Rolex Saatler Neden Bu Kadar Pahalı?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.163 kelime 175 kel/dk

Video özeti: Video, Rolex'in yüksek fiyatlarını tarih, hassasiyet, su geçirmezlik mühendisliği, elle montaj, malzeme, talep ve yeniden satış değeriyle açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “you have arrived.” — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Fiziksel varış yerine mecazlı başarı veya statüyü tanıyın ve prestij anlatılarını doğru yorumlayın. 2. “put together by hand” — Phrasal Verbs: put together ifadesini “montaj”, by hand ifadesini elle üretim olarak anlayın ve ürün yapımını anlatın. 3. “find it difficult to” — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Zorluğu değerlendirmek için find + nesne + sıfat + to-infinitive yapısını kullanın; “değerlendirmek” ile “bulmak” anlamlarını ayırın.

Bu derste

Ask most people around the world Dilbilgisi

0:00

Dünyadaki çoğu insandan

to name the finest brand of wristwatch in the world

0:02

dünyanın en iyi kol saati markasını söylemesini isterseniz,

and the answer will usually be Rolex.

0:05

cevap genellikle Rolex olacaktır.

Dilbilgisi

Ask someone to name something: birinden bir şeyi söylemesini istemek

ask + person + to + verb kalıbında ask, bir kişiden bir eylemi yapmasını istemek veya ona bu yönde talimat vermek anlamına gelir. Kişi ask fiilinin nesnesidir; to ile kullanılan mastar da istenen eylemi belirtir. Burada Ask most people around the world to name... ifadesi, birçok kişiye en iyi olduğunu düşündükleri markayı söyleme görevi verildiğini varsayar. Etken cümlede fiilden önce to korunur: ask someone to name denir, ask someone name denmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir anket görevi için ask + person + to + verb kalıbını doğru kullanıyor?

  1. We asked each participant about to name one local dish.
  2. We asked each participant name one local dish.
  3. We asked each participant to name one local dish.
Cevabı göster

We asked each participant to name one local dish.

A status symbol, Kalıp ifadeler

0:08

Bir statü sembolü olan,

Rolex is one of the world's most loved luxury brands,

0:09

Rolex, dünyanın en sevilen lüks markalarından biridir,

worn by everyone from Winston Churchill to James Bond. Dilbilgisi

0:12

Winston Churchill'den James Bond'a kadar herkes tarafından kullanılmıştır.

Kalıp ifadeler

status symbol sebagai penanda kedudukan sosial

Status symbol, zenginlik, başarı, prestij veya toplumsal konumu açıkça çağrıştıran bir nesne, etkinlik ya da sahip olunan şey için kullanılan kalıplaşmış bir isim grubudur. Resmî bir simge veya logo değil, toplumsal konum göstergesi anlamına gelir. Bu cümlenin başındaki A status symbol, Rolex'i niteleyen ve öne alınmış betimleyici bir isim grubudur. Cümle, markanın popülerliği hakkında ek bilgi vermeden önce onu toplumsal anlamıyla çerçeveler.

Alıştırma

Bir yazar, pahalı bir arabanın sahibinin zenginliğini ve prestijini gösterdiğini söylüyor. Hangi cümle bu fikri doğru ifade eder?

  1. The car is the brand logo.
  2. The car is a status symbol.
Cevabı göster

The car is a status symbol.

Dilbilgisi

from Winston Churchill to James Bond: geniş bir aralığı çerçevelemek

Bu cümlede from Winston Churchill to James Bond bir hareketi ya da gerçek anlamda bir başlangıç ve bitiş noktasını anlatmaz. Birbirinden belirgin biçimde farklı iki kişiyi uç noktalar olarak sunarak çok daha geniş bir kullanıcı kitlesini ima eder. Churchill gerçek bir tarihî devlet adamı, Bond ise kurgusal bir casustur. İkisini yan yana getirmek çağları ve alanları aşan bir etki yaratır: everyone from A to B, A ve B’nin yanı sıra bu aralıktaki birçok ilgili örneği de kapsar.

Alıştırma

from A to B aralık kalıbını ve verilen uçları kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: The training is useful for everyone ____. Uçlar: interns ve executives.

Cevabı göster

from interns to executives

This brand is one of the most recognizable and sought-after brands worldwide. Kelime

0:16

Bu marka dünya çapında en tanınmış ve en çok aranan markalardan biridir.

Kelime

sought-after: yalnızca popüler değil, yüksek talep gören

Sought-after çok istenen veya yüksek talep gören anlamına gelir. sought-after brands ifadesinde, birçok kişinin satın almak ya da sahip olmak istediği markaları anlatır; yalnızca aranmış oldukları anlamına gelmez. Burada brands sözcüğünden önce geldiği için sought ve after bir tireyle birleştirilerek tek bir birleşik sıfat oluşturur. Aynı anlam be’den sonraki edilgen yapıda kullanıldığında genellikle iki ayrı sözcük olarak yazılır: These watches are highly sought after.

Alıştırma

sought after ifadesini isimden önce doğru biçimde yazarak İngilizce cümleyi tamamlayın: She is a ____ architect whose schedule is booked months ahead.

Cevabı göster

sought-after

The most expensive Rolex sold at auction fetched over $17 million. Kelime

0:20

Açık artırmada satılan en pahalı Rolex, 17 milyon dolardan fazla bir fiyata alıcı bulmuştur.

Kelime

Fiyat belirten fetch: fetched over $17 million

Açık artırma ve satış haberlerinde fetch, belirli bir fiyata satılmak veya o fiyata ulaşmak anlamına gelir. Buradaki fetched over $17 million, saatin nihai satış fiyatının 17 milyon doları aştığını belirtir. Genellikle satılan nesne özne olur: Bir nesne belirli bir meblağı fetches. Bu kullanım, fetch fiilinin günlük dildeki “gidip bir şeyi getirmek” anlamından farklıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede fetch, bir satış fiyatına ulaşmak anlamında kullanılmıştır?

  1. The collector fetched the auctioneer a glass of water.
  2. The signed guitar fetched $80,000 at the charity auction.
  3. The assistant fetched the signed guitar from storage.
Cevabı göster

The signed guitar fetched $80,000 at the charity auction.

But why are they so expensive?

0:25

Peki ama neden bu kadar pahalılar?

Is it purely clever branding

0:26

Bunun sebebi tamamen akıllıca bir marka çalışması mı,

or are there valuable parts inside these iconic watches of incredible worth?

0:28

yoksa bu ikonik saatlerin içinde inanılmaz değere sahip değerli parçalar mı var?

Or is the value of these watches

0:32

Yoksa bu saatlerin değeri

owed to the rich and historic journey of the brand? Kalıp ifadeler

0:34

markanın zengin ve tarihi yolculuğuna mı borçlu?

Kalıp ifadeler

be owed to: bir sonucu nedene bağlamak

is the value ... owed to yapısında be owed to, bir şeye atfedilmek veya bir şeyden kaynaklanmak anlamına gelir. Soru, saatlerin değerinin markanın zengin ve tarihî yolculuğundan gelip gelmediğini sorar. Yapı “sonuç + be owed to + neden” şeklindedir. Özne value, success veya improvement gibi soyut bir sonuç olduğunda ifade, nedensel önemi veya başarı payını bir etkene bağlar; parasal bir borcu anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede owed to, soyut bir sonucu bir nedene bağlar?

  1. Two months' rent is still owed to the landlord.
  2. The company owed the supplier $5,000.
  3. Much of the team's success is owed to careful preparation.
Cevabı göster

Much of the team's success is owed to careful preparation.

In today's episode of the Infographic Show,

0:37

The Infographic Show'un bugünkü bölümünde,

we will look at the history of the company

0:39

şirketin tarihine bakacağız

and figure out why is Rolex so expensive. Notlar

0:41

ve Rolex'in neden bu kadar pahalı olduğunu anlayacağız.

Öbek fiiller

figure out: düşünerek bir cevaba ulaşmak

Bu cümlede figure out, düşünerek, araştırarak veya analiz ederek bir cevabı bulup anlamak demektir. Konuşanlar, yüksek fiyatın nedenini anlamak için şirketin geçmişini incelemeyi planlıyor. figure out ifadesinin nesnesi, figure out the problem örneğindeki gibi bir isim öbeği veya figure out why it happened örneğindeki gibi bir wh-yan cümlesi olabilir. Burada why ..., cevabını bulmak istedikleri belirli soruyu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, analiz ederek anladı anlamına gelecek şekilde figure out ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: After comparing the receipts, Lena ____ why the total was wrong.

Cevabı göster

figured out

Dilbilgisi

Dolaylı soruda why is Rolex so expensive → why Rolex is so expensive

figure out ifadesinden sonra gelen why yan cümlesi, ifadenin nesnesi olarak görev yapan dolaylı bir sorudur. Dolaylı sorularda düz cümle sözcük dizilişi kullanılır; bu nedenle standart biçim figure out why Rolex is so expensive şeklindedir, figure out why is Rolex so expensive değil. Doğrudan soruda özne-fiil devrikliği doğrudur: Why is Rolex so expensive? Bu soru daha büyük bir düz cümlenin içine yerleştirildiğinde Rolex, is fiilinden önce gelir. Altyazıdaki ifade, doğrudan soru dizilişinin standart dışı biçimde korunması olarak anlaşılmalı ve örnek alınmamalıdır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayacak standart dolaylı soruyu seçin: We need to understand ___.

  1. why does the machine keep stopping
  2. why the machine keeps stopping
  3. why keeps the machine stopping
Cevabı göster

why the machine keeps stopping

So first of all, Anlatım akışı

0:45

Öncelikle,

just how much does a Rolex cost? Dilbilgisi

0:46

bir Rolex tam olarak ne kadar tutuyor?

Anlatım akışı

İlk noktayı düzenlemek için first of all kullanımı

Bu soruda first of all, konuşmacının açıklamanın ilk ana bölümüne, yani fiyat konusuna başladığını gösterir. Bir olayı yalnızca daha erken bir zamana yerleştirmek yerine bilgiyi düzenler. Arkasından second of all gelmese bile ilk veya en temel noktayı tanıtabilir. Önceki So geçmiş bağlamla bağlantı kurarken asıl sıralama işini first of all yapar.

Alıştırma

Durumun daha sonra değiştiğini söylemeden bir açıklamanın ilk noktasını en iyi hangi başlangıç tanıtır?

  1. First of all, check the battery.
  2. At first, check the battery.
  3. Just check the battery.
Cevabı göster

First of all, check the battery.

Dilbilgisi

Miktarı vurgulayarak soran just how much

just how much ifadesinde just, how much soru öbeğinin tamamını güçlendirir. Konuşmacı tam kapsamı veya miktarı sorar; bu soru çoğu zaman merak, inanmama ya da rakamın çarpıcı olabileceği beklentisini taşır. Bu kullanım “only how much” anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp, soruya ek vurgu gerektiğinde kullanılan just + soru sözcüğü veya soru öbeğidir; örneğin just how long ya da just why.

Alıştırma

“Just how much will the repairs cost?” cümlesinde just ne işe yarar?

  1. Dinleyiciden vurgu yapmadan tahminde bulunmasını ister.
  2. Soruyu güçlendirerek kesin veya şaşırtıcı olabilecek miktarı sorar.
  3. Onarımın yalnızca küçük bir tutara mal olacağı anlamına gelir.
Cevabı göster

Soruyu güçlendirerek kesin veya şaşırtıcı olabilecek miktarı sorar.

Prices for a mechanical Rolex watch start at around 3,250 pounds

0:48

Mekanik bir Rolex saatin fiyatı yaklaşık 3.250 sterlinden başlıyor

for the Oyster ladies watch

0:53

örneğin Oyster kadın saati için,

and the James Bond Submariner will cost you as much as 5,000 pounds. Kalıp ifadeler

0:55

ve James Bond'un Submariner'ı size 5.000 sterline kadar mal olabilir.

Kalıp ifadeler

as much as + bir miktar

Bu cümlede as much as, dikkat çekici derecede yüksek olası bir fiyatı belirtir: saatin fiyatı 5.000 sterline kadar çıkabilir. Tutarın büyüklüğünü vurgular, ancak her bir saatin fiyatının kesinlikle bu kadar olduğunu söylemez. Para, zaman, mesafe veya başka miktarlarla kullanılan as much as + miktar, özellikle konuşmacı sayının büyüklüğünü vurgulamak istediğinde genellikle “... kadar yüksek bir miktar” veya “...e kadar” anlamına gelir.

Alıştırma

Şaşırtıcı derecede yüksek olası bir maliyeti vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The repairs could cost ____ $8,000.

Cevabı göster

as much as

A cult Daytona costs around 8,250 pounds.

0:59

Kült bir Daytona'nın fiyatı 8.250 sterlin civarındadır.

Moving up the range, Anlatım akışı

1:03

Seviyeyi yükselttikçe,

a platinum ice blue diamonds Daytona costs over 50,000 pounds.

1:04

platin, buz mavisi elmaslı bir Daytona 50.000 sterlinin üzerindedir.

Anlatım akışı

Geçiş ifadesi olarak Moving up the range

Moving up the range, açıklamanın daha alt düzey ürünlerden aynı ürün serisindeki daha üst bir modele doğru ilerlediğini dinleyiciye bildiren bir geçiş ifadesidir. Bu model genellikle daha seçkin ve pahalıdır. Burada 50.000 sterlini aşan Daytona'yı sıralı karşılaştırmanın bir sonraki adımı olarak hazırlar. Moving mecazidir; kimse fiziksel olarak yer değiştirmez. Range, markanın seviye, özellik veya fiyata göre sıralanmış ürün serisini ifade eder. Baştaki -ing ifadesi sıradaki bilgiyi çerçeveler ve incelemenin alt düzeyden üst düzeye doğru düzenlenmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Bir incelemeci giriş seviyesi bir dizüstü bilgisayarı anlatmayı bitirdi ve şimdi daha pahalı bir modeli tanıtmak istiyor. Karşılaştırmayı en iyi hangi geçiş düzenler?

  1. Moving up the range, the Pro model adds a faster processor.
  2. Staying with the entry-level model, its basic processor remains the focus.
  3. Leaving product comparisons aside, let's look at the company's history.
Cevabı göster

Moving up the range, the Pro model adds a faster processor.

In 1955,

1:09

1955 yılında,

the GMT Master was born.

1:10

GMT Master doğdu.

This timepiece was designed for Pan Am pilots,

1:12

Bu saat Pan Am pilotları için tasarlandı,

allowing them to see the time and day in different parts of the world.

1:15

dünyanın farklı bölgelerindeki saati ve günü görmelerini sağlıyordu.

This model with a rotating dial retails at 5,600 pounds. Kelime

1:19

Dönen kadranlı bu model 5.600 sterlinden perakende olarak satılıyor.

Kelime

retails at + bir fiyat

Burada retails, “tüketicilere satılır” anlamına gelen bir fiildir. at 5,600 pounds ifadesi perakende fiyatını verir; dolayısıyla retails at, “halka o fiyattan sunulur” demektir. Yaygın kalıp ürün + retail(s) at + fiyat şeklindedir. Her alıcının sonunda gerçekten ödediği kesin tutarı değil, ilan edilen veya standart tüketici fiyatını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi retail fiilinin geniş zaman biçimi ve ilan edilen tüketici fiyatından önce gelen edatla tamamlayın: The new tablet ____ $799.

Cevabı göster

retails at

Thus, while being expensive,

1:23

Böylece, Rolex pahalı olmasına rağmen,

Rolex offers a wide range of models that most people could afford

1:25

insanların para biriktirirlerse veya yüksek maaşlı bir işe girerlerse

if they were to save up or land a high-paying job. Notlar

1:28

çoğunun karşılayabileceği geniş bir model yelpazesi sunuyor.

Öbek fiiller

save up: yeterli parayı yavaş yavaş biriktirmek

Save up, miktarın zaman içinde artması için para ayırmak ve çoğu zaman bir hedefe yetecek tutara ulaşana kadar biriktirmek demektir. Burada bağlam para hakkında konuşulduğunu zaten açıkça gösterdiği için money anlaşılır ve söylenmez. save up, save up money veya save up for + hedef denebilir: We're saving up for a car. up, yararlı ya da gerekli bir tutara doğru yavaş yavaş biriktirme anlamını ekler.

Alıştırma

Hangi cümle Leo'nun bir seyahat için yeterli parası olana kadar yavaş yavaş para biriktirdiğini en açık biçimde anlatır?

  1. Leo is saving money on a trip.
  2. Leo is saving up for a trip.
  3. Leo is saving the trip.
Cevabı göster

Leo is saving up for a trip.

Kalıp ifadeler

land a high-paying job: yüksek maaşlı bir iş elde etmek

Bu cümlede land, “başarıyla elde etmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Bu nedenle land a job, işin çoğu zaman çaba veya rekabet sonrasında kazanıldığını ya da güvence altına alındığını vurgular. Fiziksel olarak iniş yapmak anlamına gelmez. High-paying, job sözcüğünden önce kullanılan, kısa çizgili birleşik bir sıfattır. İfadenin tamamı, yüksek maaş veren bir işi başarıyla elde etmek anlamına gelir.

Alıştırma

'land a high-paying job' ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: After several competitive interviews, Priya finally ____.

Cevabı göster

landed a high-paying job

Despite their high cost,

1:31

Yüksek maliyetlerine rağmen,

Rolex watches are obtainable to most consumers.

1:33

Rolex saatleri tüketicilerin çoğu tarafından elde edilebilir.

And once you own one,

1:36

Ve bir tanesine sahip olduğunuzda,

you feel like you have arrived. Deyimler

1:37

zirveye ulaşmış gibi hissedersiniz.

Deyimler

you have arrived: kabul gören başarıya ulaşmak

Burada you have arrived, fiziksel bir varış noktasına ulaştığınız anlamına gelmez. Arrive mecazi kullanılır ve başkaları tarafından kabul gören bir başarı ya da statü düzeyine ulaşmak demektir. Bu bağlamda lüks ürüne sahip olmak, bu statünün görünür kanıtı olarak sunulur. Have arrived biçimindeki present perfect, bu başarıyı tamamlanmış ve sonucu şu anda önemli olan bir dönüm noktası olarak gösterir. Bu anlam başarı veya statü bağlamına bağlıdır; aynı biçim başka bir yerde gerçek anlamda yolculuk sonrası varışı da anlatabilir.

Alıştırma

'After her first film won an award, Lena felt she had arrived,' İngilizce cümlesinde 'had arrived' ne anlama gelir?

  1. Yolculuğuna başlamaya hazırdı.
  2. Etkinlik yerine varmıştı.
  3. Kabul gören bir başarıya ulaşmıştı.
Cevabı göster

Kabul gören bir başarıya ulaşmıştı.

Rolex began when Hans Wilsdorf founded a watch distribution company in London.

1:39

Rolex, Hans Wilsdorf'un Londra'da bir saat dağıtım şirketi kurmasıyla başladı.

At the time,

1:44

O zamanlar,

wristwatches were imprecise,

1:45

kol saatleri kesin sonuç vermiyordu,

but Wilsdorf had a dream of making a watch that was not only precise, Dilbilgisi

1:46

ancak Wilsdorf'un sadece hassas değil,

but also elegant.

1:51

aynı zamanda zarif bir saat yapma hayali vardı.

Dilbilgisi

not only ... but also: paralel ekleme ve vurgu

not only A, but also B eşleşmiş yapısı, paralel iki özelliği birbirine bağlar. Burada A precise, B ise elegant sözcüğüdür; ikisi de was fiilinden sonra saati tanımlayan sıfatlardır. Not only, dakikliği önemli bir özellik olarak sunar; but also ise zarafeti ikinci bir özellik olarak ekler ve genellikle bu ikinci özelliği daha güçlü biçimde vurgular. Yapıyı yeni cümlelerde kullanırken A ve B’nin dil bilgisel biçimini aynı tutun.

Alıştırma

İkinci özelliğe ek vurgu yapan eşleşmiş yapıyla cümleyi tamamlayın: The candidate is ____ experienced, ____ highly adaptable.

Cevabı göster

not only · but also

He used small movements manufactured by a watchmaking firm based in Bienne, Switzerland.

1:52

İsviçre'nin Bienne şehrindeki bir saat üreticisi firmanın ürettiği küçük mekanizmaları kullandı.

He came up with the name Rolex as it was short, Öbek fiiller

1:57

Kısa olduğu,

thus able to fit on the timepiece,

2:00

bu nedenle saate sığabildiği

and was easy to pronounce in any language.

2:02

ve her dilde kolayca telaffuz edilebildiği için Rolex adını buldu.

Öbek fiiller

came up with: bir fikir veya ad üretmek

Came up with, come up with öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bir kişinin düşünerek bir fikir, ad, plan veya çözüm üretmesi anlamına gelir. Buradaki nesnesi the name Rolex ifadesidir. Bu üç sözcüğü tek bir ifade olarak ele alın: come up with + düşünce yoluyla üretilen şey. Nesneden önce with kullanılması zorunludur.

Alıştırma

“Düşündü ve üretti” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: During the workshop, Omar ____ a new way to organize the files.

Cevabı göster

came up with

The firm concentrated on the quality of the movements

2:04

Firma, mekanizmaların kalitesine odaklandı

and its quest for chronometric precision eventually led to a successful product.

2:07

ve kronometrik hassasiyet arayışı sonunda başarılı bir ürün ortaya çıkardı.

In 1910,

2:11

1910 yılında,

a Rolex wristwatch was the first of its kind to receive the Swiss certificate of precision Kalıp ifadeler

2:12

bir Rolex kol saati, Bienne'deki resmi saat değerlendirme merkezi tarafından

by the official watch rating center in Bienne.

2:17

İsviçre hassasiyet sertifikasını alan türünün ilk örneği oldu.

Kalıp ifadeler

the first of its kind: bir kategoride türünün ilk örneği

Burada the first of its kind, belirtilen başarıyı, yani bu özel hassasiyet sertifikasını elde eden kendi kategorisindeki ilk kol saati anlamına gelir. Karşılaştırma of its kind ifadesi ve ardından belirtilen başarıyla sınırlandırılır; tarihte üretilen ilk kol saati olduğu anlamına gelmez. Bir kategorideki öncüyü veya rekor sahibini belirtip onu neyin ilk yaptığını söylemek için the first of its kind to + fiil kalıbını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi “aynı kategorideki en erken örnek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın. No earlier machine in this category could sort the materials automatically. This model was ____ to do so.

Cevabı göster

the first of its kind

In 1914,

2:20

1914 yılında,

Kew Observatory in Great Britain awarded Rolex with a class A certificate.

2:21

İngiltere'deki Kew Gözlemevi, Rolex'e A sınıfı bir sertifika verdi.

At that time,

2:26

O dönemde,

such a certification had only been awarded for marine chronometers.

2:26

böyle bir sertifika sadece deniz kronometrelerine veriliyordu.

From this point onwards, Anlatım akışı

2:30

Bu noktadan itibaren,

Rolex was a brand name associated with quality products.

2:31

Rolex kaliteli ürünlerle ilişkilendirilen bir marka adı oldu.

Anlatım akışı

From this point onwards: zaman çizelgesinde kalıcı bir değişimi belirtmek

From this point onwards, zaman çizelgesini düzenleyen bir ifadedir. This point az önce sözü edilen sertifikaya geri gönderme yapar; onwards ise yeni marka ilişkisinin o andan sonra da sürdüğünü gösterir. İfade bir dönüm noktasını belirtir ve daha önceki bir olayı sonrasında kalıcı olan bir sonuca bağlar. Tarih, biyografi veya proje değerlendirmesinde, sonraki dönem boyunca geçerliliğini koruyan sonuçtan önce kullanılabilir.

Alıştırma

Bir rapor geçmişteki bir dönüm noktasını ve sonrasında devam eden sonucu anlatıyor. Cümleyi en iyi hangi bağlaç tamamlar? The backup server went online in May. ____, service interruptions became rare.

  1. From now on
  2. Before this point
  3. From this point onwards
Cevabı göster

From this point onwards

In 1919,

2:35

1919'da,

Rolex shifted its headquarters to Geneva.

2:36

Rolex genel merkezini Cenevre'ye taşıdı.

By 1926,

2:38

1926'ya gelindiğinde,

Rolex had launched the Oyster.

2:40

Rolex Oyster'ı piyasaya sürmüştü.

This was the first waterproof wristwatch

2:42

Bu, iç mekanizmayı koruyan mühürlü kasasıyla

with a sealed case to protect the inner movements.

2:44

ilk su geçirmez kol saatiydi.

The next year,

2:47

Ertesi yıl,

an English swimmer named Mercedes Gleitze wore the Oyster watch

2:48

Mercedes Gleitze adında İngiliz bir yüzücü,

while swimming across the English Channel.

2:51

Manş Denizi'ni yüzerek geçerken Oyster saatini taktı.

The watch survived the 10-hour journey

2:54

Saat 10 saatlik yolculuktan sağ çıktı

and remained in good working order on the other side. Kalıp ifadeler

2:56

ve karşı kıyıda çalışır durumda kalmaya devam etti.

Kalıp ifadeler

İşlevsel durumu belirten in good working order

In good working order, bir şeyin düzgün çalıştığı ve bilinen bir işleyiş sorunu olmadığı anlamına gelir. Burada saatin zorlu bir yolculuktan sonra hâlâ çalıştığını vurgular; yalnızca dışarıdan hasarsız göründüğünü söylemez. be/remain/keep + in good working order yapısı, ekipmanların, makinelerin veya sistemlerin kullanım, taşıma, depolama, inceleme ya da onarım sonrasındaki işlevsel durumunu bildirmek için özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi ‘düzgün çalışan’ anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The technician tested every button and returned the radio ____.

Cevabı göster

in good working order

This is an example of the company's excellent early branding and marketing strategies.

2:58

Bu, şirketin mükemmel erken dönem markalaşma ve pazarlama stratejilerine bir örnektir.

In 1933,

3:03

1933 yılında,

a team of explorers flew over Everest,

3:04

bir kâşif ekibi Everest'in üzerinden uçtu,

all wearing Rolexes.

3:06

hepsi Rolex takıyordu.

In September of 1935,

3:08

Eylül 1935'te,

Sir Malcolm Campbell

3:10

Sir Malcolm Campbell

set a land speed record of over 300 miles an hour. Kalıp ifadeler

3:11

saatte 300 milden fazla bir hızla karada hız rekoru kırdı.

Kalıp ifadeler

set a land speed record ve set a ... record kalıbı

Set a land speed record, karada ulaşılan ve resmen tanınan yeni bir en yüksek hız rekoru oluşturmak anlamına gelir. Set, record ile birlikte kullanılan fiildir; land speed ise rekorun kategorisini belirtir. Başka durumlara aktarılabilen yapı set a/an + kategori + record biçimindedir: set a world record, set a school record veya set a sales record. a record of over 300 miles an hour örneğinde olduğu gibi, of yapısı kaydedilen değeri verebilir.

Alıştırma

Cümleyi ‘resmî bir en iyi derece oluşturdu’ anlamındaki standart üç sözcüklü eşdizimle tamamlayın: Because this was the event's first year, Priya's winning time ____.

Cevabı göster

set a record

And what was he wearing on his wrist?

3:15

Ve bileğinde ne takılıydı?

Yes,

3:16

Evet,

a Rolex.

3:17

bir Rolex.

Sir Edmund Hillary climbed Everest wearing a Rolex.

3:18

Sir Edmund Hillary Everest'e bir Rolex takarak tırmandı.

By this time,

3:21

Bu zamana kadar,

Rolex was well established as the wristwatch worn by high achievers. Kalıp ifadeler

3:22

Rolex, yüksek başarılıların taktığı kol saati olarak iyice yerleşmişti.

Kalıp ifadeler

well established as + kabul gören bir kimlik

be well established as + isim öbeği yapısında established, zaman içinde ve geniş çaplı kabul sayesinde sağlamlaşmış bir konumu anlatır. Burada Rolex, yüksek başarı gösteren kişilerle ilişkilendirilen kol saati türü olarak istikrarlı bir kamusal kimliğe sahiptir. Bu ifade, bir şirketi bir defada “kurma” eylemini değil, kabul görmüş bir rolü veya itibarı anlatır. Bir roldeki konumu artık yeni ya da belirsiz olmayan markaları, kişileri, kuruluşları, teorileri veya yöntemleri betimleyebilir.

Alıştırma

Cümleyi “bir rolde sağlam biçimde kabul görmek” anlamındaki tam üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: After decades of research, Dr. Chen is ____ a leading expert in marine ecology.

Cevabı göster

well established as

This was the watch for winners,

3:26

Bu, kazananların,

record breakers and adventurers.

3:28

rekor kıranların ve maceracıların saatiydi.

In the year 2000,

3:30

2000 yılında,

the 4130 chronograph movement was developed and put together by Rolex.

3:31

4130 kronograf mekanizması Rolex tarafından geliştirildi ve bir araya getirildi.

It was an admirable simplistic chronograph made of just 290 components,

3:36

Sadece 290 parçadan oluşan takdire şayan derecede basit bir kronograftı,

which is far less than the standard chronograph movement. Dilbilgisi

3:41

bu standart bir kronograf mekanizmasından çok daha azdır.

Dilbilgisi

far less than: büyük bir farkı vurgulamak

Far, karşılaştırma biçimi olan less sözcüğünü güçlendirir. Far less than, bir taraftaki miktarın, sayının veya derecenin karşılaştırma noktasından yalnızca biraz değil, önemli ölçüde düşük olduğu anlamına gelir. Burada amaçlanan karşılaştırma 290 parça ile standart bir kronograf mekanizmasının parça sayısı arasındadır. Far fiziksel mesafeyi değil, farkın derecesini ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi çok daha düşük bir miktarı gösteren tam İngilizce ifadeyle tamamlayın: The renovation cost ____ we had budgeted.

Cevabı göster

far less than

Rolex continues to lead the wristwatch market today.

3:44

Rolex bugün hala kol saati pazarına liderlik etmeye devam ediyor.

Each watch that leaves the factory in Bienne

3:47

Bienne'deki fabrikadan çıkan her saat

is tested to a high standard. Kalıp ifadeler

3:49

yüksek standartlarda test edilir.

Kalıp ifadeler

tested to a high standard: yüksek bir standarda göre test edilmiş

“Is tested to a high standard” edilgen yapıdadır: Teste tabi tutulan saattir, bu nedenle cümle testleri yapan kişilerden çok ürüne odaklanır. Burada “to a high standard”, testte aranan düzeyi veya kaliteyi belirtir. Testin sıkı kalite beklentilerine göre yapıldığı anlamına gelir; “to” bir varış noktası göstermez.

Alıştırma

Cümleyi “sıkı kalite gerekliliklerine göre kontrol edilmiş” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Before sale, every climbing rope is ____.

Cevabı göster

tested to a high standard

They are also tested by the independent Swiss Chronometer Testing Institute.

3:51

Ayrıca bağımsız İsviçre Kronometre Test Enstitüsü tarafından da test edilirler.

Each watch earns the title of Superlative Chronometer.

3:56

Her saat Üstün Kronometre unvanını kazanır.

Each Rolex is accurate to minus 2 to plus 2 seconds a day,

3:59

Her Rolex, günde eksi 2 ila artı 2 saniye hassasiyetine sahiptir,

surpassing the stringent standards of minus 4 to plus 6 seconds per day.

4:03

bu da günde eksi 4 ila artı 6 saniye olan katı standartları aşar.

The inner movements of the watch are costly to develop

4:08

Saatin iç mekanizmalarını geliştirmek maliyetlidir

and take both time and money to perfect to the desired level. Dilbilgisi

4:10

ve istenen seviyeye getirmek hem zaman hem de para gerektirir.

Dilbilgisi

take both time and money to perfect: mükemmelleştirmek için zaman ve para gerektirmek

“Take both time and money to perfect”, saat mekanizmalarını istenen düzeye getirmenin iki kaynak gerektirdiğini anlatır: zaman ve para. “Both ... and” iki kaynağı eşit biçimde birbirine bağlar. Movements, kaynakları harcayan taraf değil, geliştirilen şeylerdir. “X takes time or money to + fiil” kalıbında, o fiilin belirttiği işlemi X üzerinde yapmak bu kaynakları gerektirir. Burada perfect, “gereken ölçüde iyi veya eksiksiz hâle getirmek” anlamında bir fiildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki hedef kalıpla tamamlayın: The new battery design will ____.

Cevabı göster

take both time and money to perfect

Watch movements are expensive to make.

4:14

Saat mekanizmalarını yapmak pahalıdır.

The parts are small

4:17

Parçalar küçüktür

and have a high failure rate during the manufacturing process. Kalıp ifadeler

4:18

ve üretim sürecinde yüksek arıza oranına sahiptir.

Kalıp ifadeler

high failure rate: yüksek başarısızlık oranı

Failure rate, belirli bir grup veya süreç içinde başarısız olan parçaların, ürünlerin ya da denemelerin oranıdır. Bu cümlede high, küçük parçaların görece büyük bir bölümünün üretim sürecini başarıyla tamamlayamadığını belirtir; ancak kesin bir yüzde vermez. Buradaki rate hız veya fiyat değil, oran ya da yüzde anlamındadır. İfade, başarısızlıkları toplam üretim sayısıyla ilişkilendirir; bu nedenle yalnızca many failures demekten daha kesindir.

Alıştırma

Başarısız olan birimlerin oranının büyük olduğunu belirten vurgulanmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: During testing, 30 percent of the sensors stopped working, so the batch had a ____.

Cevabı göster

high failure rate

These parts need to be put together by hand Öbek fiiller

4:21

Bu parçaların elle birleştirilmesi gerekir

Öbek fiiller

put together by hand: elle monte etmek

Nesnesi parçalar veya bir ürün olduğunda put together, monte etmek ya da birleştirmek anlamına gelir. By hand, montajın otomatik bir makine yerine insanlar tarafından doğrudan yapıldığını belirtir. Cümlede need to be + geçmiş zaman ortacı edilgen yapısı kullanılır: parçalar eyleme maruz kaldığı için need to be put together by hand denir. Kullanılabilir etken yapı put something together by hand, edilgen yapı ise something is put together by hand şeklindedir.

Alıştırma

Elle monte edilmiş anlamındaki vurgulanmış dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The device is too delicate for the assembly machine, so each unit must be ____.

Cevabı göster

put together by hand

and the Swiss have one of the highest labor costs in the world.

4:23

ve İsviçre dünyanın en yüksek işçilik maliyetlerinden birine sahiptir.

Also,

4:27

Ayrıca,

the materials are expensive to acquire.

4:28

malzemeleri elde etmek pahalıdır.

Rolex uses 904L steel instead of the standard luxury market 316L steel,

4:30

Rolex, standart lüks pazarındaki 316L çelik yerine 904L çelik kullanır,

and this adds to the manufacturing cost. Öbek fiiller

4:37

ve bu da üretim maliyetine eklenir.

Öbek fiiller

adds to: mevcut bir toplamı artırmak

Bu cümlede adds to, artırmak veya daha büyük hâle getirmek anlamına gelir. 904L çeliğin seçilmesi, zaten var olan üretim maliyetini yükselten etkenlerden biridir. Kalıp add to + genel bir miktar, durum veya sorun şeklindedir: add to the cost, pressure veya difficulty. Ayrı bir nesnenin fiziksel olarak başka bir nesneye eklenmesini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi artırmak anlamındaki add to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The extra safety checks ____ the project's total cost.

Cevabı göster

added to

Rolex had to replace most of its production machines and tools

4:39

Rolex, 904L çeliğe geçiş yaptığında

when it made the switch to 904L steel. Kalıp ifadeler

4:42

üretim makinelerinin ve aletlerinin çoğunu değiştirmek zorunda kaldı.

Kalıp ifadeler

made the switch to: yeni bir seçeneğe geçmek

made the switch to ifadesinde switch, make the switch kalıbında kullanılan bir isimdir. İfade, önceki bir seçenekten yeni bir seçeneğe geçişi gerçekleştirmek anlamına gelir. Bu cümlede yeni seçenek 904L çeliktir. Bu isim öbeği, geçişi çoğu zaman hazırlık veya sonuçları olan bilinçli ve önemli bir adım olarak sunar. to sonrasındaki öge hedefi veya yeni seçeneği gösterir; iki seçenek de belirtiliyorsa from X to Y kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi yeni bir sistemi benimsemeyi anlatan geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: After testing several platforms, the team ____ cloud-based accounting.

Cevabı göster

made the switch to

The quality of workmanship is normally higher than say an Omega or TAG Heuer. Anlatım akışı

4:45

İşçilik kalitesi normalde örneğin bir Omega veya TAG Heuer'den daha yüksektir.

Anlatım akışı

Örnek sunan parantez içi say

than say an Omega or TAG Heuer ifadesindeki say, örneğin veya ele alalım anlamında kullanılan parantez içi bir söylem belirtecidir. Omega ve TAG Heuer’i uygun karşılaştırma noktaları olarak sunar; ana fiil işlevi görmez ve kimsenin sözünü aktarmış olmaz. Bu belirteç, açıklayıcı bir örnek ekleyerek sözlü bilgiyi düzenler. Örneklerin tüm olasılıkları kapsadığını veya seçimin kesin olduğunu göstermez.

Alıştırma

“The quality of workmanship is normally higher than say an Omega or TAG Heuer.” cümlesinde say ne işe yarar?

  1. Karşılaştırmayı tam olarak bu iki markayla sınırlar.
  2. Omega ve TAG Heuer tarafından söylenmiş sözleri aktarır.
  3. Omega ve TAG Heuer’i karşılaştırma örnekleri olarak rahat bir biçimde sunar.
Cevabı göster

Omega ve TAG Heuer’i karşılaştırma örnekleri olarak rahat bir biçimde sunar.

Rolex is unable to price its watches at the same level of other brands.

4:49

Rolex, saatlerini diğer markalarla aynı seviyede fiyatlandıramaz.

Rolex makes between 800,000 to a million watches each year

4:53

Rolex her yıl 800.000 ila bir milyon arasında saat üretir

and it does everything itself,

4:57

ve altın ve çeliğinin eritilmesi de dâhil olmak üzere

including the melting of its gold and steel.

4:59

her şeyi kendi yapar.

It could be said that Rolex watches are reasonably priced Ton ve niyet

5:02

Rolex saatlerinin makul fiyatlı olduğu söylenebilir

because their retail prices are close to their resale values.

5:05

çünkü perakende fiyatları yeniden satış değerlerine yakındır.

Ton ve niyet

It could be said that ile iddiayı yumuşatmak

It could be said that, ardından gelen yan cümleyi tartışılmaz bir gerçek yerine savunulabilir bir yorum olarak sunar. Kişisiz edilgen yapı belirli bir konuşmacının adını vermekten kaçınır, could ise iddianın gücünü azaltır. Burada reasonably priced, perakende fiyatları ile yeniden satış değerleri arasındaki ilişkiye dayanan bir değerlendirmedir. Bu kalıp analitik temkini gösterir: yazar bir sonuç sunarken itiraza da yer bırakır; kimliği belirlenebilen bir kişinin bunu gerçekten söylediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir inceleme yazarı yeni bir politikanın muhtemelen büyük şirketlerin lehine olduğunu düşünüyor, ancak sonuç tartışmaya açık ve kimliği belirlenebilir bir kaynağa atıf yapılmıyor. Hangi cümle amaçlanan temkinli çerçeveyi verir?

  1. It is a fact that the new policy favors larger companies.
  2. It could be said that the new policy favors larger companies.
  3. It has been said that the new policy favors larger companies.
Cevabı göster

It could be said that the new policy favors larger companies.

If you were to buy a new Rolex watch and wear it for a year or so Dilbilgisi

5:09

Eğer yeni bir Rolex saat alıp bir yıl kadar takarsanız

and then sell it to a new buyer,

5:12

ve sonra onu yeni bir alıcıya satarsanız,

you wouldn't lose much money with the transaction.

5:14

bu işlemden fazla para kaybetmezsiniz.

Dilbilgisi

If you were to buy ... you wouldn't lose: varsayımsal koşul cümlesi

If you were to buy, satın alma eylemini daha önce gerçekleşmiş bir olay olarak değil, hayal edilen bir gelecek olasılığı olarak sunmak için if + özne + were to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Bu resmî varsayım çerçevesinde bütün dilbilgisel kişilerle were kullanılır. you wouldn't lose sonuç cümleciğidir; hayal edilen koşul gerçekleşirse ne olacağını belirtir. if + özne + were to + fiil, özne + would/wouldn't + fiil şeklindeki aktarılabilir kalıp, temkinli öngörüler, acil durum planları ve ticari senaryolar için kullanışlıdır.

Alıştırma

Varsayımı gerekli if + özne + were to + fiil, özne + wouldn't + fiil kalıbıyla tamamlayın: If our team ____ delay the launch, we ____ have enough time for holiday sales.

Cevabı göster

were to · wouldn't

Some popular models after a period of 10 to 20 years

5:16

Bazı popüler modeller 10 ila 20 yıllık bir sürenin ardından

might actually rise in value from their original retail price. Kalıp ifadeler

5:19

orijinal perakende fiyatlarından daha fazla değer kazanabilir.

Kalıp ifadeler

rise in value: değer kazanmak

rise in value ifadesinde rise artmak anlamına gelir; in value ise artan ölçütün parasal değer olduğunu belirtir. Özne, daha değerli hâle gelen eşya veya varlıktır. Rise burada geçişsizdir; bu nedenle value sözcüğünü doğrudan nesne olarak almaz. prices rise veya an item rises in value denir. Bir şey değerin yükselmesine neden olduğunda raise ya da increase geçişli olarak kullanılır. Örnekteki might, iddiayı bazı modeller için bir olasılıkla sınırlar; sonucun kesin olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi daha değerli hâle gelmek anlamındaki tam geçişsiz kalıpla tamamlayın: Well-preserved first editions can ____ over time.

Cevabı göster

rise in value

This appreciation in value is rare with watches,

5:23

Bu değer artışı saatlerde nadir görülür,

but it is in line with Rolex's intelligent marketing and brand value. Kalıp ifadeler

5:26

ancak Rolex'in zekice pazarlaması ve marka değeriyle örtüşmektedir.

Kalıp ifadeler

in line with: bir ölçütle uyum

Bu cümlede in line with, “ile uyumlu” veya “düşünüldüğünde beklenene uygun” anlamına gelir. it zamiri saatlerin değer kazanması olgusuna gönderme yapar: bu nadir artış, Rolex'in pazarlama yaklaşımı ve marka değerinin mantığıyla örtüşür. Yapı, in line with + karşılaştırmada kullanılan ölçütü, beklentiyi, politikayı veya eğilimi belirten ad öbeğidir. Uyum ifade eder; kelimenin tam anlamıyla sıra hâlinde durmak demek değildir.

Alıştırma

“İle uyumlu” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi kullanarak rapor cümlesini tamamlayın: The sales increase is ____ our forecast.

Cevabı göster

in line with

Despite the high price tag of a Rolex wristwatch, Kalıp ifadeler

5:30

Bir Rolex kol saatinin yüksek fiyat etiketine rağmen,

you will find it difficult to find another product with the same level of quality. Dilbilgisi

5:33

aynı kalite düzeyine sahip başka bir ürün bulmakta zorlanırsınız.

Kalıp ifadeler

high price tag: yüksek maliyeti vurgulama

Bu cümlede high price tag, saatin yüksek satın alma fiyatını ifade eder; mutlaka üzerine takılmış fiziksel bir fiyat etiketi anlamına gelmez. Despite bu maliyeti bir ödünleme unsuru olarak sunar: saat pahalıdır, ancak konuşan kişi onun kalitesine denk bir ürün bulmanın zor olduğunu savunur. Price tag çoğu zaman bir ürünün, hizmetin veya projenin maliyet tutarını ifade eder. high eklenmesi bu tutarın büyük olduğunu vurgular; özellikle harcamanın karşılığını verip vermediği tartışılırken kullanılır.

Alıştırma

Bir ürünün yüksek maliyetini vurgulayan ifadeyle değerlendirme cümlesini tamamlayın: This camera has a ____, but professionals value its reliability.

Cevabı göster

high price tag

Dilbilgisi

find it difficult to + fiil

find it difficult to + fiil kalıbı, bir eylemi yapmayı zor bulmak veya zor olduğunu deneyimlemek demektir. Burada ilk find bir değerlendirme bildirirken ikinci find “bulmak” anlamındadır. Bu kalıpta it, nesne konumunu dolduran biçimsel nesnedir; to ile kurulan mastar ise gerçekten zor olan eylemi belirtir. Özne veya zaman değiştirilebilir: I found it difficult to..., They may find it difficult to....

Alıştırma

Cümleyi tam olarak find it difficult to kalıbıyla tamamlayın: Even with a map, I ____ find the hidden entrance.

Cevabı göster

find it difficult to

Over time,

5:37

Zamanla,

Rolex has built a reputation based on the length of time and quality of workmanship

5:38

Rolex, saatlerine harcanan sürenin uzunluğuna ve

that goes into its watches. Öbek fiiller

5:42

işçilik kalitesine dayalı bir itibar inşa etti.

Öbek fiiller

goes into + ürün veya sonuç

Burada goes into, “bir şeyi yaratmak için harcanır veya kullanılır” anlamındadır. Cümlecik, zaman ile işçilik kalitesini saatlerin üretilmesine katkı sağlayan girdiler olarak sunar; hiçbir şey fiziksel olarak saatlerin içine hareket etmez. Aktarılabilir bilgi kalıbı “girdi + go into + ürün veya sonuç” biçimindedir. into sonrasındaki ifade, işin, zamanın, becerinin, özenin veya paranın aktarıldığı ürün ya da sonuçtur.

Alıştırma

“A lot of careful editing goes into every article,” cümlesinde goes into ne anlama gelir?

  1. fiziksel olarak her makalenin içine girer
  2. her makaleden çıkarılır
  3. her makalenin hazırlanmasına harcanır
Cevabı göster

her makalenin hazırlanmasına harcanır

Mechanical watches not only cost a lot to manufacture,

5:44

Mekanik saatlerin sadece üretimi çok pahalı olmakla kalmaz,

but they are also expensive to design.

5:47

aynı zamanda tasarlanması da pahalıdır.

The movements must be designed and developed

5:50

Mekanizmalar her yeni saat modeli için

for each new timepiece.

5:52

tasarlanmalı ve geliştirilmelidir.

Rolex spends time developing products

5:54

Rolex, endüstrinin gidişatının önünde kalmasını sağlayacak

that will keep ahead of the industry curve.

5:56

ürünler geliştirmeye zaman harcar.

Rolexes are more than just practical objects Kalıp ifadeler

5:58

Rolex'ler sadece saati gösteren

to tell the time with.

6:01

pratik nesnelerden daha fazlasıdır.

Kalıp ifadeler

more than just: temel bir işlevin ötesine geçmek

Bu cümlede more than just, Rolex saatlerin yalnızca zamanı gösterme şeklindeki temel işleve sahip olduğu düşüncesini reddeder. Başka tür değerler de taşıdıklarını belirtir. more than just + isim öbeği veya etkinlik yapısı, “yalnızca X değil” anlamına gelir: bunun ötesinde başka ya da daha önemli bir şey de vardır. Burada more than sayı veya miktar karşılaştırması değil, kapsam ya da önem bildirir; just ise “yalnızca” demektir.

Alıştırma

Cümleyi more than just ifadesiyle tamamlayın. For many families, this old photograph is ____ a picture; it holds years of memories.

Cevabı göster

more than just

They are a fusion of engineering and watchmaking art, Kalıp ifadeler

6:02

Mühendislik ve saat yapım sanatının bir birleşimidirler,

and their rich heritage adds to the brand value.

6:05

ve zengin mirasları marka değerine katkıda bulunur.

Kalıp ifadeler

a fusion of A and B: iki unsuru tek bir bütünde kaynaştırmak

Bu cümlede a fusion of engineering and watchmaking art, saatleri hem teknik becerinin hem de sanatsal zanaatin biçimlendirdiği bütünleşmiş bir sonuç olarak sunar. a fusion of A and B yapısı, iki alanın, tarzın veya unsurun yeni bir bütün oluşturacak şekilde kaynaşmasını anlatır. of sonrasındaki A ve B paralel yapılardır; fusion, iki şeyin yalnızca yan yana bulunmasını değil, bütünleşmesini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi a fusion of ifadesiyle tamamlayın. The new library is ____ modern design and traditional materials.

Cevabı göster

a fusion of

They are highly desirable among collectors.

6:08

Koleksiyoncular arasında oldukça arzu edilirler.

The stainless steel Rolex Daytona that once belonged to actor Paul Newman

6:11

Bir zamanlar aktör Paul Newman'a ait olan paslanmaz çelik Rolex Daytona,

holds the title of being the most expensive watch ever sold at auction. Kalıp ifadeler

6:15

açık artırmada satılan gelmiş geçmiş en pahalı saat unvanına sahiptir.

Kalıp ifadeler

holds the title of being: kabul gören bir unvanı şu anda taşımak

Bu cümlede “holds the title of being”, “şu anda … olarak kabul ediliyor” anlamına gelir. Saat, müzayedede bugüne kadar satılmış en pahalı saat olma ayrıcalığına sahiptir. Buradaki “title” kitap adı veya mülkiyet belgesi değil, bir unvan ya da statüdür; “holds” da bir şeyi fiziksel olarak elde tutmayı anlatmaz. hold the title of being + betimleme kalıbı; bir kişiyi, nesneyi veya kuruluşu kabul görmüş bir unvanın mevcut sahibi olarak sunar. “being” sonrasındaki sözler bu unvanın tam olarak ne olduğunu belirtir.

Alıştırma

“Şu anda … olarak kabul ediliyor” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: This bridge ____ the longest suspension bridge in the region.

Cevabı göster

holds the title of being

The Phillips Auction House in New York

6:19

New York'taki Phillips Müzayede Evi

sold the timepiece for $17.8 million,

6:21

saati 17,8 milyon dolara satarak,

beating a prior record of $5 million for the Bao Dai Rolex. Dilbilgisi

6:24

Bao Dai Rolex için kırılan 5 milyon dolarlık önceki rekoru geride bıraktı.

Dilbilgisi

beating a prior record: sonucu gösteren bir -ing cümleciği

“Beating a prior record”, ana olayın sonucunu veren, cümle sonunda kullanılan bir -ing ek ifadesidir: 17,8 milyon dolarlık satış, önceki 5 milyon dolarlık ölçütü aşmıştır. Burada bu sonucun örtük kaynağı, müzayede evinin devam eden başka bir eylemi değil, satış olayının tamamıdır. Bu yapı, haber dilinde bir olayı “and the sale beat a prior record” gibi tam bir cümlecik eklemeden doğrudan sonucuna bağlamayı sağlar.

Alıştırma

Örnek cümlede “beating a prior record” nasıl bir görev üstleniyor?

  1. Satıştan önce tamamlanmış ayrı bir eylemi anlatır.
  2. Müzayede evinin Bao Dai Rolex'e fiziksel olarak vurduğunu söyler.
  3. 17,8 milyon dolarlık satışın sonucunu verir.
Cevabı göster

17,8 milyon dolarlık satışın sonucunu verir.

So when we consider the cost of the Rolex,

6:29

Bu yüzden Rolex'in maliyetini düşündüğümüzde,

we must consider the development,

6:31

saatlerin geliştirme,

workmanship, and materials cost of the watches,

6:33

işçilik ve malzeme maliyetlerinin yanı sıra,

as well as the brand value that has been established over the years Kalıp ifadeler

6:36

yıllar içinde oluşturulan marka değerini de

by the achievements of Rolex customers.

6:39

Rolex müşterilerinin başarılarıyla birlikte göz önünde bulundurmalıyız.

Kalıp ifadeler

as well as ile son bir unsur eklemek

Burada as well as, “the brand value ...” bölümünü daha önceki geliştirme, işçilik ve malzeme maliyetleri listesine bağlar; bunların hepsi must consider yapısına bağlıdır. “Buna ek olarak” anlamına gelir ve marka değerini ilave bir etken olarak sunar. Aktarılabilir kalıp X, as well as Y şeklindedir. Konuşan kişi önce X’i yerleştirip ardından Y’yi ekler; böylece bilgi tamamen düz bir liste yerine “ana liste+ek unsur” biçiminde düzenlenir.

Alıştırma

Cümleyi “buna ek olarak” anlamındaki üç kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The plan considers cost and speed, ____ safety.

Cevabı göster

as well as

Do you think a Rolex wristwatch is worth the price on the box? Kalıp ifadeler

6:41

Sizce bir Rolex kol saati kutusundaki fiyata değer mi?

Kalıp ifadeler

worth the price ile değeri değerlendirmek

is worth the price yapısında worth, be fiilinden sonra gelen bir sıfattır. İfade, bir ürünün kalitesinin, kullanışlılığının, prestijinin veya sunduğu deneyimin istenen tutarı haklı çıkaracak kadar iyi olduğu anlamına gelir. Aktarılabilir kalıp be worth + isim öbeğidir. İsim öbeği değerlendirilen maliyeti veya fedakârlığı belirtir: worth the price, worth $50 ya da worth the effort.

Alıştırma

Hangi cümle yemeğin maliyetine değdiğini doğru biçimde ifade eder?

  1. The meal worthed the price.
  2. The meal was worthy the price.
  3. The meal was worth of the price.
  4. The meal was worth the price.
Cevabı göster

The meal was worth the price.

Is there a better watch out there on the market?

6:44

Piyasada daha iyi bir saat var mı?

Let us know below in the comments section.

6:47

Aşağıdaki yorumlar bölümünde bizimle paylaşın.

Also, be sure to watch our other show called

6:49

Ayrıca, Dünyanın En Pahalı Makineleri adlı

Most Expensive Machines in the World.

6:51

diğer programımızı da mutlaka izleyin.

Thanks again for watching.

6:54

İzlediğiniz için tekrar teşekkürler.

And as always,

6:55

Ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

6:56

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

And see you all next time at the Infographic Show.

6:58

Ve The Infographic Show'da bir dahaki sefere görüşmek üzere.