Bu Video Nerede?: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
1.078 kelime 160 kel/dk

Video özeti: Mona Lisa'dan DNA'ya uzanan video, bir özgünü neyin özgün yaptığını soruyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. digital simulacrum - Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: bu resmî terimi tek bir fiziksel özgüne bağlı olmayan dijital örnek olarak anlayın; sıradan kopyadan ayırın. 2. over and over again - Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: bu ritmik kalıpla tekrarlanan eylemi vurgulayın ve repeatedly sözünden daha konuşma diline yakın etkisini kavrayın. 3. anything but new. - Deyimler ve mecazlı ifadeler: bu yapının “hiç de yeni değil” anlamında güçlü bir olumsuzluk olduğunu anlayın; anything but kalıbını başka sıfatlarla sözcük sözcük çevirmeden kullanın.

Bu derste

Hey,

0:00

Selam,

Vsauce.

0:01

Vsauce.

Michael here.

0:01

Michael burada.

Steve Seitz and Chuck Dyer

0:05

Steve Seitz ve Chuck Dyer,

used view morphing to digitally reveal a side of the Mona Lisa we've never seen before. Kelime

0:07

görünüm dönüştürme tekniğini kullanarak Mona Lisa'nın daha önce hiç görmediğimiz bir hâlini dijital olarak ortaya çıkardılar.

Kelime

View Morphing: farklı bakış noktaları arasında görüntü sentezleme

Burada view morphing, bilgisayar grafikleri ve bilgisayarlı görü alanlarında kullanılan teknik bir birleşik addır. Farklı bakış noktalarından alınan görüntülerle yeni bir görünüm veya görünümler arasında yumuşak bir geçiş sentezleyen dijital bir işlemi adlandırır. Bu cümlede işlem, Mona Lisa'nın önden nasıl görünebileceğini hayalî olarak ortaya çıkarmak için kullanılıyor. Resmin kendisi fiziksel olarak bükülmüyor veya değiştirilmiyor; bakış noktası dijital olarak oluşturuluyor.

Alıştırma

Bu cümlede view morphing neyi anlatıyor?

  1. Farklı bakış noktaları arasında görüntüleri sentezleyen dijital bir işlem
  2. Özgün resmi büken fiziksel bir işlem
  3. Resmin çerçevesini değiştirme yöntemi
Cevabı göster

Farklı bakış noktaları arasında görüntüleri sentezleyen dijital bir işlem

What it would look like if she stared directly at us. Dilbilgisi

0:12

Yani doğrudan bize baksa nasıl görüneceğini.

Dilbilgisi

What ... Would Look Like If ...: bir görünümü hayal etmek

what + özne + would look like + if yan cümlesi kalıbı, koşul gerçekleşirse ortaya çıkacak görünümü, yani hayalî bir görünüşü anlatır. Burada what gömülü bir yan cümle başlatır; if she stared directly at us ise varsayımsal koşulu verir. Bu yan cümle önceki reveal fikrinin ardından daha büyük bir yapıya gömülü olduğu için would it değil, it would biçimindeki düz cümle sırasını kullanır. Dolayısıyla bu altyazı satırı, önceki düşünceyi tamamlayan bir isim yan cümlesi parçasıdır; tek başına doğrudan bir soru değildir.

Alıştırma

Hangi cümle showed us sonrasında varsayımsal bir görünümü doğru biçimde gömülü yan cümle olarak kullanır?

  1. The designer showed us what the room would looked like if the walls were green.
  2. The designer showed us what the room would look like if the walls were green.
  3. The designer showed us what would the room look like if the walls were green.
Cevabı göster

The designer showed us what the room would look like if the walls were green.

That's her,

0:16

Bu gerçekten Mona Lisa,

but it seems a bit unfamiliar.

0:17

ama biraz yabancı görünüyor.

I mean, there is only one iconic view of the Mona Lisa.

0:19

Yani Mona Lisa'nın ikonik tek bir görünümü var.

There's only one physical object you can look at

0:23

Bakabileceğiniz yalnızca tek bir fiziksel nesne var

to say that you saw the Mona Lisa with your own eyes. Kalıp ifadeler

0:26

ki Mona Lisa'yı kendi gözlerinizle gördüğünüzü söyleyebilesiniz.

Kalıp ifadeler

with your own eyes: kendi gözlerinle görmek

With your own eyes, bir şeyi fotoğraf, video veya başka birinin anlatımı yoluyla öğrenmek yerine doğrudan kendin görmek anlamına gelir. Buradaki own, kişinin bizzat tanık olduğunu vurgular; gözlerin kime ait olduğundan söz etmez. İyelik biçimi tanığa göre değişir: with my own eyes, with her own eyes gibi.

Alıştırma

Doğrudan görsel tanıklığı vurgulayan ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: No one told Maya about the comet; she saw it ____.

Cevabı göster

with her own eyes

Photographs exist.

0:29

Fotoğraflar var.

There are copies you can also look at.

0:31

Bakabileceğiniz kopyalar da var.

There are forgeries.

0:33

Sahte versiyonları var.

There are parodies,

0:34

Parodiler var,

but the true original Mona Lisa is in the Louvre.

0:35

ama gerçek, orijinal Mona Lisa Louvre'da.

That's where it is.

0:38

İşte bulunduğu yer.

But where is this video?

0:40

Peki bu video nerede?

Seriously,

0:45

Cidden,

where is this video?

0:46

bu video nerede?

I mean, it's on your screen right now,

0:49

Yani şu anda ekranınızda,

but it's also on a lot of other screens.

0:51

ama aynı zamanda pek çok başka ekranda da.

Where's the original?

0:53

Orijinali nerede?

Well, it's stored on YouTube servers,

0:55

YouTube sunucularında depolanıyor,

and the original export is on my hard drive,

0:57

ilk dışa aktarılan dosya da sabit diskimde,

but those are just instructions for making the video.

1:00

ama bunlar yalnızca videoyu oluşturmaya yarayan talimatlar.

This video is anywhere.

1:03

Bu video her yerde.

Every stream, every viewing of this video is, as Bill Thompson would say,

1:07

Bu videonun her yayını ve her izlenişi, Bill Thompson'ın deyişiyle,

a digital simulacrum of something that has no original. Kelime

1:12

orijinali olmayan bir şeyin dijital simülakrıdır.

Kelime

digital simulacrum: dijital simülakr

Bu cümlede digital simulacrum, arkasında tek bir fiziksel özgün nüsha bulunmadığı hâlde bir temsil gibi işleyen dijital bir örnek veya görünüm anlamına gelir. Her akışa veya izlenişe simulacrum demek, soruyu hangi kopyanın gerçek olduğundan içeriğin tek bir özgün nüsha yerine tekrarlanabilir dijital örnekler aracılığıyla var olup olmadığına taşır. Terim burada felsefe ve medya çalışmalarına özgü soyut bir anlam taşır; yalnızca kötü bir taklit demek değildir.

Alıştırma

Bir medya çalışmaları tartışmasında hangi tanım buradaki digital simulacrum kullanımına en uygundur?

  1. Tek bir cihazda saklanan, parola korumalı bir kopya
  2. Değerli bir fiziksel aslın hatalı taraması
  3. Tek ve benzersiz bir aslı olmayan, tekrarlanabilir dijital bir temsil
Cevabı göster

Tek ve benzersiz bir aslı olmayan, tekrarlanabilir dijital bir temsil

So,

1:18

Peki,

how does a museum curator or an archaeologist deal with this?

1:19

bir müze küratörü ya da arkeolog bununla nasıl başa çıkar?

Well,

1:23

Şöyle ki,

they are rethinking curating.

1:24

küratörlük anlayışını baştan düşünüyorlar.

I mean,

1:26

Yani,

take a look at this sculpture. Kalıp ifadeler

1:27

şu heykele bir bakın.

Kalıp ifadeler

Take a look at: dikkati belirli bir hedefe yöneltmek

Take a look at + hedef, birinin dikkatini belirli bir şeye yönlendirmenin yerleşik bir yoludur. Bu emir cümlesinde gizli özne you’dur ve konuşmacı dinleyiciyi heykele bakmaya ya da onu incelemeye davet eder. Take burada bir şeyi alıp götürme şeklindeki gerçek anlamıyla değil, ifadenin tamamının bir parçası olarak kullanılır. Bu kalıp genel bir anlatımdan somut bir örneğe, görsele veya nesneye geçerken kullanışlıdır.

Alıştırma

Birinden dikkatini yöneltmesini isteyen, burada öğrenilen dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: “____ the label before you wash the shirt.”

Cevabı göster

Take a look at

The distance from this sentence to your eye is my sculpture.

1:30

Bu cümleden gözünüze kadar olan mesafe benim heykelim.

That's pretty cool,

1:34

Oldukça havalı,

but how do you put something like that in a museum?

1:36

ama böyle bir şeyi müzeye nasıl koyarsınız?

This sculpture and this video can be endlessly copied,

1:38

Bu heykel ve bu video sonsuza dek kopyalanabilir,

and every version is made out of different stuff at different times. Öbek fiiller

1:42

üstelik her versiyon farklı zamanlarda farklı maddelerden oluşur.

Öbek fiiller

Made out of: malzeme veya bileşen belirtmek

Be made out of + malzeme veya bileşenler, bir şeyin ne kullanılarak yapıldığını ya da nelerden oluştuğunu belirtir. Edilgen bir yapı olduğu için be biçimi özneyle uyumludur: every version is made out of different stuff. Burada different stuff, her sürümü gerçekleştiren fiziksel malzeme veya bileşenleri genel olarak ifade eder. Made out of malzeme belirten tek bir kalıp olarak işlev görür; “ayırt etmek” anlamına gelebilen ayrı make out öbek fiili değildir.

Alıştırma

“Kullanılarak yapılmış” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The robot is ____ spare parts.”

Cevabı göster

made out of

A bit like your body.

1:47

Biraz bedeniniz gibi.

Yeah, there's an identity crisis going on. Kelime

1:49

Evet, ortada bir kimlik krizi var.

Kelime

Kişisel benlik algısının ötesinde “identity crisis”

Bu cümlede identity crisis, bir şeyin aynı şey olarak kalmasını neyin sağladığı konusundaki belirsizliği anlatır. İfade, kim olduğunu sorgulayan bir kişi için değil; kopyalanabilen, değiştirilebilen veya dönüştürülebilen bir varlık için mizahi biçimde kullanılmıştır. Başka durumlara aktarılabilecek fikir şudur: identity yalnızca kişisel kimliği değil, sürekliliği veya aynı kalmayı da anlatabilir. Değişiklikler bir nesnenin, sanat eserinin, kuruluşun ya da kavramın temel kimliğini belirlemeyi zorlaştırdığında onun bir identity crisis yaşadığı söylenebilir.

Alıştırma

Sürekli kopyalanan veya değiştirilen bir nesne tartışılırken identity crisis ne anlama gelir?

  1. Nesnenin hâlâ aynı nesne olup olmadığının belirsiz olduğunu mizahi biçimde belirtir.
  2. Birinin nesnenin adını çaldığı anlamına gelir.
  3. Nesneye tıbbi bir tanı konduğunu söyler.
Cevabı göster

Nesnenin hâlâ aynı nesne olup olmadığının belirsiz olduğunu mizahi biçimde belirtir.

As I've discussed before, Anlatım akışı

1:51

Daha önce de anlattığım gibi,

Anlatım akışı

Geriye gönderme ifadesi olarak “As I've discussed before”

Burada As I've discussed before, cümlenin başında daha önceki bilgiye gönderme yapan bir ifadedir. Dinleyiciye sonraki noktanın konuşmacının önceden açıkladığı bir şeyle bağlantılı olduğunu bildirir; böylece tartışma yeni bir konu açmak yerine paylaşılan bilgiler üzerinden ilerler. Buradaki As, “açıklandığı şekilde” veya “tıpkı ... gibi” anlamındadır; “-iken” ya da “-dığı zaman” anlamına gelmez. I've discussed biçimindeki present perfect, şimdiki noktadan hâlâ geçerli olan önceki bir tartışmaya bakar.

Alıştırma

Hangi cümlede as, zaman belirtmek yerine önceki bir açıklamaya gönderme yapıyor?

  1. As I've discussed before, the backup plan is essential.
  2. As the meeting begins, please silence your phone.
  3. As we discussed the plan, the lights went out.
Cevabı göster

As I've discussed before, the backup plan is essential.

every few years nearly all of your atoms are replaced.

1:53

birkaç yılda bir atomlarınızın neredeyse tamamı yenilenir.

Old ones leave,

1:57

Eskiler gider,

new ones come in.

1:57

yeniler gelir.

Where is the original you?

1:59

Asıl siz nerede?

Like this video,

2:03

Tıpkı bu video gibi,

you are really just the result of a set of instructions being followed. Kalıp ifadeler

2:05

siz de aslında bir dizi talimatın uygulanmasının sonucusunuz.

Kalıp ifadeler

the result of + neden veya süreç

Burada the result of, anlatılan şeyi onu ortaya çıkaran sürece bağlar. Cümle, bir dizi talimatın izlenmesinin “seni” ortaya çıkardığını söylüyor. the result of ifadesini bir neden, süreç veya olayı belirten isimden ya da -ing yapısından önce kullan: X is the result of Y.

Alıştırma

Hangi cümle şiddetli yağmurun maçın iptal edilmesine neden olduğunu ifade eder?

  1. The canceled game resulted in heavy rain.
  2. The canceled game was the result of heavy rain.
  3. Heavy rain was the result of the canceled game.
Cevabı göster

The canceled game was the result of heavy rain.

And in our case,

2:09

Bizim durumumuzdaysa,

interestingly,

2:10

ilginç bir şekilde,

those instructions are kind of forgeries. Ton ve niyet

2:11

bu talimatlar bir bakıma sahtedir.

Ton ve niyet

Yumuşatıcı bir ifade olarak kind of

Burada kind of, güçlü bir tanımlama olan forgeries ifadesini yumuşatır. “Bir bakıma” veya “bir ölçüde” anlamına gelir ve karşılaştırmanın yararlı olsa da tamamen doğru olmadığını gösterir. Yumuşatıcı olarak kind of, konuşanın daha az kesin göstermek istediği tanımlama veya eylemden önce gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede kind of bir tür belirtmek yerine görüşü yumuşatmak için kullanılmıştır?

  1. That is my favorite kind of puzzle.
  2. A robin is a kind of bird.
  3. The puzzle is kind of hard.
Cevabı göster

The puzzle is kind of hard.

The $12 million stuffed shark is a great book about the art world.

2:16

The $12 Million Stuffed Shark, sanat dünyası hakkında harika bir kitap.

It mentions that at one point in history,

2:20

Kitapta, tarihin bir döneminde

there were 600 Rembrandts hanging in museums

2:22

müzelerde 600 Rembrandt eseri asılı olduğu,

and 350 Rembrandts in private collections.

2:26

350 Rembrandt eserinin de özel koleksiyonlarda bulunduğu anlatılıyor.

The only problem is, Anlatım akışı

2:30

Tek sorun şu:

Rembrandt scholars say that Rembrandt only ever made 320 paintings.

2:31

Rembrandt uzmanları, Rembrandt'ın toplamda yalnızca 320 resim yaptığını söylüyor.

Anlatım akışı

Belirleyici bir dönüş olarak “The only problem is,”

“The only problem is” bir söylem işaretidir: Bir sonucu destekliyor gibi görünen olgulardan sonra, o sonucu sarsabilecek engeli ortaya koyar. Burada uzmanların kabul ettiği eser sayısı, daha önce belirtilen toplamı şüpheli hâle getirir. “Only”, “problem” sözcüğünü niteler ve ardından gelen bilgiyi argümandaki tek belirleyici sorun olarak sunar. Bu genellikle retorik bir odaklamadır; gerçekten başka hiçbir sorun bulunmadığını kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi seçenek, sonraki olgunun tek belirleyici engel olduğunu belirtmek için “The only problem is” ifadesini kullanıyor?

  1. The plan seems affordable and easy because the team already has the materials.
  2. The plan seems affordable and easy. The only problem is, it would take three years.
  3. The plan has several advantages, including a short schedule.
Cevabı göster

The plan seems affordable and easy. The only problem is, it would take three years.

Mistaken identity,

2:38

Yanlış atıflar,

forgeries,

2:39

sahte eserler

and phonies have been around for a long time. Kalıp ifadeler

2:40

ve taklitler çok uzun zamandır var.

Kalıp ifadeler

“Uzun zamandır var olmak” anlamındaki “have been around”

Bu cümlede “have been around”, “uzun zamandır var olmak” veya “uzun zamandır mevcut olmak” anlamına gelir. “Around” burada farklı yerlerde dolaşmayı anlatmaz. Present perfect yapısındaki “have been”, geçmişteki bir başlangıcı bugüne bağlar. Bu nedenle cümle, sahteleri eski ve hâlâ devam eden bir olgu olarak tanımlar. Bu kalıbın ardından sık sık “for decades” gibi bir süre ifadesi gelir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “var olmuştur” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Online scams ____ for decades.

Cevabı göster

have been around

In 1496,

2:43

1496'da,

a young Michelangelo,

2:45

genç Michelangelo,

the same Michelangelo that painted this,

2:46

evet, bunu resmeden Michelangelo,

forged a statue.

2:48

bir heykelin sahtesini yaptı.

He treated the statue with acid to make it look not like his own work, Dilbilgisi

2:50

Heykele asit uygulayarak kendi eseri gibi değil,

but like the work of ancient Greeks or Romans,

2:54

Antik Yunan ya da Roma eseri gibi görünmesini sağladı,

Dilbilgisi

make it look not like A, but like B: bir şeyi A gibi değil, B gibi göstermek

make + nesne + look + tamamlayıcı kalıbı, “birinin veya bir şeyin belirli bir şekilde görünmesini sağlamak” anlamına gelir. Burada look, görünüş bildiren bir bağ fiilidir; “gözlerini bir şeye çevirmek” anlamına gelmez. not like A, but like B yapısı bir görünüşü reddedip onun yerine başka bir görünüş koyar. Bu işlem, heykeli sanatçının kendi eseri gibi değil, eski Yunanların veya Romalıların eseri gibi göstermek için yapılmıştı. Aynı yapı, istenmeyen görünüş ile amaçlanan görünüş arasında net bir karşıtlık kurmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki not like ... but like karşıtlığıyla tamamlayın: The decorator used warm lights to make the hall look ____ an office, ____ a cozy cafe.

Cevabı göster

not like · but like

so he could sell it for more money. Dilbilgisi

2:56

böylece onu daha pahalıya satabilecekti.

Dilbilgisi

so he could ... ile geçmişteki bir amacı belirtmek

Geçmişte geçen bir anlatıda so + özne + could + fiilin yalın hâli, önceki bir eylemin amacını gösterebilir. Burada so amaçlanan hedefi tanıtır; could sell ise önceki eylemin heykeli daha yüksek bir fiyata satmayı mümkün kılacağı anlamına gelir. Could geçmiş zaman bakış açısına uyar ve mümkün hâle getirilen bir durumu sunar; satışın gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini tek başına söylemez. Bu kullanımda so, bir eylemi amacına bağlayan bir bağlaçtır; so expensive gibi ifadelerdeki derece bildiren so değildir.

Alıştırma

Bu cümlede ifade edilen amacı en iyi hangi seçenek açıklar? “Maya left early so she could catch the first train.”

  1. Erken ayrılmanın amacı ilk trene yetişmeyi mümkün kılmaktı.
  2. Maya önce trene yetişti, sonra erken ayrılmaya karar verdi.
  3. So, Maya’nın ne kadar güçlü biçimde ayrıldığını anlatır.
Cevabı göster

Erken ayrılmanın amacı ilk trene yetişmeyi mümkün kılmaktı.

Uh But really,

2:59

Ee... Ama gerçekten,

what's wrong with a forgery? Kalıp ifadeler

3:00

sahte bir eserin nesi kötü?

Kalıp ifadeler

What's wrong with ...?: ... ile ilgili sorun ne?

What's wrong with ...? bir kişinin bir nesnede, eylemde, durumda veya insanda nasıl bir sorun gördüğünü sorar. Gerçekten bir sorunun belirlenmesini isteyen samimi bir soru olabilir. Burada ise kabul edilmiş olumsuz bir yargıyı sorgulamaya daha yakındır. Konuşan kişi forgery sözcüğünün anlamını bilmediği için sormaz; sahte eserin neden reddedilmesi gerektiğini sorarak dikkati etiketten yargının gerekçelerine çevirir.

Alıştırma

Konuşan kişi özgün cümlede what's wrong with ifadesiyle temel olarak ne yapıyor?

  1. Sahte bir eser yapmak için talimat istemek
  2. Sahte bir eserin mutlaka reddedilmesi gerektiği varsayımını sorgulamak
  3. forgery sözcüğünün nasıl yazıldığını sormak
Cevabı göster

Sahte bir eserin mutlaka reddedilmesi gerektiği varsayımını sorgulamak

I mean,

3:02

Yani,

sure,

3:02

elbette,

supporting forgeries is like supporting plagiarism,

3:03

sahte eserleri desteklemek intihali desteklemek gibidir,

but as far as intrinsic aesthetic properties go, Kalıp ifadeler

3:05

ama eserin özündeki estetik nitelikler açısından,

what's the difference?

3:09

aradaki fark ne?

Kalıp ifadeler

as far as intrinsic aesthetic properties go: içsel estetik özellikler açısından

as far as X goes, ardından gelen ifadenin sınırlandırıldığı belirli yönü tanıtır. “X'i dikkate aldığımızda” veya “X açısından” anlamına gelir; go bu kalıbın bir parçasıdır ve hareket bildirmez. Buradaki X, intrinsic aesthetic properties, çoğuldur; bu nedenle fiil go olur. Soru, eserleri yalnızca estetik nesneler olarak sahip oldukları niteliklere göre karşılaştırır. Eser sahibi, özgünlük veya sahteciliğin etiği gibi ayrı konuları karara bağlamaz.

Alıştırma

As far as battery life goes, this laptop is excellent cümlesi ne anlama gelir?

  1. Dizüstü bilgisayar yalnızca pili sonsuza kadar dayanırsa mükemmeldir.
  2. Dizüstü bilgisayar pili ne kadar izin verirse o kadar uzağa hareket ediyor.
  3. Dizüstü bilgisayar özellikle pil ömrü açısından mükemmeldir; diğer özellikleri hakkında zorunlu bir iddiada bulunulmaz.
Cevabı göster

Dizüstü bilgisayar özellikle pil ömrü açısından mükemmeldir; diğer özellikleri hakkında zorunlu bir iddiada bulunulmaz.

Whether painted by da Vinci or a dog Dilbilgisi

3:10

İster da Vinci ister bir köpek tarafından resmedilsin,

or copied perfectly by a robot,

3:13

ister bir robot tarafından kusursuzca kopyalansın,

wouldn't the Mona Lisa smile just as mysteriously and coolly?

3:16

Mona Lisa'nın gülümsemesi aynı ölçüde gizemli ve havalı olmaz mıydı?

Dilbilgisi

Whether ... or ..., wouldn't ...?: sonucu değiştirmeyen seçenekler

Baştaki Whether ... or ... yapısı, sonucu değiştirmeyen koşullar olarak birden fazla seçenek sunar. painted by ... ve copied ... şeklindeki kısaltılmış ifadeler Mona Lisa görüntüsünün olası kaynaklarını açıklar; it was gibi bağlamdan anlaşılan bir özne ve be biçimi çıkarılmıştır. Olumsuz soru wouldn't ...? tarafsız değildir. Görüntünün kaynağı ne olursa olsun aynı gizemli ve havalı şekilde gülümseyeceği fikrine dinleyiciyi yönlendirir. Bu kalıp, hangi seçenek doğru olursa olsun sonucun aynı kaldığını savunmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Seçenekleri sonuç açısından önemsiz kılan ve katılım bekleyen kalıpla iki boşluğu tamamlayın: ____ written by hand or typed on a laptop, ____ the message mean the same thing?

Cevabı göster

Whether · wouldn't

Well,

3:22

Şöyle ki,

here's the thing. Anlatım akışı

3:22

işin aslı şu.

Anlatım akışı

Here's the thing: önemli noktayı tanıtmak

Here's the thing, önemli noktanın birazdan geleceğini dinleyiciye bildiren sözlü bir söylem işaretidir. Buradaki thing fiziksel bir nesneyi değil, temel gerçeği, sorunu veya dikkate alınması gereken noktayı ifade eder. Çoğu zaman az önce söylenenden, sonucu değiştirebilecek bir sınırlamaya, itiraza veya gerçeğe geçiş yapar. Asıl önemli nokta normalde hemen ardından gelir; konuşmada bir duraklamadan, yazıda ise iki noktadan sonra gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi, belirleyici noktayı tanıtan bu dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____: we can afford the tickets, but every flight is sold out.

Cevabı göster

Here's the thing

We feel like the original,

3:23

Bizce orijinalin,

the Mona Lisa da Vinci originally made,

3:25

yani da Vinci'nin yaptığı ilk Mona Lisa'nın

has an aura about it. Deyimler

3:27

kendine özgü bir aurası var.

Deyimler

has an aura about it: tanımlanması zor özel bir etki

Bu cümlede has an aura about it, orijinal tablonun ölçülmesi zor, özel bir varlığa ya da etkiye sahipmiş gibi görünmesi demektir. Bu his, orijinal eseri Leonardo da Vinci'nin bizzat yaptığını bilmekten kaynaklanır; gözle görülebilen gerçek bir parıltıdan söz edilmez. have/has an aura about someone or something kalıbı; tarih, ün, gizem, itibar veya duygusal çağrışımların oluşturduğu soyut bir niteliği anlatır. Fiziksel özellikleri değişmese bile bu nitelik, insanların o kişiyi ya da nesneyi algılayışını etkiler.

Alıştırma

Notta yer alan ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Because this is the composer's own violin, it ____.

Cevabı göster

has an aura about it

As Richard Wiseman discussed in Quirkology,

3:30

Richard Wiseman'ın Quirkology'de anlattığı üzere,

a great book,

3:32

ki harika bir kitaptır,

psychologist Paul Rozin once studied just how obsessed we are with relics, Dilbilgisi

3:33

psikolog Paul Rozin bir keresinde yadigârlara ne kadar takıntılı olduğumuzu inceledi;

Dilbilgisi

just how obsessed we are: gömülü yan cümlede dereceyi vurgulama

Just how + sıfat + özne + be, bir niteliğin derecesini anlatan bir yan cümle başlatır. Buradaki just, how sözcüğünü güçlendirir: araştırma, insanların yadigârlara şaşırtıcı derecede güçlü bir biçimde takıntılı oluşunu incelemiştir. just how obsessed we are with relics, studied fiilinden sonra gömülü olduğu için düz cümle sırasını kullanır: özne we, are fiilinden önce gelir. Doğrudan soruda ise fiil ile özne yer değiştirir: Just how obsessed are we with relics? Bu kalıp discover, show, realize ve explain gibi fiillerden sonra da kullanılabilir.

Alıştırma

Gömülü bir derece yan cümlesi için doğru sözcük sırasına sahip cümleyi seçin.

  1. The survey reveals just how worried are parents about online safety.
  2. The survey reveals just how worried parents are about online safety.
  3. The survey reveals just how parents are worried about online safety.
Cevabı göster

The survey reveals just how worried parents are about online safety.

things important merely because of their auras.

3:38

yani sırf auraları yüzünden önemli olan şeylere.

He found that people were more willing to wear a sweater that had been dropped in dog poop Dilbilgisi

3:41

İnsanların köpek dışkısına düşmüş bir kazağı giymeye,

than they were to wear a sweater they'd been told was once owned by a mass murderer.

3:46

bir zamanlar bir toplu katile ait olduğu söylenen kazağı giymekten daha istekli olduğunu gördü.

Dilbilgisi

were more willing to ... than they were to: isteği paralel yapıyla karşılaştırma

subject + be + more willing to + fiil A + than + subject + be + to + fiil B kalıbı, birinin iki eylemi yapmaya ne kadar istekli olduğunu karşılaştırır. Bu cümlede insanlar ilk kazağı giymeyi ikinciyi giymekten daha kabul edilebilir bulmuştur. than they were to bölümünde willing söylenmez, çünkü anlamı ilk bölümden zaten bellidir. Bu ifade, onların bir şey yapmayı planladığı anlamına gelmez. they were ... to bölümünün tekrarlanması, iki uzun seçeneği paralel ve karşılaştırması kolay hâle getirir.

Alıştırma

willing sözcüğünü örtük bırakarak paralel karşılaştırmayı dört İngilizce sözcükle tamamlayın: In the survey, families were more willing to try the free class ____ pay for a full course.

Cevabı göster

than they were to

We are influenced by auras.

3:51

Auralardan etkileniyoruz.

Right now,

3:53

Şu anda,

I am in Mougins,

3:54

Mougins'deyim;

a city in southeastern France where Picasso died.

3:56

Picasso'nun öldüğü, Fransa'nın güneydoğusundaki bir şehirde.

On one occasion, Anlatım akışı

4:00

Bir keresinde,

Anlatım akışı

On one occasion: belirli bir olayı anlatmaya başlama

On one occasion belirli bir seferde anlamına gelir. Tek bir olaya işaret eder ve genellikle konuşan ya da yazan kişi genel bir durumu anlattıktan sonra kullanılır. Cümlenin başında virgülle kullanıldığında anlatı işareti görevi görür: anlatım genel bir ifadeden somut bir örneğe geçer. Burada occasion bir kutlama değil, bir olay veya örnek anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümlede belirli bir seferde anlamına gelen ifade kullanılmıştır?

  1. On one occasion, Maya stayed late to help a new student.
  2. On occasion, Maya stays late to help new students.
  3. The school held a welcome event, and Maya stayed late to prepare for the occasion.
Cevabı göster

On one occasion, Maya stayed late to help a new student.

Picasso refused to sign a painting he knew he had painted saying,

4:01

Picasso, yaptığını bildiği bir tabloyu imzalamayı reddedip şöyle dedi:

"I can paint a fake Picasso just like anybody else." Kelime

4:05

“Ben de herkes kadar iyi sahte bir Picasso yapabilirim.”

Kelime

“A fake Picasso”: sanatçının adını eser anlamında kullanmak

Sanat bağlamında bir sanatçının soyadı, o sanatçıya ait tek bir eseri temsil edebilir. Önünde a olduğunda Picasso sayılabilen bir isim gibi kullanılır: a Picasso, “Picasso'nun yaptığı bir tablo veya başka bir sanat eseri” demektir. Bu nedenle a fake Picasso, sahte veya yanlış biçimde Picasso'ya atfedilen bir eser anlamına gelir. Fake, anlamca var olan eseri niteler; Picasso gibi davranan bir kişiyi anlatmaz.

Alıştırma

Bir sanat müzayedesinde a fake Picasso en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Alışılmadık konulu gerçek bir Picasso eseri
  2. Picasso gibi davranan bir kişi
  3. Picasso eseri olarak sunulan sahte veya yanlış atfedilmiş bir sanat eseri
Cevabı göster

Picasso eseri olarak sunulan sahte veya yanlış atfedilmiş bir sanat eseri

You can disown your own paintings,

4:09

Kendi resimlerinizi reddedebilirsiniz,

and you can disown your children,

4:11

çocuklarınızı da reddedebilirsiniz.

but you can claim to have created your own paintings, Dilbilgisi

4:13

Kendi resimlerinizi yarattığınızı iddia edebilirsiniz,

Dilbilgisi

“Claim to have created”: yaratmayı iddiadan önceye yerleştirmek

Claim to have created, claim + tamamlanmış mastar to have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Yaratma eyleminin iddiada bulunma eyleminden önce tamamlandığı anlaşılır. Claim, birinin ileri sürdüğü şeyi aktarır; iddianın doğru olduğunu doğrulamaz. Aynı kalıp daha önceki başka eylemlerle de kullanılabilir: claim to have discovered, claim to have seen.

Alıştırma

Buluşun şimdiki iddiadan önce gerçekleştiğini göstermek için cümleyi tamamlayın: The engineer claims ____ the device in 2018.

Cevabı göster

to have created

but can you really claim to have created your own children?

4:16

ama çocuklarınızı gerçekten sizin yarattığınızı iddia edebilir misiniz?

Let's explore a metaphor. Anlatım akışı

4:22

Bir metaforu inceleyelim.

Anlatım akışı

Açıklayıcı bir söylem işareti olarak “Let's explore a metaphor”

“Let's explore a metaphor” bir söylem işaretidir: sıradaki bölümde mecazlı bir karşılaştırmanın geliştirileceğini bildirir. Dinleyicilerin açıklamayı düzenli biçimde takip etmesine ve sonraki kısmı gerçek anlamlı bir iddia değil, açıklayıcı bir model olarak yorumlamasına yardım eder. Burada “let's”, “let us” anlamındadır ve dinleyicileri akıl yürütmeyi birlikte takip etmeye davet eder. “Explore”, bir fikri incelemek demektir; fiziksel olarak bir deney yapmak anlamına gelmez.

Alıştırma

“Let's explore a metaphor.” bir açıklamada ne işe yarar?

  1. Sırada mecazlı bir karşılaştırmanın inceleneceğini bildirir.
  2. Gerçek dünyadaki bir deneyin zaten gerçekleştiğini bildirir.
  3. Konuyu bitirir ve karşılaştırmadan uzaklaşır.
Cevabı göster

Sırada mecazlı bir karşılaştırmanın inceleneceğini bildirir.

Your mother is a 3D printer that printed you. Deyimler

4:24

Anneniz, sizi basan bir 3D yazıcıdır.

Deyimler

Doğrudan metafor “Your mother is a 3D printer that printed you”

“Your mother is a 3D printer that printed you” bir metafordur. Doğrudan X is Y kalıbı, açıklayıcı bir etki yaratmak için bir insanı makineyle özdeşleştirir; annenin gerçekten bir yazıcı olduğunu iddia etmez. Karşılaştırmada anne üretim mekanizmasını, “you” ise üretilen nesneyi temsil eder. “That printed you” ilgi cümleciği “a 3D printer” ifadesini niteler ve bu eşleştirmeyi açık hâle getirir. Bu somut model, üretim ile miras alınan tasarım veya “plan” arasındaki farkı tartışmaya hazırlar.

Alıştırma

“Your mother is a 3D printer that printed you.” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Mecazlı bir model sunar: anne, bir nesne üreten makineyle karşılaştırılır.
  2. Annenin gerçek anlamda elektronik bir üretim cihazı olduğunu iddia eder.
  3. Çocuğun yazıcıyı bizzat tasarlayıp kullandığını söyler.
Cevabı göster

Mecazlı bir model sunar: anne, bir nesne üreten makineyle karşılaştırılır.

But hold on, Ton ve niyet

4:27

Ama durun,

Ton ve niyet

Düzeltme sinyali olarak But hold on,

Burada But hold on, dinleyiciden önceki sonucu kabul etmeden önce durmasını ister. Konuşmacı, az önce söylenene itiraz etmek, onu düzeltmek veya ona bir koşul eklemek üzeredir; ifade bir nesneyi tutmak anlamına gelmez. Söylem belirteci olarak but, bu araya girişi önceki iddiaya bağlarken hold on eksik bir sınırlamanın eklenebilmesi için akıl yürütmeyi kısa süreliğine durdurur.

Alıştırma

But hold on hangi durumda örnektekiyle aynı söylem işlevine sahiptir?

  1. Konuşmacı, gözden kaçmış bir gerçeği belirtmek için tartışmayı durdurur.
  2. Konuşmacı telefondaki kişiden hattı kapatmamasını ister.
  3. Konuşmacı birine gevşek bir kolu sıkıca tutmasını söyler.
Cevabı göster

Konuşmacı, gözden kaçmış bir gerçeği belirtmek için tartışmayı durdurur.

your parents conceived you and curated you, Deyimler

4:27

ebeveynleriniz size hayat verdiler ve sizi şekillendirdiler,

cared for you,

4:31

size baktılar,

Deyimler

curated you ifadesinin benzetmeli anlamı

Burada curated you bilinçli olarak kullanılan bir benzetmedir. Curate normalde nesneleri, içerikleri veya deneyimleri seçmek ve düzenlemek anlamına gelir; doğrudan bir çocuğa uygulandığında, ebeveynlerin çocuğun gelişimini etkileyen unsurlardan bazılarını seçip düzenlediğini düşündürür. Paralel fiiller üç rolü ayırır: conceived çocuğu dünyaya getirmeyi, curated çevreyi ve fırsatları şekillendirmeyi, cared for ise destek ve bakım sağlamayı anlatır. Curated, ebeveynlerin çocuğun kimliğini tamamen tasarladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede curated you büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Ebeveynler çocuğun çevresindeki etkileri ve deneyimleri seçici biçimde şekillendirdi.
  2. Ebeveynler çocuğun kişiliğinin her bölümünü tamamen tasarladı.
  3. Ebeveynler yalnızca çocuğun günlük fiziksel bakımını sağladı.
Cevabı göster

Ebeveynler çocuğun çevresindeki etkileri ve deneyimleri seçici biçimde şekillendirdi.

but the actual blueprints that made you were outside of their conscious control. Kalıp ifadeler

4:32

ama sizi oluşturan asıl planlar bilinçli kontrollerinin dışındaydı.

Kalıp ifadeler

outside of their conscious control: bilinçli olarak yönlendirilmemek

Outside of their conscious control, sürecin “onların”, yani burada anne babanın bilinçli bir seçimine bağlı olmadığını anlatır. Outside of bir sınırı belirtir: Bilinçli düşünce, genetik “planların” nasıl oluştuğunu doğrudan kontrol edememiştir. outside of someone's conscious control kalıbı refleksleri, içgüdüleri, bedensel süreçleri veya diğer otomatik olayları anlatabilir. Burada “bir yerin dışında” demek değildir; “bilinçli bir niyetle yönlendirilmemiş” demektir.

Alıştırma

outside of someone's conscious control kalıbıyla cümleyi tamamlayın ve iyelik sözcüğünü cümleye uyarlayın: Reflexes such as blinking are usually ____.

Cevabı göster

outside of our conscious control

Your blueprint is a forgery.

4:38

Planınız sahte bir kopyadır.

It has been copied,

4:41

O plan kopyalandı,

replicated over and over again ever since the very first group of molecules Kalıp ifadeler

4:42

ve ilk molekül grubunun

were arranged in a way that automatically replicated billions and billions of years ago.

4:46

milyarlarca yıl önce kendini otomatik olarak kopyalayacak biçimde dizilmesinden beri tekrar tekrar çoğaltılıyor.

Kalıp ifadeler

over and over again: vurgulu tekrar

Over and over again, aynı eylemin veya sürecin birçok kez gerçekleştiğini anlatan kalıplaşmış ve vurgulu bir ifadedir. Bu cümlede, moleküler kopyalamanın son derece uzun bir dönem boyunca tekrarlanmasını vurgular. Dört sözcüklü ifadenin tamamı zarf görevi görür ve sürecin ne sıklıkla gerçekleştiğini belirtir. repeatedly sözcüğünden daha ritmik ve canlıdır; bağlama göre sabırsızlık, hayal kırıklığı, hayret veya yalnızca vurgu katabilir.

Alıştırma

Tekrarı vurgulayan, dersteki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The faulty app displayed the same message ____.

Cevabı göster

over and over again

It's not a perfect forgery.

4:52

Bu kusursuz bir sahte kopya değil.

Changes occur every time,

4:54

Her seferinde değişiklikler olur,

making successive copies a little bit different, Dilbilgisi

4:55

bu da birbirini izleyen kopyaları biraz farklılaştırır,

Dilbilgisi

Sonuç ifade etmek için virgül + making ...

Virgülden sonra gelen making bölümü, sonuç bildiren bir şimdiki zaman ortacı yan yapısıdır. Her seferinde meydana gelen değişikliklerin sonraki kopyaların biraz farklı hâle gelmesine yol açtığını belirtir. Burada making'in örtük kaynağı ana cümlenin anlattığı durumun tamamıdır; Changes isminin bir insan gibi kopya yaptığı anlamına gelmez. Bu yapı, bir olay veya süreci sonucuna kısa ve yoğun biçimde bağlar: ana cümle, making + nesne + tümleç.

Alıştırma

Önceki olayın tamamından doğan sonucu göstermek için virgül + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The heater failed overnight, making it the house unusually cold.
  2. The heater failed overnight, making the house unusually cold.
  3. The heater failed overnight, made the house unusually cold.
Cevabı göster

The heater failed overnight, making the house unusually cold.

but 99.9% of your DNA isn't different from anyone else's. Dilbilgisi

4:57

ama DNA'nızın %99,9'u başka insanlarınkinden farklı değildir.

Dilbilgisi

different from anyone else's: karşılaştırma ve iyelik eksiltisi

be different from ifadesi, karşılaştırmanın temeli olarak kullanılan şeyi tanıtır. Burada from anyone else's, from anyone else's DNA anlamına gelir. İyelik biçimi anyone else's, bağlamdan açık olduğu için tekrarlanan DNA isminin atılmasını sağlar. İyelik eki else sözcüğünden sonra gelir: anyone else's; anyone's else olmaz.

Alıştırma

Cümleyi from ve ardından anyone else ifadesinin iyelik biçimini kullanarak tamamlayın: This key isn't different ____.

Cevabı göster

from anyone else's

Now,

5:04

Şimdi,

you might say, Ton ve niyet

5:04

şöyle diyebilirsiniz:

Ton ve niyet

Bir itirazı önceden dile getirmek için you might say

Burada you might say, dinleyicinin verebileceği olası bir yanıtı, özellikle de konuşmacının beklediği bir şüpheyi veya itirazı ortaya koyar. Might, bu yanıtın varsayımsal olduğunu gösterir: Dinleyici bunu gerçekten söylemiş olmayabilir. Konuşmacı itirazı önce kendisi dile getirerek açıklamayı bir diyalog gibi sunar ve cevap vermeden önce karşı tarafın görüşünü düşündüğünü gösterir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp, You might say, “...” ifadesinin ardından konuşmacının cevabını getirmektir.

Alıştırma

Bir sunumda konuşmacı “Now, you might say, 'But the sample is too small.'” diyor. Konuşmacı ne yapıyor?

  1. Dinleyiciden gelebilecek olası bir itirazı cevaplamadan önce dile getirmek
  2. Dinleyicinin konuşma konusunda yetenekli olduğunu iddia etmek
  3. Dinleyicinin daha önce kesinlikle söylediği bir şeyi aktarmak
Cevabı göster

Dinleyiciden gelebilecek olası bir itirazı cevaplamadan önce dile getirmek

"But wait, Michael,

5:04

“Ama dur, Michael,

we all look so different."

5:05

hepimiz çok farklı görünüyoruz.”

Kind of, Ton ve niyet

5:07

Bir bakıma,

Ton ve niyet

Temkinli bir evet olarak Kind of

Kind of tek başına cevap olarak kullanıldığında “evet, bir dereceye kadar” veya “kısmen” anlamına gelir. Konuşmacı önceki ifadenin bir kısmını kabul eder, fakat tamamen doğru olmadığını da belirtir. Eksik ayrıntılar önceki soru veya ifadeden anlaşılır. Ardından gelen bir açıklama çoğu zaman sınırlamanın ne olduğunu belirtir; bu nedenle bu kısa cevabı kayıtsız şartsız bir yes olarak anlamayın.

Alıştırma

Bir arkadaşın “Was the movie funny?” diye soruyor. Sen “Kind of.” diye cevap veriyorsun. Cevabın ne anlama geliyor?

  1. Bir dereceye kadar komikti, ama tamamen değil.
  2. Filmin ne tür bir film olduğunu soruyorsun.
  3. Evet, kesinlikle komikti.
Cevabı göster

Bir dereceye kadar komikti, ama tamamen değil.

but that's also because your brain is

5:08

ama bunun bir nedeni de beyninizin

particularly good at recognizing differences amongst things that you are familiar with.

5:11

aşina olduğunuz şeyler arasındaki farkları tanımakta özellikle iyi olmasıdır.

It's called the cross-race effect, Kültür

5:16

Buna çapraz ırk etkisi denir,

Kültür

Cross-race effect terimi

Cross-race effect, psikolojide yaygın bir örüntüyü anlatan bir terimdir: İnsanlar genellikle aşina oldukları ırksal veya etnik grupların yüzlerini, daha az görmüş oldukları grupların yüzlerinden daha kolay tanır ve ayırt eder. Burada terim, aşinalıkla bağlantılı bir tanıma yanlılığını açıklar. Herhangi bir grubun üyelerinin gerçekten birbirinin aynısı göründüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bağlamda cross-race effect ne anlama gelir?

  1. Daha az görme deneyimine sahip olunan ırksal veya etnik grupların tanınmayan yüzlerini ayırt etmekte daha çok zorlanma eğilimi
  2. Bir ırksal veya etnik grubun bütün üyelerinin aynı yüze sahip olduğu iddiası
  3. Tanımadık her yüzü hemen belirleyebilme yeteneği
Cevabı göster

Daha az görme deneyimine sahip olunan ırksal veya etnik grupların tanınmayan yüzlerini ayırt etmekte daha çok zorlanma eğilimi

and it's the reason new twins you've never met before

5:18

ve daha önce hiç tanışmadığınız ikizlerin

look totally the same until you get used to them. Dilbilgisi

5:21

siz onlara alışana dek tıpatıp aynı görünmesinin nedeni budur.

Dilbilgisi

get used to: zamanla alışmak

Get used to, önce yeni veya zor gelen bir şeye zamanla aşina ya da alışkın hâle gelmek demektir. Cümlede ikizleri tekrar tekrar görmek, aralarındaki farkları fark etmeye yardımcı olur. Bu yapıda to bir edattır. Ardından isim, zamir veya fiilin -ing biçimi gelir: get used to the noise, get used to it, get used to waking up early.

Alıştırma

Cümleyi get used to ile tamamlayın: At first, the keyboard may feel strange, but you will ____ it.

Cevabı göster

get used to

It's the reason people from a culture you're not used to

5:24

Alışık olmadığınız bir kültürden insanların

tend to be more difficult to distinguish. Dilbilgisi

5:26

birbirinden daha zor ayırt edilmesinin nedeni de budur.

Dilbilgisi

tend to be: genel bir eğilimi ifade etmek

Bu cümlede tend to be, “genellikle öyle olurlar” ya da “öyle olma eğilimindedirler” anlamına gelir; “her zaman öyledirler” demek değildir. Alışılmadık bir kültürden gelen insanları ayırt etmenin daha zor oluşunu evrensel bir gerçek olarak değil, tekrarlanan bir örüntü olarak sunar. tend to + fiilin yalın hâli yapısı, örüntülere veya gözlemlere dayalı ihtiyatlı genellemeler yapmak için kullanılır. Burada be, tend to ifadesini more difficult to distinguish sıfat grubuna bağlar.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “genellikle öyledir, ama her zaman değil” anlamındaki üç kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: During rush hour, buses ____ more crowded.

Cevabı göster

tend to be

And the reason,

5:29

Ayrıca,

say,

5:30

mesela,

a big group of black labs you've never met before

5:30

daha önce hiç görmediğiniz büyük bir siyah Labrador grubundaki köpeklerin

all kind of look like the same black lab.

5:32

hepsinin aynı siyah Labrador gibi görünmesinin nedeni de budur.

We all have a common descendant,

5:36

Hepimizin ortak bir atası var,

a common person our DNA has been replicated from over and over again,

5:38

DNA'mızın tekrar tekrar kopyalanarak bize ulaştığı ortak bir kişi,

making us, in a funny way,

5:42

bu da bizi, tuhaf bir şekilde,

a big bunch of forgeries.

5:44

koca bir sahte kopya yığınına dönüştürüyor.

Go back 50 forgeries ago, Anlatım akışı

5:46

50 sahte kopya öncesine,

50 generations ago,

5:49

yani 50 nesil öncesine giderseniz,

Anlatım akışı

50 forgeries ago ... 50 generations ago: kasıtlı bir öz düzeltme

Konuşmacı önce 50 forgeries ago der, ardından forgeries sözcüğünü hemen generations ile değiştirir. Forgeries, insanların kopyalar olduğu yönündeki önceki metaforu hatırlatır; generations ise tarihsel hesaplama için gereken gerçek birimdir. Bu kasıtlı öz düzeltme geçişi düzenler: önceki imgeyi kısa süreliğine yeni konuya taşır, sonra dinleyiciye kesin terimi verir. Yalnızca 50 generations ago normal bir zaman ifadesidir; 50 forgeries ago ise şakacı bir yanlış başlangıçtır.

Alıştırma

Konuşmacı 50 forgeries ago, 50 generations ago ifadesinde ne yapıyor?

  1. Forgeries sözcüğünü tarihsel zamanın standart birimi olarak kullanmak
  2. Önceki bir metaforu kısaca hatırlatıp ardından gerçek terim generations ile düzeltmek
  3. Her neslin kelimenin tam anlamıyla sahte olduğunu iddia etmek
Cevabı göster

Önceki bir metaforu kısaca hatırlatıp ardından gerçek terim generations ile düzeltmek

and that's enough to connect every single human living on Earth. Dilbilgisi

5:51

Dünya'da yaşayan her insanı birbirine bağlamaya bu yeter.

Dilbilgisi

that's enough to connect: be enough to + fiil

“that's enough to connect” ifadesindeki that, 50 nesil geriye gitmeyi belirtir. be + enough + to-mastar yapısı, bir miktar veya koşulun sonraki eylem ya da sonuç için gereken düzeye ulaştığını anlatır. Burada bu zaman aralığı, yaşayan bütün insanları birbirine bağlamak için yeterlidir. Bu yapı, gerekli eşiği onun mümkün kıldığı sonuçla ilişkilendirir: be enough to + fiilin yalın hâli. Mastar, enough sözcüğünden hemen sonra gelir; for gerekmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi enough to ve power fiiliyle tamamlayın: This battery is ____ the radio all day.

Cevabı göster

enough to power

I've said this before,

5:54

Bunu daha önce de söyledim:

you are at least 50th cousins with everyone else living on the planet today.

5:55

bugün gezegende yaşayan herkesle en az 50. dereceden kuzensiniz.

But we can go back further than that, Öbek fiiller

6:00

Ama bundan da geriye gidebiliriz,

Öbek fiiller

zaman çizelgesinde go back further than that

“go back further than that” ifadesinde go back zaman çizelgesi üzerinde kullanılır: incelemeyi daha eski bir döneme uzatmak veya o döneme kadar izlemek anlamına gelir; fiziksel olarak bir yere dönmek anlamına gelmez. That, daha önce belirtilen 50 nesillik sınıra gönderme yapar. Further than that bu referans noktasının ötesine, yani daha eskiye gitmeyi anlatır. go back + zaman aralığı veya go back further yapıları; kayıtların, tarihin, anıların ya da aile soylarının daha eski dönemlere ulaştığını anlatabilir.

Alıştırma

“The written records go back to 1850, but oral histories go back further than that,” cümlesinde go back further than that ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak 1850 adlı yere dönmek.
  2. 1850'den daha eski bir zamana ulaşmak.
  3. 1850'den daha sonraki bir zamana ilerlemek.
Cevabı göster

1850'den daha eski bir zamana ulaşmak.

as Guy Murchie famously did.

6:02

Guy Murchie'nin ünlü çalışmasında yaptığı gibi.

You see, Anlatım akışı

6:04

Bakın,

Anlatım akışı

Açıklama belirleyicisi olarak You see

Burada You see bir söylem belirleyicisidir. Dinleyiciye sırada bir açıklama ya da gerekçe olduğunu bildirir. Dinleyiciden gerçekten gözleriyle bir şeye bakmasını istemez. Bir ifadeden onun açıklamasına geçerek mesajı düzenler.

Alıştırma

Hangi seçenekte You see bir açıklama belirleyicisi olarak kullanılmıştır?

  1. You see, this road is safer because it has a sidewalk.
  2. Look at the map and find the river.
  3. Do you see the red kite above the trees?
Cevabı göster

You see, this road is safer because it has a sidewalk.

animal populations and even molecule populations

6:05

hayvan popülasyonları, hatta molekül popülasyonları bile

experience replication, variation, Kelime

6:08

kopyalanma ve çeşitlenme süreçlerinden geçer,

and selective pressures,

6:11

seçilim baskılarına maruz kalır.

Kelime

Bilimsel açıklamada experience replication, variation, and selective pressures

Burada experience, bir süreçten geçmek veya bir şeyden etkilenmek anlamına gelen daha resmî bir fiildir. Bir kişinin bilinçli duygusunu anlatmak zorunda değildir; popülasyonlar ve sistemler de bu fiilin öznesi olabilir. Çoğul özneden sonra yalın biçimde experience gelir ve ardından üç parçalı bir ad öbeği listesi bulunur: replication, variation ve selective pressures. Replication ve variation değişim sürecinin öğelerini adlandırır; selective pressures ise bazı biçimlerin diğerlerinden daha yüksek olasılıkla devam etmesine yol açan koşullardır.

Alıştırma

Hangi cümlede experience, altyazıdakiyle aynı resmî anlamda kullanılmıştır?

  1. Rina has experience with school plays.
  2. Young forests experience rapid growth and competition for light.
  3. The artist wants visitors to experience the room as peaceful.
Cevabı göster

Young forests experience rapid growth and competition for light.

which means you are trillionth cousins Anlatım akışı

6:12

Yani trilyonuncu dereceden kuzensiniz

Anlatım akışı

Which means ile bir olgudan sonuç çıkarma

Bu cümlede which, tek bir isme değil, önceki açıklamanın tamamına gönderme yapar. Which means bu bilgilerden çıkarılan sonucu bildirir: dinleyen kişi sonraki yan cümleyi önceki olguların sonucu olarak anlamalıdır. Bir ifadeyi sonuca veya pratik bir yoruma dönüştürmek istediğinizde arkasından which means kullanabilirsiniz. Böylece kanıttan sonuca geçiş açıkça gösterilir.

Alıştırma

İlk olguyu sonuca dönüştüren, dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The pool is closed, ____ we cannot swim today.

Cevabı göster

which means

with all life on Earth,

6:15

Dünya'daki tüm canlılarla,

and technically speaking, Anlatım akışı

6:17

teknik olaraksa

Anlatım akışı

Kesin tanım işareti olarak technically speaking

Technically speaking, ardından gelen iddianın değerlendirileceği ölçütü sınırlayan bir işarettir. Gündelik konuşmada farklı anlatılsa bile iddianın kesin bir tanım, kural veya akıl yürütme zinciriyle savunulabileceğini belirtir. Burada dinleyiciyi akrabalık fikrinin alışılmadık biçimde genişletilmesine hazırlar. Ardından gelen sözlerin gündelik ve gerçek anlamdaki aile fikrine uyacağını garanti etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede technically speaking, kesin bir sınıflandırmaya dayanan iddiayı tanıtmak için kullanılmıştır?

  1. Technically speaking, please sit over there.
  2. Technically speaking, this cake is delicious.
  3. Technically speaking, Pluto is classified as a dwarf planet.
Cevabı göster

Technically speaking, Pluto is classified as a dwarf planet.

quadrillionth cousins

6:19

katrilyonuncu dereceden kuzensiniz

with water and trees and rocks.

6:21

suyla, ağaçlarla ve kayalarla.

It's a beautiful notion,

6:24

Bu güzel bir düşünce,

but it's anything but new. Deyimler

6:26

ama hiç de yeni değil.

Deyimler

anything but new: güçlü olumsuzluk

“it’s anything but new” cümlesinde anything but + sıfat, “hiç de değil” veya “olmaktan çok uzak” anlamına gelir. Konuşan kişi new tanımını güçlü biçimde reddeder. Bu kalıp genellikle be, seem veya look fiillerinden sonra gelir: özne + bağ fiili + anything but + tanım. Anything but ifadesinden sonraki sözcükleri olası şeylerin listesi olarak değil, reddedilen özellik olarak anlayın.

Alıştırma

Anything ile başlayan iki sözcüklü güçlü olumsuzluk kalıbını yazın: The tiny puppy had endless energy, so it was ____ sleepy.

Cevabı göster

anything but

The word human comes from a word for soil.

6:28

İngilizcedeki human sözcüğü, toprak anlamına gelen bir sözcükten gelir.

And compare the Hebrew word for ground

6:31

İbranicedeki toprak sözcüğünü de

with their name for the first man.

6:33

ilk insana verdikleri adla karşılaştırın.

You are quadrillionth cousins Anlatım akışı

6:37

Katrilyonuncu dereceden kuzensiniz

with dirt,

6:40

toprakla,

with rocks,

6:41

kayalarla,

with trees,

6:42

ağaçlarla,

with plastic,

6:42

plastikle,

with the very clothing you are wearing right now.

6:43

hatta şu anda üzerinizde olan kıyafetlerle.

Anlatım akışı

with dirt, with rocks, with trees...: ritmik bir liste oluşturmak

Eğlenceli kuzenlik benzetmesinde tekrarlanan with öbekleri uzun bir listeyi açık ve birbirine uyan birimlere ayırır: with dirt, with rocks, with trees, with plastic ve son olarak with the clothing. Edatın tekrarlanması paralel bir yapı ve düzenli ritim oluşturur; böylece her öğe ayrı ayrı dikkat çeker. Liste geniş ve uzak malzemelerden “the very clothing you are wearing right now” ifadesine doğru ilerler. Very, son örneğin dinleyicinin tam o anda giydiği kıyafet olduğunu vurgulayarak onu somut ve yakın hâle getirir. Bu son, soyut bir iddiayı dinleyicinin kendi üzerinde fark edebileceği bir şeye dönüştürür.

Alıştırma

Hangi cümle ritmik bir ilerleme oluşturmak ve en yakın ayrıntıyı sona bırakmak için tekrarlanan with sözcüğünü en iyi kullanıyor?

  1. The table was covered with crayons, puzzles, storybooks, and my name tag from yesterday.
  2. The table was covered with crayons, with puzzles, with storybooks, and with my name tag from yesterday.
  3. My name tag from yesterday, crayons, puzzles, and storybooks covered the table.
Cevabı göster

The table was covered with crayons, with puzzles, with storybooks, and with my name tag from yesterday.

So,

6:47

Yani,

whether you're fighting with a stranger in a bar Dilbilgisi

6:47

ister barda bir yabancıyla kavga edin,

or stubbing your toe on a rock,

6:50

ister ayak parmağınızı bir kayaya vurun,

it's all just a family squabble. Deyimler

6:52

hepsi aile içi bir tartışmadan ibaret.

Dilbilgisi

Whether ... or ...: iki alternatif, tek sonuç

Whether A or B iki alternatif durumu tanıtır ve ardından gelen sonucun kapsamını belirler: sonuç iki durumda da geçerlidir. Burada bir bardaki kavga ile ayak parmağını kayaya çarpmak kasıtlı olarak birbirinden çok farklı örneklerdir, ancak ikisi de it's all just a family squabble ifadesinin kapsamına alınır. Buradaki whether, evet ya da hayır cevabı isteyen bir soru olarak anlaşılmamalıdır. Bu yapıda hangi durum gerçekleşirse gerçekleşsin anlamına gelir ve konuşanın örnekleri karşılaştırdıktan sonra ortak bir sonuca varmasını sağlar.

Alıştırma

Sonucun iki seçenekte de aynı olduğunu göstermek için cümleyi whether ... or ile tamamlayın: We will arrive before noon ____ we travel by train ____ by bus.

Cevabı göster

whether · or

Deyimler

Şakacı bir metafor olarak A Family Squabble

A family squabble kelime anlamıyla akrabalar arasındaki küçük ve genellikle çok ciddi olmayan bir tartışmadır. Burada ise şakacı bir metafordur: önceki fikir insanları, canlıları ve maddeyi uzak kuzenler olarak ele aldığı için yabancı biriyle kavga etmek veya ayak parmağını kayada incitmek bile dev bir ailenin içindeki çatışma olarak sunulur. Squabble sözcüğü çatışmayı fight sözcüğüne göre daha küçük ve daha az düşmanca gösterir. Cümle, yabancının veya kayanın gerçek anlamda aynı soy ağacına ait olduğunu iddia etmez; fikri mizahi biçimde tamamlamak için aile imgesini kullanır.

Alıştırma

A family squabble bu cümlede nasıl bir işlev görür?

  1. Yabancı kişinin ve kayanın gerçek anlamda konuşanın ev halkından olduğunu söyler.
  2. Birbirinden çok farklı çatışmaları, bağlantılı tek bir ailenin içindeki küçük tartışmalar olarak şakacı biçimde sunar.
  3. Yalnızca akrabalar arasındaki tartışmaların kavga olarak adlandırılabileceğini açıklar.
Cevabı göster

Birbirinden çok farklı çatışmaları, bağlantılı tek bir ailenin içindeki küçük tartışmalar olarak şakacı biçimde sunar.

And as always,

6:56

Ve her zamanki gibi,

thanks for watching.

6:57

izlediğiniz için teşekkürler.

Oh, hey,

7:03

Aa, selam,

you're still there.

7:04

hâlâ oradasınız.

This is great

7:05

Bu harika,

because I have some really cool news.

7:06

çünkü gerçekten çok güzel bir haberim var.

Vsauce was just nominated for a Webby

7:08

Vsauce az önce bir Webby'ye aday gösterildi,

in the News and Information category.

7:10

Haber ve Bilgi kategorisinde.

It's a really big honor,

7:12

Bu gerçekten büyük bir onur

and I want to thank you guys for making this possible.

7:14

ve bunu mümkün kıldığınız için hepinize teşekkür etmek istiyorum.

You can be a Vsaucer

7:17

Artık bir Vsaucer olabilirsiniz,

in a whole new way now

7:18

hem de yepyeni bir şekilde:

by voting for Vsauce in the Webbys.

7:20

Webby'lerde Vsauce'a oy vererek.

Just follow the link at the top of this video's description.

7:21

Bu videonun açıklamasının en üstündeki bağlantıyı takip etmeniz yeterli.

All the nominees,

7:25

Adayların hepsi,

by the way, Anlatım akışı

7:26

bu arada,

are great.

7:26

harika.

Anlatım akışı

Ara bilgi ekleyen by the way

Bu cümlede by the way, all the nominees are great ifadesini kısa bir yan yorum olarak işaretler. Konuşan kişi olumlu bir bilgi eklemek için ana mesajdan kısa süreliğine uzaklaşır, ancak bunu yeni ana konu hâline getirmez. Bu ifade cümlenin başında, ortasında veya sonunda yer alabilir. Burada cümlenin ortasına eklenmiş ve virgüllerle ayrılmıştır; bu virgüller, ara söz çıkarıldığında da cümlenin tamamlanmış kaldığını gösterir.

Alıştırma

Yan yorum ekleyen üç kelimelik söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: Your presentation, ____, was excellent.

Cevabı göster

by the way

It's great that the universe has these channels,

7:27

Evrenin bu kanallara sahip olması harika,

so check all of them out.

7:29

o yüzden hepsine göz atın.

And as always,

7:30

Ve her zamanki gibi,

thanks for watching.

7:32

izlediğiniz için teşekkürler.