Uykusuzluk ergen beynine ne yapar - Wendy Troxel: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bir uyku araştırmacısı, okulların erken başlamasının ergenlerin biyolojik saatleriyle nasıl çatıştığını; öğrenme, sağlık ve güvenliğe nasıl zarar verdiğini ve lojistik engellere rağmen geç başlangıcın neden ölçülebilir yararlar sağladığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. But it's not just my kid that's being deprived — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bu kalıbın, tek bir ailenin kişisel deneyiminden geniş bir topluluğu etkileyen sosyal soruna nasıl geçiş yaptığını fark edin. Önce kişisel bir öyküyle ilgi kuran, ardından konunun toplumsal önemini açıkça ortaya koyan sunumlar hazırlamak için kullanabilirsiniz. 2. reining in — Deyimler ve mecazi ifadeler: Bir atın dizginlerini çekme görüntüsünün, dürtüsel veya riskli davranışları kontrol etme anlamında nasıl mecazlaştığını anlayın. Bu özlü ifadeyi özdenetim, duygular, harcamalar veya aşırı politikaların sınırlandırılması hakkında konuşurken kullanabilirsiniz. 3. go up by 2 to 3 percentage points. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Sınav puanları ya da anket sonuçlarındaki değişimi kesin biçimde bildirmeyi; iki yüzde arasındaki farkı gösteren yüzde puanını, başlangıç değerine göre hesaplanan yüzdelik artıştan ayırmayı öğrenin.
Bu derste
pitch black: zifiri karanlık
Pitch black, görülemeyecek kadar az ışık bulunan tamamen ya da neredeyse tamamen karanlık bir durumu anlatır. Bu cümlede sabah saat 6.00'da dışarının ne kadar karanlık olduğunu güçlü biçimde vurgular. Burada pitch, black sözcüğünü güçlendirir; isim veya fiil olarak taşıdığı yaygın anlamlarla okunmamalıdır. Kısa biçimdeki pitch black outside ifadesi it is pitch black outside olarak anlaşılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “tamamen karanlık” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Deep inside the cave, it was ____, and we could not see our hands.
Cevabı göster
pitch black
My 14-year-old son is fast asleep in his bed. Kalıp ifadeler
0:1014 yaşındaki oğlum yatağında derin bir uykuda.
fast asleep: derin uykuda
Fast asleep, genellikle kişinin kolayca uyanmayacağı kadar derin uyuduğu anlamına gelir. Bu cümlede konuşanın oğlunun hâlâ derin uykuda olduğu vurgulanır. Bu kalıp ifadede fast hızlı anlamına gelmez; asleep sözcüğünü güçlendirir. Asleep bir sıfattır, bu yüzden yaygın yapı be fast asleep şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi “derin uyumak” anlamındaki iki sözcüklü kalıp ifadeyle tamamlayın: The children were ____ and did not hear the thunder.
Cevabı göster
fast asleep
I flip on the light and physically shake the poor boy awake Notlar
0:13Işığı açıp bu zavallı çocuğu uyanması için fiziksel olarak sarsıyorum,
flip on: bir şeyi hızlıca açmak
flip on the light ifadesindeki flip on, genellikle tek ve hızlı bir hareketle ışığı açmak anlamına gelen ayrılabilen bir öbek fiildir. On, öbek fiili tamamlar; yer bildirmez. Bu ifade eyleme hızlı ve gündelik bir hava katar. Nesne bir isim olduğunda hem flip on the light hem de flip the light on kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi flip on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The hallway was dark, so Nora ____ the light beside the door.
Cevabı göster
flipped on
shake the poor boy awake: bir sonuç meydana getirmek
shake the poor boy awake ifadesinde shake eylemi, the poor boy eylemden etkilenen kişiyi, awake ise sonuç tümlecini gösterir. Awake, sarsma eyleminin oluşturduğu yeni durumu anlatır. Bu nedenle ifade, çocuğu uyanana kadar sarsmak anlamına gelir; zaten uyanıkken onu sarsmak anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilecek sıra fiil + nesne + sonuç sıfatıdır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için shake, him ve awake sözcüklerini doğru sıraya koyun: The alarm kept ringing, so I had to ____.
Cevabı göster
shake him awake
it's better to get it over with quickly. Kalıp ifadeler
0:19bunu çabucak halledip bitirmek daha iyi.
“like ripping off a Band-Aid”: hoş olmayan bir işi hızla yapmak
Bu cümlede “like ripping off a Band-Aid”, hoş olmayan ama gerekli bir işi hızla yapmayı anlatan bir benzetmedir. Yapışkan bir yara bandını çıkarmak kısa süre acıtabilir, ancak yavaşça çıkarmak rahatsızlığın daha uzun sürmesine yol açabilir. Bu karşılaştırma konuşanın seçimini açıklar: bekleyişi ve kaygıyı uzatmak yerine rahatsız edici işi hemen yapmak. Bu, yara bakımı hakkında bir tavsiye değildir.
Alıştırma
Hangi durum “like ripping off a Band-Aid” ifadesinin anlamına en uygundur?
- Bütün gün endişelenmek yerine zor bir telefon görüşmesini şimdi yapmak
- Zaman kazanmak için güvenlik talimatlarını atlamak
- Rahat bir öğleden sonrayı piknik yaparak geçirmek
Cevabı göster
Bütün gün endişelenmek yerine zor bir telefon görüşmesini şimdi yapmak
“get it over with”: hoş olmayan bir işi bitirmek
“Get it over with”, hoş olmayan, stresli veya kaçınılmaz bir işi tamamlayıp artık onu beklemek zorunda kalmamak anlamına gelir. Bu cümlede it, konuşanın hızla bitirmek istediği rahatsız edici eylemi belirtir. Yapı get + nesne + over with şeklindedir. Zamir ortaya gelir: get it over with denir, get over with it denmez. With sözcüğü de bu kalıplaşmış ifadenin parçasıdır.
Alıştırma
Cümleyi “hoş olmayan bir işi bitirip artık onu düşünmemek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: I don't want to make this difficult call, but I'll ____ now.
Cevabı göster
get it over with
knowing what I know: arka plan ve öz çelişki
Knowing what I know, sorunun içine yerleştirilmiş present participle yapısında bir yan cümleciktir. given that I know these facts anlamında arka plan sağlar ve bu bağlamda even though I know better anlamını da sezdirir. Ana yüklem değildir; asıl soru How can I be doing this to my own son? şeklindedir. knowing ifadesinin örtük öznesi I'dır. Bu arka planın sorunun içine yerleştirilmesi, konuşanın bilgisi ile davranışı arasındaki çatışmayı vurgular ve öz eleştirisini güçlendirir.
Alıştırma
Hangi cümlede knowing içeren -ing yan cümleciği ana özne hakkında arka plan vermek için doğru kullanılmıştır?
- Know how dangerous the road was, Maya choosing another route.
- Knowing how dangerous the road was, Maya chose another route.
- Knowing how dangerous the road was, the storm began.
Cevabı göster
Knowing how dangerous the road was, Maya chose another route.
So I know that I'm depriving my son of the sleep he desperately needs Kalıp ifadeler
0:35Bu yüzden hızla büyüyen bir genç olarak,
as a rapidly growing teenager.
0:39oğlumu çaresizce ihtiyaç duyduğu uykudan mahrum bıraktığımı biliyorum.
deprive someone of something: birini bir şeyden mahrum bırakmak
Deprive someone of something, bir kişinin önemli veya gerekli bir şeyi kaybetmesine ya da ondan yoksun kalmasına neden olmak demektir. Yapı deprive + etkilenen kişi + of + kaybedilen şey şeklindedir. Burada my son etkilenen kişi, the sleep he desperately needs ise kaybedilen şeydir. Deprive, yalnızca not give demekten daha güçlüdür. Kaybı zararlı veya ciddi olarak gösterir; bu da konuşanın oğlunun uykusuyla ilgili kaygısına uygundur.
Alıştırma
Cümleyi deprive + person + of + thing kalıbıyla tamamlayın: The injury could ____ Maya ____ a place on the team.
Cevabı göster
deprive · of
I also know that by waking him up hours before his natural biological clock tells him he's ready, Dilbilgisi
0:41Ayrıca onu, doğal biyolojik saatinin ona hazır olduğunu söylemesinden saatler önce uyandırarak,
and emotional processing.
0:54ve duygu işleme ile en çok ilişkili olan uyku türünden mahrum ettiğimi de biliyorum.
by waking him up hours before: yöntemi anlatan by + -ing
Bu cümlede by + -ing, ana cümledeki sonucu ortaya çıkaran eylemi tanıtır. By waking him up... “onu uyandırarak” anlamına gelir ve konuşmacının çocuğu bu uyku türünden nasıl mahrum bıraktığını açıklar. Hours before, waking ifadesini niteler ve eylemin ne kadar erken gerçekleştiğini belirtir: doğal biyolojik saatinin hazır olduğunu söylediği zamandan birkaç saat önce. Yapıda by + fiilin -ing biçimi kullanılır; yalın fiil veya geçmiş zaman biçimi kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi by + delete fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Maya made room on her phone ____ old videos.
Cevabı göster
by deleting
literally robbing him of: mahrum bırakmayı anlatan rob someone of something
Rob someone of something, birinin değerli bir şeyi kaybetmesine neden olmak demektir. Burada uyku, elinden alınabilen bir kaynak gibi mecazi biçimde ele alınır: him kaybı yaşayan kişidir, the type of sleep... ise kaybettiği şeydir. Literally, bu mahrumiyetin gerçek ve ciddi olduğu yönündeki iddiayı güçlendirir. Cümleyi suç niteliğinde bir soygun iddiasına dönüştürmez.
Alıştırma
“The constant noise is literally robbing us of sleep,” cümlesinde “literally robbing us of sleep” ne anlama gelir?
- Gürültü, uykuyu fiziksel bir nesneymiş gibi çalıyor.
- Gürültüyü çıkaran insanların uykusunu biz elinden alıyoruz.
- Gürültü, gerçekten ihtiyaç duyduğumuz uykuyu kaybetmemize neden oluyor.
Cevabı göster
Gürültü, gerçekten ihtiyaç duyduğumuz uykuyu kaybetmemize neden oluyor.
But it's not just my kid that's being deprived of sleep. Anlatım akışı
0:56Ancak uykudan mahrum kalan sadece benim çocuğum değil.
But it's not just my kid that's being deprived: kapsamı genişletmek
Burada But it's not just my kid that's being deprived sözleri, yalnızca bir çocuğun etkilendiği düşüncesini reddetmekten fazlasını yapar. Kişisel hikâyeyi daha geniş bir iddiaya bağlar: konuşmacı aynı sorunu yaşayan başka gençleri de konuya dâhil etmek üzeredir. Başka durumlara aktarılabilecek söylem kalıbı It's not just X ... şeklindedir. Kapsamı X'in ötesine genişletir ve dinleyiciyi daha geniş kanıtlara, örneklere veya tartışmalara hazırlar.
Alıştırma
But it's not just my kid ... ifadesinin buradaki temel söylem işlevi nedir?
- Tek bir kişisel örnekten daha geniş bir soruna geçildiğini bildirir.
- Önceki konuyla tamamen ilgisiz bir konu açar.
- Tartışmayı konuşmacının çocuğuyla sınırlar.
Cevabı göster
Tek bir kişisel örnekten daha geniş bir soruna geçildiğini bildirir.
Sleep deprivation among American teenagers is an epidemic. Deyimler
0:59Amerikalı gençler arasında uyku yoksunluğu bir salgın.
an epidemic: yaygın ve ciddi bir sorun
Epidemic sözcüğü gerçek anlamıyla bir toplumda geniş çapta yayılan hastalığı belirtir. Buradaki an epidemic ise mecazdır: uyku yoksunluğu birçok Amerikalı genci etkileyen ve dikkat gerektirecek kadar ciddi bir sorun olarak anlatılır. Bu mecaz, halk sağlığı dilindeki aciliyet duygusundan yararlanır. Toplumsal bir sorunun büyüklüğünü ve ciddiyetini vurgular; uykusuzluğun bulaşıcı olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Childhood loneliness has become an epidemic. Burada an epidemic ne anlama geliyor?
- Yaygın ve ciddidir.
- Bulaşıcı bir virüsten kaynaklanmak zorundadır.
- Yalnızca bir çocuğu etkiler.
Cevabı göster
Yaygın ve ciddidir.
gets the 8 to 10 hours of sleep per night
1:04uyku bilimciler ve çocuk doktorları tarafından önerilen
recommended by sleep scientists and pediatricians. Dilbilgisi
1:07gecelik 8 ila 10 saatlik uykuyu alabiliyor.
one in 10: her on kişiden biri
one in 10 ifadesindeki in bir oran bildirir: her on kişilik ya da on vakalık gruptan biri. Yaklaşık %10 demektir; 1'den 10'a kadar bir aralık değildir. Bu cümlede about sayının yaklaşık olduğunu gösterirken only oranın ne kadar düşük olduğunu vurgular: yaklaşık her on kişiden biri önerilen miktarda uyur.
Alıştırma
Cümledeki one in 10 ne anlama gelir?
- Yaklaşık her on kişiden biri
- Bir ile on kişi arasında
- Bir ila on yaş arasındaki herkes
Cevabı göster
Yaklaşık her on kişiden biri
recommended by...: indirgenmiş edilgen ilgi cümleciği
recommended by sleep scientists and pediatricians, the 8 to 10 hours of sleep per night isim öbeğinden sonra gelen bir geçmiş ortaç öbeğidir. Bu uyku miktarının uzmanların önerdiği miktar olduğunu belirtir. Tam biçimi that are recommended by sleep scientists and pediatricians şeklindedir. İlgi sözcüğü that ve be biçimi atıldığı için recommended ikinci bir ana fiil değil, bir niteleyicidir; ana fiil gets sözcüğüdür.
Alıştırma
Hangi cümlede rules sözcüğünü niteleyen indirgenmiş edilgen ilgi cümleciği doğru kullanılmıştır?
- The rules recommended by the safety team are now in effect.
- The rules recommend by the safety team are now in effect.
- The rules recommending by the safety team are now in effect.
Cevabı göster
The rules recommended by the safety team are now in effect.
The major factor preventing teens from getting the sleep they need Dilbilgisi
1:10Gençlerin ihtiyaç duydukları uykuyu almalarını engelleyen temel faktör
preventing teens from getting: birinin bir şey yapmasını engellemek
Prevent someone from doing something, bir kişinin bir eylemi yapmasını durdurmak ya da engellemek demektir. Kalıp prevent + kişi veya şey + from + fiilin -ing biçimi şeklindedir; bu nedenle preventing teens from getting doğrudur, from get değildir. Burada preventing ... factor sözcüğünden sonra gelen bir -ing yan cümleciğidir. Bu etkenin ne yaptığını belirtir: gençlerin ihtiyaç duydukları uykuyu almalarını engeller.
Alıştırma
prevent ... from doing kalıbını ve enter fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: A locked gate prevented the hikers ____ the unsafe area.
Cevabı göster
from entering
a matter of public policy: kamu kurumlarını ilgilendiren bir mesele
a matter of public policy ifadesinde matter “mesele” anlamına gelir; public policy ise hükümetlerin veya kamu kurumlarının toplumun bütünü için aldığı kural ve kararları ifade eder. Bu ifade, gençlerin uyku kaybının nedenini yalnızca kişisel bir yatma saati tercihi olarak değil, kurumsal bir mesele olarak çerçeveler. Okul programları gibi kararların bu engeli oluşturabileceğini veya ortadan kaldırabileceğini ima eder.
Alıştırma
Hangi durum en açık biçimde a matter of public policy kapsamındadır?
- Bir çocuk hangi çorapları giyeceğini seçer.
- Bir aile cuma akşamı izleyeceği filmi seçer.
- Bir şehir, hava kirliliği kurallarının ne kadar sıkı olacağına karar verir.
Cevabı göster
Bir şehir, hava kirliliği kurallarının ne kadar sıkı olacağına karar verir.
many schools are starting around 7:30 a.m. or earlier,
1:18birçok okul sabah 7:30 veya daha erken saatlerde başlıyor,
recommend that middle and high schools start no earlier Kalıp ifadeler
1:25ortaokul ve liselerin sabah
despite the fact that + yan cümle
Despite the fact that, karşıtlık bildiren tam bir yan cümle başlatır: bu yan cümle, ana durumun normalde şaşırtıcı veya beklenmedik görünmesine yol açacak gerçek bir olguyu belirtir. Burada tıp kuruluşlarının önerisi, okulların erken başlama saatleriyle çelişir; bu saatlerin nedeni değildir. Yapı despite + the fact + that yan cümlesi şeklindedir. Bu yapı, edat olan despite sözcüğünün tam bir özne ve fiil içeren düşünceyi başlatmasını sağlar.
Alıştırma
Ardından tam bir yan cümle gelebilen despite yapısıyla cümleyi tamamlayın: ____ the forecast warned of snow, the team continued the trip.
Cevabı göster
Despite the fact that
no earlier than 8:30: en erken saati belirlemek
No earlier than 8:30, izin verilen veya önerilen en erken saati 8.30 olarak belirler. Tam 8.30 ve sonraki bütün saatler sınıra uygundur; 8.29 ve daha erken saatler uygun değildir. no + karşılaştırma sıfatı + than yapısı bir sınır belirler. earlier ile kullanıldığında belirtilen saatten öncesini dışarıda bırakır; daha erken bir saatin daha iyi olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir duyuruda şu yazıyor: The library doors will open no earlier than 9:00. Hangi ifade doğrudur?
- Saat 9.00'dan önce açılmak zorundadır.
- Saat 9.00'da veya daha sonra açılabilir, ancak 9.00'dan önce açılamaz.
- Saat 9.00'da veya daha önce açılabilir, ancak daha sonra açılamaz.
Cevabı göster
Saat 9.00'da veya daha sonra açılabilir, ancak 9.00'dan önce açılamaz.
These early start policies have a direct effect on how little sleep American teenagers are getting. Notlar
1:31Erken başlama politikaları, Amerikalı gençlerin ne kadar az uyudukları üzerinde doğrudan bir etkiye sahip.
have a direct effect on: bir nedeni sonucuna bağlamak
Have a direct effect on, bir şeyin başka bir şeyi doğrudan etkilediğini belirtir. Bu cümlede erken başlama politikaları nedendir; on'dan sonra gelen bölüm ise etkilenen sonucu gösterir. Yapı have/has a direct effect on + isim, isim öbeği veya gömülü yan cümledir. Burada effect bir isimdir: these policies have an effect; özne tekil olsaydı has kullanılırdı.
Alıştırma
have a direct effect on kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The amount of daylight ____ our sleep patterns.
Cevabı göster
has a direct effect on
how little sleep: gömülü bir yan cümlede az miktarı vurgulamak
How little sleep, uykunun çok az miktarda olduğunu veya uyku miktarının ne derece az olduğunu ifade eder. Sleep bu anlamda sayılamayan bir isim olduğu için little kullanılır. how little sleep American teenagers are getting bölümünün tamamı on'dan sonra daha büyük cümlenin içine gömülüdür. Bu, doğrudan bir soru değildir; bu yüzden özne + are getting şeklindeki düz cümle dizilişini korur, are + özne + getting şeklinde devrik yapı kullanılmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede gömülü bir yan cümle içinde how little + sayılamayan isim yapısı doğru kullanılmıştır?
- The chart reveals how little water the town receives each summer.
- The chart reveals how little water does the town receive each summer.
- The chart reveals how few water the town receives each summer.
Cevabı göster
The chart reveals how little water the town receives each summer.
in a fundamentally unwinnable fight against their own bodies.
1:38kendi bedenlerine karşı kazanılması temelde imkansız olan bir savaşa sokuyorlar.
pit someone against something: birini bir şeyle karşı karşıya getirmek
Bu cümlede pitting teenagers in a fight against their own bodies, gençleri doğal fiziksel ihtiyaçlarıyla mücadele etmek zorunda kaldıkları bir duruma sokmak anlamına gelir. Pit ettirgen bir anlam taşır: Gençler bu çatışmayı yalnızca kendileri seçmez; dışarıdan bir düzenleme çatışmayı yaratır. Buradaki fight gerçek bir yarışma değil, mecazdır. Fundamentally unwinnable, bu çatışmanın gerçekten kazanılamayacağını söyleyerek eleştiriyi güçlendirir.
Alıştırma
Hangi cümle, okul programının öğrencilerle biyolojik ihtiyaçları arasında bir çatışma yarattığını söyler?
- Students fight for a more flexible schedule.
- The schedule protects students' biological needs.
- The schedule pits students against their biological needs.
Cevabı göster
The schedule pits students against their biological needs.
teenagers experience a delay in their biological clock, Kelime
1:44gençler, biyolojik saatlerinde bir gecikme yaşarlar,
around the time of puberty: ergenlik dönemi civarında
Around the time of + bir olay veya dönem, olayın gerçekleştiği yaklaşık zamanı ifade eder ve çoğunlukla öncesindeki ve sonrasındaki kısa bir süreyi de kapsar. Burada biyolojik saatteki değişimi kesin bir yaş belirtmeden ergenlik döneminin yakınına yerleştirir. Around burada fiziksel konum veya hareket değil, yaklaşık zamanı ifade eder.
Alıştırma
“O olayın yaklaşık olarak öncesinde veya sonrasında” anlamına gelen bu dersteki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Many students start applying for jobs ____ graduation.
Cevabı göster
around the time of
which determines when we feel most awake Dilbilgisi
1:48ki bu saat ne zaman en uyanık hissettiğimizi
experience a delay in: bir şeyin beklenenden daha geç gerçekleştiğini belirtmek
“teenagers experience a delay in their biological clock” ifadesinde experience, “bir etkinliğe katılmak” değil, “yaşamak” veya “etkilenmek” anlamındadır. İfade, ergenlerin biyolojik saatinin daha ileri bir zamana kaydığını anlatır. Gecikmeden etkilenen alanı veya süreci belirtmek için özne + experience fiilinin uygun biçimi + a delay in + isim ya da -ing biçimi yapısını kullanın. Bu yapı anlatıma tarafsız ve nesnel bir ton verir.
Alıştırma
Cümleyi experience a delay in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The airline ____ updating its booking system.
Cevabı göster
experienced a delay in
which determines when... and when...: paralel cümleciklerle işlev eklemek
Which, biological clock ifadesine gönderme yapar ve onun işlevini açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır. Bu cümlecikte which, determines fiilinin öznesidir. Birbirine paralel iki when cümleciği de determines fiilinin nesnesidir: biri en uyanık olunan zamanı, diğeri en uykulu olunan zamanı verir. Bunlar doğrudan soru değil, iç içe cümleciklerdir; bu nedenle when we feel biçimindeki düz cümle sırasını korur ve when do we feel biçimini kullanmaz.
Alıştırma
which sözcüğünün a schedule ifadesine gönderme yaptığı ve iki when cümleciğinin determines sonrasında doğru biçimde kullanıldığı cümleyi seçin.
- The app follows a schedule, which determines when the lights turn on and when they turn off.
- The app follows a schedule, which determines when do the lights turn on and when do they turn off.
- The app follows a schedule, which determine when the lights turn on and when they turn off.
Cevabı göster
The app follows a schedule, which determines when the lights turn on and when they turn off.
This is driven in part by a shift in the release of the hormone melatonin. Kalıp ifadeler
1:52Bu kısmen melatonin hormonunun salınımındaki bir kaymadan kaynaklanmaktadır.
be driven in part by: katkıda bulunan bir nedeni belirtmek
Bu cümlede be driven by, “arabayla taşınmak” değil, “bir şeyden kaynaklanmak veya bir şeyin etkisiyle oluşmak” anlamına gelir. Edilgen yapı önce sonucu belirtir, ardından by ile nedeni tanıtır. In part, “kısmen” anlamına gelir. Bu nedenle be driven in part by, by sonrasındaki etkenin nedenlerden biri olduğunu ancak mutlaka tek neden olmadığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “kısmen ... nedeniyle oluşan” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The price increase was ____ higher shipping costs.
Cevabı göster
driven in part by
a shift in the release of: salınım sürecindeki bir değişim
Bu ifadede a shift in, “...da bir değişim” anlamına gelir. In sonrasındaki isim, değişen bölümü veya süreci belirtir. The release of the hormone melatonin, release sözcüğünden oluşturulmuş bir isim öbeğidir. Melatoninin salınması sürecini anlatır. a shift in the release of ifadesi bir bütün olarak bu süreçteki değişime işaret eder; daha geniş bağlam, zamanlama, miktar veya düzenden hangisinin değiştiğini açıklayabilir.
Alıştırma
Cümleyi “kortizolün salınma sürecindeki bir değişim” anlamındaki tam isim öbeğiyle tamamlayın: Researchers observed ____ cortisol after the sleep schedule changed.
Cevabı göster
a shift in the release of
Teenagers' bodies wait to start releasing melatonin
1:56Gençlerin bedenleri melatonin salgılamaya başlamak için
which is 2 hours later than what we see in adults or younger children. Dilbilgisi
2:01bu da yetişkinlerde veya küçük çocuklarda gördüğümüzden 2 saat daha geçtir.
until around 11:00 p.m.: yaklaşık bir zaman sınırı
Until, melatonin salgılanmasının henüz başlamadığı sürenin sınırını belirtir. Burada ergenlerin vücutları yaklaşık 23.00'ten önce melatonin salgılamaya başlamaz; yaklaşık o saatte başlar. Around, 23.00'ün kesin değil yaklaşık bir saat olduğunu gösterir. wait to start ... until + time kalıbı, bu sınırdan önceki beklemeyi veya eylemin henüz gerçekleşmemesini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi until around ve İngilizce zaman sözcüğü nine ile tamamlayın: The library does not open ____ on Sundays.
Cevabı göster
until around nine
2 hours later than: zaman farkını ölçme
Zaman miktarı + later than + karşılaştırma noktası kalıbı, bir zamanın veya olayın karşılaştırma noktasından ne kadar sonra olduğunu belirtir. Burada 2 hours farkı gösterir ve than, yetişkinlerde veya daha küçük çocuklarda gördüğümüz durumu referans olarak tanıtır. Miktarı later sözcüğünden önce, karşılaştırma noktasını ise than sözcüğünden sonra yerleştirin: two hours later than X. than sonrasındaki karşılaştırma noktası çıkarılırsa karşılaştırma eksik kalır.
Alıştırma
Karşılaştırmayı later than ile tamamlayın: The second train arrived 20 minutes ____ the first train.
Cevabı göster
later than
is the biological equivalent of waking an adult up at 4:00 a.m. Kalıp ifadeler
2:09biyolojik olarak bir yetişkini sabah 4:00'te uyandırmakla eşdeğerdir.
the biological equivalent of: biyolojik etki açısından eşdeğer
the biological equivalent of isim öbeği, iki durumu belirli bir ölçüte, yani vücut üzerindeki etkilerine göre karşılaştırır. Burada bir ergeni sabah 6.00'da uyandırmak, biyolojik açıdan bir yetişkini sabah 4.00'da uyandırmakla karşılaştırılabilir olarak sunulur. Equivalent, her ayrıntının aynı olduğu anlamına gelmez. Biological sıfatı karşılaştırmanın boyutunu sınırlar; of ise karşılaştırma noktası olarak kullanılan durumu tanıtır.
Alıştırma
Cümledeki karşılaştırmayı en iyi hangi ifade açıklar?
- İki durum mümkün olan her bakımdan tamamen aynıdır.
- İki uyanma saati, anlatılan kişiler üzerinde karşılaştırılabilir bir biyolojik etkiye sahiptir.
- İki kişi tam olarak aynı saatte uyanır.
Cevabı göster
İki uyanma saati, anlatılan kişiler üzerinde karşılaştırılabilir bir biyolojik etkiye sahiptir.
Now, on the unfortunate days when I have to wake up at 4:00 a.m.,
2:15İşte benim sabah 4:00'te uyanmak zorunda kaldığım o talihsiz günlerde,
I'm a zombie: aşırı yorgunluk için gündelik bir mecaz
Burada I'm a zombie abartılı bir mecazdır: konuşan kişi o kadar uykulu ve tepkileri o kadar yavaştır ki neredeyse hiçbir şey yapamayacak durumda hisseder. Bu, kişinin gerçekten yaşayan bir ölüye dönüştüğü anlamına gelmez. Bu ifade, I'm tired ifadesinden daha güçlü ve canlıdır. Genellikle az uyuduktan sonra mekanik biçimde hareket etmeyi, yavaş düşünmeyi veya çok az enerjiye sahip olmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi aşırı yorgun olmayı anlatan hedef mecazla tamamlayın: After the overnight flight, I was ____ all morning.
Cevabı göster
a zombie
can't think straight: sağlıklı düşünememek
can't think straight ifadesinde think straight, açık ve mantıklı düşünmek, sağduyulu kararlar vermek demektir. Bu ifade genellikle yorgunluk, stres, korku veya yoğun duyguların geçici etkisini anlatır. Burada straight, düşüncelerin açık ve düzenli olmasını belirtir. Vücut duruşuyla veya kelimesi kelimesine düz bir çizgide düşünmekle ilgili değildir.
Alıştırma
Hangi cümle yorgunluğun açık düşünmeyi zorlaştırdığı anlamına gelir?
- I'm too tired to look straight ahead.
- I'm too tired to sit up straight.
- I'm too tired to think straight.
Cevabı göster
I'm too tired to think straight.
and I probably shouldn't be driving a car. Dilbilgisi
2:23ve muhtemelen araba kullanmamam gerekiyor.
probably shouldn't be driving: mevcut bir eylemi akıllıca bulmamak
Probably shouldn't, probably ile biraz yumuşatılmış fakat oldukça güçlü bir olumsuz tavsiye veya değerlendirme ifade eder. Konuşan kişi kesin bir yasak koymak yerine eylemin büyük olasılıkla akıllıca olmadığını düşünür. shouldn't be driving yapısında should'dan sonra be + V-ing gelir. Sürekli biçim, şu anda gerçekleşen veya mevcut geçici durumla ilgili olan bir eylemi değerlendirir. Yalnızca gelecek zamanı belirtmez.
Alıştırma
Uyarıyı probably, should'un olumsuz biçimi ve drive fiilinin sürekli biçimiyle tamamlayın: Your eyes keep closing; you ____ right now.
Cevabı göster
probably shouldn't be driving
But this is how many American teenagers feel every single school day.
2:26Ancak birçok Amerikalı genç her okul gününde böyle hissediyor.
unpleasant characteristics that we chalk up to being a teenager, Öbek fiiller
2:32hoş olmayan o sözde özelliklerin birçoğu,
shall we say: bir betimlemeyi yumuşatmak
Shall we say, konuşanın dikkatli veya hafif esprili bir sözcük seçtiğini gösteren bir ara sözdür. Burada unpleasant sözcüğünden önce gelir ve olumsuz değerlendirmeyi yumuşatır; konuşan aslında “kibarca söylersek unpleasant” demektedir. Ne söyleneceğine birlikte karar vermek için yapılmış gerçek bir davet değildir. Başka durumlara da aktarılabilen bir söylem aracı olarak konuşanın doğrudan bir sözcükten biraz uzaklaşmasını ve ifadenin bilerek ılımlı, dikkatli veya esprili seçildiğini göstermesini sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede shall we say, eleştirel bir betimlemeyi yumuşatan ara söz olarak kullanılmıştır?
- Shall we say the answer together?
- The deadline was, shall we say, optimistic.
- We shall say that the deadline is tomorrow.
Cevabı göster
The deadline was, shall we say, optimistic.
could be a product of chronic sleep deprivation. Kalıp ifadeler
2:40kronik uyku yoksunluğunun bir ürünü olabilir.
chalk something up to: bir sonucu bir nedene bağlamak
Chalk something up to a cause, bir sonucu, davranışı veya olayı belirli bir şeyin neden olduğu şeklinde açıklamak demektir. Bu cümlede açıklanan sonuç hoş olmayan özelliklerdir; insanların bunlara yaygın olarak bağladığı neden ise being a teenager ifadesidir. Temel yapı chalk + sonuç + up to + neden şeklindedir. Bu yapı kanıtlanmış bir nedeni değil, bir açıklamayı veya varsayımı bildirir; cümle daha sonra kronik uyku yoksunluğunu farklı bir açıklama olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi chalk something up to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We ____ the delay ____ a scheduling error.
Cevabı göster
chalked · up to
a product of chronic sleep deprivation: kronik uyku eksikliğinin neden olduğu bir sonuç
Burada a product of, “bir şeyin neden olduğu veya şekillendirdiği sonuç” anlamına gelir. Product, satılan bir ürün anlamında kullanılmaz. İfade, gözlemlenen bir etkiyi kaynağına bağlar: chronic sleep deprivation, yani uzun süre yeterince uyuyamama durumu. a product of + neden veya koşul isim kalıbı, bir davranışın, duygunun ya da durumun nasıl geliştiğini açıklarken yaygındır. Cümlenin tamamındaki could be, nedenin kanıtlanmış bir gerçek değil, bir olasılık olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede a product of, bir koşulun bir sonuca neden olduğunu veya onu şekillendirdiğini anlatır?
- She bought a new product for the children.
- Her patience is a product of years of working with young children.
- Years of work produced a guide for young children.
Cevabı göster
Her patience is a product of years of working with young children.
For many teens battling chronic sleep loss,
2:43Kronik uyku eksikliğiyle mücadele eden birçok genç için,
in the form of Venti Frappuccinos or energy drinks and shots. Notlar
2:51özellikle Venti Frappuccino veya enerji içecekleri ve shotlar şeklinde.
go-to strategy: ilk başvurulan yöntem
Go-to strategy, tanıdık, kullanışlı veya güvenilir geldiği için birinin genellikle ilk seçtiği yöntem anlamına gelir. Burada birçok yorgun genç, uyku eksikliğinin etkilerini azaltmaya çalışmak için alışkanlıkla kafeine yönelir; ifade, önerilen bir yöntemi değil, onların olağan seçimini anlatır. go-to + isim yapısında go-to, ismin önünde kullanılan kısa çizgili bir niteleyicidir. “Bir yere gitmek” anlamındaki go to fiil öbeği değildir: a go-to strategy ile go to the store ifadelerini karşılaştırın.
Alıştırma
“Genellikle ilk seçtiğim yöntem” anlamındaki kısa çizgili ifadeyle cümleyi tamamlayın: When I feel overwhelmed, making a checklist is my ____.
Cevabı göster
go-to strategy
in the form of: somut bir biçimi belirtmek
In the form of + isim, bir şeyin aldığı somut biçimi, türü veya aracı belirtir. Bu cümlede caffeine genel maddedir; Venti Frappuccinos, energy drinks ve shots ise onun tüketildiği belirli içecek veya ürünlerdir. Buradaki form, bir şeyin görünme ya da sunulma biçimi demektir; doldurulan bir form değildir. Bu yapı çoğu zaman genel bir fikir ya da kaynaktan onun somut biçimine geçer.
Alıştırma
Cümleyi “belirli bir biçimde” anlamındaki dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The town sent emergency aid ____ food and blankets.
Cevabı göster
in the form of
Venti Frappuccinos: Starbucks boyu ve markalı içeceği
Venti, Starbucks’ın bir boy adıdır; ABD’deki mağazalarda zincirin büyük içecek boylarından birini belirtir. Frappuccino ise Starbucks’ın genellikle soğuk ve tatlı olan karıştırılmış bir içecek için kullandığı tescilli marka adıdır. Bu cümlede çoğul Venti Frappuccinos, gençlerin kafein tüketme yollarından biri olarak büyük markalı içeceklerin görüntüsünü oluşturur. Bu ifade tüm kahveler için genel bir ad değildir ve farklı Frappuccino içeceklerinin kafein miktarı değişebilir.
Alıştırma
Bu cümlede Venti Frappuccinos ne anlama gelir?
- her tür kahvenin genel adı
- büyük Starbucks karıştırılmış içecekleri
- saf kafein için kullanılan bilimsel bir terim
Cevabı göster
büyük Starbucks karıştırılmış içecekleri
we've got an entire population of tired but wired youth. Deyimler
2:56yorgun ama aşırı uyarılmış gençlerden oluşan koca bir nüfusa sahibiz.
tired but wired: bitkin ama hâlâ aşırı uyarılmış
Tired but wired aynı anda iki zıt durumu anlatır: beden yorgundur ama zihin ya da sinir sistemi hâlâ uyanık ve uyarılmıştır. Buradaki wired, elektrik kablolarıyla ilgili olmayan, mecazlı ve gündelik bir sıfattır. Bu cümlede ifade youth sözcüğünü niteler ve yorgunluk kafein gibi uyarıcılarla bastırılmaya çalışıldığında ortaya çıkan yaygın bir durumu özetler. Tired ile wired arasındaki uyak, karşıtlığı kısa ve akılda kalıcı yapar.
Alıştırma
Bitkin ama hâlâ aşırı uyarılmış olmayı anlatan uyaklı ifadeyle cümleyi tamamlayın: After three cups of coffee, I felt ____.
Cevabı göster
tired but wired
Advocates of sleep-friendly start times know that adolescence is a period of dramatic brain development, Kalıp ifadeler
3:02Uyku dostu başlama saatlerinin savunucuları, ergenliğin beynin dramatik bir gelişim dönemi olduğunu bilirler,
sleep-friendly start times: isim + -friendly birleşiği
Sleep-friendly, sleep ismi ile -friendly ek biçiminden oluşan birleşik bir sıfattır. Burada -friendly, bir ihtiyacı destekleyecek ya da ona uygun olacak biçimde tasarlanmış anlamına gelir. Bu yüzden sleep-friendly start times, yeterli uyumayı kolaylaştıran başlangıç saatleridir. İfadenin ana ismi start times'tır; sleep-friendly onu niteler. Bu bağlamda ifade, ergenlerin uyku ihtiyaçlarına daha uygun okul başlangıç saatlerini anlatır. Yeniden kullanılabilen isim + -friendly kalıbı, user-friendly örneğinde olduğu gibi “X'e uygun veya X'i destekleyen” anlamını kısaltır.
Alıştırma
“Sağlıklı uykuyu desteklemek için tasarlanmış” anlamındaki kısa çizgili birleşikle cümleyi tamamlayın: The school is considering ____ start times.
Cevabı göster
sleep-friendly
including reasoning, problem solving, and good judgment.
3:14akıl yürütme, problem çözme ve iyi muhakeme de dahil olmak üzere.
higher-order thinking processes: karmaşık bilişsel etkinlik
higher-order thinking processes terimi; bilgiyi analiz etme, akıl yürütme, problem çözme, fikirleri değerlendirme ve yargıda bulunma gibi karmaşık zihinsel çalışmaları ifade eder. Yalnızca gerçekleri hatırlamaktan veya hemen tepki vermekten farklıdır. Burada higher-order, bilişsel karmaşıklık düzeyini anlatır. Düşüncelerin fiziksel olarak daha yukarıda olduğu ya da numaralı bir sırada daha sonra geldiği anlamına gelmez. Ardından gelen reasoning, problem solving ve good judgment, bu süreçlere örnek verir.
Alıştırma
Cümledeki higher-order thinking processes ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Beynin diğerlerinden fiziksel olarak daha yüksekte bulunan bölümleri
- Akıl yürütme, problem çözme ve yargılama gibi karmaşık zihinsel etkinlikler
- Dikkatli düşünme gerektirmeyen hızlı tepkiler
- İlkten sona sabit bir sırayla dizilen düşünceler
Cevabı göster
Akıl yürütme, problem çözme ve yargılama gibi karmaşık zihinsel etkinlikler
that are so characteristic of adolescence. Kalıp ifadeler
3:25dürtüsel ve sıklıkla riskli davranışları dizginlemekten sorumlu olan beyin aktivitesinin ta kendisidir.
In other words: yeniden ifade etme sinyali
In other words, dinleyiciye sıradaki ifadenin aynı ana fikri yeniden söylediğini veya açıklığa kavuşturduğunu bildirir. Yeni bir konu başlatmak yerine yeniden ifade etmeyi işaretleyerek bilgiyi düzenler. Bu cümlede ifade, beyin etkinliği hakkındaki önceki noktayı, bu etkinliğin dürtüsel ve riskli davranışları kontrol etmedeki rolünün daha açık bir anlatımıyla bağlar.
Alıştırma
İkinci cümlenin birinci cümleyi yeniden ifade ettiğini gösteren bağlayıcıyı seçin: Mia is bilingual. ___, she speaks two languages.
- In other words
- For example
- However
Cevabı göster
In other words
reining in: riskli davranışı kontrol etmek
Rein in, bir atı kontrol etmek için dizginlerini çekme eyleminden gelir. Bu cümlede reining in, dürtüsel ve çoğu zaman riskli davranışları kontrol etmek veya sınırlamak anlamındadır. -ing biçimi, responsible for içindeki for edatından sonra gelir. Bu imge, bir şeyin kontrolden çıkmasını önlemeyi anlatır; gerçek bir at veya ekipmandan söz edilmez.
Alıştırma
Cümleyi, bu dersteki “kontrol etmek veya sınırlamak” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The new rules are meant to ____ reckless driving.
Cevabı göster
rein in
so characteristic of: bir şey için çok tipik
Be characteristic of, “bir şeyin tipik özelliği olmak” veya “bir yerde ya da grupta özellikle yaygın olmak” anlamına gelir. Burada bu davranışların ergenlik dönemine son derece özgü olduğu anlatılır ve so anlamı güçlendirir. Bu yapıda characteristic bir sıfattır: Bir şey, bir kişinin, grubun, dönemin, yerin veya tarzın characteristic of özelliği olabilir. Burada kişinin karakteri veya kişiliği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, bu dersteki “bir şey için çok tipik” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: That dry humor is ____ her writing.
Cevabı göster
so characteristic of
When teenagers don't get the sleep they need, Dilbilgisi
3:30Gençler ihtiyaç duydukları uykuyu alamadıklarında,
their brains, their bodies, and behavior suffer.
3:32beyinleri, bedenleri ve davranışları zarar görür.
When teenagers don't get the sleep they need: durum ve sonucu sunma
When yan cümlesi önce bir durum kurar: gençler ihtiyaç duydukları uykuyu alamaz. Ana cümle daha sonra bunun sonucunda ne olduğunu açıklar. Buradaki when yalnızca belirli bir tarihi veya anı göstermez. Bu genel ifadede “bu durum her gerçekleştiğinde” anlamına gelir ve durum-sonuç kalıbı oluşturur: when + geniş zamandaki durum, geniş zamandaki sonuç.
Alıştırma
Bu cümledeki when yan cümlesinin görevi nedir?
- Sonucun geçmişte yalnızca bir kez gerçekleştiğini belirtir.
- Bir şeyin tam olarak saat kaçta olduğunu sorar.
- Tekrarlanan bir durumu sunar ve ana cümle bunun olağan sonucunu verir.
- Birbiriyle ilgisiz iki olayın aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
Cevabı göster
Tekrarlanan bir durumu sunar ve ana cümle bunun olağan sonucunu verir.
Their attention plummets: hızlı ve keskin bir düşüş
Plummets, bir şeyin çok hızlı ve büyük ölçüde düşmesi anlamına gelir. Their attention plummets. cümlesinde odaklanma becerilerinin biraz değil, keskin biçimde düştüğünü gösterir. Plummet; dikkat, fiyat, sıcaklık, puan veya destek gibi düzey ve ölçülerle sık kullanılan güçlü bir değişim fiilidir. Fiilin kendisi zaten hız ve büyüklük anlamlarını taşıdığı için genellikle sharply veya dramatically sözcüklerine ihtiyaç duymaz.
Alıştırma
Bir internet sitesi ziyaretçilerinin çoğunu bir günde kaybediyor. Değişimin hızını ve büyüklüğünü en iyi hangi cümle ifade eder?
- The site's traffic stayed level throughout the day.
- The site's traffic plummeted in one day.
- The site's traffic declined slightly over several years.
- The site's traffic climbed sharply in one day.
Cevabı göster
The site's traffic plummeted in one day.
And many will even show behavioral signs that mimic ADHD. Kelime
3:39Ve birçoğu DEHB'yi taklit eden davranışsal belirtiler bile gösterir.
show behavioral signs that mimic ADHD: benzerlik, tanı değil
show behavioral signs that mimic ADHD ifadesinde show, “göstermek” veya “sergilemek”; behavioral signs ise gözlemlenebilir davranışlar ya da davranış örüntüleri demektir. that mimic ADHD yan cümlesi signs sözcüğünü niteler: Bu belirtiler DEHB ile ilişkilendirilen davranışlara benzer. Buradaki mimic, “görünüş veya davranış bakımından benzemek” demektir; “bilerek taklit etmek” değildir. Bu ifade, dışarıdan görülen belirtilerdeki benzerliği bildirir. Kişilerin DEHB'si olduğunu veya tanı aldığını söylemez. Genel olarak bir duruma benzeyen belirtiler, benzer görünseler bile başka bir nedenden kaynaklanabilir.
Alıştırma
Bu cümlede show behavioral signs that mimic ADHD ne anlama gelir?
- Davranışlar, sözü edilen herkesin DEHB'si olduğunu kanıtlıyor.
- Gözlemlenen davranışlar DEHB'nin bazı belirtilerine benziyor, ancak bu bir tanı değildir.
- Davranışların DEHB belirtileriyle hiçbir benzerliği yok.
- Kişiler bilerek DEHB'leri varmış gibi davranıyor.
Cevabı göster
Gözlemlenen davranışlar DEHB'nin bazı belirtilerine benziyor, ancak bu bir tanı değildir.
sadly contributing to many of the mental health problems that skyrocket during adolescence. Kelime
3:47ne yazık ki ergenlik döneminde tavan yapan birçok akıl sağlığı sorununa katkıda bulunur.
go well beyond the classroom: kapsamı genişletmek
go well beyond the classroom ifadesinde go beyond, “bir sınırın veya kapsamın ötesine uzanmak” demektir. Burada mecazi kullanılmıştır: Sonuçlar fiziksel olarak bir odanın dışına çıkmaz. Well burada beyond sözcüğünün derecesini güçlendiren bir zarftır; bu nedenle anlam “çok ötesine geçmek”tir, “iyi bir şekilde” değildir. The classroom, okul çalışmalarını ve sınıftaki performansı temsil eder. İfade, savın kapsamını akademik etkilerden ruh sağlığı gibi daha geniş etkilere taşır. Yeniden kullanılabilen go well beyond + isim veya -ing biçimi, bir şeyin beklenen tek bir alanın çok daha ötesine ulaştığını gösterir.
Alıştırma
“Bir sınırın çok ötesine uzanmak” anlamına gelen bu dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The effects of the new policy ____ this year's budget.
Cevabı göster
go well beyond
skyrocket during adolescence: ergenlikte hızla artmak
Burada skyrocket, son derece hızlı ve büyük ölçüde artmak anlamına gelen mecazi bir fiildir. Fiilin öznesi many of the mental health problems ifadesidir; during adolescence ise bu sorunların oranının veya görülme sıklığının ne zaman arttığını belirtir. Gerçek anlamda bir roket fırlatılmasından söz edilmez. Daha nötr olan rise ve increase fiilleriyle karşılaştırıldığında skyrocket, yükselişi olağanüstü hızlı ve keskin gösterir. Konuşmacı bu güçlü imgeyle eğilimin boyutunu vurgular.
Alıştırma
Hangi eğilim skyrocket ile en doğal biçimde anlatılır?
- Kira üç ay boyunca değişmedi.
- Kira üç ayda yarıya düştü.
- Kira yalnızca üç ayda iki katına çıktı.
- Kira on yılda yüzde bir arttı.
Cevabı göster
Kira yalnızca üç ayda iki katına çıktı.
In our work with teens from LA Unified School District,
3:54Los Angeles Birleşik Okul Bölgesi'ndeki gençlerle yaptığımız çalışmada,
we found that teens with sleep problems were 55% more likely to have used alcohol in the past month. Dilbilgisi
3:57uyku sorunu olan gençlerin geçen ay alkol kullanmış olma ihtimalinin %55 daha yüksek olduğunu bulduk.
55% more likely to have used: olasılıkta göreli artış ve önceki eylem
55% more likely, bir grubu bir referans grubuyla karşılaştırır. Burada uyku sorunu yaşayan ergenler, uyku sorunu yaşamayan ergenlerden oluşan örtük referans grubuyla karşılaştırılır. Bildirilen sonuç, daha önce alkol tüketmiş olma göreli olasılığının %55 daha yüksek olduğudur; bu, o ergenlerin %55’inin alkol tükettiği veya iki oran arasında 55 yüzde puan fark olduğu anlamına gelmez. Tamamlanmış mastar yapısı to have used, kullanma eylemini bulgu veya karşılaştırmadan önceye yerleştirir. in the past month geçmişteki zaman aralığını verdiği için cümle gelecekteki bir olasılığı değil, önceki bir davranışı bildirir.
Alıştırma
Bu raporda 55% more likely to have used alcohol ne anlama gelir?
- Ergenlerin tam olarak %55’i alkol kullanmıştı.
- Referans grubuyla karşılaştırıldığında, daha önce alkol kullanmış olma göreli olasılığı %55 daha yüksekti.
- Ergenlerin gelecekte alkol kullanma olasılığı %55’ti.
- Gruplar arasındaki fark 55 yüzde puandı.
Cevabı göster
Referans grubuyla karşılaştırıldığında, daha önce alkol kullanmış olma göreli olasılığı %55 daha yüksekti.
In another study with over 30,000 high school students,
4:0330.000'den fazla lise öğrencisi ile yapılan bir başka araştırmada,
they found that for each hour of lost sleep, Kalıp ifadeler
4:07kaybedilen her bir saatlik uyku için,
there was a 38% increase in feeling sad or hopeless Kalıp ifadeler
4:10üzgün veya umutsuz hissetmede %38'lik bir artış
and a 58% increase in teen suicide attempts.
4:14ve ergen intihar girişimlerinde %58'lik bir artış olduğunu buldular.
for each hour of lost sleep: birim başına değişim
Bu cümlede for each hour of lost sleep, “kişinin uyuyamadığı her bir saat için” anlamına gelir. Bir saatlik uyku kaybını ardından verilen istatistiksel değişimlerle ilişkilendirir. Burada for amaç bildirmez. Yeniden kullanılabilen for each + birim kalıbı, sonuçların bir birimlik her artış veya azalış için hesaplandığını ya da bildirildiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki birim ilişkisini anlatan iki kelimelik ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The fee rises by two dollars ____ extra bag.
Cevabı göster
for each
there was a 38% increase in: neyin arttığını bildirmek
There was a 38% increase in, gözlemlenen bir artışı resmî biçimde bildiren bir kalıptır. There was değişimi sunar, a 38% increase ise değişimin büyüklüğünü belirtir. Increase isminden sonra in + artan ölçüt veya olgu gelir. Burada in feeling sad or hopeless, daha yaygın hâle gelen olguyu belirtir; artışın nedenini belirtmez.
Alıştırma
Artan ölçütü bildirmek için there was a ... increase in kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?
- There was a 20% increase by library visits.
- There was a 20% increase to library visits.
- There was a 20% increase on library visits.
- There was a 20% increase in library visits.
Cevabı göster
There was a 20% increase in library visits.
And if that's not enough: savı daha da güçlendiren geçiş
And if that's not enough, daha önce kanıt sunulduktan sonra yeni bir destekleyici bilgiyi tanıtır. Buradaki enough, miktar açısından yeterliliği değil, “seni ikna etmeye veya endişelendirmeye yetecek kadar” anlamını taşır. Bu ifade, savın daha da güçlendirileceğini gösterir: ardından genellikle konuşanın iddiasını daha güçlü kılan başka bir neden, sorun veya sonuç gelir.
Alıştırma
Bir sunumda And if that's not enough ifadesi büyük olasılıkla neyin sinyalini verir?
- Konuşan kişi kesin bir miktar soruyor.
- Konuşan kişi önceki kanıtlarını geri çekiyor.
- Konuşan kişi savını güçlendiren başka bir nokta ekliyor.
- Konuşan kişi savını tamamladı.
Cevabı göster
Konuşan kişi savını güçlendiren başka bir nokta ekliyor.
skimp out on sleep: gerekli uykudan fazla kısmak
Bu cümlede skimp out on sleep, uykuya gerekenden daha az zaman ayırmak, yani çok az uyumak anlamına gelir. Skimp hafif bir eleştiri taşır: uyku gerekli olduğu için bu kısıntının akıllıca olmadığını ima eder. Daha yerleşik kalıp skimp on something biçimidir. Bu nedenle konuşurken veya yazarken skimp on sleep en güvenli seçimdir. Skimp out on sleep ise burada aynı temel anlamla kullanılan, daha az yerleşik ve konuşma diline özgü genişletilmiş bir biçimdir.
Alıştırma
Örnekteki skimp out on sleep ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Her zamankinden daha uzun uyumak
- Gerekenden az uyumak ve bunun akıllıca olmayan bir kısıntı olduğunu ima etmek
- Tıbbi nedenlerle uykuya dalamamak
- Daha rahat uyumak için fazladan para harcamak
Cevabı göster
Gerekenden az uyumak ve bunun akıllıca olmayan bir kısıntı olduğunu ima etmek
at increased risk for: daha yüksek olasılıkla karşı karşıya olmak
Be at increased risk for, zararlı bir sonucu yaşama olasılığının daha yüksek olması demektir. Özne, risk altındaki kişiyi veya grubu belirtir; for ise hastalığı, yaralanmayı ya da başka bir sorunu tanıtır. Bu cümlede teens grubu, physical health problems ise olası sonuçları belirtir. Increased, bu grubun riskini normal bir düzeyle veya başka bir grupla karşılaştırır; sorunların kesinlikle ortaya çıkacağı anlamına gelmez.
Alıştırma
“Daha yüksek bir olasılıkla karşı karşıya olmak” anlamındaki hedef ifadeyle sağlık raporu cümlesini tamamlayın: People with this condition are ____ heart disease.
Cevabı göster
at increased risk for
a host of: çok sayıda veya çok çeşitli
A host of, “çok sayıda” veya “pek çok” anlamına gelen bir miktar ifadesidir. Genellikle a host of physical health problems örneğinde olduğu gibi sayılabilen çoğul bir isimden önce gelir. Buradaki host, program sunan veya konuk ağırlayan bir kişiyi belirtmez. İfadenin tamamı many sözcüğüne göre biraz daha resmî ve vurgulu bir seçenek olarak kullanılır; çoğu zaman sayının yanı sıra çeşitlilik de çağrıştırır.
Alıştırma
“Çok sayıda” anlamındaki hedef miktar ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The library offers ____ free programs for families.
Cevabı göster
a host of
Then there's the risk of putting a sleep-deprived teen behind the wheel. Deyimler
4:31Bir de uykusuz kalmış bir genci direksiyon başına geçirme riski var.
behind the wheel: araç kullanmak
Behind the wheel, bir aracı sürmek veya sürücü görevini üstlenmek anlamına gelen bir deyimdir. Put someone behind the wheel yapısında put, kişiyi sürücü rolüne yerleştirir; yalnızca direksiyonun arkasındaki bir koltukta bulunmayı anlatmaz. Burada putting a sleep-deprived teen behind the wheel, uykusuz bir gencin araç kullanmasına izin vermek anlamındadır. Bu nedenle ifade, sürücünün yorgunluğunun yarattığı tehlikeye dikkat çeker.
Alıştırma
Yol güvenliği tavsiyesini “araç kullanıyor olmak” anlamındaki deyimle tamamla: During the storm, an experienced driver should be ____.
Cevabı göster
behind the wheel
Studies have shown that getting 5 hours or less of sleep per night
4:35Araştırmalar, gecelik 5 saat veya daha az uyumanın
is the equivalent of driving with a blood alcohol content above the legal limit. Notlar
4:39yasal sınırın üzerinde bir kan alkol oranıyla araba kullanmakla eşdeğer olduğunu göstermiştir.
is the equivalent of: belirli bir ölçüte göre eşdeğerlik
A is the equivalent of B, equivalent sözcüğünü isim olarak kullanır ve A'nın bağlama göre önemli olan miktar, etki, değer veya düzey bakımından B'yle eşleştiğini belirtir. Bu cümlede, beş saat veya daha az uyumanın araç kullanma üzerindeki etkisi, kandaki alkol oranı yasal sınırın üzerindeyken araç kullanmayla karşılaştırılır. Bu eşdeğerlik yalnızca ele alınan ölçütle sınırlıdır. Uykusuzluk ve alkol kullanımının neden, yasal durum veya diğer tüm özellikler bakımından aynı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi the equivalent of isim yapısıyla tamamla: In this course, one full training day ____ two half-day sessions.
Cevabı göster
is the equivalent of
blood alcohol content above the legal limit: kandaki alkol oranının yasal sınırın üzerinde olması
Genellikle BAC olarak kısaltılan blood alcohol content, bir kişinin kanındaki alkol yoğunluğudur. above the legal limit sözleri, ölçülen yoğunluğun o yer ve durum için geçerli yasanın izin verdiği en yüksek değerden fazla olduğunu belirtir; tüketilen içki sayısını anlatmaz. Cümle, ciddi uyku eksikliğini kandaki alkol oranı yasal sınırı aşmışken araç kullanmakla karşılaştırır. Karşılaştırmanın vurguladığı şey sıradan sosyal içki tüketimi değil, sürüş becerisindeki bozulmanın ve güvenlik riskinin ciddiyetidir.
Alıştırma
Bu cümlede blood alcohol content above the legal limit ne anlama geliyor?
- Sürücünün yaşı yasal asgari içki içme yaşının üzerindedir.
- Sürücü, bir doktorun önerdiğinden daha fazla içki tüketmiştir.
- Araçta yasanın izin verdiğinden daha fazla alkollü içecek bulunmaktadır.
- Kanda ölçülen alkol yoğunluğu, geçerli yasanın izin verdiği en yüksek değerden fazladır.
Cevabı göster
Kanda ölçülen alkol yoğunluğu, geçerli yasanın izin verdiği en yüksek değerden fazladır.
Researchers in this area have produced tremendous science
4:45Bu alandaki araştırmacılar muazzam bir bilim ürettiler
The findings are unequivocal: bulgular net ve yoruma yer bırakmıyor
Araştırma dilinde findings, bir çalışma veya analiz sonucunda elde edilen sonuçları ifade eder. Unequivocal, belirsiz olmayan ve rakip bir yoruma ciddi bir alan bırakmayan demektir; dolayısıyla cümle, sonuçların açıkça tek bir yönü gösterdiğini söyler. Çok sayıda şey bulunduğu anlamına gelmez. Bu, kesinliği güçlü biçimde ifade eden resmî bir iddiadır. Sonuçların gösterdiği şeyi geçici veya yalnızca fikir verici değil, belirgin olarak sunar.
Alıştırma
Hangi ifade The findings are unequivocal. cümlesinin anlamına en uygundur?
- Sonuçlar ön niteliktedir ve eşit derecede olası birkaç yoruma açıktır.
- Araştırmacılar birbiriyle ilgisiz çok sayıda şey bulmuştur.
- Rapor uzun olduğu için sonuçları okumak zordur.
- Sonuçlar belirsiz değildir ve açıkça tek bir yönü göstermektedir.
Cevabı göster
Sonuçlar belirsiz değildir ve açıkça tek bir yönü göstermektedir.
Teens from districts with later start times get more sleep.
4:54Okulların daha geç başladığı bölgelerdeki gençler daha çok uyuyorlar.
They're more likely to show up for school. Öbek fiiller
4:57Okula gelme olasılıkları daha yüksektir.
show up for school: okula gelmek ve hazır bulunmak
Burada show up for school, okula gelip orada bulunmak anlamına gelir. Show up, “beklenen yere gelmek veya orada görünmek” anlamındaki bir deyimsel fiildir; for school ise yükümlülüğü ya da amacı belirtir. Bu ifade devam durumuna, yani gençlerin okula gelip gelmediğine odaklanır; geldikten sonraki başarılarını anlatmaz. Bu deyimsel fiilde show, “göstermek” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi show up for school hedef ifadesiyle tamamlayın ve gerekirse fiilin biçimini değiştirin: Even on rainy days, Leo always ____.
Cevabı göster
shows up for school
School absences dropped by 25% in one district. Kalıp ifadeler
4:59Bir bölgede okuldaki devamsızlıklar %25 oranında düştü.
dropped by 25%: yüzde 25’lik azalma miktarı
School absences dropped by 25%, devamsızlık sayısının öncekine göre yüzde 25 daha düşük hâle geldiği anlamına gelir. By, son değeri değil değişimin büyüklüğünü belirtir. Örneğin daha önce 100 devamsızlık varsa yüzde 25’lik düşüşten sonra 75 kalır. Başka durumlarda kullanılabilecek yapı sayı veya oran + drop by + miktar şeklindedir.
Alıştırma
Bir mağaza bir hafta 100, sonraki hafta 75 defter sattı. Değişimi doğru anlatan cümle hangisidir?
- Notebook sales dropped by 75%.
- Notebook sales dropped by 25%.
- Notebook sales dropped to 25%.
Cevabı göster
Notebook sales dropped by 25%.
to drop out: eğitimi tamamlamadan okulu bırakmak
Burada to drop out, beklenen eğitim veya program tamamlanmadan okuldan ayrılmak, yani okulu bırakmak anlamına gelir. Bu bir öbek fiildir; bu nedenle drop ve out ayrı ayrı ya da kelimesi kelimesine yorumlanmamalıdır. to, be likely to + fiil kalıbının bir parçasıdır. Bu nedenle less likely to drop out, okulu bırakma olasılığının daha düşük olduğu anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede drop out ne anlama geliyor?
- hastalık nedeniyle bir derse girmemek
- eğitimini tamamlamadan okulu bırakmak
- başarıyla mezun olmak
Cevabı göster
eğitimini tamamlamadan okulu bırakmak
Not surprisingly, they do better academically.
5:05Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, akademik olarak da daha iyi yapıyorlar.
Standardized test scores in math and reading go up by 2 to 3 percentage points. Kalıp ifadeler
5:08Matematik ve okumadaki standart test puanları yüzde 2 ila 3 puan artar.
go up by ... percentage points: artışı tam olarak bildirmek
go up by 2 to 3 percentage points ifadesinde go up artmak, by ise değişimin miktarını belirtir. Bu ifade yeni değerin öncekinden ne kadar yüksek olduğunu söyler; ulaşılan son değeri söylemez. Yüzde puanı, iki yüzde değeri arasındaki doğrudan farktır. Bir oran %40'tan %43'e çıkarsa go up by 3 percentage points denir. Aynı değişimin göreli artışı %7,5'tir; çünkü 3, 40'ın %7,5'idir.
Alıştırma
Bir oran %40'tan %43'e yükseliyor. Değişimi doğru biçimde bildiren cümle hangisidir?
- The rate went up to 3 percentage points.
- The rate went up by 3 percent.
- The rate went up by 3 percentage points.
Cevabı göster
The rate went up by 3 percentage points.
That's as powerful as reducing class sizes by 1/3 fewer students. Dilbilgisi
5:13Bu, sınıf mevcutlarını üçte bir oranında azaltmak kadar etkilidir.
as powerful as: eşit güçteki etkileri karşılaştırma
as powerful as, iki şeyi derece bakımından eşit göstermek için as + sıfat + as kalıbını kullanır. İlk as, powerful etrafındaki karşılaştırmayı başlatır; ikinci as ise karşılaştırma ölçütünü, yani sınıftaki öğrenci sayısını üçte bir azaltmayı tanıtır. İkinci as atlanmamalıdır. Burada powerful, fiziksel gücü değil bir etkinin gücünü veya yarattığı etkiyi anlatır. Konuşmacı, söz konusu etkinin sınıf büyüklüğünü azaltmakla karşılaştırılabilir olduğunu söyleyerek soyut bir sonucun büyüklüğünü anlamayı kolaylaştırır.
Alıştırma
powerful kullanarak as ... as eşitlik karşılaştırmasını tamamlayın: A short, clear story can be ____ a page of statistics.
Cevabı göster
as powerful as
Even their communities are safer because car crash rates go down, Kalıp ifadeler
5:23Hatta toplulukları bile daha güvenlidir çünkü araba kazası oranları düşer,
car crash rates go down: düşen bir oranı bildirmek
car crash rates ifadesinde rates, istatistiksel sıklık anlamına gelir: kazaların insan veya araç sayısı ya da gidilen mesafe gibi belirli bir miktara göre ne kadar sık gerçekleştiğini gösterir. Fiyat anlamına gelmez. go down, bir sayının, oranın veya seviyenin azaldığını söylemenin yaygın ve tarafsız bir yoludur. Burada konuşmacı, daha düşük kaza oranını daha güvenli toplumlarla ilişkilendirir; yüzde 70 rakamı bir bölgedeki azalmanın büyüklüğünü gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede car crash rates go down ne anlama geliyor?
- Ölçülen araba kazası sıklığı azalır.
- Kazalı arabaları onarma maliyeti azalır.
- Arabalar kazadan sonra yokuş aşağı hareket eder.
Cevabı göster
Ölçülen araba kazası sıklığı azalır.
Now, given these tremendous benefits, Anlatım akışı
5:30Şimdi, bu muazzam faydalar göz önüne alındığında,
you might think, well, this is a no-brainer, right? Deyimler
5:32bunun çok açık olduğunu düşünebilirsiniz, değil mi?
given these tremendous benefits: kanıttan sonuca geçmek
Burada given, considering veya in view of gibi “göz önüne alındığında” ya da “dikkate alarak” anlamına gelir. given these tremendous benefits ifadesi, daha önce belirtilen faydaları sonraki düşüncenin dayandığı kabul edilmiş bilgi olarak sunar; birine bir şeyin verilmesini anlatmaz. Bu ifade ana cümleden önce kullanıldığında önce kanıtı verir, ardından kararın açık göründüğü olası sonuca geçer. Yeniden kullanılabilecek yapı Given + isim öbeği, ana cümle şeklindedir.
Alıştırma
“Given the icy roads, we postponed the trip,” cümlesinde baştaki ifade ne işe yarar?
- Birinin yolları bize verdiğini söyler.
- Buzlu yolları kararın dayanağı olarak sunar.
- Hiçbir dayanak vermeden kararı açıklar.
Cevabı göster
Buzlu yolları kararın dayanağı olarak sunar.
a no-brainer: hiç düşünmeden yapılabilecek açık bir seçim
A no-brainer, neredeyse hiç düşünme gerektirmeyecek kadar açık veya kolay bir seçim, cevap ya da karar için kullanılan gündelik bir deyimdir. Beyni olmayan bir kişiyi değil, kararın kendisini anlatır. Burada konuyu a no-brainer olarak adlandırmak, dinleyicilerin faydaları duyduktan sonra doğal olarak varabileceği sonucu ifade eder. Bu söz ayrıca açık görünen eylemin yapılmamış olması gibi şaşırtıcı bir durumla karşıtlık kurulmasına da zemin hazırlayabilir.
Alıştırma
Cümleyi “açık ve kolay bir seçim” anlamındaki gündelik deyimle tamamlayın: The bus was faster and cheaper, so taking it was ____.
Cevabı göster
a no-brainer
So why have we as a society failed to heed this call? Kelime
5:36Peki biz toplum olarak bu çağrıya kulak vermekte neden başarısız olduk?
failed to heed this: çağrı doğrultusunda hareket etmemek
failed to heed this call ifadesinde fail to do, beklenen veya gerekli olan bir şeyi yapmamak anlamına gelir. Heed, bir şeyi ciddiye alıp dikkat etmek ve eylemle karşılık vermek anlamında kullanılan resmî bir fiildir. Buradaki this call, okulların başlama saatini erteleme yönündeki kamusal bir çağrıdır; telefon araması değildir. Soru, toplumun bu çağrı doğrultusunda harekete geçmediğini söylüyor.
Alıştırma
Hangi cümle, kasabanın bir uyarıyı ciddiye almadığı ve ona göre hareket etmediği anlamına gelir?
- The town failed to heed the flood warning.
- The town failed to hear the flood warning.
- The town issued a flood warning.
Cevabı göster
The town failed to heed the flood warning.
updating bus routes, increased transportation costs, impact on sports, care before or after school.
5:44otobüs güzergahlarının güncellenmesi, artan ulaşım maliyetleri, spor üzerindeki etkisi, okul öncesi veya sonrası bakım gibi.
presents many logistical challenges: pratik uygulama sorunları
presents many logistical challenges ifadesindeki presents, ele alınması gereken zorluklar yaratmak veya bunlara yol açmak anlamına gelir. Yapı, durum veya plan + presents + challenge(s) şeklindedir; present burada hediye vermek anlamına gelmez. Logistical challenges, bir planı uygularken karşılaşılan güzergâh, maliyet, zamanlama, insan ve bakım koordinasyonu gibi pratik sorunlardır. İfadeden sonraki liste, bu uygulama sorunlarına örnekler verir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “çok sayıda pratik planlama sorunu yaratır” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Coordinating food and transportation for 500 guests ____.
Cevabı göster
presents many logistical challenges
But these are problems we have to work through. Öbek fiiller
5:51Ama bunlar bizim aşmamız gereken sorunlar.
have to work through içinde to work ... through
Vurgulanan to work bölümü iki yapının kesiştiği yerdedir: have to “zorunda olmak” anlamına gelir; work ise cümlenin sonundaki through ile birleşerek work through öbek fiilini oluşturur. Work through, zor bir sorunu aşamalar hâlinde ele alıp ilerleme sağlamak veya çözüme ulaşmak demektir. problems we have to work through yapısında problems, work through ifadesinin nesnesidir. Söylenmeyen that ilgi sözcüğü düştüğü için yan cümlenin önünde yer alır: problems (that) we have to work through.
Alıştırma
Cümleyi work ve “zor bir konuyu adım adım ele almak” anlamını veren parçacıkla tamamlayın: The team must ____ these problems together.
Cevabı göster
work through
which is to start middle and high schools no earlier than 8:30 a.m.
6:00ki bu doğru olan, ortaokul ve liselerin sabah 8:30'dan daha erken başlamamasıdır.
valid excuses for failing to do: excuse for + -ing yapısı
Valid excuses, bir hatayı veya harekete geçmemeyi makul biçimde haklı gösterebilen nedenlerdir. excuses for failing to do yapısında for edatı, mazeretin haklı göstermeye çalıştığı başarısızlığı belirtir. Burada edattan sonra isim işlevli bir biçim geldiği için fail, failing ulaç biçimine dönüşür; failing ise kendi to-mastar yapısı olan to do ile devam eder. Fail to do, sınavda başarısız olmak değil, bir şeyi yapamamak veya yapılması gerekeni yapmamak anlamına gelir. Konuşmacı these are not valid excuses diyerek nedenleri yetersiz bulur ve harekete geçme sorumluluğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi for ve fail fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Lack of time is not a valid excuse ____ to reply.
Cevabı göster
for failing
do the right thing for our ...: bir seçimi sorumluluk olarak çerçevelemek
Burada do the right thing for our children, okulların daha geç başlamasını olası politikalardan yalnızca biri olmanın ötesinde sunar. Çocukların yararına olduğu için bunu ahlaki açıdan sorumlu seçim olarak çerçeveler. Bu çerçeve ikna gücünü artırır: doğru olan buysa harekete geçmemek sorumsuzca görünebilir. Dolayısıyla ifade, programı tarafsız biçimde anlatmak yerine ahlaki baskı ekler.
Alıştırma
Cümlede do the right thing for our children nasıl bir ikna etkisi yaratıyor?
- Yalnızca okullara kimlerin gideceğini belirtir.
- Okul programını çocuklara karşı ahlaki bir sorumluluk olarak çerçeveler.
- Programın nasıl değiştirileceğini adım adım açıklar.
Cevabı göster
Okul programını çocuklara karşı ahlaki bir sorumluluk olarak çerçeveler.
they found that these fears are often unfounded Kelime
6:08bu korkuların genellikle asılsız olduğunu
these fears are often unfounded: kanıt ve temkinli kapsam
Unfounded, gerçekler, kanıtlar veya geçerli bir neden tarafından desteklenmeyen demektir. Burada these fears are often unfounded, okulların daha geç başlamasının doğuracağı uygulama sorunlarıyla ilgili birçok kaygının sağlam bir olgusal temeli olmadığını söyler; korkuların henüz bulunmadığı anlamına gelmez. Often, iddianın kapsamını sınırlar. Konuşmacı bunun sık sık doğru olduğunu söyler, her korkunun temelsiz olduğunu değil.
Alıştırma
these fears are often unfounded ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Korkuların çoğu zaman kanıtı yoktur, ancak bu her seferinde doğru olmayabilir.
- Korkular her zaman imkânsızdır ve asla tartışılmamalıdır.
- Korkular henüz hiç kimse tarafından keşfedilmemiştir.
Cevabı göster
Korkuların çoğu zaman kanıtı yoktur, ancak bu her seferinde doğru olmayabilir.
and far outweighed by the tremendous benefits Kalıp ifadeler
6:12ve öğrencilerimizin sağlığı, performansı
for our student health and performance
6:15ve ortak kamu güvenliğimiz için sağlanan muazzam faydaların
far outweighed by: karşılaştırmada çok geride kalmak
A is far outweighed by B yapısında A, B’den daha az öneme, değere veya etkiye sahiptir. Bu edilgen yapı, daha zayıf tarafı konu olarak tutar; by ise daha güçlü tarafı tanıtır. Bu cümlede fears daha zayıf, benefits ise daha güçlü taraftır. Far, farkın küçük değil çok büyük olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi far kullanılan edilgen karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: The brief inconvenience is ____ the safety benefits.
Cevabı göster
far outweighed by
Education is the ultimate idea worth spreading. Kalıp ifadeler
6:24Eğitim yaymaya değer en temel fikirdir.
ultimate idea worth spreading: worth + -ing yapısı
Worth spreading, bir fikrin geniş kitlelerle paylaşılmaya değer olduğu anlamına gelir. idea worth spreading ifadesinde -ing yapısı idea sözcüğünden sonra gelir ve onu niteler; insanların yayacağı şey idea olduğu için spreading etken görünse de edilgen bir anlam taşır. Burada ultimate çok güçlü bir değerlendirme katar: eğitim yalnızca son fikir olarak değil, paylaşılmaya değer bir fikrin en önemli veya en iyi örneği olarak sunulur. Bu ifade aynı zamanda ideas worth spreading sözünü çağrıştırır.
Alıştırma
Cümleyi worth ve spread fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: This message about online safety is ____.
Cevabı göster
worth spreading
to celebrating and elevating the ideas of educators.
6:30eğitimcilerin fikirlerini kutlamaya ve yüceltmeye adanmış bir kanalımız var.
channel dedicated exclusively to ...: yalnızca ... için ayrılmış bir kanal
Burada a channel dedicated exclusively to ..., “yalnızca belirli bir amaç için kurulmuş bir kanal” demektir. dedicated exclusively to ... ifadesi channel sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir ve a channel that is dedicated exclusively to ... biçiminde açılabilir. exclusively zarfı “yalnızca” anlamına gelir; bu nedenle ifade, kanalın bir konuya ağırlıklı olarak odaklandığını söylemekten daha güçlüdür. dedicated to kalıbındaki to bir edattır; bu yüzden ardından bir isim veya -ing biçimi gelir. Örnekte birbirine bağlanan celebrating ve elevating biçimleri kanalın tek odağını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi dedicated exclusively to ve support fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The program is ____ young artists.
Cevabı göster
dedicated exclusively to supporting
where you can also learn more about our educator programs,
6:36buradan eğitimci programlarımız hakkında daha fazlasını öğrenebilirsiniz,
or watch the unabridged version of this talk here.
6:40veya bu konuşmanın kısaltılmamış halini buradan izleyebilirsiniz.