Tek Yüzük Ne Kadar Güçlü?: İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video özeti: Anlatım, Güç Yüzüklerinin kökenini ve halklar üzerindeki etkilerini, ayrıca Tek Yüzük'ü yok etmenin Orta Dünya'daki büyü çağını nasıl bitirdiğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. winding down. - Deyimsel fiiller: Bir dünyanın ya da çağın aniden durmadan gücünü yavaşça kaybedip sona yaklaşmasını anlayın. 2. buffs his psi attack / debuff psi defense. - Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Fantastik bir mekanizmayı saldırı ve savunma değerleriyle özetleyen mizahi oyun jargonunu tanıyın. 3. when it fails, so do they. - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Yüklemi yinelemeden aynı sonucun başka bir özne için de geçerli olduğunu göstermek üzere so + yardımcı fiil + özne yapısını kullanın.
Bu derste
ring, how it's found and spoiler alert, Kalıp ifadeler
0:01yüzükle, nasıl bulunduğuyla ve (sürprizbozan)
Bir olay örgüsü ayrıntısını açıklamadan önce Spoiler alert
Spoiler alert, sıradaki sözlerin bir hikâyenin önemli bir bölümünü açıklayacağını belirten kalıplaşmış bir uyarıdır. Burada yüzüğün nasıl yok edildiği bilgisinden hemen önce gelir; dolayısıyla alert acil durum alarmı değil, izleyiciye yönelik bir bildirim anlamındadır. Bu ifadeyi spoiler bilgisinden önce kullanın; ardından genellikle virgül, iki nokta veya kısa bir duraklama gelir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi, önemli bir olay örgüsü açıklamasından önce kullanılan kalıplaşmış uyarıyla tamamlayın: ____: the detective already knew the answer.
Cevabı göster
Spoiler alert
While Tolkien built the largest and most consistent fictional universe,
0:05Tolkien en büyük ve en tutarlı kurgusal evreni inşa etmiş olsa da,
he sure didn't mind being vague at times. Dilbilgisi
0:07bazen belirsiz olmaktan kesinlikle çekinmiyordu.
Didn't mind being vague: mind + -ing kalıbı
Burada mind sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir: mind doing something, bir şeye karşı çıkmak veya ondan rahatsız olmak anlamındadır. Olumsuz didn't mind being vague kalıbı, onun belirsiz ya da eksik bilgi vermekten rahatsız olmadığını belirtir. Bu cümlede ifade hafif alaycı veya eleştirel bir ton taşır: açık konuşmaması onu rahatsız etmiyor gibidir. Yeniden kullanılabilen kalıp subject + don't/doesn't/didn't mind + -ing şeklindedir. Yakındaki sure, konuşanın yargısını güçlendirir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi didn't mind sonrasında be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Mia didn't mind ____ the last person to leave.
Cevabı göster
being
what can this ring do and where did it come from?
0:12bu yüzük ne yapabiliyor ve nereden geldi? diye düşündüyseniz,
It's Lord of the Rings after all and that lord is Sauron. Kalıp ifadeler
0:19Sonuçta bu Yüzüklerin Efendisi ve o efendi Sauron'dur.
after all: açık bir destekleyici neden eklemek
Bu cümlede after all, konuşanın zaten açık veya kolay kabul edilir gördüğü bir nedeni sunar: başlık Lord of the Rings'tir ve o lord Sauron'dur. Anlamı “bu gerçeği hatırlayınca” veya “zaten bildiğin gibi” ifadelerine yakındır. Bu ifade genellikle bir yargıdan sonra gelir ve onu destekleyen bir neden ekler. Bir şeyin daha sonra ya da en sonunda gerçekleştiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Dinleyicinin zaten kabul edebileceği destekleyici bir gerçeği sunan iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: We can trust Ana's advice; she has ten years of experience, ____.
Cevabı göster
after all
Sauron disguised himself and came to the elves to work with their master craftsman Celebrimbor to forge the rings of power.
0:23Sauron kılık değiştirerek elflere geldi ve güç yüzüklerini dövmek için onların usta zanaatkarı Celebrimbor ile çalıştı.
Together they made 16 called the lesser rings.
0:29Birlikte daha zayıf yüzükler adı verilen 16 yüzük yaptılar.
Then Celebrimbor took Sauron's formula and made three on his own that turned out more powerful than the original 16. Notlar
0:31Daha sonra Celebrimbor, Sauron'un formülünü aldı ve kendi başına orijinal 16'dan daha güçlü olan üç yüzük yaptı.
on his own: yardım almadan bir şey yapmak
Bu cümlede on his own, Celebrimbor'un üç yüzüğü Sauron'un yardımı veya katılımı olmadan bağımsız biçimde yaptığını anlatır. İfade sahipliği değil, işi kimin bağımsız olarak yaptığını vurgular. Kalıp on + iyelik belirleyicisi + own şeklindedir: on my own, on your own, on her own vb. Bağlama göre “yardım almadan” veya “yanında başka biri olmadan” anlamına gelebilir; burada ilk anlam kullanılmıştır.
Alıştırma
Cümleyi on + iyelik + own yapısındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Nobody helped Leo build the model. He did it ____.
Cevabı göster
on his own
turned out + sıfat: nihai sonucu bildirmek
turned out more powerful ifadesinde turned out, sonuç belli olduktan sonra “daha güçlü olduğu ortaya çıktı” veya “sonuçta daha güçlü oldu” anlamına gelir. more powerful than the original 16 sıfat grubu nihai sonucu açıklar. Birinin ya da bir şeyin sonunda nasıl olduğunu anlatmak için turn out + sıfat yapısını kullanın. Bu yapı özellikle sonuç daha önce bilinmiyorsa veya beklenmedikse uygundur.
Alıştırma
Nihai sonucu bildiren ifadeyi seçin: The school play ___ better than we expected.
- turned into
- found out
- turned out
Cevabı göster
turned out
Why make rings based on the suggestion of a stranger whose resume has a millennia-long gap?
0:37Özgeçmişinde bin yıllık bir boşluk olan bir yabancının önerisiyle neden yüzük yapılsın ki?
Because he promised the rings would fix the elves' biggest problem.
0:42Çünkü yüzüklerin elflerin en büyük sorununu çözeceğine söz vermişti.
be winding down: yavaş yavaş sona yaklaşmak
This world is winding down cümlesinde is winding down, dünyanın etkinliğini, gücünü veya zenginliğini yavaş yavaş kaybettiğini ve sona doğru ilerlediğini anlatır. Şimdiki zamanın sürekli biçimi, bunun ani bir olay değil, devam eden bir süreç olduğunu gösterir. Wind down genellikle etkinliklerin, dönemlerin, kuruluşların veya faaliyetlerin sona ermeden önce yavaş yavaş daha az etkin hâle gelmesi için kullanılır. Burada mecazidir: dünyanın kendisi böyle bir gerilemeye giriyormuş gibi anlatılır.
Alıştırma
Kademeli olarak sona yaklaşmayı gösteren ifadeyi seçin: After three busy days, the conference is ___.
- slowing down
- winding down
- shutting down
Cevabı göster
winding down
The amount of big and awesome and magic decreases as a function of time here. Kelime
0:47Burada büyük, muhteşem ve büyülü olan şeylerin miktarı zamanın bir fonksiyonu olarak azalıyor.
Zamana bağlı değişim için as a function of time
Burada as a function of time, miktarın zamana bağlı olarak ele alındığı anlamına gelir: zaman değiştikçe miktar da sistemli bir şekilde değişir. Function sözcüğü burada amaç değil, değişkenler arasındaki ilişki anlamındaki matematiksel kullanıma sahiptir. Bu teknik ifade, fantastik bir betimlemeyi bilimsel analiz gibi göstererek ciddi ve mizahi bir etki yaratır. Başka bağlamlarda da bir niceliği zamana bağlı olarak sunmak istediğinizde bu ifadeyi kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümlede as a function of time matematiksel veya analitik anlamıyla kullanılmıştır?
- We plotted the battery temperature as a function of time.
- I had a good time at the science fair.
- The function of this timer is to ring after ten minutes.
Cevabı göster
We plotted the battery temperature as a function of time.
Sauron said the rings would preserve what their wearers cared about most.
0:55Sauron, yüzüklerin kullanıcılarının en çok değer verdiği şeyleri koruyacağını söyledi.
That's why the elven kingdoms are so fantastical compared to the rest of the world.
0:57İşte bu yüzden elf krallıkları dünyanın geri kalanına kıyasla bu kadar fantastik.
Unlike the famous poem implies: standart dışı bir yan cümle kalıbı
Bu giriş, gerçeklerin ünlü şiirin ima ettiği şeyden farklı olduğunu anlatmak ister. Önceki veya yaygın olarak bilinen bir iddiayı düzeltmeye giriş yapar. Özenli standart İngilizcede unlike normalde the famous poem implies gibi çekimli bir yan cümleyi değil, bir isim öbeğini başlatır. İma edilen içerikle karşılaştırma yapmak için Unlike what the famous poem implies veya daha doğrudan Contrary to what the famous poem implies denir.
Alıştırma
Bir raporun ima ettiği şeyi düzelten cümle için standart İngilizcedeki en iyi başlangıç hangisidir?
- Unlike the report, sales increased.
- Unlike the report suggests, sales increased.
- Contrary to what the report suggests, sales increased.
Cevabı göster
Contrary to what the report suggests, sales increased.
intending exactly zero to get into the hands of men or dwarves, Kalıp ifadeler
1:07insanların ya da cücelerin eline tam olarak sıfır tanesinin geçmesini amaçlıyorlardı,
get into the hands of: birinin eline ve denetimine geçmek
Bu cümlede get into the hands of, “birinin eline geçmek, onun mülkiyetinde veya denetiminde olmak” anlamına gelir. Yüzüklerin insanların ya da cücelerin malı olması amaçlanmamıştır. Hands burada mecazidir: ifade, gerçek anlamda elden ele vermeye değil, kimin sahiplik veya denetim kazandığına odaklanır. Erişimin önemli olduğu ya da risk yaratacağı durumlarda sık kullanılır.
Alıştırma
Şu cümlede get into the hands of ne anlama gelir: “The confidential plan must not get into the hands of our competitors”?
- Fiziksel olarak elden ele geçirilmek
- Rakiplerimizin eline veya denetimine geçmek
- Rakiplerimize açıkça açıklanmak
Cevabı göster
Rakiplerimizin eline veya denetimine geçmek
which brings us back to the One Ring to rule them all. Anlatım akışı
1:14bu da bizi hepsine hükmedecek olan Tek Yüzük'e geri getiriyor.
which brings us back to: bizi önceki konuya geri getirmek
Which brings us back to, önceki ifadeyi daha önce söz edilmiş bir konuya bağlar. Which, önceki düşüncenin tamamına — bir şeylerin ters gitmesine — gönderme yapar; brings us back to ise bu sonucun konuşmacıya Tek Yüzük konusuna dönmek için bir neden verdiğini gösterir. Bu, söylemi düzenleyen bir ifadedir. Konuya dönüşün ani değil, mantıklı görünmesini sağlar: önce bir sonuç belirtilir, sonra ana konuyu yeniden ele almak için which brings us back to + isim öbeği kullanılır.
Alıştırma
Bir konuşmacı yan bir konuyu ele aldıktan sonra önceki konuya dönmek istiyor. Bu geçişi en açık biçimde hangi cümle yapar?
- The delay affects every team, which brings us to a new question.
- The delay affects every team, which takes us away from our original question.
- The delay affects every team, which brings us back to our original question.
Cevabı göster
The delay affects every team, which brings us back to our original question.
Sauron's chief ability is to dominate the minds of others.
1:17Sauron'un temel yeteneği başkalarının zihinlerine hükmetmektir.
And that's partly why he's able to control such large armies
1:20Bu kadar büyük orduları kontrol edebilmesinin kısmen nedeni budur
and he secretly made the One Ring as a kind of lens to focus this power. Deyimler
1:23ve bu gücü odaklamak için Tek Yüzük'ü gizlice bir tür mercek olarak yaptı.
bu gücü odaklamak için bir tür mercek olarak
Bu ifade Tek Yüzük'ü bir merceğe benzetir. Yüzüğün gerçekten optik bir mercek içerdiğini söylemez. Bir mercek ışığı toplayıp yönlendirdiği gibi, Yüzük de Sauron'un başka zihinleri kontrol etme gücünü toplar ve yönlendirir. as a kind of + isim kalıbı yaklaşık bir benzetme kurar. to focus this power ise mecazi merceğin ne işe yaradığını açıklayan amaç bildiren mastardır. Böylece soyut bir süreç, tanıdık bir fiziksel mekanizma üzerinden kısa biçimde açıklanır.
Alıştırma
Burada as a kind of lens to focus this power ne anlama geliyor?
- Yüzük, kimsenin kullanamaması için gücü saklar.
- Yüzük, gücü toplayıp yönlendiren bir araç gibi çalışır.
- Yüzük, gücü gösteren gerçek bir cam mercek içerir.
Cevabı göster
Yüzük, gücü toplayıp yönlendiren bir araç gibi çalışır.
also made the wearers of the 19 rings more vulnerable.
1:2919 yüzüğün kullanıcılarını da daha savunmasız hale getirdi.
unknown to Celebrimbor: Celebrimbor'un haberi yoktu
Unknown to Celebrimbor, formül hakkında ek arka plan bilgisi veren araya girmiş bir sıfat öbeğidir: Celebrimbor, formülün bu gizli etkiye sahip olduğunu bilmiyordu. unknown to + kişi yapısında to, bilgiye sahip olmayan kişiyi tanıtır. İfade, His formula for ring construction sözlerinden sonra virgüllerle ayrılır, önceki isim öbeğini niteler ve yaklaşık olarak which was unknown to Celebrimbor gibi çalışır. Çıkarıldığında ana yapı His formula ... also made the wearers ... more vulnerable olarak kalır.
Alıştırma
Cümleyi unknown ve doğru edatla tamamlayın: The plan, ____ Maya, was already under way.
Cevabı göster
unknown to
the One Ring buffs his psi attack and the other rings debuff psi defense. Kelime
1:33Tek Yüzük onun psişik saldırısını güçlendiriyor ve diğer yüzükler psişik savunmayı zayıflatıyor.
psi saldırısını güçlendirir... psi savunmasını zayıflatır
Oyun dilinde buff, bir yeteneğin veya özelliğin gücünü artırmak anlamına gelen bir fiildir; debuff ise onu azaltmak demektir. Burada Tek Yüzük psi saldırısını artırırken diğer yüzükler psi savunmasını azaltır. Psi, psişik veya zihinsel gücü ifade eder. Konuşmacı fantastik büyüyü oyun istatistiklerine dönüştürerek karmaşık bir mekanizmayı hızlı anlaşılır ve biraz mizahi hâle getirir. Bunu hikâye dünyasının resmî dili olarak değil, oyun tarzı, gündelik bir benzetme olarak anlayın.
Alıştırma
Cümlede bu iki özelliğe ne oluyor?
- Hem psi saldırısı hem de psi savunması güçlenir.
- Onun psi saldırısı zayıflar ve psi savunması güçlenir.
- Onun psi saldırısı güçlenir ve psi savunması zayıflar.
Cevabı göster
Onun psi saldırısı güçlenir ve psi savunması zayıflar.
Plan A was to control a bunch of high-level elves,
1:36A Planı, bir grup yüksek seviyeli elfi kontrol etmekti,
the elves' base level stats allowed them to resist and take off their rings just in time. Kalıp ifadeler
1:40elflerin temel istatistikleri onlara direnecek gücü verdi ve yüzüklerini tam zamanında çıkardılar.
just in time: son anda yetişerek
Just in time, bir başarısızlığı veya kötü sonucu önleyecek kadar erken, genellikle mümkün olan son anda anlamına gelir. Burada yüzükler kontrol etkisini göstermeden önce, neredeyse hiç zaman kalmamışken çıkarılır. Yaygın kalıplar do something just in time ve just in time to + fiil biçimleridir. İfade aciliyet ve kıl payı kurtulma hissi katar; yalnızca bir şeyin programa uygun gerçekleştiğini söylemez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “çok geç olmadan önceki mümkün olan son anda” anlamına gelen üç kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The rescue team reached the hikers ____.
Cevabı göster
just in time
Sauron captured Celebrimbor and tortured him until he gave up the 16 lesser rings, Öbek fiiller
1:45Sauron, Celebrimbor'u yakaladı ve 16 zayıf yüzüğü verene kadar ona işkence etti,
gave up the 16 lesser rings: yüzükleri teslim etmek
Burada gave up, “yüzükleri teslim etti veya elinden çıkardı” anlamına gelir. The rings, öbek fiilden hemen sonra gelir ve onun nesnesidir. İşkence gördüğü için yüzükleri gönüllü bir hediye olarak vermemiştir. Give up + bir eşya, o eşyanın mülkiyetinden veya kontrolünden vazgeçmek anlamına gelebilir. Buna karşılık give up + bir etkinlik genellikle o etkinliği bırakmak demektir.
Alıştırma
“After being surrounded, the guard gave up the keys,” cümlesinde gave up ne anlama gelir?
- Anahtarları dostça bir hediye olarak sundu.
- Anahtar yapmayı bıraktı.
- Anahtarları teslim etti.
Cevabı göster
Anahtarları teslim etti.
but he died before revealing who was protecting the three most powerful ones.
1:49ancak en güçlü üçünü kimin koruduğunu açıklamadan önce öldü.
So now Sauron had 16 mind controlling rings
1:53Böylece artık Sauron'un zihin kontrol eden 16 yüzüğü vardı
turn to plan B: yedek seçeneğe geçmek
Turn to plan B, ilk plan işe yaramadığı için yedek bir seçeneği kullanmaya başlamak anlamına gelir. Buradaki turn to, bedeni çevirmekle ilgili değildir; strateji değişikliğini belirtir. Aynı yapı bir seçenek, kaynak veya kişiyle kullanılabilir: turn to another method, turn to a guide veya turn to a friend for help.
Alıştırma
Our first idea failed, so we had to ____ plan B. Hangi ifade “yedek bir seçeneği kullanmaya başlamak” anlamına gelir?
- turn off
- turn into
- turn to
Cevabı göster
turn to
Sauron manipulated seven rings into the hands of the dwarven kings,
1:58Sauron yedi yüzüğü manipüle edip cüce kralların ellerine geçmesini sağladı,
Dwarves are a kind of clockwork creature Sauron found impossible to control,
2:02Cüceler, Sauron'un kontrol etmeyi imkansız bulduğu bir tür kurmalı yaratıktır,
but the rings weren't super helpful for dwarves either,
2:06ancak yüzükler cüceler için de pek işe yaramadı,
above all else: her şeyden çok
Bu cümlede above all else, her şeyden çok anlamına gelir: hazine, anlatılan kişi için en yüksek önceliğe sahipti. Bu ifade bir değeri, isteği veya ilgiyi diğer bütün seçeneklerin üstüne koyar; fiziksel bir konumu anlatmaz. En güçlü tercihi veya en yüksek önceliği göstermek için above all else ifadesini değer vermek, sevmek, istemek ya da seçmek anlamındaki fiil veya ifadelerden sonra kullanın.
Alıştırma
Dürüstlüğün en yüksek öncelik olduğunu göstermek için cümleyi hangi ifade tamamlar? The players value honesty ___.
- above all else to
- above else all
- above all else
- all above else
Cevabı göster
above all else
So the rings grew their hoards large enough to attract dragons Dilbilgisi
2:11Böylece yüzükler, ejderhaları çekecek kadar hazinelerini büyüttü
large enough to attract: çekecek kadar büyük
Bu cümlede large enough to attract, hazinelerin ejderhaları çekebilecekleri gerekli büyüklüğe ulaşacak kadar büyüdüğü anlamına gelir. İfade yalnızca büyük olmayı değil, yeterli bir düzeye ulaşmayı ve bu düzeyin mümkün kıldığı sonucu vurgular. Yapı adjective + enough + to + base verb şeklindedir: large + enough + to attract. Burada enough sıfattan sonra gelir; to ile başlayan bölüm, bu büyüklüğün neyi mümkün kılabildiğini belirtir.
Alıştırma
Salonun etkinlik için yeterli büyüklükte olduğunu göstermek üzere cümleyi hangi ifade doğal biçimde tamamlar? The hall was ___ to host a small concert.
- large enough for to
- enough to large
- enough large
- large enough
Cevabı göster
large enough
who ate the dwarves and their precious rings.
2:14ve onlar da cüceleri ve kıymetli yüzüklerini yediler.
Parantez işlevli bir değerlendirme olarak ever the corruptible species
Burada ever, “herhangi bir zamanda” değil, “her zaman” ya da “sürekli olarak” anlamına gelir. “ever the corruptible species” ifadesi insanları sürekli yozlaşmaya açık bir tür olarak niteler. Virgüllerle ayrılan bu isim öbeği, parantez işlevli bir açıklayıcı ögedir. Anlatıcının değerlendirmesini eklemek için ana cümleyi kısa süreliğine keser; ardından cümle “the rings worked as expected” ile devam eder. Bu sıkıştırılmış yapı edebîdir ve çoğu zaman alaycı ya da eleştirel bir ton taşır.
Alıştırma
“ever the corruptible species” bu cümlede ne işlev görür?
- İnsanların herhangi bir zamanda yozlaşabilir olup olmadığını sorar.
- Yüzükleri yozlaşabilir bir tür olarak tanımlar.
- Anlatıcının, insanların sürekli yozlaşmaya açık olduğuna ilişkin parantez işlevli değerlendirmesini ekler.
Cevabı göster
Anlatıcının, insanların sürekli yozlaşmaya açık olduğuna ilişkin parantez işlevli değerlendirmesini ekler.
which the rings stretched for thousands of years,
2:24yüzükler onların hayatlarını binlerce yıl uzattı,
stretched so thin the men turned into invisible wraiths. Deyimler
2:26o kadar inceltti ki insanlar görünmez tayflara dönüştü.
Aşırı uzatılma metaforu olarak stretched so thin
“Stretched so thin” bir metafordur. Doğal süresinin çok ötesine uzatılan bir yaşam, son derece ince ve zayıf hâle gelene kadar çekilen bir madde gibi tasvir edilir. Bu imge, eklenen yılların dolu ve sağlıklı bir yaşamı korumadığını; aşırı uzatmanın yaşamı zayıflattığını ve bozduğunu anlatır. Aynı metafor, çok fazla talep eldeki imkânları zayıflattığında zaman, dikkat, para veya bir ekibin kapasitesi için de kullanılabilir.
Alıştırma
Dersin üç sözcüklü metaforuyla cümleyi tamamlayın: With six projects and only two designers, the team was ____ that deadlines started slipping.
Cevabı göster
stretched so thin
these domination plans don't go unnoticed. Kalıp ifadeler
2:29bu hakimiyet planları fark edilmeden geçmiyor.
“don't go unnoticed”: “fark edilmek” anlamına gelen olumsuz yapı
Go unnoticed, “fark edilmeden kalmak” demektir. don't go unnoticed ifadesinde don't bu anlamın tamamını olumsuzlar. Sonuçta anlam olumludur: planlar fark edilir ve bir tepki doğurur. go + geçmiş zaman ortacı yapısı, go unanswered veya go unreported örneklerinde olduğu gibi, bir şeyin belirli bir durumda kalmasını anlatır. Ortaç zaten olumsuz bir fikir taşıyorsa dıştaki olumsuzluğu dikkatle yorumlayın.
Alıştırma
Cümleyi go unnoticed ifadesinin olumsuz biçimiyle tamamlayın: The repeated mistake did ____.
Cevabı göster
not go unnoticed
It has a mind of its own and wants to get back to Sauron, Deyimler
2:36Kendi iradesi vardır ve Sauron'a geri dönmek ister,
“a mind of its own”: bağımsız irade
have a mind of one's own yapısı, başka biri tarafından tamamen kontrol edilmek yerine bağımsız isteklere veya kararlara sahip olmak demektir. İyelik sözcüğü sahibine göre değişir: a mind of my own, her own veya its own. Burada Yüzük, isteyip seçim yapabilen bir varlıkmış gibi kişileştirilir. Bir nesne için kullanıldığında bu deyim genellikle nesnenin öngörülemez davrandığını veya beklendiği gibi çalışmadığını anlatır; nesnenin gerçekten bir beyni olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede a mind of its own ne anlama gelir: “My laptop has a mind of its own today”?
- Kendi kararlarını veriyormuş gibi davranır.
- Bir yerde tek başına bırakılmıştır.
- Başka birinin düşüncelerini içinde taşır.
Cevabı göster
Kendi kararlarını veriyormuş gibi davranır.
well, almost everyone: well ile anında öz düzeltme
well, almost everyone ifadesinde well, konuşanın az önce söylediği iddiayı düzelttiğini gösterir. Everyone fazla kesindir; bu yüzden almost everyone kapsamı hemen daraltır. Bu kalıp, konuşmanın doğallığını korurken ifadeyi daha doğru hâle getirir: önce bir iddiada bulunur, well ile onu yeniden açar, ardından abartılı kısmı değiştirir veya sınırlandırırsınız.
Alıştırma
“The rule works for everyone—well, almost everyone,” cümlesinde well ne yapar?
- Herkesin sağlıklı olduğunu söyler.
- İddiayı daha az kesin hâle getiren anlık bir düzeltme başlatır.
- Tamamen ilgisiz bir konu açar.
Cevabı göster
İddiayı daha az kesin hâle getiren anlık bir düzeltme başlatır.
this little ring can be a mighty weapon or a tool to reshape the world
2:45bu küçük yüzük güçlü bir silah ya da dünyayı yeniden şekillendirecek bir araç olabilir
don't you just look like the best guy to use it? Ton ve niyet
2:49sen onu kullanacak en iyi kişi gibi görünmüyor musun?
Don't you just look like...?: retorik iltifat
Don't you just look like...? biçimindeki olumsuz soru, esas olarak bilgi istemez. “you look like...” şeklindeki olumlu yargıyı apaçıkmış gibi sunar ve dinleyiciyi bunu kabul etmeye yönlendirir. Just, hayranlık içeren teatral tonu güçlendirir. Bu sahnede övgü, ayartmanın bir parçası olarak dile getirilir. Bu nedenle iltifat içeren soru samimi değil, yönlendiricidir: dinleyiciyi kendisini özellikle uygun görmeye iter.
Alıştırma
Bir satış görevlisi “Don't you just look like the perfect person for our premium plan?” diyor. Bu ifadenin yapısına en uygun yorum hangisidir?
- Dinleyiciyi etkilemek için kullanılabilecek teatral ve yönlendirici bir iltifattır.
- Dinleyicinin kesinlikle uygun görünmediği anlamına gelir.
- Görünüş hakkında tarafsız biçimde gerçek bilgi isteyen bir sorudur.
Cevabı göster
Dinleyiciyi etkilemek için kullanılabilecek teatral ve yönlendirici bir iltifattır.
Let's go vanquish the powerful demigod who lives over there to get started,
2:51Hadi başlamak için orada yaşayan güçlü yarı tanrıyı yok etmeye gidelim,
Let's ... shall we? ile ortak bir öneri
Let's + fiilin yalın biçimi ..., shall we? yapısında Let's, konuşanın ve dinleyenin birlikte yapacağı bir eylem önerir. Ardından shall we? onay ister ve yaklaşık olarak Bunu birlikte yapmamıza katılıyor musun? anlamına gelir. Gelecekte ne olacağını soran bir soru değildir. Sondaki bu soru, öneriyi kibar veya hafifçe ikna edici gösterebilir. Burada son derece tehlikeli ve saçma bir önerinin ardından gelerek konuşanın dinleyiciyi kandırmaya çalışan abartılı tonunu sürdürür.
Alıştırma
Ortak öneriyi doğal soru ekiyle tamamlayın: Let's check the map before we leave, ____?
Cevabı göster
shall we
This is why the hobbits made great ring-bearers,
2:55İşte bu yüzden hobbitler harika yüzük taşıyıcıları olmuşlardır,
because they're pretty happy with the way things are and don't aspire to greatness. Kalıp ifadeler
2:58çünkü onlar her şeyin şu anki halinden oldukça mutludurlar ve büyüklüğe can atmazlar.
aspire to greatness: olağanüstü başarı arzusu
Aspire to greatness, olağanüstü başarı, önem veya etki elde etmek için güçlü ve uzun vadeli bir arzu taşımak demektir. Greatness burada soyut bir isimdir: yalnızca bir konuda iyi olmak değil, olağanüstü başarı veya yüksek konum anlamına gelir. Aspire, want sözcüğünden daha resmî ve yüce bir ifadedir. Burada aspire to + isim kalıbı aspire to greatness biçiminde kullanılır. İfade, hobbitlerin büyük başarıların ya da yüksek bir konumun peşinden gitmediğini söyler.
Alıştırma
Uzun vadeli bir arzuyu ifade etmek için aspire ve greatness kullanarak cümleyi tamamlayın: As a young composer, Maya ____.
Cevabı göster
aspires to greatness
he held out pretty well for a couple hundred years. Öbek fiiller
3:05birkaç yüz yıl boyunca oldukça iyi dayandı.
all things considered: dengeli bir genel değerlendirme
All things considered, ilgili etkenler birlikte değerlendirildikten sonra varılan yargıyı tanıtan ve tüm cümleyi etkileyen bir ifadedir. Olumlu ve olumsuz kanıtlar bir aradaysa ve dengeli bir sonuca ulaşılmak isteniyorsa kullanışlıdır. Burada konuşmacı, Gollum’un sorunlu bir geçmişi olduğunu kabul ederken yozlaştırıcı etkiye ne kadar uzun süre direndiğini yine de oldukça olumlu değerlendiriyor. Bu ifade, mümkün olan her gerçeğin gerçekten tek tek sıralandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu dengeli sonucu en iyi hangi ifade tamamlar? "_____, the second-hand bicycle is still the best option for my trip."
- At first glance
- On the spot
- By all means
- All things considered
Cevabı göster
All things considered
held out pretty well: zaman içinde baskıya direnmek
Held out pretty well, birinin veya bir şeyin baskı altında direnmeye ya da işlevini sürdürmeye şaşırtıcı derecede uzun bir süre devam ettiğini anlatır. Hold out; tehdit, ayartma, zorluk veya talebe karşı dayanmayı vurgular. Bir şeyi fiziksel olarak dışarı doğru tutmak anlamına gelmez. Bu cümlede konuşmacı, Gollum’un Yüzük’ün yozlaştırıcı etkisine çok uzun süre direndiğini söylüyor. pretty well ise övgüyü yumuşatarak “oldukça iyi” veya “epey başarılı biçimde” anlamını verir. Güzel görünmekle ilgili değildir.
Alıştırma
"The old generator held out pretty well during the storm," cümlesinde held out pretty well ne anlama gelir?
- Hiçbir baskıyla karşılaşmadan kusursuz durumda kaldı.
- Fırtına sırasında elini uzattı.
- Baskıya direndi ve oldukça iyi biçimde devam etti.
- Uzun süre güzel göründü.
Cevabı göster
Baskıya direndi ve oldukça iyi biçimde devam etti.
before heading to Mordor to rule the world and do it right this time.
3:12dünyayı yönetmek ve bu kez doğru yapmak için Mordor'a doğru yola çıkarlar.
Set ... and they wouldn't: emir biçiminde bir koşul
Baştaki emir cümlesi gerçek bir talimat değildir. Bir düşünce deneyi kurar: Yüzüğü çoğu erkeğin masasına bıraksanız ne olurdu? Emir cümleciği + and + sonuç cümleciği yapısında ilk bölüm koşul gibi çalışır, ikinci bölüm ise sonucu verir. Wouldn't sonucun varsayımsal olduğunu gösterir; dünyayı yönetmek için hemen yola çıkma abartısı da ayartının ani ve karşı konulması zor olduğunu anlatır.
Alıştırma
“Show Leo a treasure map and he'll plan an adventure,” cümlesindeki yapı ne anlama gelir?
- Haritayı Leo'ya ancak bir macera planladıktan sonra gösterin.
- Leo'ya bir hazine haritası gösterirseniz bir macera planlamaya başlar.
- Leo'ya haritayı göstermezseniz bir macera planlamaya başlar.
Cevabı göster
Leo'ya bir hazine haritası gösterirseniz bir macera planlamaya başlar.
It's worth considering that the One Ring's promises are just lies, Kalıp ifadeler
3:16Tek Yüzük'ün vaatlerinin sadece yalanlardan ibaret olduğunu düşünmekte fayda var,
that no one could really overthrow Sauron with it.
3:19onunla kimse Sauron'u gerçekten deviremezdi.
It's worth considering that: değerlendirilecek bir noktayı sunmak
It's worth considering that, bir yargıya varmadan ya da karar vermeden önce dikkatle düşünülmesi gereken bir fikri tanıtır. Fikri tartışılmaz bir gerçek gibi sunmak yerine, konuşana ölçülü bir ton verir. Worth sözcüğünden sonra -ing biçimindeki considering gelir; ardından gelen that cümleciği incelenecek fikri belirtir: Tek Yüzük'ün vaatleri yalan olabilir.
Alıştırma
Değerlendirilecek bir olguyu nazikçe tanıtan tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: Before we cancel the picnic, ____ the rain may stop by noon.
Cevabı göster
it's worth considering that
The ring only wants to trick its wearer to get found, Dilbilgisi
3:22Yüzük sadece kullanıcısını kandırıp bulunmayı amaçlar,
To get found: get ile edilgen yapı
to get found ifadesinde to mastarı gösterir; get + geçmiş zaman ortacı found ise konuşma dilinde kullanılan edilgen bir yapı kurar. Bulma eylemini başka biri yapar; yüzüğü taşıyan kişi ve dolayısıyla yüzük bulunur. Get, gizli durumdan bulunmuş duruma geçişi ya da sonucu vurgular. Buradaki found, find fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. “Kurmak” anlamındaki found fiilinin yalın hâli değildir.
Alıştırma
Cümleyi find fiilinin get ile kurulan edilgen biçimiyle tamamla: If we step into the light, we'll ____ by the guards.
Cevabı göster
get found
is the only tangible power the ring displays for everyone else.
3:29yüzüğün diğer herkes için gösterdiği tek somut güçtür.
where the also invisible ringwraiths can easily spot you.
3:39orada yine görünmez olan yüzük tayfları seni kolayca tespit edebilir.
Shine like a beacon in the unseen world: görünmeyen dünyada bir işaret feneri gibi parlamak
Shine like a beacon bir benzetmedir: like, kişiyi yeri kolayca belirlenebilen parlak bir işarete benzetir. Mutlaka gerçekten ışık üretmek değil, “son derece dikkat çekici olmak” anlamına gelir. In the unseen world ifadesi temel karşıtlığı kurar: yüzüğü taşıyan kişi sıradan görünür dünyada gizlidir, ancak diğer dünyayı görebilen varlıklar için açıkça göze çarpar.
Alıştırma
“Even in a packed stadium, her neon hat shone like a beacon,” cümlesinde shone like a beacon ne anlama gelir?
- Gerçek bir işaret ışığıyla gemilere yol gösterdi.
- Gözden kayboldu.
- Fark edilmesi son derece kolaydı.
- Yalnızca biraz daha parlak oldu.
Cevabı göster
Fark edilmesi son derece kolaydı.
“In summary,”: sonuç niteliğindeki özete geçiş
In summary, konuşmacının ayrıntılardan ana noktaların kısa bir yeniden anlatımına geçtiğini dinleyiciye bildiren bir söylem işaretidir. Burada A, B ve C biçiminde düzenlenen özeti başlatır; yeni bir konu başlatmaz. Genellikle bir cümlenin veya konuşma sırasının başında yer alır ve ardından virgül gelir. Sonrasındaki bilgi genel sonucu veya kısaltılmış bir özeti vermelidir.
Alıştırma
Konuşmacının kısa bir son özet vereceğini en iyi gösteren başlangıç hangisidir?
- In summary,
- At first,
- By the way,
- For example,
Cevabı göster
In summary,
He's so connected to it that its destruction ends him for good, Notlar
3:51Ona o kadar bağlıdır ki onun yok edilmesi onu sonsuza dek bitirir,
“so connected to it that”: sonuca yol açan derece
so + sıfat + that yan cümlesi yapısı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. so connected to it that ... ifadesinde so, connected sıfatının derecesini güçlendirir; that sonrasındaki yan cümle ise bu çok güçlü bağın sonucunu verir. Burada Yüzük'le bağı o kadar güçlüdür ki Yüzük'ün yok edilmesi onu kalıcı olarak sona erdirir. so ... that yapısını “öyle bir derecede ki” anlamına gelen tek bir kalıp olarak düşünün; so kelimesini ayrı olarak “bu nedenle” anlamında yorumlamayın.
Alıştırma
Cümleyi derece-sonuç kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: The box was ____ heavy ____ I could not lift it.
Cevabı göster
so · that
for good: kalıcı olarak
Burada for good, “kalıcı olarak” veya “bir daha geri dönmemek üzere” anlamına gelir. Yok edilmesi, geri dönme ihtimali olmadan onun sonunu getirir. Bu kullanımda for good, tek parça hâlinde bir deyimdir. Good bir yarar ya da olumlu amaç anlamına gelmez; bütün ifade nihai ve kalıcı bir sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “kalıcı olarak” anlamına gelen iki kelimelik deyimle tamamlayın: After several warnings, the website removed the fake account ____.
Cevabı göster
for good
but the formula also intertwines the One Ring with all the rest. Kalıp ifadeler
3:54ancak formül aynı zamanda Tek Yüzük'ü diğerleriyle de birbirine bağlar.
intertwine A with B: ikisini yakından bağlamak
Intertwine A with B, A ile B’yi rollerinin, etkilerinin veya sonuçlarının birbirine bağlanacağı kadar yakın ilişkilendirmek demektir. Burada formül, Tek Yüzük’ü diğer yüzüklerle bağlar; bu nedenle birindeki değişiklik diğerlerini etkileyebilir. Bu cümlede fiil mecaz anlamdadır; gözle görülen ipliklerin birbirine dolanmasını anlatmaz. Etken yapı intertwine + A + with + B şeklindedir; ilgili durum A is intertwined with B ile ifade edilir.
Alıştırma
Cümleyi intertwine A with B kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: The novel ____ a family mystery ____ a national crisis.
Cevabı göster
intertwines · with
when it fails, so do they: so + yardımcı fiil + özne
“when it fails, so do they” ifadesinde do'dan önceki so, aynı şeyin diğerleri için de gerçekleştiğini anlatır. so + yardımcı fiil do + özne they şeklindeki devrik sıra, fail fiilinin tekrarlanmasını önler; tam anlam “when it fails, they fail too” olur. Burada it Tek Yüzük'ü, they zamiri ise diğer Güç Yüzükleri'ni gösterir. Yardımcı fiil, önceki fiile veya fiil grubuna göre değişir: “She is ready, and so are they”; “He can swim, and so can I”. Bu yapı paralel bir durum, eylem veya sonuç sunar. Buradaki do, fail fiilinin yerini tutar; “bir eylem yapmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi devrik so yapısıyla tamamlayın: “The main server will shut down, and ____ the backup units.”
Cevabı göster
so will
Victory over Sauron also means that the rings won't preserve their kingdoms anymore
4:03Sauron'a karşı kazanılan zafer, yüzüklerin artık krallıklarını korumayacağı
the end of ... and the beginning of ...: dengeli bir geçiş
Cümle, “the end of the age of magic” ve “the beginning of the age of men” adlı iki dengeli isim grubundan oluşur. End ile beginning ve magic ile men sözcüklerinin eşleştirilmesi, değişimi bir çağdan diğerine açık bir geçiş gibi hissettirir. Bu paralel çerçeve büyük bir geçişi iki parçaya ayırarak düzenler: ilk yarı neyin sona erdiğini, ikinci yarı ise neyin başladığını belirtir. Buradaki age of men, tek bir erkeğin sayısal yaşı değil, esas olarak insanların yön verdiği bir çağ demektir.
Alıştırma
Dengeli özeti hedef yapıyla tamamlayın: “The agreement marked ____ the conflict and ____ a new era of cooperation.”
Cevabı göster
the end of · the beginning of
If you like Lord of the Rings and this artwork,
4:16Eğer Yüzüklerin Efendisi'ni ve bu çizimleri beğendiyseniz,
I've made a wallpaper pack of every piece of art available over at Patreon.
4:19Patreon'da mevcut olan her sanat eserinden bir duvar kağıdı paketi hazırladım.