Medeniyet Çöküşün Eşiğinde mi?: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.373 kelime 156 kel/dk

Video özeti: video küresel uygarlığın bir çöküşten sonra toparlanıp toparlanamayacağını soruyor; gıda, sanayi, enerji ve bilginin yeniden kuruluştaki rolünü inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Until it wasn't anymore. — Söylem, anlatı ve retorik: istikrarı bozan ve savın yönünü değiştiren tersine dönüşü fark edin. 2. as contagious as the coronavirus ve as deadly as Ebola. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: tehdidin bulaşıcılık ve ölümcüllük yönlerini ayırmak için paralel as...as karşılaştırmaları kullanın. 3. pick up where we left off. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: kesilen aşamadan sürdürme anlamını ve gerekli sistemler kaybolduğunda bunun neden olanaksızlaştığını anlayın.

Bu derste

At its height, the Roman Empire was home to about 30% of the world's population. Kalıp ifadeler

0:01

Roma İmparatorluğu zirvesindeyken dünya nüfusunun yaklaşık %30'una ev sahipliği yapıyordu.

Kalıp ifadeler

At its height: zirve dönemini anlatmak

At its height, “en güçlü, başarılı veya geniş olduğu dönemde” anlamına gelir. Burada height mecazidir; yerden fiziksel yüksekliği değil, Roma İmparatorluğu’nun zirve dönemini belirtir. İyelik belirleyicisi its, anlatılan özneye geri gönderme yapar. at + iyelik belirleyicisi + height kalıbı bir ülkenin, şirketin, hareketin, kariyerin veya benzer bir gelişimin zirve aşamasını özetleyebilir.

Alıştırma

Cümleyi, height kullanarak “zirve döneminde” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The railway employed 20,000 workers ____.

Cevabı göster

at its height

Kalıp ifadeler

was home to: bir yerde nelerin bulunduğunu anlatmak

Was home to, “birinin veya bir şeyin yaşadığı ya da bulunduğu yerdi” anlamına gelir. Bu cümlede dünya nüfusunun yaklaşık %30’u Roma İmparatorluğu sınırları içinde yaşıyordu; home tek bir kişinin evi anlamında değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp be home to + isim öbeğidir. Özne genellikle bir yer, bölge, kurum veya çevredir; to sonrasındaki isim ise orada yaşayan ya da bulunan insanları, hayvanları, bitkileri veya nesneleri belirtir.

Alıştırma

Cümleyi be home to kalıbının geniş zaman biçimiyle tamamlayın: This coral reef ____ hundreds of fish species.

Cevabı göster

is home to

And in many ways,

0:07

Ve birçok açıdan,

it was the pinnacle of human advancement. Kelime

0:08

insani gelişimin zirvesiydi.

Kelime

the pinnacle of + isim öbeği

Bu cümlede the pinnacle of, bir şeyin ulaştığı en yüksek ve en etkileyici aşama anlamına gelir. Anlatıcı, söz konusu uygarlığı insanlığın ilerlemesinde olağanüstü bir düzey olarak övüyor; fiziksel ve sivri bir tepeden söz etmiyor. the pinnacle of + isim öbeği kalıbını kullanın: the pinnacle of achievement, the pinnacle of her career. Bu ifade genellikle güçlü ve olumlu bir değerlendirme taşır.

Alıştırma

Pinnacle sözcüğünü ve çevresinde gerekli olan doğru sözcükleri kullanarak cümleyi tamamlayın: Winning the world title was ____ her career.

Cevabı göster

the pinnacle of

Its citizens enjoyed the benefits of central heating,

0:11

Vatandaşları merkezi ısıtmanın,

concrete, double glazing,

0:14

betonun, çift camın,

banking, international trade,

0:16

bankacılığın, uluslararası ticaretin

and upward social mobility. Kelime

0:18

ve yukarı doğru sosyal hareketliliğin avantajlarından yararlanıyordu.

Kelime

upward social mobility: yukarı doğru toplumsal hareketlilik

Upward social mobility, daha düşük bir sosyoekonomik konumdan daha yüksek bir konuma geçiş anlamına gelir ve çoğu zaman eğitim, meslek, gelir veya toplumsal statüdeki değişikliklerle gerçekleşir. Upward değişimin yönünü gösterir; mobility burada fiziksel değil toplumsaldır. Burada toplumun sağladığı bir fayda olarak sunulur: vatandaşlar toplumsal hiyerarşideki konumlarını iyileştirebiliyordu. İfade, yalnızca kısa süreli bir gelir artışına değil, toplumsal konumdaki değişime odaklanır.

Alıştırma

Daha yüksek bir sosyoekonomik konuma geçişi belirten resmî terimle cümleyi tamamlayın: Scholarships can support ____ by opening access to higher-paying careers.

Cevabı göster

upward social mobility

Rome became the first city in history with 1 million inhabitants

0:20

Roma, tarihte 1 milyon nüfusa ulaşan ilk şehir oldu

and was a center of technological, legal, and economic progress.

0:24

ve teknolojik, yasal ve ekonomik ilerlemenin bir merkeziydi.

An empire impossible to topple, Dilbilgisi

0:28

Yıkılması imkansız bir imparatorluk,

stable and rich, and powerful.

0:31

istikrarlı, zengin ve güçlü.

Dilbilgisi

empire impossible to topple: isimden sonra sıfat + to mastarı

impossible to topple ifadesi empire sözcüğünden sonra gelir ve onu niteler. Daha açık olan an empire that is impossible to topple ilgi cümleciğini daha kısa bir yapıya dönüştürür. Burada topple geçişli kullanılır: İmparatorluğu insanlar ya da güçler devirir; dolayısıyla empire, topple fiilinin söylenmeyen nesnesidir. İsim + sıfat + to mastarı kalıbı, a problem difficult to solve örneğindeki gibi betimlemeyi kısa ve güçlü yapar.

Alıştırma

impossible ve solve ile kurulan kısa bir sonradan gelen niteleme kullanın: This is a puzzle ____.

Cevabı göster

impossible to solve

Until it wasn't anymore. Anlatım akışı

0:34

Artık öyle olmayana kadar.

Anlatım akışı

Until it wasn't anymore: eksiltili bir anlatı dönüşü

Until, önceki kendinden emin betimlemeye bir sınır koyar: O betimleme yalnızca bir dönüm noktasına kadar doğruydu. Ardından gelen kısa olumsuz yan cümle, yeni bir ayrıntı eklemek yerine önceki yargıyı tersine çevirir. It, imparatorluğa veya onun durumuna gönderme yapar; wasn't ise bağlamdan anlaşılabildiği için stable, rich ve powerful gibi önceki tamamlayıcıları söylemez. Anymore, önceki durumun artık geçerli olmadığını belirtir; imparatorluğun hemen yok olduğu anlamına gelmesi gerekmez.

Alıştırma

Şu kısa hikâyeyi okuyun: “The town felt completely safe. Until it wasn't anymore.” İkinci cümle ne yapıyor?

  1. Kasabanın güvenli kalmaya devam ettiği iddiasını güçlendirir.
  2. Önceki betimlemeyi tekrarlamadan aniden tersine çevirir.
  3. Kasabanın hemen yok olduğunu söyler.
  4. Kasabanın hiç güvenli olup olmadığını sorar.
Cevabı göster

Önceki betimlemeyi tekrarlamadan aniden tersine çevirir.

First slowly, then suddenly, Anlatım akışı

0:36

Önce yavaş yavaş, sonra aniden,

the most powerful civilization on Earth collapsed.

0:39

Dünya üzerindeki en güçlü medeniyet çöktü.

Anlatım akışı

First slowly, then suddenly: iki aşamalı bir değişim

First X, then Y, tek bir sürecin iki aşamasını zaman sırasına koyar. Burada slowly ve suddenly, uygarlığın nasıl çöktüğünü birlikte açıklar: çöküş başlangıçta yavaş yavaş gelişmiş, ardından keskin biçimde hızlanmıştır. İki zarfı ana cümlenin önüne koymak dengeli bir ritim oluşturur ve hızdaki değişimi vurgular. Bu kalıbı, bir tarzdan veya durumdan diğerine geçen bir süreci özetlemek için kullanabilirsiniz; kalıp mutlaka iki ayrı olayı anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlenin başındaki kalıp ne anlama geliyor?

  1. Bir uygarlık yavaşça, farklı bir uygarlık ise aniden çöktü.
  2. Uygarlık, yavaş yavaş başlayıp daha sonra hızlanan tek bir çöküş yaşadı.
  3. Uygarlık baştan sona sabit bir hızla çöktü.
Cevabı göster

Uygarlık, yavaş yavaş başlayıp daha sonra hızlanan tek bir çöküş yaşadı.

By civilization, Anlatım akışı

0:42

Medeniyet derken,

we mean a complex society where labor is specialized and social classes emerge

0:43

emeğin uzmanlaştığı, sosyal sınıfların ortaya çıktığı

and which is ruled by institutions.

0:48

ve kurumlar tarafından yönetilen karmaşık bir toplumu kastediyoruz.

Anlatım akışı

By civilization, we mean ...: bir terimi tanımlamak

By X, we mean Y, çalışma amacıyla kullanılan bir tanımı sunar: dinleyiciye konuşmacının bu tartışmada X ile tam olarak neyi kastettiğini bildirir. Burada X, civilization sözcüğüdür ve cümlenin geri kalanı bu tanıma dâhil edilen özellikleri verir. Bu kalıpta by, yöntem veya eylemi yapan kişiyi ifade etmez. Tam kalıp By + terim, we mean + tanım şeklindedir ve önemli bir terim farklı biçimlerde anlaşılabilecekse tartışmanın açık kalmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Yeni tanımı By X, we mean Y kalıbıyla tamamlayın: '____ digital privacy, ____ control over who can access your personal information.'

Cevabı göster

By · we mean

Civilizations share a dominant mutual language and culture

0:51

Medeniyetler baskın ve ortak bir dil ile kültürü paylaşır

and domesticate plants and animals to feed and sustain large cities

0:54

ve büyük şehirleri beslemek ve ayakta tutmak için bitki ve hayvanları evcilleştirirler;

where they often construct impressive monuments.

0:59

bu şehirlerde de genellikle etkileyici anıtlar inşa ederler.

Civilization lets us become efficient on large scales,

1:03

Medeniyet büyük ölçeklerde verimli olmamızı,

collect vast amounts of knowledge,

1:06

büyük miktarda bilgi toplamamızı

and put human ingenuity and the natural resources of the world to work. Kalıp ifadeler

1:08

ve insan zekasıyla dünyanın doğal kaynaklarını işe koşmamızı sağlar.

Kalıp ifadeler

put ... to work: bir şeyi işe koşmak

Put X to work, X’i pratik ve etkili biçimde kullanmak demektir. X nesnesi put ile to work arasına gelir; bu cümlede X, human ingenuity ile the natural resources of the world ögelerinin bağlanmasından oluşur. Bu ifade, bunları kelimenin tam anlamıyla işe göndermek demek değildir. Yetenek ve kaynakları sonuç üretmeleri için harekete geçirilebilen şeyler olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi put X to work yapısıyla tamamlayın: The team decided to ____ its new software ____ on the problem.

Cevabı göster

put · to work

Without civilization, Dilbilgisi

1:13

Medeniyet olmasaydı,

most people would never have been born,

1:14

çoğu insan asla doğmamış olurdu,

Dilbilgisi

Without ... would never have been born: gerçeğe aykırı geçmiş sonuç

Without civilization geçmişe ilişkin gerçek dışı bir koşul kurar: uygarlığın hiç var olmadığını hayal edin. Ana cümle, would never have + past participle yapısıyla varsayılan geçmiş sonucu verir. would never have been born içindeki been born, edilgen bir perfect yapıdır. Gelecekte kimlerin doğup doğmayacağını öngörmez; gerçekte doğmuş insanlara geçmişten bakar.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki gerçek dışı bir sonucu doğru biçimde anlatır?

  1. Without the map, we would never have found the cabin.
  2. Without the map, we will never find the cabin.
  3. Without the map, we never found the cabin.
Cevabı göster

Without the map, we would never have found the cabin.

which makes it a bit concerning that collapse is the rule, Deyimler

1:17

bu da çöküşün bir istisna değil,

not the exception.

1:20

kural olmasını biraz endişe verici kılıyor.

Deyimler

the rule, not the exception: olağan düzen

Bu cümlede rule, resmî bir talimatı değil, normal veya yaygın durumu ifade eder. collapse is the rule ifadesi, çöküşü genellikle gerçekleşen bir şey olarak sunar. Ardından gelen not the exception karşıtlığı, çöküşün nadir olduğu düşüncesini reddeder. X is the rule, not the exception kalıbı, bir beklentiyi kısa ve vurgulu biçimde düzeltmenin yoludur.

Alıştırma

Gecikmelerin nadir değil, olağan olduğunu belirtmek için cümleyi en iyi hangi seçenek tamamlar? In this system, delays are ...

  1. against the rules
  2. an exception to the rule
  3. the rule, not the exception
Cevabı göster

the rule, not the exception

Virtually all civilizations end,

1:22

Neredeyse tüm medeniyetler

on average, after 340 years.

1:24

ortalama 340 yıl sonra sona erer.

Collapse is rarely nice for individuals.

1:28

Çöküş, bireyler için nadiren hoş bir durumdur.

Their shared cultural identity is shattered as institutions lose the power to organize people.

1:31

Kurumlar insanları organize etme gücünü kaybettikçe ortak kültürel kimlikleri paramparça olur.

Knowledge is lost,

1:37

Bilgi kaybolur,

living standards fall,

1:38

yaşam standartları düşer,

violence increases,

1:40

şiddet artar

and often the population declines.

1:41

ve genellikle nüfus azalır.

The civilization either completely disappears,

1:43

Medeniyet ya tamamen ortadan kaybolur,

is absorbed by stronger neighbors,

1:46

ya daha güçlü komşuları tarafından yutulur,

or something new emerges,

1:48

ya da yeni bir şey ortaya çıkar,

sometimes with more primitive technology than before.

1:50

bazen eskisinden daha ilkel bir teknolojiyle.

If this is how it's been over the ages, Anlatım akışı

1:54

Eğer çağlar boyunca durum böyle olduysa,

what about us today?

1:56

peki ya bugün biz ne durumdayız?

Anlatım akışı

If this is how..., what about...: geçmişten günümüze geçiş

If ile başlayan yan cümle, daha önce anlatılan tarihsel düzeni bir öncül olarak sunar: this o düzene gönderme yapar, how it's been ise zaman içinde durumun genel olarak nasıl olduğunu belirtir. Ana soru olan what about us today?, ardından odağı geçmiş uygarlıklardan günümüze taşır. Burada what about us insanların nasıl hissettiğini sormaz; aynı düzenin modern toplum için de geçerli olup olmadığını gündeme getirir. If this is how..., what about...? kalıbı, bir savı arka plan kanıtından yeni bir örneğe taşımak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki bir düzeni günümüz hakkında bir soruya dönüştürmek için aynı kalıbı kullanıyor?

  1. If this is how cities grew in the past, what about cities today?
  2. What about visiting the old city today?
  3. If cities grew that way in the past, cities today must be the same.
Cevabı göster

If this is how cities grew in the past, what about cities today?

Just as Europeans forgot how to build indoor plumbing and make cement, Dilbilgisi

2:05

Tıpkı Avrupalıların kapalı alan su tesisatı yapmayı ve çimento üretmeyi unutması gibi,

will we lose our industrial technology,

2:10

endüstriyel teknolojimizi

Dilbilgisi

Just as Europeans forgot ..., will we lose ...?: benzetmeyle kurulan soru

Just as, ardından gelen soruya benzeyen, bilinen bir durumu tanıtır. Burada geçmişte Avrupa'daki bazı teknolojilerin kaybedilmesi, modern endüstriyel teknolojinin de kaybedilip kaybedilemeyeceğini sormak için bir emsal olarak kullanılır. Anlamı “aynı şekilde”dir; “aynı anda” değildir. Just as A, will B...? kalıbı önce kanıtı veya benzetmeyi, sonra belirsiz olasılığı verir. B'nin kesinlikle gerçekleşeceğini söylemez; soruyu daha önce gerçekleşmiş bir olayla ilişkilendirerek daha akla yatkın hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir soruyu benzetmeyle desteklemek için Just as kullanır?

  1. Just as paper records can burn, could digital records be lost too?
  2. Because paper records can burn, we store copies elsewhere.
  3. While paper records were burning, the alarm rang.
Cevabı göster

Just as paper records can burn, could digital records be lost too?

and with that our greatest achievements

2:12

ve bununla birlikte, 1 dolarlık pizzadan akıllı telefonlara veya lazerli göz ameliyatına kadar

from $1 pizza to smartphones or laser eye surgery?

2:14

en büyük başarılarımızı kaybedecek miyiz?

Will all this go away too?

2:19

Tüm bunlar da yok olup gidecek mi?

Today,

2:21

Bugün,

our cities stretch for thousands of square kilometers.

2:22

şehirlerimiz binlerce kilometrekareye yayılıyor.

We travel the skies.

2:25

Gökyüzünde seyahat ediyoruz.

Our communication is instant.

2:26

İletişimimiz anında gerçekleşiyor.

Industrial agriculture with engineered high-yield plants,

2:29

Mühendislik harikası yüksek verimli bitkilerle yapılan endüstriyel tarım,

efficient machinery,

2:32

verimli makineler

and high-potency fertilizer feeds billions of people.

2:33

ve yüksek etkili gübreler milyarlarca insanı besliyor.

Modern medicine gives us the longest lifespan we've ever had,

2:38

Modern tıp bize sahip olduğumuz en uzun ömrü sağlarken,

while industrial technology gives us an unprecedented level of comfort and abundance,

2:41

endüstriyel teknoloji bize eşi benzeri görülmemiş düzeyde konfor ve bolluk sunuyor,

even though we haven't yet learned to attain them without destroying our ecosphere. Dilbilgisi

2:47

henüz ekosferimizi yok etmeden bunlara nasıl ulaşacağımızı öğrenememiş olsak da.

Dilbilgisi

even though we haven't yet learned to attain them without destroying our ecosphere: güçlü ödünleme ve sınırlama

Even though güçlü bir ödünleme ilişkisi kurar: daha önce belirtilen yararlar gerçektir, ancak bu yan cümle olumlu tabloyla çelişen ciddi bir sınırlama ekler. Cümle, toplumun bu yararları ekolojik zarara yol açmadan elde etmenin bir yolunu henüz bulamadığını söyler. Them, comfort and abundance ifadelerine gönderme yapar. Without bir edat olduğu için ardından -ing biçimindeki destroying gelir; bu bölüm, istenen yöntemin kaçınması gereken zararlı bedeli belirtir. Yet, durumun değişebileceğini gösterirken şimdiye kadar değişmediğini de açıkça belirtir.

Alıştırma

İkinci yan cümleyi gerçek fakat ilk bilgiyle güçlü biçimde çelişen bir durum olarak sunan iki sözcüklü bağlaçla cümleyi tamamlayın: The plan was approved, ____ it still has serious environmental risks.

Cevabı göster

even though

There are arguably still different civilizations around today Kelime

2:52

Bugün hala birbirleriyle rekabet eden ve bir arada yaşayan

that compete and coexist with each other,

2:56

farklı medeniyetlerin olduğu iddia edilebilir,

but together they also form a singular global civilization.

2:58

ancak hepsi birlikte tek bir küresel medeniyet de oluşturuyorlar.

Kelime

Temkinli bir tutum belirteci olarak arguably

Arguably, bir iddiayı destekleyen makul gerekçeler bulunduğunu ancak iddianın yine de tartışmaya açık olduğunu gösterir. Burada farklı uygarlıkların hâlâ var olduğu iddiasını yumuşatır; konuşmacı bunu tartışmasız bir gerçek olarak değil, savunulabilir bir görüş olarak sunar. Tutum belirten bir zarf olarak, bir eylemin nasıl gerçekleştiğini anlatmak yerine iddianın tamamı hakkında yorum yapar.

Alıştırma

Hangi cümlede arguably, savunulabilir fakat tartışmaya açık bir görüş sunmak için kullanılmıştır?

  1. Arguably, the policy improved access, although its long-term effects remain uncertain.
  2. The two managers argued loudly during the meeting.
  3. Definitely, the policy improved access, and no reasonable person could disagree.
Cevabı göster

Arguably, the policy improved access, although its long-term effects remain uncertain.

But this modern globalized civilization is even more vulnerable in some ways than past empires

3:03

Ancak bu modern küreselleşmiş medeniyet bazı yönlerden geçmiş imparatorluklardan bile daha savunmasız

because we are much more deeply interconnected.

3:09

çünkü birbirimize çok daha derinden bağlıyız.

A collapse of the industrialized world

3:13

Sanayileşmiş dünyanın çöküşü

literally means that the majority of people alive today

3:16

kelimenin tam anlamıyla bugün hayatta olan insanların çoğunun

would perish,

3:19

yok olması anlamına gelir,

since without industrial agriculture, Dilbilgisi

3:20

çünkü endüstriyel tarım olmadan

we would no longer be able to feed them.

3:22

onları artık besleyemezdik.

Dilbilgisi

since without X, ... would no longer be able to ... yapısı

Bu cümlede since, because gibi “çünkü” anlamına gelir ve öngörülen can kaybının nedenini açıklar. Bu nedenin içinde without industrial agriculture, gerekli bir koşulun bulunmadığı varsayımsal durumu kurar; we would no longer be able to feed them ise bunun sonucunu verir. Them, bugün hayatta olan insanların çoğunu ifade eder. Yeniden kullanılabilir mantık şudur: since [without X, Y would no longer be able to do Z]. Neden, eksik koşul ve bunun sonucunda ortaya çıkan yetenek kaybını birbirine bağlayarak bir bağımlılığı açıklar. Buradaki would, geçmişteki bir alışkanlığı değil, varsayımsal bir sonucu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, temel bir koşulun eksik olması durumundaki varsayımsal sonucu ve bunun nedenini vererek süregelen bir bağımlılığı açıklar?

  1. Without the water tanks, firefighters were unable to respond effectively during last year's outage.
  2. The town maintains water tanks, since without them, firefighters would no longer be able to respond effectively during a long outage.
  3. The town has maintained water tanks since 2015, and firefighters inspect them every month.
Cevabı göster

The town maintains water tanks, since without them, firefighters would no longer be able to respond effectively during a long outage.

And there's an even greater risk.

3:25

Ve daha da büyük bir risk var.

What if a collapse were so deeply destructive Dilbilgisi

3:27

Ya çöküş o kadar derinden yıkıcı olursa ki

that we were unable to reindustrialize again?

3:30

bir daha asla sanayileşemezsek?

Dilbilgisi

Varsayımsal What if ... were so ... that ...? yapısı

What if + geçmiş biçimli bir yan cümle, geçmişte olmuş bir olayı değil, hayal edilen bir olasılığı sunar. Burada ilk were fiilinin öznesi a collapse, ikinci were fiilinin öznesi ise we’dir. İki fiil de aynı varsayımsal senaryoya aittir. so + sıfat veya zarf + that yapısı, “belirli bir sonuç doğuracak kadar” anlamına gelir. Burada yıkımın derecesini yeniden sanayileşememe sonucuna bağlayarak tek bir cümlede hem riski hem de sonucunu açıklar.

Alıştırma

Cümleyi varsayımsal What if ... were so ... that ... yapısıyla tamamlayın: What if the fog ____ so thick ____ the ferry could not leave?

Cevabı göster

were · that

What if it ruined our chances of enjoying a flourishing future Kalıp ifadeler

3:33

Ya çok gezegenli bir tür olarak

as a multi-planetary species?

3:37

gelişen bir geleceğin tadını çıkarma şansımızı mahvederse?

Kalıp ifadeler

ruined our chances of enjoying: başarı beklentisini yok etmek

To ruin someone's chances of doing something, bir kişinin bir şeyi başarma olasılığını ciddi biçimde azaltmak veya yok etmek demektir. Bu cümlede ruined our chances of enjoying, hayal edilen çöküşün insanlığın o gelişen geleceği yaşamasını engelleyebileceğini ifade eder. Burada chances, genel beklenti veya olasılık anlamındadır ve of sonrasında bir isim ya da -ing biçimi gelir. Bu yüzden chances of enjoying denir; chances of enjoy denmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir eylemin Liam’ın seçilme olasılığını yok edebileceği anlamına gelir?

  1. Liam could miss one chance to watch the team.
  2. Arriving late could give Liam a chance to join the team.
  3. Arriving late could ruin Liam's chances of joining the team.
Cevabı göster

Arriving late could ruin Liam's chances of joining the team.

A global civilizational collapse could be an existential catastrophe,

3:40

Küresel bir medeniyet çöküşü varoluşsal bir felaket olabilir,

something that ruins not just the lives of everyone alive today,

3:44

sadece bugün yaşayan herkesin değil,

but all the future generations that could have come into being. Deyimler

3:48

aynı zamanda var olabilecek tüm gelecek nesillerin hayatlarını mahvedecek bir şey.

Deyimler

come into being: var olmaya başlamak

Come into being, “var olmaya başlamak, ortaya çıkmak” anlamına gelir. Burada uygarlık sürseydi var olabilecek gelecek nesilleri anlatır; felaket onların hiçbir zaman var olmamasına yol açacaktır. Bu ifadede being, “varoluş” anlamında bir isimdir; sürekli zaman yapısının parçası değildir. İfade insan grupları, kurumlar, sistemler, fikirler ve var olmaya başlayan diğer şeyler için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi come into being ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The volunteer network ____ after the flood.

Cevabı göster

came into being

All the knowledge we might have discovered, Dilbilgisi

3:51

Keşfetmiş olabileceğimiz tüm bilgiler,

the art we might have created,

3:53

yaratmış olabileceğimiz sanat eserleri,

the joys we might have experienced,

3:55

yaşamış olabileceğimiz sevinçler

would be lost.

3:57

kaybolup giderdi.

Dilbilgisi

Might have + geçmiş zaman ortacı ... would be lost: gerçekleşmemiş olasılıklar

Tekrarlanan might have + geçmiş zaman ortacı yapısı —might have discovered, might have created ve might have experienced— başarıları ve deneyimleri mümkün ancak gerçekleşmemiş olarak sunar. Bu biçim çoğu zaman geçmişe baksa da burada felaket senaryosu bu olasılıkları gerçekleşmemiş bir geleceğe yerleştirir. Üç ilgi cümleciği knowledge, art ve joys sözcüklerini niteleyen paralel bir liste oluşturur. Sondaki would be lost, üçünü tek bir varsayımsal sonuçta toplar: Tamamlanmış eserlerin yalnızca kaybolması değil, bunları gerçekleştirme fırsatlarının ortadan kalkması söz konusudur.

Alıştırma

Bu bağlamda “the art we might have created ... would be lost” ne anlama gelir?

  1. Konuşmacı yalnızca önceki nesillerin bu sanatı yaratıp yaratmadığından emin değildir.
  2. Başarılar geçmişte kesinlikle gerçekleşti ve daha sonra unutulacaktı.
  3. Hayal edilen felaket bu fırsatları ortadan kaldıracağı için olası başarılar ve deneyimler hiçbir zaman gerçekleşmezdi.
Cevabı göster

Hayal edilen felaket bu fırsatları ortadan kaldıracağı için olası başarılar ve deneyimler hiçbir zaman gerçekleşmezdi.

So,

3:59

Peki,

how likely is all of this?

3:59

tüm bunların olma ihtimali nedir?

Let's start with some good news. Anlatım akışı

4:02

Bazı iyi haberlerle başlayalım.

Anlatım akışı

Konuşma yönlendiricisi olarak Let's start with some good news

Let's start with... dinleyicilere konuşmacının bir sonraki bölümü nasıl düzenleyeceğini bildirir: ilk konu bazı iyi haberler olacaktır. Önceki kaygılardan daha umutlu bir bakışı destekleyen kanıtlara açık bir geçiş yapar. Buradaki let's, herkesin birlikte bir eylem gerçekleştirmesine yönelik gerçek anlamda bir istek değildir. Konuşmacı bu kapsayıcı biçimi dinleyicileri konuşmanın akışı boyunca yönlendirmek için kullanır; yeniden kullanılabilen kalıp Let's start with + konu şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle dinleyicileri bir sunumun ilk ve olumlu bölümüne en iyi şekilde yönlendirir?

  1. Let's start with some good news.
  2. Have you heard the good news?
  3. There may be some good news.
Cevabı göster

Let's start with some good news.

While civilization collapses have happened regularly, Dilbilgisi

4:04

Medeniyet çöküşleri düzenli olarak yaşanmış olsa da,

none have ever derailed the course of global civilization.

4:07

hiçbiri küresel medeniyetin seyrini rayından çıkarmadı.

Dilbilgisi

Ödünleme ve tarihsel kapsam için While ..., none have ever ...

While, konuşmacının kabul ettiği bir gerçeği sunar: uygarlık çöküşleri düzenli olarak yaşanmıştır. Burada while, although anlamındadır; bir şeyin gerçekleştiği süre boyunca anlamında değildir. Ana cümle daha sonra bu gerçeğin gücünü sınırlar: bu çöküşlerin hiçbiri küresel uygarlığın genel seyrini durdurmamıştır. None have ever derailed, geçmişten bugüne kadarki tüm kayıtları gözden geçirmek için present perfect kullanır. None, çoğul collapses sözcüğüne gönderme yapar; ever ise iddiayı bu kayıttaki geçmiş vakaların tamamına genişletir. Yeniden kullanılabilen While + kabul edilen gerçek, none have ever + geçmiş zaman ortacı kalıbı, dikkatle sınırlandırılmış bir sonuca varmadan önce karşıt kanıtı kabul eder.

Alıştırma

Hangi cümle while ile bir sorunu kabul ederken none have ever ile kayıtlardaki hiçbir vakanın belirli bir sonuca yol açmadığını belirtir?

  1. During several prototype failures, none caused an injury.
  2. While several prototypes were failing, engineers repaired one.
  3. While several prototypes have failed, none have ever caused an injury.
Cevabı göster

While several prototypes have failed, none have ever caused an injury.

Rome collapsed,

4:11

Roma çöktü,

but the Aksumite Empire or the Teotihuacans

4:12

ancak Aksum İmparatorluğu veya Teotihuacanlar

and of course the Byzantine Empire carried on. Öbek fiiller

4:15

ve tabii ki Bizans İmparatorluğu varlığını sürdürdü.

Öbek fiiller

carried on: varlığını sürdürdü

Bu cümlede carried on, “varlığını sürdürdü ve gelişmeye devam etti” anlamındadır. Sayılan uygarlıklar Roma çöktüğünde sona ermemiştir. Buradaki carry on, geçişsiz bir öbek fiildir; carry ve on birlikte tek bir anlam oluşturur. “Bir şeyi taşımak” anlamına gelmez ve el bagajını ifade eden carry-on ismi de değildir.

Alıştırma

Cümleyi “devam etti” anlamına gelen carry on fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Even after the power cut, the hospital ____ operating.

Cevabı göster

carried on

What about sudden population crashes?

4:19

Peki ya ani nüfus düşüşleri?

So far, Anlatım akışı

4:22

Şimdiye kadar,

we've not seen a catastrophe that has killed much more than 10% of the global population.

4:23

küresel nüfusun %10'undan çok daha fazlasını öldüren bir felaket görmedik.

Anlatım akışı

So far: şu ana kadar olan zaman sınırını belirlemek

Cümlenin başındaki So far, tüm iddia için bir zaman sınırı koyar: kanıtlar yalnızca şu ana kadarki dönemi kapsar. Böylece ifade, zamandan bağımsız kesin bir yargı yerine temkinli bir sonuç olur. We've not seen yapısındaki present perfect, bugünden geçmişe baktığı için bu bakış açısıyla uyumludur. So far, daha sonraki kanıtların sonucu değiştirebileceği ihtimalini açık bırakır.

Alıştırma

Hangi cümlede so far, sonucu şu ana kadar mevcut olan kanıtlarla sınırlar?

  1. This is by far the heaviest sample in the set.
  2. So far, all six samples have passed, but more tests are scheduled.
  3. The laboratory is so far that we need to drive there.
Cevabı göster

So far, all six samples have passed, but more tests are scheduled.

No pandemic, Anlatım akışı

4:27

Ne bir pandemi,

no natural disaster,

4:28

ne bir doğal afet,

no war.

4:30

ne de bir savaş.

Anlatım akışı

No pandemic, no natural disaster, no war: vurgulu eksilti

Üç No + isim parçası paralel bir liste oluşturur. Her parçada, önceki cümlenin sağladığı aynı düşünce eksiltilmiştir: bu felaket türlerinden hiçbiri söz konusu edilen ölçeğe ulaşmamıştır. Her birimin başında No sözcüğünü tekrarlamak, tam bir yan cümleyi yeniden söylemeden olumsuz sonucu güçlü ve kolay izlenebilir hâle getirir. Bu kullanım salgınların, doğal afetlerin veya savaşların hiç yaşanmadığını söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede tekrarlanan No + isim yapısı ne anlama geliyor?

  1. Bu olay türlerinden hiçbiri daha önce açıklanan ölçeğe ulaşmadı.
  2. Salgınlar, doğal afetler ve savaşlar hiçbir zaman yaşanmadı.
  3. Yalnızca savaşlar daha önce açıklanan ölçeğe ulaştı.
Cevabı göster

Bu olay türlerinden hiçbiri daha önce açıklanan ölçeğe ulaşmadı.

The last clear example of a rapid global population decrease

4:31

Hızlı bir küresel nüfus düşüşünün son net örneği

was the Black Death,

4:34

Kara Ölüm'dü,

a pandemic of the bubonic plague in the 14th century

4:35

14. yüzyılda Orta Doğu ve Avrupa'ya yayılan

that spread across the Middle East and Europe

4:38

ve tüm Avrupalıların üçte birini, küresel nüfusun ise yaklaşık 1/10'unu öldüren

and killed a third of all Europeans and about 1/10th of the global population.

4:40

hıyarcıklı veba pandemisi.

If any event was going to cause the collapse of civilization, Dilbilgisi

4:46

Eğer medeniyetin çöküşüne neden olacak bir olay olsaydı,

that should have been it.

4:49

bu o olmalıydı.

Dilbilgisi

If any event was going to..., that should have been it: aşırı bir örnekle öngörüyü sınamak

If yan cümlesi geçmiş bir bakış açısından bir sınama kurar: herhangi bir olay medeniyetin çöküşüne yol açma potansiyeline sahipse, en güçlü aday bu olaydı. Was going to, o geçmiş duruma göre beklenen olası bir geleceği anlatır. That should have been it geçmişe dönük bir beklenti ifade eder: olayın aşırılığı göz önüne alındığında, belirleyici olayın bu olması beklenirdi. Burada should have been ahlaki yükümlülük anlatmaz ve cümle, beklenen çöküşün gerçekte yaşanmadığını ima eder.

Alıştırma

Hangi yorum cümleyle en iyi eşleşiyor?

  1. Tek bir olay medeniyetin çöküşüne yol açabilecek idiyse, bunu yapması en çok beklenen olay buydu, ancak yine de yapmadı.
  2. Konuşmacı olayın medeniyetin çöküşüne gerçekten yol açtığından emin.
  3. Olayın medeniyeti çökertmek gibi ahlaki bir yükümlülüğü vardı.
Cevabı göster

Tek bir olay medeniyetin çöküşüne yol açabilecek idiyse, bunu yapması en çok beklenen olay buydu, ancak yine de yapmadı.

But even the Black Death demonstrates humanity's resilience more than its fragility. Dilbilgisi

4:51

Ancak Kara Ölüm bile insanlığın kırılganlığından çok dayanıklılığını gösteriyor.

Dilbilgisi

demonstrates X more than Y: iki yoruma farklı ağırlık verme

“demonstrates X more than Y” yapısında more than, aynı kanıta ilişkin iki yorumu önem derecesine göre karşılaştırır. Burada Kara Ölüm hem insanlığın dayanıklılığını hem de kırılganlığını gösterir; ancak konuşmacı uzun vadeli sonucu değerlendirirken dayanıklılığa daha fazla ağırlık verir. Bu yapı Y’yi ortadan kaldırmaz veya reddetmez. Y de doğru olabilir; ancak X’in daha güçlü sonuç olduğunu belirtir.

Alıştırma

“The experience demonstrates her patience more than her fear” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Bu deneyim sabrı gösterir ve onun hiç korkmadığını kanıtlar.
  2. Bu deneyim sabır ve korkunun kesin olarak ölçülebilen miktarlarını karşılaştırır.
  3. Bu deneyim iki özelliği de gösterebilir, ancak sabır daha güçlü yorumdur.
Cevabı göster

Bu deneyim iki özelliği de gösterebilir, ancak sabır daha güçlü yorumdur.

While the old societies were massively disrupted in the short term, Kalıp ifadeler

4:57

Eski toplumlar kısa vadede büyük ölçüde sekteye uğrasa da,

the intense loss of human lives and suffering

5:01

yoğun insan hayatı kaybı ve acılar

did little to negatively impact European economic and technological development Kalıp ifadeler

5:03

uzun vadede Avrupa'nın ekonomik ve teknolojik gelişimini olumsuz etkilemekte

in the long run.

5:07

yetersiz kaldı.

Kalıp ifadeler

in the short term ... in the long run: farklı zaman ölçeklerini karşılaştırma

“In the short term” yakın veya hemen görülen etkileri, “in the long run” ise yeterince zaman geçtikten sonraki sonucu belirtir. Bu iki ifade birlikte bir görüşü iki farklı zaman ölçeğine ayırır. Bu cümlede while karşıtlığı başlatır: toplum başlangıçta ciddi biçimde sarsılmıştır, ancak daha uzun dönemde Avrupa’nın ekonomik ve teknolojik gelişimi neredeyse hiç zarar görmemiştir. Long run, “uzun bir dönem boyunca” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir; koşmayı anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki zaman ifadesiyle tamamlayın: “Switching systems may slow us down ____, but it should save time ____.”

Cevabı göster

in the short term · in the long run

Kalıp ifadeler

did little to negatively impact: sınırlı bir olumsuz etkiyi ifade etmek

do/does/did little to + fiilin yalın hâli kalıbı, “bir şeyin gerçekleşmesini veya değişmesini sağlamada yalnızca çok küçük bir etkiye sahip olmak” demektir. Zaman do ile gösterilir; to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır. Burada did little to negatively impact, kayıpların ve acıların uzun vadeli ekonomik ve teknolojik gelişim üzerinde yalnızca küçük bir olumsuz etkisi olduğunu belirtir. Little etkinin derecesini, negatively ise impact fiilinin nasıl gerçekleştiğini belirtir. Bu ifade yalnızca uzun vadeli gelişimle ilgili bu iddiayı sınırlar; insanların acısını küçümsemez.

Alıştırma

Hangi cümle, politikanın hiç etkisi olmadığını değil, yalnızca küçük bir etkisi olduğunu temkinli biçimde belirtir?

  1. The policy did nothing to reduce delays.
  2. The policy significantly reduced delays.
  3. The policy did little to reduce delays.
Cevabı göster

The policy did little to reduce delays.

Population size recovered within two centuries,

5:09

Nüfus büyüklüğü iki yüzyıl içinde toparlandı

and just two centuries later,

5:12

ve sadece iki yüzyıl sonra,

the Industrial Revolution began.

5:14

Sanayi Devrimi başladı.

History is full of incredible recoveries from horrible tragedies.

5:16

Tarih, korkunç trajedilerden inanılmaz toparlanmalarla doludur.

Take the atomic bombing of Hiroshima during World War II. Anlatım akışı

5:21

İkinci Dünya Savaşı sırasında Hiroşima'ya atılan atom bombasını ele alalım.

Anlatım akışı

Take the atomic bombing of Hiroshima: somut bir örnek sunmak

Bir açıklamanın başında Take + isim öbeği, “bu durumu bir örnek olarak düşünün” anlamına gelebilir. Dikkati genel bir iddiadan belirli bir örneğe yöneltir; bir şeyi fiziksel olarak almak veya kabul etmek anlamına gelmez. Burada Take the atomic bombing of Hiroshima, Hiroşima'nın bombalanmasını sırada ele alınacak örnek olarak sunar. Take sonrasında isim öbeği doğrudan gelebilir ve for example da eklenebilir.

Alıştırma

Bu cümlede Take ne işe yarar: “Take electric cars. Battery technology has improved quickly.”?

  1. Birine arabaları hediye olarak kabul etmesini söyler.
  2. Elektrikli arabaları somut bir örnek olarak sunar.
  3. Birine arabaları götürmesini söyler.
Cevabı göster

Elektrikli arabaları somut bir örnek olarak sunar.

140,000 people were killed

5:25

140.000 kişi öldü

and 90% of the city was at least partially incinerated or reduced to rubble. Kalıp ifadeler

5:27

ve şehrin %90'ı en azından kısmen yandı veya moloz yığınına döndü.

Kalıp ifadeler

reduced to rubble: moloz yığınına çevrilmiş

Burada reduced to rubble, “geriye yalnızca binaların kırık parçaları kalacak kadar ağır biçimde yıkılmış” demektir. Reduce ... to ... yapısı, bir şeyin belirli bir son duruma dönüşmesini gösterir; rubble azalan bir miktar değil, ortaya çıkan durumdur. İfade burada edilgen yapıdadır: 90% of the city was ... reduced to rubble. Daha önceki was, hem incinerated hem de reduced için kullanılır.

Alıştırma

Haberi “geriye yalnızca enkaz kalacak şekilde yıkılmış” anlamındaki üç kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: After the blast, the old factory was ____, leaving only piles of broken brick.

Cevabı göster

reduced to rubble

But against all odds, Deyimler

5:32

Fakat tüm olumsuzluklara rağmen,

they made a remarkable recovery. Kalıp ifadeler

5:34

olağanüstü bir iyileşme gösterdiler.

Deyimler

against all odds: tüm olumsuzluklara rağmen

Against all odds, “başarıyı son derece düşük ihtimalli gösteren koşullara rağmen” anlamına gelir. Bu cümlede ifade, toparlanmayı büyük bir yıkımdan sonra gelen şaşırtıcı bir başarı olarak sunar. Burada odds, yalnızca bahis oranlarını değil, başarı ihtimalini veya elverişsiz koşulları belirtir. Cümlenin başında kullanıldığında bir karşıtlık çerçevesi oluşturur ve ardından gelen başarılı sonucun beklenmediğini gösterir.

Alıştırma

Hangi durum against all odds ifadesiyle en iyi şekilde anlatılır?

  1. Sağlıklı bir koşucu her zamanki sabah koşusunu tamamlar.
  2. Bir koşucu antrenmandan önce hava durumuna bakar.
  3. Ağır yaralanmış bir koşucu, doktorların tamamlayamayacağını düşündüğü bir yarışı bitirir.
Cevabı göster

Ağır yaralanmış bir koşucu, doktorların tamamlayamayacağını düşündüğü bir yarışı bitirir.

Kalıp ifadeler

make a remarkable recovery: kayda değer biçimde toparlanmak

Made a recovery, make a recovery ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bu doğal sözcük birleşimi; hastalık, hasar, felaket veya gerilemenin ardından daha sağlıklı ya da güçlü bir duruma dönmek anlamına gelir. Bu yapıda recovery sözcüğünden önce do değil, make kullanılır. Remarkable, toparlanmanın alışılmadık derecede güçlü veya şaşırtıcı olduğunu belirtir. Burada özne bütün bir topluluğu ifade edebilir; dolayısıyla yapı yalnızca bireysel sağlık için kullanılmaz. Şehirler, kuruluşlar ve ekonomiler de make a recovery yapısının öznesi olabilir.

Alıştırma

Cümleyi ‘şaşırtıcı derecede iyi toparlandı’ anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the severe storm, the coastal town ____.

Cevabı göster

made a remarkable recovery

Hiroshima's population recovered within a decade,

5:36

Hiroşima'nın nüfusu on yıl içinde toparlandı

and today it's a thriving city of 1.2 million people.

5:39

ve bugün 1,2 milyonluk gelişen bir şehir.

None of this made these horrible events any less horrible

5:43

Bunların hiçbiri bu korkunç olayları,

for those who lived through them. Öbek fiiller

5:46

onları yaşayanlar için daha az korkunç yapmadı.

Öbek fiiller

lived through: yaşayıp sağ çıkmak

Live through, zor, tehlikeli veya önemli bir olayı ya da dönemi bizzat yaşayıp sağ çıkmak demektir. Lived through ifadesinde lived geçmiş zamandadır; through ise olayı kişinin yalnızca o sırada hayatta olduğu bir zaman değil, dayanıp geride bıraktığı bir deneyim olarak gösterir. İfade, olay veya dönemi nesne olarak alır: live through a war, a disaster, or a hard year. Bu cümlede them, korkunç olayları ifade eder; dolayısıyla söz konusu kişiler bu olayları bizzat yaşamış ve sağ çıkmıştır.

Alıştırma

Cümleyi ‘yaşayıp sağ çıktı’ anlamındaki iki sözcüklü fiille tamamlayın: The journalist ____ the earthquake and later described it in a book.

Cevabı göster

lived through

But for us as a species,

5:48

Ancak bir tür olarak bizler için,

these signs of resilience are good news.

5:49

bu dayanıklılık belirtileri iyi birer haberdir.

Why recovery is likely even in the worst case.

5:53

En kötü durumda bile toparlanmanın neden muhtemel olduğu da budur.

One thing that's different from historic collapses Dilbilgisi

5:57

Tarihsel çöküşlerden farklı olan bir şey,

is that humanity now has unprecedented destructive power.

6:00

insanlığın artık benzeri görülmemiş bir yıkıcı güce sahip olmasıdır.

Dilbilgisi

One thing that's different from X is that Y: önemli bir farkı öne çıkarma

One thing that's different from X is that Y kalıbı, önemli bir farkı öne çıkarır. X, daha önceki bir durumu veya başka bir karşılaştırma noktasını belirtir; is that sonrasındaki yan cümle ise farkın ne olduğunu açıklar. Bu cümlede karşılaştırma noktası historic collapses, yeni özellik ise insanlığın benzeri görülmemiş yıkıcı gücüdür. that's içindeki that bir ilgi zamiridir ve 's, is anlamına gelir; sonraki that ise is fiilinin anlamını tamamlayan yan cümleyi başlatır.

Alıştırma

Cümleyi One thing that's different from X is that Y kalıbıyla tamamlayın: One thing ____ last year's plan ____ we now have a backup.

Cevabı göster

that's different from · is that

Today's nuclear arsenals are so powerful Dilbilgisi

6:04

Günümüzün nükleer cephanelikleri o kadar güçlü ki

that all-out global war Kelime

6:07

topyekun bir küresel savaş

could cause a nuclear winter

6:08

bir nükleer kışa

and billions of deaths.

6:10

ve milyarlarca ölüme neden olabilir.

Dilbilgisi

so + sıfat + that: derece ile sonucu bağlama

be so + sıfat + that yan cümlesi kalıbı, yüksek bir dereceyi onun sonucu veya olası sonucuyla ilişkilendirir. So, powerful sözcüğünün derecesini artırır; burada “bu nedenle” anlamındaki cümle bağlayıcısı değildir. That ile başlayan yan cümle, bu aşırı gücün neye yol açabileceğini belirtir. Cümlede could cause kullanıldığı için sonuç kesin değil, olası olarak sunulur.

Alıştırma

Derece-sonuç kalıbını tamamlayın: The alarm was ____ loud ____ everyone left the building.

Cevabı göster

so · that

Kelime

all-out global war: topyekûn yoğunluk ve küresel kapsam

all-out global war ifadesinde all-out, savaşın büyük kısıtlamalar olmadan ve mevcut tüm güç ya da kaynaklar kullanılarak yürütüldüğünü belirten, kısa çizgili bir sıfattır. İnsanların dışarı çıkmasını değil, savaşın ölçeğini ve şiddetini anlatır. İki niteleyici farklı bilgiler verir: all-out çatışmanın ne kadar eksiksiz ve sınırsız yürütüldüğünü, global ise bütün dünyaya yayıldığını belirtir. Burada ifade, nükleer cephaneliklerin büyük ölçekte kullanılabileceği dünya çapında bir çatışma şeklindeki en kötü senaryoyu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “mevcut tüm çabayı kullanmak” anlamına gelen kısa çizgili sıfatla tamamlayın: The rescue team made an ____ effort to find the missing hikers.

Cevabı göster

all-out

Our knowledge of our own biology

6:12

Kendi biyolojimiz

and how to manipulate it

6:14

ve onu nasıl manipüle edeceğimiz hakkındaki bilgimiz

is getting so advanced

6:15

o kadar ilerliyor ki

that it's becoming possible to engineer viruses

6:17

koronavirüs kadar bulaşıcı

as contagious as the coronavirus Dilbilgisi

6:19

ve Ebola kadar ölümcül

and as deadly as Ebola.

6:21

virüsler tasarlamak mümkün hale geliyor.

Dilbilgisi

as contagious as ... ve as deadly as ...: paralel karşılaştırmalar

İki ifade de eşitlik bildiren as + adjective + as kalıbını kullanır. as contagious as the coronavirus bulaşıcılığı bir ölçütle, as deadly as Ebola ise ölümcüllüğü başka bir ölçütle karşılaştırır. İki tam kalıp and ile bağlandığı için her iki özellik de aynı tasarlanmış virüslere aittir. Her karşılaştırma yalnızca adı verilen özellikle sınırlıdır; virüslerin, koronavirüsün ve Ebola’nın her yönden birbirine benzediği söylenmez.

Alıştırma

Birbirine paralel iki as + adjective + as karşılaştırması kullanın. Cümleyi soft/silk ve durable/leather ile tamamlayın: The new fabric is ____ silk and ____ leather.

Cevabı göster

as soft as · as durable as

Increasingly the risk of global pandemics

6:24

Küresel pandemi riski

is much higher than in the past.

6:27

giderek geçmiştekinden çok daha yüksek bir seviyede.

So we may cause a collapse ourselves

6:29

Bu yüzden çöküşe kendimiz neden olabiliriz

and it might be much worse

6:32

ve bu, doğanın şu ana kadar karşımıza çıkardığı şeylerden

than the things nature has thrown at us so far. Öbek fiiller

6:33

çok daha kötü olabilir.

Öbek fiiller

İstenmeyen zorluklar için thrown at us

Bu cümlede the things nature has thrown at us, doğanın insanlığı yüzleşmek zorunda bıraktığı felaketler ve diğer zorluklar anlamına gelir. Burada gerçekten bir şey fırlatılmıyor. throw something at someone kalıbı güç ve yön hissini korur: sorun, kişi istemese de ona doğru geliyormuş gibi görünür. Bu kalıp, zorlukları başa çıkılması gereken ani sınamalar olarak sunmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi throw ... at them yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The team handled every problem the project ____.

Cevabı göster

threw at them

But if say 99% of the population died, Kelime

6:36

Ancak diyelim ki nüfusun %99'u öldü,

would global civilization collapse forever?

6:38

küresel medeniyet sonsuza dek çöker miydi?

Kelime

Varsayımsal bir sayı tanıtmak için say

Burada say, “örneğin” veya “varsayalım” anlamına gelen bir ara söz belirtecidir. 99% oranını bir düşünce deneyi için seçilen sayı olarak tanıtır; birinin bu sayıyı söylediği anlamına gelmez. Say sözcüğünün bu kullanımı, konuşmacının ölçülmüş bir gerçek gibi sunmadan uygun bir varsayımsal değer belirlemesini sağlar. Özenli yazıda genellikle virgüllerle ayrılır: “if, say, 99% of the population died.”

Alıştırma

“Suppose, say, ten people volunteer,” cümlesinde say ne işe yarar?

  1. Birinin ten sayısını yüksek sesle söylediğini bildirir.
  2. Ten değerinin doğrulanmış kesin bir sayı olduğunu gösterir.
  3. Ten değerini tartışma için seçilen bir sayı olarak tanıtır.
Cevabı göster

Ten değerini tartışma için seçilen bir sayı olarak tanıtır.

Could we recover from such a tragedy?

6:41

Böyle bir trajedinin altından kalkabilir miydik?

We have some reasons to be optimistic.

6:44

İyimser olmak için bazı nedenlerimiz var.

Let's start with food.

6:47

Yemekle başlayalım.

There are 1 billion agricultural workers today,

6:48

Bugün 1 milyar tarım işçisi var,

so even if the global population fell to just 80 million,

6:51

bu yüzden küresel nüfus sadece 80 milyona düşse bile,

it's virtually guaranteed

6:55

hayatta kalanların birçoğunun

that many survivors

6:56

nasıl yiyecek üretileceğini bileceği

would know how to produce food.

6:57

neredeyse garanti.

And we don't need to start at square one Deyimler

6:59

Ve sıfırdan başlamamıza gerek yok

because we could still use modern high-yield crops.

7:01

çünkü hala modern yüksek verimli mahsulleri kullanabiliriz.

Deyimler

start at square one: hiç ilerleme olmadan başlamak

Bu cümlede start at square one, yararlanılabilecek hiçbir ilerleme veya temel olmadan en ilk aşamadan başlamak anlamına gelir. Modern ürünler önceki gelişmeleri koruduğu için ilerlemenin sıfır olduğu bu başlangıç noktasına dönmek gerekmez. Square one gerçek bir yer değil, mecazdır. Bu deyim bir sürecin başlangıcını vurgular ve bir planın, projenin, araştırmanın veya öğrenme sürecinin en ilk aşamadan başlatılması ya da yeniden kurulması gerektiğinde kullanılabilir.

Alıştırma

Önceki bütün ilerlemenin kullanılamaz olduğunu ve işe ilk aşamadan başlanması gerektiğini hangi cümle anlatır?

  1. We can pick up where we left off.
  2. We only need to revise the final step.
  3. We have to start at square one.
Cevabı göster

We have to start at square one.

Maize is 10 times bigger than its wild ancestor. Dilbilgisi

7:04

Mısır vahşi atasından 10 kat daha büyüktür.

Dilbilgisi

10 times bigger than: kat belirten karşılaştırma

Sayı + times + karşılaştırma sıfatı + than yapısı, ölçülebilir bir özelliği karşılaştırır. Burada 10 times bigger than its wild ancestor, mısırın yabani atasının yaklaşık on katı büyüklüğünde olduğunu anlatmak için kullanılmıştır. Günlük İngilizcede bu ifade çoğunlukla toplam çarpanı belirtir. Ancak bigger, “şu kadar daha büyük” olarak da okunabilir; bu yüzden katı bir matematiksel yorum, toplam büyüklüğü orijinalin on bir katı olarak hesaplayabilir. Kesinlik önemli olduğunda daha açık bir yapı kullanın.

Alıştırma

Günlük İngilizcede “The new model is 10 times bigger than the old one” ifadesi genellikle ne anlatmak ister?

  1. Yeni model her durumda eski modelin tam olarak on bir katı büyüklüğündedir.
  2. Yeni model, eski modelin yaklaşık on katı büyüklüğündedir.
  3. Eski modelin büyüklüğü ne olursa olsun, yeni model on birim daha büyüktür.
Cevabı göster

Yeni model, eski modelin yaklaşık on katı büyüklüğündedir.

Ancient tomatoes were the size of today's peas.

7:08

Eski domatesler günümüzün bezelyesi büyüklüğündeydi.

After agriculture,

7:12

Tarımdan sonra,

the next step towards recovery Anlatım akışı

7:13

toparlanma yolundaki bir sonraki adım

would be rebuilding industrial capacity

7:15

elektrik şebekeleri ve otomatik üretim gibi

like power grids and automated manufacturing.

7:18

endüstriyel kapasitenin yeniden inşası olacaktır.

Anlatım akışı

the next step towards recovery would be ...: planın sonraki aşamasını sıralama

the next step towards X would be Y kalıbı, açıklamayı önceki veya tamamlanmış bir aşamadan sonra önerilen aşamaya taşır. X daha büyük hedefi, Y ise bu hedefe ilerleten eylemi belirtir. Bu cümlede would be, endüstriyel kapasitenin yeniden kurulmasını varsayımsal bir toparlanma planındaki mantıklı sonraki eylem olarak sunar. Bu aşamanın planlandığını veya kesinlikle gerçekleşeceğini vaat etmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki planlama kalıbıyla tamamlayın: After restoring clean water, ____ repairing the roads.

Cevabı göster

the next step towards recovery would be

A huge problem

7:21

Büyük bir sorun,

is that our economies of scale Kelime

7:22

ölçek ekonomilerimizin

make it impossible to just pick up where we left off. Deyimler

7:24

kaldığımız yerden öylece devam etmeyi imkansız kılmasıdır.

Kelime

economies of scale: daha büyük faaliyetlerden doğan verimlilik avantajları

Economies of scale, yani ölçek ekonomileri, üretim veya faaliyetler büyüdükçe ortaya çıkan maliyet ya da verimlilik avantajlarıdır. Sabit maliyetler daha fazla birime dağıtılabilir ve büyük sistemler özel ekipman veya süreçler kullanabilir; bu nedenle birim başına maliyet çoğu zaman düşer. Bu cümlede terim, karmaşık modern bir ekonominin çok daha küçük bir ölçekte doğrudan yeniden başlatılamamasını açıklar: sistemlerini işler kılan talep ve üretim hacmi ortadan kalkmıştır. Buradaki economies, birden fazla ulusal ekonomi değil, tasarruf veya verimlilik anlamına gelir.

Alıştırma

“The factory lowered its cost per battery through economies of scale.” cümlesinde economies of scale ne anlama gelir?

  1. Üretim arttıkça birim başına ortalama maliyet düşer.
  2. İşçiler ürünleri fiziksel bir terazide ölçer.
  3. Bir ülke para birimini daha büyük bir banknotla değiştirir.
Cevabı göster

Üretim arttıkça birim başına ortalama maliyet düşer.

Deyimler

pick up where we left off: kaldığımız yerden devam etmek

pick up where we left off, bir etkinliğe ara verildikten veya etkinlik kesintiye uğradıktan sonra, durulan noktadan ya da aşamadan devam etmek demektir. Burada pick up, fiziksel olarak kaldırmak değil, yeniden başlamak anlamındadır; where we left off ise kesintinin olduğu noktayı belirtir. Bu cümlede just pick up where we left off, önceki ekonomik sistemi doğrudan sürdürmeyi anlatır. Bunun impossible olduğu söylenerek yeni bir başlangıç değil, ilerlemedeki kopukluk vurgulanır.

Alıştırma

Ekip tasarım incelemesinin ortasında durdu. Hangi cümle aynı noktadan devam edeceklerini anlatır?

  1. We'll pick up the printed plans from the floor tomorrow.
  2. We'll start a completely new design review tomorrow.
  3. We'll pick up where we left off in tomorrow's meeting.
Cevabı göster

We'll pick up where we left off in tomorrow's meeting.

Many of our high-tech industries

7:27

Birçok yüksek teknoloji endüstrimiz

are only functional because of huge demand Dilbilgisi

7:29

sadece devasa talep

and intensely interconnected supply chains

7:31

ve farklı kıtalardaki yoğun şekilde birbirine bağlı tedarik zincirleri

across different continents.

7:34

sayesinde işlevseldir.

Dilbilgisi

are only functional because of: temel bir koşulu ifade etmek

are only functional because of yapısı, öznenin ancak ardından gelen neden sayesinde çalışabildiğini ve bu nedenin gerekli bir koşul olduğunu belirtir. Functional çalışabilir veya amaçlanan işi yapabilir demektir; because of nedeni tanıtır, only ise bu nedenin zorunluluğunu vurgular. Burada endüstrilerin yalnızca bir işleve sahip olduğu söylenmiyor. Endüstrilerin çalışmasının büyük talebe ve kıtalar boyunca birbirine sıkı biçimde bağlı tedarik zincirlerine dayandığı anlatılıyor. only çıkarılırsa nedensellik korunur, ancak bu desteklerin vazgeçilmez olduğu iddiası zayıflar.

Alıştırma

Eski tarayıcı hakkında gerekli koşulu en güçlü biçimde ifade eden cümleyi seçin.

  1. The old scanner is functional even without a custom driver.
  2. The old scanner is only functional because of a custom driver.
  3. The old scanner is functional because of a custom driver.
Cevabı göster

The old scanner is only functional because of a custom driver.

Even if our infrastructure were left unharmed, Dilbilgisi

7:36

Altyapımız zarar görmemiş olsa bile,

we would make huge steps backwards technologically. Deyimler

7:39

teknolojik olarak büyük adımlarla geriye giderdik.

Dilbilgisi

Even if ... were ..., we would ...: «olsa bile» ile varsayımsal ödünleme

Even if, bir koşulun içine ödünleme anlamı katar: konuşmacı altyapının zarar görmemesi gibi çok elverişli bir olasılığı seçer ve ana sonucun yine de gerçekleşeceğini söyler. Böylece olumsuz sonucun kaçınılmaz olduğu vurgulanır. Geçmiş biçimindeki were, koşulun gerçekten yaşanmış bir olayı bildirmediğini, varsayımsal olduğunu gösterir. Ana cümledeki would ise düşünülen sonucu verir: bu varsayım altında bile teknolojik gerileme yaşanacaktır.

Alıştırma

Elverişli bir varsayımsal koşul altında bile sonucun değişmeyeceğini göstermek için cümleyi even if ... were kalıbıyla tamamlayın: ____ the backup system ____ fully operational, the launch would still fail.

Cevabı göster

Even if · were

Deyimler

make huge steps backwards technologically: teknolojik açıdan büyük ölçüde gerilemek

steps backwards ifadesi, uzayda geriye doğru hareket etmeyi ilerleme kaybı için bir benzetmeye dönüştürür. Huge, kaybın küçük değil büyük olacağını gösterir; kimse gerçek anlamda geriye doğru yürümemektedir. Technologically zarfı, gerilemenin hangi alanda gerçekleştiğini belirtir. Sözcükler birlikte, toplumun veya bir sektörün teknolojik kapasitesinin ya da ilerlemesinin büyük bölümünü kaybedeceğini anlatır.

Alıştırma

Örnekte make huge steps backwards technologically ne anlama geliyor?

  1. Teknolojiyi tam olarak aynı düzeyde tutmak.
  2. Teknolojik ilerlemenin büyük bir bölümünü kaybetmek.
  3. Altyapıyı çok hızlı onarmak.
  4. Teknoloji kullanırken geriye doğru yürümek.
Cevabı göster

Teknolojik ilerlemenin büyük bir bölümünü kaybetmek.

But then again, Anlatım akışı

7:42

Ama öte yandan,

we are thinking in larger timeframes.

7:43

daha geniş zaman dilimleriyle düşünüyoruz.

Anlatım akışı

Bir görüşü yeniden değerlendirme işareti olarak But then again

But then again, konuşanın az önce söylediği noktayı yeniden değerlendirdiğini gösterir. Önceki yargıyı dengeleyen, sınırlayan ya da kısmen değiştiren bir etken sunar. Burada odak, gerilemenin ciddiyetinden ele alınan daha uzun zaman ölçeğine kayar. Bu ifade düşünce akışını düzenler; zaman sırasındaki sonra anlamına ya da bir olayın yeniden gerçekleşmesine gelmez.

Alıştırma

En uygun bağlayıcıyı seçin: The trip would be expensive. ____ it might be worth it for the experience.

  1. As a result,
  2. But then again,
  3. For example,
Cevabı göster

But then again,

Industrialization originally happened

7:46

Sanayileşme aslen

12,000 years after the Agricultural Revolution.

7:48

Tarım Devrimi'nden 12.000 yıl sonra gerçekleşti.

So if we need to start over Öbek fiiller

7:51

Yani büyük bir çöküşten sonra

after a massive collapse,

7:53

baştan başlamamız gerekirse,

Öbek fiiller

Start over: sürece yeniden başlamak

Start over, önceki çalışma veya ilerleme kaybedildikten, reddedildikten ya da terk edildikten sonra bir sürece yeniden başlamak anlamına gelen bir öbek fiildir. Süreci başından veya daha önceki bir temel noktadan yeniden başlatmaya odaklanır. Neredeyse her şeyi yeniden kurmak anlamına gelebilir, ancak start from scratch ifadesinin aksine hiçbir kaynak, bilgi veya kullanılabilir parça kalmadığını her zaman ileri sürmez.

Alıştırma

Cümleyi, bütün sürece yeniden başlamak anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The design file was unusable, so we had to ____.

Cevabı göster

start over

it shouldn't be that hard to reindustrialize Dilbilgisi

7:54

en azından evrimsel zaman ölçeklerinde,

at least on evolutionary timescales.

7:57

yeniden sanayileşmek o kadar da zor olmamalı.

Dilbilgisi

shouldn't be that hard to: zorluk hakkında temkinli bir değerlendirme

Burada shouldn't, nedenlere veya kanıtlara dayalı bir beklenti ifade eder: konuşmacı, yeniden sanayileşmenin korkulabileceği kadar zor olmayacağını düşünüyor. Bir yükümlülük ya da yasak ifade etmez. that hard içindeki that, o kadar veya o derece anlamına gelen bir derece zarfıdır; to ise değerlendirilen eylemi başlatır. Bu değerlendirme, it will be easy demekten özellikle daha temkinlidir ve belirsizliğe yer bırakır. at least on evolutionary timescales ifadesi iddiayı çok uzun bir dönemle sınırlar; dolayısıyla cümle yeniden sanayileşmenin kısa vadede kolay olacağını söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle bir garanti veya kural belirtmek yerine görevin yapılabilir olduğuna dair temkinli bir tahminde bulunur?

  1. The repair shouldn't be started without permission.
  2. The repair is guaranteed to be easy with the right tools.
  3. The repair shouldn't be that hard to finish with the right tools.
Cevabı göster

The repair shouldn't be that hard to finish with the right tools.

There's a hitch, Anlatım akışı

8:00

Ancak

though.

8:00

bir pürüz var.

Anlatım akışı

There's a hitch, though: karşıtlıkla bir engel belirtmek

There's a hitch, bir planın veya umut verici bir durumun beklenmedik, pratik bir engel içerdiğini belirtir. Hitch burada çekme bağlantısı anlamında değil, pürüz veya karmaşıklık anlamında mecazi olarak kullanılmıştır. Konuşmacı önce olumlu düşünceyi geçerli bırakır, ardından sınırlamayı ekler. Cümle sonundaki though, önceki olumlu düşünceye gönderme yapıp yeni bilgiyi karşıtlık olarak işaretler ve yapılabilirlikten soruna kısa bir geçiş oluşturur.

Alıştırma

Hangi seçenek olumlu bir haberin ardından doğal biçimde pratik bir engel getirir?

  1. The apartment looks ideal because there is a hitch.
  2. The apartment looks ideal, and every requirement is already satisfied.
  3. The apartment looks ideal. There's a hitch, though: the lease starts two months late.
Cevabı göster

The apartment looks ideal. There's a hitch, though: the lease starts two months late.

The Industrial Revolution was fueled literally

8:01

Sanayi Devrimi kelimenin tam anlamıyla kolay erişilebilir kömürün

by burning easily accessible coal,

8:04

yakılmasıyla körüklendi

and we are still very much reliant on it. Kalıp ifadeler

8:06

ve biz hala büyük ölçüde ona bağımlıyız.

Kalıp ifadeler

very much reliant on: büyük ölçüde bağımlı olmak

Bu cümlede very much reliant on, “büyük ölçüde bağımlı olmak” anlamına gelir. Reliant on, bir şeyin çalışmak veya devam etmek için neye ihtiyaç duyduğunu belirtir; very much ise bağımlılığın derecesini artırır. Yapı be + (very much) reliant on + isim veya zamir şeklindedir. Buradaki it, daha önce sözü edilen kolay erişilebilir kömürü belirtir; Sanayi Devrimi'nin tamamını belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümlede güçlü bir bağımlılığı ifade etmek için very much reliant on doğru kullanılmıştır?

  1. The town is still very much reliant on imported fuel.
  2. The town is still very much reliant of imported fuel.
  3. The town is still very reliant much on imported fuel.
Cevabı göster

The town is still very much reliant on imported fuel.

If we use it all up today, Öbek fiiller

8:09

Eğer bugün hepsini tüketirsek,

aside from making rapid climate change much worse, Dilbilgisi

8:11

hızlı iklim değişikliğini çok daha kötü hale getirmenin yanı sıra,

we could hinder our ability to recover Kalıp ifadeler

8:13

büyük bir krizden

from a huge crisis.

8:15

kurtulma yeteneğimizi engelleyebiliriz.

Öbek fiiller

use it all up: tüm miktarı tüketmek

Bu cümlede use it all up, “hiçbir şey kalmayacak şekilde tüm miktarı tüketmek” anlamına gelir. Up, öbek fiile tamamlanma anlamı katarken all, miktarın tamamının bittiğini vurgular. Nesne bir zamir olduğunda olağan sıra use + zamir + up şeklindedir: use it up. Ek vurgu için all, zamir ile up arasına gelebilir: use it all up. Buradaki it, daha önce sözü edilen kolay erişilebilir kömürü belirtir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için use, it, all ve up sözcüklerini doğal sıraya koyun: We have only one tank of clean water, so don't ____ on the first day.

Cevabı göster

use it all up

Dilbilgisi

aside from making ... ile ikincil bir sonuç eklemek

Burada aside from + -ing, konuşmacının ana sonuca geçmeden önce kabul ettiği bir sonucu sunar. Aside from making rapid climate change much worse, “hızlı iklim değişikliğini çok daha kötü hâle getirmenin yanı sıra” demektir; iklim değişikliğini değerlendirme dışı bırakmak anlamına gelmez. Bu yapı bilgileri önem sırasına koyar: aside from ifadesi ek bir etki verirken we could hinder our ability to recover ana cümlesi asıl odağı taşır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir sonucu ekledikten sonra başka bir sonucu doğru şekilde vurgular?

  1. Instead of reducing waste, the new system could save us money.
  2. Aside from reducing waste, the new system could save us money.
  3. Except reducing waste, the new system could save us money.
Cevabı göster

Aside from reducing waste, the new system could save us money.

Kalıp ifadeler

hinder our ability to recover: imkânsızlık değil, zorluk

Hinder our ability to recover, hinder + iyelik + ability + to-infinitive kalıbını izler. “Bizim” ne kadar kolay veya etkili biçimde toparlanabileceğimizi azaltan engeller yaratmak anlamına gelir. Hinder genellikle toparlanmanın imkânsız olduğunu iddia etmez. Toparlanmayı daha zor, daha yavaş veya daha az olası gösterir; bu nedenle prevent sözcüğünden daha zayıftır.

Alıştırma

Hangi cümle, sınırlı finansmanın toparlanmayı zorlaştırabileceğini ancak mutlaka imkânsız kılmadığını anlatır?

  1. Limited funding may enable us to recover.
  2. Limited funding may hinder our ability to recover.
  3. Limited funding may prevent us from recovering.
Cevabı göster

Limited funding may hinder our ability to recover.

So we should stop using easy to access coal

8:17

Bu yüzden, kötü bir şey olması durumunda

so it can serve as a civilization insurance Deyimler

8:20

medeniyet sigortası olarak işlev görebilmesi için

in case something bad happens. Dilbilgisi

8:22

kolay erişilebilir kömür kullanımını durdurmalıyız.

Deyimler

“serve as a civilization insurance”: işlev ve benzetme

serve as + isim öbeği yapısında serve as, “olarak işlev görmek” veya “rolünü üstlenmek” anlamına gelir. Burada kömüre gelecekte üstlenebileceği bir rol veriliyor; sözcük gerçek anlamıyla bir hizmet sunmaktan söz etmiyor. “A civilization insurance”, büyük bir felaketten sonra medeniyetin toparlanmasına yardımcı olabilecek bir rezerv için kullanılan yaratıcı bir benzetmedir. İngilizcede insurance, riske karşı koruma anlamındayken genellikle sayılamaz. Buradaki a, bu rezervi medeniyeti koruyan belirli bir önlem olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi “olarak işlev görmek” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: During a power cut, this battery can ____ an emergency backup.

Cevabı göster

serve as

Dilbilgisi

“in case something bad happens”: bir olasılığa karşı hazırlanmak

in case + geniş zaman yapısı, gelecekte gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan bir olaydan önce alınan önlemin nedenini belirtir. Olay hiç gerçekleşmeyebilir; gerçekleşirse hazır olmak için hazırlık şimdiden yapılır. Burada something bad happens, gelecekteki olası bir durumu anlatmasına rağmen geniş zamandadır. İfade, kömürün hazırlık amacıyla kullanılabilir durumda tutulduğunu anlatır; kötü olayın gerçekleşmesinin beklendiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, yağmur olasılığına karşı şemsiyeyi şimdi önlem olarak yanına aldığın anlamına gelir?

  1. Take the umbrella if it rains.
  2. Take the umbrella in case it rains.
Cevabı göster

Take the umbrella in case it rains.

Another thing that makes recovery likely Dilbilgisi

8:25

Toparlanmayı muhtemel kılan bir diğer şey ise

is that we'd probably have most of the information

8:27

medeniyeti yeniden inşa etmek için ihtiyacımız olan

we need to rebuild civilization.

8:29

bilgilerin çoğuna muhtemelen sahip olacağımızdır.

Dilbilgisi

Another thing that makes ... likely is that: destekleyici bir gerekçe eklemek

Another thing that makes ... likely is that ... bir savı destekleyen ek bir unsur sunar. Kalıp Another thing that makes + sonuç + likely + is that + gerekçe şeklindedir. Buradaki yeni gerekçe, medeniyeti yeniden kurmak için gereken bilgilerin çoğunun muhtemelen elde kalacak olmasıdır. Makes ... likely, bir sonucun gerçekleşme ihtimalini artırmak anlamına gelir; sonucu garanti etmez. Another, daha önce en az bir destekleyici noktanın belirtildiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, sonucun kesin olduğunu iddia etmeden ikinci bir destekleyici gerekçeyi doğru biçimde ekler?

  1. Another thing that guarantees recovery is that the radio still works.
  2. Another thing that makes recovery likely is that the radio still works.
  3. Another thing makes recovery likely because is that the radio still works.
Cevabı göster

Another thing that makes recovery likely is that the radio still works.

We would certainly lose a lot of crucial institutional knowledge, Kelime

8:32

Özellikle artık kimsenin okuyamayacağı veya çalıştıramayacağı

especially on hard drives

8:35

sabit disklerdeki

that nobody could read or operate anymore.

8:36

çok sayıda önemli kurumsal bilgiyi kesinlikle kaybederdik.

Kelime

crucial institutional knowledge: kuruluş için hayati uygulama bilgisi

Institutional knowledge, bir kuruluşun çalışanları aracılığıyla biriktirdiği pratik bilgidir: süreçlerin gerçekte nasıl işlediği, geçmiş kararların neden alındığı ve uzmanlık gerektiren sistemlerin nasıl çalıştırıldığı gibi bilgiler buna dahildir. Bunların yalnızca bir kısmı yazılı olabilir. Bu cümlede crucial, söz konusu uygulama bilgisinin vazgeçilmez olduğunu belirtir. Bu bilgi kaybedilirse mevcut dosya veya ekipmanlar, onlara nasıl erişileceğini ya da nasıl çalıştırılacağını bilen kimse kalmadığı için kullanılamaz hâle gelebilir.

Alıştırma

Hangi durum institutional knowledge kaybını en iyi şekilde gösterir?

  1. Bir internet sitesi ana sayfasının rengini değiştirir.
  2. Deneyimli bir mühendis, belgelenmemiş bakım yöntemini açıklamadan ayrılır.
  3. Bir öğrenci tarih kitabındaki bir bilgiyi unutur.
Cevabı göster

Deneyimli bir mühendis, belgelenmemiş bakım yöntemini açıklamadan ayrılır.

But a lot of the technological, scientific, and cultural knowledge

8:39

Ancak dünyanın 2,6 milyon kütüphanesinde depolanan

stored in the world's 2.6 million libraries

8:41

teknolojik, bilimsel ve kültürel bilginin büyük bir kısmı

would survive the catastrophe.

8:44

felaketten sağ çıkardı.

The post-collapse survivors

8:46

Çöküş sonrası hayatta kalanlar

would know what used to be possible Dilbilgisi

8:48

eskiden nelerin mümkün olduğunu bilecekler

and they could reverse-engineer Kelime

8:49

ve buldukları bazı araç ve makinelerde

some of the tools and machines

8:51

tersine mühendislik

they'd find.

8:52

yapabileceklerdi.

Dilbilgisi

used to be possible: değişmiş bir geçmiş gerçekliği

Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte doğru olan fakat artık doğru olmayan bir durumu veya geçmişte tekrarlanan fakat artık gerçekleşmeyen bir eylemi anlatır. Buradaki used to be possible, bazı şeylerin çöküşten önce mümkün olduğunu, ancak sonrasında artık mümkün olmayabileceğini belirtir. Used to sonrasında fiilin yalın hâli kullanılır: used to be denir, used to was denmez. Şimdiki zamanla karşıtlık doğrudan belirtilebilir veya bağlamdan anlaşılabilir.

Alıştırma

Geçmişte doğru olan ama şimdi doğru olmayan bir durumu anlatan hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: This road ____ be open to cars, but now it is for bicycles only.

Cevabı göster

used to

Kelime

reverse-engineer: bitmiş üründen tasarımı çıkarma

Bir şeyi reverse-engineer etmek, mevcut bir ürünü, sistemi veya sonucu inceleyip geriye doğru çalışarak onun nasıl tasarlandığını ya da üretildiğini keşfetmek demektir. Normal mühendislik adımlarını ters sırayla uygulamak anlamına gelmez. Bu cümlede hayatta kalanlar, buldukları aletleri ve makineleri inceleyip çalışma ilkelerini çıkarabilir ve kaybolan teknolojinin bazı kısımlarını yeniden üretebilirler. Bu fiil normalde nesne alır: reverse-engineer a device, program, or process.

Alıştırma

Bir şirketin çalışan bir cihazı var ancak tasarım planları yok. Cihazı reverse-engineer etmek ne anlama gelir?

  1. Nasıl tasarlanıp üretildiğini çıkarmak için cihazı incelemek.
  2. Özgün mühendislik adımlarını ters sırada uygulamak.
  3. Cihazı yeniden çalışacak şekilde onarmak.
Cevabı göster

Nasıl tasarlanıp üretildiğini çıkarmak için cihazı incelemek.

In conclusion,

8:54

Sonuç olarak,

despite the bleak prospect of catastrophic threats, Dilbilgisi

8:55

doğal ya da kendi yarattığımız felaket boyutundaki tehditlerin

natural or created by ourselves,

8:58

karanlık ihtimaline rağmen,

there is reason for optimism.

9:00

iyimser olmak için nedenler var.

Dilbilgisi

despite + isim öbeği: despite the bleak prospect of catastrophic threats

Despite bir ödünleme ilişkisi kurar. Burada ardından the bleak prospect of catastrophic threats isim öbeği gelir; böylece ana cümle sonucu vermeden önce ciddi bir olumsuz olasılık kabul edilir. Bu yapı, bir zorluğun gerçek olduğunu ama sonucu belirlemediğini söylemeyi sağlar: despite + isim öbeği, ana cümle. Burada risk hâlâ ciddidir, ancak iyimserlik nedenini ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Bir sorunu kabul edip ardından olumlu bir sonuç vermek için despite sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Despite the weather was severe, the rescue team reached the village.
  2. Despite of the severe weather, the rescue team reached the village.
  3. Despite the severe weather, the rescue team reached the village.
Cevabı göster

Despite the severe weather, the rescue team reached the village.

Humankind is remarkably resilient,

9:02

İnsanoğlu dikkate değer ölçüde dirençlidir

and even in the case of a global civilizational collapse, Kalıp ifadeler

9:05

ve küresel bir medeniyet çöküşü durumunda bile,

Kalıp ifadeler

in the case of + isim

In the case of + isim belirli bir durumu çerçeveler ve o koşul altında neyin doğru ya da mümkün olduğunu belirtir. Bu cümlede küresel bir uygarlık çöküşü, ardından gelen iddia için varsayımsal bir senaryo olarak ele alınır. Bu ifade dikkatli ve analitik tartışmalarda yaygındır. Birinin önlem aldığı anlamına gelmez; bu belirli durum ele alındığında veya bu durum geçerli olduğunda anlamına gelir.

Alıştırma

Belirli bir durumu analiz amacıyla çerçevelemek için in the case of kullanan cümle hangisidir?

  1. Save a copy in case the file is damaged.
  2. In case of fire, use the stairs.
  3. In the case of a system failure, the engineers will review the backup logs.
Cevabı göster

In the case of a system failure, the engineers will review the backup logs.

it seems likely that we would be able to recover, Dilbilgisi

9:08

pek çok insan ölse

Dilbilgisi

it seems likely that ... would be able to: olası ama kesin olmayan varsayımsal öngörü

Burada it biçimsel bir öznedir; asıl içerik that ile başlayan yan cümlede verilir. Seems likely, sonucu kanıtlarla desteklenen ama kesin olmayan bir yargı olarak sunar ve böylece öngörüyü yumuşatır. Would be able to recover, toparlanma becerisini varsayımsal ya da koşullu bir durumun içine yerleştirir. İki yapı birlikte, varsayılan koşullar altında toparlanmanın olası görüldüğünü, ancak garanti edilmediğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, varsayımsal bir durumda bir beceri hakkında iyi desteklenen ancak kesin olmayan bir öngörüde bulunur?

  1. The town will certainly recover.
  2. The town recovered last year.
  3. It seems likely that the town would be able to recover.
Cevabı göster

It seems likely that the town would be able to recover.

even if many people were to perish Dilbilgisi

9:11

veya muazzam zorluklar çekse bile,

or suffer immense hardship.

9:13

toparlanabilmemiz kuvvetle muhtemel görünmektedir.

Dilbilgisi

even if ... were to perish: aşırı bir gelecek varsayımında ödünleme

Even if karşıt bir koşulu kabul eder: ardından gelen koşul gerçekleşse bile ana iddia hâlâ geçerliymiş gibi sunulur. Bu koşul, konuşanın sonucunu bozmayan aşırı bir durum hâline gelir. Were to perish, olası bir geleceği mesafeli ve resmî bir biçimde anlatır. Geçmiş zamanı ifade etmez ve kimsenin ölmesi gerektiğini söylemez; yalnızca bu sonucu varsayar.

Alıştırma

Resmî varsayımsal ödünleme yapısını tamamlayın: ____ many residents ____ lose their homes, the city would continue the rescue effort.

Cevabı göster

Even if · were to

Even if we lost cultural and technological achievements

9:15

Bu süreçte

in the process. Kalıp ifadeler

9:18

kültürel ve teknolojik başarılarımızı kaybetsek bile.

Kalıp ifadeler

in the process: bir eylem sırasında ortaya çıkan ek sonuç

In the process, “söz konusu eylem ya da gelişme gerçekleşirken” demektir. Burada uzun toparlanma sırasında ortaya çıkabilecek bir sonucu ekler: kültürel ve teknolojik kazanımlar bu sırada kaybedilebilir. Bu ifade, adını yeniden söylemeden, bağlamda zaten açık olan bir sürece gönderme yapar. Genellikle başka bir şey yapılırken istemeden ortaya çıkan bir kazanç, kayıp veya değişikliği ekler.

Alıştırma

Hangi cümle, başka bir eylem sırasında gerçekleşen bir şeyi eklemek için hedef ifadeyi doğru kullanıyor?

  1. Lena organized the attic and found an old letter in the process.
  2. Lena organized the attic and found an old letter in the process of.
  3. Lena organized the attic and found an old letter in progress.
Cevabı göster

Lena organized the attic and found an old letter in the process.

But given the stakes, Anlatım akışı

9:20

Ancak tehlikenin büyüklüğü göz önüne alındığında,

the risks are still unnervingly high.

9:22

riskler hala sinir bozucu derecede yüksek.

Anlatım akışı

Given the stakes: sonuçları temel alarak bir yargıyı çerçevelemek

Given the stakes, “olası kazançları, kayıpları veya sonuçları hesaba kattığımızda” demektir. Stakes burada mecazidir; fiziksel kazıkları veya gerçek bahisleri değil, kaybedilebilecek ya da etkilenebilecek şeyleri anlatır. Cümlenin başındaki Given the stakes, ardından gelen yargının dayanağını oluşturur. Dinleyiciden yalnızca bir şeyin gerçekleşme olasılığına değil, sonuçların ne kadar ciddi olacağına bakarak risklerin yüksekliğini değerlendirmesini ister.

Alıştırma

Cümleyi “olası ciddi sonuçları göz önünde bulundurarak” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: ____, the rescue team checked every rope again.

Cevabı göster

Given the stakes

Nuclear war and dangerous pandemics

9:25

Nükleer savaş ve tehlikeli pandemiler,

threaten the amazing global civilization

9:27

inşa ettiğimiz o muhteşem küresel medeniyeti

we have built.

9:29

tehdit ediyor.

Humanity is like a teenager, Deyimler

9:31

İnsanlık adeta kör virajlarda aşırı hız yapan,

speeding around blind corners,

9:33

sarhoş

drunk,

9:35

ve emniyet kemeri takmayan

without a seatbelt.

9:35

bir ergen gibi.

Deyimler

Humanity is like a teenager ... without a seatbelt: genişletilmiş bir benzetme

Cümlede genişletilmiş bir benzetme kullanılır: insanlığın gerçekten bir ergen olduğu söylenmez. İnsanlığın olgunluk düzeyi ve riske yaklaşımı, düşüncesiz genç bir sürücününkine benzetilir. Ana benzetmenin ardından üç ek betimleme gelir. speeding around blind corners, ilerideki tehlike görülemezken hızla hareket etmeyi; drunk, muhakemenin bozulmasını; without a seatbelt ise korumanın bulunmamasını anlatır. Her ayrıntı tehlike hissini artırır. Dil bilgisi açısından speeding ..., hayal edilen ergeni niteleyen bir ortaç öbeğidir; drunk ve without a seatbelt ise daha kısa durum betimlemeleridir. Bu yapı, tek bir benzetmenin adım adım geliştirilmesini sağlar.

Alıştırma

Bu genişletilmiş benzetmedeki ek ifadelerin işlevini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. İnsanlığın dikkatli planlama sayesinde tehlikeleri çoktan önlediğini gösterirler.
  2. Farklı tehlikeli biçimlerde araç kullanan üç gerçek kişiyi belirtirler.
  3. Hayal edilen sürücüye farklı tehlike katmanları ekleyerek insanlığa yönelik eleştiriyi güçlendirirler.
Cevabı göster

Hayal edilen sürücüye farklı tehlike katmanları ekleyerek insanlığa yönelik eleştiriyi güçlendirirler.

The good news is that it's still early enough Dilbilgisi

9:37

İyi haber şu ki, bu risklere hazırlanmak ve onları hafifletmek için

to prepare for and to mitigate these risks. Kalıp ifadeler

9:39

vakit hala yeterince erken.

Dilbilgisi

still early enough to + fiil: fırsat hâlâ açık

adjective + enough + to + verb yapısında enough, derecenin eylemi gerçekleştirmeye yeterli olduğunu belirtir. Buradaki early enough to prepare, risklere hazırlanmak ve onları azaltmak için yeterli zaman bulunduğu anlamına gelir. Still, zaman geçmiş veya baskı oluşmuş olsa da fırsatın hâlâ açık olduğunu gösterir. Bu nedenle cümle şimdi harekete geçmeye teşvik eder; tehlike uzakta olduğu için beklemeyi önermez.

Alıştırma

Fırsatın hâlâ açık olduğunu anlatan hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: The deadline is next week, so it is ____ revise the plan carefully.

Cevabı göster

still early enough to

Kalıp ifadeler

to prepare for ... to mitigate these risks: iki fiil kalıbı

Prepare for, gelecekteki bir olayla, sorunla veya durumla başa çıkmak için önceden hazır olmak anlamına gelir. İsimden önce for kullanılır: prepare for a risk. Mitigate geçişli bir fiildir ve riski doğrudan nesne olarak alır: mitigate a risk doğrudur, mitigate for a risk değil. Bir riskin olasılığını, ciddiyetini veya etkisini azaltmak anlamına gelir. Bu cümlede these risks, eş görevli iki eylemle de bağlantılıdır: prepare for these risks ve mitigate these risks.

Alıştırma

Hangi cümlede prepare for ve mitigate doğru isim kalıplarıyla kullanılmıştır?

  1. We need to prepare for supply delays and mitigate the financial risks.
  2. We need to prepare supply delays and mitigate for the financial risks.
  3. We need to prepare for supply delays and mitigate for the financial risks.
Cevabı göster

We need to prepare for supply delays and mitigate the financial risks.

We just need to actually do it.

9:42

Sadece bunu gerçekten yapmamız gerekiyor.