Asit yağmurlarına ne oldu? - Joseph Goffman: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
720 kelime 138 kel/dk

Video özeti: Video, asit yağmurunun ciddi bir ekolojik tehdit olarak keşfedilmesinden ABD ve Kanada’da büyük ölçüde azaltılmasına uzanan süreci ele alıyor; fosil yakıt kaynaklı emisyonların sorunu nasıl yarattığını ve bilim, teknoloji ile üst sınır ve ticaret politikasının kirliliği nasıl denetlediğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. this pales in comparison to — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bir etkinin çok daha güçlü başka bir etkinin yanında önemsiz kaldığını anlatan, gerçek anlamlı olmayan bu ifadeyi tanımak ve bilimsel açıklamalarda ya da kanıta dayalı karşılaştırmalarda belirgin bir derece artışı kurmak için kullanmak. 2. sell their unused allowances to other power plants. — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Üst sınır ve ticaret sisteminin temel işlemini anlamak: kükürt dioksit salımını azaltan santraller, kullanmadıkları izinleri satabilir; böylece genel kirlilik sınırı korunurken ekonomik esneklik sağlanır. 3. by using scientific consensus to guide policy, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: by + -ing yapısının bir sonuca hangi yöntemle ulaşıldığını gösterdiğini öğrenmek ve çevre ya da kamu politikası üzerine resmî anlatımlarda bilimsel uzlaşıya dayalı politika üretimiyle başarılı eylem arasında bağ kurmak.

Bu derste

In 1963, scientists studying Hubbard Brook Experimental Forest in New Hampshire Dilbilgisi

0:07

1963'te, New Hampshire'daki Hubbard Brook Deneysel Ormanı'nda çalışan bilim insanları

made a shocking discovery. Kalıp ifadeler

0:13

şok edici bir keşif yaptılar.

Dilbilgisi

studying Hubbard Brook Experimental Forest in New Hampshire: scientists sözcüğünü niteleyen bir -ing öbeği

-ing öbeği studying Hubbard Brook Experimental Forest in New Hampshire, scientists sözcüğünden sonra gelir ve hangi bilim insanlarının kastedildiğini belirtir. Bu öbek scientists who were studying Hubbard Brook Experimental Forest in New Hampshire ilgi cümleciği şeklinde genişletilebilir. Çekimli ana fiil made sözcüğüdür: scientists made a shocking discovery. Studying ikinci bir ana fiil değildir. İlgi cümleciğinin bu kısaltılmış biçimi, bir isimden sonra arka plan bilgisi eklediği için bilim ve haber metinlerinde yaygındır.

Alıştırma

Çalışmayı kimin yaptığını değiştirmeden scientists studying the forest ifadesini en doğru biçimde yeniden yazan seçenek hangisidir?

  1. scientists who had discovered the forest
  2. a forest that was studying scientists
  3. scientists who were studying the forest
Cevabı göster

scientists who were studying the forest

Kalıp ifadeler

made a shocking discovery: make a discovery eşdizimi

Make a discovery, araştırma, inceleme veya gözlem yoluyla yeni bir bulguya ulaşmayı ya da onu ortaya çıkarmayı anlatan standart fiil–isim eşdizimidir. Buradaki discovery, yeni bulunan bir yer veya nesne olmak zorunda değildir; bir araştırma sonucunu ifade eder. Cümlede make fiili geçmiş zaman biçimi olan made olarak kullanılmıştır. Shocking, discovery sözcüğünü niteler ve sonucun son derece şaşırtıcı, hatta endişe verici olabileceğini anlatır.

Alıştırma

Bir araştırma bulgusunu bildirirken standart eşdizimi kullanan cümle hangisidir?

  1. The researchers made an important discovery about the disease.
  2. The researchers did an important discovery about the disease.
  3. The researchers built an important discovery about the disease.
Cevabı göster

The researchers made an important discovery about the disease.

Their most recent rainfall samples were nearly 100 times more acidic than usual. Dilbilgisi

0:15

En son topladıkları yağmur suyu örnekleri, normalden neredeyse 100 kat daha asidikti.

Dilbilgisi

nearly 100 times more acidic than usual: katlı karşılaştırma

Bu cümlede nearly 100 times more acidic than usual ifadesi, örneklerin asitlik derecesinin olağan düzeyin 100 katına yakın olduğunu belirtir. nearly “yakın ama tam değil” anlamına gelir; than usual ise olağan düzeyi karşılaştırma noktası yapar. Karşılaştırılan şey yağmur miktarı değil, acidic sözcüğünün anlattığı asitlik derecesidir. Aktarılabilir kalıp nearly + kat sayısı + more + sıfat + than + karşılaştırma noktası şeklindedir. Bu kalıp yalnızca very demek yerine sayısal bir karşılaştırma verir.

Alıştırma

Karşılaştırmayı tamamlamak için nearly, three times, more durable ve than ifadelerini kullanın: The new material is ____ the old material.

Cevabı göster

nearly three times more durable than

At these levels, additional downpours of acid rain Anlatım akışı

0:21

Bu seviyelerde, devam edecek asit yağmuru sağanakları

would destroy the region's marine and arboreal ecosystems in a matter of decades. Kalıp ifadeler

0:25

bölgenin deniz ve orman ekosistemlerini on yıllar içinde yok edebilirdi.

Anlatım akışı

At these levels: verilerden sonuçlara geçiş

At these levels, daha önce belirtilen asitlik ölçümlerine gönderme yapar. “Ölçülen değerler bu kadar yüksek olduğunda” anlamına gelir ve bu değerleri ardından gelen tahminin koşulu veya dayanağı hâline getirir. Bu ifade, verilerden sonuçlara geçerek bilgiyi düzenler. levels sözcüğünün anlamını önceki konu belirler; burada su seviyelerini, katları veya rütbeleri değil, asitlik seviyelerini anlatır.

Alıştırma

At these levels bu cümlede bilgiyi düzenleme açısından nasıl bir işlev görür?

  1. Farklı bölgeler arasında bir karşılaştırma başlatır.
  2. Sonuçları tahmin etmek için önceki ölçümleri dayanak olarak kullanır.
  3. Yağmurun toplandığı fiziksel katı belirtir.
Cevabı göster

Sonuçları tahmin etmek için önceki ölçümleri dayanak olarak kullanır.

Kalıp ifadeler

in a matter of decades: kısa bir süreyi vurgulama

In a matter of decades, yalnızca birkaç on yıl içinde demektir. in a matter of + zaman dilimi kalıbı, söz konusu sürenin sınırlı ya da şaşırtıcı derecede kısa olduğunu gösterir. Burada matter, konu veya şey anlamına gelmez. Zaman ifadesinin tamamı, yıkımın ne kadar hızlı gerçekleşebileceğini vurgular.

Alıştırma

Örnekteki in a matter of decades neyi anlatıyor?

  1. Yıkım yalnızca birkaç on yıl içinde gerçekleşebilir.
  2. Yıkım her on yılda bir gerçekleşir.
  3. Yıkımın gerçekleşmesi birkaç yüzyıl sürer.
Cevabı göster

Yıkım yalnızca birkaç on yıl içinde gerçekleşebilir.

Urgently sharing their findings with fellow researchers, Dilbilgisi

0:31

Bulgularını araştırmacı arkadaşlarıyla acilen paylaşarak,

they were determined to answer two questions. Kalıp ifadeler

0:34

iki soruyu cevaplamaya kararlıydılar.

Dilbilgisi

Urgently sharing their findings...: cümle başında -ing ifadesi

Urgently sharing their findings with fellow researchers, cümle başında kullanılan bir -ing ifadesidir. Ana cümle olan they were determined to answer two questions kısmına eş zamanlı bir eylem ve arka plan ekler. sharing eyleminin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan they sözcüğüdür. Sharing bir emir ya da cümlenin ana fiili değildir; ana cümle they were determined ile başlar.

Alıştırma

Hangi cümlede, cümle başındaki -ing ifadesi ile ana cümle açıkça aynı özneyi paylaşır?

  1. Sharing the results with her team, the next experiment began.
  2. Sharing the results with her team, the laboratory was quiet.
  3. Sharing the results with her team, Maya planned the next experiment.
Cevabı göster

Sharing the results with her team, Maya planned the next experiment.

Kalıp ifadeler

be determined to answer: yanıtlamak için kesin bir karar

Be determined to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmaya kesin olarak karar vermiş olmak anlamına gelir. Yalnızca bir şeyi istemekten daha güçlüdür ve çoğu zaman zorlukların planı kolayca değiştirmeyeceğini düşündürür. were determined to answer yapısında were bağlayıcı fiildir, determined öznenin durumunu anlatan bir sıfattır ve to answer kararlılıkla yapılması amaçlanan eylemi belirtir. Burada determined geçmiş zamanlı bir eylem fiili değildir.

Alıştırma

Cümleyi be determined to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Last Monday, Lena ____ finish the science project before Friday.

Cevabı göster

was determined to

What was causing this deadly rainfall, Anlatım akışı

0:37

Bu ölümcül yağmura ne sebep oluyordu,

and what could be done to stop it?

0:39

ve bunu durdurmak için ne yapılabilirdi?

Anlatım akışı

What was causing...? ... what could be done...?: neden ve çözüm çerçevesi

Birbirine bağlanan iki what sorusu, önce nedenin sonra çözümün ele alındığı bir çerçeve kurar. What was causing this deadly rainfall? sorunu neyin oluşturduğunu sorar; what could be done to stop it? ise olası bir çözümü sorar. Bu iki soru, açıklamanın hangi konuları hangi sırayla ele alacağını dinleyiciye önceden gösterir. İkinci soru edilgen could be done yapısını kullanır. Bu nedenle odak, belirli bir kişinin kim olduğunda değil, hangi eylemin mümkün olduğundadır.

Alıştırma

Bu iki soru, ardından gelen açıklamanın hangi yapıda olacağını gösterir?

  1. Önce yer, sonra olaya tanık olan kişiler
  2. Önce neden, sonra sorunu çözmek için olası bir eylem
  3. Önce bir sonuç, sonra tüm kanıtların reddedilmesi
Cevabı göster

Önce neden, sonra sorunu çözmek için olası bir eylem

Rain is never just composed of water. Kalıp ifadeler

0:43

Yağmur hiçbir zaman sadece sudan oluşmaz.

Kalıp ifadeler

never just composed of: birden fazla bileşenden oluşmak

Be composed of, “-den veya -dan oluşmak” demektir. Özne bütünü gösterir; of’tan sonraki isim ise bu bütünü oluşturan bir malzemeyi, üyeyi ya da başka bir parçayı belirtir. Bu cümlede rain bütündür, water ise bileşenlerden biridir. Never just güçlü bir vurgu katar: Yağmurun içindeki tek bileşen su değildir. Burada composed, parçaların oluşturduğu yapıyı anlatır; müzik bestelemekteki gibi “yaratmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be composed of yapısının hedef biçimi ve never just vurgusuyla tamamlayın: A balanced ecosystem ____ one species; many organisms interact within it.

Cevabı göster

is never just composed of

Chemicals and particulates in the atmosphere can be found in every drop,

0:46

Atmosferdeki kimyasallar ve partiküller her damlada bulunabilir,

and some compounds, like carbon dioxide,

0:51

ve karbondioksit gibi bazı bileşikler,

make even regular rainfall slightly acidic. Dilbilgisi

0:54

normal yağmuru bile hafifçe asidik yapar.

Dilbilgisi

make even regular rainfall slightly acidic: make + nesne + sıfat

Make + nesne + sıfat yapısı, “birini ya da bir şeyi belirli bir duruma getirmek” anlamına gelir. Bu cümlede even regular rainfall nesnedir; slightly acidic ise nesne tamamlayıcısı olarak görev yapan sıfat öbeğidir ve yağmurun ortaya çıkan durumunu açıklar. Even, sıradan yağmurun da buna dâhil olmasını belki şaşırtıcı bir nokta olarak vurgular; slightly ise asitlik derecesinin düşük olduğunu belirtir. Nesneden sonra durumu anlatan temel sözcük zarf değil, sıfattır.

Alıştırma

Cümleyi make + object + adjective yapısıyla tamamlamak için sözcükleri doğru sıraya koyun: The thick curtains ____. Sözcükler: made / the room / darker

Cevabı göster

made the room darker

But this pales in comparison to the powerful acids produced Deyimler

0:58

Ancak bu, suyun nitrojen oksitleri veya kükürt dioksit ile

when water interacts with oxides of nitrogen or sulfur dioxide. Kalıp ifadeler

1:01

etkileşime girmesiyle üretilen güçlü asitlerin yanında sönük kalır.

Deyimler

this pales in comparison to: daha büyük bir şeyin yanında önemsiz görünmek

Bu cümlede this pales in comparison to ..., daha önce sözü edilen hafif asitliğin güçlü asitlerin yanında çok küçük veya zayıf görünmesi anlamına gelir. Buradaki pale mecazidir; bir rengi anlatmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp A pales in comparison to B biçimindedir. Yalnızca ikisinin farklı olduğunu söylemek yerine B’nin A’dan çok daha büyük, güçlü veya ciddi olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “yanında çok daha az ciddi görünür” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Today's delay ____ the week-long shutdown we had last month.

Cevabı göster

pales in comparison to

Kalıp ifadeler

interacts with: maddelerin birbirini etkilemesi

Burada interacts with, su ile adı geçen gazların kimyasal bir süreçte birbirini etkilemesi anlamına gelir. İfade, suyun neyle temas edip tepkimeye girdiğini gösterir; sosyal etkileşimden söz etmez. interact with + noun kalıbı, birbirini etkileyen kimyasalları, ilaçları, cihazları veya sistemleri anlatmak için de kullanılabilir. Etkileşimin tam türünü bağlam belirler; burada sonuç asit oluşumudur.

Alıştırma

Cümleyi interact fiilinin doğru biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: The sensor ____ the control system.

Cevabı göster

interacts with

On the pH scale, which measures acidity, Kültür

1:07

Asitliği ölçen pH ölçeğinde,

each whole number is 10 times more acidic than the one above it. Dilbilgisi

1:10

her bir tam sayı, bir üsttekinden 10 kat daha asidiktir.

Kültür

On the pH scale, which measures acidity: asitliği ölçen pH ölçeğinde

pH ölçeği, bir maddenin ne kadar asidik veya bazik olduğunu sayılarla gösteren bir ölçüm ölçeğidir. Bu cümlede scale, fiziksel büyüklük değil, bir ölçüm sistemi anlamına gelir. Burada bilinmesi gereken temel bilgi, daha düşük pH değerinin daha güçlü asitlik göstermesidir. Cümlenin başındaki On the pH scale ifadesi, ardından gelen karşılaştırmanın çerçevesini belirler. Virgüller arasındaki which measures acidity yan cümlesi pH ölçeği hakkında ek bilgi verir; özel bir pH ölçeği türünü belirlemez.

Alıştırma

Bu cümlede which measures acidity ne işe yarar?

  1. pH ölçeğinin neyi ölçtüğü hakkında ek bilgi verir.
  2. Asitliğin pH ölçeğini ölçtüğünü söyler.
  3. pH ölçeğinin nerede bulunduğunu sorar.
Cevabı göster

pH ölçeğinin neyi ölçtüğü hakkında ek bilgi verir.

Dilbilgisi

10 times more acidic than the one above it: üstündeki değerden 10 kat daha asidik

10 times more acidic than ... kalıbı katlı bir karşılaştırma yapar. Burada bir pH basamağının, üstündeki komşu basamağın asitliğinin on katını temsil ettiği anlamına gelir. The one, whole number ifadesinin yerini alır; above it ise gösterilen ölçekte bitişikte bulunan daha yüksek pH sayısını belirtir. Bu ölçeğin yönü kolayca tahmin edilebilecek yönün tersidir: daha düşük pH, daha güçlü asitlik demektir. Bu nedenle komşu değerler arasında pH 4, pH 5'ten on kat daha asidiktir; tersi doğru değildir.

Alıştırma

Cümlede açıklanan ilişkiye göre hangi ifade doğrudur?

  1. Samples at pH 4 and pH 5 have the same acidity.
  2. A sample at pH 4 is 10 times as acidic as a sample at pH 5.
  3. A sample at pH 5 is 10 times as acidic as a sample at pH 4.
Cevabı göster

A sample at pH 4 is 10 times as acidic as a sample at pH 5.

And where normal rain has a pH of roughly 5.4, Dilbilgisi

1:15

Ve normal yağmurun pH'ı kabaca 5.4 iken,

rain that's interacted with these gases can rank as low as 3.7. Kalıp ifadeler

1:19

bu gazlarla etkileşime giren yağmur 3.7 kadar düşük bir seviyeye inebilir.

Dilbilgisi

where A ..., B can ...: iki durumu karşılaştırma

Burada where bir yeri sormaz. Normal yağmur durumunu bir karşılaştırma noktası olarak tanıtır; ana cümle de gazlardan etkilenen yağmurun farklı sonucunu verir. Bu karşılaştırmada anlamı while veya whereas ifadelerine yakındır. Açıklayıcı metinlerde where A ..., B ... kalıbı iki durumu yan yana koyabilir. İki bölümde birbirine karşılık gelen gerçekleri veya sayıları arayın; bunlar where sözcüğünün bir olayın yerini belirtmek yerine karşıtlık kurduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede where yan cümlesinin görevi nedir?

  1. Normal yağmurun düştüğü yeri belirtir.
  2. İki yağmur türünün pH değerinin her zaman aynı olduğunu söyler.
  3. Normal yağmuru karşılaştırma noktası yapar ve etkilenen yağmurla karşılaştırır.
Cevabı göster

Normal yağmuru karşılaştırma noktası yapar ve etkilenen yağmurla karşılaştırır.

Kalıp ifadeler

rank as low as 3.7: son derece düşük bir değere ulaşmak

Burada rank as low as 3.7, ölçekte 3,7 kadar düşük bir değer göstermek anlamına gelir. As low as alışılmadık derecede düşük bir değeri veya olası alt sınırı vurgular; her ölçümün 3,7 olduğu anlamına gelmez. Low, kullanılan ölçeğe göre yorumlanmalıdır. pH değerinde daha düşük bir sayı daha yüksek asitlik demektir; bu yüzden 3,7 daha güvenli değil, daha asitli yağmuru anlatır.

Alıştırma

Cümleyi aşırı düşük bir değeri vurgulayan üç kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The overnight temperature can fall ____ minus ten degrees.

Cevabı göster

as low as

Oxides of nitrogen and sulfur dioxide can appear naturally Kalıp ifadeler

1:24

Nitrojen oksitleri ve kükürt dioksit,

as a short-lived byproduct of volcanic eruptions or lightning strikes.

1:29

volkanik patlamaların veya yıldırım düşmelerinin kısa ömürlü bir yan ürünü olarak doğal yolla ortaya çıkabilir.

Kalıp ifadeler

can appear naturally as a short-lived byproduct: kısa ömürlü bir yan ürün olarak doğal biçimde ortaya çıkmak

can appear naturally as ... kalıbı, bir şeyin doğal bir süreç sonucunda ortaya çıkabileceğini ve as ifadesinden sonra gelen şey olarak sınıflandırıldığını anlatır. Buradaki a short-lived byproduct, yalnızca kısa bir süre devam eden ikincil bir sonuç demektir. Bir byproduct, ana sonuçla birlikte ortaya çıkar; sürecin ana amacı veya ana ürünü değildir. Bu nedenle kalıbın tamamı doğal kaynağı, kısa süreyi ve ikincil sonuç olma durumunu tek bir cümlecikte anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kokunun pişirme sürecinin geçici ve ikincil bir sonucu olarak kendiliğinden ortaya çıktığını anlatır?

  1. A smell can prevent baking from producing any byproducts.
  2. A smell can be the main purpose of baking.
  3. A smell can appear naturally as a short-lived byproduct of baking.
Cevabı göster

A smell can appear naturally as a short-lived byproduct of baking.

But power plants, refineries, and vehicles that use fossil fuels Kültür

1:34

Ancak fosil yakıt kullanan enerji santralleri, rafineriler ve araçlar

consistently pump large quantities into the air. Kalıp ifadeler

1:38

sürekli olarak havaya büyük miktarlarda pompalar.

Kültür

enerji santralleri, rafineriler ve fosil yakıt kullanan araçlar

Power plants, elektrik üreten endüstriyel tesislerdir; refineries ise ham petrol gibi ham maddeleri kullanılabilir ürünlere dönüştürür. Vehicles that use fossil fuels, benzin veya dizel gibi yakıtlarla çalışan araçlardır. Bu cümlede üç grup da insan faaliyetlerinden kaynaklanan hava kirleticilerinin kaynakları olarak sıralanır. power plant ifadesindeki plant, canlı bir bitki değil fabrika veya endüstriyel tesis anlamına gelir. that use fossil fuels ilgi cümleciği, hangi vehicles grubunun kastedildiğini doğrudan açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan liste neyi belirtir?

  1. İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan kirlilik kaynakları olarak sunulan endüstriyel tesisler ve araçlar
  2. İnsan faaliyeti olmadan kirletici oluşturan hava olayları
  3. Şehirlerde doğal olarak yetişen üç bitki türü
Cevabı göster

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan kirlilik kaynakları olarak sunulan endüstriyel tesisler ve araçlar

Kalıp ifadeler

consistently pump large quantities into the air: sürekli olarak büyük miktarlarda havaya salmak

Bu cümlede pump large quantities into the air, “büyük miktarda bir şeyi atmosfere vermek ya da salmak” demektir. Pump burada canlı ve mecazlı bir anlatımdır; gerçek bir mekanik pompanın kullanılması gerekmez. Consistently, salımın sürekli ya da tekrar tekrar gerçekleştiğini gösterir. Large quantities, daha önce sözü edilen gazları belirtir; bu nedenle isim bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Cümleyi bu notta öğrendiğiniz canlı anlatımlı hedef fiille tamamlayın: Some factories still ____ large quantities of smoke into the air.

Cevabı göster

pump

These dangerous gases travel with the wind,

1:43

Bu tehlikeli gazlar rüzgarla birlikte seyahat eder,

spreading hundreds of kilometers from the pollution's source, Dilbilgisi

1:46

kirlilik kaynağından yüzlerce kilometre uzağa yayılarak,

Dilbilgisi

spreading hundreds of kilometers...: sonucu bildiren bir -ing yapısı

Virgülden sonraki spreading... bölümü, şimdiki zaman ortacıyla kurulan bir yan yapıdır. Ana eylemin sonucunu ve ulaştığı mesafeyi ekler: gazlar rüzgârla hareket ederken kaynaktan yüzlerce kilometre uzağa yayılır. Bu yapının anlaşılması gereken öznesi, ana cümlenin öznesi olan These dangerous gases ile aynıdır. the pollution's source, from sözcüğünden sonra yalnızca yayılmanın başlangıç noktasını gösterir; spreading eylemini yapan şey değildir.

Alıştırma

spreading hundreds of kilometers from the pollution's source, ana cümleye hangi bilgiyi ekler?

  1. Kirlilik kaynağının gerçekleştirdiği ayrı bir eylem
  2. Rüzgârın hareket etmeye başlama nedeni
  3. Gazların hareketinin sonucu ve yayılma mesafesi
Cevabı göster

Gazların hareketinin sonucu ve yayılma mesafesi

acting like roaming clouds of destruction. Deyimler

1:50

gezinen yıkım bulutları gibi hareket ederler.

Deyimler

acting like roaming clouds of destruction: hareket eden bir tehdidi anlatan benzetme

acting like ifadesi bir benzetme başlatır: kirleticileri bir yerden başka bir yere dolaşıp ulaştıkları yerlere zarar veren bulutlar olarak hayal etmenizi sağlar. Roaming clouds of destruction canlı bir imgedir; bilimsel bir adlandırma değildir ve kirleticilerin kelimenin tam anlamıyla sıradan bulutlar olduğunu söylemez. Bu imge, görünmeyen ve yayılan bir tehlikeyi hareketli ve tehditkâr gösterir.

Alıştırma

acting like roaming clouds of destruction ifadesi cümlede ne yapıyor?

  1. Hareket eden kirleticileri yıkıcı bulutlara benzetir.
  2. Her sıradan bulutun yıkıma yol açtığını söyler.
  3. Kirleticilerin resmî bilimsel adını verir.
Cevabı göster

Hareket eden kirleticileri yıkıcı bulutlara benzetir.

Their presence dramatically increases the acidity of local precipitation, Kelime

1:52

Varlıkları, yerel yağışın asitliğini çarpıcı biçimde artırır,

Kelime

the acidity of local precipitation: precipitation neden rain sözcüğünden daha kapsamlıdır

The acidity of local precipitation, yakındaki bölgedeki yağışların ne kadar asitli olduğu anlamına gelir. Acidity bir şeyin ne kadar asitli olduğunu belirtir; local ise konuyu o bölgeyle sınırlar. Meteoroloji ve çevre biliminde precipitation, yağmur, kar, sulu kar ve dolu gibi atmosferden düşen suları kapsayan geniş bir terimdir. Rain sözcüğünden daha resmî ve kapsamlıdır.

Alıştırma

Cümleyi yağmur, kar, sulu kar ve doluyu kapsayan bilimsel terimle tamamlayın: The report measures the acidity of local ____.

Cevabı göster

precipitation

creating acid rain, acid snow, and acid fog. Kelime

1:57

asit yağmuru, asit karı ve asit sisi yaratır.

Kelime

acid rain, acid snow, and acid fog: asit yağmuru, asit karı ve asit sisi

acid rain, acid snow ve acid fog ifadelerinde acid, her bir hava olayı adının önünde sınıflandırıcı bir niteleyici olarak kullanılır. Bu üç birleşik terim, kirlilik nedeniyle normalden daha asidik hâle gelen yağmur, kar ve sisi adlandırır. Bunlar aynı çevresel sürecin farklı hava olayı biçimlerini gösterir. Buradaki acid, yağmurun, karın veya sisin laboratuvardaki yoğun asitle aynı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

acid rain, acid snow, and acid fog bu cümlede neyi gösteriyor?

  1. Hava olayları oluşturmak için kullanılan üç laboratuvar asidini sıralar.
  2. Aynı tür asidik kirlilikten etkilenen üç hava olayı biçimini adlandırır.
  3. Tüm yağmur, kar ve sisin yoğun güçlü asit olduğunu söyler.
Cevabı göster

Aynı tür asidik kirlilikten etkilenen üç hava olayı biçimini adlandırır.

These all acidify lakes and streams, Kelime

2:02

Bunların hepsi gölleri ve akarsuları asitleştirir,

Kelime

acidify lakes and streams: gölleri ve akarsuları asitleştirmek

Burada acidify, “daha asidik hâle getirmek” veya “asitliği artırmak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Lakes and streams bu değişime uğrayan nesnelerdir. -ify son eki genellikle “hâle getirmek” veya “hâle gelmek” düşüncesini taşıyan fiiller oluşturur. Bilimsel ve çevresel metinlerde acidify + nesne, bir şeyi daha asidik yapan süreci doğrudan adlandırır.

Alıştırma

Cümleyi “daha asidik hâle getirmek” anlamındaki çevre bilimi fiiliyle tamamlayın: Air pollution can ____ mountain lakes.

Cevabı göster

acidify

kill crops and forests,

2:05

ekinleri ve ormanları öldürür,

and damage soil to inhibit future growth. Kalıp ifadeler

2:07

ve gelecekteki büyümeyi engellemek için toprağa zarar verir.

Kalıp ifadeler

to inhibit future growth: sonraki gelişimi sınırlamak

to inhibit future growth ifadesinde inhibit, daha sonra gerçekleşecek büyümeyi sınırlamak veya yavaşlatmak demektir. Büyümeyi mutlaka tamamen durdurmaz. Burada to’lu mastar, toprağa zarar vermenin etkisini gösterir: bitkilerin daha sonraki büyümesi kısıtlanır.

Alıştırma

“Mutlaka durdurmadan sınırlamak veya yavaşlatmak” anlamındaki bu notun hedef fiiliyle cümleyi tamamlayın: The chemical may ____ future growth.

Cevabı göster

inhibit

Over time,

2:10

Zamanla,

acid rain can even corrode human structures Kelime

2:11

asit yağmuru, taş veya metalden yapılmış

made of stone or metal.

2:14

insan yapılarını bile aşındırabilir.

Kelime

corrode human structures: zamanla oluşan kimyasal hasar

corrode human structures ifadesinde corrode, fiziksel bir malzemeye kimyasal bir süreç yoluyla zaman içinde zarar vermek demektir. Hasar, tek bir ani kırılmadan değil, zamanla gelişir. Buradaki human structures; binalar, köprüler veya anıtlar gibi insan yapımı fiziksel yapıları anlatır. made of stone or metal sözleri bu somut anlamı doğrular.

Alıştırma

“Metale kimyasal bir süreç yoluyla zaman içinde zarar vermek” anlamındaki bu notun hedef fiiliyle cümleyi tamamlayın: Salt water can ____ metal railings.

Cevabı göster

corrode

By the 1970s, scientists in North America and Europe

2:17

1970'lere gelindiğinde, Kuzey Amerika ve Avrupa'daki bilim insanları

classified acid rain as a major environmental threat. Kalıp ifadeler

2:21

asit yağmurunu büyük bir çevresel tehdit olarak sınıflandırdı.

Kalıp ifadeler

classified acid rain as a major environmental threat: classify A as B kalıbı

classify A as B kalıbı, A'yı B kategorisine yerleştirmek ya da A'nın B olduğuna resmî olarak karar vermek anlamına gelir. Bu cümlede A acid rain, B ise a major environmental threat ifadesidir. as sözcüğünden sonraki ifade sınıflandırmanın sonucunu belirtir; neden bildirmez. Bu kalıp özellikle bilim, politika, akademi ve haber bağlamlarında sınıflandırma belirtmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

classify A as B kalıbını geçmiş zamanda tamamlayın: The agency ____ the chemical ____ hazardous waste.

Cevabı göster

classified · as

But despite clear evidence tying the problem to air pollution, Dilbilgisi

2:25

Ancak sorunu hava kirliliğine bağlayan net kanıtlara rağmen,

companies denied responsibility and cast doubt on the research. Kalıp ifadeler

2:29

şirketler sorumluluğu reddetti ve araştırmalara şüphe düşürdü.

Dilbilgisi

But despite clear evidence: despite + isim öbeği

But cümleyi önceki anlatıma bağlarken despite bir ödünleme sunar: normalde farklı bir sonuç bekletecek bir gerçeği öne çıkarır. Burada şirketlerin aksi yöndeki tepkisi aktarılmadan önce açık kanıtların varlığı kabul edilir. Despite sözcüğünden sonra isim öbeği, zamir veya -ing biçimi gelir; özne ve fiil içeren tam bir cümle doğrudan gelmez. clear evidence tying the problem to air pollution ifadesinde tying the problem to air pollution, evidence sözcüğünü niteler ve kanıtın hangi bağlantıyı kurduğunu açıklar.

Alıştırma

Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?

  1. Despite of the clear evidence, the company denied responsibility.
  2. Despite the clear evidence, the company denied responsibility.
  3. Despite the evidence was clear, the company denied responsibility.
Cevabı göster

Despite the clear evidence, the company denied responsibility.

Kalıp ifadeler

companies denied responsibility: şirketler sorumluluğu reddetti

companies denied responsibility ifadesinde deny, bir şeyin doğru olmadığını söylemek demektir. Şirketler sorumlu olmadıklarını söylediler; deny burada bir şeyi vermeyi reddetmek anlamına gelmez. Sorumluluğun kimde olduğu tartışmalı olduğunda bunu aktarırken deny responsibility kalıbı sık kullanılır. Olayı veya zararı belirtmek için deny responsibility for + isim ya da -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

deny ile başlayan, geçmiş zamanda kullanılan ve kişinin suçun kendisinde olmadığını söylediğini belirten iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the chemical leak, the factory ____ for the damage.

Cevabı göster

denied responsibility

Kalıp ifadeler

cast doubt on the research: araştırma hakkında şüphe uyandırmak

cast doubt on the research ifadesinde cast doubt on, araştırmanın daha az kesin veya daha az güvenilir görünmesine yol açmak demektir. Cast burada bir şeyi fiziksel olarak atmak anlamına gelmez. Bu ifade, insanların güvenindeki etkiyi anlatır. Tek başına araştırmanın yanlış olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

cast ile başlayan ve insanların bir şeye olan güvenini azalttı anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Several missing records ____ the witness's account.

Cevabı göster

cast doubt on

In the United States,

2:34

Amerika Birleşik Devletleri'nde,

corporations lobbied against regulating pollution Kelime

2:35

şirketler kirliliği düzenlemeye karşı lobi faaliyetleri yürüttüler

Kelime

şirketler kirliliğin düzenlenmesine karşı lobi yaptı

Burada lobby, hükümet yetkililerini veya politika kararlarını etkilemeye çalışmak anlamına gelen bir fiildir. Şirketler, karar vericileri kirliliği düzenlememeye ikna etmek için örgütlü girişimlerde bulundu; lobby burada bir binanın giriş salonu anlamına gelmez. Kalıp lobby against + isim veya -ing biçimidir. Against bir edattır; bu nedenle regulating, karşı çıktıkları politika eylemini adlandıran bir fiilimsi görevindedir.

Alıştırma

“Yetkilileri karşı çıkmaları için etkilemeye çalıştı” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The industry group ____ raising the safety standard.

Cevabı göster

lobbied against

and convinced politicians that such policies would raise energy costs Dilbilgisi

2:38

ve politikacıları, bu tür politikaların enerji maliyetlerini artıracağına

and threaten jobs.

2:43

ve istihdamı tehdit edeceğine ikna ettiler.

Dilbilgisi

politikacıları ... olduğuna ikna etti

Convince + kişi + that yan cümlesi kalıbı, birinin bir ifadenin doğru olduğuna inanmasını sağlamak anlamına gelir. Politicians, etkilenen kişileri belirtir; that yan cümlesi ise onların kabul ettiği inancı verir. Burada that such policies would raise energy costs and threaten jobs, inanılan içeriktir; amaç bildiren bir yan cümle değildir. Yapı, birinin yargısını değiştirmeye odaklanır; tek başına o kişinin bir eylem gerçekleştirdiğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi convince + kişi + that yan cümlesi yapısıyla tamamlayın: The evidence ____ the judges ____ the design was safe.

Cevabı göster

convinced · that

These obstacles led the government to delay changes Dilbilgisi

2:44

Bu engeller, hükümetin değişiklikleri ertelemesine

and mandate further research into the issue. Kelime

2:47

ve konuyla ilgili daha fazla araştırma yapılmasını emretmesine yol açtı.

Dilbilgisi

These obstacles led the government to delay changes: lead + nesne + to + fiilin yalın hâli

Lead someone to do something, bir nedenin ya da etkinin bir kişi, grup veya kurumu bir eylem yapmaya yöneltmesi veya buna sebep olması demektir. Yapı lead + nesne + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bu cümlede These obstacles neden, the government nesne, to delay changes ise ortaya çıkan eylemdir. Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada birine fiziksel olarak yol göstermek anlamına gelmez; engelleri hükümetin kararına neden-sonuç ilişkisiyle bağlar.

Alıştırma

Lead someone to do yapısının geçmiş zaman biçimiyle neden-sonuç kalıbını tamamlayın: The inspection findings ____ the company ____ replace the damaged parts.

Cevabı göster

led · to

Kelime

mandate further research into the issue: resmî bir gereklilik

Mandate further research into the issue ifadesinde mandate, “resmî olarak zorunlu tutmak” anlamında bir fiildir. Araştırmayı sıradan bir öneri olarak değil, yetkili bir makamın yapılmasını şart koştuğu bir iş olarak sunar. Further research ek araştırma anlamına gelir; into the issue ise incelenen konuyu belirtir. Bu ifade politika, hukuk ve kurumlarla ilgili bağlamlarda yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede mandate, “resmî olarak zorunlu tutmak” anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The review mandates that the film is entertaining.
  2. My friend mandates that we watch a comedy tonight.
  3. The safety law mandates further research into battery fires.
Cevabı göster

The safety law mandates further research into battery fires.

But after a decade of mounting concern, Kalıp ifadeler

2:50

Fakat artan endişeyle geçen on yılın ardından,

Congress finally took action.

2:53

Kongre nihayet harekete geçti.

Kalıp ifadeler

after a decade of mounting concern: on yıl boyunca giderek artan kaygının ardından

after a decade of mounting concern ifadesinde a decade of on yıllık bir dönemi belirtir; mounting ise kaygının bu süre boyunca düzenli biçimde arttığını anlatır. İfade, Kongre nihayet harekete geçmeden önce toplumdaki kaygının uzun süre arttığı arka planını verir. Burada mounting, bir şeyi takmak veya kurmak değil, artmak ya da birikmek anlamındadır. Bu sıfat mounting pressure, evidence, criticism veya costs örneklerinde olduğu gibi zamanla büyüyen şeyleri anlatabilir.

Alıştırma

Hangi doğal cümlede mounting sürekli artan baskıyı ifade eder?

  1. After months of mounting pressure, the hospital hired more staff.
  2. After months of mount pressure, the hospital hired more staff.
  3. After months of mounted pressure, the hospital hired more staff.
Cevabı göster

After months of mounting pressure, the hospital hired more staff.

Since the bulk of sulfur dioxide emissions came from power plants, Notlar

2:56

Kükürt dioksit emisyonlarının büyük kısmı enerji santrallerinden geldiği için,

Dilbilgisi

Since the bulk of sulfur dioxide emissions came from power plants: Since ile neden belirtmek

Burada Since, because anlamındadır. Yan cümle, kükürt dioksit emisyonlarının çoğunun elektrik santrallerinden geldiğini söyler ve bu gerçeği ardından gelen politika tercihinin nedeni olarak sunar. Cümle başında Since + özne + fiil yapısı önce bir neden verip ardından temel sonuca veya karara geçebilir. Bu kullanımda since, neden sorusunu yanıtlar; zamanın başlangıç noktasını belirtmez.

Alıştırma

"Since the roads were icy, the school opened late," cümlesinde Since ne anlama gelir?

  1. From the time when the roads were icy
  2. Until the roads stopped being icy
  3. Because the roads were icy
Cevabı göster

Because the roads were icy

Kalıp ifadeler

the bulk of: bütünün büyük kısmı

the bulk of sulfur dioxide emissions ifadesindeki the bulk of, toplamın “çoğu” veya “en büyük kısmı” anlamına gelir. Cümle, emisyonların çoğunun kaynağının elektrik santralleri olduğunu belirtir; bulk burada bir nesnenin fiziksel büyüklüğünü anlatmaz. Bu ifade, kesin bir yüzde vermeden baskın payı özetler.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “çoğu” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The team completed ____ the work on Monday.

Cevabı göster

the bulk of

the government set a limit on the total amount of it Kalıp ifadeler

3:00

hükümet, elektrik enerjisi sektörünün her yıl salabileceği

the electric power sector could emit each year. Kelime

3:03

toplam gaz miktarına bir sınır koydu.

Kalıp ifadeler

set a limit on the total amount of it: toplam miktar için üst sınır belirlemek

Set a limit on X, X için izin verilen en yüksek düzeyi belirlemek veya resmen açıklamak anlamına gelir. Buradaki X, the total amount of it, yani elektrik enerjisi sektörünün her yıl salabileceği toplam kükürt dioksit miktarıdır. On edatı, kısıtlanan şeyi belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp set a limit on + miktar, etkinlik veya kaynak biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “üzerine bir kısıtlama getirdi” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The library ____ the number of books each person can borrow.

Cevabı göster

set a limit on

Kelime

the electric power sector: elektrik enerjisi sektörü

The electric power sector, ekonominin elektrik üreten ve sağlayan bölümü demektir. Buradaki sector, birçok şirketi ve tesisi ekonomik faaliyetlerine göre gruplandırır; fiziksel bir alan anlamına gelmez. Bu ifade, emisyon sınırının kapsadığı endüstriyi belirtir; belirli bir elektrik santralini anlatmaz.

Alıştırma

Politika cümlesini, tek bir tesis değil elektrik üreten endüstrinin tamamını belirten terimle tamamlayın: The rule applies to ____.

Cevabı göster

the electric power sector

Then, they divided the permitted emissions Kültür

3:06

Daha sonra, izin verilen emisyonları

into a fixed number of allowances distributed to each power plant.

3:09

her bir enerji santraline dağıtılan sabit sayıda tahsisata böldüler.

Kültür

divide permitted emissions into allowances: izin verilen emisyonları kotalara bölmek

Emisyon üst sınırı ve ticareti sisteminin bu adımında permitted emissions, kuralın izin verdiği toplam emisyon miktarıdır. Bu toplam, sabit sayıda allowances birimine bölünür ve bu birimler elektrik santrallerine dağıtılır. Buradaki allowance, belirli miktarda emisyona izin veren düzenleyici bir birimdir; harçlık değildir. divide X into Y yapısı, bir bütün olan X’in daha küçük parçalara veya Y birimlerine ayrıldığını gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede allowances ne anlama gelir?

  1. Elektrik santrali çalışanlarına yapılan nakit ödemeler.
  2. Emisyon sınırında hiçbir rolü olmayan tahminler.
  3. Elektrik santrallerine tahsis edilen izinli emisyon birimleri.
Cevabı göster

Elektrik santrallerine tahsis edilen izinli emisyon birimleri.

A plant could then choose to emit as much sulfur dioxide as they were allowed, Dilbilgisi

3:14

Böylece bir santral, izin verildiği kadar kükürt dioksit salmayı

Dilbilgisi

as much sulfur dioxide as they were allowed: izin verilen üst sınır

as much + sayılamayan isim + as + yan cümle kalıbı, bir miktarı bir sınırla karşılaştırır. Burada as much sulfur dioxide as they were allowed, tesisin izin verilen miktarı aşmadan kükürt dioksit salabileceği anlamına gelir. Could choose bunun bir zorunluluk değil, seçenek olduğunu gösterir. Tesis kotasının tamamını kullanabilir veya daha az salım yapabilirdi.

Alıştırma

Bu cümlede as much sulfur dioxide as they were allowed ne anlama gelir?

  1. Tesis izin verilen miktara kadar salım yapabilir.
  2. Tesis izin verilen miktarın tamamını salmak zorundadır.
  3. Tesis izin verilen miktarı aşabilir.
Cevabı göster

Tesis izin verilen miktara kadar salım yapabilir.

or reduce their emissions and sell their unused allowances Kültür

3:19

veya emisyonlarını azaltıp kullanılmayan tahsisatlarını

to other power plants.

3:24

diğer enerji santrallerine satmayı seçebiliyordu.

Kültür

sell their unused allowances: kalan emisyon izinlerini satmak

Emisyon ticareti sisteminde allowance, belirli miktarda kirlilik salma iznidir. Unused allowances, tesisin gerçek emisyonları izin verilen miktardan düşük olduğu için kullanmadığı izinleri ifade eder. Sell fiili, bu izinlerin başka bir elektrik santraline devredilebildiğini gösterir. Bu bağlamda allowances, ticareti yapılabilen emisyon izinleri anlamına gelir; ek para veya kişisel harçlık anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede tesisin unused allowances ifadesi neyi anlatır?

  1. Tesisin artık ihtiyaç duymadığı makineler
  2. Tesisin harcamadığı devlet ödemeleri
  3. Tesisin kullanmadığı emisyon izinleri
Cevabı göster

Tesisin kullanmadığı emisyon izinleri

This system, known as cap and trade, Kültür

3:26

Üst sınır ve ticaret (cap and trade) olarak bilinen bu sistem,

Kültür

known as cap and trade: sistemin adını belirtme

Known as, bir kişi, nesne veya sistemin yerleşmiş adını tanıtır. Burada geçmiş ortaç yapısı olan known as cap and trade, This system ifadesine sistemin adını ekler; virgüller bunun ek bir tanımlayıcı bilgi olduğunu gösterir. Çevre politikası terimi cap and trade içinde cap, toplam emisyon üst sınırını; trade ise emisyon izinlerinin alınıp satılabilmesini ifade eder. Buradaki trade, sıradan mal ticareti değildir.

Alıştırma

Bu cümlede known as cap and trade ne işe yarıyor?

  1. Sistemin sıradan mal ticaretiyle ünlü olduğunu söyler.
  2. Enerji santrallerinin toplam bir sınır olmadan kirletmesine izin verildiğini söyler.
  3. Sisteme adını verir ve onu emisyon üst sınırı ile alınıp satılabilir izinleri olan bir politika olarak tanımlar.
Cevabı göster

Sisteme adını verir ve onu emisyon üst sınırı ile alınıp satılabilir izinleri olan bir politika olarak tanımlar.

offered power plants the economic flexibility to keep costs low Anlatım akışı

3:29

enerji santrallerine kirliliği kesin bir şekilde sınırlarken

while strictly limiting pollution.

3:33

maliyetleri düşük tutmak için ekonomik esneklik sundu.

Anlatım akışı

keep costs low while strictly limiting pollution: iki sonucu birlikte sunma

economic flexibility to keep costs low ifadesi maliyet yönündeki yararı sunar: enerji santralleri politikanın gereklerini karşılamak için daha düşük maliyetli yöntemler seçebilir. Ardından gelen while bölümü, bu yararın yanına sıkı kirlilik sınırlarını yerleştirir. Burada while, birbiriyle gerilimli görünebilen iki sonucun birlikte gerçekleştiğini gösterecek şekilde bilgiyi düzenler: maliyetleri düşük tutmak ve kirliliği sıkı biçimde sınırlamak. Yalnızca “…… olduğu süre boyunca” biçimindeki zaman anlamını değil, karşıtlığı ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede while sözcüğünün temel işlevi nedir?

  1. Daha düşük maliyetleri ve sıkı kirlilik sınırlarını birlikte elde edilen iki sonuç olarak sunar.
  2. Maliyetlerin kirlilik sınırlandırılmadan önce düştüğünü açıklar.
  3. Kirliliğin yalnızca kısa bir süre için sınırlandığını gösterir.
Cevabı göster

Daha düşük maliyetleri ve sıkı kirlilik sınırlarını birlikte elde edilen iki sonuç olarak sunar.

Many critics called these allowances licenses to pollute, Deyimler

3:36

Birçok eleştirmen bu tahsisatlara kirlilik lisansı dedi

Deyimler

licenses to pollute: eleştirel bir etiket

Bu cümlede licenses to pollute, emisyon tahsisatları için kullanılan alaycı bir etikettir. Eleştirmenler politikayı, kirliliğe yol açmak için verilen resmî bir izin gibi yeniden adlandırır; bu nedenle license sözcüğü zararlı bir davranışın yetkilendirildiği fikrini taşır. Bu, politikanın resmî adı değildir. İfade, tahsisat sisteminin işleyişini tarafsızca açıklamak yerine eleştirmenlerin olumsuz yargısını gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede licenses to pollute ne anlatıyor?

  1. Tahsisatların zararlı kirliliğe izin verdiğini düşündüren eleştirel bir etikettir.
  2. Kirlenmiş araziyi temizlemek için verilen bir ruhsat anlamına gelir.
  3. Her tahsisatın resmî hukuki adıdır.
Cevabı göster

Tahsisatların zararlı kirliliğe izin verdiğini düşündüren eleştirel bir etikettir.

or said the government was selling clean air. Deyimler

3:39

veya hükümetin temiz hava sattığını söyledi.

Deyimler

was selling clean air: alaycı bir politika eleştirisi

Bu cümlede was selling clean air gerçek anlamda kullanılmamıştır. Emisyon tahsisatlarının satılmasını veya alınıp satılmasını anlatır; ancak eleştirmenler bu politikayı, hükümet temiz havayı, yani ortak bir çevresel faydayı, ürüne dönüştürüyormuş gibi sunar. Bu ifade hoşnutsuzluk göstermek için ironi kullanır. Eleştiri, fiziksel havanın satılmasına değil, kirletme izninin alınıp satılabilir hâle getirilmesine yöneliktir.

Alıştırma

the government was selling clean air ifadesi neyi eleştiriyor?

  1. Temiz hava bir ürünmüş gibi kirletme haklarını alınıp satılabilir hâle getirme fikri.
  2. Havayı temizleyen makinelerin satın alınması.
  3. Bir devlet mağazasında şişelenmiş hava satılması.
Cevabı göster

Temiz hava bir ürünmüş gibi kirletme haklarını alınıp satılabilir hâle getirme fikri.

But since the cap was set to lower 5 years into the program, Kalıp ifadeler

3:42

Ancak üst sınır, program başladıktan 5 yıl sonra düşürülecek şekilde ayarlandığı için,

Kalıp ifadeler

was set to lower: planla belirlenmiş bir değişiklik

be set to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir olayın bir plan veya kuralla düzenlendiğini, programlandığını ya da belirlendiğini anlatır. Burada was set to lower, üst sınırın belirtilen süreden sonra düşmesinin planlandığı anlamına gelir. Buradaki set “bir yere koymak” anlamında değildir. Lower, to’dan sonra gelen yalın fiildir ve “düşmek” demektir; cümle, üst sınırın düşmesini plana yerleştirilmiş gelecekteki bir değişiklik olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi be set to + fiil yapısıyla tamamlayın: The library is ____ reopen on Monday.

Cevabı göster

set to

Kalıp ifadeler

5 years into the program: bir sürecin içindeki zamanı belirtmek

5 years into the program, programın başlamasından bu yana beş yılın geçtiği noktada demektir. Burada into, zaman içindeki ilerlemeyi ölçer; bir yerin içine doğru hareketi anlatmaz. Yeniden kullanılabilir kalıp süre + into + etkinlik veya süreç şeklindedir ve bir olayı hâlâ devam eden bir şeyin o aşamasına yerleştirir. Bu kalıp tek başına etkinliğin o noktada bittiğini söylemez.

Alıştırma

Süre + into + etkinlik kalıbını kullanarak cümleyi “proje başladıktan iki gün sonra” anlamına gelecek şekilde tamamlayın: ____, the team found its first bug.

Cevabı göster

Two days into the project

it forced every utility company to reduce emissions in the long term. Kalıp ifadeler

3:46

her kamu hizmeti şirketini uzun vadede emisyonları azaltmaya zorladı.

Kalıp ifadeler

in the long term: daha sonraki sonuçlara odaklanmak

In the long term, uzun bir dönem boyunca ne olduğuna bakmak, özellikle de hemen görülen etkiden çok daha sonra ortaya çıkan veya kalıcı olan sonucu değerlendirmek demektir. Burada emisyonların azaltılmasını yalnızca şu anla değil, daha uzun bir zaman çerçevesiyle ilişkilendirir. Bu ifadede term, belirli bir alanda kullanılan “terim” değil, bir zaman dönemi anlamına gelir.

Alıştırma

“Uzun bir dönem göz önüne alındığında” anlamına gelen hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The training takes time, but it improves safety ____.

Cevabı göster

in the long term

Some plants added desulfurizing scrubbers to their smokestacks, Kelime

3:51

Bazı santraller bacalarına kükürt giderici yıkayıcılar ekledi,

Kelime

desulfurizing scrubbers: kükürt kirliliğini gideren ekipman

Desulfurizing scrubbers, endüstriyel egzoz sistemlerine takılan kirlilik kontrol cihazlarıdır. Baca gazı bacadan çıkmadan önce, özellikle kükürt dioksit olmak üzere kükürt içeren kirleticileri giderirler. Desulfurizing, kükürdü giderme işlevini; scrubbers ise bu ekipmanı adlandırır. Buradaki scrubbers, temizlik yapan kişiler veya sıradan ovalama araçları anlamına gelmez.

Alıştırma

Desulfurizing scrubbers ne yapmak için tasarlanmıştır?

  1. Endüstriyel egzozdan kükürt içeren kirleticileri gidermek
  2. Bacanın dış yüzeyini temizlemek
  3. Yakılmadan önce yakıta kükürt eklemek
Cevabı göster

Endüstriyel egzozdan kükürt içeren kirleticileri gidermek

or switched to low-sulfur coal and natural gas. Kalıp ifadeler

3:55

veya düşük kükürtlü kömür ve doğal gaza geçti.

Kalıp ifadeler

switched to low-sulfur coal and natural gas: düşük kükürtlü kömüre ve doğal gaza geçmek

Switched to + isim öbeği, bir seçeneği kullanmayı bırakıp farklı bir seçeneği kullanmaya başlamak anlamına gelir. Burada low-sulfur coal and natural gas yeni yakıtlardır. Bu cümlede switch, başka bir seçeneğe geçmek anlamındaki geçmiş zaman fiilidir; anahtar anlamındaki isim değildir. To yeni seçeneği tanıtır. Eski ve yeni seçeneklerin ikisi de belirtilirse switch from A to B kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi switch fiilinin geçmiş zamanı ve yeni seçeneği tanıtan edatla tamamlayın: Last year, the factory ____ natural gas.

Cevabı göster

switched to

Oxides of nitrogen emissions were also reduced

4:00

Nitrojen oksit emisyonları da

with relatively low-cost technologies. Kalıp ifadeler

4:02

nispeten düşük maliyetli teknolojilerle azaltıldı.

Kalıp ifadeler

with relatively low-cost technologies: nispeten düşük maliyetli teknolojileri araç olarak kullanmak

With + isim öbeği, bir sonuca ulaşmak için kullanılan aracı, kaynağı veya yöntemi tanıtabilir. Burada azot oksit emisyonlarının nasıl azaltıldığını, yani azaltımın belirli teknolojiler kullanılarak sağlandığını anlatır. Relatively low-cost technologies ifadesinde low-cost, technologies sözcüğünü niteler; relatively ise diğer seçeneklerle karşılaştırıldığında anlamına gelir. İfade teknolojilerin maliyetini anlatır, emisyon azaltımının az olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle aracı doğrudan tanıtmak için with + isim öbeği yapısını kullanıyor?

  1. The team reduced energy waste with smart sensors.
  2. The team reduced energy waste by using smart sensors.
  3. Smart sensors reduced energy waste for the team.
Cevabı göster

The team reduced energy waste with smart sensors.

These advances allowed the power sector to grow Dilbilgisi

4:05

Bu ilerlemeler, üst sınır kirliliği kontrol altında tutarken

Dilbilgisi

allowed the power sector to grow: allow + nesne + to do yapısı

allow + nesne + to + fiilin yalın hâli yapısında nesne, hareket etme fırsatı veya yeteneği kazanan kişi ya da şeydir. Burada the power sector nesnedir; to grow ise mümkün hâle gelen sonucu belirtir. Bu cümlede allowed, birinin resmî izin verdiği anlamına gelmez. These advances büyümeyi mümkün kılan koşulları oluşturmuştur. Bu nedenle allow hem izin vermeyi hem de bir şeyi mümkün kılan nedeni anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi allow fiilinin geçmiş zaman biçimi ve mastar işaretiyle tamamlayın: Better batteries ____ the device ____ run longer.

Cevabı göster

allowed · to

while the cap kept pollution under control. Kalıp ifadeler

4:08

enerji sektörünün büyümesine olanak sağladı.

Kalıp ifadeler

kept pollution under control: keep + nesne + under control

keep + nesne + under control, bir şeyi aşırı, tehlikeli veya yönetilemez hâle gelmemesi için sürekli yönetmek anlamına gelir. Burada cap kirliliği sınırlar ve belirlenen seviyenin üzerine çıkmasını önler. Under control kalıplaşmış bir ifadedir; fiziksel bir konumu anlatmaz. Bu yapı costs, risks, fires ve pollution gibi sorunlarla sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi maliyetlerin yönetilemez hâle gelmesini önlemek anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Careful planning helps ____.

Cevabı göster

keep costs under control

By 1985, Canada and the European Union adopted their own solutions,

4:11

1985'e kadar Kanada ve Avrupa Birliği kendi çözümlerini benimsedi

and international treaties began circulating Kelime

4:16

ve dünya çapında hava kirliliğini azaltmak için

to reduce air pollution worldwide.

4:19

uluslararası anlaşmalar dolaşıma girmeye başladı.

Kelime

international treaties began circulating: belge ve önerilerin dolaşıma girmesi

İngilizcede bir belge, öneri veya fikir için circulate fiili kullanıldığında, daha fazla kişinin okuyup tartışabilmesi için bunun insanlar ya da kurumlar arasında aktarıldığı veya paylaşıldığı anlatılır. Burada international treaties began circulating, antlaşma metinlerinin veya önerilerinin uluslararası politika tartışmalarında dolaşıma girmeye başladığı anlamındadır. Antlaşmalar gerçek anlamda daireler çizerek hareket etmez. İsim + begin + circulating yapısında circulating, bu paylaşım sürecinin başladığını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede circulating, bir belgenin kurumlar arasında paylaşıldığını ifade eder?

  1. The delegates signed the agreement in one room.
  2. The printer produced one copy of the agreement.
  3. The draft agreement began circulating among several governments.
Cevabı göster

The draft agreement began circulating among several governments.

Today,

4:23

Bugün,

this science-driven economic policy has largely eliminated acid rain Notlar

4:23

bilim odaklı bu ekonomi politikası asit yağmurunu

across the United States and Canada.

4:28

Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada genelinde büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Kelime

science-driven economic policy: bilimsel kanıtların yön verdiği ekonomi politikası

Science-driven, economic policy ifadesinden önce tek bir birim gibi çalışan birleşik bir sıfattır. Politikanın bilimsel kanıt ve araştırmalar tarafından yönlendirildiği veya şekillendirildiği anlamına gelir. Driven burada mecazidir; kimse politikayı bir araç gibi sürmez. Kısa çizgi, science ve driven sözcüklerinin birlikte tek bir niteleyici oluşturduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “bilimsel kanıtlarla yönlendirilen” anlamına gelen kısa çizgili sıfatla tamamlayın: The council adopted a ____ water policy.

Cevabı göster

science-driven

Kalıp ifadeler

has largely eliminated acid rain: güçlü ama temkinli bir sonucu aktarmak

has largely eliminated acid rain ifadesindeki has eliminated, İngilizcedeki present perfect yapısındadır: zaman içinde ortaya çıkan ve bugün de önem taşıyan bir sonucu anlatır. Largely bu sonucun derecesini sınırlar. “Büyük ölçüde” veya “çoğu durumda” demektir; “tamamen” demek değildir. Böylece iddia güçlü ama temkinli olur ve olası istisnalara ya da kalan vakalara yer bırakır.

Alıştırma

Burada has largely eliminated acid rain ne anlama geliyor?

  1. Asit yağmuru büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır, ancak bazı vakalar kalmış olabilir.
  2. Asit yağmuru yalnızca biraz azalmıştır.
  3. Asit yağmuru hiçbir istisna olmadan tamamen ortadan kalkmıştır.
Cevabı göster

Asit yağmuru büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır, ancak bazı vakalar kalmış olabilir.

And while many ecosystems still need time to recover, Dilbilgisi

4:30

Ve birçok ekosistemin iyileşmek için hala zamana ihtiyacı olsa da,

scientists have sped up the restoration of other areas Öbek fiiller

4:34

bilim insanları asit yağmurunun öldürdüğü temel organizmaları yeniden doğaya kazandırarak

Öbek fiiller

sped up the restoration: bir süreci hızlandırmak

Speed up, bir şeyin daha hızlı gerçekleşmesini veya ilerlemesini sağlamak anlamına gelen bir öbek fiildir. Sped up the restoration ifadesinde the restoration nesnesi hızlanan süreci belirtir; up öbek fiilin bir parçasıdır ve yön bildirmez. Sped, speed fiilinin yaygın düzensiz geçmiş zaman ortacıdır. Have ile kullanılan have sped up, present perfect yapısındadır ve bilim insanlarının restorasyon sürecini zaten hızlandırdığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir süreci daha hızlı hâle getirmek anlamında speed up fiilinin present perfect biçimini doğru kullanır?

  1. New software has sped up the review process.
  2. New software has speed up the review process.
  3. New software has slowed down the review process.
Cevabı göster

New software has sped up the review process.

by reintroducing essential organisms killed off by acid rain. Notlar

4:37

diğer bölgelerin restorasyonunu hızlandırdılar.

Dilbilgisi

while ... still ...: ilerlemeyi aktarmadan önce bir sınırlamayı kabul etmek

Burada while, although gibi önce bir sınırlamayı kabul eden bir karşıtlık bildirir. Yan cümle toparlanmanın henüz tamamlanmadığını kabul eder; ana cümle ise ardından başka alanlardaki ilerlemeyi sunar. Yalnızca iki olayın aynı zamanda gerçekleştiği anlamına gelmez. Still, toparlanma ihtiyacının şu anda da sürdüğünü gösterir. While + devam eden sınırlama, ana sonuç yapısı, tek taraflı değil dengeli bir sonuca ulaşmaya yardımcı olur.

Alıştırma

while many ecosystems still need time to recover ifadesi cümlede hangi işlevi görüyor?

  1. Cümle başka alanlardaki ilerlemeyi aktarmadan önce toparlanmanın henüz tamamlanmadığını kabul eder.
  2. Bilim insanlarının ekosistemleri iyileştirmeye çalışmayı bırakma nedenini verir.
  3. Diğer alanların iyileştirilmesinin bütün ekosistemlerin toparlanmasıyla aynı anda olduğunu söyler.
Cevabı göster

Cümle başka alanlardaki ilerlemeyi aktarmadan önce toparlanmanın henüz tamamlanmadığını kabul eder.

Dilbilgisi

by reintroducing essential organisms: yöntemi göstermek için by + -ing kullanımı

By + fiilin -ing biçimi, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi gösterir. Burada by reintroducing essential organisms, bilim insanlarının restorasyonu nasıl hızlandırdığını açıklar: bu organizmaları yeniden ortama kazandırmak kullanılan yöntemdi. Buradaki by, yöntem bildiren bir edattır; edilgen bir cümlede eylemi yapanı gösteren by değildir. Bu edattan sonra fiil geldiğinde -ing biçimini alır. Bu nedenle reintroduce değil, reintroducing kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi by ve use fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The team saved time ____ a shared calendar.

Cevabı göster

by using

Öbek fiiller

killed off: bir grubun çoğunun veya tamamının ölmesine neden olmak

Kill off, bir grubun tüm üyelerinin veya çok sayıda üyesinin ölmesine neden olmak ve böylece grubun ortadan kaybolmasına yol açabilmek demektir. Off, bu öbek fiilin bir parçasıdır; hareket yönü bildirmez. Burada killed off by acid rain, organisms sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortacı öbeğidir. “Asit yağmurlarının çok sayıda öldürdüğü organizmalar” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir hastalığın bütün bir grubu ortadan kaldırabileceğini en açık biçimde anlatır?

  1. The disease could kill off the entire colony.
  2. The disease could kill one insect in the colony.
  3. The disease could drive the colony away.
Cevabı göster

The disease could kill off the entire colony.

Some countries like Russia, India, and China

4:42

Rusya, Hindistan ve Çin gibi bazı ülkeler

still rely heavily on high-sulfur coal Kalıp ifadeler

4:45

hala yüksek kükürtlü kömüre büyük ölçüde güveniyor

Kalıp ifadeler

rely heavily on high-sulfur coal: yüksek kükürtlü kömüre büyük ölçüde bağımlı olmak

Rely on + isim, birine veya bir şeye bağlı olmak ya da güvenmek anlamına gelir. Heavily sözcüğünü rely fiilinden sonra kullanmak bağımlılığın derecesini artırır: rely heavily on, “büyük ölçüde bağımlı olmak” demektir. Bu cümlede heavily, coal sözcüğünü değil rely fiilini niteler. High-sulfur, kömürün türünü açıklayan birleşik bir sıfattır. Dolayısıyla ifade, bu kömürün söz konusu ülkelerin bağımlı olduğu önemli bir kaynak olmaya devam ettiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, özneye uyan rely heavily on biçimiyle tamamlayın: The hospital ____ donations to keep its free clinic open.

Cevabı göster

relies heavily on

and continue to struggle with the environmental consequences. Kalıp ifadeler

4:48

ve çevresel sonuçlarla mücadele etmeye devam ediyor.

Kalıp ifadeler

continue to struggle with + bir sorun

Bu cümlede continue to struggle with the environmental consequences, bu sonuçlarla başa çıkmanın hâlâ çok zor olduğunu anlatır. Buradaki struggle fiziksel bir kavga değil, bir sorunu yönetirken güçlük çekmektir. continue to + fiil kalıbı durumun sona ermediğini gösterir. struggle with + isim, güçlük yaratan sorunu adlandırır; consequences ise daha önceki bir eylem ya da olayın doğurduğu sonuçlardır ve bu bağlamda çoğunlukla olumsuzdur.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve bir şeyle başa çıkarken ciddi güçlük çekmek anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The island continues to ____ plastic waste.

Cevabı göster

struggle with

However,

4:52

Bununla birlikte,

acid rain's relatively quick journey from major threat to minor issue Deyimler

4:53

asit yağmurunun büyük bir tehditten küçük bir soruna nispeten hızlı yolculuğu

is rightly celebrated as a victory Kalıp ifadeler

4:57

çevreyi koruyan politikalar için bir zafer olarak

for policies that protect the environment.

5:00

haklı şekilde kutlanıyor.

Deyimler

asit yağmurunun büyük tehditten küçük soruna yolculuğu

Acid rain's relatively quick journey from major threat to minor issue, sorunun önemindeki değişimi bir yolculukmuş gibi sunar. Asit yağmuru gerçekten seyahat etmemiştir; ifade, onun büyük bir tehlikeden daha az önemli bir soruna oldukça hızlı dönüştüğünü anlatır. a journey from A to B kalıbı, başlangıç ve bitiş durumları olan soyut bir gelişimi sunar. Bir insanın, fikrin, teknolojinin ya da kamusal meselenin değişimini bir süreç olarak gözde canlandırmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Durum değişikliğini anlatan mecaz kalıbını tamamlayın: The documentary traces the neighborhood's journey ____ neglected district ____ cultural center.

Cevabı göster

from · to

Kalıp ifadeler

is rightly celebrated as a victory: haklı olarak bir zafer diye övülmek

Bu cümlede is celebrated as a victory, bir şeyin kamu önünde övüldüğü ve başarılı bir sonuç olarak görüldüğü anlamına gelir. Buradaki celebrated onaylama bildirir; mutlaka bir parti ya da tören yapıldığı anlamına gelmez. Rightly, konuşanın bu övgünün hak edilmiş olduğu yönündeki değerlendirmesini ekler. Edilgen be celebrated as + isim öbeği yapısı, bir eylemin, politikanın veya sonucun nasıl değerlendirildiğine odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi, rightly sözcüğünü de içeren hedef edilgen ifadeyle tamamlayın: After it made every crossing safer, the new traffic rule ____ a victory for local families.

Cevabı göster

was rightly celebrated as

Cap and trade can't solve every environmental problem, Anlatım akışı

5:02

Üst sınır ve ticaret (cap and trade) her çevre problemini çözemez,

but by using scientific consensus to guide policy, Dilbilgisi

5:06

ancak bilimsel fikir birliğini politikaya yön vermek için kullanarak,

Dilbilgisi

by using ... to guide policy: bir yöntemi ifade etmek

By + fiilin -ing biçimi, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi açıklar. Burada by using scientific consensus to guide policy, geniş çaplı bilimsel uzlaşının politikaya yön vermek için temel olarak kullanıldığını belirtir; daha büyük cümle bu yaklaşımın sonucunu verir. İfadenin içindeki use A to do B, B'yi yapmak için A'yı kullanmak anlamına gelir: use scientific consensus (A) to guide policy (B). Scientific consensus, ilgili bilim insanları arasında kanıtlara dayanan geniş bir uzlaşıdır; tek bir bilim insanının kişisel görüşü değildir.

Alıştırma

Cümleyi by ve use fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The clinic reduced waiting times ____ online booking.

Cevabı göster

by using

adopting efficient technology,

5:09

verimli teknolojileri benimseyerek,

and being unafraid to impose reasonable costs for pollution, Kelime

5:11

ve kirliliğe makul maliyetler yüklemekten korkmayarak,

Kelime

being unafraid to impose reasonable costs for pollution: kirlilik için makul maliyetler getirmekten çekinmemek

Being unafraid to do something, bir şey popüler olmayabilecek veya zor olabilecek olsa bile onu yapmaya istekli olmak demektir. Burada karar vericiler, bu adımdan kaçınmak yerine maliyet getirmeye isteklidir. Resmî politika dilinde impose reasonable costs for pollution, kirletenlerin neden oldukları kirlilik için orantılı bir ekonomik yük taşımasını sağlamak amacıyla kurallar, ücretler, vergiler veya cezalar kullanmak demektir. Costs burada politikanın oluşturduğu yükü ifade eder; yalnızca bir ürünün piyasa fiyatını veya temizlik için önceden harcanmış parayı ifade etmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir düzenleyici kurumun çevreyi kirleten şirketlere ekonomik yük getirmeye istekli olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. The agency is unafraid to impose reasonable costs on companies that break the emissions rules.
  2. The agency is unable to estimate the repair costs for companies near the river.
  3. The agency is ready to describe pollution costs in its annual report.
Cevabı göster

The agency is unafraid to impose reasonable costs on companies that break the emissions rules.

countries can stop a growing storm of destruction Deyimler

5:15

ülkeler, büyüyen bir yıkım fırtınasını

before it's too late. Kalıp ifadeler

5:18

çok geç olmadan durdurabilirler.

Anlatım akışı

can't solve every ... but ...: bir sınırı kabul edip ardından ana iddiayı sunmak

Can't solve every environmental problem, üst sınır ve emisyon ticaretinin sınırları olduğunu kabul ederek iddianın kapsamını daraltır. Bu, söz konusu sorunların hepsini çözemeyeceği anlamına gelir; hiçbirini çözemeyeceği anlamına gelmez. Ardından but, asıl olumlu iddiaya geçiş yapar: Ülkeler birkaç sağlam yaklaşımı birlikte kullandığında etkili eylem hâlâ mümkündür. Bu önce taviz verip sonra iddiayı sunma düzeni, ana düşünceden vazgeçmeden savı ölçülü hâle getirir.

Alıştırma

Önce sınırlamayı kabul edip sonra iddiayı sunan yapıyı hedef ifadelerle tamamlayın: One device ____ accessibility problem, ____ it can remove several common barriers.

Cevabı göster

can't solve every · but

Deyimler

growing storm of destruction: büyüyen yıkımı anlatan bir mecaz

Growing storm of destruction, boyutu ve tehlikesi giderek artan zararı anlatan bir mecazdır. Buradaki storm hava durumunu ifade etmez; büyüyen bir sorunu güçlü ve kontrol edilmesi zor bir şey gibi gösterir. Growing, zararın hâlâ büyüdüğünü belirtir. Bu sözcükler birlikte tarafsız bir betimleme yerine aciliyet duygusu ve çarpıcı bir uyarı yaratır.

Alıştırma

Bu cümlede growing storm of destruction ne anlama geliyor?

  1. Giderek artan ve daha tehlikeli hâle gelen yıkım.
  2. Birkaç ülkeye zarar veren gerçek bir hava sistemi.
  3. Azalan ve kontrol edilmesi kolaylaşan zarar.
Cevabı göster

Giderek artan ve daha tehlikeli hâle gelen yıkım.

Kalıp ifadeler

before it's too late: hâlâ zaman varken harekete geçmek

Before it's too late, “kötü bir sonucu önlemek için hâlâ zaman varken” anlamına gelir. Too late, saatin geç olmasını anlatmaz; işe yarayacak biçimde harekete geçme fırsatının ortadan kalkacağını ifade eder. Bu ifade bir zaman yan cümlesi olarak çalışır. Beklemenin eylemi etkisiz veya imkânsız hâle getirebileceğini söyleyerek aciliyet duygusu katar.

Alıştırma

Uyarıyı “kötü bir sonucu önlemek için hâlâ zaman varken” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The river is rising, so move to higher ground ____.

Cevabı göster

before it's too late

For an example of a country that took decisive action Kalıp ifadeler

5:19

Bir sorunu çözmek için kararlı bir şekilde

to solve a problem,

5:22

harekete geçen bir ülke örneği için,

let's talk about the Netherlands.

5:23

Hollanda'dan bahsedelim.

Kalıp ifadeler

took decisive action: gecikmeden kararlı biçimde hareket etmek

“Took decisive action”, “take decisive action” ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Tereddüt etmek veya yalnızca sorunu konuşmak yerine açık ve kararlı bir adımla karşılık vermek anlamına gelir. “Decisive”, eylemin ne yapılacağını belirleyecek veya durumu değiştirecek kadar güçlü olduğunu anlatır. Bu ifade, bir hükûmet, kuruluş veya kişi ciddi ya da acil bir sorunla ilgilenirken sık kullanılır. Altyazıda Hollanda, önemli bir sorunu çözmek için belirli bir amaçla harekete geçen bir ülke olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi “gecikmeden kararlı biçimde harekete geçti” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The mayor ____ and closed the unsafe bridge.

Cevabı göster

took decisive action

After a brutal storm surge killed nearly 2,000 people, Kelime

5:25

Neredeyse 2.000 kişinin ölümüne neden olan acımasız bir fırtına dalgasının ardından,

Kelime

storm surge: fırtınanın yükselttiği deniz suyu

“Storm surge”, kıyıdaki deniz suyunun anormal biçimde yükselmesidir. Bunun başlıca nedeni, fırtınanın güçlü rüzgârlarının suyu kıyıya doğru itmesidir; düşük hava basıncı da buna katkıda bulunabilir. Yükselen su seviyesi alçak kıyı bölgelerini su altında bırakabilir. Bu terim şiddetli yağmuru veya sıradan dalgaları değil, deniz suyundaki yükselmeyi adlandırır. Altyazıda anlatılan ölümcül kıyı tehlikesi budur.

Alıştırma

Hangi seçenek storm surge terimini doğru tanımlar?

  1. Bir fırtınanın kıyıya doğru ittiği deniz suyunun olağan dışı yükselmesi
  2. Bir nehir vadisindeki yalnızca şiddetli yağmurun neden olduğu sel
  3. Okyanus altındaki ani bir hareketin oluşturduğu deniz dalgaları dizisi
Cevabı göster

Bir fırtınanın kıyıya doğru ittiği deniz suyunun olağan dışı yükselmesi

the Dutch government created the Delta Works, Kültür

5:29

Hollanda hükümeti Delta Projesi'ni (Delta Works) yarattı,

Kültür

the Delta Works: Hollanda'nın sel koruma projesi

The Delta Works; barajlar, setler ve fırtına kabarması bariyerleri dâhil olmak üzere Hollanda'daki büyük sel koruma yapılarının özel adıdır. Bu cümlede Hollanda hükümetinin inşa ettiği projeyi adlandırır. Buradaki Works, sanat eserleri veya works fiili değil, kamu mühendisliği projeleri ve yapıları anlamına gelir. Delta Works özel ad olduğu için büyük harfle yazılır.

Alıştırma

Bu cümlede the Delta Works neyi ifade ediyor?

  1. Sellere karşı koruma sağlamak için Hollanda'da inşa edilen bir dizi büyük yapı
  2. Ofis bilgisayarlarını tamir eden bir şirket
  3. Nehirlerle ilgili Hollanda tablolarından oluşan bir koleksiyon
Cevabı göster

Sellere karşı koruma sağlamak için Hollanda'da inşa edilen bir dizi büyük yapı

the most sophisticated flood prevention system Kelime

5:31

bu, dünyadaki en gelişmiş

in the world.

5:34

sel önleme sistemidir.

Kelime

flood prevention system: önceden korumayı anlatan birleşik isim

Flood prevention system, selleri önlemek veya sel riskini azaltmak için tasarlanmış bağlantılı yapı ya da önlemler bütününü ifade eden birleşik bir isimdir. Flood tehlikeyi, prevention amacı belirtir; system ise ana isimdir. Prevention, ciddi bir sel veya hasar meydana gelmeden önce yapılan eylemi vurgular. Aynı yapı disease prevention ve disaster prevention ifadelerinde de görülür: ilk isim, önlenmek istenen şeyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: Before storm season, the city built barriers as part of a new ______.

  1. post-flood recovery plan
  2. flood prevention system
  3. flood relief effort
Cevabı göster

flood prevention system

Find out how it keeps the Netherlands above water Deyimler

5:34

Hollanda'yı nasıl suyun üzerinde tuttuğunu

with this video.

5:37

bu videoyla keşfedin.

Deyimler

keeps the Netherlands above water: sel bağlamındaki gerçek anlam ve söz oyunu

Bu cümlede keeps the Netherlands above water öncelikle alçak rakımlı bu ülkenin sel altında kalmasını önler demektir. keep + nesne + above water kalıbı, bir şeyi su yüzeyinin ya da yükselen sel suyunun üzerinde tutmayı anlatır. Above water mecazen zor bir durumdan sağ çıkmak, özellikle de mali çöküşten kaçınmak anlamına da gelebilir. Bu mecaz anlam yaygın olduğu için cümlede bir söz oyunu oluşur: selden korunma, ülkenin gerçekten su altında kalmasını önlerken aynı zamanda ülkenin güvende kalıp işleyişini sürdürdüğünü düşündürür. Burada temel olan selden korunmayla ilgili gerçek anlamdır.

Alıştırma

Bu cümlede keeps the Netherlands above water ifadesinin anlamını en iyi hangi açıklama verir?

  1. Temel olarak sel kontrolünün alçak rakımlı ülkenin su altında kalmasını önlediğini söylerken zorluklardan sağ çıkmaya ilişkin bir deyimi de çağrıştırır.
  2. Selden hiç söz etmeden yalnızca Hollanda’nın iflastan kaçınacak kadar parası olduğunu söyler.
  3. Hollanda’nın fiziksel olarak denizin üzerinde yüzdüğünü söyler.
Cevabı göster

Temel olarak sel kontrolünün alçak rakımlı ülkenin su altında kalmasını önlediğini söylerken zorluklardan sağ çıkmaya ilişkin bir deyimi de çağrıştırır.