu cümlede are meant to, özel şekerlerin işlevini anlatır: Bu şekerler belirli mikropları besleyip destekleme görevi görür. Buradaki meant, “anlamına gelmek” değildir ve ifade, bir şeyin bilinçli olarak tasarlandığını zorunlu olarak ima etmez. be meant to + fiilin yalın hâli, amaçlanan, beklenen veya yapısında bulunan bir amacı ifade eder. feed ve support fiilleri aynı to sözcüğünü paylaşır: are meant to feed and [to] support.

Alıştırma

Cümleyi be meant to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: These vents ____ keep the engine cool.

Cevabı göster

are meant to

Kalıp ifadeler

work as a decoy: yem işlevi görmek

Work as a decoy, “bir hedefi kendine çeken veya yanlış yöne yönlendiren bir şeyin işlevini görmek” demektir. Bu cümlede bazı şekerler belirli mikropları kendilerine çekerek bebeğin korunmasına yardımcı olur. work as + isim yapısı, istihdamı değil, bir şeyin yerine getirdiği rolü anlatır. Decoy, dikkat dağıtan veya yanıltan bir rolü belirtir; bu yüzden sıradan bir yedekten daha özel bir anlam taşır.

Alıştırma

Bu cümlede kutu ne yaptı: The empty box worked as a decoy?

  1. Bir işi yapması için işe alındı.
  2. Birinin dikkatini dağıtıp onu gerçek hedeften uzaklaştırdı.
  3. Dikkat dağıtma amacı olmayan sıradan bir yedeğe dönüştü.
Cevabı göster

Birinin dikkatini dağıtıp onu gerçek hedeften uzaklaştırdı.

It takes up to 2 years until a healthy microbe community has formed.

1:26

Sağlıklı bir mikrop topluluğunun oluşması 2 yıla kadar sürer.

Every human has their own unique microbiome

1:31

Her insanın kendine özgü bir mikrobiyomu vardır

made up of bacteria, Öbek fiiller

1:33

ve bunlar bakteriler,

viruses, fungi, and other organisms.

1:35

virüsler, mantarlar ve diğer organizmalardan oluşur.

Öbek fiiller

be made up of: bir bütünü oluşturan parçaları anlatmak

“a microbiome made up of bacteria...” ifadesindeki made up of, “-den oluşan” anlamına gelir. Mikrobiyomu oluşturan parçaları veya üyeleri belirtir. Tam yapı “a microbiome that is made up of bacteria...” şeklindedir. Altyazıda that is çıkarılmıştır; bu nedenle made up of, microbiome sözcüğünden sonra gelen kısaltılmış bir açıklamadır. Şu kalıbı kullanabilirsin: bütün + be made up of + parçalar.

Alıştırma

Cümleyi be made up of ifadesinin doğru biçimiyle tamamla: The school band ____ students from four different grades.

Cevabı göster

is made up of

We have three categories of guests on and in our bodies.

1:38

Vücudumuzda ve içinde üç kategori misafirimiz var.

One,

1:43

Birincisi,

quiet passengers that do their own thing and are politely ignored. Deyimler

1:44

kendi işine bakan ve kibarca görmezden gelinen sessiz yolcular.

Deyimler

do their own thing: kendi istediği şekilde davranmak

Do their own thing, do one’s own thing deyiminin they öznesiyle kullanılan biçimidir. Herkesin yaptığını izlemek yerine kişinin kendi ilgi alanlarına, alışkanlıklarına veya tercih ettiği yönteme göre davranması anlamına gelir. Belirli bir görevi tamamlamak demek değildir. Burada organizmalar sessiz ve bağımsız yolcular gibi anlatılır: sorun çıkarmadan kendi yollarında devam ederler. İyelik sözcüğünü ve fiili özneye göre değiştir: I do my own thing; she does her own thing; they do their own thing.

Alıştırma

Cümleyi do their own thing ile tamamla: During free-choice time, the children can ____ instead of all doing the same activity.

Cevabı göster

do their own thing

By being there,

1:48

Orada bulunarak,

they take up space and keep more aggressive intruders in check. Deyimler

1:49

yer kaplarlar ve daha agresif davetsiz misafirleri kontrol altında tutarlar.

Deyimler

keep more aggressive intruders in check: daha saldırgan istilacıları kontrol altında tutmak

Keep someone or something in check, bir kişi ya da şeyi fazla güçlenmemesi, zararlı hâle gelmemesi veya yönetilmesi zorlaşmaması için kontrol altında tutmak demektir. Burada zararsız mikroplar, daha saldırgan istilacıların serbestçe yayılmasını önler. Kalıp keep + nesne + in check şeklindedir. Check, sabit in check ifadesinin bir parçasıdır; burada “kontrol etmek veya incelemek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “kontrol etmek veya sınırlamak” anlamındaki deyimle tamamlayın: Regular breaks help ____ stress ____.

Cevabı göster

keep · in check

Two,

1:53

İkincisi,

guests that harm us,

1:54

bize zarar veren,

but with whom we've learned to live. Dilbilgisi

1:55

ama birlikte yaşamayı öğrendiğimiz misafirler.

Dilbilgisi

with whom we've learned to live: resmî bir ilgi yan cümlesi

With whom, guests sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümlesini başlatır. Whom, with edatının nesnesi olduğu için with, whom sözcüğünden önce gelir: we have learned to live with them. Edatın öne alındığı bu yapı resmîdir. Learned to live with, “birlikte yaşayabilir veya kabul edebilir hâle gelmek” anlamındadır; “nasıl yaşanacağını öğrenmek” anlamına gelmez. Yapı, insanlar için edat + whom, şeyler için edat + which olarak başka bağlamlara aktarılabilir.

Alıştırma

With sözcüğünü ilgi zamirinden önce getirerek resmî ilgi yan cümlesini tamamlayın: These are colleagues ____ I work every day.

Cevabı göster

with whom

For example,

1:57

Örneğin,

bacteria that literally create acid that melts our teeth if we don't brush enough.

1:58

yeterince fırçalamazsak dişlerimizi eriten asidi tam anlamıyla üreten bakteriler.

They want to take up as much space as they can

2:02

Mümkün olduğunca çok yer kaplamak isterler

and we don't want them to.

2:05

biz ise bunu istemeyiz.

But we can't get rid of them entirely. Öbek fiiller

2:07

Ancak onlardan tamamen kurtulamayız.

Öbek fiiller

get rid of: istenmeyen bir şeyden kurtulmak

Get rid of, istenmeyen birini veya bir şeyi kaldırmak, ortadan kaldırmak ya da artık bulundurmamak anlamına gelen sabit bir çok sözcüklü fiildir. Bu cümlede them bakterileri gösterir; can't ... entirely ise hepsini yok etmenin mümkün olmadığını anlatır. Nesne of sözcüğünden sonra gelir: get rid of them. Bu anlam için get, rid ve of sözcüklerini birlikte kullan; rid tek başına tüm ifadenin yerini tutmaz.

Alıştırma

Cümleyi “istenmeyen bir şeyi ortadan kaldırmak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamla: I need to ____ these old files before the update.

Cevabı göster

get rid of

Three,

2:10

Üçüncüsü,

friendly fellows that our bodies want to have around.

2:11

vücudumuzun etrafta olmasını istediği dost canlısı yoldaşlar.

Most of them are a community of 380,000 billion bacteria

2:14

Bunların çoğu, 38 trilyon bakteriden oluşan bir topluluktur

from up to 5,000 different species that live in our gut.

2:19

ve bağırsağımızda yaşayan 5.000'e kadar farklı türden oluşurlar.

These gut microorganisms help us digest food and pull additional calories from things we can't digest ourselves.

2:23

Bu bağırsak mikroorganizmaları yiyecekleri sindirmemize ve kendi başımıza sindiremediğimiz şeylerden ek kalori çekmemize yardımcı olur.

Unfortunately,

2:30

Ne yazık ki,

our gut is also the perfect point of attack for intruders, Deyimler

2:31

bağırsağımız aynı zamanda davetsiz misafirler için mükemmel bir saldırı noktasıdır,

so it's guarded by an aggressive army,

2:34

bu yüzden agresif bir ordu tarafından korunur,

our immune system.

2:36

yani bağışıklık sistemimiz tarafından.

Deyimler

Bağlantılı benzetme: the perfect point of attack ... aggressive army

The perfect point of attack, bağırsağı davetsiz misafirlerin girebileceği veya zarar verebileceği savunmasız bir yer olarak gösterir. Intruders gerçek düşman askerlerini değil, zararlı mikropları ifade eder. Guarded by an aggressive army aynı askerî benzetmeyi sürdürür. Ardından gelen our immune system ifadesi ordunun ne olduğunu açıklar; böylece cümle bağışıklık sistemini güçlü bir savunucu olarak gösterir. Birbirine bağlı bu görüntüler biyolojik ilişkiyi canlandırır; gerçek bir savaşı anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede birbirine bağlı askerî benzetme ne anlama gelir?

  1. Bağırsak gerçekten askerlerin kontrol ettiği bir savaş alanıdır.
  2. Bağışıklık sistemi bağırsağa saldırır çünkü bağırsak bir davetsiz misafirdir.
  3. Bağırsak zararlı mikroplara karşı savunmasızdır ve bağışıklık sistemi onu güçlü biçimde korur.
Cevabı göster

Bağırsak zararlı mikroplara karşı savunmasızdır ve bağışıklık sistemi onu güçlü biçimde korur.

To survive here,

2:38

Burada hayatta kalabilmek için,

our microbiome co-evolved with us to be able to communicate with our body.

2:39

mikrobiyomumuz vücudumuzla iletişim kurabilmek için bizimle birlikte evrimleşti.

The most important part of that is to ask the immune system to not kill them.

2:44

Bunun en önemli kısmı, bağışıklık sisteminden onları öldürmemesini istemektir.

But they also have a real motivation to keep our gut healthy,

2:49

Ancak bağırsaklarımızı sağlıklı tutmak için gerçek bir motivasyonları da var,

so some of them produce messenger substances that help to educate the immune system Anlatım akışı

2:52

bu yüzden bazıları bağışıklık sistemini eğitmeye yardımcı olan mesaj iletici maddeler üretir

and others stimulate the gut cells to regenerate faster.

2:57

ve diğerleri bağırsak hücrelerini daha hızlı yenilenmeleri için uyarır.

Anlatım akışı

Grubu some of them ... and others ... ile bölmek

some of them ... and others ... kalıbı, büyük bir grubu farklı görevlere sahip daha küçük gruplara ayırır. Her parçaya paralel bir fiil grubu bağlanır: bazıları maddeler üretir, diğerleri ise hücreleri uyarır. Bu cümlede them ve others ifadelerinin ikisi de bağırsak mikroplarını gösterir. Others, haberci maddeleri göstermez.

Alıştırma

Bir grubu belirtilmemiş iki alt gruba ayıran eşli yapıyı tamamlayın: "____ of the volunteers greet visitors, and ____ prepare the food."

Cevabı göster

Some · others

But over the last few years,

3:02

Ancak son birkaç yılda,

evidence has emerged that the influence of our gut microbiome goes much, Notlar

3:03

bağırsak mikrobiyomumuzun etkisinin çok,

much further.

3:07

çok daha öteye gittiğine dair kanıtlar ortaya çıktı.

Kalıp ifadeler

Yeni bulguları evidence has emerged that ile temkinli sunmak

Evidence has emerged that, destekleyici bilgilerin kısa süre önce ortaya çıktığını veya zamanla belirginleştiğini söylemenin resmî bir yoludur. Şimdiki zamanla bağlantılı has emerged yapısı, bu gelişmeyi şu anda bildiklerimize bağlar. Bu ifade bir iddiayı temkinli biçimde sunar: fikir için kanıt bulunduğunu söyler, ancak fikrin nihai veya eksiksiz biçimde kanıtlandığını söylemez.

Alıştırma

Yeni destekleyici bilgilerin ortaya çıktığını anlatan resmî present perfect ifadesiyle cümleyi tamamlayın: "New evidence ____ the town once had a much larger harbor."

Cevabı göster

has emerged that

Deyimler

goes much, much further: mesafe değil, kapsam genişliyor

Bu cümlede goes much, much further mecaz anlamda kullanılır. Mikrobiyomun etkisinin sindirim ve bağışıklığın ötesine geçerek daha fazla alana uzandığı anlamına gelir; fiziksel bir hareket söz konusu değildir. go further kalıbı bir etkinin, savın, araştırmanın veya sonucun kapsamının genişlemesini anlatabilir. much sözcüğünün tekrarı güçlü bir vurgu ekler: genişleme az değildir.

Alıştırma

Örnekteki goes much, much further ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Etkisi giderek zayıflıyor.
  2. Fiziksel olarak daha uzun bir mesafe kat ediyor.
  3. Etkisi, daha önce belirtilen alanların ötesine uzanıyor.
Cevabı göster

Etkisi, daha önce belirtilen alanların ötesine uzanıyor.

It might even talk directly to our brain.

3:08

Hatta doğrudan beynimizle konuşuyor bile olabilir.

We've observed a few curious things.

3:12

Birkaç ilginç şey gözlemledik.

90% of our body's serotonin, Dilbilgisi

3:15

Vücudumuzdaki serotoninin %90'ı,

an important messenger substance for nerve cells,

3:17

Sinir hücreleri için önemli bir mesaj iletici madde olan

is produced in the gut.

3:19

bağırsakta üretilir.

Dilbilgisi

serotonin, an important messenger substance ...: virgüllerle ayrılan açıklayıcı ad öbeği

an important messenger substance for nerve cells ad öbeği bir açıklayıcı eş ad öbeğidir: serotonin sözcüğünü başka sözlerle adlandırır ve bilimsel terimi daha basit biçimde açıklar. Virgüller bunun cümle içindeki ek bilgi olduğunu gösterir. Bu açıklayıcı bölüm çıkarıldığında ana yapı 90% of our body's serotonin is produced in the gut olur. Bu bölüm ikinci bir özne değildir; bu yüzden is, tekil merkez ad serotonin ile uyumlu kalır.

Alıştırma

Hangi cümle virgüllerle ayrılan açıklayıcı eş ad öbeğini doğru kullanır ve fiili ana adla uyumlu tutar?

  1. The axolotl, a salamander that can regrow limbs, is native to Mexico.
  2. The axolotl and a salamander that can regrow limbs is native to Mexico.
  3. The axolotl, a salamander that can regrow limbs, are native to Mexico.
Cevabı göster

The axolotl, a salamander that can regrow limbs, is native to Mexico.

Some scientists think the microbiome does this to communicate with the vagus nerve,

3:22

Bazı bilim insanları mikrobiyomun bunu vagus siniriyle iletişim kurmak için yaptığını düşünüyor,

the information highway of our nervous system. Deyimler

3:26

ki bu, sinir sistemimizin bilgi otoyoludur.

Deyimler

the information highway of our nervous system ifadesinin mecaz kullanımı

Bu ifade vagus sinirini the information highway of our nervous system, yani sinir sistemimizin bilgi otoyolu olarak adlandırır. Bu bir mecazdır: sinir gerçek bir yol değildir. Büyük bir otoyolun farklı yerler arasında trafik taşıması gibi, vagus siniri de vücudun farklı bölümleri arasında sinyaller taşır. İsim öbeği, the vagus nerve ifadesinden sonra açıklayıcı bir ek bilgi olarak gelir. Bu belirli siniri önemli bir iletişim yolu olarak tanımlar; bütün sinir sistemini veya interneti ifade etmez.

Alıştırma

Bu cümlede the information highway of our nervous system ne anlama geliyor?

  1. Bütün sinir sistemi internetin başka bir adıdır.
  2. Vagus siniri, sinir sistemindeki sinyaller için önemli bir yoldur.
  3. Vagus siniri, vücudun içinden geçen fiziksel bir yoldur.
Cevabı göster

Vagus siniri, sinir sistemindeki sinyaller için önemli bir yoldur.

Other examples are bacteria that stimulate immune cells in the gut,

3:29

Diğer örnekler ise bağırsaktaki bağışıklık hücrelerini uyaran bakterilerdir,

so they send a kind of alarm signal to the brain.

3:33

böylece beyne bir tür alarm sinyali gönderirler.

Here it activates immune cells that help the brain recover from injuries.

3:36

Burada, beynin yaralanmalardan kurtulmasına yardımcı olan bağışıklık hücrelerini aktive eder.

Since the brain decides what we eat,

3:40

Beyin ne yiyeceğimize karar verdiği için,

the microbiome is interested in a healthy brain.

3:43

mikrobiyom sağlıklı bir beyinle ilgilenir.

A new field of science is opening up here

3:47

Burada yeni bir bilim alanı açılıyor

and we're just on the verge of understanding how these complex systems inside our bodies interact. Deyimler

3:49

ve vücudumuzun içindeki bu karmaşık sistemlerin nasıl etkileşime girdiğini anlamanın eşiğindeyiz.

Deyimler

On the verge of understanding: anlamanın eşiğinde olmak

Burada on the verge of understanding, bilim insanlarının vücuttaki sistemlerin nasıl etkileştiğini anlamaya başlamaya çok yakın oldukları anlamına gelir. Bu, onların bunu zaten anladıkları anlamına gelmez. Bu ifade, yeni bir durumun eşiğinde durma imgesini kullanır. Bir değişikliği veya olayı çok yakında gerçekleşmesi beklenen bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki çok yakın anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After years of testing, the team is ____ a major breakthrough.

Cevabı göster

on the verge of

But we are starting to see how much our microbiome actually influences us and our behavior. Dilbilgisi

3:55

Ancak mikrobiyomumuzun bizi ve davranışlarımızı aslında ne kadar etkilediğini görmeye başlıyoruz.

Dilbilgisi

see how much + özne + fiil

“see how much our microbiome actually influences us” ifadesinde how much, derece bildiren bir yan cümleyi başlatır. How much ile başlayan bölümün tamamı see fiilinin nesnesidir: insanlar etkinin ne ölçüde olduğunu anlamaya başlamaktadır. Bu, doğrudan soru değil, daha büyük bir cümlenin içine yerleştirilmiş bir yan cümledir. Bu yüzden how much + özne + fiil şeklindeki düz cümle sırasını korur. Aynı yapı realize, understand ve discover gibi fiillerden sonra da kullanılabilir.

Alıştırma

Realize fiilinden sonra cümle içine yerleştirilmiş how much yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. We are beginning to realize that how much screen time affects our sleep.
  2. We are beginning to realize how many screen time affects our sleep.
  3. We are beginning to realize how much screen time affects our sleep.
  4. We are beginning to realize how much does screen time affect our sleep.
Cevabı göster

We are beginning to realize how much screen time affects our sleep.

Take depression, for example. Anlatım akışı

4:01

Örneğin, depresyonu ele alalım.

Anlatım akışı

Bir örnek sunan Take X, for example

Take X, for example, genel bir ifadeden sonra belirli bir örnek sunan bir söylem kalıbıdır. Burada depression, önceki görüşü destekleyecek örnektir. Bu kalıpta take, bir şeyi fiziksel olarak taşımak veya tüketmek anlamına gelmez. “X’i örnek olarak düşünmek” anlamındadır ve dinleyicinin genel bir fikirden kanıta veya ayrıntıya geçişi takip etmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Bir konuşmacı, günlük küçük seçimlerin atıkları azaltabileceğini söyledi. Bu görüşü destekleyen bir örneği doğal biçimde sunan cümle hangisidir?

  1. Take reusable water bottles, for example.
  2. Reusable water bottles take an example.
  3. Take reusable water bottles with you.
Cevabı göster

Take reusable water bottles, for example.

Healthy rats fed microbes from the guts of depressed people

4:03

Depresyondaki insanların bağırsaklarındaki mikroplarla beslenen sağlıklı fareler,

began showing anxiety-like behavior and symptoms that look like depression. Kelime

4:06

anksiyete benzeri davranışlar ve depresyona benzeyen belirtiler göstermeye başladı.

Kelime

anxiety-like behavior ile look like depression arasındaki fark

Anxiety-like, tireli bir bileşik sıfattır: anxiety adına eklenen -like, kaygıya benzeyen anlamını verir. Sıfatın tamamı behavior sözcüğünü niteler. Sıçanlara resmî bir tanı konduğunu söylemeden davranışın neye benzediğini anlatır. look like depression içinde look fiildir, like ise karşılaştırılan şeyi tanıtır. Fiil özneye ve zamana göre değişir: symptoms look like, one symptom looks like ve the symptoms looked like. Burada da aynılık değil, benzerlik anlatılır.

Alıştırma

wave sözcüğünü tireli bir -like sıfatına dönüştürün, ardından look like ifadesini geçmiş zamanda kullanın: The camera recorded ____ clouds that ____ a giant wall.

Cevabı göster

wave-like · looked like

And in early 2017,

4:12

Ve 2017'nin başlarında,

a study linked the microbiome to intelligence Kalıp ifadeler

4:13

bir araştırma mikrobiyomu zeka ile ilişkilendirdi,

by connecting a certain setup of bacteria in newborns

4:16

yenidoğanlardaki belirli bir bakteri düzenini

with better motor and language skills.

4:19

daha iyi motor ve dil becerileriyle bağdaştırdı.

Kalıp ifadeler

İlişki bildiren link A to B ve connect A with B

Link A to B ve connect A with B, iki şey arasındaki ilişkiyi bildirirken kullanılan yaygın kalıplardır. Cümlede çalışma linked the microbiome to intelligence der; ardından by ile başlayan bölüm, connecting one bacterial setup with better skills yapısıyla bu ilişkiyi açıklar. Bu bağlamda link A to B ve connect A with B açık ve doğal eşleşmelerdir. Bazı bağlamlarda başka edatlar da mümkün olabilir; bu nedenle bunları her durumda diğer seçenekleri dışlayan kurallar olarak değil, araştırma sonuçlarını bildirmeye yarayan güvenilir kalıplar olarak öğrenin. Bu fiiller çalışmanın bir ilişki bulduğunu söyler. Tek başlarına A'nın B'ye neden olduğu anlamına gelmezler. İlişkinin iki tarafını da belirtin ve link A to B ya da connect A with B kalıbını eksiksiz kullanın.

Alıştırma

link A to B ve connect A with B kalıplarıyla cümleyi tamamlayın ve iki fiili de geçmiş zamanda kullanın: The report ____ air quality ____ school attendance and ____ long commutes ____ higher stress.

Cevabı göster

linked · to · connected · with

But it might also influence our daily lives.

4:22

Ancak günlük hayatımızı da etkiliyor olabilir.

Tests with fruit flies showed that their microbiome influenced what kind of food they craved.

4:25

Meyve sinekleriyle yapılan testler, mikrobiyomlarının ne tür yiyecekler istediklerini etkilediğini gösterdi.

This could mean your microbes are able to tell your brain which food it should get them,

4:31

Bu, mikroplarınızın beyninize onlar için hangi yiyeceği alması gerektiğini söyleyebileceği anlamına gelebilir,

although this is not a one-way street. Deyimler

4:36

ancak bu tek yönlü bir yol değildir.

Deyimler

not a one-way street: tek yönlü olmayan etkileşim

Burada not a one-way street, etkinin yalnızca tek bir yönde ilerlemediği anlamına gelir. Mikroplar beynin aradığı yiyecekleri etkileyebilir; kişinin yedikleri de mikropları etkileyebilir. Bu ifade, trafik yönünü etkileşim için bir metafor olarak kullanır. İki tarafın birbirini etkilediği ilişkileri, alışverişleri veya süreçleri anlamak için kullanılabilir.

Alıştırma

“Good teamwork is not a one-way street,” cümlesinde bu ifade ne anlama gelir?

  1. Sonucu yalnızca ekip lideri etkiler.
  2. Ekip gerçek bir yolun yanında çalışır.
  3. İlgili herkes katkıda bulunmalı ve birbirine karşılık vermelidir.
Cevabı göster

İlgili herkes katkıda bulunmalı ve birbirine karşılık vermelidir.

The seed for our microbiome comes from our mother, Deyimler

4:39

Mikrobiyomumuzun tohumu annemizden gelir,

but how it develops and changes is determined by what we eat.

4:42

ancak nasıl gelişeceği ve değişeceği ne yediğimize göre belirlenir.

Deyimler

The seed for our microbiome: mikrobiyomun başlangıç “tohumu”

The seed for our microbiome ifadesinde seed, anneden alınan ilk mikrop topluluğunu anlatan bir metafordur. Bu, gerçek bir bitki tohumu değil, mikrobiyomun büyüyüp değişebileceği başlangıç noktasıdır. Metafor, kökeni sonraki gelişimden ayırır: anne ilk temeli sağlar, beslenme ise mikrobiyomun daha sonra nasıl şekilleneceğini belirlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Konuşmacı annenin katkısını neden “the seed for our microbiome” olarak tanımlıyor?

  1. Vücudun içinde büyüyen bir bitki tohumudur.
  2. Mikrobiyomun gelişmesini sağlayan başlangıç mikroplarını verir.
  3. Mikrobiyomu yaşam boyu tamamen sabitler.
Cevabı göster

Mikrobiyomun gelişmesini sağlayan başlangıç mikroplarını verir.

The organisms in our gut feed on different things. Öbek fiiller

4:46

Bağırsağımızdaki organizmalar farklı şeylerle beslenir.

Öbek fiiller

feed on + bir besin kaynağı

feed on yapısında özne, yiyen veya besin alan organizmadır; on sözcüğünden sonraki isim ise onun besin kaynağıdır. Bu cümlede bağırsaktaki organizmalar farklı türde yiyecekler tüketiyor. Genellenebilir yapı özne + feed on + besin kaynağı biçimindedir. Yiyen taraf öznedir ve on, yenilen şeyi tanıtır. Bu yapı, birinin başka bir canlıya yiyecek verdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi feed on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Many butterflies ____ flower nectar.

Cevabı göster

feed on

Some like fibers and leafy greens,

4:49

Bazıları lifleri ve yeşil yapraklı sebzeleri sever,

others go for sugars and starches, Öbek fiiller

4:51

diğerleri şekerlere ve nişastalara yönelir,

and some love greasy fries and butter.

4:53

bazıları da yağlı patates kızartmalarına ve tereyağına bayılır.

Öbek fiiller

go for + bir seçenek: seçmek veya tercih etmek

Bu cümlede go for, seçmek veya tercih etmek anlamına gelir. others öznesi diğer bağırsak organizmalarını, sugars and starches ise onların seçtiği yiyecekleri belirtir; burada hareket anlamı yoktur. Genellenebilir yapı kişi veya şey + go for + seçenek biçimindedir. Bağlama göre alışılmış bir tercihi veya o anda yapılan bir seçimi anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi go for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When he can choose a snack, Leo usually ____ the apple slices instead of the candy.

Cevabı göster

goes for

Our gut is like a garden Deyimler

4:57

Bağırsağımız bir bahçe gibidir

in which we constantly decide what will grow and blossom.

4:58

içinde neyin büyüyüp çiçek açacağına sürekli olarak bizim karar verdiğimiz bir bahçe.

Deyimler

Our gut is like a garden: bağırsak ekosistemini bahçeye benzeten bir ifade

Bu ifade bağırsak ekosistemini bir bahçeye benzetir. like bir benzetme kurar: mikroplar büyüyüp çiçek açabilen bitkiler gibi düşünülür. Bu karşılaştırma, görünmeyen bir süreci gözümüzde canlandırmayı kolaylaştırır. Sürekli yaptığımız yiyecek seçimleri bazı mikropların diğerlerinden daha iyi çoğalmasına yardımcı olan koşullar oluşturur. Bu, bağırsağın gerçekten bir bahçe olduğu veya kişinin her bakteri türünü doğrudan kontrol ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede Our gut is like a garden ne anlama geliyor?

  1. Yiyecek seçimleri bazı bağırsak mikroplarının gelişmesine yardımcı olan koşullar oluşturabilir.
  2. İnsanlar her bakteriyi doğrudan seçip bağırsağa ekebilir.
  3. Bağırsakta gerçekten toprak ve çiçekler vardır.
Cevabı göster

Yiyecek seçimleri bazı bağırsak mikroplarının gelişmesine yardımcı olan koşullar oluşturabilir.

If we eat healthily, Dilbilgisi

5:03

Sağlıklı beslenirsek,

we breed bacteria that like healthy food.

5:04

sağlıklı yiyecekleri seven bakteriler üretiriz.

If we eat a lot of fast food,

5:07

Eğer çok fazla fast food yersek,

then we breed fast food-loving bacteria.

5:09

o zaman fast food seven bakteriler üretiriz.

Dilbilgisi

If ... (then) ...: gerçek koşullar ve sonuçları

İki cümle gerçek koşul yapısını kullanır: if + geniş zaman gerçek veya tekrarlanan bir koşulu, ana cümledeki geniş zaman ise bunun olağan sonucunu belirtir. İki yapıyı yan yana koymak davranış ile sonuç arasında açık bir karşıtlık oluşturur. Then sonuç cümleciğini başlatabilir, ancak zorunlu değildir. If we eat healthily, we breed ... ve If we eat a lot of fast food, then we breed ... aynı koşul yapısına sahiptir; then yalnızca ikinci sonucu daha açık biçimde işaretler. Bu bağlamda breed, beslenmenin bu bakterilerin çoğalmasına yardımcı olması demektir; insanların onları bilinçli olarak yetiştirmesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Sonucu açıkça gösteren ancak kullanılmayabilen sözcükle cümleyi tamamlayın: If metal gets hot enough, ____ it expands.

Cevabı göster

then

Life is hard,

5:13

Hayat zor,

so we can get trapped in a vicious circle. Deyimler

5:14

bu yüzden bir kısır döngüye hapsolabiliriz.

Deyimler

get trapped in a vicious circle: kısır döngüye hapsolmak

Get trapped in, içinden çıkılması zor bir durumda sıkışıp kalmak anlamına gelir. A vicious circle gerçek bir çember değil; bir sorunun başka bir sorunu kötüleştirdiği ve ortaya çıkan sonucun ilk sorunu yeniden ağırlaştırdığı zararlı bir neden-sonuç döngüsüdür. Burada bu ifade, hayatın zorluklarının insanları tekrarlayan bir düzene sürükleyebileceğini anlatır. Sonuçların kendi nedenlerini yeniden oluşturduğu durumlarda borç, stres, uyku, sağlık veya alışkanlıklardan söz ederken kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi "trapped in a vicious circle" kalıp ifadesiyle tamamlayın: Repeated late fees leave the family ____.

Cevabı göster

trapped in a vicious circle

You have a stressful time

5:17

Stresli bir dönem geçirirsiniz

and eat lots of burgers and fries and pizza.

5:18

ve bolca hamburger, patates kızartması ve pizza yersiniz.

This is awesome for fast food bacteria.

5:22

Bu, fast food bakterileri için harikadır.

They multiply and multiply

5:24

Çoğalırlar da çoğalırlar

and take up space from vegetable-loving bacteria.

5:26

ve sebze seven bakterilerin yerini alırlar.

But even worse,

5:29

Ama daha da kötüsü,

they send signals to the brain to continue what it's doing.

5:31

beyne ne yapıyorsa onu yapmaya devam etmesi için sinyaller gönderirler.

This makes you want more fast food, Anlatım akışı

5:34

Bu sizin daha fazla fast food istemenize neden olur,

which breeds more fast food bacteria,

5:36

bu da daha fazla fast food bakterisi üretir,

which makes you crave fast food,

5:38

bu da yine fast food aşermenize neden olur,

and so on.

5:40

ve bu böyle devam eder.

Anlatım akışı

which ... which ... and so on ile neden-sonuç zinciri kurmak

İlk , which yan cümlesi, hemen önceki sonucu, yani daha fazla fast food istemeyi ele alır ve bunun sonraki sonucunu ekler: fast foodla ilişkili daha fazla bakteri. İkinci , which yan cümlesi de bu yeni sonucu ele alır ve başka bir sonuç ekler: fast food için daha güçlü bir istek. Bu tekrarlanan yapı, her sonucu bir sonraki adımın başlangıç noktası yapar ve açıklamayı ayrı olgular yerine bir neden-sonuç zinciri olarak düzenler. And so on aynı düzenin devam ettiğini, dolayısıyla son etkinin yeni bir döngüye yol açabileceğini anlatır.

Alıştırma

Şunu okuyun: "This makes you want more fast food, which breeds more fast food bacteria, which makes you crave fast food, and so on." İki ", which" yan cümlesinin işlevi nedir?

  1. Her biri önceki sonucu bir sonraki etkinin başlangıç noktası yapar.
  2. Bir sıra oluşturmayan, birbiriyle ilgisiz iki ayrıntı sunarlar.
  3. İki yan cümle de yalnızca fast food adını niteler.
Cevabı göster

Her biri önceki sonucu bir sonraki etkinin başlangıç noktası yapar.

This kind of self-reinforcing cycle could play a huge role in obesity. Notlar

5:43

Bu tür kendi kendini güçlendiren bir döngü obezitede büyük bir rol oynayabilir.

Kelime

self-reinforcing cycle: içsel bir geri bildirim döngüsü

self-reinforcing cycle, bir sürecin sonucunun tekrar o süreci etkilediği ve aynı süreci daha olası veya daha güçlü hâle getirdiği bir geri bildirim döngüsüdür. Pekiştirme dışarıdan verilen bir ödülden değil, döngünün içinden gelir. Burada ifade, obezitenin kendini sürekli güçlendiren bir örüntüden etkilenebileceğini anlatır. self-reinforcing sıfatı cycle sözcüğünü niteler ve kısa çizgi sözcükleri tek bir birleşik niteleyici hâline getirir.

Alıştırma

Cümledeki self-reinforcing cycle ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Sürecin etkileri geri dönüp aynı süreci güçlendirir.
  2. Süreç yalnızca dışarıdan gelen bir ödülle güçlendirilir.
  3. Süreç tekrarlanır, ancak sonuçları daha sonra ne olacağını etkilemez.
Cevabı göster

Sürecin etkileri geri dönüp aynı süreci güçlendirir.

Kalıp ifadeler

play a huge role in: büyük fakat tek olmayan bir etki

Play a huge role in, bir sonuç üzerinde “çok büyük bir etkiye sahip olmak” veya “sonuca katkıda bulunan önemli bir etken olmak” anlamına gelir. Bir etkeni önemli gösterir, ancak onun tek ve doğrudan neden olduğunu söylemez. Kalıp play + a/an + adjective + role + in + noun or -ing form şeklindedir. Bu cümlede could, iddiayı daha temkinli yapar: döngü obezitede önemli bir etken olabilir.

Alıştırma

Cümleyi “katkıda bulunan önemli bir etken olmak” anlamındaki vurgulanan beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın. Reliable internet access can ____ improving educational opportunities.

Cevabı göster

play a huge role in

But it's important to stress that you can fight this process Anlatım akışı

5:47

Ancak bu süreçle savaşabileceğinizi vurgulamak önemlidir

and reverse it by eating healthily and breeding more good bacteria. Dilbilgisi

5:50

ve sağlıklı beslenerek ve daha fazla iyi bakteri üreterek onu tersine çevirebilirsiniz.

Anlatım akışı

it's important to stress that: önemli bir noktayı vurgulamak

it's important to stress that kalıbı, sonraki yan cümlenin gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta olduğunu dinleyiciye bildirir. Burada daha önce anlatılan olumsuz sürece umut verici bir düzeltme getirir: sürece karşı konabilir ve süreç tersine çevrilebilir. Buradaki stress, zihinsel baskı anlamındaki isim değil, “vurgulamak” anlamındaki fiildir. Yeniden kullanılabilen kalıp It's important to stress that + yan cümle şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki vurgu kalıbıyla tamamlayın: The first results were disappointing, but ____ the project can still succeed.

Cevabı göster

it's important to stress that

Dilbilgisi

reverse it by eating healthily and breeding more good bacteria: by + paralel -ing biçimleriyle yöntem belirtmek

reverse it by ... yapısında by, süreci tersine çevirmek için kullanılan yöntemi tanıtır. Bir son tarih veya konum belirtmek yerine “How can you reverse it?” sorusunu yanıtlar. Eating healthily ve breeding more good bacteria, aynı by tarafından yönetilen iki eş görevli -ing öbeğidir. Her iki eylemi de -ing biçiminde tutmak paralel yapıyı netleştirir: by doing A and doing B.

Alıştırma

Cümleyi avoid ve leave fiillerinin -ing biçimleriyle tamamlayın: You can improve your sleep by ____ caffeine after lunch and ____ your phone outside the bedroom.

Cevabı göster

avoiding · leaving

Beyond weight gain,

5:55

Kilo almanın ötesinde,

our microbiome has also been linked to other serious diseases like autism, schizophrenia, and cancer. Kalıp ifadeler

5:56

mikrobiyomumuz otizm, şizofreni ve kanser gibi diğer ciddi hastalıklarla da ilişkilendirilmiştir.

Kalıp ifadeler

has also been linked to: araştırmaya dayalı ek bir ilişki

Has been linked to, link A to B yapısının present perfect edilgen biçimidir. Araştırma veya kanıtların mikrobiyom ile sıralanan hastalıklar arasında bir ilişki bulduğunu ve bu bulgunun bugün de geçerli olduğunu belirtir. Mikrobiyomun bu hastalıklara neden olduğunu söylemez. Also, bu ilişkiyi kilo alımıyla ilgili önceki ilişkiye ekler ve ilgili bir başka bulgu olarak sunar.

Alıştırma

Araştırmacılar iki durumun sık sık birlikte ortaya çıktığını buluyor. Şu cümleyi değerlendirin: Condition A has been linked to condition B, so A definitely causes B.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

One of the earliest symptoms of Parkinson's is actually gut problems.

6:03

Parkinson'ın en erken belirtilerinden biri aslında bağırsak sorunlarıdır.

If your body is overrun with bacteria that harm you, Öbek fiiller

6:07

Vücudunuz size zarar veren bakterilerle istila edilirse,

there is often only one solution.

6:10

genellikle tek bir çözüm vardır.

Öbek fiiller

is overrun with: istenmeyen fazlalık ve kontrol kaybı

Is overrun with, bir yerin veya sistemin kontrol edilmesi zorlaşacak kadar çok istenmeyen kişi ya da şey tarafından kaplanması veya doldurulması demektir. Burada zararlı bakteriler vücutta aşırı derecede baskın hâle gelmiştir. Yapı be + overrun + with + istenmeyen kişiler veya şeyler biçimindedir. Overrun, overrun fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; overrunned olmaz ve vücudun gerçekten bir yere koştuğunu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için be overrun with yapısının geçmiş zaman biçimini kullanın: Last summer, the garden ____ weeds.

Cevabı göster

was overrun with

You bring in an army of good guys.

6:13

İyi adamlardan oluşan bir ordu getirirsiniz.

That's very easy.

6:15

Bu çok kolay.

You just transplant some healthy poop. Kültür

6:16

Sadece biraz sağlıklı kaka nakledersiniz.

You do that by literally transferring poop from a healthy person Dilbilgisi

6:20

Bunu kelimenin tam anlamıyla sağlıklı bir kişiden alınan kakayı

into your gut.

6:23

bağırsağınıza aktararak yaparsınız.

Kültür

Tıbbi bir işlem olarak “transplant some healthy poop”

Burada “transplant some healthy poop”, fekal mikrobiyota transplantasyonunun (FMT) açık ve gündelik bir anlatımıdır. Taramadan geçirilmiş sağlıklı bir bağışçıdan alınan materyal, bağışçının yararlı bağırsak mikroorganizmalarının alıcının mikrobiyomunu yenilemesine yardımcı olması için başka bir kişinin bağırsağına yerleştirilir. Tedavinin amacı sağlıklı bir mikrobiyal topluluğu aktarmaktır. Bu bir organ nakli değildir ve ifade, dışkının sıradan bir yiyecek gibi yenildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede “transplant some healthy poop” neyi anlatıyor?

  1. Hasarlı bir bağırsağı bağışçıdan alınan bir organla değiştirmek
  2. Taranmış bağışçı materyalini ve bağırsak mikroorganizmalarını başka bir kişinin bağırsağına aktarmak
  3. Sıradan dışkıyı yiyecek olarak kullanmak
Cevabı göster

Taranmış bağışçı materyalini ve bağırsak mikroorganizmalarını başka bir kişinin bağırsağına aktarmak

Dilbilgisi

do that by ... from ... into ... yapısı

Do that by + -ing, az önce belirtilen eylemin hangi yöntemle tamamlandığını açıklar. Burada that, materyalin nakledilmesine gönderme yapar; by literally transferring ise bunun nasıl yapıldığını belirtir. from ... into ... çifti hareketin rotasını gösterir: from kaynağı tanıtır, into ise hedefin içine doğru hareketi belirtir. Literally, aktarımın mecaz veya abartı değil, gerçek olduğunu vurgular.

Alıştırma

İki boşluğu hedef kalıpta kullanılan yöntem ve kaynak belirteçleriyle doldurun: How do you replant the seedlings? You do that ____ carefully moving them ____ the tray into small pots.

Cevabı göster

by · from

This method is already used to cure diarrhea that's caused when C. difficile bacteria Kültür

6:25

Bu yöntem, C. difficile bakterisinin

take over a gut microbiome. Öbek fiiller

6:30

bir bağırsak mikrobiyomunu ele geçirdiğinde neden olduğu ishali tedavi etmek için zaten kullanılıyor.

Kültür

C. difficile bakteri adı

C. difficile, Clostridioides difficile bilimsel adının yaygın kısaltılmış biçimidir. C., Clostridioides cins adını kısaltır; difficile ise tür adının ikinci bölümüdür. Bu iki bölüm birlikte bu bakteriyi belirtir. Bu cümlede ad, dengesi bozulmuş bir bağırsak topluluğunda baskın hâle gelip ishale yol açabilen bir bakteriyi belirtir. Buradaki difficile bilimsel adın bir parçasıdır; İngilizce difficult sözcüğü değildir.

Alıştırma

C. difficile adındaki C. neyi temsil eder?

  1. Bakterinin C grubuna ait olduğu anlamına gelir.
  2. İngilizce cure sözcüğünün kısaltmasıdır.
  3. Clostridioides cins adını kısaltır.
Cevabı göster

Clostridioides cins adını kısaltır.

Öbek fiiller

take over: kontrolü ele geçirmek

Take over, kontrolü ele geçirmek veya baskın güç hâline gelmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada C. difficile bakterileri normal mikrop karışımından daha güçlü hâle gelir ve bağırsak mikrobiyomuna baskın olur. Aynı anlam biyoloji dışında da kullanılır: Bir kişi, şirket, hükûmet, süreç veya grup daha önce kontrolü elinde tutan kişi ya da şeyin yerini aldığında take over kullanılabilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, derste öğrendiğiniz ve kontrolü ele geçirmek anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: After the owner retired, her daughter decided to ____ the shop.

Cevabı göster

take over

But we just don't know enough about the complex interplay at work here yet. Kalıp ifadeler

6:33

Ancak burada işleyen karmaşık etkileşim hakkında henüz yeterli bilgiye sahip değiliz.

Kalıp ifadeler

at work: bir durumda etkili olan güçler veya mekanizmalar

Burada at work, “işleyerek olanları etkilemek” anlamına gelir. complex interplay ifadesini açıklar: Henüz tam olarak anlaşılmamış olsa da çeşitli etkenler veya süreçler bu durumda aktiftir. Bu kullanım genellikle forces, factors, mechanisms veya processes gibi isimlerden sonra gelir. Bir kişinin iş yerinde bulunmasını değil, sonuç üzerinde etkili olan nedenleri veya güçleri belirtir.

Alıştırma

'Several social pressures are at work in this decision.' cümlesinde at work ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak bir iş yerinde bulunmak
  2. Karar tamamlanana kadar beklemek
  3. Kararı etkin biçimde etkilemek
Cevabı göster

Kararı etkin biçimde etkilemek

For example,

6:37

Örneğin,

a transplant from an overweight donor cured a woman's diarrhea,

6:38

aşırı kilolu bir donörden yapılan nakil bir kadının ishalini iyileştirdi,

but contributed to her obesity down the line. Deyimler

6:41

ancak ilerleyen zamanlarda obezitesine katkıda bulundu.

Deyimler

down the line: ilerideki bir zamanda

Down the line, “gelecekte, tam olarak belirtilmeyen daha sonraki bir zamanda” anlamına gelir. Bu cümlede nakil önce bir sorunu iyileştirmiş, obezite üzerindeki etkisi ise daha sonra ortaya çıkmıştır. Kesin zamanın önemli olmadığı durumlarda gecikmiş sonuçlardan, risklerden veya gelişmelerden söz etmek için kullanılır. Burada fiziksel bir çizgi boyunca hareketi değil, zamanı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “gelecekteki belirsiz bir zamanda” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: If we ignore this small leak, it may cause serious damage ____.

Cevabı göster

down the line

This caused some waves Deyimler

6:45

Bu biraz ses getirdi

and another study tried to reverse the effect.

6:46

ve başka bir çalışma bu etkiyi tersine çevirmeye çalıştı.

Deyimler

caused some waves: tepki uyandırmak

Bu cümlede caused some waves mecazi bir ifadedir. Çalışmanın sonucunun dikkat çektiğini ve tepkilere ya da anlaşmazlığa yol açtığını belirtir; gerçek su dalgalarından söz edilmez. Cause fiili, sonucu tepkinin kaynağı olarak gösterir. Some ise ifadeyi bilinçli olarak belirsiz ve konuşma diline yakın tutar. Bu ifade tepkinin tam olarak ne kadar güçlü, olumlu ya da olumsuz olduğunu söylemez.

Alıştırma

“The new rule caused some waves among parents” cümlesinin en doğal anlamı nedir?

  1. Velilerin kuralı hemen kabul etmesini sağladı.
  2. Velilerin yakınındaki suda gerçek dalgalar oluşturdu.
  3. Veliler arasında belirgin tartışma veya kaygıya yol açtı.
Cevabı göster

Veliler arasında belirgin tartışma veya kaygıya yol açtı.

Poop transplants from slim people to obese ones

6:49

Zayıf insanlardan obez olanlara yapılan kaka nakli

gave them a more diverse microbiome

6:52

onlara daha çeşitli bir mikrobiyom kazandırdı

and made them less sensitive to insulin, Kelime

6:54

ve insüline karşı duyarlılıklarını azalttı,

both things that also happen when people lose weight.

6:57

her iki şey de insanlar kilo verdiğinde de olur.

Kelime

less sensitive to insulin: azalmış biyolojik tepki

Burada sensitive to insulin, vücut dokularının veya hücrelerin insülin sinyaline ne kadar güçlü tepki verdiğini anlatan biyomedikal bir ifadedir. Less sensitive, daha zayıf tepki vermek anlamına gelir; duyguları anlatmaz ve mutlaka alerji olduğu anlamına gelmez. Bu ifade, tepki verme düzeyindeki göreceli bir değişimi anlatır. Cümle tek başına bu değişimin yararlı, zararlı, geçici veya klinik açıdan önemli olup olmadığını göstermez.

Alıştırma

“The cells became less sensitive to insulin,” cümlesinde less sensitive to insulin ne anlama gelir?

  1. Hücreler insülin konusunda daha az endişeli hissetti.
  2. Hücreler insülin sinyaline daha zayıf tepki verdi.
  3. Hücrelerin insüline karşı alerjik tepkiye yol açma olasılığı azaldı.
Cevabı göster

Hücreler insülin sinyaline daha zayıf tepki verdi.

We need to do a lot more science

7:00

Mikroplarımızın bizi nasıl sağlıklı veya hasta yaptığını gerçekten anlamak için

to really understand how our microbes make us healthy or sick.

7:02

daha birçok bilimsel çalışma yapmalıyız.

But whether we like it or not, Deyimler

7:06

Ama istesek de istemesek de,

we need our microbiome and it needs us.

7:08

mikrobiyomumuza ihtiyacımız var ve onun da bize ihtiyacı var.

Deyimler

whether we like it or not: hoşumuza gitse de gitmese de

Whether we like it or not, “hoşumuza gitse de gitmese de” anlamına gelir: bir şeyi sevsek de sevmesek de ardından gelen gerçek değişmez. Bu ifade iki tutumdan hangisinin doğru olduğunu soran bir soru değildir; olası bir karşı çıkışı kabul eder ve ardından kaçınılmaz bir sonuç sunar. Bu cümlede ifade, düşünce biraz rahatsız edici olsa bile insanların ve mikrobiyomlarının birbirlerine ihtiyaç duyduğunu kabul etmeye hazırlar.

Alıştırma

İhtiyacın hoşumuza gitse de gitmese de değişmediğini anlatan ifade hangisidir?

  1. whether we like it or not
  2. only if we like it
  3. because we like it
Cevabı göster

whether we like it or not

We'll never have our bodies to ourselves, Deyimler

7:11

Vücudumuz asla sadece bize ait olmayacak,

but we have gained a powerful ally Anlatım akışı

7:14

ama güçlü bir müttefik kazandık

if we can just keep the peace.

7:17

yeter ki barışı koruyabilelim.

Deyimler

have our bodies to ourselves: bedenlerimizi yalnızca kendimize ait tutmak

Have something to oneself, bir şeyi başkalarıyla paylaşmadan tek başına kullanmak veya ona sahip olmak anlamına gelir. Yapı have + nesne + to oneself şeklindedir; burada to ourselves, bedenimizi başka hiç kimsenin paylaşmaması anlamını verir. Burada bodies mecazlı kullanılmıştır. Yasal mülkiyetten ya da insanların bedenleri üzerindeki kontrolünü kaybetmesinden söz edilmez. Anlatılmak istenen, insan bedeninin insan hücreleriyle mikropların paylaştığı biyolojik bir alan olduğudur.

Alıştırma

Başka hiç kimsenin patikayı yürüyüşçülerle paylaşmadığını anlatan ifade hangisidir? Cümle şöyledir: The hikers wanted to have the trail ...

  1. by themselves
  2. to themselves
  3. for themselves
Cevabı göster

to themselves

Anlatım akışı

güçlü bir müttefik kazanmak ... barışı korumak

Burada gained a powerful ally, önemli destek sağlayan bir müttefik kazanmak, yani mikrobiyomu anlatır. Ally, daha önce kullanılan çatışma mecazını sürdürür. Bu yüzden mikrobiyom yalnızca yenilmesi gereken bir düşman değildir; ilişki iyi işlediğinde sağlığımızı destekleyen bir müttefik de olabilir. Keep the peace, gerçek bir savaşı bitirmek değil, sakin ve dengeli bir ilişkiyi sürdürmek demektir. Bu cümlede peace, beden ile mikrobiyom arasındaki sağlıklı dengenin mecazıdır. Bu iki ifade, anlatımı çatışmadan iş birliğine taşıyarak sonlandırır.

Alıştırma

Yeni bir anlaşma yapmak yerine zaman içinde uyumu korumak anlamına gelen ifade hangisidir?

  1. keep the peace: zaman içinde uyumu korumek
  2. make peace: bir anlaşmayla çatışmayı bitirmek
  3. be at peace: sakin bir durumda olmak
Cevabı göster

keep the peace: zaman içinde uyumu korumek